Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

DÖNEM : 21 CİLT : 15 YASAMA YILI : 2

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

14 üncü Birleşim

3 . 11 . 1999 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in, Bursa İlinin karayolları yapım projelerindeki aksaklıklardan kaynaklanan ulaşım sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. — İzmir Milletvekili B. Suat Çağlayan’ın, sigaranın zararları ve sigara firmalarınca insan sağlığı üzerinde oynanan oyunlara ilişkin gündemdışı konuşması

3. — Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Kaya’nın, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtının prensiplerine ve Kafkasya’daki siyasî gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen’in, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/49)

IV. — SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. — Çevre Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

V. — SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa merkez ve köylerindeki öğretmen ve okul ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/181)

2. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İli Hilvan İlçesinin kapalı spor salonu ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/182)

3. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline enerji alanında yapılan hizmetlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/183)

4. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde sağlık alanında yapılan hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/184)

5. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İlinin doktor ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/185)

6. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Siverek Devlet Hastanesinin uzman doktor ve personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/186)

7. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde içmesuyu amaçlı yapılan tesis ve kuyu sayısına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/187)

8. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde yapılan köy yollarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/188)

9. — Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/189)

10. — Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, Kıbrıs görüşmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/190)

11. — Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, ekolojik tarıma yönelik çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/191)

12. — Konya Milletvekili Özkan Öksüz’ün, Konya Ovaları Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/192)

B) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. — Sakarya Milletvekili Nezir Aydın’ın, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili düzenlenen kampanyaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/349)

2. — Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili düzenlenen kampanyaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/350)

3. — Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van İli Özalp İlçesinde bulunan Devlet Hastanesinin uzman doktor ve ambülans ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/356)

4. — Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı’nın, milletimizi tehdit eden hastalıklarla mücadeleye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/357)

5. — Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, kemik iliği bankası kurulmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/359)

6. — Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/361)

7. — İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu’nun, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili kampanyanın akibetine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/380)

8. — Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, kemik iliği bankası kurulması amacıyla başlatılan kampanyaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/378)

9. — Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, kemik iliği bankası kurulmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/439)

10. — Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu’nun, kemik iliği bankası kurulmasına ve yurtdışında test edilen kanlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/444)

11. — Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, THK’nun gelir kaynaklarına, personel sayısına ve Kocaeli depremine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/490)

12. — Bursa Milletvekili Oğuz Tezmen’in, SSK Yönetim Kurulu üyelerinin görevden alınmalarının nedenine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın cevabı (7/492)

13. — Bursa Milletvekili Oğuz Tezmen’in, SSK Yönetim Kurulu üyelerinin süresi dolmadan görevden alınmalarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın cevabı (7/493)

14. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Kızılay’ın ve THK’nun mal varlıkları, personel sayısı ve felaketzedelere yaptıkları yardımlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/517)

15. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, KKTC ve Türk Cumhuriyetleri ile izlenen politikalara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in cevabı (7/518)

16. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Marmara depremi nedeniyle karşılıksız kalan çek ve senet tutarlarına ve depremzedelerin borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın, cevabı (7/533)

17. — Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Marmara depreminde zarar gören esnaf ve sanatkârların borçlarının ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/542)

18. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Nazire Dedeman’ın, oğlunun öldürülmesi ile ilgili bazı iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/552)

19. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, sunucu Mehmet Ali Erbil’in ödeyeceği vergi miktarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/554)

20. — Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan’ın, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in iki ayrı özel kalem müdürü ile çalıştığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı (7/556)

21. — İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, deprem bölgesindeki depremzedelere yardımda bulunan bazı vakıfların faaliyetlerine son verildiği iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/558)

22. — Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün, Gülhane Askerî Tıp Akademisinin açılıp töreninde yapılan konuşmaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/559)

23. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/592)

24. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün cevabı (7/595)

25. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin cevabı (7/597)

26. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun cevabı (7/599)

27. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Marmara depreminde enkaz altında kalarak yaralanan bir şahsın tedavi için yurtdışına çıkışının engellendiği iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/615)

28. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, KDV kaçağını önlemek için alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/619)

29. — Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Kaya’nın, emekli maaşlarının ödenme şekline ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/620)

30. — Osmaniye Milletvekili Şükrü Ünal’ın, Osmaniye Valiliği ve Düziçi Kaymakamlığının, sulama kuyularının elektrik borcu nedeniyle enerjilerinin kesilmesi ile ilgili olarak yaptıkları çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/626)

31. — İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, domuzyağı ithalatı yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/628)

32. — İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Spor-Toto Teşkilât Müdürlüğü matbaa makinalarının parça değişim ihalesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün cevabı (7/630)

VI. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. — Spor Toto Teşkilât Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer KamuKurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/540) (S. Sayısı : 172)

2. — Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/370) (S. Sayısı : 120)

3. — Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/374) (S. Sayısı : 171)

4. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/336) (S.Sayısı : 131)

5. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/328) (S. Sayısı : 99)

6. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlave Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/533) (S. Sayısı : 184)

7. — Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin (HGB) İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğalgaz Satışına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/491) (S. Sayısı : 127)

 

I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.

Muş Milletvekili Mümtaz Yavuz, Çeçenistan’daki herekâta,

Sıvas Milletvekili Abdüllatif Şener, BaşbakanBülent Ecevit’in Rusya Federasyonuna yapacağı ziyarete ve Çeçenistan’da meydana gelen olaylara,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Manisa Milletvekili Cihan Yazar’ın, Soma Ege Linyitleri İşletmesi Bölge Müdürlüğüne ilişkin gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mustafa Cumhur Ersümer cevap verdi.

Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu ve 21 arkadaşının, üniversiteye giriş sınavında yapılan değişikliklerin haksızlığa yol açtığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin,

Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu ve 20 arkadaşının, üniversitelerdeki başörtüsü yasağı uygulaması ve bu uygulamanın yarattığı sorunların araştırılarak çözüm yollarının,

Belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/90; 10/91) ile,

FP Grubu adına FP Grup Başkanvekili ve Sıvas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, Çeçenistan ve Kuzey Kafkasya’ya yönelik izlenen dış politika konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/6),

Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve Bulgaristan Parlamentosunun davetine, TBMM Dışişleri Komisyonu,

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu’nun daveti ile Azerbaycan Meclis Başkanının davetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi,

Üyelerinden oluşan birer Parlamento heyetinin icabetine,

Türkiye-Filipinler,

Türkiye-Güney Afrika,

Türkiye-Portekiz,

Türkiye-Romanya,

Türkiye-Singapur,

Türkiye-Tacikistan,

Türkiye-Tayland,

Türkiye-Yunanistan,

Parlamentolararası dostluk grupları kurulmasına,

İlişkin Başkanlık tezkereleri;

Gündemdeki bazı kanun tasarılarının yerlerinin değiştirilmesine,

2.11.1999 Salı günkü birleşimde gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 1 inci sırasında yeralan Türk Hava Yollarının zarar etmesinin nedenlerine ilişkin (10/3) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1 inci sırasında yeralan 188 sıra sayılı Askerlik Kanununa Bir Madde Eklenmesine DairKanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına; 2.11.1999 Salı günü sözlü soruların görüşülmemesine,

Genel Kurulun 3.11.1999 Çarşamba günü, çalışmalarını 15.00-19.00 saatleri arasında sürdürmesine ve birleşimin başında sözlü soruların görüşülmesine,

İlişkin Danışma Kurulu önerileri,

Kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın, Esenyurt Adında Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/96),

Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 4325 Sayılı Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/106),

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra;

26.10.1999 tarihli 11 inci Birleşimde görüşülmesine başlanan, Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, THY’nin zarar etmesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/3) yapılan öngörüşmesinden sonra,

Kabul edilmediği;

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1 inci sırasına alınan ve bugün görüşülmesi kabul edilen, Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının (1/543) (S. Sayısı : 188) yapılan görüşmelerden sonra kabul edildiği ve kanunlaştığı,

Açıklandı.

3 Kasım 1999 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.02’de son verildi.

Ali Ilıksoy Başkanvekili

Şadan Şimşek Tevhit Karakaya Edirne Erzincan Kâtip Üye Kâtip Üye

 

No. : 19

II. — GELEN KÂĞITLAR

3 . 11 . 1999 ÇARŞAMBA

Teklifler

1. — İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Emlak Vergisi Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/340) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

2. — İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türk Ceza Kanunu ile Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/341) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

Sözlü Soru Önergeleri

1. — İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın, 17 Ağustos depreminde İstanbul İlinde meydana gelen can ve mal kaybına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/221) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

2. — Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, bazı illerdeki hayvan pazarlarının kapatıldığı iddialarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/222) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

3. — Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, Şanlıurfa İline bağlı bazı köylerin telefon ihtiyacına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/223) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

4. — Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, Şanlıurfa İli Siverek İlçesinde bulunan tarihi eserlerin restorasyonuna ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/224) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

5. — Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, Şanlıurfa İlline bağlı köy yollarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/225) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

6. — Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, Şanlıurfa İline bağlı bazı köylerin içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/226) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

7. — Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, buğday üreticilerinin TMO’dan alacaklarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/227) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

8. — Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, pamuk üreticisine ödenen destekleme primine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/228) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

9. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karaya’nın, Erzincan İlindeki din görevlisi açığına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) sözlü soru önergesi (6/229) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. — Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, kamu kurum ve kuruluşlarına ait tesislerden depremzedelere tahsis edilenlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/794) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.10.1999)

2. — Yozgat Milletvekili İlyas Arslan’ın, Yozgat İli Sorgun İlçesinin spor tesisi kompleksi ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) yazılı soru önergesi (7/795) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.10.2999)

3. — Konya Milletvekili Teoman Rıza Güneri’nin, Konya Ilgın Termik Santrali Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/796) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.10.1999)

4. — İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’nun 1996 yılında bankalardan aldığı krediye ve 1990 yılından bugüne kadar tahakkuk eden bütçesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/797) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.10.1999)

5. — İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, 1. Dünya Hava Oyunları organizasyonuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/798) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.10.1999)

6. — İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK tarafından toplanan fitre, zekat ve kurban derilerinden elde edilen gelir paylarının ilgili kurumlara verilmediği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/799) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.10.1999)

7. — İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’nun 1. Dünya Hava Oyunlarının düzenlenmesiyle ilgili olarak bir tanıtım şirketiyle yaptığı sözleşmeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/800) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.10.1999)

8. — Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa Kamalak’ın, çifte vatandaşlık statüsüne sahip vatandaşlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/801) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.10.1999)

9. — Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğünde isteği dışında görev yeri değiştirilen memurlara ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru önergesi (7/802) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

10. — Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, 56. ve 57. Hükümet dönemlerinde isteği dışında yeri değiştirilen memurlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/803) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

11. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, toplam iç borç stoğuna, iç borçlanma faiz oranlarına ve dış kaynaklarından sağlanan kredi miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/804) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

12. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, İstanbul Defterdarlığına ne zaman atama yapılacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/805) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

13. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurumlara yönetici ataması amacıyla açılan sınav sonucuna ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/806) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

14. — Elazığ Milletvekili Latif Öztek’in, Elazığ İlinin özürlüler bakım ve rehabilitasyon merkezi ile toplum ve gençlik merkezi ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru önergesi (7/807) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

15. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan Susurluk Raporuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/808) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.0.1999)

16. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, ABD ziyaretine katılan işadamlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/809) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

17. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan Susurluk Raporunda yeralan bir iddiaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/810) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

18. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan Susurluk Raporuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/811) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

19. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan Susurluk Raporuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/812) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

20. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Susurluk olayları konusundaki Meclis araştırması komisyonu raporunda yeralan önerilerin değerlendirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/813) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

21. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Sabah Gazetesindeki bir habere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/814) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

22. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, enerji politikaları konusunda basında çıkan bir habere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Devlet Bahçeli) yazılı soru önergesi (7/815) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

23. — Nevşehir Miletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan Susurluk Raporunda ileri sürülen bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/816) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

24. — Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay İli Söğüt Beldesinin sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/817) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

25. — Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay İli İskenderun İlçesine bağlı Azganlık Beldesi sağlık ocağının tıbbi malzeme ve ambülans ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/818) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

26. — Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, 57. Hükümet Döneminde Hatay İlindeki belediyelere yapılan yardım miktarına ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/819) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

27. — Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay İli Hassa İlçesi Söğüt Beldesinin telefon santrali ihtiyacına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/820) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

28. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, bakanlıkça 57 nci Hükümet Döneminde belediyelere gönedirilen para miktarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/821) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

29. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, bilgisayarla ilgili projelere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/822) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

30. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, bakanlığın merkez ve taşra denetim elemanı sayısına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/823) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

31. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, bakanlıkça 57. Hükümet Döneminde belediyelere gönderilen para miktarına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/824) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

32. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, kamu bankaları tarafından verilen kredilere ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/825) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

33. — Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan’ın, Diyarbakır-Ergani-Güzelkaya Köyü Sağlıkevi inşaatının ne zaman tamamlanacağına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/826) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.10.1999)

34. — Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Antalya Gazipaşa Stol Havaalanı inşaatına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/827) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.10.1999)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

3 Kasım 1999 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili Nejat ARSEVEN

KÂTİP ÜYELER : Tevhit KARAKAYA (Erzincan), Şadan ŞİMŞEK (Edirne)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14 üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Bursa İlinin karayolları sorunları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Teoman Özalp’a aittir.

Buyurun Sayın Özalp.

III.– BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in, Bursa İlinin karayolları yapım projelerindeki aksaklıklardan kaynaklanan ulaşım sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

TEOMAN ÖZALP (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa İlimizin en önemli sorunlarından olan ulaştırma sektöründeki sorunları anlatmak için, gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bana bu sorunları aktarma imkânı verdiği için Sayın Başkana teşekkür ediyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Plan ve Bütçe Komisyonunda 1999 yılı bütçesi görüşülürken, Bursa İlimizin karayolu meselesini özellikle gündeme getirdim; ama, hâlâ bir gelişme yok. Onun için, bu gündemdışı konuşmayı yapma gereği duydum.

Bursa İlimiz, sanayileşme bakımından oldukça mesafe kaydetmiş bir ilimizdir. Bu nedenle, altyapı yatırımlarının aynı paralellikte olması kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Bursa İlimizde yatırımlarına başlanılan Bursa-İnegöl ayrımı Yenişehir yolunun, Bursa çevre otoyolunun, Bursa-Karacabey yolunun, Karacabey-Susurluk ayrımı Bursa yolunun, Bursa-Yalova yolunun, neredeyse durma noktasına gelmesi fevkalade üzücüdür.

Bursa çevre yolu, 1997 yılında yapımına başlanmış, programa alınmış iken, 81 trilyon gibi bir proje bedeli olan ve Bursa İlimize nefes aldıracak bir projeye, uygulamadaki aksaklık nedeniyle henüz başlanamaması, ülkemiz ve güzel Bursamız için bir kayıptır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çağdaş kentleşmenin ve şehirleşmenin olduğu ülkelerde, çevre yolları en önemli olgudur. Bu nedenle, Bursa gibi sanayileşmesi gelişmiş bir ilimizin çevre yoluna hâlâ başlanılamaması üzüntü vericidir; aradan geçen zaman içerisinde kredi sorununun hâlâ halledilememiş olması çok üzücüdür. Bu konuda, hükümetin ve ilgili bakanlığın acilen çözüm yolu bulması gerekir.

Diğer bir sorun, Bursa Havaalanı-Yenişehir yolunun ödenek yetersizliğidir. 1997 yılında yapımına başlanılan yolun hızla bitirilmesi önem arz etmektedir. Bu nedenle, 1997 ve 1998’de nominal rakamlarla 353 milyar harcanan yol, 1999 yılında durma noktasına gelmiştir.

2000 bütçesinin yapıldığı bugünlerde, Bursa için hayatî önem taşıyan bu projelere yeterli ödeneğin ayrılmasını önemle rica ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; trafik yoğunluğu fazla olan bu yol için ödeneğin yeterli düzeyde olması önem arz etmektedir. Yenişehir Havaalanı kullanılabilir hale gelmek üzeredir; ancak, Yenişehir-Bursa yolu bitirilemediği sürece, bu havaalanının kullanılması mümkün değildir. Bu konuda, Ulaştırma ve Bayındırlık ve İskân Bakanlıklarının gereken önlemleri acilen almaları icap eder.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa-Karacabey-Susurluk yol iyileştirme çalışmalarının bitirilememesi de bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu projenin ödenek yetersizliğinden durması, ülkemizin ne hale geldiğinin bariz bir göstergesidir.

Hükümetin, bu yıl sarf ettiği paralarla bu yolların bitmesi mümkün değildir. Bu yollara yeterli ödenek ayrılmayacaksa, bu yolların yapımına niçin girişildi? 2000 yılı bütçesinden yeterli ödeneğin konulması şarttır.

Bursa-Yalova, Bursa-İnegöl-Bozüyük yollarının sıcakkarışım asfaltlama işleri de, ödenek yetersizliğinden durmuştur. Bu yollar için de çalışmaların sürdürülebilmesi için, 2000 yılı bütçesinden yeterli ödeneğin ayrılması önem arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özalp; konuşmanızı tamamlayın efendim.

TEOMAN ÖZALP (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke bütçeleri hazırlanırken yatırım harcamalarına gerekli önemin verilmesi zorunludur. Verimli harcamalardan olan yatırım harcamalarının, gerekli istihdamı yaratırken üretime katkısı hepimizin malumudur. Bu nedenlerle, Bursa İlimizdeki yol yapım çalışmalarına gerekli yatırım ödeneklerinin aktarılmasında zorunluluk vardır. Hükümetin bu konuda duyarlı olması gerekir.

Yarıda kalan veya hiç başlanılamayan projelerin hayata geçirilerek, ülke insanına ve ekonomisine faydalı olacağını düşünüyorum. 2000 yılı yatırım bütçesine yeterli ödeneklerin konulması gerektiğini belirtiyorum ve bu vesileyle, Yüce Heyete tekrar saygılarımı sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özalp.

Değerli milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, sigara ve insan sağlığı üzerinde oynanan büyük oyun konusunda söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Suat Çağlayan’a aittir.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

2. — İzmir Milletvekili B. Suat Çağlayan’ın, sigaranın zararları ve sigara firmalarınca insan sağlığı üzerinde oynanan oyunlara ilişkin gündemdışı konuşması

B. SUAT ÇAĞLAYAN (İzmir)– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konu sigara olunca ve konuşmacı da bir doktor olunca, herhalde, yine bu adam akciğer kanserinden bahsedecek diyeceksiniz, kronik bronşitten bahsedecek diyeceksiniz, sigara içenlerin sigara içmeyenlere yaptıkları zulümden bahsedecek diyeceksiniz; ondan sonra, en azından, kulislerde içilen sigaraların sigara içmeyen milletvekillerine zarar verdiğinden bahsedecek diyecekseniz; bunlardan bahsedeceğim tabiî; bahsedeceğim ama, bunun yanında da, bir de, başka şeylerden de bahsedeceğim.

Sigara içmenin bir özentiyle başladığından, bir taklitle devam ettiğinden ve ağız alışkanlığının bir nikotin bağımlılığı haline geldiğinden size bahsetmek zorundayım tabiî ki ve bu konuyu açmışken, akciğer kanseri olanların, Amerika Birleşik Devletlerinde açtıkları davalar sonucu sigara firmalarını 245 milyar dolara mahkûm ettirdiklerinden bahsetmek zorundayım tabiî. Bunun yanında, her gün ölenlerin yaklaşık yüzde 25, yüzde 30’unun sigara ve sigaraya bağlı komplikasyonlar nedeniyle öldüklerinden de bahsetmek zorundayım tabiî; ama, asıl bahsetmek istediğim bu değil. Asıl bahsetmek istediğim, söylemek isteğim şey, sigara firmalarının, yaklaşık elli yıldır insanları aldatmaları ve organize bir suç örgütü gibi çalışmaları, hatta, bunun bir bağlantısı olarak da adetâ bir mafya gibi çalışmış olmaları, çalışmakta olmaları.

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Cinayet şebekesi demek daha doğru...

B.SUAT ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bu mafya lafı bana ait değil, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Clinton’a ait. Clinton’ın, sigara firmaları için mafya benzetmesi var.

1953 yılında, sigaranın kanser yaptığı anlaşılınca, firmaların ödleri patlamış, eyvah ekmek kapımız kapanıyor diye alelacele bir araya gelmişler ve bir örgüt oluşturmuşlar; direnç örgütü. Bu örgüt, bu güç birliği çalışmaya başlamış. O günden beri ne yapmış; sigara tüketiminin azalmasını önlemek ve sigara içimini daha çok artırmak için bir çalışma planlamışlar, bu çalışma yıllarca sürmüş ve bugüne kadar gelmiş ve bugün de devam ediyor tabiî. Bu çalışmaların içinde sigaranın zararlarını kanıtlayan bilimsel çalışmaları engellemek var. Yalan ve yanlış beyanlarla kamuoyunu yanıltma var bu çalışmanın içinde. Kamuoyunu yalan yanlış yanıltmayı hedefleyen bu çalışmaların yanı sıra, büyük sigara firmalarının bulunduğu yer olması dolayısıyla, Amerika Birleşik Devletlerinde sigaraya karşı yasaların çıkmasını engellemek için Konrge üyelerine büyük çıkarlar sağlama var bu çalışmaların içinde. Tabiî, bunda da bugüne kadar başarılı olmuşlar; ama, Amerikan Adalet Bakanlığı ilk defa geçenlerde sigara firmaları aleyhine bir dava açmış; şimdiye kadar akciğer kanseri olanlar tarafından bireysel açılıyordu. Amerikan Adalet Bakanlığı, bu davayı, sigara firmalarının halkı elli yıldır kandırdıkları gerekçesiyle açıyor. Haklarında dava açılan bu firmaların isimlerini, gazete haberleri ve kamuoyu haberleri olduğu için rahatlıkla verebilirim; bunlar, Reynolds, Philip Morris ve Brovn Williamson. Açılan bu davalar nedeniyle firmalar şokta. Çünkü, çok büyük tazminat davası bu davalar. 50 yıldır insanı aldatıyorlar diye açmış Amerikan Adalet Bakanlığı bu davaları; çünkü, sigara firmaları her dönemde farklı bir yöntemle ulaşmaya çalışmışlar insanlara ve gençlere. En son “light sigara” adı altında bir sigara çıkarmışlar. Sanki zararsızmış gibi, sanki gençlere “bakın, için; bunun hiçbir şeyi yok” der gibi, “ağız alışkanlığıdır canım” der gibi bu light sigarayı çıkarmışlar. Başarılı da oluyorlar; çünkü, gençlere ulaşmanın yolunu buluyorlar.

Gelişmiş ülkelerde yeterince destek bulmamaya başlayınca, daha az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelere yönelmişler; oradaki gençlere spor yoluyla ulaşmaya çalışmışlar, doğa yoluyla ulaşmaya çalışmışlar ve müzik yoluyla ulaşmaya çalışıyorlar ve başarılı oluyorlar maalesef. Tabiî, engellenmesi çok zor; ama, bu arada kendi ülkelerinde; yani, büyük ülkelerde kamuoyunu da etkileyecek şekilde çalışmalarını sürdürüyorlar. Bir yandan da aleyhlerine yasa çıkarılmasını engellemek için, yeni kongre üyelerini tavlamaya çalışıyorlar çeşitli yöntemlerle ve büyük ülke pazarlarını da bırakmıyorlar. Bunun için, British-American Tobacco firmasıyla Fhilip Morris firması geçen yıl kongre üyelerine 40 milyon dolar dağıtmış –gazete haberi, benim haberim değil; onun için rahatlıkla söyleyebilirim– çok önemli bir rakam. Özellikle cumhuriyetçi kongre üyelerine dağıtmışlar bu parayı, aleyhlerine yasa çıkmasın diye.

Bin yıldır, sigara, insanlığın başına bela olmuş. Mezarlığın kapısına gidilse, her gün, ölenlerin yüzde 30’unun, çarpı işareti koyup, bunların sigara nedeniyle öldükleri belirlenebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çağlayan, konuşmanızı tamamlayın efendim.

B. SUAT ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ülkemiz sigaraya karşı en uygar yasayı çıkaran ülke, 4207 sayılı Yasa. Bunun için -bundan önceki Meclisten çıktı- kendilerini kutlamak gerek; ancak, Sigara Yasasının uygulama bakımından bazı düzeltmelere ihtiyacı var; çünkü, uygulanmıyor; ancak, psikolojik etkisi var, toplu yerlere asılmış, o kadar; ne cezası uygulanıyor ne hiçbir yeri.

Zamanım da doluyor; ama, değerli milletvekillerinden istediğimiz çok önemli bir şey var. 4207 sayılı Sigara Yasasının mutlaka alt kısımlarının halledilmesi gerek ve en önemlisi, kırk kırkbeş yıldır insanlığa büyük zararlar veren bu sigara firmalarının yaptıklarını soruşturan ve gelecekte ülkemizin sigara konusundaki politikalarını belirleyecek olan bir inisiyatife girmek, bir başlangıç yapmak; bunun için de bir Meclis araştırması vermek istiyoruz. Bu Meclis araştırmasına bütün üyelerin desteğini bekliyoruz. Bu, bir insanlık suçudur, bu bir insanlık ayıbıdır. Sigara, insanlığın, istemeden yaratılan bir tutkusudur. Buna hepinizin desteğini bekliyor, saygılar sunuyorum efendim. (Alkışlar)

Hoşça kalın. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çağlayan.

Gündemdışı üçüncü söz, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Kafkasya hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Kaya’ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kaya.

3. — Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Kaya’nın, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının prensiplerine ve Kafkasya’daki siyasî gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET KAYA (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Kafkasya hakkında gündemdışı konuşmamı yapmak üzere huzurlarınızda söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, Sovyetler Birliğinin ve Sovyet iktisadî yapısının dağılması sonucunda Rusya’dan ayrılan milletler, yeni bir yapılanma dönemine girmişlerdir. Bu yeni dönem, iktisadî yapıdan sosyal realiteye, kültürden milletlerarası ilişkilere kadar uzanan bir dizi değişim ve dönüşümü içeren toplumsal unsur veya unsurları içermektedir.

Çarlık Rusyasında, Sovyetlerin inşaında görülen birliğin tesisinde yaşanan güçlükler kadar sıkıntılı olmasa da, şu anda, içinde bulunduğumuz yeniden yapılanma sürecinde, Kafkasya’da, bölgeyi ve tüm dünyayı meşgul eden ve düşündüren olaylar oluşmaktadır. Kafkasya, bölge itibariyle tarihî şartlar ve coğrafyanın belirlediği stratejik yapısıyla dünyanın en bellibaşlı muhataralı bölgelerinden birisidir.

Değerli milletvekilleri, artık, içinde bulunduğumuz dünya sistemi, hiç kimseye “ondan bana ne” yahut “benden kime ne” dedirtmeyecek bir konuma gelmiştir. Yakın geçmişe kadar gerekli olan kurallar ve normatifler, artık tek başına, bir devleti, bir milleti veya herhangi bir etnik yapıyı bağlamıyor. Bu kurallar, artık, topyekûn genel dünya sisteminin, en azından şu andaki demokratik aktörleri tarafından belirleniyor. Bu kurallar nedir? Bu kurallar ana hatlarıyla, kişi, grup, etnik ulus ve halkları içine alan insan hakları ve bu insan haklarının Helsinki Nihaî Senediyle taahhüt altına alınmış demokratik talepler manzumesidir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, bu talepler, kısa adı AGİT olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından, insan hakları ilkesi üzerine kurulu 21 Kasım 1990 tarihli Paris Şartıyla kurumsal bir tabana yerleştirilerek, temel prensipler üzerine oturtulmuştur. Söz konusu Paris Şartnamesinde, dünyada cepheleşme çağının ve Avrupa’da bölünmüşlüğün sona erdiği açıklanmakta, insan haklarına ve temel hürriyetlere dayalı demokrasiye olan bağlılık ile iktisadî serbestlik ve sosyal adalet yoluyla elde edilecek refaha duyulan güven vurgulanmaktadır.

Gerek yeniden yapılanma döneminin gerekse Kafkasya jeopolitiğinin kendi özgür konumundan kaynaklanan zor bir dönemden geçtiğinin bilincindeyiz. Keza, yine bölgede siyasî, etnik, iktisadî ve sosyal konumu gereği önemli bir yere sahip olan Türkiye’nin, bu konumunu dikkate alarak, Kafkas ülkeleriyle olan ilişkilere olumlu tepkiler vermesi gayet tabiî bir hadisedir. Nitekim, bölgedeki gelişmelere üçüncü ülkelerin müdahalesinden rahatsızlık duyan Kafkas ülkelerinden bazılarının, bölgede istikrarın sağlanmasında Türkiye’yi arabulucu olarak görmek istemesi de bu olumlu tepkinin sonucudur. Türkiye olarak, bölgede kalıcı bir barışın tesisi, iktisadî ve sosyal münasebetlerin gelişmesi, öyle sanıyoruz ki, bölge ülkelerinin tarafsız ve dengeli politikalarının tutarlılığına ve sürekliliğine bağlıdır. Bu ilişkilerde Kafkas ülkelerinin üzerine düşen görevse, Kafkas ötesi Türkiye ilişkilerinde üstleneceği köprü görevidir. Dolayısıyla, kaostan ve problemlerden arınmış, bağımsız ve egemen Kafkas ülkelerinin Türkiye’yle geliştireceği dostluk ve denge esasına dayalı ilişkiler, aynı zamanda üçüncü müdahil güçlere karşı da tabiî bir müttefik güvenlik bölgesi olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, özellikle tarih boyunca aynı coğrafyayı paylaşmış ve iç içe yaşamış Azerbaycan ve Ermenistan ulus ve devletlerinin sorunlarını, karşılıklı diyalog içinde, birbirine tecavüzkâr olmadan halletmelerini istemektedir. Bu bağlamda, yine Rusya Federasyonu ile Çeçenistan arasındaki durumun da, insanî ve bölgesel denge boyutlarında iki tarafın anlaşmasıyla sonuçlanmasını ümit etmekte ve sabırla beklemekteyiz. Günümüzde, dünyanın neresi olursa olsun, hele de Kafkasya’da coğrafyayı ve tarihi değiştirmek mümkün değildir. Burada tek yapılacak şey, belirli bir diyalog içinde, ulus ve devletlerin, birbirinin dil, din, kültür ve vatanî değerlerine saygılı bir şekilde, ortak paylaşımla, ulusların daha toleranscı düşünceler içinde yaşamalarının modern dünyamız icapları içinde olduğunu söylemenin yerinde olacağına da inanmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim, tamamlayın lütfen.

MEHMET KAYA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, iki hafta sonra, 18-19 Kasım 1999 tarihleri arasında İstanbul’da AGİT Dünya Zirvesi yapılacaktır. Bu Dünya Zirvesinden, Kafkasya’daki husumet ve karışıklıkların bitmesini; Bakü-Ceyhan petrol boru hattındaki pürüzlerin de ortadan kalkmasını ümit ve temenni etmekteyiz.

Konuşmama son verirken, Aziz Türk Milletini ve onun Yüce Meclisini saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaya.

Değerli milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Komisyondan bir istifa önergesi vardır; okutuyorum.

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen’in, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/49)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adalet Komisyonu üyesiyim. Başka komisyonlarda görevim olması nedeniyle Adalet Komisyonu üyeliğinden ayrılmak istiyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Aydın Gökmen Balıkesir

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IV.– SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. — Çevre Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Çevre Komisyonunda boş bulunan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Adana Milletvekili Sayın Recai Yıldırım aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

V.– SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa merkez ve köylerindeki öğretmen ve okul ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/181)

BAŞKAN – 1 inci sırada yer alan, Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa merkez ve köylerindeki öğretmen ve okul ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesinin görüşmelerine başlayacağız.

Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Olmadığına göre, sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

2. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İli Hilvan İlçesinin kapalı spor salonu ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/182)

BAŞKAN – 2 nci sırada yer alan, Şanlıurfa Milletvekili Zükfükar İzol’un, Şanlıurfa İli Hilvan İlçesinin kapalı spor salonu ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından soru önergesi...

Soruyu cevaplayacak olan Sayın Bakan?.. Yok.

Sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

3. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline enerji alanında yapılan hizmetlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/183)

BAŞKAN – 3 üncü sırada yer alan, Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline enerji alanında yapılan hizmetlere ilişkin, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan ve Başbakan Yardımcısı?.. Yok.

Sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

4. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde sağlık alanında yapılan hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/184)

BAŞKAN – 4 üncü sırada, Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde sağlık alanında yapılan hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Sağlık Bakanı?.. Yok.

Sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

5. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İlinin doktor ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/185)

BAŞKAN – 5 inci sırada, Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İlinin doktor ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Sağlık Bakanı olmadığı için, sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

6. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Siverek Devlet Hastanesinin uzman doktor ve personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/186)

BAŞKAN – 6 ncı sırada, Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Siverek Devlet Hastanesinin uzman doktor ve personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi...

Keza, Sağlık Bakanının Genel Kurul salonunda bulunmaması dolayısıyla ertelenmiştir.

7. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde içmesuyu amaçlı yapılan tesis ve kuyu sayısına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/187)

BAŞKAN – 7 nci sırada, Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde içmesuyu amaçlı yapılan tesis ve kuyu sayısına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi...

Cevap verecek Sayın Bakanın olmaması dolayısıyla sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

8. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde yapılan köy yollarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/188)

BAŞKAN – 8 inci sırada Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde yapılan köy yollarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi...

Yine, cevap verecek Bakanın Genel Kurul salonunda hazır bulunamaması dolayısıyla ertelenmiştir.

9. — Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/189)

BAŞKAN – 9 uncu sırada, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi...

Cevap verilemediği için ertelenmiştir.

10. — Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, Kıbrıs görüşmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/190)

BAŞKAN – 10 uncu sırada, Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, Kıbrıs görüşmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi...

Cevap verecek Sayın Bakanın olmaması dolayısıyla ertelenmiştir.

11. — Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, ekolojik tarıma yönelik çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/191)

BAŞKAN – 11 inci sırada, Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, ekolojik tarıma yönelik çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakanın Genel Kurul salonunda bulunmaması dolayısıyla ertelenmiştir.

12. — Konya Milletvekili Özkan Öksüz’ün, Konya Ovaları Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/192)

BAŞKAN – 12 nci ve son sırada, Konya Milletvekili Özkan Öksüz’ün, Konya ovaları projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakanın bulunmaması dolayısıyla ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1 inci sırada yer alan, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

VI.– KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER

1. — Spor Toto Teşkilât Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/540) (S.Sayısı : 172) (1)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım:

Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Sayın Seydi Karakuş; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır efendim.

MHP GRUBU ADINA SEYDİ KARAKUŞ (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 172 sıra sayılı Spor Toto Teşkilat Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek için söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulması ve Türk Milletinin hür ve müstakil bir devlet olarak yeniden yapılanması, 76 ncı yılını kutladığımız cumhuriyetin ve demokratik yapılanmanın önemi tam manasıyla anlaşılıp, uygulanması mümkün olmamıştır. Bu çerçevede, bütün sorumluluk, babaerkil bir milletin fertleri olarak bizlerindir ve bizlerin devleti baba olarak görmesi, “her şeyi devlet baba çözer” anlayışını ortaya çıkarmıştır. Bu sorumluluğu ve halkın ihtiyaçlarını doğrudan üstlenen devlet, halkın ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır. Hızlı nüfus artışı ve gelişen teknolojiye yeterince ayak uydurulamayışı, böylece, devlet olma özelliğimizi geciktirmiştir. Halkın ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan, hatta, yeterince cevap veremeyen devlet, mevcut imkânların dağılımında da adil davranamamıştır. Kurumlarında ihtiyaç duyulan personel istihdamında, bir sistem halinde, işin ehli insanları alma yerine, siyasî görüş, şahsî hatır veya menfaat ölçüleri önplanda tutularak değerlendirme yapılmıştır. Bu tür davranışların ortaya çıkardığı tablo, bun, hepimizin rahatsızlık duyduğu, çözümünü bulmada zorlandığı, halk ile devleti karşı karşıya getirdiği bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu tür kurumlara, ihtiyaçtan değil, çok defa ve de gereğinden fazla olarak, daha evvel bahsettiğim yaklaşımlarla personel alınmıştır. Bu durum, toplumun diğer kesimlerini rahatsız etmiş; ancak, çaresizlik, dedikodu ve hatta devlet düşmanlığına varan durumlar ortaya çıkmıştır. Halk, bu tür yerleri, kurum veya kuruluş olarak değil, arpalık olarak görerek, sosyal bir yaraya parmak basmıştır. Devletin kurumları arasında sosyal adalet sağlanamadığı için, arpalıklar cazip hale gelmiş, diğer kurumların çoğunda yeterli personel bulunamaz duruma düşmüş ve verimlilik azalmıştır. Mesela, eğitim kurumlarımızda –ister üniversiteler, ister orta ve ilköğretim kurumları olsun– hocaların odaları kendileri tarafından, öğrencilerin sınıf ve sıraları, hizmetli olmadığından, velileri tarafından temizlenir hale gelmiştir.

57 nci hükümetin, bahsedilen yanlış değerlendirmeleri, devletin bir sistemini oluşturarak, ciddî manada kurumlaşan, hak edenin, hak ettiğini elde edebileceği bir yapılanmayı tesis etmede azamî gayretli olduğuna inanmaktayız.

Sayın milletvekilleri, Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğü, sporun altyapısının oluşturulması, sağlıklı nesiller yetiştirilebilmesi, sporun birleştirici, bütünleştirici felsefesinden faydalanılabilmesi gayesiyle, 29 Nisan 1959 tarihinde çıkarılan 7258 sayılı Kanunla kimliğine kavuşan, kurulduğu 26 Mart 1960 tarihinden bu yana da futbol müsabakalarında müşterek bahisler tertip ederek elde ettiği hâsılattan yaptırdığı tesis ve diğer maddî hizmetlerle Türk sporuna hizmet etmiş bir kurumdur.

Spor-Totonun elde ettiği hâsılattan Tanıtma Fonuna yüzde 5, olimpiyat oyunlarına yüzde 5, Yüksek Öğretim Kredi ve Yurtlar Kurumuna yüzde 10, Çocuk Esirgeme Kurumuna yüzde 1, futbol kulüplerine, isim hakkı olarak yüzde 5, yüzde 10 da KDV olarak toplam yüzde 36 oranında kesinti yapılmaktadır. Kesintilerin birinci derecede amacına uygun olarak dağıtılmaması, ayrıca, fazla kesilmesi; bunun yanında, giderek artan ve bugün 550’ye varan personel sayısı, teşkilatın hizmet alanını daraltmıştır. Bunun için, ilk yıllarda verdiği hizmet, artık, görülemez olmuştur.

Spor Toto kuponlarının değerlendirilmesi, manüel olarak, yani, elle yapılırken, bugün, teknolojinin sağladığı kolaylıkla bilgisayar sistemiyle olmaya başlamıştır. Böylece, ihtiyaç fazlası personel problemiyle karşılaşılmış ve teşkilata, dolayısıyla da devlete yeni bir yük getirmiştir. Biraz sonra oylanacak kanun tasarısıyla, bu fazlalığın diğer kurumlara dağıtılması sağlanacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Spor Toto Teşkilatına değişik sebep ve şekillerle alınmış ve bugün fazlalığı kabul edilmiş personelin dağılımında, devletin adil davranarak, belirlenecek ilkelere göre dağıtım yapılması gerektiği görüşündeyiz. Kura, işe giriş tarihi veya teknik kapasite anlayışına göre değerlendirilip dağıtılmasıyla kurum içi huzursuzluğa meydan verilmeyeceği kanaatindeyiz. Ayrıca, buradan dağıtım yapılacak personelin üniversite veya Millî Eğitime verilerek, oradaki personel ihtiyacı sonucu mağdur olan öğretmen ve öğrencilere de hizmet verilmiş olacağı düşüncesindeyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, Spor-Toto Teşkilatının, bu sebeple de, gerekli reorganizasyonunun yapılıp, hâsılatının artırılması, kesintilerin amacına uygun, bilhassa amatör spora ve altyapıya hizmet için verilmesi temennisiyle, hepinizi saygılarla selamlıyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Tasarının tümü üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Bartın Milletvekili Sayın Tufan Yazıcıoğlu; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA CAFER TUFAN YAZICIOĞLU (Bartın) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; öncelikle, büyük milletimizin, cumhuriyetin 76 ncı yıldönümünü kutluyor, onun, cumhuriyetin yüce teminatı Türkiye Büyük Millet Meclisine de saygılarımı sunuyorum; Ulu Önderimiz Atatürk’ü ve onun arkadaşlarını, bir kere daha minnet ve rahmetle anıyor, kendilerine de saygılarımızı arz ediyorum.

Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünde otuzdokuz yıldır manüel olarak yapılan değerlendirme işlemi, 1998 yılı mart ayından itibaren terk edilerek bilgisayar sistemine geçilmiş ve bu geçişiyle birlikte teşkilat ihtiyaç fazlası personel sorunuyla karşılaşmıştır. Bu personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına atamaları yapılarak mağduriyetlerinin önlenmesi ve böylece, teşkilatın malî bünyesinde meydana gelen zafiyetin giderilmesi amacıyla bu kanun tasarısının hazırlandığı anlaşılmıştır.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bağlı birimi olarak 7258 sayılı, Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tertibi Hakkında Kanunla kurulmuş olan Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğü, özel bütçeli bir kurum olup, müşterek bahis hâsılatı, iştirakçilerin kolon başına ödeyecekleri iştirak bedellerinin toplamından oluşur. Teşkilat, elde edilen hâsılattan her nevî spor, saha ve tesisleri vücuda getirmek, idamelerini sağlamak, her türlü spor, alet, vasıta ve malzemeleri tedarik etmek ve her çeşit spor faaliyetlerinde bulunmak gibi, Türk sporunun gelişmesine yararlı işlere sarf edilmek üzere, yukarıda adı geçen genel müdürlüğe, Yükseköğretim Kredi ve Yurtlar Kurumuna, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna, Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kuruluna, Tanıtma Fonuna ve futbol kulüplerine pay ayırmaktadır.

Türk sporunun gelişmesi için, teşkilatın hâsılattan pay ayırmak suretiyle yaptığı katkılarla, İzmir Akdeniz Oyunlarının yapıldığı Atatürk Stadı, İstanbul Ataköy Yüzme Havuzu, Kahramanmaraş-Elbistan’da spor salonu, Kocaeli-Gölcük, Ankara-Sincan, Şanlıurfa-Siverek, Ankara-Haymana, Kocaeli-Gebze, Bursa-İnegöl, Bolu-Mudurnu, Hatay-Dörtyol spor salonlarının yanı sıra, Malatya’da olimpik yüzme havuzu yapılmış ve Ankara19 Mayıs, İstanbul-Fenerbahçe, İstanbul-İnönü, İzmir-Atatürk, Bursa-Atatürk, Denizli, Rize, Karabük, Antalya, Van ve Erzurum statlarının ışıklandırılmalarına katkıda bulunulmuştur.

Son yıllarda, Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünün, futbolda müşterek bahis oyunlarından elde ettiği hâsılat oldukça azalmıştır. Teşkilatın bilgisayar sistemine geçmesiyle birlikte, LC sistemde değerlendirme işini yapan personel, ihtiyaç fazlası haline gelmiştir. Bilgisayar sistemine geçilen Mart 1998 tarihinden bu yana söz konusu personele yaptırılacak iş kalmadığı halde, ücretleri ödenmektedir. Bunun yanında, bilgisayar sistemi için de ödemeler yapıldığı bildirilmektedir.

Zaten azalmış olan hâsılattan, yukarıda sayılan kurum payları ayrıldıktan sonra kalan hâsılatla, hem teşkilatın zarurî masraflarının karşılanması hem bilgisayar ağı için ödemeler yapılması ve hem de personel ücretlerinin ödenmesinin giderek mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Söz konusu personelin, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına atanmalarının yapılmasıyla birlikte, personel ücretlerini ödeyemez durumda olan Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğü, bu yükten kurtulacak ve kurumda kalan personele ücret ödeyebilir duruma gelecektir.

Boşalacak kadrolar, kanun metninde ifade bulduğu gibi, hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılacaktır. Maliye Bakanlığı, personel ihtiyacı bulunan kamu kurum ve kuruluşlarını tespit ederek, bu personel atamalarıyla ilgili esas ve usulleri belirleyecektir.

Teşkilatın, mevcut mevzuat düzenlemelerinden kaynaklanan sebeplerle biraz önce saydığım kurumlara pay ayırdığı görülmektedir. Oysa, eğer hâsılatın artması isteniyorsa, Millî Piyango İdaresinin tertiplediği oyunlarda ve at yarışlarında olduğu gibi, Katma Değer Vergisi çıktıktan sonra kalan hâsılatın en az yüzde 50’si iştirakçiye verilmelidir. Bu, Avrupa’da da böyledir. İştirakçi payı arttığında oyuna katılım da artacak; bunun sonucunda hâsılat yükselecektir.

1959 yılında yürürlüğe giren Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tertibi Hakkında Kanun artık değişmeli; günün ihtiyaçlarına cevap verecek hale getirilmelidir. Adı geçen 7258 sayılı Kanunu değiştiren bir tasarı hazırlayıp Meclis Genel Kuruluna sunularak, her nevi spor saha ve tesisleri vücuda getirmek, idamelerini sağlamak, her türlü spor alet, vasıta ve malzemesi tedarik etmek ve her çeşit spor faaliyetlerinde bulunmak gibi, Türk sporunun gelişmesine yararlı işler yönünden en büyük payı sunan Spor Toto Teşkilat Müdürlüğünün eski günlere getirilmesi sağlanmalıdır. Bilgisayar sistemine geçilmesi sırasında yapılması gereken bu uygulama gecikmiş bir uygulamadır. İstihdam fazlası personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarına atanmalarının yapılması için hazırlanan bu kanun tasarısından dolayı Spor Toto Teşkilat Müdürlüğünü ve Sayın Bakan Ünlü’yü kutlamak gerekir.

Demokratik Sol Parti Grubu olarak, kanun tasarısına olumlu oy vereceğiz.

Saygılarımla. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Fazilet Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün.

Buyurun Sayın Özgün.

FP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının gerekçesine bakıldığında “söz konusu Tasarı, Spor-Toto Teşkilatındaki fazla personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilerek bu personelin mağduriyetlerinin önlenmesi ve bu suretle Teşkilatın malî bünyesinde meydana gelen zafiyetin giderilmesi amaçlanmaktadır” deniliyor.

Tabiî, burada, hemen iki soru aklımıza geliyor. Birincisi, Spor-Toto Teşkilatındaki bu personel fazlalığı nereden kaynaklanmaktadır, nereden gelmektedir? Bir diğeri de, teşkilat, neden, bugün iflas noktasına gelmiş, böyle bir malî zafiyetin içerisine düşmüştür?

Burada, personel fazlalığıyla ilgili olarak “Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünce futbol müsabakalarında düzenlenen müşterek bahislere ilişkin olarak daha önce elle yapılan değerlendirmelerin, yani, manüel olarak yapılan değerlendirmelerin, Mart 1998’den bu yana bilgisayara geçilmesi suretiyle, bilgisayar vasıtasıyla yapılıyor olması, persoldeki bu fazlalığı ortaya çıkarmış” deniliyor, teşkilat böyle söylüyor.

Şimdi, sayıları 500 civarında olan bu personel, başka kamu kurum ve kuruluşlarına da dağıtılmak isteniyor. Böylece, bu kurumdaki bu fazlalık giderilmiş olacak.

Değerli milletvekilleri, bu kadro meselesi, esasen taa Mart 1998’de çözüme kavuşturulması, meselenin halledilmesi gerekir idi; çünkü, o günden bugüne hem ihtiyaç fazlası olan bu personele ücret ödenmiş hem de bir taraftan da bilgisayar sistemine dövizle kira ödenmesi durumunda kalınmıştır. Tabiî, bunun sonucunda da, teşkilat, bir malî krizin içerisine sürüklenmiştir.

Esasında bu kadro meselesi, Mart 1998’deki bilgisayara geçme olayından önce de, diğer birçok kamu kurum ve kuruluşlarında gördüğümüz gibi, hesapsız bir şekilde, birtakım siyasî nedenlere dayanılarak fazladan personel alma anlayışına dayanmaktadır. İşte, bakınız, Köy Hizmetlerinde, DSİ’de, Orman İşlerinde, bu tür bazı siyasî yaklaşımlarla fazladan personel alındığı gerçektir. Daha, geçtiğimiz yıl zannediyorum, Köy Hizmetlerindeki 45 000’e dayanan geçici işçiler meselesinin halledilmesi burada gündeme gelmişti ve bu personelin, bazı kamu kurum ve kuruluşlarına dağıtılması yoluna gidilmişti. İşte o personelden bir kısmı, Spor-Toto Teşkilatının da bağlı olduğu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne kaydırılmıştı. 650 civarındaydı kaydırılan personel. Spor-Toto Teşkilatında mademki ihtiyaç fazlası personel var; o zaman, Köy Hizmetlerindeki 650 kişiyi buraya kaydırmak yerine, teşkilattaki fazla 500 kişiyi oraya kaydırmak suretiyle bu mesele, o zaman da çözülebilir idi; ama, ne yazık ki, öyle olmamıştır. Bugün, artık, teşkilatta büyük sorun haline geldiği için çözülmeye çalışılıyor.

Tabiî, kadro meselesi, genel bir sorundur. Personel rejimi, Türkiyemiz için genel bir sorundur. DSİ’deki geçici işçileri ben hatırlıyorum. Yaklaşık 6 000 geçici işçi vardı ve büyük bir sorun halindeydi. 54 üncü hükümet döneminde bunun 3 500’üne kadro verilmişti. Daha sonra gelen hükümetler döneminde de aşağı yukarı bir o kadar kadro tahsis edildi ve bugün, DSİ’de 10 000 civarında geçici işçi kadro beklemektedir. Bunun yanında, diğer bazı kamu kurum ve kuruluşlarında da bu personel meselesi sıkıntısı devam ediyor.

Bakınız, bazı kurumlar özelleştiriliyor. Peki oradaki personel ne oluyor; onları da bir başka kuruma aktarmak suretiyle mesele çözülmeye çalışılıyor; ama, tabiî olan çalışanlara oluyor. Çalışanlar, ordan oraya süreklenirken, hem kurumlarda verim düşüyor hem de gidilen kurumda birtakım malî sıkıntılar sonradan ortaya çıkıyor. Onun için, burada, hükümetin bu personel konusunda mutlaka bir düzenlemeye gitmesi, içinde bulunduğumuz şartlar da dikkate alınmak suretiyle personel konusunun yeniden düzenlenmesi ve bu konuda gereken tedbirlerin alınması gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabiî, burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünde ihtiyaç fazlası olan 500 civarındaki personelin hangi kamu kurum ve kuruluşlarına gönderileceğidir. Evet, kanun tasarısında “başka kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilsin” deniliyor; ama, bunların hangi kamu kurum ve kuruluşlarına gönderileceği belli değil; esasında, bunu belli etmek gerekirdi; burada bir açıklık yok.

Yine, talih oyunlarıyla ilgili kurumların, birtek çatı altında toplanması da düşünülüp, bu kanun tasarısı içerisine alınabilirdi. Böyle bir düzenlemeyi de burada görmüyoruz; çünkü, ayrı ayrı amaçları olan bu talih oyunlarıyla ilgili kurumlar, bugün ne yazık ki, esas amaçlarından uzaklaşmışlardır; bambaşka bir görünüm arz etmektedirler. Örneğin, şimdi söz konusu olan Spor-Toto Teşkilat Kanununun amaç kısmında “her nevi spor alan ve tesisleri kurmak, devam ettirmek, her türlü spor alet, araç ve malzemesi tedarik etmek ve her çeşit spor faaliyetlerinde bulunmaktır” deniliyor. Nerede deniliyor; 29 Nisan 1959 tarih ve 7258 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde söyleniyor. Peki, Jokey Kulübünün amacı nedir; Türkiye’deki at neslinin yetiştirilmesi. Amacı öyle... Bu kuruluşların, kuruluş amaçlarıyla ilgisi şu anda hangi yoğunluktadır diye baktığımız zaman, burada, birtakım tereddütlerin olduğu açıktır. Bugün, yarışlarda oynanan bahislerin paraları öyle yüksek meblağlara ulaşmıştır ki, at neslinin gelişmesiyle uğraşmak ve benzeri görevler, tüm ciddiyetini kaybetmiştir. Altılı ganyan ve bahislerle ilgili olarak bunu söylüyorum.

Öbür taraftan, insanlar, bugün, umut peşinde, bu kurumların kapısında kuyruğa girmektedir. İnsanlarımız, bugün o hale gelmiştir ki, ya çıkarsa ümidiyle ya tutarsa düşüncesiyle, geleceğini kurtarmak hayaliyle, spor-totonun, lotonun, at yarışlarının ve millî piyangonun peşinden sürüklenmektedirler. Ülkemizde, artık, talih oyunlarına olan ilgi öyle bir noktaya gelmiştir ki, kazandığı üç-beş kuruş parayı da, ya çıkarsa ümidiyle kaybetmeye ve telafisi güç olan birtakım ailevî huzursuzluklara da neden olunmaktadır.

Geçim sıkıntısı içerisinde olan insanlar için, aldığı ücretle karnını doyuramayan, yaptığı ticaretle geçinemeyen vatandaşlarımız için, bu tür talih oyunları bir ümit kapısı olmaktadır. Bugün, memurumuz ve işçimiz, asgarî geçim standardının çok altında bir ücretle çalışmakta, yoksulluk sınırının altında diyebileceğimiz bir hayat standardını sürdürmektedir.

Bakınız, kamu çalışanları, bugün, yine Kızılay Meydanındaydılar. Peki, ne istiyorlar, ne söylüyorlar; istekleri gayet açık: “Bizi namerte muhtaç etmeyecek bir ücret verin” diyorlar; insan gibi yaşama onurunu, imkânını istiyorlar; en azından, asgarî geçim standardı düzeyinde, enflasyonun üzerinde bir ücret talep ediyorlar.

Peki, asgarî geçim standardı nedir? Bir sendikanın yaptığı araştırmaya bakılırsa 350 000 000 Türk Lirası civarında. Bugün, Türkiye’de kaç memur 350 000 000 lira almaktadır; ülkemizde asgarî ücret ne seviyededir diye bakıldığında, ne yazık ki, bugün için, çalışanlarımız, günde beş tane ekmek, ayda da bir kilo eti evine götürmekten aciz durumdadır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Sayın Ecevit, geçtiğimiz sene, buradan, “kamu çalışanlarına enflasyonun üzerinde ücret vereceğiz ve kamu çalışanlarını enflasyona ezdirmeyeceğiz” diye söz vermişti. Şimdi, Meclisimiz 2000 yılının bütçesini görüşmeye başladı. Ben diyorum ki, 2000 yılındaki ücret artışı bir tarafa, önce, geçtiğimiz sene verdiği bu sözü tutmalıdır Sayın Başbakan ve enflasyon farkını ücretlilere vermelidir; ondan sonra da, 2000 yılı içerisinde, enflasyonun üzerinde, öyle enflasyonu yüzde 25’lere indireceğiz hayalinin arkasına sığınmadan gerçekçi bir yaklaşımla ücretlilerimizi, memurlarımızı, işçilerimizi namerte muhtaç etmeyecek şekilde emeklerinin karşılığını vermelidir.

Artık, gerçekten, bıçak kemiğe dayanmıştır. Toplanan tüm vergileri götürüp faiz parası olarak ödeyerek bir yere varmamız mümkün değildir. 2000 yılı bütçesine baktığımız zaman görüyoruz ki, ne yazık ki, bütçede, devletin üstlendiği yatırımları bile yapacak bir aktarma söz konusu değildir. Bütçenin yatırım yapacak hali yoktur, üretim yapacak hali yoktur, varsa yoksa faiz ve vergi vardır.

Bakınız, yeni iş alanlarının oluşturulması lazım; oysa, bugün, biz, yeni iş alanları açmayı bir tarafa bırakalım, işsizlerimizi gün geçtikçe artırıyoruz; işsizlerimize, gün geçtikçe yeni ilaveler yapıyoruz ve ne yazık ki, bugün için, esnaf ve sanatkârımız, çiftçimiz ayakta duracak durumda değildir. Hiç kimse, alınterinin karşılığını alamamaktadır.

Balıkesir İlimizde, biliyor musunuz, bu sene çiftçimiz domatesin kilosunu 7 000 liraya vermek zorunda kaldı ve bütün emeği tarlada kaldı. Tabiî, aylarca çalışarak bir şey üretiyor; ama, karşılığını alamıyor, borcunu ödeyemiyor; dolayısıyla, neyi var neyi yok satılığa çıkarmak durumunda kalıyor.

Geçtiğimiz gün, Gönen Ziraat Odası Başkanıyla bir vesileyle görüştük, diyor ki Sayın Başkan: “Artık, çiftçiye ekmemelerini tavsiye ediyorum.” Çiftçi ekmeyecekse, sanayici üretmeyecekse, ticaret erbabı satamayacaksa, bu işin sonu nereye varıp dayanacak, gerçekten insan endişeye düşüyor, bunlar insanı endişeye sevk ediyor. O bakımdan, değerli milletvekilleri, mutlaka, bugün için, sıkıntı içerisinde olan bu dargelirli insanlarımızın sorunlarına olumlu yaklaşmamız, çözümler getirmemiz gerekir.

Bakınız, geçen gün, Balıkesir’de -konumuzla ilgili olduğu için söylüyorum- bir esnaf ziyareti yaptık. Esnaf perişan vaziyette; “vergilerimizi ödeyemiyoruz, borçlarımızı ödeyemiyoruz, işçimizin parasını ödeyemiyoruz” diye şikâyet ediyor ve kapıda müşteri bekliyor. Ama, bir sokaktan geçerken, bir dükkânın önünden geçiyorduk, bir baktım içerisi kalabalık; burası nedir, ne satıyor burada bu esnaf dedim; bir de baktık ki, altılı ganyan bayii imiş orası ve içerisi tıklım tıklım dolu. Demek ki, insanlar, bu kadar büyük geçim sıkıntısı içerisinde, evine ekmek götürememenin sıkıntısı içerisinde, hükümetten ümidini kesmenin sıkıntısı içerisinde, bu tür talih oyunlarını kendileri için bir ümit kapısı olarak görmekte ve oralardaki insan yoğunluğu giderek artmaktadır.

Değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirmeden evvel, konumuzla ilgili olarak, iki gazetede yayımlanan -benim de dikkatimi çeken ve sizlere arz etmek istediğim- iki yazıdan birer cümleyi arz etmek istiyorum.

Birincisi, 13.7.1999 tarihli Öncü Gazetesinde “Türkiye’de ocakları söndüren bir kumar iptilâsı var. Devletin gazete ve televizyonlarının teşvik ettiği bu kumar iptilâsı, bu at yarışları, Türkiye’de bir sosyal yaradır. Bu, artık, günümüzde bir sömürü, bir soygun haline gelmiştir. 1999’un ilk altı ayında, -ikinci altı ay bu rakam geçilecektir- 200 trilyon liralık bahis oyunlarının tamamına yakını, dargelirli insanlar tarafından oynanmıştır” denilmektedir. Bu da, benim biraz önce söylemeye çalıştıklarımı teyit eder mahiyette bir köşe yazarının yazısıdır. Bunun üzerinde düşünmemiz lazım ve Meclis olarak, hükümet olarak, insanlarımızı, oralarda, o talih oyunlarında umut peşinde koşturmamamız lazım.

İkincisi, 18.9.1999 tarihli Milliyet Gazetesinde yayımlanan bir yazıda, yazar bir soru sormuş, ben de soruyorum ve yetkililerden bunun cevabını istiyorum. “Lig maçlarında beraberlikle sonuçlanacak 8 maçı tahmin etme esasına dayalı Spor-Loto yerine, bu yıl Süper Gol adıyla yeni bir oyun başlatıldı. Okurumuz Mahmut Gürbüz, konuyla ilgili hayli ilginç bir noktayı dikkate sunuyor. ‘Spor-Lotoda 1998-1999 sezonunun son haftasında hiç kimse 8 beraberliği bilemedi ve 107 milyar lira ikramiye elde kaldı. Yaz boyunca bu paranın aylık yüzde 7 faizle -ilk ayda- 15 milyar lira daha artarak toplam 122 milyar liraya ulaşmış olması gerekiyor. Spor-Toto Müdürlüğü, bu parayı Süper-Gol oyununa dahil etmedi. Bu para, üçer beşer doldurduğumuz kolonlar karşılığında toplanmıştır. Bizim paramızdır, bu para nerede?’ diyor” Okuyucu yanıt bekliyor, milletvekili olarak ben de yanıt bekliyorum, bu para nerede?

Değerli arkadaşlar, elbette, Spor-Toto Teşkilatındaki kadro meselesinin halledilmesi noktasında; yani, oradaki 500’e yakın personelin başka kamu kurum ve kuruluşlara aktarılması noktasında bizim bir itirazımız yok. Zaten, kurum “ödeyemiyorum; malî sıkıntı içerisine düştüm, iflas etme noktasına geldim” diyor. Bizim buna bir diyeceğimiz yok. Tabiî, elbette aktarılsın; ama, bu kadro meselesi bu aktarmalarla çözülemez değerli arkadaşlar.

Dünya kadar kurumu özelleştiriyoruz. İşte, bakın, elektrikte TEDAŞ, TEAŞ var; efendim, Ziraî Donatım Kurumu var, gündemde, özelleştirilen ve özelleştirilecek olan birçok kuruluş var. Bunların personeli ne olacak; nasıl gidecek; nereye kaydırılacak? Her şey arapsaçı gibi. O bakımdan, bunu ciddî olarak ele almamız gerekir. Öyle, sadece bir kurum için buraya gelip... Haydi bunu hallettik; ama, gerisi ne olacak?

Bütün bunların derli toplu konuşulması, görüşülmesi lazım gelir diyor, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özgün.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Burdur Milletvekili Sayın Mustafa Örs; buyurun efendim.

Süreniz 20 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 172 sıra sayılı Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlamadan önce Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri; 29.4.1959 tarihli ve 7258 sayılı Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tertibi Hakkında Kanun gereğince, 15.2.1965 tarihli ve 6/4372 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tüzüğüyle oluşturulan, futbol müsabakalarında müşterek bahisler düzenleyen Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğü, aradan geçen zaman içinde kendisini çağın şartlarına göre yenilemekte geç kalmıştır. Söz konusu bahislere ilişkin olarak teşkilatça düzenlenen ve daha önce mael olarak değerlendirilen biletler, teknolojinin gelişmesine paralel olarak günümüzde bilgisayar vasıtasıyla değerlendirmeye başlamıştır.

Görüşmekte olduğumuz tasarıyla, Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünün istihdam fazlası personelinin, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarına atamalarının yapılması öngörülmektedir. Bir başka deyişle, Spor-Toto Teşkilatında manuel sistemden bilgisayar sistemine geçilmesiyle birlikte ihtiyaç fazlası haline gelen ve teşkilatı malî sıkıntıya sokan personelin mağduriyetlerinin önlenmesi ve bu suretle teşkilatın malî bünyesinde meydana gelen zafiyetin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Aslında, bu düzenlemenin, teşkilatın, Mart 1998 tarihinde; yani, bilgisayar sistemine geçtiği tarihte yapılması gerekirdi. Bu düzenlemenin bugüne kadar yapılmaması, Spor-Toto Teşkilatını bugünkü duruma düşürmüştür. Dolayısıyla, personel, şu anda, maaş alamaz duruma düşürülmüş ve mağdur edilmiştir.

Bu tasarıyla, 400 civarında personel diğer kurumlara verilecektir. Bu 400 personelin diğer kurumlara atanmasıyla, ayda 125 milyar lira tasarruf sağlanacaktır. Bu 125 milyar lira, dağıtılacak ikramiyeye yansıtılmak suretiyle, spor-toto oyununa iştiraki fazlalaştıracaktır. Şu anda, kurum, çalışan 520 personelin ekim ayı ücretlerini ödeyememiş; ayrıca, teşkilattan emeklilik talebinde bulunan 80 civarında personelin kıdem tazminatları da ödenememiştir.

Takriben 20 ay önce bilgisayara geçişle, bu personelin Köy Hizmetlerinde olduğu gibi, diğer kurumlara nakledilmesi mümkün iken, bu yapılmayarak, kurum, bugüne kadar 2,5 trilyona yakın zarara uğratılmıştır. Bu personel, ihtiyaç olan diğer birimlerde çalıştırılarak, çok daha fazla üretim ve rant sağlanabilirdi. Bu tasarıyla çarpıklıkların düzeltilmesini ümit ediyor ve bu olumlu sonuçları bekliyoruz.

Ayrıca, otuzdokuz yıl önce çıkarılan 7258 sayılı Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tertibi Hakkındaki Kanunun değiştirilme zamanı da gelmiştir. Kurumun şu anda iştirakçiye dağıttığı ikramiye miktarı, yani, oranı yüzde 20’dir. Bu kanun değiştirilerek, sayısal loto ve at yarışlarında olduğu gibi, dağıtılacak ikramiye oranı yüzde 50’ye yükseltilerek, bu oyunlara ilginin artırılmasıyla, Türk sporuna, sporcusuna daha çok katkıda bulunulması sağlanmalıdır.

Ayrıca, kazanılan ikramiyelerden kesilen yüzde 20 Veraset ve İntikal Vergisinin de tekrar değerlendirilmesi gerekmektedir. Bununla ilgili kanun teklifinin, konuyu daha cazip hale getirecek şekilde, Sayın Bakan tarafından, bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilerek kanunlaştırılmasının sağlanması gerekmektedir. Bir zamanlar, Maliyenin altın yumurtlayan tavuğu olarak bilinen Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünü, eski duruma getirmek için çalışan tüm ilgilileri huzurunuzda kutlamak istiyorum.

Otuzdokuz yıldır 7258 sayılı Kanunla yürütülmeye çalışılan ve çağın gerisinde kalan bu kanunda bir an önce değişiklik yapılarak; çağdaşlaşmasında, Türk sporuna ve sporcusuna daha fazla katkıda bulunmasında, iştirakçilerine daha fazla pay aktarılması için yapılacak düzenlemelerde Sayın Bakanı destekleyeceğimizi belirtmek istiyoruz.

Bu kanun tasarısıyla, teşkilattaki ihtiyaç fazlası personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirilmesiyle, personel ücretleri yükü teşkilatın üzerinden kalkacak ve bu miktar iştirakçiye yansıyacak; bu da, teşkilatın hâsılatının artmasını sağlayacaktır.

Tabiî ki, bu personelin, durumlarına göre daha faydalı yerlerde istihdam edilmeleri, ihtiyaç ve eksikliklerinin giderilmesi ve mağdur edilmemeleri şarttır. Ayrıca, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında daha fazla verimi, üretimi alabilecek düzenlemeler mutlaka yapılmalı, ücretlerdeki eşitsizlikler tespit edilip, herkesin hakkı olan ücretler verilmelidir. İstihdam fazlası olan başka kurum ve kuruluşlarda da aynı düzenlemeler yapılıp, personel eksiği olan yerler rahatlatılmalıdır.

Spor-Toto Teşkilatı da değişen ve gelişen çağdaş teknoloji imkânları doğrultusunda gerekli düzenlemeleri yaparak, kendini yenilemeli, değişik müşterek bahisler hazırlayarak sayısal loto ve at yarışlarıyla rekabet edebilecek duruma gelmelidir. Bu kanun tasarısıyla ilk adım atılmıştır. Hiç zaman kaybedilmeden, teşkilat, kendi bünyesi içinde ihtiyaçlarını tespit etmeli ve gerekli düzenlemeleri mutlaka yapmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da milletimiz, ülkemiz, kurum ve kuruluşlarımız lehine olan her konuda desteğimiz devam edecektir. Biz de, hükümetin, komisyonların ve değerli muhalefet milletvekillerinin aynı hassasiyeti gösterip, doğrularda birlikte hareket etmelerini diliyoruz.

Doğru Yol Partisi olarak kanun tasarısına olumlu oy vereceğimizi ifade ediyor, bu duygu ve düşüncelerle, şahsım ve Grubum adına milletimizi ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Örs.

Anavatan Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Yücel Seçkiner; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili görüşlerimi, Anavatan Partisi Grubu ve şahsım adına açıklamak üzere huzurlarınızdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sporun altyapısının oluşturulması, sağlıklı nesiller yetiştirilebilmesi, sporun birleştirici, bütünleştirici ruhundan yararlanılabilmesi amacıyla 1959 tarihinde çıkarılan 7258 sayılı Yasayla kimliğine kavuşan, 1960 tarihinden itibaren Türk sporuna, sporcusuna kaynak yaratarak, yurdun dörtbir yanına dağılan saha ve tesis yapımında öncü olmanın haklı gururunu yaşayan Spor-Toto Teşkilatı, son yıllarda yaşanan ve üst üste gelen olumsuzluklara rağmen, ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ülke gündemine girdiği 1959-1960 futbol sezonundan itibaren, ilk oynandığı yıllarda iştirakçisine yüzde 52’sini ikramiye olarak dağıtan Spor-Toto Teşkilatı, yıllar geçtikçe, değişik kurum ve kuruluşlara pay aktarmaya başlamıştır. Bugüne kadar devlet bütçesinden hiç yardım almayan teşkilat, aşağıdaki kurumlara yardımda bulunmaktadır.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne tesis yapımı, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne, Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne, İstanbul Olimpiyatları Hazırlık Komitesine, sekiz yıllık eğitime, Türk Tanıtma Fonuna ve klüplere pay vermektedir ve ikramiye dağıtım oranı da yüzde 25’lere düşmüştür. Almanya’da hasılatın yüzde 50’si, İngiltere’de yüzde 45’i, Fransa’da da yüzde 52’si iştirakçilere dağıtılmaktadır. İştirakçileri en çok rahatsız eden ve dolayısıyla hasılatın düşmesine neden olan sebeplerden biri de, spor loto ikramiyelerinden çifte vergi alınmasıdır. Toplam hasılattan yüzde 15 KDV kesilmekte, ikramiyeden de yüzde 20 Veraset ve İntikal Vergisi kesilmektedir.

Şans oyunları piyasasına bakıldığında, bilgisayarla oynanan, en kısa sürede en çabuk sonuç alındığı oyunların önplana çıktığı görülmektedir. Pazar paylarına baktığımızda, at yarışları yüzde 65, sayısal loto yüzde 17, millî piyango ve kazı-kazan yüzde 14, spor-loto ve spor-toto da yüzde 4 piyasaya sahiptir.

İştirakçi, oynunu oynayıp, ikramiyesini hemen almak istiyor. Spor-totoda ise, bütün takımların durumları inceleniyor, haftanın perşembe gününe kadar oyun oynanabiliyor, ertesi hafta perşembe gününe kadar değerlendirme yapılarak ikramiye onbeş gün sonra alınabiliyordu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünün daha çağdaş, daha modern bir yapıyla iştirakçilerine bir hizmet sunabilmesi ve ekonomiye katkısını artırabilmesi için, futbol müsabakalarında müşterek bahsin bilgisayar sistemiyle oynatılmasını sağlayan tüzük değişikliği, otuzaltı sene sonra, 55 inci hükümet zamanında gerçekleştirilmiştir. Eski tüzükte perşembe gününe kadar oynanan bu oyun, şimdi, yeni tüzükte, maç saatinden yarım saat öncesine kadar; yani, cumartesi günü maç 14.00’te başlıyorsa 13.30’a kadar oynanabiliyor. Eski tüzükte bir hafta sonra perşembe günü değerlendirme yapılıyordu; şimdi, pazar akşamı değerlendirme yapılıyor, ikramiye onbeş gün sonra alınıyordu; şimdi, pazartesi günü hemen ikramiye alınabiliyor. Bu sistemle, değişik oynama usulleri de getirildi. Mesela, şimdi, süper-gol oynar gibi, yeni tüzükte bu sistem de getirildi. Eski sistemde 25 milyona düşen haftalık hasılat on-line sisteminde 125 milyara kadar çıkmıştır. On-line sisteminde oynama imkânı sağlayan Millî Piyango İdaresine huzurlarınızda teşekkürü bir borç bilirim.

Şans oyunlarını artık, talih oyunları genel müdürlüğü adı altında bir çatı altında toplama zamanı gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık, on-line sisteminde oynanmaya başlanan spor-toto ve spor-lotonun, kırk yıldır, bu teşkilatı onur ve gururuyla ayakta tutan cefakâr ve fedakâr değerlendirme personeline vefa borcunun ödenme zamanı gelmiştir.

Personelin özlük haklarını kaybetmeden, bu konunun üzerine hassasiyetle eğilerek, bu gençlerimizi mağdur etmeyip, en iyi şekilde değerlendirilmelerini diliyor, kanun tasarısını Meclise getiren 57 nci hükümete ve Meclis Genel Kurulunda görüşülmesine öncelik sırası veren Danışma Kurulu üyelerine teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Seçkiner.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

SPOR-TOTO TEŞKİLÂT MÜDÜRLÜĞÜNÜN İSTİHDAM FAZLASI PERSONELİNİN
DİĞER KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ KADROLARINA ATAMALARININ
YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1. – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Spor-Toto Teşkilât Müdürlüğünde istihdam edilen personelden, Teşkilâtça yapılan değerlendirme sonucunda ihtiyaç fazlası olduğu tespit edilenler; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen genel ve özel şartları taşımaları kaydıyla, bir ay içinde personel ihtiyacı bulunan diğer kamu kurum ve kuruluşlarının memur kadrolarına atanırlar.

Bu Kanun uyarınca memur kadrosuna ataması yapılan personelin Spor-Toto Teşkilât Müdürlüğünde işçi veya sözleşmeli statüde geçen hizmet süreleri, öğrenim durumu itibariyle yükselebilecekleri dereceyi aşmamak ve boş kadro bulunmak koşuluyla 657 sayılı Kanunun ek geçici 1, 2 ve 3 üncü maddeleri ile mezkûr Kanuna 458 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen ek geçici madde hükümleri dikkate alınarak kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir.

Bu suretle Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile ilişkilendirilen personelin kazanılmış hak aylık derecelerinde değerlendirilmeyen geçmiş hizmetleri, yürürlükteki hükümlere göre emekli keseneğine esas aylıklarında değerlendirilir.

Söz konusu personele, iş mevzuatına göre herhangi bir tazminat ödenmez. Bu personelin önceden kıdem tazminatı ödenmiş süreleri hariç kıdem tazminatına esas olan geçmiş hizmet süreleri 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli ikramiyelerinin hesabında dikkate alınır.

Yukarıdaki hükümlere göre atanmış olan personelden boşalan sürekli işçi kadroları hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

Maliye Bakanlığı, personel ihtiyacı bulunan kamu kurum ve kuruluşlarını tespite, gerekli bilgi ve belgeleri istemeye ve uygulamaya ilişkin diğer esas ve usulleri tespit etmeye yetkilidir.

BAŞKAN – 1 inci madde üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu; buyurun efendim.

Sayın Karapaşaoğlu, süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 172 sıra sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesiyle ilgili olarak Grubum adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Plan ve Bütçe Komisyonunda önümüze gelen bu yasa tasarısının gerekçesinde şöyle bir ifade var: “Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünce futbol müsabakalarında müşterek bahisler düzenlenmektedir. Söz konusu bahislere ilişkin olarak teşkilatça düzenlenen ve daha önce manuel olarak değerlendirilen biletler, teknolojinin gelişmesine paralel olarak günümüzde bilgisayar vasıtasıyla değerlendirilmeye başlanmıştır.” Bu gerekçeye istinaden, personeldeki fazla elemanın bir başka kuruma aktarılması suretiyle iyileştirme yapılacağı, bu iyileştirmenin sonunda elde edilmesi düşünülen fazla gelirin, ikramiye olarak dağıtılacağı ve toto bahsinin cazip hale getirileceği ifade ediliyor.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bir defa buna katılmak mümkün değil. 1965 yılında kurulmuş olan bu teşkilat, evet, o gün belki manuel olarak birtakım işlemlerini yapıyor olabilir; ama, bilgisayar ortamına geçiş, herhalde, 1999 yılında başlamadı; çok daha önceki yıllarda, bilgisayar, devletin bütün kademelerinde, bütün kurumlarında kullanılmaya başlandı. Dolayısıyla, gerekçe aslında tutarlı değil; ama, elbette, kurumun, eğer, personel fazlası varsa ve bundan ileri geliyorsa, bu personel fazlasının bir başka kurumda değerlendirilmesi uygun düşünülebilir; ancak, Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünde ihtiyaç fazlası olan personelin hangi kamu kurumlarında hangi statüde istihdam edileceği belirlenmiş değildir.

Değerli arkadaşlar, şimdi bakın, burada bir başka trafik başlayacak. Bu kurumdan “ihtiyaç fazlasıdır” diye başka kurumlara gönderilen personel, birtakım kurumları öncelikle ister duruma gelecek. Çeşitli vasıtalarla, çeşitli vesilelerle, çeşitli aracılarla, kurum tercih etmek noktasında birtakım çalışmalar yapacak. Bu belirsizlik, bu tayinlerde birtakım sıkıntıları da beraberinde çağıracak. Dolayısıyla, bu yasa tasarısı hazırlanırken, aslında, hangi vasıfta personel vardır; personel fazlasının vasıfları nedir ve hangi kurumlara yarar; hangi kurumlara gidebiliri de tespit edilmek suretiyle bu kurumlara, önceden belirlenmek suretiyle, geçişleri yapılması gerekirdi.

Değerli arkadaşlar, 1 inci maddede “657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen genel ve özel şartları taşımaları kaydıyla, bir ay içinde personel ihtiyacı bulunan diğer kamu kurum ve kuruluşlarının memur kadrolarına atanırlar” deniliyor. Tabiî bu arada, bu özelliğe sahip olmayan birtakım personel fazlası da olacaktır zannediyoruz. Bu personel fazlasının da hangi esasa göre, hangi kurumlara ne miktarda aktarılacağı 1 inci maddede, yine, belirlenmiş değil; ancak, 1 inci maddede, Emekli Sandığına tabi kurumlara aktarılacak olan personelin statüleri hakkında birtakım bilgiler veriliyor. Tabiî, bu, aslında güzel bir başlangıç; ancak, devletin personeliyle ilgili olarak çok ciddî ve kapsamlı bir araştırmanın yapılması, kurumların personel ihtiyacının gerçekçi bir anlamda tespit edilmesi, personel fazlasının bir başka kuruma değil de onlara bir başka iş imkânı temin edilmek suretiyle devlet kadrolarının lazım gelen minimum seviyesine düşürülmesi gerekiyor. Bunun bir başlangıç olmasını diliyoruz. Bunun bir örnek olarak alınmasını istemiyoruz; çünkü, bu örnekteki tatbikat yanlıştır; ancak, diğer devlet kurumlarının da gözden geçirilmek suretiyle iyileştirilmesini talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu konuda yapılmakta olan bu düzenlemenin uygun olduğu kanaatini taşıyoruz; ancak, eksiklikleri olduğunu ifade ediyoruz. Bu düzenlemenin daha geniş kapsamlı yapılmasının faydalı olacağını belirtiyoruz.

Tabiî, bir de, kurumun gelir eksikliğinin sebeplerinden birisi personel fazlalığı olduğu kadar, talep azlığıdır da. Türkiye’deki ekonomik konjonktürün şahıs bazında gelir seviyesinin düşmesi istikametinde spor-totoya olan ilginin de azaldığı muhakkaktır, bir vakıadır. Birtakım teşviklerin olabilmesi için, birtakım taleplerin olabilmesi için, evvela, ekonominin güçlendirilmesi, ekonominin düzene konulması, fert başına gelirin artırılması gerekiyor kanaatini taşıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karapaşaoğlu.

1 inci madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2 nci madde üzerinde, Fazilet Partisi Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Derin.

Buyurun Sayın Derin.

FP GRUBU ADINA AHMET DERİN (Kütahya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünün İstihdam Fazlası Personelinin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadrolarına Atamalarının Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2 nci madde: “Bu kanun, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.” Bugün, muhalefet istese de istemese de iktidar oyçokluğuyla bu kanunu geçirecektir; Resmî Gazetede yayımı itibariyle de yürürlüğe girmiş olacaktır. 1 inci madde kapsamında “bir ay içinde personel ihtiyacı bulunan diğer kamu kurum ve kuruluşlarının memur kadrolarına atanırlar” hükmü zaten görüşüldü ve oylanarak geçti.

Bu kuruluşumuzda 520’nin üzerinde personel çalışıyor. İçine düştüğü, personel fazlalığı ve ödeme güçlüğü nedeniyle zor durumda olan bu kuruluşumuzdan 400 işçi ve sözleşmeli personel alınıyor, devletin personel ihtiyacı olan başka kuruluşlarına; fakat, 657 sayılı Kanun kapsamında, yani, Emekli Sandığıyla ilişkilendirilerek, aktarılması sağlanıyor. Her şeyden önce, burada, 524 personelden 400’ünü nasıl seçiyorsunuz? Bu, çok mühim. İkincisi; âdil olunması gerektiğine inanıyorum bu konuda. Diğer bir konu da, bugüne kadar işçi statüsünde, sözleşmeli statüsünde çalışmış, devletle bir akti var; bu akti, devlet, tek taraflı bozuyor, ben sana iş vereceğim; ama, işçi statüsünde kurum değişikliği yaptırmayacağım, 657 sayılı Kanuna tabi olarak Emekli Sandığıyla ilişkilendireceğim diyor. Bu arada da, hakları kaybolmasın noktasından hareketle de, işte, senesi, tahsili durumuna göre 657 sayılı Kanuna tekabül eden bir ücret hakkı da vereceğim diyor; ama, buna rağmen, işçiler, orada çalışanlar ve çalışanların sendikası sokağa dökülüyor. Mademki, devlet, böyle bir icraatı yapacak -Köy Hizmetlerinde de aynı şekilde mağdur olanlar oldu- kamu kuruluşlarının içerisinde, işçi statüsünde, gereken yerlere; yani, aynî hakları, müktesepleri devam eder kuruluşlar veya aynı statüde devri, bana göre daha adil olur kanaatindeyim.

Mahkemeye müracaat etse, devlet ve bir şahıs... Şahıs müracaat etse “devlet benim hakkımı yiyor” diye, o mahkeme, mutlaka, kişinin hakkını devlet hakkından öncelikle değerlendirir. Bu noktadan, devlet, mutlaka, kendi çalışanının hakkı müktesebini korumakla görevlidir diye düşünüyorum.

Böyle bir girişten sonra, meseleyi şuraya getirmek istiyorum: Bakın, Sayın ANAP Genel Başkanı 13 Ekimdeki konuşmasında “devlet çürümüş” diyor. Hakikaten, devletin birçok kurumları çürümüş. Buraya nasıl gelmişiz; bir zihniyet dolayısıyla. Bakın, öyle bir zihniyet ki, 1959’da başlamış;1965’te, Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tüzüğü ile Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğü oluşturulmuş ve müşterek bahis başlamış; yani, devlet, bahis... “Kumar” diyemiyoruz da, bunu nazikleştiriyoruz. Devlet, kendi eliyle kumar oynatıyor. Spor-toto, spor-loto, süper-gol, sayısal loto, at yarışı, kazı-kazan, millî piyango; bunlar, devletin bizzat, kendisinin umut tacirliği yaparak, bir dilim ekmeğe muhtaç olan, geçim sıkıntısında olan insanların elinden bir dilimini alarak, birilerine peşkeş, birilerine verecek, çok azını verecek; böylece... Kuruluş gerekçesi neymiş: “Spora hizmet etmek ve sağlıklı bir nesil yetiştirmek.” İşte, neslimizi görüyorsunuz !

Eğer, müşterek bahisle, kumar kazancıyla bir nesil yetiştireceksek, yüzde 99’u Müslüman olan, örfüne, âdetine, inancına yakışmayan bir icraatı sergileyen bir devlet “çürümüş” diye vasıflandırılmaz da, ne diye vasıflandırılır diye, burada ifade etmek istiyorum.

Zengin kişilerin, parası olan kişilerin, spor-toto, spor-loto, kazı-kazan oynayacak vakti olmaz zaten.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sabancı da oynuyor!

AHMET DERİN (Devamla) – Sabancı, belki birini oynuyor olabilir.

Bu, bir zihniyet meselesi. Devlet kumar oynamayı kanunla yasaklamış; ama, kendisi kumar oynatıyor; bu zihniyetin değişmesi lazım, umut tüccarlığı yapmamamız lazım.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Maddeye gel...

ALİ OĞUZ (İstanbul) – Maddeyle ilgili konuşuyor zaten...

AHMET DERİN (Devamla) – Tabiî, işlerine gelmezse “maddeye gel” derler. Aslında, biz, gerçekleri ifade ediyoruz burada.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Derin; siz, Genel Kurula hitap etmeye devam edin.

AHMET DERİN (Devamla) – Devlet bu işlerden soyutlanmalı.

Bakın, bir milletvekili arkadaşım, talih oyunları genel müdürlüğü kuralım, bir şeyde birleştirelim; olur... 500 kişi de buraya alalım!.. Bu teşkilatı, dağıttıktan sonra, bu 500 kişiyi de, onbeş yirmi yıl sonra bir kamu kuruluşuna transfer ederiz bitti diye!

Bakın, özelleştiriyoruz, devlet küçülmeli, devlet bazı konulardan elini eteğini çekmeli diyoruz. En iyisi, devlet, önce kumardan elini eteğini çekmeli, yasaklamalı. (FP sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşünceler içerisinde, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Derin.

Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü ve son maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diyorum.

İSMET ATTİLA (Afyon) – Açık oylamaya tabi...

BAŞKAN – Hayır efendim, açık oylamaya tabi değildir.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 29.4.1959 tarihli ve 7258 sayılı Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahisler Tertibi Hakkında Yasada yapılan bu değişiklikle, Spor-Toto Teşkilat Müdürlüğünde istihdam fazlası personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına atanmalarının sağlanmasına olanak sağlanmıştır.

Bu yasal değişikliğin yürürlüğe girmesiyle, teşkilat bünyesinde meydana gelen zafiyet giderilmiş olacaktır. Ayrıca, Mart 1998’de manuel sistemden bilgisayar sistemine geçilmesiyle birlikte boşta kalan personelin 19 aylık maddî ve manevî mağduriyetleri de sona ermiş olacaktır.

İstihdam fazlası personelinin diğer kurumlara yerleştirilmesi Maliye Bakanlığı tarafından yapılacak ve bu personelin başka kurumlara gitmesiyle boşalan kadrolar iptal edilecektir.

Ayrıca, halen teşkilatımızın üzerinde çalıştığı bir yasal değişiklikle, Spor-Toto Teşkilatının hâsılat gelirlerinden KDV ve idarî masraflar düşüldükten sonra, geri kalan gelirinin yüzde 50’sinin iştirakçiye dağıtılmasıyla ilgili yasal değişiklik yapıldıktan sonra da, kurumun hâsılatları büyük ölçüde artacak ve iştirakçiye daha fazla pay dağıtılmış olacak; bu da, kurumun malî yapısını daha da sağlıklı hale getirmiş olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün kabul edilen yasal değişikliğe vermiş olduğunuz katkılar ve Spor-Toto Teşkilatımızla ilgili yaptığınız değerlendirmeler ve görüşleriniz için, bütün siyasî parti gruplarına, hükümetimiz, bugün Olimpiyat Komitesi Toplantısı için İstanbul’da bulunan Devlet Bakanımız Sayın Fikret Ünlü ve Spor-Toto Teşkilatı ve çalışanları adına teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, bir yanlışlığa mahal vermemek üzere; bastırılan gündemde, bunun açık oylamaya tabi olacağına dair bir işaret var...

BAŞKAN – Düzelttiriyoruz efendim; yanlış basılmış. Açık oylamaya tabi değildir; zaten, oylamayı yaptım ve kanun tasarısı, kanunlaştı.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Gider artırıcı bir durum yok, değil mi?

BAŞKAN – Evet efendim.

Değerli milletvekilleri, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

2. — Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/370) (S. Sayısı 120) (1)

BAŞKAN– Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekili Sayın Bedri İncetahtacı; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

FP GRUBU ADINA MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Genelde, uluslararası sözleşmelerle ilgili tasarılar, Genel Kurulda rutin görüşmeler olarak geçiyor; ancak, gerçekten, şu anda üzerinde duracağımız tasarı, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin onaylanmasıyla ilgili bir tasarı. Çocuk kaçırmadan bahsedeceğiz ve çocuk kaçırmanın Türkiye Cumhuriyeti Devletine ne gibi yükümlülükler getirdiği konusunda duracağız.

Ben, her zaman şuna inanmışımdır ki, zamanı değerli kılan şey, o zamanın bizatihi kendisi değildir, o zamana yüklenen anlamdır, o zamana egemen olan fikirlerdir. Evet, Türkiye 21 inci Yüzyıla girmektedir, dünya 21 inci yüzyıla girmektedir; ama, bugün, dünyanın uğraştığı çok acı, çok büyük problemlerden birisi de küçük çocuk ticaretidir değerli arkadaşlarım.

25 Ekim 1980 tarihinde, Lahey’de ülkeler bir araya gelerek, uluslararası çocuk kaçırmanın önlenmesi için birtakım anlaşmalar yapmışlar; ama, Türkiye çok uzun yıllar sonra, sanıyorum, 21 Ocak 1998 tarihinde bu anlaşmalara imza atarak, yükümlülükleri kendi üzerine almış bulunmaktadır.

Müsaade ederseniz, neden çocuklar kaçırılır; hâlâ dünyada çocuk kaçırma vakalarının bulunmasını neyle açıklıyoruz, bunun üzerinde, Fazilet Partisi Grubu olarak, birkaç kelimeyle durmak istiyorum.

Hepimizi çok yakinen ilgilendiren ve hafızalarımızda taze olarak bulunan bir olay yaşadık. Bundan ikibuçuk ay evvel Körfez’de meydana gelen depremde, bir çocuk çetesinin, çocukları kaçırıp iç organlarını satmak için onları yurt dışına götürdüğüne dair çok ciddî bilgiler elde ettik. Demek ki, hâlâ dünyada bu anlayışa sahip insanlar var. Onun için sözlerime, medeniyet, sadece, zamanın ilerlemesiyle gelişmez, medeniyet, ancak, zamana hangi fikir egemen olursa onunla anlam kazanır diye başlamıştım.

Değerli arkadaşlarım, medeniyet ayrıntılarda gizlidir. Bugün, dünyada, hâlâ çocuk kaçırma anlayışının var olmasının temelinde, üçyüz seneden beri dünyanın geçirmiş olduğu köle anlayışının izleri vardır, özellikleri vardır. Hepimiz hatırlayacağız; Türkiye’de televizyonlar tek kanallıyken, Kökler isimli bir dizi oynamıştı Türkiye’de. Meşhur Kunta Kinte’yi hepimiz hatırlarız; Afrika’daki, küçük yaştaki çocuklar gemilere bindirilerek Amerika’ya götürülmüş ve orada köleleştirilmişti. Niçin köleleştirilmişti; ucuz işgücünden faydalanmak için. Hatta, bırakın ucuz kavramını, insanları, meccanen, en ağır işlerde çalıştırabilme imnını elde etmek için. Aradan zaman geçti, Abraham Lincoln zamanında kölelik kökten kaldırıldı; ama, zihniyet, Batı medeniyetinin, henüz daha temizlenmemiş olan, çocuğu mutlak manada insan gören anlayışı, hâlâ, bu ticaretin -gerek Doğu’da gerek Uzakdoğu’da gerekse Batı’da- yapılmasına müsaade etmektedir.

Buna iki tane sebep vardır. Bir tanesi, ülkemizdeki insanların ekonomik durumlarının kötülüğünden dolayı, kendi çocuklarının kaçırılmasına veya bizzatihi kendi marifetleriyle başkaları tarafından yurt dışına götürülmesine müsaade edilmesidir; ki, bu bir faciadır; bir diğeri de, sırf bu iş için kurulmuş olan birtakım örgütlerin, belli zamanlarda çocukları kaçırarak, yine belli hizmetlerde kullanmak için yurt dışına götürmüş olmalarıdır.

İşte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, bizler, 21.1.1998 tarihinde Lahey’de imzalamış olduğumuz bu sözleşmeyle, sadece sözleşmenin bize yüklemiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmeyi taahhüt etmiş olmamaktayız; aynı zamanda, ebeveynler olarak, anneler ve babalar olarak, çocuklarımızın birer insan olduklarını da zımnen kabul etmiş olmaktayız ve asla, hiçbir çocuğun, hiçbir şekilde, bir ticarî meta olarak kullanılmasına rıza göstermeyeceğimizi ifade etmiş olmaktayız; ama, bir başka görevimizi daha burada hatırlatmak istiyorum; o da şudur: Türkiye’de ve dünyada, hâlâ, çocukları bir ticaret metaı gibi gören zihniyetin var olduğunu unutmamamız gerektiğinin ve bunlarla da mücadele etmemiz gerektiğinin aslî vazifelerimiz arasında olduğunu, bir milletvekili olarak söylüyorum.

Tasarının 1 inci maddesi üzerinde birkaç hususu belirtmek için, maddeyi okumak istiyorum: “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin, 26 ncı maddesinin 3 üncü paragrafına ‘Türkiye Cumhuriyeti, mahkeme masraflarından veya kanunî danışman ve müşavirlerin katılımından doğan masraflar ile çocuğun iadesi sebebiyle doğan masrafları üstlenmemektedir’ şeklinde çekince konularak onaylanması uygun bulunmuştur.”

Ben, bunun, gerek çocuk hakları açısından gerek insan hakları açısından üzerinde tekrar uzun uzun düşünmemiz gereken bir eksiklik, bir nakısa olduğu kanaatini taşıyorum; ancak, bu anlaşmanın, her şeye rağmen, uluslararası boyutlarda yapılan çocuk kaçırma ticaretinin önünde bir engel teşkil edeceğine olan inancımı tazeliyor, Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İncetahtacı.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız; buyurun efendim.

DYP GRUBU ADINA İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlarım.

Dünya çocukları, insanlığın malıdır ve çocuklar, hangi milletin, hangi halkın çocukları olurlarsa olsunlar bütün insanlığın çocuklarıdır. Çocukların, evvela yaşatılması, sonra geliştirilmesi ve korunması ve kendi haklarında verilecek kararlara iştirak etmeleri, 1989 Kasımında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş bulunan Çocuk Hakları Konvansiyonunun temel şartıdır. Bu sözleşmenin 32 nci maddesinde, çocukların çalıştırılmasıyla ilgili önemli kayıtlar vardır. Çocuk, yalnız bugünkü Türkiye’nin değil, bugünkü uygar toplumun gündemindedir. Çocuk Hakları Konvansiyonu, Çocuk Hakları Deklarasyonu, Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konulmuş ve imzalanmıştır. 1989 yılında, Birleşmiş Milletler, çocuk hakları konusunda, bazı hakları kabul etmiştir. Örneğin, onların eğitim görmeleri ve kendilerine özgü bir şekilde yaşamaları, Birleşmiş Milletlerin bu konuya önem vermesi ve bu konuda katılım sağlaması, gerçekten, önemli bir aşamadır.

Yarının dünyası küçülmektedir; dünyamız, âdeta bir köy diye tabir ettiğimiz küresel köy haline gelmektedir. Yarının dünyası daha küçülmüş olurken, çocuklar, yalnız ailelerinin veya mensup oldukları ülkelerin değil, insanlığın çocukları ve ortak geleceğidir. Bu konudaki en büyük öngörüyü de, devletimizin kurucusu Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk yapmış ve Meclisimizin ilk toplandığı gün olan 23 Nisanı, çocuk bayramı olarak ilan etmiştir. Bugün, bizim çocuklarımız dediğimiz çocuklar, bütün insanlığın çocukları olacak ve biz, onların hepsine “bizim çocuklarımız” diyeceğiz; başka ülkeler, başka milletler de bizim çocuklarımıza kendi çocukları gibi bakacak, onları öyle kucaklayacak.

Görüşmekte olduğumuz Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı, Lahey Büyükelçisi tarafından 21 Ocak 1998 tarihinde imzalanan “25 Ekim 1980 tarihli Çocuk Kaçırmanın Hukukî Yönlerine İlişkin Lahey Sözleşmesi” çocuğun, haksız olarak bir devletten diğerine götürülmesi veya alıkonulmasının zararlı etkilerinden uluslararası planda korunması, çocuğun, derhal, mutat meskeninin bulunduğu ülkeye geri dönüşünü temin etmek için usuller koymak ve velayet ve şahsî ilişki kurma hakkının korunmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Sözleşme, velayete ait kararlardaki en önemli unsurun çocuğun menfaatı olduğu noktasından hareket etmekte ve bu suretle, taraf ülkelerden diğer bir taraf ülkeye haksız olarak götürülen veya alıkonulan çocuğun, velayet hakkına sahip kişiye teslimini ve şahsî ilişki kurulmasını sağlamayı öngörmektedir. Sözleşme, konuyu özel hukuka ilişkin boyutlarıyla ele almakta, cezaî nitelikte herhangi bir müeyyide getirmemektedir.

Sözleşme, hukuka aykırı olarak görülen ve alıkonulan çocuğun yerini belirlemek, çocuğun gönüllü olarak verilmesini ve anlaşarak bir çözüm bulunmasını sağlamak, çocuğun ve ilgili tarafların yeni tehlikelerden korunması için gerekli geçici tedbirleri almak, şahsî ilişki kurma hakkının icrası için gerekli düzenlemeleri yapmak ve çocuğun dönüşünü sağlamak için idarî veya adlî işlemleri başlatmak üzere gerekli tedbirleri alma görevinin verildiği bir merkezî makamın (central outhority) tayinini gerekli kılmaktadır.

Sözleşmenin 3 üncü maddesinde, çocuğun, bir akit devlet ülkesinden diğer bir akit devlet ülkesine kaçırılması veya götürüldüğü akit devlet ülkesinde alıkonulmasında “mutat mesken” (habitual residence) kavramı esas alınmıştır.

Sözleşmenin 17 nci maddesine göre, çocuğun velayetiyle ilgili olarak talepte bulunan devletin mahkemesince verilmiş bir kararın bulunması halinde dahi, diğer akit devlet mahkemesince verilen velayet kararının uygulanması gündeme gelecektir. Aynı madde hükmü, kendisinden çocuğun iadesi için talepte bulunulan devletin adlî ve idarî makamlarınca, sözleşmeyi uygularken, kendi devletinin mahkemesince verilmiş kararların nedenlerini göz önünde bulundurma fırsatı vermek suretiyle takdir hakkı tanımıştır. Barış, huzur ve refah içerisinde üzerinde yaşadığımız bu kürenin değerini daha iyi bilen insanların var olduğu dünya toplumu, insanlık toplumu böylece meydana gelebilir.

Ülkemizde, çocuk, milletimizin en değerli varlığıdır; ama, bu değerli varlığa, milletçe, devletçe, toplumun her kesimi tarafından, sadece söyleyip geçmek değil, icap ettirdiği şekilde eğilmemiz ve ona hizmet vermemiz lazımdır. Milletin en değerli varlığıdır çocuklarımız; çünkü, onlar geleceğimizdir; nihayet, milletimizi kuşaktan kuşağa taşıyacak olan en önemli varlıktır.

Özellikle, son Parlamentolararası Birlik Toplantısında, sadece sermayenin değil, işgücünün de sınırlar arasında rahatça dolaşması konuşulurken, uluslararası evlilikler, göçmen işçiler gibi nedenlerle anlaşmazlıklar ortaya çıktığında, çocukların kaçırılması veyahut bu anlaşmazlıklarda sıkıntıya düşülmesi konuları sık sık gündeme gelmiştir.

İşte, bu sözleşme, bu tür uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde önemli bir temel teşkil edecektir. Grup olarak da bunu uygun bulduğumuzu ifade eder, hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi; buyurun efendim. (Alkışlar)

DSP GRUBU ADINA HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının görüşmelerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, Grubum ve şahsım adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Zaman zaman kamuoyunun gündemine giren, hatta gündeme damgasını vuracak ölçüde kamuoyuna mal olan çocuk kaçırma veya uluslararası düzeyde çocuğun paylaşılamaması konusu, 25 Ekim 1980 tarihli Çocuk Kaçırmanın Hukukî Yönlerine İlişkin Lahey Sözleşmesiyle uluslararası hukuk bünyesine alınmıştır. 21 Ocak 1998 tarihinde de Türkiye Cumhuriyeti Lahey Büyükelçimiz tarafından atılan imzayla, Türkiye, bu sözleşmeye taraf olduğunu beyan etmiştir. Konuyla ilgili uyum yasasının çıkarılması amacıyla da Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hazırlanmıştır.

Özellikle, yabancı ülke vatandaşlarıyla evlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının eşlerinden ayrılmaları nedeniyle, var olan çocukların kimin velayetinde yaşayacağı konuları, yurt dışında 3 milyon insanı bulunan Türkiye için önemli bir sorun, çocukların psikolojisi ve yaşantısı için ise yıpratıcı bir durumdur.

Söz konusu Lahey Sözleşmesinin ayrılmaz parçasını oluşturduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde tanımlanan, çocukların, ayırım gözetmeksizin yaşama, maddî ve manevî varlığını özgürce geliştirme ve koruma amaç ve hedefleri Türk hukukunda da temel ve anayasal bir hak olarak kabul edilmiş, öngörülen ilkeler çerçevesinde iç hukuk düzenlemeleri yapılmıştır.

Anayasanın başlangıç kısmında, her Türk vatandaşının, bu Anayasadaki temel hak ve özgürlüklerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak, onurlu bir hayat sürdürme, maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine sahip olduğu kabul edilmektedir.

5 inci maddede, devletin temel amaç ve görevinin, insanların ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, sosyal ve ekonomik engelleri kaldırmaya, insanın birey olarak maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu vurgulanmıştır.

Sözleşme, velayet hakkını haiz ana ve babanın çocuklarıyla ilişkilerinde, özel hukuk niteliğindeki sorumlulukları, velayet hakkının kullanılması ve şahsî ilişki kurulmasına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı Türk Medenî Kanunu hükümleriyle de uyum göstermektedir.

Sonuç olarak, velayete ait kararlardaki en önemli unsurun, çocuğun yararı olduğu noktasından hareketle, velayet hakkının kullanılmasında, çocuğun, birey ve bir insan olarak haklarının korunması, çocuğun menfaatı ile ana baba arasında eşitliğin sağlanarak, çocuğun en fazla yararına olabilecek çözümlerin getirilmesi için duyulan ihtiyaç göz önünde tutularak, söz konusu sözleşmenin onaylanması ve yürürlüğe girmesi yararlı olacaktır.

Grubumuz, tasarıya olumlu oy verecektir.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

ULUSLARARASI ÇOCUK KAÇIRMANIN HUKUKÎ VEÇHELERİNE DAİR SÖZLEŞMENİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1. – Hükümetimiz adına 21.1.1998 tarihinde Lahey’de imzalanan “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme”nin, 26 ncı maddesinin 3 üncü paragrafına “Türkiye Cumhuriyeti, mahkeme masraflarından veya kununî danışman ve müşavirlerin katılımından doğan masraflar ile çocuğun iadesi sebebiyle doğan masrafları üstlenmemektedir” şeklinde çekince konularak onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü ve son maddeyi okutuyorum :

MADDE 3. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 5 dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının yapılan açık oylamasının neticesini açıklıyorum :

Katılan sayın milletvekili sayısı : 198

Kabul : 196

Mükerrer : 2

Tasarı, oybirliğiyle kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (Alkışlar)

3. – Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/347) (S. Sayısı : 171) (1)

BAŞKAN – Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri Komisyonu raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

Ancak, başlamadan önce, bundan sonra görüşeceğimiz bütün milletlerarası antlaşmaların açık oylamaya tabi olacağı hususunu, bir kere daha bütün değerli milletvekili arkadaşlarımın ve sayın grup başkanvekillerinin bilgilerine sunuyorum.

Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü hakkında, Fazilet Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Kansu; buyurun.

FP GRUBU ADINA HÜSEYİN KANSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; nükleer teknoloji, kitlesel imha silahı olarak korku yayan yönünün yanı sıra, insanlığın hizmetinde kullanılabilecek iyi yönleriyle de yüzyılımıza damgasını vurmuştur. Özellikle nükleer enerji konusunda sürdürülen araştırmalar, insanlığın enerji sorununu da kökünden çözebilecek bir noktaya gelmiştir. Nükleer teknoloji, ülkemizin her geçen gün artan enerji ihtiyaçları göz önüne alındığında da önemli bir alternatif teşkil etmektedir. Millî menfaatlarımız açısından, artan enerji ihtiyaçlarımız düşünüldüğünde, ülkemiz, bu teknolojiden mahrum olmamalıdır. Her ne kadar bu antlaşmanın gerekçesinde, NATO’nun nükleer güvenlik şemsiyesinden yararlanan ülkemizin barışçıl amaçlarla nükleer enerjiden faydalanma çabalarına da katkıda bulunabileceği belirtilmekteyse de, iyi niyetle bunun böyle olabileceğini düşünmek abesle iştigal olabilir; çünkü, nükleer teknolojiye sahip olan ülkeler, bu bilgileri, hiçbir şart ileri sürmeksizin, hiçbir ülkeye bugüne kadar vermemişlerdir ve vermeyeceklerdir. Dolayısıyla, bu antlaşmanın onaylanmasının, ülkemizin nükleer enerjiden faydalanma çabalarını sekteye uğratacağını düşünmek daha doğrudur.

Ayrıca, üyesi bulunduğum Dışişleri Komisyonunda tasarıyla ilgili görüşmelerden sonra koyduğum muhalefet şerhimde de belirttiğim gibi, ülkemizin çok önemli jeostratejik ve jeopolitik konumu dolayısıyla ve başta ABD ve İsrail olmak üzere çok sayıda ülke ve henüz hiçbir komşumuzun da bu antlaşmayı parlamentolarında onaylamamış olmalarını dikkate alarak, antlaşmanın Yüce Meclisimizde onaylanmasının ve zamanlamasının yanlış olduğu kanaatindeyim.

Bu düşüncelerle, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Komisyonun söz talebi var.

Buyurun Sayın Başkan.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Sayın Başkanım teşekkür ederim.

Sayın Kansu’nun ifade buyurduğu hususlara katılmak mümkün değildir. Bizim komşu memleketlerimizin buna katılmamış bulunması, bizim katılmamızı önlemez. Türkiye, kötü niyetle nükleer teknolojiye geçmek isteyen memleketler arasında değil. Kendilerinin temas ettiği ve isim vermediği memleketlerin, tahrip edici, askerî bakımdan nükleer teknolojiyi kullanmak emelleri var. Türkiye ise, tamamıyla barışçı maksatlarla bunu kullanmak yolundadır.

Aslında, nükleer denemeleri reddetmeniz demek, kötü niyetinizin beyanı olur. Niye nükleer deneme yapılır; nükleer bomba imali için yapılır. Türkiye’nin gündeminde böyle bir mesele yoktur. Türkiye, barışçı nükleer teknolojiye geçmek ister. Neden geçmek ister; enerji açığını kapatabilmek için. Bugün, bütün dünya buna muhtaç hale gelmiştir ve Türkiye’nin termik ve hidrolik bütün kaynaklarını mobilize etseniz, doğalgazla beraber enerji açığınızı kapatmanız mümkün değildir.

Nükleer enerjiye geçmekte çok geç kaldık. Daha 1977’de, ben Enerji Bakanı iken temelini attık; bugüne kadar ihalesi yapılmış değildir; ihale safhasına gelmiş bulunmasına rağmen. Nükleer teknolojiye geçmek, aynı zamanda bir memleket bakımından çok yönlü anlam taşır.

Amerika Birleşik Devletleri imzaladı; ama, Senatonun içpolitika mülahazasıyla reddetti. Aslında buna karşı olduğundan değil, muhalefet kanadı olan cumhuriyetçilerin Senatodaki çoğunluğu dolayısıyla, cumhurbaşkanını zor durumda bırakmak maksadıyla takınılmış bir tutumdur. Bizde, hamdolsun, böyle bir durum da yoktur. Bu itibarla, Sayın Kansu’nun görüşlerine katılmak mümkün değildir.

Arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Tasarının tümü üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Sezgin.

Buyurun Sayın Sezgin. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA RAHMİ SEZGİN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 171 sıra sayılı, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; Grubum ve şahsım adına, Yüce Meclisin siz sayın üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, ulusal güvenliğimizi yakından ilgilendiren bir nitelik taşımaktadır. Ülkemizi çevreleyen bölgelerde halen kitle imha silahlarının yayılması konusunda ortaya çıkan gelişmeler, yayılmanın önlenmesi amacıyla uluslararası düzeyde yapılan çalışmalara faal biçimde katılmamızı, bu konuda akdedilen uluslararası anlaşma ve yapılan düzenlemelere taraf olmamızı gerekli kılmıştır. Türkiye, böylece, söz konusu anlaşmalara taraf olmayan ülkelerin de yayılmanın önlenmesi çalışmalarına methaldar olmaları için, uluslararası toplumla birlikte, diplomatik girişimleri etkin bir şekilde devam ettirme imkânını kazanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ilk olarak 1969’da yapılan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasının ne derece etkili olduğu veya bu anlaşmaya tümüyle uyulup uyulmadığı şüphelidir. Ayrıca, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması, biliyorsunuz, patlama yöntemiyle nükleer deneme yapılmasını yasaklamaktadır. Silah üretiminin önemli bir unsuru olan patlamaya dayalı nükleer denemelerin yeraltı haricinde yapılması, Türkiye’nin de taraf olduğu 1963 tarihli bir anlaşmayla yasaklanmıştır.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla ilgili antlaşma, nükleer yayılmanın önlenmesi çabalarına ve nükleer silahsızlaşma sürecine ve böylece de uluslararası barış ve güvenliğin kuvvetlendirilmesine katkıda bulunacaktır. Nükleer güç kulübüne, son olarak, Hindistan ve Pakistan eklenmiştir. Ayrıca, nükleer güç haline gelmekle beraber, kimliklerini açıklamayan diğer bazı ülkelerin de bulunduğu bir gerçektir.

Son senelerde bu alanda ikinci önemli bir adım olarak, Nükleer Denemelerin Durdurulması Antlaşmasına ihtiyaç duyulmuş ve anlaşma yapılmıştır; ancak, bu anlaşma konusunda da daha şimdiden bazı zorluklar başgöstermektedir. Bunların başında, Amerikan Senatosunun bu anlaşmayı reddetmiş olmasının bulunmasıdır; ancak, bu reddin, bizatihi anlaşmaya karşı olmaktan ziyade Amerika’nın iç politikasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Memleketimiz, bilindiği üzere nükleer silah teknolojisine sahip değildir. İstanbul Çekmece’deki Nükleer Araştırma Merkezi dışında herhangi bir tesisimiz yoktur. Yıllar boyunca giderek artan enerji açığımız, kimi ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de, bir ölçüde, nükleer enerjiden yararlanmayı kaçınılmaz kılabilecektir. Büyük Atatürk’ün, yurtta ve dünyada barış ilkesine uygun olarak, nükleer enerjinin savaş amacıyla kullanılmasına karşı olmakla beraber, sağlık ve mühendislik gibi çok çeşitli alanlarda insanlığın yararına hizmetler sunan nükleer teknolojiyi barışçıl amaçlarla Türkiye olarak da kullanabilmek için, bilgi ve beceri kazanmanın gerektiğine inanarak bu antlaşmanın onaylanmasının, ülkemiz ve halkımızın yararına olacağına inanıyoruz.

Bu görüş ve düşüncelerle, Yüce Meclisi, bu antlaşmaya destek vermeye davet eder, saygılarımı sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sezgin.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler_ Kabul etmeyenler_ Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

NÜKLEER DENEMELERİN KAPSAMLI YASAKLANMASI ANTLAŞMASININ
ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1.- Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Konferansında müzakere edilip sonuçlandırılan ve Türkiye Cumhuriyeti adına 24 Eylül 1996 tarihinde New York’ta imzalanan “Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Derin.

Buyurun Sayın Derin.

Süreniz 10 dakikadır efendim.

FP GRUBU ADINA AHMET DERİN (Kütahya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı kanun tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri Komisyonları raporları üzerinde Grubum adına söz almış bulunmaktayım.

“Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Konferansında müzakere edilip sonuçlandırılan ve Türkiye Cumhuriyeti adına 24 Nisan 1996 tarihinde New York’ta imzalanan Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasının onaylanması uygun bulunmuştur” mahiyetindeki 1 inci madde üzerinde grubumun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım.

Yalnız, bu konuşmama başlamadan önce, Sayın Komisyon Başkanımızın, geneli üzerinde Grubumuz adına konuşan Hüseyin Kansu Beye verdiği cevabı, yeterli bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Biz, Grup olarak, böyle bir antlaşmanın altına imza atılmasın demiyoruz; ancak, etrafımızda, ihtilafımız olan ve topraklarımızda gözü bulunan birçok ülkenin böyle bir antlaşmaya imza atmadığı noktada, alelacele, birileri attı diye, bu Parlamentoda onanmasını sakıncalı buluyoruz.

Malum olduğu üzere, Avrupa Birliğine girişimize en büyük engel, hatta, gümrük birliği imzalandıktan sonra, Avrupa Birliğinin bize vermesi gereken MEDA yardımları da dahil olmak üzere, ülkemize yapması gereken yardımları ve taahhütlerini, imzaladıkları halde, bugün, NATO’ya girişine “evet” dediğimiz Yunanistan’ın vetosuyla karşı karşıyayız. 1996 yılından bu yana üç yıl geçti, dördüncü yıla giriyoruz; Yunanistan, MEDA yardımlarını ve bize taahhüt ettikleri, altına imza attıkları, Avrupa ülkelerinin taahhütlerini yerine getirmesini veto ettiğinden dolayı alamıyoruz. Yıllar geçtikten sonra da, şöyle düşünüyoruz: Keşke, Yunanistan’ın NATO’ya kabulüne oy vermeseydik diyoruz; ama, iş işten geçmiştir.

Bugün, yine, aynen, etrafımızdaki birçok ülke -sınırlarımız üzerinde gözü olan ülkeler bile- bu antlaşmayı kendi parlamentolarında onaylamadan, bizim onaylamamız sakıncalı olur düşüncesiyle, zamansız olarak kabul ediyoruz.

Sonra, gelişmiş ülkeler ve NATO... İşte, nükleer silahların sınırlandırılması, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi... Bu ülkeler, kendileri nükleer teknolojiyi geliştirmişler, aya çıkıyorlar, her türlü silahlarını denemişler, stoklarını edinmişler, ulaşılabilecek teknik donanımı elde etmişler, 1963 yılında yeraltı dışındakileri yasaklamışlar; yeraltı serbest. Yerin altında denemelerini de yapmışlar yıllarca. Pekâlâ, bu silahların kitle imha silahı olduğunu 1963’te bilmiyorlar mıydı NATO ülkeleri, bu gelişmiş ülkeler?! 1963’ten bugüne kadar otuzaltı yıl geçmiş; otuzaltı yıl sonra mı öğrenmişler?! Kitle imha silahlarının yeraltında denenmesini de engelleyelim, deneme yapamasınlar, kimse bu silahı yapamasın diye... Bakın, 1963’ten bugüne kadar otuzaltı yıl geçmiş; otuzaltı yıl sonra akıl etmişler, bu noktaya gelmişler. Herşeylerini hazırlamışlar, bu teknolojiye ulaşmışlar, stoklarını sağlamışlar, denemeye ihtiyaçları bile kalmamış, ondan sonra diyorlar ki -şimdi, gelişmekte olan İslam ülkelerinden başladı bu hareket, Türkiye’den başladı nükleer teknolojiye dönülme hareketi, ihale noktasına getirildi- eskiden yeraltı serbestti; bugün, yeraltını da kaldıralım artık, bir daha kitle imha silahı nükleer teknoloji kullanılarak yapılamasın. Hayır... Böyle bir kanunu bu Parlamentonun onaylaması sakıncalıdır diye düşünüyorum ve bir şeyi daha burada ifade etmek istiyorum: Amerika Birleşik Devletlerinde, cumhuriyetçilerin karşı çıkışı, Clinton’a karşı olmalarından dolayı mı; hayır, Amerikan menfaatlarında, cumhuriyetçisi demokratı hepsi birleşirler. Bu kadar mühim bir meselede, cumhuriyetçilerin karşı oluşlarının, sadece Clinton’a karşı olduklarından kaynaklandığı gibi bir gerekçe ileri sürülmesi, bana pek inandırıcı gelmiyor.

Malum olduğu üzere, bakın, ülkemizde, 1950’lerden bu yana, İstanbul Teknik Üniversitesine bağlı Atom Enerjisi Merkezinde reaktörlerimiz var küçük çapta; ama, yıllardan beri, bir türlü, ülkemizde nükleer teknolojiye geçilemiyor. Halbuki, şu anda, 32 ülkede 434 nükleer santral faaliyet içinde; ayrıca, 36 santralın da inşaatı devam ediyor. Bizim de, 2010 yılında, 2020 yılında enerji sıkıntısıyla karşı karşıya olacağımız -tüm hidrolik santral imkânlarımızı, kaynaklarımızı kullansak dahi, tüm kömür kaynaklarımızı, termik santrallarımızı kullansak dahi- enerji sıkıntısıyla, darboğazıyla mutlaka karşılaşacağımız, bugün, devletin resmî kaynaklarınca tespit edilmiş. Yatırımlar yapmaya geç kaldığımız için, ülkemizde nükleer teknolojiyi geliştirmeye, bu santralları kurmaya geç kaldığımız için, bakın, doğalgaz çevrim santrallarına mahkûm olduk. Bugün, Türkî cumhuriyetlerle olan ilişkilerimizde olsun, Çeçenistan’la olan ilişkilerimizde olsun, Rusya’ya kafa tutamıyoruz, yaptığınız yanlıştır diyemiyoruz; doğalgazı kestiği an, muslukları kapattığı an, o çevrim santralları çalışamaz duruma gelecek.

Bizim, ülke olarak, dışa bağımlı olmadan kendi enerjimizi üretebileceğimiz ve bu teknolojiyle, milletin hizmetinde, insanlığın hizmetinde yatırımları yapabileceğimiz, malzeme teknolojisine ulaşabileceğimiz, gerekirse, uydu, uzay teknolojisine kavuşabileceğimiz yegâne teknoloji nükleer santraldır. Yeri tespit edilmiştir, Refahyol döneminde ihalesi yapılmıştır; en son onbeş, yirmi gün önce, bu süre tekrar üç ay uzatılmıştır. Ne hikmetse, ihale noktasına getirilmiş bu teknolojinin -şimdiki Komisyon Başkanımız “Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı yaptığım dönemde ihale yaptım, ihale çalışmalarını gerçekleştirdim” diyor- ama, ne oluyorsa bir gizli el, ülkemize gelmesine engel oluyor, ihale noktasında iptal ediyor. Onaltı yıldır yer tespiti yapılamamış.

Nükleer teknolojinin yapılabilmesi, kurulabilmesi, bu santralların, reaktörlerin kurulabilmesinin şartları şu: En az deprem olan bölgede olması, fay hattının olmadığı bir bölgede olması, hava akımlarının müsait olması, bol su imkânı olan ve çok büyük kapasitede yedekparça geleceği için, taşıma güçlüğü olmayan bir yörede olması. Mersin-Akkuyu ve Sinop yöresinde olacağı, belki yirmi yirmibeş yıl önce tespit edilmiş; ama, ne yazık ki, belli bir el, gizli bir el...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Derin...

AHMET DERİN (Devamla) – Sayın Başkanım, sadece cümlemi tamamlayayım...

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

Buyurun.

AHMET DERİN (Devamla) –... bu teknolojinin ülkemize gelmesine mani oluyor.

Yine korkuyoruz ki -ümidimiz, korkumuz boşa çıksın istiyoruz- yapılmış olan bu ihalenin... 3,5 milyar dolarlık bu yatırımı, bizzat bu firmanın kendisi getirmeyi taahhüt ediyor. Bir nükleer santral, projesiyle beraber on onbir yılda yapılır, projesi bittikten sonra altı-yedi yıl inşaatı sürer. Bu teknolojinin bir an önce gelmesini, bu teknolojinin kendi ülkemize gelmesi açısından, üç aylık ertelemenin sonunda mutlaka ve mutlaka bu ihalenin gerçekleştirilmesini ümit ediyor, bu vesileyle hepinizi en derin sevgi, saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Derin.

Komisyonun açıklama yapma ihtiyacı mı var efendim?

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Evet efendim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Sayın Başkanım, izin verirseniz, Sayın Derin’in mütalaalarına katılmanın mümkün olmadığını ve bizatihi beyanlarının, maalesef, büyük çelişkilerle dolu olduğunu belirtmek mecburiyetindeyim.

İlk izahımda, bir noktayı bilerek ihmal ettim. Bu antlaşma, 24 Eylül 1996’da 54 üncü hükümet zamanında imzalanmıştır.

AHMET DERİN (Kütahya) – Olabilir.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – 54 üncü hükümette kimlerin bulunduğunu açıklamayayım...

AHMET DERİN (Kütahya) – Dışişleri Bakanı, olabilir...

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Tamam efendim.

AHMET DERİN (Kütahya) – Genel Kuruldan geçmemiş yalnız.

BAŞKAN – Efendim, lütfen, karşılıklı konuşmayınız; Komisyon Başkanı açıklama yapıyor.

Buyurun.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – 54 üncü hükümet zamanında imzalanmıştır ve zatıâliniz, o 54 üncü hükümetin Mecliste oluşturduğu grubunun bir üyesiydiniz efendim. Bunun bir defa altını çizmek lazım.

İkincisi, Türkiye 1969 tarihli Nükleer Silahların Yayılması Anlaşmasını imzalamış ve onaylamış bir memlekettir. Bu, onun bir bakıma devamıdır.

Bakınız, sayın konuşmacı, bir taraftan nükleer teknolojinin getirilmesinde ısrar ediyor, bir taraftan da bunun yolunu tıkıyor. Bu anlaşmalara katılmadığınız takdirde, barışçı maksatlarla nükleer teknolojiyi ithal etmek mümkün değildir. Amerika Birleşik Devletlerinin ihtiyacı yok; çünkü teknolojisi var. Diğer memleketlerin, nükleer kulübe mensup olan memleketlerin hepsinin esasen teknolojisi var. Saydığınız 434 santral, bu teknolojilerin ya bu şekilde barışçıl maksatlarla kullanılacağına dair o memleketler hakkında fikir sahibi olunduğundan veya bizatihi orijinal teknolojilerinin bulunmasının neticesidir.

Türkiye’nin buraya girmesi zaruretini hem kabul buyuruyorsunuz hem de bunun reddi için bir çağrıda bulunuyorsunuz. Bunu reddetmeniz -demin de arz ettim- neyin bir ifadesi olur: Nükleer deneme, enerji istihsali için değildir, nükleer bomba imali içindir; yani, siz, savaşçı maksatlarla nükleer enerjiyi veyahut da teknolojiyi geliştirmek istediğinizin ikrarında bulunacaksınız. Bunu yaptığınız zaman, nükleer teknolojiye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri, Kanada veya Almanya size nükleer santral verir mi? Mümkün değildir. Bunu iyi bellemek lazım efendim. Yani, bir taraftan memleketin millî menfaatlarını savunacağım diyorsunuz, bir taraftan da memleketin millî menfaatlarına yüzde yüz zıt ve ters düşecek argümanları geliştiriyorsunuz. Kendi başınıza, kendinizin bugünkü teknolojinizle, senede 300 milyon dolarlık özel sektör ve devlet sektörü araştırma ve geliştirme fonuyla, siz, nükleer teknolojiyi geliştirebilecek misiniz? Bir vakitler bu söylendi; ama, geliştirebilecek misiniz? General Motors 8 milyar dolar harcıyor araştırma ve geliştirmeye, Amerika Birleşik Devletleri 80 milyar... Gelin de bu realiteleri kabul edelim ve Türkiye’nin süratle, vakit geçirmeden nükleer teknoloji ithal etmesi lazım; bunun yolu, da bu gibi anlaşmalara katılmaktan geçer. Katılmadığınız zaman kötü niyetinizi beyan etmiş olursunuz. Komşu memleketleri işaret ettiniz; Yunanistan, bu sene 21 Nisanda bunu onaylamış bulunmaktadır; bunu da dikkatinize sunmak istiyorum.

Arz ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.— Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?..

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Grubumuz adına, Sayın Ahmet Derin konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – 3 üncü madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Derin; buyurun.

FP GRUBU ADINA AHMET DERİN (Kütahya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlarım. İkinci kez huzurlarınıza çıktığım için de hassaten sizden özür diliyorum; ama, mecbur kaldığımı da burada ifade etmek istiyorum.

Bugüne kadar bizim ülkemize bu teknoloji böyle bir yasaya imza veya böyle bir önleme imza atmadığımızdan dolayı gelmemiş olsaydı, belki Sayın Başkanın gerekçesi doğru olabilirdi. Bugüne kadar gizli bir el buna mani olmuştur. O gün eğer böyle bir anlaşmaya imza atmayan bir ülkede bu teknoloji getirilemiyorduysa, bu tesisler kurulamıyorduysa, Sayın Başkanım, kendisi Enerji Bakanlığı döneminde niçin bunun ihalesini yapmıştır, nasıl yapabilmiştir; bugünkü Bakan nasıl yapmıştır, nasıl yapacaktır ihaleyi? Bu bir.

Malum olduğu üzere, burada benim de önce dikkatimi çekti, 24 Eylül 1996 tarihinde New York’ta imzalanmıştır. Evet, bunu imzalayan kimdir; Dışişleri Bakanlığı. Biz o gün iktidarda olabiliriz. Böyle bir antlaşmanın Genel Kuruldan geçmediği müddetçe geçerliliği olmadığına göre, biz diyoruz ki: “Böyle bir antlaşmaya biz de müdahil olalım, imzalayalım; ancak, niye bu kadar heyecanla, niye etrafımızdaki ülkeler, bizim ülkemizde gözü olan ülkeler veya bu teknolojiyi belli noktaya getirmiş ülkeler, yeraltı denemelerini yapan ülkeler imzalamadan biz imzalıyoruz?!” Yunanistan’a karşı kaybettiğimiz NATO’daki kozumuzu, bugün de, aynı kozu, bu noktada kaybetmeyelim noktasından buna karşı olduğumuzu ifade ettik. Yoksa, dünyanın hiçbir ülkesi artık, silahsızlanmanın karşısında olamaz; ama, onlar her şeylerini yapmışlar. Bu teknolojinin bize gelmemesinin sebebi bizim burayı imzalamamamızdan kaynaklanmış olsaydı, belki Komisyon Başkanı haklı olabilirdi. Bu durumu burada ifade etmek istedim.

Bizim, yine de, Fazilet Partisi Grubu olarak bu yasaya “ret” oyu kullanacağımızı ifade ediyorum ve saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Derin.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Yüce Heyetinizin kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının yapılan açık oylamasının neticesini açıklıyorum :

Katılan milletvekili sayısı : 192

Kabul : 174

Ret : 18

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

4. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/336) (S. Sayısı : 131) (1)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat.

Buyurun Sayın Polat.

FP GRUBU ADINA ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 131 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Tasarının gerekçesinde de belirtildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokol, Türkiye – Rusya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasıyla birlikte, 15 Aralık 1997 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Söz konusu protokolla, inşaat firmalarının 1.1.1991 – 31.12.1996 dönemleri arasında, 36 aydan kısa sürede tamamlanan inşaat işlerinin gelirlerinin, inşaat işlerinin gerçekleştiği âkit devlette vergilendirilmemesi, bu döneme ilişkin vergi borçlarının silinmesi, ödenenler varsa, bunların mükelleflere iade edilmesi sağlanmaktadır.

Türkiye – Rusya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ise, söz konusu faaliyetlere bu anlaşma hükümleri uygulanacaktır; fakat, bu anlaşma, Rusya Federasyonunun Duması tarafından vergi muafiyeti süresinin uzun bulunması nedeniyle, halen onaylanmamıştır. Yine, bu yıllar arasında Rusya’da faaliyet gösteren Türk firmalarının Türkiye’de faaliyet gösteren Rus firmalarına göre çok fazla olması dolayısıyla bu anlaşmanın yürürlüğe girememesinden Türkiye’nin zararının Rusya Federasyonuna göre kat kat fazla olduğu da bir gerçek ve realitedir. Dolayısıyla, bu protokolün bir an önce yürürlüğe girmesinin Türk inşaat sektörü üzerindeki olumlu etkisi izahtan varestedir.

Rusya Federasyonuna ait özel olarak şunları söyleyebiliriz: Yüzölçümü 17 milyon kilometrekare, nüfusu 150 milyon, para birimi ruble, nüfus artış hızı eksi yüzde 0,9; gelişmiş üretim sektörleri, doğalgaz, madencilik ve petroldür. Gayri safî millî hâsılayı oluşturan ürünleri, hizmetlerde yüzde 56, sanayide yüzde 38, tarımda yüzde 6’dır. Gayri sâfi millî hâsıla harcamalarını oluşturan değerleri, özel harcamalarda yüzde 45, kamu harcamalarında yüzde 15, sabit harcamalarda yüzde 18, ihracatta yüzde 20, stoklarda yüzde 2’dir.

Rusya, büyük pazarlardan, Türkiye’ye coğrafî olarak en yakın olanıdır. Rusya’da 16.2 milyon -yüzde 11- Türk asıllı insan yaşamaktadır. Rusya Federasyonu coğrafyasında bulunan 118 halktan 46’sı Türk ve Moğol kökenlidir.

Rusya pazarına giriş ve devletin yönlendirilmesi, bazı devletlerarası anlaşmalarla olmuştur. Oysa, Avrupa Birliği üyeleri ve Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkilerde, bireylerin ve firmaların rolü daha belirleyici olmuştur. Rusya’yla ilişkiler siyasî etkilere çok açıktır. Devletin ilişkilerdeki ağırlıklı rolü, bu etkiyi daha da artırmaktadır. Siyasî ilişkilerin ekonomik ilişkilere yansımasına örnek olarak, Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Rusya Dumasında halen onaylanmaması, Türk menşeli malların Moskova’ya yakın gümrükler yerine Moskova dışında ve 50 kilometre uzaklıktaki gümrüklerde işleme tabi tutulmaları örnek olarak verilebilir.

Rusya’da komünizmin yıkılmasından sonra başlayan ekonomik ve siyasî istikrarsızlık, halen devam etmektedir. 1992’den itibaren liberal politikalarla fiyatlar serbest bırakılmış, dışticarette liberasyona gidilmiş, devletin yürüttüğü pek çok hizmet özel sektöre devredilmiştir. Ülkemizde halen, özelleştirme yapılsın mı yapılmasın mı, yapılacaksa nasıl yapılsın diye özelleştirme uygulamaları yerinde sayarken, Rusya’daki işletmelerin hemen hemen yüzde 80’inin özel sektörce sahiplenildiği hesaplanmaktadır. Yalnız, ülkemizdeki özelleştirme uygulamalarında görülen mafya bağlantıları Rusya’da gerçekleşen özelleştirmelerde çok daha etkili olmuş, Komünist Partisi bürokratlarının bir bölümü devlet işletmelerine elkoymuş, bunun sonucu olarak da büyük bir malî grup ve mafya oluşmuş, sermaye ile mafya kesimi işbirliği yaparak Rusya ekonomisine egemen hale gelmişlerdir.

1991-1998 arasında Rusya’ya yatırım amaçlı sadece 10 milyar dolar yabancı sermaye girerken, aynı dönemde Rusya’dan kaçan sermayenin 35 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Yine, ülkemizde bir türlü indirmeyi başaramadığımız enflasyon konusunda Rusya oldukça başarılı olmuş, 1992 yılında yüzde 2 500 olan enflasyon 1994’te yüzde 307, 1997 yılında ise yüzde 14,6’ya kadar inmiştir.

Rusya’nın temel ekonomik göstergeleri de şöyledir: Reel büyümesi, 1994’te eksi yüzde 12,7 iken 1997’de artı yüzde 0,4’e çıkmış; enflasyon, 1994’te yüzde 307’den 1997’de 14,6’ya düşmüş; cari işlemler dengesi, 1994’te 9 milyar dolar açık verirken 1997’de 3,3 milyar dolar artı vermiş; ihracat geliri -milyar dolar olarak- 1994’te 67,8 iken 1997’de 88,7’ye çıkmıştır.

Türkiye ile Rusya ticaret hacmi ise şöyledir: 1996 yılında ihracatımız 1,5 milyar dolar, ithalatımız 1,9 milyar dolar ve denge eksi 406 milyon dolar olarak bizim aleyhimize iken, 1997’de ihracatımız 2,056 milyar dolara, ithilatımız 2,174 milyar dolara çıkmış ve denge de eksi 117 milyon dolar olmuştur. Bu rakamlarla, 1997 yılında Rusya’ya ihracatımız, toplam ihracatımız içindeki payı yüzde 7,87’yle ikinci sıradayken, Rusya’dan ithalatımız yüzde 4,38’le altıncı sırada yer almıştır.

Türk müteahhitlik firmalarının uluslararası piyasalardaki etkinliği, 1978’den itibaren, özellikle Libya’da üstlenilen projelerle başlamıştır. Türk müteahhitliğinin klasik pazarları, Kuzey Afrika ve Ortadoğu olarak uzun dönem devam etmiş, 1980’li yılların sonuna doğru ise eski Sovyet pazarlarına doğru yöneliş hızlanmıştır. Bu sektörde, artık, alışılagelen, yani kaynağı belli, projesi hazır, uluslararası ihaleye çıkarılan işlere teklif veren müteahhit firma yerine, girişimci, yatırımcı, proje finansmanı için yeni modeller tatbik edebilen, enerjik müteahhit firma tipi ağırlık kazanmaktadır.

Son yirmibeş yıl içerisinde Türk firmalarının -Türkiye Müteahhitler Birliğine bağlı olanlar- 42 ülkede almış oldukları 943 işin tutarı 26,8 milyar dolar olup, 1998 sonu itibariyle bunun 20,3 milyar dolarlık bölümü tamamlanmış, 6,5 milyar dolarlık bölümü ise devam etmektedir. Yine, 1990-1998 döneminde Türk firmalarının yurt dışında üstlendikleri müteahhitlik işlerinin tutarı 14,7 milyar dolar olup, bu miktarın yüzde 39’u Rusya’da, yüzde 15’i Libya’da, yüzde 9’u Kazakistan’da, yüzde 8’i Pakistan’da, yüzde 5’i Özbekistan’dadır.

1998 sonu itibariyle devam eden 6,5 milyar dolarlık işin 1,8 milyar dolarlık kısmı (yüzde 28’i) Libya’da, 1,6 milyar dolarlık kısmı (yüzde 24,6’sı) Rusya’da ve 1,2 milyar dolarlık kısmı (yüzde 18,6’sı) da Türk cumhuriyetlerindedir.

1990-1998 arasında Türkiye Müteahhitler Birliği üyesi firmaların üstlendikleri projelerin alt sektör itibariyle dağılımı ise şöyledir: Yüzde 28’i konut yapımları -bu oran 1980-1989 döneminde yüzde 44 idi- yüzde 15’i endüstri tesisleri -1980’de yüzde 3 idi- yüzde 15’i iş merkezi ve idarî binalardır.

Diğer taraftan, 1998 yılı sonuna kadar tüm Türk firmalarının almış oldukları müteahhitlik hizmetlerinin tutarı 42 milyar dolar olup, bunun 26,8 milyar dolarlık kısmı, yani yüzde 62’si Türkiye Müteahhitler Birliği üyesi firmalarca üstlenilmiştir.

Yine, Türkiye Müteahhitler Birliğine bağlı 236 firma Rusya’da 6,126 milyar dolarlık iş üstlenmiş olup, bunun 4,513 miyar dolarlık kısmı tamamlanmış, 1,613 milyar dolarlık kısmı ise devam etmektedir.

Türk inşaat sektörünün Rusya’daki faaliyetleri, Türk işadamlarının bu ülkedeki başarısını sağlayan en önemli unsurdur.

Temmuz 1998 itibariyle Rusya’da 138 Türk firması, 9 246 000 000 dolar değerinde 533 proje üstlenmiş bulunmaktadır. Bu projelerden 22’si 100 milyon doların üstünde bir değere sahip iken, 347’sinin değeri 10 milyon doların altındadır.

Toplam 9 246 000 000 dolarlık kontrat tutarındaki 533 projeyi 138 firma üstlenirken, ortalama kontrat değeri ise 17 300 000 dolar civarındadır. Bu inşaatlarda, 1995 yılında 48 230 işçi çalışırken, bu rakam 1998 yılı temmuz ayı itibariyle 13 523’e düşmüştür. Bu azalmanın en önemli sebebi, meşhur Rusya krizidir.

Yine, Amerika Birleşik Devletleri Moskova Ticaret Müşavirliği kaynaklı bir rapor, Rusya’daki sanayidışı inşaatlarda yabancı ülke paylarını verirken, Türkiye’yi yüzde 50’yle birinci, Finlandiya’yı ise yüzde 15’le ikinci sırada vermektedir.

1993-1994 yılına kadar inşaat firmalarımızın temel işvereni devlet iken, daha sonraki yıllarda Moskova Belediyesi, büyük bankalar en önemli işveren olmuşlardır.

Ancak, Rus hükümeti ve yerel yönetimlerin finansman imkânlarının daralması ve proje finanse eden büyük kuruluşların Rus firmalarını desteklemeye başlaması ve işsizliği gidermek amacıyla Rus işçi çalıştırma eğilimlerinin güçlenmesi, firmalarımız için sıkıntı teşkil etmektedir.

Çözülmesi gereken sorunlardan biri de, Rus firmalarının Türkiye’de iş yapamamasıdır. Türkiye’deki inşaat ihaleleri, uluslararası ihaleler çerçevesinde olmakta ve çoğu zaman, işi üstlenen firmaların temin ettiği finansmanla yapılmaktadır. Rus firmaların finansman temin edememeleri de, Türkiye’de üstlendikleri taahhüt işleri tutarının 100 milyon dolarla sınırlı kalmasına sebep olmuştur. Bu ise, karşılıklı, Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Rusya tarafından tasdikini geciktirmenin en büyük sebeplerinden birini teşkil etmektedir.

İnşaat sektörünün Rusya’daki önemli sorunlarından biri de şudur: Rusya’da taahhüdü olan firmaların ayakta kalmaları, başladıkları işleri sürdürmelerine ve vadesi gelen ödemelerini zamanında yapmalarına bağlıdır. Bu konu, firmaların kayba uğramalarını önleme kadar, itibarlarını korumaları açısından da elzemdir.

Yine, firmalarımız için bir imkân da, Rusya’daki kriz sebebiyle kendi risk sigortalarından tazminatlarını alarak Rusya’dan çekilecek yabancı firmaların bırakacakları işleri, boşaltacakları pazarları Türk inşaat şirketlerinin doldurmasıdır. Bu, firmalarımızın ayakta kalmaları ve yeni iş olanaklarına girişecek kadar finans yönünden güçlü olmalarına bağlıdır. Bunun için, dara düşmüş veya düşecek firmaların imdadına koşacak bir köprü kredi ihdas edilmelidir. Bu kredi sistemi, firmaların performanslarına dayalı kontrgaranti verilerek işletilmelidir. Böyle bir sistem devreye girmezse, müteahhitlerimiz, uzun süre krizde kalacağı anlaşılan Rusya’da varlıklarını sürdüremezler. İnşaat sektörü Libya’da ortaya çıkan ve üzerinde olumsuz etkileri halen devam eden krizi bir kere daha yaşamış olur.

Onun için, uluslararası konjonktürde yaşanan malî kriz nedeniyle alacaklarını tahsil edemeyen yurtdışı müteahhitlik firmalarının içinde bulundukları finansman sıkıntısı dikkate alınarak, Rusya Federasyonu ve Libya’da faaliyet gösteren firmaların mevcut şantiyelerinin ve makine parklarının işler durumda muhafaza edilmesi ve bu pazardaki yatırımların yanı sıra mevcut rekabet gücünün uzun dönemde kalıcı olması sebebiyle, yürürlüğe konan müteahhitlik hizmetleri köprü döviz kredisiyle ilgili çalışmalar tarafımızdan olumlu bulunmaktadır.

Buna göre, Rusya Federasyonunda üstlenmiş oldukları projeler kapsamında gerçekleştirdikleri işlerden kaynaklanan alacaklarını tahsil edemeyen firmaların kontrat bedelleri takriben 602 milyon dolar olup, alacak tutarları ise 100 milyon dolardır. Alacakları olan firmaların müteahhitlik hizmetlerini köprü döviz kredisi kapsamına alan Türk Eximbank ile Uluslararası Müteahhitler Birliğince imzalanan anlaşma, bu meyanda olumlu bir adımdır.

İnşaat sektörünün, dış ülke yatırımlarında döviz girdisi ve istihdam yaratmasının yanı sıra, Türk firmalarının teknoloji birikimine ve uluslararası standartlara ulaşmasında önemli katkı sağlaması da bir başka gerçektir. Yine, yurt dışında üstlenilen işlerde kullanılmak üzere, önemli ölçüde temel inşaat malzemesi ile yarı mamul ve mamul mal ihracatı da yapılmaktadır. Yalnız, bu ihracatlarda Türk Standartları Enstitüsü şartı yeterli olmadığından, uluslararası garanti şartı olan CE standartlarına tüm inşaat malzemelerinde bir an önce geçmek de şarttır. Bu yöndeki ihracatın gelişmesinde, yurtdışı mühendislik ve müşavirlik hizmetlerinin artırılması gerekmektedir.

Bu sektördeki yeni teknolojik gelişmelere süratle ayak uydurulması, özellikle de komşu ülkelerdeki yükselmekte olan piyasalardan ve bilhassa, Rusya’yla anlaşması yapılan ve yapılacak olan -doğalgaz başta olmak üzere- enerji yatırımlarından gerekli payı alabilmek için yerli ve yabancı şirketlerle stratejik işbirliğine gidilmesi ve devletin, iş yapılan ülkelerdeki siyasî risklere karşı tedbir alması da şarttır.

Netice olarak, zaten, Rusya krizi nedeniyle finans sıkıntısı çeken ve dışticaretimizin motoru olan inşaat sektörünün malî krizden olabildiğince az sarsıntıyla çıkabilmesi için, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasındaki İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokulün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının, Fazilet Partisi Grubu adına, uygun bulunduğunu belirtir, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Polat.

Tasarının tümü üzerinde başka söz talebi?..Yok.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Sayın Başkan, bir ufak nokta için müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Buyurun efendim.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Efendim, sadece şunu arz etmek istiyorum Yüce Heyetinize: Gerek bu anlaşma gerekse bunu takip eden Rusya’yla Karşılıklı Yatırımların Teşviki ve Korunması Anlaşmasını Yüce Meclisin, eğer, mümkünse, bugünkü oturumunda onaylanmasını, Sayın Başbakanımızın yarın Rusya’ya yapacakları ziyaret öncesi bunun gerçekleşmesini takdirlerinize arz etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnan.

Tasarının maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ
ARASINDA İNŞAAT ŞİRKETLERİNİN VERGİLENDİRİLMESİNE İLİŞKİN PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. – 15 Aralık 1997 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 2. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında, Genel Kurulun kararını arayacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 8 dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İnşaat Şirketlerinin Vergilendirilmesine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının yapılan açık oylamasının sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy : 201

Kabul : 196

Ret : 1

Mükerrer : 4

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporlarının müzakerelerine başlıyoruz.

5. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/328) (S. Sayısı : 99) (1)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarınının tümü üzerinde söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Kaya.

Sayın Kaya, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Grubumuz adına Sayın Altan Karapaşaoğlu konuşacak, bunu yazılı olarak takdim ettim.

BAŞKAN – Hayır efendim, yazılı olarak bana intikal etmiş bir şey yok; ama, arzu ediyorsanız konuşturayım.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Ulaşmadıysa şimdi ifade ediyorum.

BAŞKAN – Daha önce de bu uygulamamı değerli grup başkanvekillerine duyurmuştum. Aslında, gruplar adına vaki söz taleplerinin, bu ifadede bulunmamdan önce kürsüye intikali gerekiyor; ama, önemli değil. Grubunuz adına kim konuşacak efendim?

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Altan Karapaşaoğlu.

BAŞKAN – Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu.

Buyurun efendim.

FP GRUBU ADINA MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu arasındaki sözleşmeyle alakalı olarak Grubum adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce cereyan eden bir olaydan dolayı üzüntülerimi belirtmek isterim. Değerli Komisyon Başkanımız Kâmran İnan Beyefendi her konuşmanın sonunda birtakım cevaplar vermeyi uygun gördüler; saygıyla karşılıyoruz. Belki benim bu ifadelerimden sonra yine cevap verme lüzumunu hissedecekler.

Başbakanın Rusya’ya gitmemesinin, gitmemesi gerektiğinin altında yatan olay, biliyorsunuz, yüzbinlerce Çeçen’in yurtlarından, yerlerinden edilmiş olması, Rusya birlikleri tarafından katledilmiş olmaları ve onlara hayat hakkı tanımak istememesinden dolayı, biz, ırkdaşlarımıza karşı, din birliği içinde olduğumuz, dil birliği içinde olduğumuz, ırk birliği içinde olduğumuz insanlara karşı duygularımızı, tavırlarımızı devlet olarak gösteremezsek, Rusya’yla yapmakta olduğumuz anlaşmalarla ilgili olarak, o bünye içinde yaşayan Türk asıllı, Türk soylu insanlara karşı sorumluluk altında kalırız. Bundan dolayı, Sayın Başbakanın Rusya’ya gitmemesi istikametinde tavır koymuş bulunuyoruz. Elbet cevaplar verilebilir; ancak, bu cevaplar, bizim bu konudaki kararlılığımızı azaltmayacak, artıracaktır.

Değerli arkadaşlar, yapmış olduğumuz ticarî anlaşmayla ilgili olarak, ben, size çok küçük iki bilgi vermek suretiyle sözlerime başlamak istiyorum. Bu bilgiler şunlar efendim: Sovyetler Birliğinin, Rusya’nın başlıca ihraç ürünleri arasında hampetrol, doğalgaz, petrol ürünleri, kömür, alüminyum, nikel ve bakır bulunmaktadır. Rusya’nın başlıca ithal ürünleri ise, ilaç, şeker, sığır ve tavuk eti, tıbbî cihazlar, gıda, işletme makineleri ve alkollü içeceklerdir.

Değerli arkadaşlar, bu bilgiyi bir köşeye koyduktan sonra, iki ülke arasındaki birtakım özellikleri sıralamak istiyorum:

Aslında, bu iki ülke, birbirini tamamlayan ekonomilere sahip bulunuyorlar. Rusya, büyük pazarlardan Türkiye’ye coğrafî olarak en yakın olanıdır. Rusya’da 16,2 milyon Türk asıllı insan yaşamaktadır. Rusya Federasyonu coğrafyasında bulunan 118 halktan 46’sı Türk ve Moğol kökenlidir. Bu pazara giriş ve devletin yönlendirilmesi, bazı devletlerarası anlaşmalarla olmuştur. Halbuki, Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkilerde bireylerin ve özellikle firmaların rolü daha belirleyici olmuştur. Rusya’yla ilişkiler, siyasî etkilere çok açıktır. Devletin ilişkilerdeki ağırlıklı rolü, bu etkiyi daha da artırmaktadır. Örneğin, petrol boru hatları, Çeçenistan olayı, boğazlar rejimi gibi sorunlar, ikili ekonomik ilişkilerde zaman zaman duraklamalar yaratmıştır. Siyasî ilişkilerin ekonomik ilişkilere yansımasına örnek olarak, Türk menşeli mallara Moskova’ya yakın gümrükler yerine, Moskova dışında ve hatta, Moskova’ya 50 ilâ 100 kilometre uzaklıkta bir gümrükte işlem gördürülmesi verilebilir.

Rus ekonomisinin geçiş döneminde bulunması ve hızla yapısal değişiklikler yaşaması da, ikili ekonomik ilişkilerin mahiyetini etkilemektedir. Özellikle, Rusya’da özel sektörün güçlenmesi, yeni sektörlerin oluşması ve mevcut olan sektörlerin teknoloji ve üretim açılarından gelişmesi, dünyayla ekonomik ilişkileri etkilemektedir.

Önemli bir başka farklılık da, ikili ekonomik ilişkilerin her iki ülke için şu aşamada asimetrik öneme sahip olmasıdır. Rusya, Türkiye’nin ekonomik ilişkilerinde çok önemli bir yer alırken, Türkiye’yle iş hacmi büyük olmasına rağmen, Rusya için Türkiye, o kadar öncelikli bir ortak değildir. Bavul ticareti hesaba katılmadığında -ki, bugün bitmiş durumdadır- Türkiye, Rusya’nın ilk 10 ekonomik ortağı arasında yer alamamaktadır. Rusya için iki istisna konu Türkiye’yi çok önemli yapmaktadır; bunlar, doğalgaz ihracatı ve boğazlardan dolayı denizyolu nakliyatıdır.

Ayrıca, Rusya için Türkiye, yakınında hızla büyüyen ve ürün ile hizmet ithalatı hızla artan bir ülke olarak, çok önemli bir hedef pazar niteliği taşımaktadır. Enerji ürünlerinde ve silah, makine gibi ürünlerde Türkiye öncelikli potansiyel pazar durumundadır. İlişkinin bu dengesiz tabiatı, iki ülkeyi birbirine bağlayacak ve karşılıklı işbirliğine teşvik edecek mekanizmalara önem kazandırmaktadır.

1998 yılının yaz aylarında Rusya’da başlayan ekonomik krizin Rus ekonomisinde yarattığı küçülme, Türk-Rus ilişkiler hacmini de azaltmıştır; 1997 yılında ikili ilişkilerde yakalanan seviye, önemli ölçüde gerilemiştir. Daha da önemlisi, Çernomirdin’in ziyaretinde varılan mutabakatların hayata geçirilmesi aksamıştır. Her iki ülkede yaşanan hükümet değişiklikleri, planlanan üst düzey ziyaretlerin gerçekleşmemesi ve seçim atmosferine girilmiş olması, bu münasebetleri de geciktirmiştir.

Değerli milletvekilleri, 1980’li yıllarla birlikte Türk-Sovyet ekonomik ilişkilerinde üçüncü bir dönem başlamış bulunuyor. Her şeyden önce, ilişkilerde ilk defa uzun vadeli ekonomik işbirliği mekanizması tesis edilmiştir. Ayrıca, ilişkilerdeki krilink esası terk edilmiş ve serbest ticarete geçilmiştir. En önemlisi de, Türkiye’de güçlenen özel sektör, ilk defa, ikili ekonomik ilişkilerde önemli bir unsur niteliği kazanmıştır.

Rusya’nın büyük nüfusu, Türkiye’ye yakınlığı, tüketim malları ve hizmetlere açlığı, dünyayla hızla bütünleşen Türkiye için önemli iş imkânları yaratmaktadır.

İncelediğimiz bu dönemde üç önemli olay, Türk-Rus ekonomik ilişkilerinde yeni bir aşama başlatmıştır: Bunlardan birincisi, 1982 tarihli Serbest Dövizle Ödemelere Geçişe Dair Protokol; ikincisi, 1984 tarihli Doğalgaz Anlaşması ve ondan sonra üçüncüsü de, Almanya’dan dönen Rus askerleri için askerî konut inşaatları olayı.

Değerli arkadaşlar, bu sözleşmeler, elbette geç kalmış sözleşmelerdir; yapılmasında yarar vardır, Türkiye’nin çıkarları vardır. Biraz önce arkadaşlarımız da ifade ettiler, Rusya’ya ihracatımız yaklaşık 1,3 milyar dolar civarındadır, Rusya’dan ithalatımız ise 2,1 milyar dolar civarındadır.

Değerli arkadaşlar, bu incelemeleri yaptığımız sırada rastladığımız bir belgeden de söz etmek istiyorum. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliğinin 1998 yılında yayımlanan bir raporu var. Bu raporun enerji bölümü aynen şöyle: “ Türkiye’nin, son yıllarda karşı karşıya kaldığı enerji darboğazını aşabilmesi için, Rusya’dan ithal edilen doğalgaz miktarının artırılması oldukça önemlidir. Türkiye üzerinden İsrail’e Rus doğalgazı ihracatı konusunda çalışmaların hızlandırılması, Türkiye’nin Rusya’dan ithal edeceği yeni doğalgazın, doğalgaz çevrimli enerji santrallarında kullanım amacıyla ithal edilmesi ve bu tip santralların inşaında Rus firmaların da yer alması önem kazanmaktadır.” İşte çarpıcı bölüm bundan sonra geliyor: “Ayrıca, Türkiye’de doğalgaz depoları yapılması konusunda Rus firmalarıyla işbirliği yapılması, Türkiye-Rusya Federasyonu arasındaki potansiyel işbirliği alanları arasında yer almaktadır. “

Bu ifadeyi okuduktan sonra, hemen gündemimizin 7 nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan arasında Hazar-Geçişli Gaz Boru Hattı Anlaşmasını görmek de, ayrıca memnuniyet verici bir husus.

Yalnız, şu raporda, öyle zannediyorum ki, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerde, kurulacak olan ortak firmalarda veya Rusya’nın Türkiye’deki birtakım yatırımlarında, doğalgaz depolama tesislerinin yalnız Rus doğalgazına tahsis edilmesi gibi bir öncelik yatıyor. Eğer, ilgili arkadaşlarımız bu rapordan bilgi sahibiyseler, bu raporla ilgili olarak birtakım düzenlemeler yapılacaksa, iki ülke arasında yapılacak doğalgaz depolama tesislerinin, mutlaka ve mutlaka Türkmen gazına da açık olması özelliğini taşıması gerekir. Bundan sonra yapılacak anlaşmalarda bu konuya özellikle dikkat edilmesini tavsiye ediyor, bu anlaşmanın iki ülkeye hayırlı olmasını diliyorum; ancak, Başbakanımızın seyahatinin zamanının uygun olmadığını ifade ediyor, Çeçenlere uyguladıkları zulümden dolayı da Rusya Federasyonunu protesto ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karapaşaoğlu.

Tasarının tümü üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ
ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1. – 1-15 Aralık 1997 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma’nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1 inci madde üzerinde söz isteyen?..

ASLAN POLAT (Erzurum) – Şahsım adına söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – 1 inci madde üzerinde, şahsı adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat.

Buyurun Sayın Polat.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Rusya ile ilgili üst üste iki tane anlaşma kabul ediliyor. Birisi, inşaat şirketlerinin vergilendirilmesiyle ilgili, birisi de yatırımların karşılıklı teşviki ve korunmasıyla ilgilidir. Biz, bu ticarî yönden yapılan anlaşmalara hiçbir şekilde karşı değiliz ve onayladığımızı da belirttik. Bunların, Türkiye ekonomisine, gerek inşaat sektöründe gerekse ticarî alanda, getireceği faydaları da izah ettik. Rusya, komşu ülkelerden birisi; gerek inşaat alanında gerekse bavul ticareti nedeniyle ülkemize çeşitli faydaları vardır. Çifte vergilendirmeyi önlemek de, zaten finans sıkıntısı içerisinde olan firmalarımızın bu yöndeki sıkıntılarına bir nebze olsun derman olacağı için de, her zaman kabul ediyoruz. Yalnız, Sayın Başbakanımızın yarınki Rusya ziyaretinden önce bu anlaşmalar çıkıyor; ama, Rusya’da yapılacak anlaşmalar arasında, Çeçenistan’daki soydaşlarımızın, dindaşlarımızın, gurur duyduğumuz Şeyh Şamil’in evlatlarının terörist kabul edilmesine dair bir anlaşmanın, mutlaka imzalanmamasını, Meclisten rica ediyoruz; yani, ekonomik anlaşmalara “evet” siyasî anlaşmaya “hayır” diyoruz.

Şimdi, şurada, inşaat firmalarımızın işini yapacağız diye, ticaret firmalarımızın işini yapacağız diye, bütün bayramlarda gururumuz olan bir Şeyh Şamil oyunuyla oynadığımız, zevklendiğimiz, Çeçen kardeşlerimizin, canlarımızın, ciğerlerimizin terörist gibi kabul edileceği bir anlaşmanın imzalanmamasını istiyoruz; ikisi birbirine karıştırılmasın diyoruz. Yani, bu anlaşmalarda, evet, ekonomik yönden düzeleceğiz diye, inşaat yönünden düzeleceğiz diye, müteahhitlik yönünü düzelteceğiz diye giderken, Türk Ulusunu ömrü boyunca utandıracak bir anlaşmanın altına imza atmayalım diyorum. Sayın Başbakanımızın, inşallah, bu tür anlaşmalara -yani, siyasî anlaşmalara- imza atmayacağını umut ediyorum.

Bu anlaşmaların onaylanmasını uygun buluyorum; ama, tekrar, Meclis adına, şahsım adına, Sayın Başbakandan bir ricam var: En az 5 milyon Kafkasyalı içimizde yaşıyor, Anadolu’da yaşıyor, aramızda yaşıyor ve bugün, dünyada eşi görülmemiş bir soykırıma tabi tutulmaya çalışılan bu kardeşlerimizi terörist sayacak bir anlaşmanın ise, sakın, bu anlaşmaların arasına girip de bu anlaşmaların arasında imzalanarak, bizleri üzmemesini, bizleri, evlatlarımızın yüzüne ömür boyu mahçup baktırmamasını diliyor; hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Polat.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 2. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü ve son maddeyi okutuyorum :

MADDE 3. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun görüşünü alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 7 dakika süre vereceğim.

Açık oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının yapılan açık oylamasının sonucunu açıklıyorum :

Kullanılan oy : 191

Kabul : 188

Ret : 1

Çekimser : 1

Mükerrer : 1

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlave Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

6. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlave Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/533) (S. Sayısı : 184) (1)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Zeki Okudan; buyurun.

FP GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ OKUDAN (Antalya) – Sayın Başkanım, Sayın Divan, Sayın Bakanım ve Sayın Komisyon üyeleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlave Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Fazilet Partisi Grubunun görüşünü açıklamak üzere huzurlarınızdayım.

Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği yoluyla Yunanistan’la gerçekleştireceği bütünleşme hareketinin benzerini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye arasında gerçekleştirmek amacıyla bu kanuna ihtiyaç duyulmuştur.

Hepinizin hatırlayacağı üzere, 1974 yılından önceki Kıbrıs, Rumların ve Türklerin karışık olduğu, karışık ikâmet ettiği bir adaydı ve burada, çeşitli şekillerde katliamları görüyorduk. 1963, 1967 yılından 1974 yılına kadar uzanan birtakım askerî harekâtların yapıldığını gördük. Yüce Atatürkümüzün söylediği “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini benimsemiş, şiar edinmiş o zamanın hükümeti, adaya barış götürmek üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bugünkü sınırlarını teşkil eden askerî harekâtı yapmıştır. Hakikaten, adada, 1974 yılından bugüne kadar huzur teessüs etmiş, gerek Rumlar gerekse Türkler, huzur içerisinde yaşamaya devam etmektedirler.

Adayla ilgili kabaca bilgi vermek gerekirse: Adanın yüzölçümü 9 251 kilometrekaredir; Türkiye’ye uzaklığı 71 kilometre, Suriye’ye 98 kilometre, Mısır’a 384 kilometre ve Yunanistan’a 900 kilometre, İngiltere’ye ise tam 3 000 kilometre mesafededir.

Adanın nüfusu, 1996 sayımlarına göre 200 587’dir ve nüfusun yüzde 52,8’i erkek, yüzde 47,2’si ise kadınlardan oluşmaktadır.

Kıbrıs’ta, 1997’de yapılan değerlendirmeye göre, 600 kişiye 1 doktor düşmektedir ve böylece, doktor açısından sıkıntısı olmayan bir yer olarak gözükmektedir.

Okuryazar oranı yüzde 94, yüksek tahsilli 15 693, lise mezunu 50 922, ortaokul mezunu 21 719 ve ilkokul mezunu 64 000 kişidir.

Bilindiği gibi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde para birimi olarak Türk Lirası kullanılmaktadır. 1998 itibariyle büyüme hızı yüzde 5,3 olarak gerçekleşmiştir. İhracatın ülkelere göre dağılımı: Türkiye’ye yüzde 47, İngiltere’ye yüzde 26, Almanya’ya yüzde 10, ABD ve diğer ülkelere yüzde 5 civarındadır. Ürünleri: Narenciye, konfeksiyon, narenciye konsantresi, patates, deri, yün yapağı, hellim peyniri, arpa.

Turist sayısı -bu çok önemli; çünkü, Ada’nın gelişmesi daha çok turizme bağlıdır- Türkiye’den giden 326 364, İngiltere’den 29 745, Almanya’dan 18 184 kişidir ve Ada’ya, havayoluyla 722 752, denizyoluyla 424 751 olmak üzere, toplam 1 147 503 yolcu taşıması yapılmıştır.

Sayın milletvekilleri, bu anlaşmanın onaylanmasıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının çifte vatandaşlık statüsünü kazanmasını sağlamış olacağız. Ayrıca, bunların, Türk soylu yabancıların meslek ve sanatlarını Türkiye’de serbestçe yapabilmelerine ilişkin 2527 sayılı Kanunun kapsamından çıkarılarak özel bir statüye kavuşturulması amaçlanıyor. Türkiye’de ikamet eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının ikamet ve çalışma müsaadelerinin verilmesi ve uzatılması sağlanmış olacak. Yalnız, bu maddeyle, Ada’daki Türk nüfusun azalma tehlikesi olduğunu da belirtmek isterim. 1967 harekâtında, ben, Antalya’da ortaokul öğrencisiydim. O dönemde Kıbrıs’tan Türkiye’ye çok göç olduğunu gördük. Eğer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gerekli tedbirleri ekonomik yönden alamazsa, Türkiye de bu kanunlardan yararlanarak Ada’ya yardımda bulunamazsa, yine, bu gibi bir tehlikenin olduğunu kabul ediyoruz; çünkü, Kıbrıs Adası Türkiye için vazgeçilmez önemi haizdir.

Daha önce, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs’tan gelen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarından güvenlik ve soy durumu gibi belgeler istemekteydi; bunlara son verilmesi öngörülmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk vatandaşlarının, Türkiye’de gayrimenkul satın alma işlemlerinin kolaylaştırılması -ki, bu olumludur- mevcut şirketlere veya kurulacak sermaye şirketlerine ortak olabilmelerinin sağlanması çıkacak bu kanunla gerçekleşecek. Bu da, yabancı sermayenin Türkiye’ye aktarılması açısından önemi haizdir ve doğru bir düzenleme olarak yorumluyoruz.

Bu arada, pasaportların geçerlilik süresinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’de beş yıla kadar uzatılabilmesi çıkacak bu kanunla sağlanabilmiş olacaktır ve bunu da olumlu olarak görüyoruz. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarına, Türkiye Cumhuriyeti büyükelçiliklerince pasaportların verilmesi, onların dünya üzerindeki dolaşımının sağlanabilmesi bir ölçüde kolaylaştırılmış olacak ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin üçüncü ülkelere yönelik vize rejimlerinin birbirleriyle uyumlaştırılması sağlanmış olacak.

Değerli arkadaşlarım, netice olarak, bu kanun tasarısıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyetiyle ilgili ilişkileri kolaylaştırılmış olacaktır. Ayrıca, Türkiye vatandaşlarının da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle ilgili formalitelerden arındırılmış ve resmî işlemlerin daha kolay yapılacak olması, memleketimiz için ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için önem arz etmektedir. Böylece, her iki devlet arasında gelişmeye katkıda bulunulacaktır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Suriye’ye, Lübnan’a, Mısır’a ve Alanya’ya yakınlığıyla çok önemli bir turizm merkezi haline her an dönüştürülebilir. Türkiye’deki turizm hareketlerinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle bağlantılı yapılmasının ne kadar önemli olduğu açıktır. Bu bağlantı, Yunanistan ile de yapılabilir. Yunanistan-Türkiye bağlantılı turizm, Yunanistan-Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle ilgili bağlantılar yapmak mümkündür.

Ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti malum ada üzerinde olduğundan dört tarafı sularla çevrili bir yer. Burada kafes balıkçılığı ve açık deniz balıkçılığının geliştirilmesi, dünya ticaretindeki yerinin bir kere daha gözden geçirilmesi böylelikle daha kolaylıkla sağlanacak diye düşünüyoruz.

Netice olarak, bu kanun tasarısının sağladığı kolaylıkla Kıbrıs’taki Türklerin boşalmasına mâni olmak, Türkiye’nin teşvik edeceği ticaret, sanayi ve özellikle turizm, balıkçılık ve eğitim -ki, son senelerde çok yaygın olarak görüyoruz, dünyanın en üst düzeyde eğitiminin Kıbrıs’ta verildiğine şahit oluyoruz- sektörlerine ağırlık verilmesi gerekir. Eğitimin daha da geliştirilmesi ve uygulamaya yönelik bir şekilde yapılmasının sağlanmasının önemini vurgulamak istiyoruz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti şu anda bağımsız, müstakil bir devlettir; diğer üçüncü dünya ülkeleriyle ticarî bağlantıları pekâlâ kurabilir; hatta, Türkiye’ye köprü bile olabilir. Bu kanun tasarısı, bize, üçüncü dünya ülkelerine açılmamızda Kıbrıs’ı bir atlama taşı olarak kullanma fırsatı da vermiş olacaktır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin varlığının korunmasıyla, Ada’nın ekonomik sorunları halledilmiş olacaktır. Kıbrıs’ın, dünyanın küçük bir cennet adası olmasını temenni ediyor; hepinize saygılarımı arz ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okudan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
HÜKÜMETİ ARASINDA İKİ ÜLKE VATANDAŞLARINA İLÂVE KOLAYLIKLAR TANINMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA
DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. – 19 Temmuz 1999 tarihinde Lefkoşa’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlâve Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşma” nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 2. – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.– Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun görüşünü alacağım.

Oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylamayı başlatmadan önce, gündemin 7 nci sırasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının görüşmeleri bitinceye kadar çalışma süremizin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler_ Etmeyenler_ Kabul edilmiştir.

Şimdi, açık oylamayı başlatıyorum.

Süremiz 5 dakikadır.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlave Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporunun yapılan açık oylaması sonucu: Katılan milletvekili sayısı 194

Kabul : 188

Çekimser : 1

Mükerrer : 5

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum

127 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin (HGB) İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğalgaz Satışına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

7. — Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin (HGB) İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğalgaz Satışına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/491) (S. Sayısı : 127) (1)

BAŞKAN – Komisyon raporunun...

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – ...okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Raporun okunmasını kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü hakkında, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Teoman Özalp; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA TEOMAN ÖZALP (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğalgaz Satışına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, hızla artan enerji talebini karşılayabilmek ve kullandığı enerjinin çeşitliliğini sağlayabilmek amacıyla gerekli çalışmaları yapmak zorundadır. Yeni bin yıla hazırlandığımız bu günlerde, Hazar bölgesindeki zengin enerji varlığının ülkemiz eliyle pazarlanmasının hem politik hem de ülkemizin maddî çıkarlarına uygun düşeceği hepimizin malumudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu amaçla, Hazar bölgesindeki enerji sektörünün hammaddesi olan gaz ve hampetrolün ülkemize ve Avrupa’ya aktarılması konusunda kalıcı ve tutarlı politikaları her hükümetin uygulaması gerekliliği, ülkemizin çıkarı açısından zorunludur; hatta, bu konuda bir devlet politikasının ortaya konulmasında fayda vardır.

1980’li yılların sonunda dağılmaya yüz tutmuş Sovyetler Birliğinden birer birer bağımsızlığını ilan etmiş olan Avrasya’daki Türk cumhuriyetleriyle, petrol ve gazla ilgili projeleri gerçekleştirmek için 1990’lı yılların başlarında gerekli çalışmaları yapmışız; fakat, sonuçlandırma aşamasında tutarlı olamamışız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bize inanan, bize güvenen ülkelerin o güvenlerini yok etmeye, ne bizlerin ne de yürütme görevini elinde bulunduran hükümetlerin hakları vardır. Eğer, güven sarsıcı politikaları uygulamaya kalkarsak, lider ülke, önder ülke durumumuz ortadan kalkar.

Bütün dünyanın gözü bu bölgedeyken, gerekli hazırlıkların, projelerin ve kararların alınmasında ülke ve bölgelerarası ilişkilerin önemine dikkat edilerek gerekli çalışmalar yapılmalıydı. Ayrıca, ülkemizde başgösteren enerji kriziyle ilgili sorunların giderilmesi amacıyla yapılan çalışmalar da, bu bölge dikkate alınarak, yeniden gözden geçirilmeliydi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Haziran 1999 tarihinde kararlaştırılarak, Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilen söz konusu antlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun tasarısının görüşüldüğü bugün, bu antlaşmanın kısaca seyrine bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Türkmenistan-Türkiye doğalgaz boru hattı projesinin amacı, elverişli bir güzergâhtan ve herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın Türkiye’nin ihtiyacının karşılanması ve Avrupa’ya pazarlanmasıdır. Bu amaçla, 1 Aralık 1991 tarihinde proje çalışmaları başlamıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel ile Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Türkmenbaşı, 29 Ekim 1998 tarihinde Avrupa doğalgaz boru hattı projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili olarak anlaşma imzalamışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ile Türkmenistan Başbakan Yardımcısı arasında doğalgaz alım satım anlaşmasının önemli konularının mutabakata bağlandığı prensip anlaşması, 12 Mart 1999 tarihinde Akşabat’ta imzalanmıştır.

21 Mayıs 1999’da Akşabat’ta, Türkmenistan’dan doğalgaz alım satımına dair bir doğalgaz alım satım antlaşması imzalanmıştır. Olgunluk döneminde yılda 16 milyar metreküp doğalgaz ithal edilecektir.

11 Haziran 1999’da Ankara Doğalgaz Alım Satım Anlaşması BOTAŞ Yönetim Kurulu tarafından onaylanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anlaşmanın seyrine objektif olarak bakacak olursak, bu zaman periyodu içerisinde ne kadar önemli bir zamanın harcandığını sizlerin takdirine bırakıyorum. Bu tip projelerin ülkenin ekonomik ve dış politikadaki çıkarları açısından önemi çok büyüktür. Böyle önemli bir projenin tarafları arasında yer alan Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Türkmenbaşı’nın, basın toplantısında ülkemize sitemkâr tavır içerisinde bulunması, basit, geçiştirilecek bir olay değildir. Bu konunun, enine boyuna, kamuoyu önünde açık ve net olarak tartışılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz için son derece önemli olan Türkmenistan Doğalgaz Projesi için kamuoyunda çok büyük iddialar ortaya atılmaktadır. Rusya’dan Mavi Akım (Blue Stream) Projesiyle alınacak doğalgazın metreküpünün Türkmenistan’dan alınacak doğalgaza göre pahalı olacağı iddia edilmektedir. Eğer bu iddia doğru ise, böyle pahalı alınma teşebbüsünün gerekçesi nedir? Ülkemizin doğalgazla ilgili projeleri arasında yer alan Türkmenistan Doğalgaz Projesi mi, yoksa Mavi Akım Projesi mi önceliklidir? Bu konuların çok iyi olarak kamuoyuna aktarılması gerekmektedir.

Bugün basınımızda tartışılan ve hâlâ netlik kazanamayan bu projelerle ilgili basında yer alan bazı yazıları sizlerin bilgisine sunmayı bir görev addediyorum. “Türkmenbaşı fırçası“ 7 Ekim 1999 Hürriyet Gazetesi; aynen okuyorum: “Türkmenbaşı, Türk politikacıları halkının çıkarlarını düşünmüyor. Rusya bizden 42 dolara doğalgazı alıp, size 114 dolara satacak. Gelin Türk halkının doğalgaz ihtiyacını birlikte karşılayıp sevap işleyelim.”

8 Ekim 1999 tarihli Türkiye Gazetesinde, Rahim Er’in yazısı “Türkmen gazı neden savsaklanıyor” şeklindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda çeşitli spekülasyonlara neden olan Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Boru Hattı Projesinin bir an önce bitirilerek faaliyete geçmesi ülkemizin yüksek menfaatı icabıdır.

İlk 30 yıllık bir süreyi kapsayacak olan bu anlaşma neticesinde ülkemiz 16 milyar metreküp gazı kendisi kullanacak, 14 milyar metreküpünü de Avrupa’ya ihraç edecektir. Böylece yılda 30 milyar metreküplük bir gaz alımı yapmış olacaktır. Böylesine önemli bir anlaşmanın bir an önce sonucu alınarak gaz taşınması işlemine geçilmesi gereklidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazar geçişli Türkmen doğalgazı ülkemizin stratejik önceliği olmalıdır. Bu hat, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Rusya’dan bağımsızlaşmasının en önemli aracıdır. Yani, bu ülkelere yardımcı olmanın yegâne koşulu, ticarî konularda onların ekonomik bağımsızlığını sağlamaktır; ama, biz ne yapıyoruz; Mavi Akım Projesi diye bir projeyle onlarla ilişkilerimizi yavaşlatıp, daha pahalı olduğu iddia edilen Mavi Akım Projesini kamuoyu gündemine getiriyoruz.

Netice olarak: Türkmenistan ve ülkemiz için fevkalade önemli olan bu projenin hayata geçirilmesi için yapılan anlaşmanın yerinde olduğunu düşünüyoruz. Daha fazla gecikmeye meydan vermemek bakımından gerekli çalışmaları hükümetin ele alacağını umuyor, Hazar-Geçişli Türkmenistan Boru Hattı Projesinin, Mavi Akım Projesinden daha öncelikli olduğunu, olması gerektiğini belirtiyor ve tasarıyı olumlu olarak destekleyeceğimizi belirterek, tekrar, Yüce Heyete ve sizlere saygılar sunuyoruz. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özalp.

Fazilet Partisi Grubu adına, Bayburt Milletvekili Sayın Suat Pamukçu; buyurun efendim.

FP GRUBU ADINA SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; çalışma saatimizin de sonlarına geldik. Zamanınızı da fazla israf etmeyeceğim. Hazar-Geçişli Türkmenistan - Türkiye - Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin anlaşmasıyla ilgili kanun tasarısını görüşüyoruz.

Tabiî, bu tasarının ya da bu anlaşmanın altında yatan gerçekler nelerdir, onlara da kısaca bir değinmek isterim. Malumlarınız üzere, Türkiye, Rusya’dan Mavi Akım Projesi adı altında doğalgaz satın almakta şu anda. Tabiî, bu projeye alternatif olarak Cezayir’den de gaz alabiliyoruz. Refahyol Hükümeti döneminde, Türkmen gazının Türkiye’ye ulaştırılmasıyla ilgili bir anlaşma inzalanmıştı; anlaşmadan ziyade, daha çok protokol demek lazım; buna da aynı şeyi söylemek lazım. Niye böyle söylüyorum; ona da geleceğim. Şu anda konuştuğumuz konu bir anlaşma konusu değil, bu bir protokoldür. Bunun anlaşma olarak buraya getirilmesi yanlış. Türkmen gazının doğrudan doğruya Türkiye’ye bir gaz boru hattıyla getirilmesine ilişkin bir anlaşma imzalanmıştı Refahyol döneminde; ancak, arada, İran, doğalgazın direkt olarak Türkmenistan’dan Türkiye’ye kadar uzatılmasına karşı çıkmış; “ben Türkmenistan’dan gaz alayım, benim gazımı da size satayım” diye dayatmış idi. Bu dayatmadan dolayı, Türkmenistan’la, bu önümüze getirilen, daha doğrusu, anlaşma yapılmak üzere bir protokol olarak getirilen konu gündeme gelmişti. Şu anda görüştüğümüz konu, o anlaşmaya alternatif olarak yapılan bir protokoldür.

Neden protokoldür onu da söyleyeyim; çünkü, bu önümüze getirilen metne baktığımız zaman -en başta 2 nci maddesi özellikle- “taraflar aşağıda belirtilen anlaşmaları 30 Mayıs 1999 tarihinden sonra olmamak kaydıyla, hükümetlerarası seviyede sonuçlandırmak üzere iyi niyetle müzakere edeceklerdir” diye başlıyor. Şimdi, arkasından, müzakere edilecek hususları da belirtmiş: “Türkmen gazının Türkiye üzerinden transit geçişine ilişkin tüm hususlarla birlikte, HGB’ye ilişkin Türk ve Türkmenistan hükümetleri için müşterek ve müstakil hak ve yükümlülüklerini ortaya koyacak ve HGnin başarılı bir şekilde geliştirilmesi, finansmanı, inşaı ve işletilmesine yönelik imzalanacak tüm diğer gerekli anlaşmaların da temelini oluşturacak bir Gaz Boru Hattı Anlaşması...” Yani, anlaşma, bu protokolden sonra imzalanacak. İmzalandı mı, imzalanmadı mı? Tamam, Sayın Dışişleri Komisyon Başkanımız burada da, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımızın da burada bulunması gerekirdi bu konu görüşülürken. Şimdi, bu soracağımız sorulara kim cevap verecek, bilemiyorum; yetkili Bakanımız cevap verebilecekler mi, orada oturan Bakanımız?

“Türkmen doğalgazının Türkiye Cumhuriyetine satışına ilişkin bütün idarî, yasal, finansal ve diğer önemli şartları düzenleyen bir Gaz Alım Satım Anlaşması...” İmzalandı mı? Böyle bir anlaşma var mı? Yani, bu protokolü onaylamamız için bu anlaşmaları görmemiz lazım. Neye anlaştığınız, hangi hususta anlaştığınız belli değil. Bunu imzalayın diyorsunuz, bunda bir şey yok... Nesini imzalayacağız veya nesini onaylayacağız?

“Taraflar, hükümetlerarası düzeydeki bu anlaşmalara ilaveten, boru hattının tasarım, yapım, mülkiyet ve kullanımına ilişkin tüm idarî, yasal, malî ve diğer önemli koşulları belirleyen bir konsorsiyumun -buranın altını çizelim, konsorsiyumun- (Konsorsiyum) mümkün olan en kısa sürede oluşturulmasını destekleyeceklerdir.” Konsorsiyum ne? Birtakım kişilere menfaat mı sağlayacaksınız? Kim bu konsorsiyum? Kimler bu doğalgaz hattından menfaat temin edecek? Bunu soruyoruz. Bunun açıklanması lazım.

“Bu çabalar doğrultusunda, taraflar, HGB dahilindeki yabancı yatırımları koruyan ve yetkili devlet organlarınca yatırımcılara belli şartlar altında garanti ve teşvikler sağlayan düzenlemeleri içeren ve boru hattının mülkiyetine sahip olan ve işleten şirketler ile boru hattı güzergâhı üzerindeki ülkelerin hükümetleri arasındaki hak ve yükümlülükleri açıklığa kavuşturan evsahibi ülke anlaşmalarının hazırlanması için ellerinden gelen çabayı göstereceklerdir.” Yapıldı mı bunlar?

“Madde 4. HGB’nin tüm kapasitesi, Türkmen tarafınca istenildiğinde Türkmen gazının taşınması için kullanılacaktır.” Peki, Rusya’yı ne yapacaksınız bölgede? Yarın, Başbakan Rusya’ya gidiyor. Sen bu anlaşmayı onayladın geldin. “Benim doğalgazımı, gerektiğinde, Doğu Anadolu’dan Türkiye’ye iletilmek üzere bu boru hattını kullanabilir miyim kullanamaz mıyım” diye soracak. Ne diyeceğiz?

“Madde 6. — Türkmenistan’dan Türkiye’ye uzanacak HGB’yi kapsayan ve halihazırda Türkmenistan tarafından yaptırılmakta olan fizibilite çalışmasının sonuçları Türk tarafına iletilecektir.” Fizibilite çalışmaları bitmiş midir? Bize maliyeti nedir? Al ya da öde anlaşması var; bu, doğaldır; çünkü, aldığınız doğalgazı derhal enerjiye çevirmek zorundasınız, onu depolama imkânınız yok. O anda enerjiye çeviremediğiniz doğalgazın da parasını ödeyeceksiniz. Peki, bu ödenilecek miktar 16 milyar metreküp müdür, yoksa bunun belli bir oranı mıdır? Bu konu belli değil.

GÖNÜL SARAY ALPHAN (Amasya) – Sorun, cevabını alın.

SUAT PAMUKÇU (Devamla) – Soruyorum bunları ben.

“Madde 10. Taraflar, doğalgazın transit ülkelerden geçişini içeren karşılıklı yarara dayalı -burası da çok önemli- şartları öngören anlaşmalara ulaşmak için, bu ülkelerin hükümetleriyle danışmalarda bulunacaklardır.” Yani, Türkmenistan gazını Hazar’ın altından geçirdiniz. Türkiye’ye nasıl gelecek bu? Azerbaycan-Ermenistan üzerinden mi gelececek? Nereden gelecek? Bu ülkelerle anlaşmalar yapıldı mı? Onu da soruyoruz.

Burada bir şey aklımıza geliyor: Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız iki olayın (biri Türkiye’de, biri Ermenistan’da) altında bu boru hattı var mı? Altında yatan bu anlaşma mıdır, yoksa, bunun bir mütemmim cüzü olan Bakû-Ceyhan Boru Hattı Anlaşması mıdır? Yani, Türkiye’de bir bombalama olayı oluyor. Ne zaman oluyor? Sayın Cumhurbaşkanımızın Genelkurmay Başkanımızla birlikte Azerbaycan’ı ziyaret ettikten sonraki güne rastlayan bir olayla karşılaşıyoruz; arkasından da, bir parlamento baskını olayıyla karşılaşıyoruz. Kim var bunun altında? Zannediyorum, Başbakanımız, yarın, bunların da cevaplarını, herhalde, Rusya’dan alacaktır tahmin ediyoruz ya da almalıdır.

Değerli arkadaşlar, bu anlaşma, bize göre, bir anlaşma değil, bir protokoldür. Biraz önce bahsettiğim o anlaşmalar bunun ekiyle birlikte gelirse, bu bir anlaşma haline gelir. Biz de, onay verip vermeyeceğimizi, ancak, o zaman düşünebiliriz; yani, bu durumda, şu anlaşmaları görmeden, böyle bir protokolün onaylanıp onaylanmaması hususunda karar verecek durumda değiliz.

Söyleyeceklerimiz bunlardan ibaret.

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Buna cevap olarak, izin verir misiniz?.. Direkt yöneltilen sualler var.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Enerji eski Bakanı, zannediyorum, Grubu adına konuşacak; sonra, tekrar, zatıâlinize, Komisyon adına söz veririm.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Ziya Aktaş; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA A. ZİYA AKTAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; bu zaman kısıtını biliyorum; fakat, az önce sayın konuşmacı bazı noktalara değindi. Konunun çok önemli olduğuna hepimiz inanıyoruz ve destekliyoruz. Bu nedenle, çok kısa olarak, birkaç konu üzerinde durmak istiyorum.

Konulardan birisi; belki, dikkatten kaçtı; fakat, Sayın Teoman Özalp, konuşması sırasında değindi, 12 Martta, bu amaçla Aşkabad’da bir protokol imzalanmıştı; o dönemde bakan olarak ben vardım, ben görevliydim ve ardından 21 Mayısta, yani, burada, az önce sayın konuşmacının değindiği, 30 Mayıs 1999 tarihinden önce, 21 Mayısta, yine Aşkabad’da gaz alım-satım anlaşması yapıldı. Şu bakımdan arkadaşlarımız müsterih olabilir: Gaz alım koşulları Rusya’nın altındaydı; rakamları veremem, vermem doğru değil; ama, gerçekten Türkiye için daha olumlu, yararlı idi. Bunların altını çizmek istedim, bunları belirtmek istedim.

Bir nokta da şudur : Güzergâh olarak, fizibilite çalışması yapılmıştır, aralık sonunda bitmiştir ve öngörülen güzergâh Hazar Denizi altından geçtikten sonra boru Bakü’ye gelecek, Bakü’den sonra paralel bir hatla, Bakü–Ceyhan petrol boru hattı nasıl Gürcistan üzerinden geçip Türkiye’ye gelecekse, paralel hatla, gaz boru hattı da, Bakü’den itibaren Gürcistan üzerinden geçerek, Türk sınırına, Erzurum’a kadar gelecektir. Erzurum’dan sonraki iç dağıtım, Türkiye tarafından yapılacaktır.

Ayrıca, bir konu daha var, onu da özellikle vurgulamak istiyorum. 14 milyar metreküp, 16 milyar metreküp; toplam 30 milyar metreküp doğalgaz ediyor. Bu 16 milyar metreküp doğalgaz Türkiye’de kullanıldıktan sonra, ayrıca -şimdi, belki çok erken gibi görünüyor; fakat, bence çok önemli- Avrupa’da, yani, Orta ve Güney Avrupa’da 2010 – 2020 yıllarına doğru kuzey denizindeki rezervlerin tükenmesi ve azalması durumu nedeniyle orada bir boşluk olacak, bir ihtiyaç olacak; bu nedenle, Türkiye üzerinden gelen bu doğalgazın, Avrupa’ya da aktarılması ve böylece Türkmenistan’ın, hatta onunla beraber Azerbaycan’ın ve Kazakistan’ın da doğalgazının değerlendirilmesi mümkün olacak.

Bu açıklamayı yapmayı yararlı gördüm. Tekrar teşekkür ediyorum ve saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Komisyon Başkanının söz talebi var zannediyorum; buyurun efendim.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, Sayın Pamukçu haklı noktalara temas buyurdular; yalnız, Sayın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız, ricamız üzerine Dışişleri Komisyonuna gelerek bütün bu konularda çok mufassal bilgi verdiler ve suallere cevaplar verdiler ve kendilerinin, Sayın Pamukçu’nun mensup olduğu değerli siyasî partinin Komisyonumuzda çok kıymetli elamanları var. Ümit ve temenni ederdim ki, alınan bilgiler Grubunuza intikal ettirilir ve bu suallerin çoğu da belki bugün sorulmamış olurdu.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Genel Kurulun bilgilendirilmesi açısından...

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Peki efendim, müsaade buyurun efendim; biraz söyleyeyim...

AHMET SÜNNETÇİOĞLU (Bursa) – Ama, oylamada nasıl karar vereceğiz?...

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Efendim, biraz müsaade buyurun...

BAŞKAN – Lütfen, karşılıklı konuşmayalım efendim... Rica ediyorum...

Buyurun Sayın Komisyon Başkanı.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI KÂMRAN İNAN (Van) – Efendim, temas buyurdukları hususlar; bu, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden geçecektir. Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye temsilcilerinin iştirakiyle yarın Ankara’da müzakereler başlayacaktır ana anlaşma hakkında. Ayrıca, bununla ilgili konsorsiyum aşağı yukarı teşekkül etmiş, tamamlanmıştır. Alım ve satış anlaşması tamamlanmış vaziyettedir. Binaenaleyh, fizibilite çalışması bitmiş vaziyettedir. Bu sullarinizin hepsinin cevabı zannediyorum bu.

Bir başka önemli yönü; bu da enerji bakımından Türkiye’nin tek kaynağa bağımlı olmasının getireceği sakıncalar dolayısıyla buna çok önem vermektedir sayın Hükümet ve bu gelecek olan doğalgaz boru hattının bitim yeri Erzurum olacak, ondan sonra yurtiçi tüketim yurt içinde, diğeri de ihracat için gerekli tedbirler alınacaktır ve kaldı ki, Rusya’nın bize tahsis edebileceği doğalgaz miktarı, Türkiye’nin önümüzdeki 10 sene içerisinde 50 milyar metreküpe varacak olan ihtiyacını da karşılamaktan uzaktır. Bu gibi kaynaklara ve bilhassa kardeş bir memleketten gelmesi itibariyle büyük de önem verilmektedir.

Şeye gelince; burada işaret edildi, bahsedeyim; basında da çıktı; onun çok ucuza geldiği, buna mukabil mavi hat ve diğer imkânların daha pahalı olduğu yolunda haberler çıktı. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Sayın Bakanının Komisyonda bize verdikleri bilgiye göre fiyat bakımından, maliyet bakımından Samsun’da son bulacak olan mavi hattaki doğalgaz maliyeti ile Erzurum’da bitecek Türkmenistan gazı maliyeti arasında büyük bir fark da bulunmamaktadır; bulunmadığını beyan ve ifade ettiler. Bunu da huzurunuzda arz ediyorum.

Bu enerjinin Türkiye ekonomisindeki yerini çok iyi takdir buyurur Yüce Meclis. Bu açıdan, sayın hükümet, Orta Asya’dan, Kafkasya’dan, Rusya’dan ve ümit ederim, yakın bir gelecekte, eğer, müzakereler olur ve bize de verirlerse Ortadoğu’dan getirmek...

Bütün bunlar neyin ifadesi oluyor; Türkiye’nin, vazgeçilmez bir şekilde enerji koridoru haline gelmekte bulunması hadisesi. Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’dan ve hatta Rusya’dan Batı dünyasına ve dış sanayileşmiş memleketlere akacak olan enerjinin, karadan ve -temenni etmiyoruz ama- denizden geçişinin Türkiye üzerinden olması gibi çok önemli bir hadise ve aslında, bana sorarsanız, soğuksavaşın bitimiyle Türkiye’nin stratejik katsayısının azaldığı yolundaki iddialar, bu defa, ekonomik ve stratejik bakımdan katsayısı çok daha yükseğe ulaşmıştır ve bunu da Türkiye, hükümet ve devlet olarak en iyi şartlar içerisinde, Meclisimizin de desteğiyle bunu gerçekleştirmek bizim vazifemizdir.

Saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Komisyon Başkanımıza teşekkür ediyorum.

Anavatan Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, enerji ihtiyacını karşılamak ve Hazar Havzasıyla Avrupa arasında transit bir ülke haline gelmek için büyük çabalar harcamaktadır; bu çerçevede, Türkmen doğalgazının elverişli bir güzergâhtan ve herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın, Türkiye ve Avrupa pazarına ihracı konusundaki ciddî çalışmalara başlamıştır. İlk olarak, 28 Aralık 1997 tarihinde, Sayın Mesut Yılmaz ile Sayın Saparmurad Niyazov Türkmenbaşı’nın, Hazar üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya doğalgaz nakliyle ilgili olarak imzalamış oldukları protokol ile başlatılmıştır.

Anılan bu tarihten bu yana, mutabakat zaptı, protokol ve anlaşma olmak üzere çeşitli akitler imzalanmıştır.

29 Ekim 1998 tarihinde, Türkmenistan-Türkiye- Avrupa Doğalgaz Boru Hattı Projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili olarak, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel ile Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Türkmenbaşı arasında Ankara’da bu anlaşma imza edilmiştir.

Türkmenistan doğalgazının Türkiye ve Avrupa’ya iletilebilmesi açısından, temel hükümleri belirleyen bu anlaşma çerçevesinde, Türkiye’ye iletilecek doğalgazın teslimatına ilişkin çerçevenin yanı sıra, yılda, 14 milyar metreküpe kadar Türkmen doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya iletilmesi de mutabakat altına alınmıştır. Bu yolla Ortaasya ülkelerinin zengin doğalgaz kaynaklarının dünya enerji pazarına ulaştırılması sağlanmış olacaktır.

29 Ekim 1998 tarihinde imzalanan söz konusu anlaşmanın hükümlerini yerine getirmek amacıyla taraflar arasında alım-satım müzakereleri başlatılmış ve 12 Mart 1999 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ile Türkmenistan Başbakan Yardımcısı arasında Aşkabad’ta doğalgaz alım-satım anlaşmasının önemli konularının mutabakata bağlandığı bir prensip anlaşması imzalanmıştır.

Bu prensip anlaşmasından sonra BOTAŞ Genel Müdürlüğü ile Türkmenistan Devlet Başkanlığı nezdinde, hidrokarbon kaynaklarının kullanımı için yetkilendirilmiş organ arasında doğalgaz alımına ilişkin yoğun müzakerelerİ müteakiben, 21 Mayıs 1990 tarihinde, yine Aşkabad’ta, iki taraf arasında, Türkmenistan’dan 2002 yılından itibaren, doğalgaz alım-satımına dair bir doğalgaz alım-satım anlaşması imzalanmıştır. Türkmen gazının teslimatının 2002 ve 2004 yılları arasında başlaması planlanmaktadır. Başlangıç yılına bağlı olarak, 5 ila 7,2 milyar metreküple başlayacak doğalgaz alımları 2013 yılında 16 milyar metreküp seviyesine ulaşacaktır. Bu proje kapsamında Türmenistan doğalgazı BOTAŞ’a Türkiye-Gürcistan sınırında teslim edilecektir.

Türkiye-Gürcistan sınırına kadar olan doğalgaz boru hattının yapım ve işletim sorumluluğu Türkmenistan tarafından Amerika Birleşik Devletleri kökenli PSG Grubuna verilmiştir. Bilahara, bu gruba, bu konsorsiyuma Shell firması da iştirak etmiştir. Gürcistan sınırında BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından alınan doğalgazın ülke içindeki dağıtım ve satışı bu kurumumuz tarafından, yani, BOTAŞ tarafından yapılacaktır. Alınan gazın ülke içinde iletilmesi amacıyla, halihazırda, inşa edilmekte olan Doğu Anadolu Doğalgaz Boru Hattının Doğubayazıt-Kayseri bölümünün çapı 40 inçten 48 inçe, Kayseri-Ankara bölümünün çapı ise 36 inçten 40 inçe indirilmiştir.

Ülkemizin artan doğalgaz ihtiyacının karşılanması için imzalanmış bulunan diğer doğalgaz anlaşmalarının yanı sıra, Türkmenistan’dan alınacak doğalgazın da bir an önce ülkemiz pazarına sunulması önem taşımaktadır. Bu projenin gerçekleşmesiyle, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin toplam doğalgaz ithalatı içinde yaklaşık yüzde 26’lık bir paya sahip olacak olan Türkmen doğalgazının da, bir an önce, Türkiye enerji pazarına çıkması temin edilmiş olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dışpolitikada duygular kadar hesap, kitap ve akıl önemlidir, millî menfaatlar önemlidir. Millî menfaatımız neyi gerektiriyorsa, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri onu yapacaktır. Türkmenistan gazının alternatifi Mavi Akım değildir. Türk Milletinin, Türkiye Cumhuriyetinin hem Türkmenistan gazına ihtiyacı vardır hem de Mavi Akım Projesinden sağlayacağımız Rusya gazına ihtiyacı vardır; yani, Mavi Akım Projesi Türkmenistan gazına engel değildir, Türkmenistan projesi de Mavi Akım Projesine engel değildir.

Bunun böyle bilinmesi ve bu politikalar nezdinde gayret sarf edilmesi Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin menfaatınadır ve bu hayatî önemi haiz projeler konusu, bu Hükümetin olduğu gibi bundan sonraki hükümetlerin de devam edeceği bir konudur diyorum ve Yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

Hükümetin söz talebi mi var efendim?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Evet.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Efendim, bir soru sorabilir miyim Hükümet buna cevap verirse çok memnun olurum?..

BAŞKAN – Sayın Bakan zaten söz talep ettiler, Hükümet adına..

ASLAN POLAT (Erzurum) – Efendim, ben sorarsam ona da cevap vermiş olur.

BAŞKAN – Böyle bir usulümüz yok efendim, bu safhada yok.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Bakan, Erzurumlular sizin bu cevabınızı dinlemek istiyor.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Hükümet orada otursun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet arzu ettiği yerde oturur efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Hayır, şu anda anlaşma görüşülüyor, orada otursun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; tabiî, doğrudur, görüşmelerin başından itibaren Mecliste bulunup buradaki konuşmaları yakinen takip etmem ve cevaplandırmam gerekiyordu.

Ancak, şunu açıklıkla belirtmek istiyorum ki, saat 16.50’de hareket eden Türkmenistan muadilimiz, muhatabımız Başbakan Yardımcısı ve doğalgaz boru hatlarından sorumlu Bakanı Gurban Yolliev’i karşılamak üzere havaalanındaydım. Sayın Bakanı havaalanında karşıladım, toplantı yapmak üzere bakanlığa geldim; çünkü, yarın, Allah nasip ederse, saat 11.00’de, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığında, Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye’nin ve müşahit olarak da ABD’nin temsilcilerinin katılacağı ve AGİT zirvesi esnasında imzalanmasını hedeflediğimiz çerçeve anlaşmanın görüşüleceği bir toplantıyı başlatıyoruz.

Ancak, Sayın Pamukçu’nun konuşmasını, Sayın Bakanla sohbet ederken dinledim. Sayın bakanın da, sizin konuşmanızı ne kadar hayretle izlediğini burada ifade etmem mümkün değil ve kendisinden izin aldım; yani, misafirimi bakanlıkta bıraktım, kendisinden izin aldım, geldim, Meclisteki birtakım yanlış değerlendirmelere karşı, şimdiye kadar yapılanları ve bundan sonra da planladıklarımızı kısaca arz etmek üzere buradayım.

Tabiî, aynı esnada, Sayın Bakanımız Aktaş’ın, Sayın Komisyon Başkanımızın konuşmaları olmuş; araçta da yolda gelirken, televizyondan naklen, onları kısmen de olsa dinleme imkânına kavuştum.

Tabiî, Meclisimizin bu konuya gösterdiği ilgi, kamuoyumuzun bu konuya gösterdiği ilgi bize şevk veriyor, destek veriyor. Netice itibariyle, buradaki sizin bu ilginiz, Türkiye’nin böylesine önemli projelerinin daha bir önemli olarak değerlendirilmesine de sebep oluyor.

Ben, kısaca, spot olarak bazı şeyleri belirlemek istiyorum. Şimdi, Türkiye’de tartışılan nedir; Türkiye’de tartışılan şey, Türkiye’nin doğalgaza olan ihtiyacıdır. Biz, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı olarak, Türkiye’nin doğalgaza olan ihtiyacını ve Türkiye’yi, aynı 10 uncu Yıl Nutkunda belirtildiği gibi, doğalgaz hatlarıyla örme çabası içinde olarak bunları belirtiyorum. Temiz bir yakıt olan doğalgazın, özellikle sanayide, özellikle çevrim santrallarında, enerji üretiminde kullanılmasını sağlamaya yönelik tespitler olarak arz etmeye çalışıyorum.

2010 yılı itibariyle, doğalgaza olan ihtiyacımız 50 milyar metreküptür; 2020 yılına doğru gittiğimizde, 80 milyar metreküplük bir ihtiyacımız var.

Şimdi, geriye dönüp bir bakalım; şu anda, Türkiye’nin fiilen kullanmakta olduğu doğalgaz 11 milyar metreküptür ve bu doğalgazın 7 milyar metreküpüne yakın bir kısmını Batı’dan, 1986 yılında inşa edilen boru hattıyla almaktayız ve bu doğalgazı sadece ve sadece, İstanbul, Ankara, Kocaeli, Bursa ve Eskişehir İllerimizde kullanabilmekteyiz. 4,5 milyar metreküplük bir doğalgaz kaynağımızı da, LNC olarak, gemilerle, Hamidabad’taki terminalimizde muhafaza edebilmekteyiz.

Şimdi, Türkiye’nin, 2010 yılında ihtiyacını 50 milyar metreküp tespit ediyoruz; şu anda, fiilen kullandığımız doğalgazı 11 milyar metreküp tespit ediyoruz.

Geriye dönüp, bir değerlendirme yapayım, burada da bahsedildi; doğrudur, İran’la 10 milyar metreküplük bir doğalgaz alım anlaşmamız vardır, kesin kontrata bağlanmış bir anlaşmadır. Türkmenistan doğalgazı, İran topraklarından geçip gelecek, Türkiye, İran sınırında doğalgazı teslim alacaktır ve “take or pay” yani “al veya öde” şartına bağlı bir anlaşmadır; 10 milyar metreküplüktür. 500 milyon metreküpten başlayarak, 10 milyar metreküpe giden bir süreç içindedir.

Yine, kesin kontrata bağlanmış, Batı’dan almakta olduğumuz 6 milyar metreküpün üzerine bir 8 milyar metreküp doğalgaz eklenmesiyle ilgili, Mart 1998’de imzaladığımız bir anlaşma vardır; o da, kesin kontrata bağlanmıştır.

Bir diğer kesin kontrata bağlanmış doğalgaz anlaşması da -yine, tarih sırasıyla gitme çabası içerisinde oluyorum- Türmenistan’dan alacağımız 30 milyar metreküplük, Sayın Ziya Aktaş’ın Bakanlığı döneminde “take or pay” şartıyla kesin kontrata bağlanmış bir doğalgaz anlaşmasıdır.

Bir diğeri de, Rusya’dan, Karadeniz’in altından geçip gelecek, Samsun’da teslim edilecek Mavi Akımla ilgili anlaşmadır.

Yani, 10 milyar metreküp İran’dan, 16 milyar metreküp Türkmenistan’dan ve 16 milyar metreküp Rusya’dan, toplam 42 milyar metreküp...

Şimdi, bütün bu gaz alımlarının eşzamanlı olarak gerçekleşebilme ihtimaline binaen, biz bu konuşmalarımızı sürdürüyoruz. Diğer yandan da, şu anda Devlet Planlama Teşkilatına gönderdiğimiz çalışmayla, bütün bu ihtiyacı, bu hacmi Türkiye içinde fazlasıyla tüketebilecek imkânı yaratma çabası içerisindeyiz. Yani, Kayseri’den geçen doğalgazı, biz, niye Kayseri üzerinden Malatya’ya, Kahramanmaraş’a, Gaziantep’e, Adana’ya götürmeyelim? Seydişehir’e gidecek olan doğalgazı, biz, niye Burdur, Isparta, Denizli ve Manisa’ya götürmeyelim? Bu sirkülasyonu niye tamamlamayalım? Niye, biz, bu doğalgazı, Erzurum’dan aşağıya doğru, Ağrı’ya kadar indirmeyelim?.. Yani, 50 yıldır, bütün ülkeler, doğalgaz kullanımını bütün şehirlerine, bütün nüfuslarına yayma çabası içerisinde olmuşlar. Bu kadar üzerinde tartışıyoruz, günlerdir her yerde yazılıyor, çiziliyor, Türkiye’nin kullandığı doğalgaz 10 milyar metreküp; yaptığı anlaşmalar ortada ve Türkiye’nin nüfusuna baktığınız zaman, 80 vilayetin sadece 5’i doğalgaz kullanabiliyor! Tabiî, burada, tartışmaların ana noktası budur, hacmi budur, bunun üzerinde yürümesi gerekiyor.

Öncelikleri nedir Türkiye’nin; Türkiye’nin önceliklerinden en önde gelecek olanı gazdır. Benim doğalgaza ne zaman ihtiyacım var; yarın sabah ihtiyacım var. Ben, bugün, BOTAŞ olarak “bana kesintisiz gaz ver” diyen aboneme, “ben sana kesintisiz gaz verme taahhüdünde bulunamam” diyorum.

Bugün BO olarak, yap-işlet olarak, kanunu buradan geçirdik, onayladık, şirketleri tespit ettik. 6 milyar metreküp doğalgaz kullanacak 4 tane çevrim santralımız var yap-işlet; işte, Adapazarı, Gebze, İzmir ve Ankara’da. 4 200 megavat; şu anda Türkiye’nin kurulu gücünün dörtte 1’ine eşit bir güçte. Bunların temelini bu sene içinde atma çabası içerisindeyiz. 2002 yılı geldiği zaman, eğer, ben onlara bu doğalgazı veremezsem, Türkiye, bu doğalgazı onlara veremezse, üretip de alamadığı elektriğin parasını ödeyecek. Şu anda, Trakya’da yap-işlet-devret iki santralımız var; biri ÜNİT’in, biri ENROM’un; dev gibi iki santral ve şu anda Türkiye’nin elektrik enerjisinin önemli bir kısmını karşılıyorlar. Eğer, onlara zamanında doğalgazı veremezseniz, alamadığınız elektriğin parasını ödeyeceksiniz.

Türkiye’nin önceliği... Türkiye’nin önceliği, yarın sabah gelecek doğalgazdır. Türkiye, bu doğalgaz alımında hem ülke çeşitlendirmesi yaratmak zorunda hem kaynak çeşitlendirmesi yaratmak zorunda.

Bir bağımlılıktan söz ediliyor. Doğrudur; elli yıldır Avrupa, Rus doğalgazını kullanıyor; ama, hiç kimsenin birbirine bir bağımlılığından söz etmek mümkün değil. Yani, böylesine globalleşen, böylesine bütünleşen, gümrük duvarlarının kaldırıldığı bir dünyada, siz, doğalgazla bir ülkeye bağlanmanın endişesini çekeceksiniz; dünyayla ters düşersiniz...

Yine, bizim yaptığımız hesaplara göre, Türkmenistan’dan gelecek doğalgazla birleştiğinde yüzde 26 mertebesine çıkmaktadır Türkmen doğalgazı.

Bizim önceliğimiz, doğrudur, Türkmenistan doğalgazıdır ve biz, sadece ve sadece, Türkmenistan’dan doğalgaz alma çabasını sürdürmüyoruz. Bir yandan, Azerbaycan’da associé olarak petrol sahalarında çıkan doğalgaza da Türkiye’nin ihtiyacı var. Diğer yandan, biz, özellikle, tarih ve kültür bağıyla bağlı olduğumuz, soy bağıyla, dil bağıyla bağlı olduğumuz Türk cumhuriyetlerinin yeraltındaki kaynaklarının bir an önce ekonomilerine girebilmesinin çabasını, oradaki demokrasilerinin sağlıklı temellere oturtulabilmesinin çabasını veriyoruz; ama, muhatap olduğumuz suçlamalar emin olun, bizi içimizden yaralıyor.

Ben, burada, açıkça şunu ifade etmek istiyorum: Bütün bu yazılanların, çizilenlerin, söylenenlerin aksini Türkiye Cumhuriyeti gerçekleştirecektir; ama, biz oluruz, ama, başkaları olur... (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Bakü-Ceyhan’dan, Ortaasyanın petrolü Ceyhan Limanına akacaktır ve şunu söylüyorum: Bunlar bir günün işi değildir. Ne ben ne benden önceki ne benden sonraki hiçbir sayın bakan “biz şu projeyi yaptık, bunu gerçekleştirdik” diyemez, dememelidir, demesi doğru değildir; çünkü herkesin emeği vardır ve Türkiye, öylesine stratejik öneme sahip bu projelerine gözünün bebeği gibi bakmaktadır.

Ben, size açıkça söylüyorum, şu anda Bakü-Ceyhan’la ilgili görüşmelerimiz devam ediyor, belki bu akşam sonuçlandıracağız, AGİT Zirvesinden önce paraf edebileceğiz, AGİT Zirvesinde imza altına alabileceğiz. 36 aylık inşaat süresi tayin ettik, 9 veya 10 aya yakın arazi temini, temel mühendislik çalışmaları, detay mühendislik çalışmaları... Türkiye ve bu birliktelik, 2004 yılında bu petrolü, inşaallah, Ceyhan’a akıtacak.(ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Doğalgaz için de aynı şeyi söylüyorum. Türkiye, bölgesinde tek doğalgaz alıcısıdır. Biz, bir başka ülkenin menfaatına, bir başka ülkenin önceliğine, bir başka ülkenin stratejik siyasî değerlendirmelerine göre hareket etmiyoruz. Türkiye, bölgesinde tek doğalgaz alıcısıdır. Türkiye’nin etrafında doğalgaz üreten bütün ülkelerin doğalgazı satabilecekleri ilk ve tek ülke Türkiye’dir. Bir defa biz bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Ne olursa olsun, neye mal olursa olsun, tabiîdir ki, her şeyden önce korumakla mükellef olduğumuz Türkiye Cumhuriyetinin haklarıdır, Türk Milletinin haklarıdır. Hiç kimse bize bu noktada en ufak bir suçlamada bulunamaz. Biz, Türk Milletinin aleyhine, Türk Milletinin menfaatına aykırı hiçbir sözleşmenin altına imza atmadık, Allah’tan başka hiçbir kuvvet de attıramaz.

Açıkça şunu da ifade etmek istiyorum: Siz düşünebiliyor musunuz, bir ucuz pahalı kavgası yapılıyor. Yani, bir hükümet, bir bakan çıkacak, ucuz doğalgaz varken; gelmiş, hazır kapısında bekleyen ucuz bir doğalgaz varken, gidecek pahalı bir doğalgazı alacak, vatandaşına satacak; böyle bir şey olabilir mi?

Sayın Türkmenbaşı’nın, tamamen dostane, samimi bir çerçevede geçen konuşmaları “Cumhurdoğanım, hoş geldin” deyip, kolumuza girip, yanağımızı öpüp, oturtup, başladığı sohbetin Türkiye’deki değerlendirmesini gördünüz. Benim elimde, internetten çıkmış bir başlık var; “küstah Cumhurbaşkanı” diye başlık attı Türkiye’de medya. Biz o başlıkların değiştirilmesinde, Türkmenistan ile böylesine, yüzyıllara dayanan dostluğun gölge görmemesi noktasında çalıştık; ama, neticede şahsımıza yönelik, kimi “fırça yedi” dedi, kimi “azarlandı” dedi, kimi “sitem”, kimi “çıkıştı” dedi; ama, Allah’a şükürler olsun ki, ben, ne azarlandığım ne fırça yediğim kanaatindeyim. En ufak, öyle bir izlenimim de olmadı, öyle bir hissiyatım da olmadı. Çünkü, bana atılan fırça, bana söylenen azar, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Türk Milletine söylenmiş olurdu; söyleyen de cevabını alırdı. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Bizim her zaman ölçümüz, bu iki kardeş, dost “bir millet, iki devlet” sloganıyla ortaya çıktığımız bu beraberliği bir fazla daha ileriye götürmektir.

Pahalı, ucuz; onu da değerlendirmek istiyorum. Sayın Türkmenbaşı’nın bir değerlendirmesi var; haklıdır, doğrudur. Kuyusunun başında verdiği fiyatı hesaplıyor; ama, bu doğalgaz çıkacak, Hazar Denizini geçecek, Azerbaycan’ı, Gürcistan’ı geçecek, Türkiye sınırına gelecek ve Türkiye sınırına geldiği noktada da, benim bu doğalgazı tüketme imkânım yok; ne sanayim, ne nüfus yoğunluğum bu gazı orada tüketemez. Ben bu gazı alacağım, İstanbul’a, Batı’ya taşıyacağım. Bu taşıma da yok Türkmenbaşı’nın hesabında. Türkmenbaşı, kuyunun başında sattığı gazı hesaplayarak konuşuyor. Ben açıkça ifade ediyorum; yani, motamot, ben 1 liraya alıyorum, 2 liraya satıyorum tarzında bir değerlendirme yapmam mümkün değil. Çünkü, doğalgaz fiyatları, öyle bizim anladığımız manada fiyat tespiti şeklinde olmuyor. Ruslarla yapılan doğalgaz anlaşmasında fiyat tespitinde esas alınan, kıstas alınan ölçüyle, Türkmenistan’la yapılan anlaşmada kıstas alınan ölçü farklı; ama, şunu buradan, Meclis kürsüsünde, Meclis huzurunda, milletin huzurunda açıkça ifade ediyorum ki, belli dönemlerde, belli yıllara sârî olduğunda, meselâ, hemen şöyle 2000 yılına doğru bir değerlendirme yaptığınızda, Türkmen gazının, Rus gazından pahalı olduğu yıllar da oluyor, ucuz olduğu yıllar da oluyor; ama, bu ucuzluk, hiç de öyle ifade edildiği gibi, 30 dolara satılan gazın 100 dolara alınıp, Türkiye’de satılması gibi değil, sadece ve sadece birkaç dolardır.

Tabiî, zaman içinde, Türkiye, bunları tartışacak. Burada “bu anlaşmanın ekleri yok” denildi. Bizim saklı gizli bir şeyimiz yok; bizim, yapmış olduğumuz anlaşmalar çerçevesinde -eğer, bir gizlilik kararı verilmez ise- her şeyimiz açık; ama, bir usul var, şimdiye kadar hangi anlaşmanın ekleri geldi de Mecliste değerlendirildi Sayın Pamukçu? Ne zaman emrederseniz, biz açığız; gelin oturalım, görüşelim, tartışalım, size bunları açıklama imkânına da kavuşalım.

Dün gece, Bill Clinton’ın Hazar Bölgesi temsilcisi Mıster Wolf’la saat 7.30’da bir toplantı yaptık. Kendisiyle bütün konularımızı görüştük, hem petrolün hem de gazın hızlı bir şekilde üzerinden geçtik.

Müteakiben Kazakistan Büyükelçisini kabul ettim. Tabiî ki, Kazakistan da Bakü-Ceyhan’a petrol vermeyle ilgili girişimlerini sürdürüyor, öyle bir değerlendirmemiz oldu.

Sayın Başbakanımız emrettiler, bugün öğlenden sonra saat 3’te yine aynı kapsamda bir toplantı yaptık, Rusya’yla ilgili çalışmaları gözden geçirdik. Belirttiğim gibi, yarın sabah, çerçeve anlaşmayla ilgili çalışmalar yapılacaktır. Yine yarın, Allah nasip ederse, Sayın Başbakanımla birlikte Rusya’ya gidiyoruz. Rusya’da da bu kapsamda görüşmelerimiz olacak. Rusya’yla da önemli projelerimiz var, görüşeceğiz; ama, bütün bu işlerin arkasında, altında Türkiye’nin aleyhine birtakım şeyler aramanın; yapılan işleri sanki milletin aleyhine, Türkiye’nin aleyhine birtakım çabalar gibi göstermeye çalışmanın hiçbir manası yok, yanlış yapılıyor.

Bu makamlar gelip geçici, Allah nasip edecek sizler de geleceksiniz, sizler de bu yüce millete bu manada görev yapmanın imkânına kavuşacaksınız. Bizden önce de bu görevleri deruhte ettiniz. Doğrudur, bütün siyasî partiler, bu anlaşmalarla ilgili bütün değerlendirmelerini yapacaklar, en doğal haklarıdır; ama, yapıcı olmak lazım, destekleyici olmak lazım.

Ben, bu anlaşmanın, Meclisimizde, yine oybirliğiyle onaylanacağı inancı içindeyim. Yine, bütün siyasî partilerimizin, bu anlaşmaya destek vereceği inancı içindeyim; şimdiden, bu destek için de teşekkür ediyorum. İmkân buldukça, bu projeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Dışişleri Komisyonu Başkanımız emrettiler, Komisyona gittim ve ikibuçuk saate yakın, bütün enerji, doğalgaz ve petrol projelerimizi Komisyonumuzun ıttılaına sunma çabası içerisinde oldum, soruları cevaplandırdım. Yine, kim istiyorsa, hangi grup istiyorsa, hangi komisyon istiyorsa, gelip bu projeleri anlatmak arzusundayım. Sakladığımız, çekindiğimiz, ürktüğümüz hiçbir şey yoktur. Bu manada, gönlünüzün rahat olmasını sizlerden arzu ediyorum.

Herhalde süremi de aşmak üzereyim, Sayın Başkanın müsamahasını da istismar etmemek niyetindeyim. Beni dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum, destekleriniz için de şimdiden teşekkür ediyorum; saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, konuşmalar bittiğine göre, gruplar da konuştuğuna göre, soru sormak durumundayız. Sayın Bakan konuştular; ondan sonra soru sormak mümkün mü efendim?

BAŞKAN – Buyurun efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Bakan, çok değerli ve gerçekten aydınlatıcı bilgi verdiniz, teşekkür ediyorum. Ancak, biraz evvel, gazetelerin yanlış yazdığını, daha doğrusu yalan yazdığını ifade ettiniz. Peki, bundan sonra, hükümetin bir temsilcisi ve yetkili bir bakanı olarak, bu yalan haberler üzerine, hukukî takibat başlattınız mı efendim?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Bu soru için, ayrıca teşekkür ediyorum.

Gazetelerde çıkan bütün bu yazılarla ilgili, eğer, “siz, benim şu yazıma cevap vermediniz” diyecek bir köşe yazarı veyahut muhabir varsa, ben, özür dileyeceğim; gazetelerde çıkan her yazıya cevap veriyoruz.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Dava açtınız mı?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Tabiî, dava da açacağız; niye açmalayım... Dava açmanın belli bir süresi var. Tekzip için de gerekli girişimlerde bulunuyoruz; ama, bizim, gazetelere bu tip beyanları yollayıp yollamamamız, sizin düşünce tarzınızı ne kadar etkiliyor; ben, onu merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köse.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Değerli Başkanım, izninizle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Soru mu soracaksınız?

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Soracağım, evet.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Soru kısmındayız efendim, “MHP Grubu adına” dedi.

BAŞKAN – Konuşma yok efendim, soru soruyor Sayın Grup Başkanvekili, soru soruyor...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Beyefendi izin verir misiniz... Daha, ne konuşacağımı bilmiyorsunuz...

Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir dakika efendim... Bir dakika... Endişe buyurmayın.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Siz niçin karışıyorsunuz? Ben, Sayın Başkandan müsaade istiyorum, sizden mi müsaade istiyorum?

BAŞKAN – Lütfen... Lütfen efendim... Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Ne konuşacağımı biliyor musunuz? Lütfen... Ayıp oluyor. Allah, Allah...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Keyfinize göre Meclisi idare ediyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen...

Sayın Köse, buyurun.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkanım, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, bu millî projenin gerçekleşmesinde payı olan herkese, özellikle şu anda Enerji Bakanlığı yapan değerli bakanımıza şükranlarımızı sunuyorum. Bu projenin, yalnız bir doğalgaz boru hattı olmadığını, çok önemli bir siyasî strateji içerisinde yürütüldüğünü ve gelecekte Türk Milleti ve Türk Devleti için çok önemli bir proje olduğunu idrak etmekten aciz olanlara şu bilgileri veren Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Sayın Başkan, o zaman, herkes kalksın açıklama yapsın.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Değerli Başkanım, bir dakika müsaade buyurun, sualimi sormadım efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim, sualinizi de alalım.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Bakanımdan bir hususun açıklığa kavuşturulmasını istirham ediyorum.

Sayın Bakanımızın Erzurum’u teşriflerinde, Erzurum’da bir açıklaması vardı. Boru hatlarının Erzurum’dan geçeceğini ve çevrim santrallarının da Erzurum’da yapılacağını ifade etmişlerdi. Daha sonraki açıklamalarında, Iğdır ve Erzurum ilimize doğalgaz çevrim santralının yapılacağını ifade etmişlerdi. Bu hususun, eğer mümkünse, bir mahzuru yoksa, Sayın Bakanımız tarafından açıklığa kavuşturulmasını istirham ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Soruyu cevaplayacak mısınız Sayın Bakan; buyurun.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Kısaca cevaplandırmak istiyorum.

Tabiî, Enerji Bakanlığının bir enerji planlaması var, bir de Devlet Planlama Teşkilatının enerji planlaması var. Biz, bu iki planı, yaklaşık bir yıla yakın zamandır üst üste oturtamadık. Yani, biz, Enerji Bakanlığı olarak yaptığımız hesaplara göre Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılama noktasında, bölgesel ihtiyaçları karşılama noktasında yaptığımız planlamayı, Devlet Planlama Teşkilatına kabul ettiremedik. Devlet Planlama Teşkilatı şöyle bir şey söylüyor “Türkiye, tüketemeyeceği kadar elektrik üretir, Enerji Bakanlığının planına göre, Türkiye, tüketemeyeceği kadar da doğalgaz ithal eder” diyor. DPT’nin yapmış olduğu hesaplama ve bize verdiği cevap o.

Şimdi bizim yaptığımız bu değerlendirmeler sonucunda aldığımız teklifler, verdiğimiz görevlerle ilgili süreler 2008 yıllarına doğru atılıyor.

Ben şunu ifade ediyorum: Eğer, Devlet Planlama Teşkilatının yapmış olduğu planlar doğru olsaydı, ben, bugün, Enerji Bakanı olarak, Bulgaristan’dan 5 milyar kilovat/saat elektrik satın almamam lazımdı diyorum. Tabiî, bu, bizim kendi içimizde yapacağımız bir tartışma.

Şimdi, Iğdır’daki doğalgaz çevrim santralıyla ilgili, halen Devlet Planlama Teşkilatından bir onay alamadım. Ben açıkça söylüyorum, eğer, Devlet Planlama Teşkilatı onaylayıp kabul ediyorsa Erzurum’da bir çevrim santralı yapılmasını, ben, hemen, yap-işlet-devret de olabilir, Bakanlık olarak da olabilir, ne gerekirse yapmaya hazırım Sayın Köse.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, izin verirseniz ben de bir şey sormak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Polat.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Bakanım, bir konuda anlaşamıyoruz, anlaşamadığımız konu şu: Bir aydan beri, Erzurum Vilayetine gelmeyen doğalgazın münakaşası var; bu çevrim santralı Erzurum’a mı yapılacak, Iğdır’a mı yapılacak? (DSP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri...

ASLAN POLAT (Erzurum) – Devlet Planlama Teşkilatı yetkilileri diyor ki; “Enerji Bakanlığı, tercihini Iğdır’dan yana yaptı. Biz de, Iğdır’da çevrim santralını onaylamak istemiyoruz; ama, Iğdır’daki termik santralını bizim onaylamamıza mukabil, eğer, Enerji Bakanlığının ısrarıyla yapılırsa, Erzurum’a veya Sıvas’a doğalgaz çevrim santralı 2008 yılından önce yapılamaz.”

Biz, şimdi şunu söylüyoruz; siz, Iğdır’ı, Erzurum’a neden tercih ettiniz DPT’nin dediğine göre, onu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Cevap verecek misiniz efendim?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Bizim, yapmayı planladığımız santral, Iğdır’da 1 000 megavatlıktır. Biz, Erzurum’da da 1 000 megavatlık yapacağız. Orada, bizim, bölgesel olarak tespit ettiğimiz bir hacim var. Biz bu bölgesel hacimde zaten Devlet Planlama Teşkilatıyla anlaşamıyoruz. Bakın, ben, buradan biraz önce söyledim Sayın Polat, siz Erzurum’la ilgili onay alın, ben hemen teklif alacağım Erzurum santralıyla ilgili.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan?..

BAŞKAN– Evet Sayın Pamukçu, buyurun efendim.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma, biraz önce yaptığı açıklamalardan dolayı teşekkür ediyorum. Zatıâlileri, zannediyorum yoldaydı, Sayın Komisyon Başkanı açıklama yaparken yerimden bir müdahalede bulunmuştum. Kürsüde o sualleri yöneltmemden maksat, Genel Kuruldaki arkadaşlarımızın da konuyu daha yakından bilmeleri, ayrıca televizyondan naklen yayınlandığı için, konunun kamuoyunda daha iyi anlaşılmasına yönelik idi.

Şimdi, görüyorum ki, bu işin bir başka yönü de varmış. Biraz önce yaptığınız açıklamalarda, Devlet Planlama ile Enerji Bakanlığı arasında bir hesap mutabakatı olmadığını söylüyorsunuz. Bu, korkunç bir şeydir; yani, bir devletin iki organı arasında böyle hesap mutabakatı olmaması, Türkiye açısından çok yanlış bir olaydır; çünkü, siz, yaptığınız anlaşmalarda “al, ya da öde” şartını getiriyorsunuz. Eğer, aldığınız doğalgazı enerjiye dönüştürecek veya kullanılacak hale getirecek yatırımları yapmamışsanız, bunun Türkiye’nin aleyhine sonuçlanacağı açıktır. Bu durumda, Devlet Planlamanın yapmış olduğu ikazı da, Enerji Bakanlığı olarak dikkate almak zorundasınız, ya da, en azından, aranızda bir hesap mutabakatı sağlamak zorundasınız. Bu, Türkiye’nin geleceği açısından da çok önemlidir; buna katıldığınıza inanıyorum.

Bir diğer husus da, bu doğalgaz boru hattı, Erzurum’dan Ankara’ya kadar geliyor. Bu güzergâhta, hava kirliliği çok yüksek olan Bayburt İlimiz var... (DSP sıralarından alkışlar!) Çok kısa bir mesafededir, Aşkale’ye yaklaşık 50 kilometre uzaklıktadır. Oraya da, bir branşment hattıyla gaz temini sağlayabilirseniz memnun oluruz. Bayburt halkı adına da bu talebimizi iletmiş olayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Pamukçu.

Evet Sayın Bakan, Bayburt için ne düşünüyorsunuz?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Pamukçu, tabiî, ben, bunu, Devlet Planlama Teşkilatının ikazı olarak kabul edemiyorum. Aslında, biz, Devlet Planlama Teşkilatını ikaz ediyoruz, “sizin hesaplarınız yanlış” diyoruz; ama, bir mutabakata varmak zorunda olduğumuza da katılıyorum. Tabiî, siz ateşten koltukta oturursanız; yani “yarın mı kısıntı yapacağım, öbürgün mü yapacağım”ın kavgası içerisinde olursanız, “devam eden santrallara doğalgazı nereden bulacağım”ın endişesi içerisinde olursanız, tabiî ki, biraz daha haklılık kazanıyorsunuz; ama, ben şuna inanıyorum: Bu, Türkiye’nin geleceğini etkileyen önemli bir konudur. Bunu halledeceğimiz inancı içerisindeyim; yani, bir irade çıkacaktır, diyecektir ki “bu işin doğrusu da budur” biz de ona tabi olacağız. Ondan endişeniz olmasın.

Tabiî, Karadeniz iletim hattıyla ilgili çalışmalarımız da sürüyor; yani, Samsun’dan Ankara’ya yapılacak olan Mavi Akımla ilgili doğalgaz boru hattının, Samsun’dan Karadeniz tarikiyle, tekrar, o ringin tamamlanması bakımından, Erzurum’a kadar, hatta Hopa’ya kadar...

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) – Trabzon’a, Rize’ye kadar götürün.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Çay fabrikalarında ihtiyaç var, Hopa’da bir santral var, onun çevrilmesi söz konusu. Yani, bizim arzu ettiğimiz şey, Türkiye’de şehirler arasında bir doğalgaz kıskançlığını yaratmaktır, doğalgaza sahip olma noktasında vatandaşlarımızın arzusunu kamçılamaktır; çünkü, doğrunun bu olduğu inancındayız ve Mecliste de bu arzuyu görmek bizi çok sevindiriyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Son soru, süremiz itibariyle, Sayın Gebeş’in.

ALİ GEBEŞ (Konya) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanımdan bir soru sormak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Konya, birinci derece öncelikli hava kirliliğine matuf illerden birisidir. Şu anda, Aksaray yol kavşağından başlayan, Güney İletim Hattı ihalesi yapılmış, devam etmektedir. Bir de Seydişehir’e kadar gidecektir ve bildiğiniz gibi, Seydişehir’in rantabl üretim yapabilmesi için de -alüminyum borsasına girmiştir- acaba Seydişehir’de bir çevrim santralı ihalesi yapılacak mı; çünkü, enerjiyi çok pahalı elde etmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gebeş.

Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Şu anda, bunu cevaplandıramayacağım. Orada, halihazırdaki çalışmaların ne düzeyde olduğunu bilmiyorum; ama, en kısa sürede size yazılı cevap vereceğim Sayın Gebeş.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, tasarının maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE TÜRKMENİSTAN ARASINDAKİ HAZAR-GEÇİŞLİ TÜRKMENİSTAN-TÜRKİYE-AVRUPA GAZ BORU HATTI PROJESİNİN (HGB) İFASI VE TÜRKMENİSTAN’DAN TÜRKİYE CUMHURİYETİNE DOĞAL GAZ SATIŞINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1. — 29 Ekim 1998 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin (HGB) İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına İlişkin Anlaşmanın” onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1 inci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2 nci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü ve son maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkındaki Genel Kurulun görüşünü alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylamayı başlatıyorum ve 6 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına ilişkin Antlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının yapılan açık oylamasına 189 sayın milletvekilimiz katılmış ve 185 kabul, 4 mükerrer oy çıkmıştır. Böylece kanun tasarısı oybirliğiyle kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (Alkışlar)

Değerli milletvekilleri, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 4 Kasım 1999 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 20.04

V. – SORULAR VE CEVAPLAR (Devam)

B) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Sakarya Milletvekili Nezir Aydın’ın, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili düzenlenen kampanyaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/349)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sn. Osman Durmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını, başkanlığınızın tensiplerine arz ederim.

Saygılarımla.

Nezir Aydın Sakarya

1. Sağlık Bakanı Sn. Osman Durmuş, göreve geldiği günden itibaren, kamuoyuna çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve Türkiye’de bir kemik iliği bankası kurulması ve lösemi hastalarına umut ışığı olması amacıyla başlatılan kampanya hakkında bir çok iddiada bulunmuştur. Devletin bütün imkânları elinde olduğu halde, Sağlık Bakanlığı Personelini, konunun uzmanı profesörleri, idarî amirleri ve diğer ilgilileri bizzat kendi makamına çağırıp, çok kısa sürede bilgi alabilecekken, konunun gelişmelerine ait bilgileri basından takip etmiş ve bunu anlamakta yine zorlanmıştır. Örneğin, Sn. Bakan Osman Durmuş kampanyanın devlet görevlilerince desteklendiğini çok geç fark etmiş ve bunu bizzat itiraf etmiştir. (TGRT 26.6.1999 A Takımı Programı; KANAL 6, 21.7.1999 Bahar Tunalı ve Kalemler Programı) Devletin bütün imkânlarına sahip olan ve sağlık konusunda devletin en üst mercii olan bir kişi bu konuyu neden bu kadar güç kavramıştır?

2. Başta Cumhurbaşkanlığı Makamı olmak üzere, kampanya hakkında detaylı bilgi sahibi olan Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı gibi merciler ve ayrıca Valiler, Emniyet Müdürleri, İl Sağlık Müdürleri, Cumhuriyet Savcıları, Basın Savcıları gibi memuriyetlerin tümü, bu kampanyayı durdurabilirlerdi. Bu mercilerden herhangi biri kampanyayı durdurma girişiminde bulunmuş mudur? Şayet kampanya çerçevesinde yürütülen faaliyetlerde herhangi bir suç unsuru olsaydı, herkesten önce bu makamlar müdahale ederek kampanyayı durdurmazlar mıydı? Bütün bu mercilerimizin kampanyaya tam destek vermeleri, kampanyanın temiz olduğunu, ortada hiçbir suiistimal, hiçbir gayri kanunî durum bulunmadığını göstermiyor mu? Aksi durumda, suç olan bir faaliyeti durdurmadıkları için, bütün bu makamlar Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinde belirtilen “Görevi savsama” suçunu işlemiş sayılmayacaklar mı?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.HKM.0.00.00.00-9239/3706

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/349-1292/3492-1472 sayılı yazıları.

Sakarya Milletvekili Sayın Nezir Aydın tarafından, kemik iliği nakli ve kemik iliği bankası kurulması ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Sakarya Milletvekili Sayın Nezir Aydın’ın “Kemik iliği nakli ve kemik iliği bankası kurulması” ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır

Sorular:

“1. Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş göreve geldiği günden itibaren kamuoyuna çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve Türkiye’de bir kemik iliği bankası kurulması ve lösemi hastalarına umut ışığı olması amacıyla başlatılan kampanya hakkında bir çok iddiada bulunmuştur. Devletin bütün imkânları elinde olduğu halde, Sağlık Bakanlığı personelini, konunun uzmanı profesörleri, idarî amirleri ve diğer ilgilileri bizzat kendi makamına çağırıp, çok kısa sürede bilgi alabilecekken konunun gelişmelerine ait bilgileri basından takip etmiş ve bunu anlamakta yine zorlanmıştır. Örneğin, sayın Bakan Osman Durmuş kampanyanın devlet görevlilerince desteklendiğini çok geç fark etmiş ve bunu bizzat itiraf etmiştir. (TGRT 26.6.1999 A Takımı Programı; KANAL 6, 21.7.1999 Bahar Tunalı ve Kalemler Programı) Devletin bütün imkânlarına sahip olan ve sağlık konusunda devletin en üst mercii olan bir kişi bu konuyu neden bu kadar güç kavramıştır?

2. Başta Cumhurbaşkanlığı Makamı olmak üzere, kampanya hakkında detaylı bilgi sahibi olan Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı gibi merciler ve ayrıca Valiler, Emniyet Müdürleri, İl Sağlık Müdürleri, Cumhuriyet Savcıları, Basın Savcıları gibi memuriyetlerin tümü, bu kampanyayı durdurabilirlerdi. Bu mercilerden herhangi biri kampanyayı durdurma girişiminde bulunmuş mudur? Şayet kampanya çerçevesinde yürütülen faaliyetlerde herhangi bir suç unsuru olsaydı, herkesten önce bu makamlar müdahale ederek kampanyayı durdurmazlar mıydı? Bütün bu mercilerimizin kampanyaya tam destek vermeleri, kampanyanın temiz olduğunu, ortada hiçbir suiistimal, hiçbir gayri kanunî durum bulunmadığını göstermiyor mu? Aksi durumda, suç olan bir faaliyeti durdurmadıkları için, bütün bu makamlar Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesinde belirtilen “Görevi savsama” suçunu işlemiş sayılmayacaklar mı?”

Cevaplar:

Cevap 1. Konu hakkında sorumlu bürokratlardan ve bilimsel olarak ilgili uzmanlardan gerekli bilgi alınmış ve kampanyada kanunî, bilimsel ve etik yönden tespit edilen eksiklikler sebebiyle bu çalışma durdurulmuş, ancak konuyla ilgili sorunlar çözümlendikten sonra gerek duyuluyorsa kampanyanın başlatılabileceği ilgililere bildirilmiştir.

Kampanyanın konusu itibariyle, yetkili merci Sağlık Bakanlığıdır. Diğer kurum ve kuruluşların desteğinin bulunması, Bakanlığın görev ve yetkilerini kanunî prosedür içinde kullanmasına engel teşkil etmemektedir.

Cevap 2. Sağlıkla ilgili kampanyalarda Sağlık Bakanlığının sorumluluğu ile diğer sektörün sorumluluğu farklıdır. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasından birinci derecede Sağlık Bakanlığı sorumlu olduğundan, bu konu üzerinde hassasiyet gösterilmiştir.

Konu hakkında gösterilen ilgi için teşekkür ederim.

2. – Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili düzenlenen kampanyaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/350)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Delaletinizle Sağlık BakanıSayın Osman Durmuş’un aşağıdaki sorularımı yazılı olarak cevaplandırmasını talep ediyorum.

Arz ederim. Saygılarımla. 29.7.1999

Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu Rize

Sorular:

“1. Sayın Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Türkiye’de Kemik İliği Bankası kurmak için gönüllü olarak kampanya yürüten kişileri ve kampanyanın destekçilerini “Titancı” ilan etmiştir. (19.6.1999 Star Haber, 21.7.1999 Kanal 6 Haberler, 2.7.1999 Kanal-D Ana Haber, 19.6.1999 Hürriyet, 2.7.1999 Milliyet, 3.7.1999 Milliyet) Sayın Osman Durmuş, resmî ve gayri resmî bütün kuruluşları Titancı ilan ederken, bu iddiayla ilgili olarak, Sağlık Bakanlığı tarafından herhangi bir araştırma yapılmış mıdır? Sözkonusu iddiaları delillendirecek nitelikte herhangi bir somut belge, kanıt veya bilgi mevcut mudur?

2. Sayın Bakan, 18 Haziran 1999 tarihinde yaptığı açıklamalarında (Star Haber, ATV Ana Haber) ise, sözkonusu kampanyaya katılanları ve destek veren gönüllüleri bir tüzel kişilik olmaya davet etmiş ve bu tarihten sonra kamuoyuna yaptığı açıklamalarda da, özellikle bu organizasyonların bir tüzel kişilik çerçevesinde yürütülmesinin gerekliliği üzerinde durmuştur.

Sayın Bakan’ın kampanya gönüllülerine tüzel kişilik vermek istemesiyle, Türkiye’de Ulusal Kemik İliği Bankası kurulması gibi şerefli bir görevi, bu gönüllülere vermek istediği anlaşılmaktadır. Sayın Bakan bu girişimiyle, kampanya gönüllülerini dünya çapında bir hareketin sorumlusu ve yetkilisi yapma istediği açıkça ortaya koymaktadır. Bu, gerçekte Sayın Bakanın kampanyayı yürütenlere çok güvendiğinin ve onları bu konuda ehliyetli bulduğunun göstergesidir. Fakat, Sayın Bakanın daha sonra kamuoyuna yaptığı açıklamalar ve geliştirdiği üslup, bu tavrı ve görüşleriyle açıkça çelişmektedir. Bu çelişkinin sebebi nedir? Bu arada ne oldu, Sayın Bakan bizim bilmediğimiz önemli bilgiler mi edindi; edindiyse bu bilgiler nedir?

Sayın Bakan tüzel kişilik olmaları, bir vakıf ve dernek kurmaları konusunda teşvik ettiği, gerekirse maddi yardımda bulunacağına dair söz verdiği, kısaca çok güvendiği kampanya gönüllülerine karşı neden tavır almıştır? Kampanya ve kampanyayı yürütenler hakkındaki görüşleri neden birdenbire değişmiştir?

3. Bu tartışmaların ortaya çıkmasına neden olan Dr. Oktar Babuna’nın hastalığı ile ilgili gerçek bilgiler nelerdir? Oktar Babuna’nın tedavisi için şimdiye kadar neler yapılmıştır? Bu amaçla Sayın Bakanın toplamış olduğu Etik Kurul adına açıklama yapan Bakanlık Müsteşarı Haluk Tokuçoğlu, lösemi hastası Dr. Babuna hakkında söylediklerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın Tokuçoğlu, yaptığı açıklama ile Dr. Babuna’nın tedavisini yurt dışında yaptırdığı için devlete zarar verdiğini iddia ediyor ve bu şekilde Dr. Babuna ve benzerlerini bir anlamda rencide ediyor; onların duygularını zedeliyor. Bu nedenle sayın müsteşar hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.HKM.0.00.00.00-9239/3705

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/350-1293/3493-1472 sayılı yazıları.

Rize Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu tarafından, kemik iliği nakli ve kemik iliği bankası kurulması kampanyası ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Rize Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu’nun “Kemik iliği nakli ve kemik iliği bankası kurulması”

ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır

Sorular:

“1. Sayın Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Türkiye’de Kemik İliği Bankası kurmak için gönüllü olarak kampanya yürüten kişileri ve kampanyanın destekçilerini “Titancı” ilan etmiştir. (19.6.1999 Star Haber, 21.7.1999 Kanal 6 Haberler, 2.7.1999 Kanal-D Ana Haber, 19.6.1999 Hürriyet, 2.7.1999 Milliyet, 3.7.1999 Milliyet) Sayın Osman Durmuş, resmî ve gayri resmî bütün kuruluşları Titancı ilan ederken, bu iddiayla ilgili olarak, Sağlık Bakanlığı tarafından herhangi bir araştırma yapılmış mıdır? Sözkonusu iddiaları delillendirecek nitelikte herhangi bir somut belge, kanıt veya bilgi mevcut mudur?

2. Sayın Bakan, 18 Haziran 1999 tarihinde yaptığı açıklamalarında (Star Haber, ATV Ana Haber) ise, sözkonusu kampanyaya katılanları ve destek veren gönüllüleri bir tüzel kişilik olmaya davet etmiş ve bu tarihten sonra kamuoyuna yaptığı açıklamalarda da, özellikle bu organizasyonların bir tüzel kişilik çerçevesinde yürütülmesinin gerekliliği üzerinde durmuştur.

Sayın Bakan’ın kampanya gönüllülerine tüzel kişilik vermek istemesiyle, Türkiye’de Ulusal Kemik İliği Bankası kurulması gibi şerefli bir görevi, bu gönüllülere vermek istediği anlaşılmaktadır. Sayın Bakan bu girişimiyle, kampanya gönüllülerini dünya çapında bir hareketin sorumlusu ve yetkilisi yapma istediği açıkça ortaya koymaktadır. Bu, gerçekte Sayın Bakanın kampanyayı yürütenlere çok güvendiğinin ve onları bu konuda ehliyetli bulduğunun göstergesidir. Fakat, Sayın Bakanın daha sonra kamuoyuna yaptığı açıklamalar ve geliştirdiği üslup, bu tavrı ve görüşleriyle açıkça çelişmektedir. Bu çelişkinin sebebi nedir? Bu arada ne oldu, Sayın Bakan bizim bilmediğimiz önemli bilgiler mi edindi; edindiyse bu bilgiler nedir?

Sayın Bakan tüzel kişilik olmaları, bir vakıf ve dernek kurmaları konusunda teşvik ettiği, gerekirse maddi yardımda bulunacağına dair söz verdiği, kısaca çok güvendiği kampanya gönüllülerine karşı neden tavır almıştır? Kampanya ve kampanyayı yürütenler hakkındaki görüşleri neden birdenbire değişmiştir?

3. Bu tartışmaların ortaya çıkmasına neden olan Dr. Oktar Babuna’nın hastalığı ile ilgili gerçek bilgiler nelerdir? Dr. Babuna’nın tedavisi için neler yapılmıştır? Bu amaçla Sayın Bakanın toplamış olduğu Etik Kurul adına açıklama yapan Bakanlık Müsteşarı Haluk Tokuçoğlu, lösemi hastası Dr. Babuna hakkında söylediklerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın Tokuçoğlu, yaptığı açıklama ile Dr. Babuna’nın tedavisini yurt dışında yaptırdığı için devlete zarar verdiğini iddia ediyor ve bu şekilde Dr. Babuna ve benzerlerini bir anlamda rencide ediyor; onların duygularını zedeliyor. Bu nedenle sayın müsteşar hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı?

Cevaplar:

Cevap 1. Kampanyada yürütülen bazı faaliyetlerin ülkemizde daha önce meydana gelen “titan” olayına benzetilerek yorumlanmasını doğru bulmuyorum. Burada kasdettiğimiz olay, yapılan bir hizmete karşılık ödenmesi gereken tutarın elde mevcut olmayıp, toplum adına angaje olması ve borçlanmak benzetmesidir.

Cevap 2. Doku tipleme bilgi bankasının kurulması amacıyla Dr. Oktar Babuna tarafından başlatılan kan örneklerini alma ve doku tiplendirmesi analiz çalışmalarına yönelik kampanyada kanunî, bilimsel ve etik yönden tespit edilen eksiklikler sebebiyle bu çalışma durdurulmuş, ancak konuyla ilgili sorunlar çözümlendikten sonra gerek duyuluyorsa kampanyanın başlatılabileceği ilgililere bildirilmiştir.

Kampanyayı yürüten kişilerin resmî bir zemin üzerinde bu görevi yapmadıkları öğrenilince, kendi aralarında sorumluluğu üzerine alan kişi belirlenmediği için, çalışmaları sürdürmek istiyorlarsa bir vakıf veya dernek kurmaları kendilerine önerilmiştir. Ancak bugüne kadar bu kampanyayı yürütmek isteyenlerin bir dernek veya vakıf kurmamaları da tutumumuzun haklı olduğunu doğrulamaktadır.

Cevap 3. Bu kampanya çerçevesinde 30 bin civarındaki kan örneğinin doku tiplendirmesi için İstanbul’da (İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde), ayrıca 105 bin civarında kan örneğinin ABD’nde, 16 bin civarındaki kan örneğinin ise Almanya’da test işlemlerine tabi tutulduğu, ancak, kampanya başında Almanya ve ABD’de yapılan 10 bin civarında kan örneklerinin parası ödenerek test sonuçlarının geldiği bilinmektedir.

Bakanlığımız Müsteşarı, deneyimli hekim ve sektör temsilcilerinin katıldığı Bilimsel Kurul kararını, bir bürokratın sorumluluk anlayışı doğrultusunda kamuoyuna açıklamıştır. Bu açıklamada hiçbir kimseyi rencide edici bir husus bulunmayıp, Bilimsel Kurul kararının subjektif görüşlere yer verilmeksizin, olduğu gibi kamu oyuna duyurulması mahiyetindedir. Bu sebeple, herhangi bir işlem yapılmasını gerektiren bir tutum ve davranış sözkonusu değildir.

Konu hakkında gösterilen ilgiye teşekkür ederim.

3. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van İli Özalp İlçesinde bulunan Devlet Hastanesinin uzman doktor ve ambulans ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/356)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Maliki Ejder Arvas Van

Van-Özalp İlçesinde bulunan 25 yatak kapasiteli Devlet Hastanesi ilçeye bağlı 53 köy, bir beldenin yanısıra Saray ilçesi ve bu ilçeye bağlı 26 köye sağlık hizmeti vermeye çalışıyor. Buna rağmen hastaneye atanmış uzman doktor yoktur. Ayrıca hastaneye ambulans da tahsis edilmemiştir.

1. 1998 yılında Özalp Belediyesi tarafından Sağlık Bakanlığına verilen 3 dönüm arsaya yapılması planlanan 2 nolu Sağlık Ocağı projesi neden yapılmamıştır?

2. İlçe hastanesine neden uzman doktor ataması yapılmıyor?

3. İlçe hastanesine neden bir ambulans tahsis edilmemiştir?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.HKM.0.00.00.00-9239/3704

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/356-1300/3500-1472 sayılı yazıları.

Van Milletvekili Sayın Maliki Ejder Arvas tarafından, Van İli Özalp İlçesinin sağlık meseleleri ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Van Milletvekili Sayın Maliki Ejder Arvas’ın Van İli Özalp İlçesinin sağlık meseleleri

ile alakalı yazılı soru önergesinin cevabıdır:

Sorular:

Van-Özalp ilçesinde bulunan 25 yatak kapasiteli Devlet Hastanesi ilçeye bağlı 53 köy, bir beldenin yanısıra Saray İlçesi ve bu ilçeye bağlı 26 köye sağlık hizmeti vermeye çalışıyor. Buna rağmen hastaneye atanmış uzman doktor yoktur. Ayrıca hastaneye ambulans da tahsis edilmemiştir.

Soru 1. 1998 yılında Özalp Belediyesi tarafından Sağlık Bakanlığına verilen 3 dönüm arsaya yapılması planlanan 2 nolu Sağlık Ocağı projesi neden yapılmamıştır?

Cevap 1. Kayıtlarımızın tetkikine göre Özalp İlçesinde bir adet Sağlık Ocağı planımız mevcut olup Bakanlığımıza ait bir binada hizmet vermektedir. İkinci bir Sağlık Ocağı planlamamız yoktur. İkinci Sağlık Ocağı için tahsis edildiği belirtilen arsanın Bakanlığımız adına devir işlemlerinin tamamlanmadığı Sağlık Müdürlüğünün Özalp Belediye Başkanlığına yazmış olduğu 17.8.1999 tarih ve 6767 sayılı yazıdan anlaşılmaktadır.

Soru 2. İlçe hastanesine neden Uzman Doktor ataması yapılmıyor?

Cevap 2. Özalp Devlet Hastanesinin uzman hekim ihtiyacının karşılanabilmesi için, Ekim ayında ilan olunan münhal yerler arasında Özalp İlçe Devlet Hastanesi de ilave olunmuştur. İlk fırsatta uzman hekim tayini cihetine gidilecektir.

Soru 3. İlçe hastanesine neden bir ambulans tahsis edilmemiştir?

Cevap 3. Bakanlığımızda tahsise hazır ambulans bulunmadığından ve 1999 yılı içerisinde ambulans alımı henüz yapılmadığından, bu Hastanemizin ambulans ihtiyacı karşılanamamıştır. Ambulans alımı yapıldığında, bu İlçemizin ambulans ihtiyacının temini cihetine gidilecektir.

Konuya gösterilen ilgiye teşekkür ederek başarılar dilerim.

4. – Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı’nın, milletimizi tehdit eden hastalıklarla mücadeleye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/357)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sn. Osman Durmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla. 27.7.1999

Mehmet Bedri İncetahtacı Gaziantep

1. Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş, 16 Haziran 1999 tarihli TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda ve aynı hafta basına yaptığı açıklamalarda Türk milletini tehdit eden hastalıkları, ölüm oranlarına göre bir ciddiyet ve aciliyet sırasına koymuştur. Buna göre, öncelikli olarak ilk sıralarda yer alan hastalıklarla mücadele yönünde bir politika izleneceğini ve Sağlık Bakanlığı bütçesinin de bu sıralama doğrultusunda kullanılacağını belirtmiştir. Sayın Bakan bu sıralamanın ne olduğunu ve hangi kritere göre yapıldığını açıklayabilir mi?

2. Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu araştırmalara göre, Türkiye’de sağlık gündeminin ilk sırasında hangi hastalık bulunmaktadır, bunun halledilmesi ne kadar sürecektir? İkinci sıradaki hastalıkla ilgili sorunların çözülmesi ne kadar sürecektir? İlk sıralardaki hastalıklarla mücadele ederken, örneğin altıncı, yedinci sıraya konan hastalıklar ve bu hastalıklardan muzdarip olan hastalar için yatırım yapılmayacak mıdır? Bunlara kaç yıl sonra sıra gelecektir? Bu esnada Sağlık Bakanlığı’nın alt sıralarda saydığı hastalıklardan muzdarip olan vatandaşların durumları ne olacaktır? Bu hasta ve tedaviye muhtaç vatandaşlarımızın çekecekleri sıkıntı ile ilgili ne gibi tedbirler almışlardır ve bu kişilerin ölümünün sorumluluğunu kim üstlenecektir?

3. Yeterli maddi imkânı olduğu takdirde, bütün hastalıklarla aynı anda ve aynı ciddiyetle mücadele edilmesi mümkün müdür? Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş’un milletimizi tehdit eden hastalıkları ölüm oranlarına göre sıralaması bilimsel ve devlet ciddiyetiyle bağdaşan bir yöntem midir? Bunu yapmak ve pek çok sorunun çözümünü zamana bırakmak yerine Sayın Bakan bütçesini genişletmek ve daha iyi hizmet vermek yönünde bir girişimde bulunmuş mudur? Eğer Sağlık Bakanlığının gücü bütün bu mücadeleyi yürütmeye yetmiyorsa bunu özel teşekküllere neden bırakmıyor?

4. Türkiye’de mevcut sağlık sorunları arasında lösemi hastalığının önceliği nedir? Lösemi ölümcül ve çok tehlikeli bir hastalık değil midir? Türkiye’de her yıl kaç kişi lösemi hastalığından dolayı hayatını kaybetmektedir? Kemik iliği naklinin, başta lösemi ve Akdeniz anemisi gibi kan hastalıkları olmak üzere birçok hastalıkla tedavi yöntemi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla kendisine uygun kemik iliği bulamayan hastalar için ulusal bir Kemik İliği Bankasının mevcudiyeti zarurî değil midir?

5. Ülkemizin Kemik İliği Bankası ihtiyacı kaçıncı sırada yer almaktadır? Devletin maddî imkânlarına göre yapılan bu sıralamada yüzme havuzları, turistik dinlenme tesisleri, eğlence yerleri veya tartan pistler açmak kaçıncı sırada yer almaktadır? Bu tesislere aktarılan paraların vatandaşlarımızı ölümden kurtarmak için yürütülen çalışmalara yönlendirilmesi gerekmez mi?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.HKM.0.00.00.00-9239/3703

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/357-1301/3501-1472 sayılı yazıları.

Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Bedri İncetahtacı tarafından, milletimizi tehdit eden hastalıklar ve kemik iliği nakli kampanyası ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Bedri İncetahtacı’nın “Milletimizi tehdit eden bazı

hastalıklar ve kemik iliği nakli kampanyası” ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır:

Sorular:

1. Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş, 16 Haziran 1999 tarihli TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda ve aynı hafta basına yaptığı açıklamalarda Türk milletini tehdit eden hastalıkları, ölüm oranlarına göre bir ciddiyet ve aciliyet sırasına koymuştur. Buna göre, öncelikli olarak ilk sıralarda yer alan hastalıklarla mücadele yönünde bir politika izleneceğini ve Sağlık Bakanlığı bütçesinin de bu sıralama doğrultusunda kullanılacağını belirtmiştir. Sayın Bakan bu sıralamanın ne olduğunu ve hangi kritere göre yapıldığını açıklayabilir mi?

2. Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu araştırmalara göre, Türkiye’de sağlık gündeminin ilk sırasında hangi hastalık bulunmaktadır, bunun halledilmesi ne kadar sürecektir? İkinci sıradaki hastalıkla ilgili sorunların çözülmesi ne kadar sürecektir? İlk sıralardaki hastalıklarla mücadele ederken, örneğin altıncı, yedinci sıraya konan hastalıklar ve bu hastalıklardan muzdarip olan hastalar için yatırım yapılmayacak mıdır? Bunlara kaç yıl sonra sıra gelecektir? Bu esnada Sağlık Bakanlığı’nın alt sıralarda saydığı hastalıklardan muzdarip olan vatandaşların durumları ne olacaktır? Bu hasta ve tedaviye muhtaç vatandaşlarımızın çekecekleri sıkıntı ile ilgili ne gibi tedbirler almışlardır ve bu kişilerin ölümünün sorumluluğunu kim üstlenecektir?

3. Yeterli maddî imkânı olduğu takdirde, bütün hastalıklarla aynı anda ve aynı ciddiyetle mücadele edilmesi mümkün müdür? Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş’un milletimizi tehdit eden hastalıkları ölüm oranlarına göre sıralaması bilimsel ve devlet ciddiyetiyle bağdaşan bir yöntem midir? Bunu yapmak ve pek çok sorunun çözümünü zamana bırakmak yerine Sayın Bakan bütçesini genişletmek ve daha iyi hizmet vermek yönünde bir girişimde bulunmuş mudur? Eğer Sağlık Bakanlığının gücü bütün bu mücadeleyi yürütmeye yetmiyorsa bunu özel teşekküllere neden bırakmıyor?

4. Türkiye’de mevcut sağlık sorunları arasında lösemi hastalığının önceliği nedir? Lösemi ölümcül ve çok tehlikeli bir hastalık değil midir? Türkiye’de her yıl kaç kişi lösemi hastalığından dolayı hayatını kaybetmektedir? Kemik iliği naklinin, başta lösemi ve Akdeniz anemisi gibi kan hastalıkları olmak üzere birçok hastalıkla tedavi yöntemi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla kendisine uygun kemik iliği bulunmayan hastalar için ulusal bir Kemik İliği Bankasının mevcudiyeti zarurî değil midir?

5. Ülkemizin Kemik İliği Bankası ihtiyacı kaçıncı sırada yer almaktadır? Devletin maddî imkânlarına göre yapılan bu sıralamada yüzme havuzları, turistik dinlenme tesisleri, eğlence yerleri veya tartan pistler açmak kaçıncı sırada yer almaktadır? Bu tesislere aktarılan paraların vatandaşlarımızı ölümden kurtarmak için yürütülen çalışmalara yönlendirilmesi gerekmez mi?

Cevaplar:

Cevap 1. Bir ülkenin sağlık sorunlarının tespitinde en sık görülen, en çok ölüme sebebiyet veren ve sakatlayan hastalıklar, öncelikler sıralamasında ilk sırayı almaktadır. Bu sıralamayı yaparken, ülkenin doğum ve ölüm istatistikleri incelenmekte ve her hastalığa göre yapılan epidemiyolojik değerlendirmeler nazara alınmaktadır.

Yaş gruplarına göre öncelik, diğer sağlık sorunlarından farklı olarak ele alınmaktadır. Bu meyanda, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında, çocuk felci, yenidoğan tetanozu, kızamık ve hepatit şeklinde bir öncelikler sıralaması yapılmış olup, bu hastalıkların ortak özelliği, aşı ile korunmanın sağlanabilmesidir. Bebeklik ve çocukluk döneminde, aşı ile korunulabilir hastalıklara karşı düzenli bir aşılama programı yürütülmesi önemlidir.

Zira, bu hastalıklara karşı düzenli bir şekilde aşılananların, bu hastalıklara yakalanması ve yakalansalar bile ölümle sonuçlanması hemen hemen mümkün değildir. Ulusal aşı takviminde, uygulanacak aşıların seçiminde, toplumda aşı ile korunulabilir hastalıkların sıklığı, aşının etkinliği ve bu aşıları uygulayacak sağlık örgütünün imkânları nazara alınmakta ve ülkemizde, verem, boğmaca, difteri, tetanoz, çocuk felci, kızamık ve hepatit hastalıklarına karşı aşı uygulaması yapılmaktadır.

Bu hastalıklardan, çocuk felci hastalığı önceliklidir ve bu hastalığın yok edilmesine yönelik olarak, “Polio Eradikasyonu Programı” uygulanmaktadır. Bu program global bir programdır ve tüm dünya ülkeleri 2000 yılına kadar çocuk felci hastalığını yok etmeye yönelik çalışmalarını sürdürmektedir.

Cevap 2. Bakanlığımız, ülkemiz için önemlilik ve öncelik arzeden sorumluluklarına yaklaşımını, sıralama yaparak gelecek yıllara bırakma politikası yerine, her konuyu hassasiyetle izlemektedir. Ancak yatırım ve insan gücü planlamasında bir önceliğin olması da beklenen ve olması gereken bir politikadır. Böyle bir politikanın uygulanması, öncelik verilen sağlık konuları dışındaki hizmetlerin durdurulması anlamına gelmemektedir.

Cevap 3. Hastalıklara karşı aynı zamanda ve aynı ciddiyetle mücadele edilmesi ile ilgili sorunuzun cevabı şu şekilde verilebilir: Her soruna özgü yapılması gereken faaliyetler belli bir zaman tablosuna yerleştirilir. Belli bir bütçe ve insan gücü desteğiyle yürütülür. Bu işi yaparken de birçok sektörün desteği alınır.

Cevap 4, 5. Öncelikle, kemik iliği nakli merkezi ile doku bilgi bankasının kuruluş amaçlarının karıştırılmaması için bazı hususların açıklanmasını faydalı görüyorum. Şöyle ki;

Nakil merkezleri, uygun fiziki ortamda faaliyet gösterecek, kaliteli personel ve gerekli modern cihazlarla donatılmış özel birimlerdir. Türkiye’de bu birimlerin sayısı 10 civarındadır. Kemik iliği nakline başlanmadan önce, alıcı ile verici arasında doku tiplendirmesi uyum laboratuvar çalışması yapılmaktadır. Bu laboratuvar çalışmaları ülkemizde 6-7 birimde düşük kapasitede yapılmaktadır. Buralarda yapılan doku tiplendirme çalışmaların bir bilgisayar ortamında toplanması gerekmektedir. Kardeş uyumu olmayan lösemili vakaların uygun doku tipi vericisi bulabilmesi için bir bilgisayar ortamında bilgi alabilecek bir kurumsallaşmaya ihtiyaç vardır. Bu sebeple, öncelikle kemik iliği nakil merkezlerinin kapasitesini genişletmek, kendi aralarında koordinasyonu sağlamak, yeni birimlerle desteklemek ve nihaî olarak da bunların başvuracağı doku tipi bilgi bankası kurulması gerekmekte olup, önceliklerin sıralamasının bu şekilde yapılması hizmet açısından mühimdir.

Bakanlığımız konuyu, mevzuat çalışmaları, kurumsal çalışmalar ve personel ile halk eğitimi çalışmaları olmak üzere (3) bölümde yürütmektedir. Mevzuat çalışması olarak, “Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Taslağı” ile “Kemik İliği Nakli Merkezleri ve Ulusal Doku Bilgi Bankası Yönetmeliği Taslağı” hazırlanarak Bilimsel Kurulun görüşlerine sunulmuştur. Bu arada, mevcut olan “Kemik İliği Nakli Merkezleri”ni geliştirmek amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Bu meyanda, Ankara Numune Hastanesi bünyesinde 20 yataklı Kemik İliği Nakli Merkezi ve Ulusal Kemik İliği Bilgi Bankası kurulması çalışmaları tamamlanmış ve faaliyete geçmiştir.

Burada önemli olarak toplumun bilinçlenmesi ile birlikte gerekli organizasyonu kurabilmektir. Kemik iliği bilgi bankası bu organizasyon içinde yer alması gereken bir birimdir. Ülkemizde 18 adet organ nakli merkezi ve ayrıca 10 adet kemik iliği nakli merkezi vardır.

Cevap 5. Soruda yer alan başka sosyal kuruluşlara ait yatırımların yapılmayıp, Sağlık Bakanlığına aktarılması meselesi, sizin de içinde yer aldığınız Parlamentoya düşen bir görev ve Bütçe Kanunu sırasında gözetilmesi gereken bir husustur. Sağlık Bakanlığına, bu önemli hizmetlerin istenildiği seviyede yerine getirilmesini sağlayacak miktarda ve yeterli kaynak ayrılmadığı açıktır.

Konu hakkında gösterilen ilgiye teşekkür ederim.

5. – Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, kemik iliği bankası kurulmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/359)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş tarafından yazılı oarak cevaplandırılmasını delaletlerinize arz ederim.

Saygılarımla. 29.7.1999 Yahya Akman Şanlıurfa

Türkiye’de Lösemi Hastalığıyla mücadele konusunda başlatılan kampanya çerçevesinde vatandaşlarımızdan toplanan kanların bir kısmı, yurt dışındaki laboratuvarlarda test edilmiştir. Bu kan örneklerini ABD’de tahlil eden laboratuvarlar 17 Haziran 1999 günü Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş’u ziyaret etmişler ve kendisine testler karşılığında, ödenmesi gereken parayla ilgili olarak, sözlü de olsa, bir güvence verilmesini istemişlerdir. Sayın Bakanın kampanya aleyhindeki açıklamaları da aynı güne denk gelmektedir.

Bu bilgilerden sonra;

Sorular:

1. Acaba Bakanın kampanyayı durdurma kararı almasının, ABD’li heyetin bu ziyaretiyle bir ilişkisi var mıdır? Sayın Bakan kampanyayı onbeş gün önce değil de neden ABD’li heyetin ziyaret ettiği gün durdurmuştur? Acaba bu basit bir tesadüf müdür?

2. T.C. Devletinin Sağlık konusundaki en yetkili mercii olarak kendisinden güvence istenmeseydi, acaba Sayın Sağlık Bakanı hiç ses çıkarmadan Kemik İliği Bankası kurulması kampanyasını devam ettirecek miydi?

3. Eğer Sayın Bakanın kampanyayı durdurmasının gerçek sebebi bu ve benzeri Malî Gelişmeler ise, bunları neden açıkça ifade etmek yerine, hiç bir açıklama yapmadan kampanyayla ilgili olarak: “Ülkemizin stratejik önemi haiz konularının yabancı laboratuvarlara peşkeş çekildiği” şeklinde bir iddia ileri sürmüştür?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.HKM.0.00.00.00-9239/3702

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/359-1317/3564-1472 sayılı yazıları.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman tarafından, kemik iliği nakli kampanyasının durdurulması ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman’ın “Kemik iliği nakli kampanyasının durdurulması” ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır

Sorular:

1. Acaba Bakanın kampanyayı durdurma kararı almasının, ABD’li heyetin bu ziyaretiyle bir ilişkisi var mıdır? Sayın Bakan kampanyayı onbeş gün önce değil de neden ABD’li heyetin ziyaret ettiği gün durdurmuştur? Acaba bu basit bir tesadüf müdür?

2. T.C. Devletinin Sağlık konusundaki en yetkili mercii olarak kendisinden güvence istenmeseydi, acaba Sayın Sağlık Bakanı hiç ses çıkarmadan Kemik İliği Bankası kurulması kampanyasını devam ettirecek miydi?

3. Eğer Sayın Bakanın kampanyayı durdurmasının gerçek sebebi bu ve benzeri Malî Gelişmeler ise, bunları neden açıkça ifade etmek yerine, hiç bir açıklama yapmadan kampanyayla ilgili olarak: “Ülkemizin stratejik önemi haiz konularının yabancı laboratuvarlara peşkeş çekildiği” şeklinde bir iddia ileri sürmüştür?

Cevaplar:

Cevap 1. Kampanya esnasında toplanan kanlara uygulanan testlerle ilgili borcun ödenmediğinin ve ABD’nden gelen heyetin bu parayı istediğinin öğrenilmesi üzerine, konunun bütün detayları hakkında bilgi almak suretiyle, hadisenin bir Bilimsel Kurulca tetkiki ve değerlendirilmesi istenilmiştir.

Kampanyada, kanunî, bilimsel ve etik yönden tespit edilen eksiklikler sebebiyle bu çalışma durdurulmuş; ancak, konuyla ilgili sorunlar çözümlendikten sonra gerek duyuluyorsa kampanyanın başlatılabileceği ilgililere bildirilmiştir.

Cevap 2. Toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren bir kampanyada, resmî bir hüviyet ve izin olmaksızın, hastalık hakkında toplumun yanlış bilgilendirilmesi ve gereksiz bir malî borç altına sokulmasına yol açan bir uygulamanın durdurulmasından başka bir yol yoktur. Bu kararımızın, güvence istenmesi ile alâkası bulunmamaktadır.

Cevap 3. Toplumu ilgilendiren önemli sayıda kan örneklerinin, yurt dışındaki laboratuvarlara herhangi bir hukukî düzenleme (anlaşma, protokol) olmaksızın aktarılması-gaye ne olursa olsun- bilimsel, tıbbî ve etik stratejisi açısından sağlıklı bir uygulama kabul edilemez. Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine gelişigüzel, gayri ciddî bir şekilde dış ülkelerdeki laboratuvar imkânlarından yararlanma görülmemiştir. Dolayısı ile, mesele sadece malî yönden değil, diğer yönlerden de değerlendirilmelidir.

Konu hakkında gösterilen ilgiye teşekkür ederim.

6. – Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/361)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletlerinizi saygıyla arz ederim.

Mehmet Batuk Kocaeli

1. Türkiye’deki lösemi hastaları için yüksek kapasiteli bir Kemik İliği Bankasına ihtiyaç var mıdır? Sağlık Bakanlığı, bir Kemik İliği Bankası kurmak veya mevcut ise Kemik İliği Bankasının kapasitesini artırmak için herhangi bir girişimde bulunmuş mudur? Bu konuda Sağlık Bakanlığı ne zaman harekete geçecektir?

2. Kemik İliği Bankasının yetersizliğinden dolayı, ülkemizde bugüne kadar kaç vatandaşımız hayatını kaybetmiştir? Sağlık Bakanlığı mevcut Kemik İliği Bankasını genişletene kadar geçecek zaman zarfında ölecek olan lösemi, Akdeniz anemisi ve benzeri hastalıklardan muzdarip vatandaşlarımızın sorumluluğu kime ait olacaktır?

3. Sayın Osman Durmuş, Sağlık Bakanlığı görevine getirildikten sonra, ilk iş olarak lösemili hastalar için umut ışığı olan bir kampanyayı durdurmuştur. Acaba Sayın Bakan, bu tarihten itibaren hayatını kaybeden lösemi hastalarının sorumluluğunu üzerine alabilmekte midir?

4. Dr. Oktar Babuna kampanyası çerçevesinde alınan kan örneklerinin akıbeti ne durumdadır? Ne kadarı yurt dışına incelenmek üzere gönderilmiş, ne kadarı burada alıkonulmuştur?

5. Türkiye için yeterli bir kemik iliği bankasının maddi değeri nedir? Bakanlığınız 1999 bütçesinde bu iş için ne kadar ödenek ayırmıştır?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.HKM.0.00.00.00-9239/3711

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/361-1325/3577-1472 sayılı yazıları.

Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Batuk tarafından, kemik iliği nakli kampanyasının durdurulması ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Batuk’un “Kemik iliği nakli kampanyasının durdurulması” ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır:

Sorular:

“1. Türkiye’deki lösemi hastaları için yüksek kapasiteli bir Kemik İliği Bankasına ihtiyaç var mıdır? Sağlık Bakanlığı, bir Kemik İliği Bankası kurmak veya mevcut ise Kemik İliği Bankasının kapasitesini artırmak için herhangi bir girişimde bulunmuş mudur? Bu konuda Sağlık Bakanlığı ne zaman harekete geçecektir?

2. Kemik İliği Bankasının yetersizliğinden dolayı, ülkemizde bugüne kadar kaç vatandaşımız hayatını kaybetmiştir? Sağlık Bakanlığı mevcut Kemik İliği Bankasını genişletene kadar geçecek zaman zarfında ölecek olan lösemi, Akdeniz anemisi ve benzeri hastalıklardan muzdarip vatandaşlarımızın sorumluluğu kime ait olacaktır?

3. Sayın Osman Durmuş, Sağlık Bakanlığı görevine getirildikten sonra, ilk iş olarak lösemili hastalar için umut ışığı olan bir kampanyayı durdurmuştur. Acaba Sayın Bakan, bu tarihten itibaren hayatını kaybeden lösemi hastalarının sorumluluğunu üzerine alabilmekte midir?

4. Dr. Oktar Babuna kampanyası çerçevesinde alınan kan örneklerinin akıbeti ne durumdadır? Ne kadarı yurt dışına incelenmek üzere gönderilmiş, ne kadarı burada alıkonulmuştur?

5. Türkiye için yeterli bir kemik iliği bankasının maddi değeri nedir? Bakanlığınız 1999 bütçesinde bu iş için ne kadar ödenek ayırmıştır?”

Cevaplar:

Cevap 1. Sorduğunuz bu suale karşılık öncelikle, kemik iliği nakli merkezi ile doku bilgi bankasının kuruluş amaçlarının karıştırılmaması için bazı hususların açıklanmasını faydalı görüyorum. Şöyle ki:

Nakil merkezleri, uygun fiziki ortamda faaliyet gösterecek, kaliteli personel ve gerekli modern cihazlarla donatılmış özel birimlerdir. Türkiye’de bu birimlerin sayısı 10 civarındadır. Kemik iliği nakline başlanmadan önce, alıcı ile verici arasında doku tiplendirmesi uyum laboratuvar çalışması yapılmaktadır. Bu laboratuvar çalışmaları ülkemizde 6-7 birimde düşük kapasitede yapılmaktadır. Buralarda yapılan doku tiplendirme çalışmalarının bir bilgisayar ortamında toplanması gerekmektedir. Kardeş uyumu olmayan lösemili vak’aların uygun doku tipi vericisi bulabilmesi için bir bilgisayar ortamında bilgi alabilecek bir kurumsallaşmaya ihtiyaç vardır. Bu sebeple, öncelikle kemik iliği nakil merkezlerinin kapasitesini genişletmek, kendi aralarında koordinasyonu sağlamak, yeni birimlerle desteklemek ve nihaî olarak da bunların başvuracağı doku tipi bilgi bankası kurulması gerekmekte olup, önceliklerin sıralamasının bu şekilde yapılması hizmet açısından önemlidir.

Bakanlığımız konuyu, mevzuat çalışmaları, kurumsal çalışmalar ve personel ile halk eğitimi çalışmaları olmak üzere (3) bölümde yürütmektedir. Mevzuat çalışması olarak, “Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Taslağı” ile “Kemik İliği Nakli Merkezleri ve Ulusal Doku Bilgi Bankası Yönetmeliği Taslağı” hazırlanarak Bilimsel Kurul’un görüşüne sunulmuştur. Bu arada, mevcut olan “Kemik İliği Nakli Merkezleri”ni geliştirmek amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Bu meyanda, Ankara Numune Hastanesi bünyesine 20 yataklı Kemik İliği Nakli Merkezi ve Ulusal Kemik İliği Bilgi Bankası kurulması çalışmaları tamamlanmış ve faaliyete geçmiştir.

Cevap 2. Kanserler içerisinde löseminin payı ve lösemiler içerisinde de kemik iliği naklinin gerekliliği bilimsel olarak ortaya konmuştur. Lösemi vak’alarında özellikle çocuklarda ve kardeş uyumlarında nakil öne çıkmakta, diğer vak’alarda ise kemoterapi ve radyoterapi destek tedavi olarak yeralmaktadır. Kanser vak’alarındaki ölüm hadiselerini sadece kemik iliği bankasının yetersizliğine bağlamak tıbben doğru olmadığı gibi, sağlık hizmetlerinin malî imkânların elverdiği ölçülerde yerine getirilebileceği de açıktır. Şayet mevcut imkânlar içinde, önlenebilecek hastalıklar hizmetin kusurlu yürütülmesi sebebiyle önlenememiş ise, buradaki hukukî sorumluluğun her vak’aya göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.

Cevap 3. Doku Tipleme Bilgi Bankasının kurulması amacıyla Dr. Oktar Babuna tarafından başlatılan kan örneklerini alma ve doku tiplendirmesi analiz çalışmalarının durdurulması, lösemili hastaların hayatıyla direkt olarak ilgili değildir. Kampanyada kanunî, bilimsel ve etik yönden tespit edilen eksiklikler sebebiyle bu çalışma durdurulmuş, ancak konuyla ilgili sorunlar çözümlendikten sonra gerek duyuluyorsa kampanyanın başlatılabileceği ilgililere bildirilmiştir.

Cevap 4. Bu kampanya çerçevesinde 30 bin civarındaki kan örneğinin doku tiplendirmesi için İstanbul’da (İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde) ayrıca 105 bin civarında kan örneğinin ABD’nde, 16 bin civarındaki kan örneğinin ise Almanya’da test işlemlerine tabi tutulduğu; ancak kampanya başında Almanya ve ABD’nde yapılan 10 bin civarında kan örneklerinin parası ödenerek test sonuçlarının geldiği bilinmektedir.

Cevap 5. Kemik iliği nakli merkezleri için, fizikî şartların hazırlanması hariç tutulursa teknolojik olarak 300-400 milyar liraya ihtiyaç vardır. Doku tipleme bankasının maliyeti ise (1) milyar lira civarındadır.

Konu hakkında gösterilen ilgiye teşekkür ederim.

7. – İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu’nun, kemik iliği bankası kurulmasıyla ilgili kampanyanın akıbetine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/380)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş’un yazılı olarak cevap vermesine delaletlerinizi arzederim.

30.7.1999 Hüseyin Kansu İstanbul

1. Sağlık Bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dahil olmak üzere, ilgili tüm devlet birimlerinin izni ve desteğiyle, Türkiye’de Ulusal Kemik İliği Bankası kurulması amacıyla başlatılan ve vatandaşlarımızın da olağanüstü ilgi ve desteğiyle, kısa sürede onbinlerce örneğe ulaşarak büyük başarı sağlayan kampanya hakkında, basına da yansıyan iddialarınıza açıklık kazandırmak amacıyla; “toplanan kan örneklerinin yurtdışına gönderilmesinin stratejik açıdan sakıncalarının” neler olduğunu açıklayabilir misiniz?

2. “Kampanya esnasında toplanan yardımların maksadına uygun olarak harcanmadığı” iddianızın objektif delilleri nelerdir?

3. Kamuoyuna getirdiğiniz bu ve benzeri konulardaki şüphelerinizi kanıtlayacak elinizdeki bilgi, belge ve deliller nelerdir?

4. İddia ettiğiniz gibi “kampanya tek bir kişi için yapılmış” olsa bile sonuçlarından tüm halkımızın yararlanacağı; Türkiye’deki binlerce hastanın bu kampanyanın sonuçlarından medet umduğu; kendilerine de uygun bir ilik bularak hastalıklarından kurtulmayı ümit ettikleri düşünüldüğünde, bir an önce bir Ulusal Kemik İliği Bankası oluşturulması kamu yararına daha uygun değil midir?

5. İster kampanyada düşünüldüğü gibi, ister devlet eliyle olsun bir Ulusal Kemik İliği Bankasının ne zaman oluşturulacağını söylebilir misiniz?

6. Kampanyada toplanan örneklerin akıbeti ne olacaktır?

7. Hemen her konuda “devlet-vatandaş işbirliği” “her şeyin devletten beklenmemesi gerektiği,” “sivil toplum örgütlerinin devlete yardımcı olması gerektiği” şeklindeki resmî beyanatların sıkça yapıldığı son zamanlarda, böyle bir girişime sekte vurulması sivil toplum oluşumlarını baltalamak anlamını taşımaz mı?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.0.HKM.0.00.00.00-9239/3709

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/380-1346/3599-1472 sayılı yazıları.

İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Kansu tarafından, kemik iliği nakli kampanyası ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Kansu’nun “Kemik iliği nakli kampanyası”

ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır

Sorular:

1. Sağlık Bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dahil olmak üzere, ilgili tüm devlet birimlerinin izni ve desteğiyle, Türkiye’de Ulusal Kemik İliği Bankası kurulması amacıyla başlatılan ve vatandaşlarımızın da olağanüstü ilgi ve desteğiyle, kısa sürede onbinlerce örneğe ulaşarak büyük başarı sağlayan kampanya hakkında, basına da yansıyan iddialarınıza açıklık kazandırmak amacıyla; “toplanan kan örneklerinin yurtdışına gönderilmesinin stratejik açıdan sakıncalarının” neler olduğunu açıklayabilir misiniz?

2. “Kampanya esnasında toplanan yardımların maksadına uygun olarak harcanmadığı” iddianızın objektif delilleri nelerdir?

3. Kamuoyuna getirdiğiniz bu ve benzeri konulardaki şüphelerinizi kanıtlayacak elinizdeki bilgi, belge ve deliller nelerdir?

4. İddia ettiğiniz gibi “kampanya tek bir kişi için yapılmış” olsa bile sonuçlarından tüm halkımızın yararlanacağı; Türkiye’deki binlerce hastanın bu kampanyanın sonuçlarından medet umduğu; kendilerine de uygun bir ilik bularak hastalıklarından kurtulmayı ümit ettikleri düşünüldüğünde, bir an önce bir Ulusal Kemik İliği Bankası oluşturulması kamu yararına daha uygun değil midir?

5. İster kampanyada düşünüldüğü gibi, ister devlet eliyle olsun bir Ulusal Kemik İliği Bankasının ne zaman oluşturulacağını söylebilir misiniz?

6. Kampanyada toplanan örneklerin akıbeti ne olacaktır?

7. Hemen her konuda “devlet-vatandaş işbirliği” “her şeyin devletten beklenmemesi gerektiği,” “sivil toplum örgütlerinin devlete yardımcı olması gerektiği” şeklindeki resmî beyanatların sıkça yapıldığı son zamanlarda, böyle bir girişime sekte vurulması sivil toplum oluşumlarını baltalamak anlamını taşımaz mı?

Cevaplar:

Cevap 1. Yurtdışına gönderilen kanların gönderilme amaçları ve yapılması gereken testler, bir protokol veya benzeri anlaşma metinleri açık olarak belirlenip düzenlenmiş ise, bu konuda stratejik açıdan bir sakınca yoktur. Ancak, bu hususlarda bir düzenleme ve planlı ve programlı bir çalışma mevcut değilse, bazı kişilerce kampanyadan başkaca maksatlarla faydalanılması gibi bir duruma yolaçılmış olması ihtimali sözkonusudur ve bu hususlardaki beyanatlarımız da, kamuoyunu bu konuda aydınlatmaya ve tedbirlerin alınmasına yöneliktir.

Cevap 2. Toplanan yardımların maksadına uygun kullanılıp kullanılmadığı da belirli olmadığından, bu hususa dikkat çekilmiştir. Konunun açıklığa kavuşturulmasında fayda görülmüştür.

Cevap 3. Kampanya konusunda, yeterli bir bilgi ve belge olmadığı için, bu konunun araştırılmasını istemiş bulunmaktayız.

Cevap 4-5. Ulusal doku bilgi bankası oluşturulması, ülkemiz çapında bütün bilgilerin tek bir merkez altında toplanması bakımından uygun olacaktır. Bu maksat ile, kamu yararı gözetildiği için, Ankara Numune Hastanesi bünyesinde kemik iliği nakli merkezi ve kemik iliği doku bilgi bankası kurulmasına ilişkin çalışmalar hızlı bir şekilde tamamlanmış ve faaliyete geçmesi sağlanmıştır.

Cevap 6. Yurtdışındaki kan örneklerinin geri alınması ve bu suretle ülkemize kazandırılması amacıyla, bu konuda hukukî bakımdan neler yapılabileceği hakkında Adalet Bakanlığından görüş istenilmiştir. Alınacak görüş değerlendirilecek ve gereken işlemler yapılacaktır.

Cevap 7. Yürütülen kampanya, vatandaşlarımızın göstermiş olduğu duyarlılık ve sosyal dayanışma açısından çok mühimdir. Ancak, bu yardımsever vatandaşlarımızın vicdanlarını rahatlatması açısından, çalışmaların uygun şekilde değerlendirilmesi, işlerin hangi prosedürler çerçevesinde yapıldığının ve bu tarz kampanyanın organizasyonundan kimlerin sorumlu olduğunun bilinmesi önem teşkil etmektedir.

Konu hakkında gösterilen ilgi için teşekkür ederim.

8. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, kemik iliği bankası kurulması amacıyla başlatılan kampanyaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/378)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Metin Kalkan Hatay

Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş, Kemik İliği Bankası kurulması ve bu bankanın fiilen faaliyete geçmesiyle önemli bir rant sağlanabileceğine dikkat çekmiş ve “özel kemik iliği bankalarına başvurmak 8 000 Dolar’dır, uygun kemik iliği bulunduğu zaman da 33 000 Dolar ödeniyor.” ifadelerini kullanmıştır. (6.7.1999 Hürriyet)

1. Kemik İliği Bankası kurulması amacıyla başlatılan kampanya ile ilgili olarak Ankara’da bir kısım doktorlardan oluşan bir grubun faaliyete giriştiği söylenmekte ve bu grubun kampanyanın durdurulması yönünde çalıştığı iddia edilmektedir. Bu iddia doğru mudur? Kemik İliği Bankası kurulmasından ve toplanan verilerin, İstanbul yerine Ankara’daki Bilgi Bankasına kaydedilmesi çalışması var mıdır?

2. Bilindiği gibi, kemik iliği gönüllü vericilerine ait bilgiler ve doku tiplemesi test sonuçları, halihazırda İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığında muhafaza edilmektedir. Fakat Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş, bu bilgi bankasına ait arşivin Ankara Numune Hastanesi bünyesinde saklanacağını bildirmiş ve “Sayın Müsteşarım başkanlığında Çapa Arşivi bundan böyle devletin kontrolünde olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.

Kemik İliği Bankasının arşivi için neden özellikle Ankara seçilmiştir? Niçin halihazırda bulunduğu yerde kalmıyor yada başka herhangi bir ile gitmiyor da, özellikle Ankara’ya gelmesi gerekmektedir?

3. Yılda binlerce insanımızın tedavi olduğu, ülkemizin en eski müesseselerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi devlet kurumu değil midir?

4. Sözkonusu arşiv bilgileri ne zaman Ankara Numune Hastanesine getirilecektir?

5. Maksadımın, hiçbir cihetle politik çekişmelere alet olmaması gereken bu sağlık sorununun, bir an evvel millet nezdinde de her türlü fedakârlığı yaptıracak kadar ilgi görmüşken, bunun gölgelenmemesi, hastaların umudunun kırılmamasıdır.

Başlatılmış bu hareketin, gerçekten yanlışı var mıdır?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.0.HKM.0.00.00.00-9239/3707

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/387-1358/3644-1464 sayılı yazıları.

Hatay Milletvekili Sayın Metin Kalkan tarafından, kemik iliği nakli ve kemik iliği bankası kurulması kampanyası ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Hatay Milletvekili Sayın Metin Kalkan’ın “Kemik iliği nakli ve kemik iliği bankası kurulması”

ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır

Sorular:

1. Kemik İliği Bankası kurulması amacıyla başlatılan kampanya ile ilgili olarak Ankara’da bir kısım doktorlardan oluşan bir grubun faaliyete giriştiği söylenmekte ve bu grubun kampanyanın durdurulması yönünde çalıştığı iddia edilmektedir. Bu iddia doğru mudur? Kemik İliği Bankası kurulmasından ve toplanan verilerin, İstanbul yerine Ankara’daki Bilgi Bankasına kaydedilmesi çalışması var mıdır?

2. Bilindiği gibi, kemik iliği gönüllü vericilerine ait bilgiler ve doku tiplemesi test sonuçları, halihazırda İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığında muhafaza edilmektedir. Fakat Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş, bu bilgi bankasına ait arşivin Ankara Numune Hastanesi bünyesinde saklanacağını bildirmiş ve “Sayın Müsteşarım başkanlığında Çapa Arşivi bundan böyle devletin kontrolünde olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.

Kemik İliği Bankasının arşivi için neden özellikle Ankara seçilmiştir? Niçin halihazırda bulunduğu yerde kalmıyor yada başka herhangi bir ile gitmiyor da, özellikle Ankara’ya gelmesi gerekmektedir?

3. Yılda binlerce insanımızın tedavi olduğu, ülkemizin en eski müesseselerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi devlet kurumu değil midir?

4. Sözkonusu arşiv bilgileri ne zaman Ankara Numune Hastanesine getirilecektir?

5. Maksadımın, hiçbir cihetle politik çekişmelere alet olmaması gereken bu sağlık sorununun, bir an evvel millet nezdinde de her türlü fedakârlığı yaptıracak kadar ilgi görmüşken, bunun gölgelenmemesi, hastaların umudunun kırılmamasıdır.

Başlatılmış bu hareketin, gerçekten yanlışı var mıdır?

Cevaplar:

Cevap 1. Bakanlığımız, kampanya sırasında ve sonrasında yapılması gereken bilimsel çalışmalar ile yasal çalışmalar hakkında görüşlerini bildirmiş ve bu konuda teknik alt komisyonlar kurulmuştur. Teknik alt alt komisyon maarifetiyle konuyla ilgili Kanun ve Yönetmelik taslakları hazırlanmıştır. Görüşe aktarılmıştır. Soruda bahsedildiği gibi, “Ankara’daki bir kısım doktorlardan oluşan bir grup”tan sözetmek doğru değildir. Konuyu her yönüyle takip eden bir Bilimsel Kurul vardır.

Ankara Numune Hastanesi bünyesinde Kemik İliği Nakli Servisi ve Ulusal Kemik İliği Doku Bilgi Bankası kurulmuş olup, faaliyete başlamıştır.

Cevap 2. Organ ve doku naklinde gerek duyulacak kayıt merkezinin Bakanlığımızın uygun gördüğü Devlet Hastaneleri bünyelerinde oluşturulması, hakkaniyete uygun ve şeffaf bir şekilde bilgi toplamak, organ ve doku dağıtımını yapmak bakımından önem taşımaktadır.

Cevap 3. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, bir Yüksek Öğretim Kurulu ile ilgili resmî bir kurum olmakla beraber, bu faaliyetlerin Bakanlığımızın uygun gördüğü bir yerde hakkaniyete uygun ve şeffaf bir şekilde bilgi toplamak, organ ve doku dağıtımını yapmak bakımından Devlet Hastanesi bünyesinde yürütülmesinde fayda görülmektedir.

Cevap 4. Ankara Numune Hastanesi bünyesinde resmî olarak Ulusal Kemik İliği Doku Bilgi Bankası açılışı yapıldığından, arşiv bilgilerinin toplanmasına başlanacaktır.

Cevap 5. Kampanyanın başlatılmasında, yürütülmesinde Bakanlığımızdan izin alınmaması konusunda eksiklikler vardır. Ayrıca yurtdışına kan örneklerinin gönderilmesi, gerekli testlerin yapılacağı laboratuarlar ile bir protokol yapılmamış olması, kurulması planlanan kemik iliği bilgi bankası konusunda Sağlık Bakanlığına danışılmaması ve kampanya sorumlusunun belirli olmaması konularında eksiklikleri vardır. Kampanyada kanunî bilimsel ve etik yönden tespit edilen bu eksiklikler sebebiyle bu çalışma durdurulmuş, ancak konuyla ilgili sorunlar çözümlendikten sonra gerek duyuluyorsa kampanyanın başlatılabileceği ilgililere bildirilmiştir.

Konu hakkında gösterilen ilgiye teşekkür ederim.

9. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, kemik iliği bankası kurulmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/439)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş tarafından aracılığınızla yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

10.8.1999 Ahmet Karavar Şanlıurfa

Sorular:

1. Sayın Sağlık Bakanı Osman Durmuş basına verdiği demeçlerde kemik iliği bankası kurulmasının ülkemiz için gereksiz olduğunu belirtmiştir. Bu çıkarım neye dayanılarak yapılmıştır? Kendi ifadelerine göre şu an Türkiye’de 8 000 kişinin ilik nakline ihtiyacı vardır. Kendisine uygun dokuyu bulma umuduyla ölüm sınırında yaşayan insanlarımız için bu ülkenin sağlık sorunlarına çözüm bulmakla yükümlü olan Sayın Bakanın önerdiği çözüm nedir?

2. Sayın Sağlık Bakanı ülkemizde ailelerin çok çocuklu olduğunu ve lösemi hastalarına uygun dokunun bu nedenle aile bireyleri arasında bulunabileceğini söylemektedir. Sayın Sağlık Bakanı lösemi olup çok kardeşi olmayan ve aynı zamanda acil ilik nakli olması gereken vatandaşlarımız için nasıl bir çözüm önermektedir? Bu vatandaşlarımızın yapması gereken nedir?

3. Ulusal Kemik İliği Bankası kurulması kampanyası neticesinde, kemik iliği nakli bekleyen 78 lösemi hastasından 4’üne tam uyumlu kemik iliği bulunduğu, 56 hasta içinde ön uyumlu ilik bulunduğu söylenmektedir. Bu sayılar doğru mudur? Kemik İliği Bankasının güçlenmesiyle bu sayının daha da artacağı doğru mudur?

4. Turistik bölgelerde yüzen hastane projesinin maliyeti nedir ve bu ne kadar verimli bir girişimdir? Bu projenin kemik iliği bankasından önceliği nedir?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı: B.10.0.HKM.0.00.00.00-9239/3708

Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 16.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/439-1529/4042 sayılı yazıları.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Ahmet Karavar tarafından, kemik iliği nakli kampanyası ve yüzen hastane projesi ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Ahmet Karavar’ın “Kemik iliği nakli kampanyasına ve yüzen

hastane projesi” ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır

Sorular:

“1. Sayın Sağlık Bakanı Osman Durmuş basına verdiği demeçlerde kemik iliği bankası kurulmasının ülkemiz için gereksiz olduğunu belirtmiştir. Bu çıkarım neye dayanılarak yapılmıştır? Kendi ifadelerine göre şu an Türkiye’de 8 000 kişinin ilik nakline ihtiyacı vardır. Kendisine uygun dokuyu bulma umuduyla ölüm sınırında yaşayan insanlarımız için bu ülkenin sağlık sorunlarına çözüm bulmakla yükümlü olan Sayın Sağlık Bakanının önerdiği çözüm nedir?

2. Sayın Sağlık Bakanı ülkemizde ailelerin çok çocuklu olduğunu ve lösemi hastalarına uygun dokunun bu nedenle aile bireyleri arasında bulunabileceğini söylemektedir. Sayın Sağlık Bakanı lösemi olup çok kardeşi olmayan ve aynı zamanda acil ilik nakli olması gereken vatandaşlarımız için nasıl bir çözüm önermektedir? Bu vatandaşlarımızın yapması gereken nedir?

3. Ulusal Kemik İliği Bankası kurulması kampanyası neticesinde, kemik iliği nakli bekleyen 78 lösemi hastasından 4’üne tam uyumlu kemik iliği bulunduğu, 56 hasta içinde ön uyumlu ilik buluduğu söylenmektedir. Bu sayılar doğru mudur? Kemik İliği Bankasının güçlenmesiyle bu sayının daha da artacağı doğru mudur?

4. Turistik bölgelerde yüzen hastane projesinin maliyeti nedir ve ne kadar verimli bir girişimdir? Bu projenin kemik iliği bankasından önceliği nedir?”

Cevaplar:

Cevap 1. Kemik iliği bilgi bankası, kemik iliği nakli öncesi, kemik iliği alıcısı ve vericisi arasında doku uyumunun olup olmadığını tespit eden ve bu bilgileri saklayan bankadır. Kemik iliği nakli merkezi ise uygun doku bulunduktan sonra kemik iliği nakli işleminin gerçekleştirildiği merkezlerdir. Bu haliyle doku tiplemesi yapıldığı halde yeterli kapasitede kemik iliği merkezi olmadığı için nakil bekleyen hastalar bulunmaktadır. Bu yüzden önceliğin doku bilgi bankası yerine, mevcut kemik iliği nakli merkezlerinin kapasitesinin geliştirilmesine verilmesi uygun olmaktadır.

Ayrıca Bakanlığımız, Ankara Numune Hastanesi bünyesinde kemik iliği nakli merkezi ve kemik iliği doku bilgi bankası kurulma çalışmaları tamamlanmış ve faaliyete geçmiştir.

Cevap 2. Bu söz sadece ülkemiz aile yapısının batı ülkelerinden farklı olduğunu, Batı ülkelerinde tek çocuklu ailelerin çoğunlukta olması sebebiyle o ülkelerde doku bilgi bankasına bu yüzden daha ihtiyaç olduğunu belirtmek amacıyla söylenmiştir. Bir önceki suale verilen cevapta olduğu gibi, ülke çapında tespit edilen bilgilerin saklandığı bir bilgi merkezi Ankara Numune Hastanesi bünyesinde kurulacaktır.

Cevap 3. Bu sayılar hakkında elimizde resmî bir bilgi bulunmamaktadır.

Cevap 4. Yüzer hastanelerle ilgili olarak Bakanlığımız teknik ekibi, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü teknik ekibiyle müşterek bir çalışma yaparak bu kapsamda kullanılabilecek gemi ve motor botları incelemiş ve konu hakkında ön bir teknik rapor hazırlamıştır.

Üç tarafı denizlerle çevrili bir turizm cenneti olan ülkemizin nüfusunun ve sanayi tesislerinin oldukça önemli bir kısmı da sahil şeridinde bulunmaktadır. Ayrıca son deprem hadisesinde de görüldüğü üzere bu sahil şeridi, büyük oranda 1 inci Deprem kuşağında yeralmaktadır.

Turizm sezonundaki dönemsel ve büyük ölçekli nüfus değişimleri sebebiyle ortaya çıkan ve sabit tesislerin yetersiz kaldığı durumlarda, sabit tesislere destek alt yapı temin etmek, gerek deprem ve diğer doğal afetlerde kullanılmak, gerekse de bu bölgede yaşanabilecek deniz kazalarında ve büyük sanayi kazalarında kullanılabilecek mobil, güvenli ve tam teşekküllü alternatif bir sağlık tesisine ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

İşin teknik yönünün haricinde, bir de projenin fizibilitesi vardır ki bu konudaki çalışmalar halen devam etmektedir. Bu fizibilite çalışması sonucunda projenin gerekliliği, yapılabilirliği ve rasyonel olup olmayacağı ortaya çıkacaktır.

Konu hakkında gösterilen ilgiye teşekkür ederim.

10. — Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu’nun, kemik iliği bankası kurulmasına ve yurtdışında test edilen kanlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un cevabı (7/444)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın delaletlerinizle Sağlık Bakanı Sayın OsmanDurmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğinin yapılmasını arzederim.

Mahmut Göksu Adıyaman

Kemik iliği bankası kurulması amacı ile yurtdışında test edilen kanlara para gönderilmesine gerek olmadığına dair ifadeniz “Test yapan kuruluşların para istemediklerini, hatta üste para vermek istediklerini söylüyorlar” şeklinde basında yer almıştır.

Buna göre;

1. Yurtdışında kan örneklerini satın almaya hazır kuruluşlar mı vardır?

2. Varsa bu kuruluşlar hangileridir?

3. Böyle kuruluşlar varsa Türkiye’de alınan kan örneklerinin üste para verilerek test edilmesi hem ülkemizde bedava kemik iliği bankası kurulmasına hem de ülkemize döviz girdisi sağlamasına yol açacaktır. Bu durumda vakit kaybetmeden yurtdışındaki kanların Türkiye’ye getirilmesinin yanısıra, yeni bir kampanya başlatılarak kemik iliği bankasının bir milyon kayıtlı verici sayısına yükseltilmesi gerekmez mi?

T.C. SağlıkBakanlığı Hukuk Müşavirliği 3.11.1999 Sayı : B.10.0.HKM.0.00.00.00-9239/3710

Konu : Yazılı soru önergesi cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 19.8.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/444-1546/4057 sayılı yazıları.

Adıyaman Milletvekili Sayın Mahmut Göksu tarafından, kemik iliği bankası kurulması ve yurtdışında test edilen kanlar ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Adıyaman Milletvekili Sayın Mahmut Göksu’nun “Yurtdışında kan örneği almak isteyen kuruluş olup olmadığı ve kemik iliği bankası” ile ilgili yazılı soru önergesinin cevabıdır :

Sorular :

“Kemik iliği bankası kurulması amacıyla yurtdışında test edilen kanlara para gönderilmesine gerek olmadığına dair ifadeniz “Test yapan kuruluşların para istemediklerini, hatta üste para vermek istediklerini söylüyorlar” şeklinde basında yer almıştır.

Buna göre;

1. Yurtdışında kan örneklerini satın almaya hazır kuruluşlar mı vardır?

2. Varsa bu kuruluşlar hangileridir?

3. Böyle kuruluşlar varsa Türkiye’de alınan kan örneklerinin üste para verilerek test edilmesi hem ülkemizde bedava kemik iliği bankası kurulmasına hem de ülkemize döviz girdisi sağlanmasına yol açacaktır. Bu durumda vakit kaybetmeden yurtdışındaki kanların Türkiye’ye getirilmesinin yanısıra, yeni bir kampanya başlatılarak kemik iliği bankasının bir milyon kayıtlı verici sayısına yükseltilmesi gerekmez mi?

Cevaplar :

Yukarıda ifade ettiğiniz şekilde basında yeralan bir söz söylemedim. Ayrıca yurtdışındaki kanları satın almaya hazır kuruluşlar bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, “Kemik İliği Bilgi Bankası”, kemik iliği nakli öncesi, kemik iliği alıcısı ve vericisi arasında doku uyumunun olup olmadığını tespit eden ve bu bilgileri saklayan bankadır. Kemik iliği nakli merkezi ise uygun doku bulunduktan sonra kemik iliği nakli işleminin gerçekleştiği merkezlerdir. Bu haliyle doku tiplemesi yapıldığı halde yeterli kapasitede kemik iliği merkezi olmadığı için nakil bekleyen hastalar bulunmaktadır. Bu yüzden önceliğin doku bilgi bankası yerine, mevcut kemik iliği nakli merkezlerinin kapasitesinin geliştirilmesine verilmesi uygun görülmektedir.

Ayrıca Bakanlığımız, Ankara Numune Hastanesi bünyesinde kemik iliği nakli merkezi ve kemik iliği doku bilgi bankası kurulma çalışmalarının 1999 yılı içinde tamamlanması planlanmıştır.

Konu hakkında gösterilen ilgi için teşekkür ederim.

11. — Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, THK’nun gelir kaynaklarına, personel sayısına ve Kocaeli depremine katkısına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/490) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 25.8.1999 Kemal Albayrak Kırıkkale

1. Türk Hava Kurumunun görev ve gelir kaynakları nelerdir?

2. Türk Hava Kurumunda kaç personel görev yapmaktadır?

3. 17.8.1999 günü merkez üssü Kocaeli olan depremde Türk Hava Kurumunun herhangi bir katkısı olmuş mudur?

T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 2.11.1999 Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01.244163

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMM Başkanlığının 31.8.1999 tarih ve A.01-O.GNS.0.10.00.02-7/490-1680/4419 sayılı yazısı.

(1) 5.10.1999; 2 nci Birleşim tutanak dergisinde yer alan 7/490’a ek cevap

b)Başbakanlığın 6.9.1999 tarih ve B.02.0.KKG.0.12/106-66-9/4285 sayılı yazısı.

c) 30.9.1999 gün ve B.05.1.EGM.0.12.01.01.221000 sayılı yazımız.

Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve Sayın Başbakanımıza yöneltilen ve Başbakanımızca da kendileri adına tarafımdan cevaplandırılması istenilen yazılı soru önergesine ilgi (c) sayılı yazıya istinaden yapılan inceleme neticesinde;

1. Türk Hava Kurumunun görevi; a) Türkiye’de havacılığın askerî, siyasî, sosyal, ekonomik, turistik ve sportif öneminin tanıtılması, benimsetilmesi ve millî havacılığa destek olunması için gerekli çalışmaların yapılması, b) Türk Milletinde havacılık sevgisinin uyandırılması ve Türk gençliğinin havacılığın her dalında yetiştirilmesi, c) Türkiye’de havacılığın kuruluş ve gelişmesinin sağlanması, d) Havacılığa lüzumlu olan personelin, araç ve gerecin çoğaltılarak, havacılık alanında turizm ile ilgili her türlü faaliyette bulunarak gerekli yatırımların yapılması olarak kendi tüzüğünün 3 üncü ve 4 üncü maddelerinde,

Sözkonusu kurumun gelir kaynakları ise, üye aidatları, her türlü bağış, kurban derisi ve bağırsak ile fitre ve zekat toplama faaliyetlerinden, ticarî faaliyetlerden ve kiralanan menkul ve gayrî menkullerden elde edilen gelirler olarak kendi tüzüğünün 43 üncü maddesinde belirtilmiştir.

2. Türk Hava Kurumu Genel Merkezinde (149), İnşaat Emlak Müdürlüğüne bağlı Antalya Karain Hava alanı kısım şefliğinde (7), Türk Kuşu Genel Müdürlüğünde (385), İnönü Eğitim Merkezi Müdürlüğünde (12), Efes Hava Eğitim Merkezi Müdürlüğünde (19), İzmir Paraşüt Kulesinde (1) olmak üzere toplam (573) personelin, Türk Hava Kurumunun Şube Başkanlıklarında ise (274) asil (285) ek görevli personelin bulunduğu,

3. 17 Ağustos 1999 günü meydana gelen depremde Türk Hava Kurumunca; (5) uçakla Yalova bölgesine ilaç ve gıda maddesi nakli yapıldığı, Merkezi Selanik’te bulunan Yunanistan Havacılar Birliği’nin THK’nun aracılığı ile gönderdiği biri ambulans olmak üzere (2) araçlık ilaç ve sağlık malzemesinin Sakarya İli Pamukova İlçe Kaymakamlığına teslim edildiği ve ayrıca Almanya Hamburg Türk Aileler Birliği tarafından deprem bölgesine gönderilen bir TIR ve Römorku dolusu yardım malzemesinin Kocaeli Valiliğinin direktifleri doğrultusunda Almanya’dan gelen ilgililerle birlikte dağıtıldığı anlaşılmıştır.

Bilgilerinize arzederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

12. — Bursa Milletvekili Oğuz Tezmen’in, SSK Yönetim Kurulu üyelerinin görevden alınmalarının nedenine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın cevabı (7/492)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun SayınBaşbakanca yazılı olarak cevaplandırılmasını arzederim.

Oğuz Tezmen Bursa

4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 10 uncu Maddesine göre, SSK Yönetim Kurulu Üyelerinin görev süresi üç yıldır. Bazılarında farklı süreler olmakla birlikte; Sermaye Piyasası Kurulu, Rekabet Kurumu, Merkez Bankası, Emekli Sandığı, Bağ-Kur, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve yeni kurulmakta olan Bankalar Üst Kurulunda da benzeri düzenlemeler sözkonusudur.

1. Görev süresi dolmayan SSK Yönetim Kurulu üyelerini, görevden alan kararnameyi imzalarken hangi yasal gerekçeye dayandınız?

2. Bu tür kararnameleri imzalamadan önce Başbakanlık Hukuk Müşavirliğinden veya Devlet Personel Dairesinden görüş aldınız mı?

3. Kişilerin görev süreleri dolmadan görevlerinden alınacaklarsa, üç yıl süreli yasal görevlendirmeler hangi anlama gelmektedir?

T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kuruluşları Genel Müdürlüğü 3.11.1999 Sayı : B.13.0.SGK.0.13.00.01/6751.026145

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.9.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/492-1683/4428 sayılı yazınız.

Bursa Milletvekili Oğuz Tezmen tarafından Sayın Başbakanımıza tevcih edilen ve Sayın Başbakanımızca da Bakanlığımız koordinatörlüğünde cevaplandırılması tensip olunan “Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu üyelerinin görev süreleri dolmadan görevden alınmalarına ilişkin” 7/492 Esas No.lu yazılı soru önergesi Bakanlığımca incelenmiştir.

Bilindiği üzere; 9.7.1945 tarihli ve 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 1.12.1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanunla değişik 10 uncu maddesi ile, Sosyal Sigortalar Kurumunun en yüksek yönetim, karar, yetki ve sorumluluğunu taşıyan “Yönetim Kurulu” ihdas edilmiştir. Aynı maddede, biri Kurum Genel Müdür Yardımcısı olmak üzere iki üyenin Bakanlığımızın önerisi üzerine ortak kararla atanacağı, Kurul üyelerinin görev sürelerinin azami üç yıl olacağı ve süresi biten üyelerin tekrar atanabileceği veya seçilebileceği hükme bağlanmıştır.

Kamu kurum ve kuruluşlarının kendi özel kuruluş kanunları veya 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne ilişkin Kanun hükümleri çerçevesinde müşterek kararla atanmaları öngörülen kamu görevlilerinin kanunlarda belirlenen görev süreleri azami süreler olup, bu süreleri her halükarda tamamlayacakları anlamını taşımamaktadır. Atamayı yapan merciin kendi görev ve takdir yetkisi dahilinde her zaman yeni bir idarî tasarrufta bulunması tabiidir. Bu kapsamda, 2451 sayılı Kanunun 2 nci maddesine dayanılarak bu yetki gerektiğinde kullanılabilmektedir.

Ayrıca, Yönetim Kurulu üyelerinin görev süreleri dolmadan görevden alınmaları sırasında Devlet Personel Başkanlığı ya da Başbakanlık Hukuk Müşavirliğinin görüşlerinin alınacağına dair ilgili mevzuatta herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Yaşar Okuyan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

 

13. – Bursa Milletvekili Oğuz Tezmen’in, SSK Yönetim Kurulu üyelerinin süresi dolmadan görevden alınmalarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın cevabı (7/493)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınca yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Oğuz Tezmen

Bursa

4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 10 uncu maddesine göre, SSK Yönetim Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Bazılarında farklı süreler olmakla birlikte; Sermaye Piyasası Kurulu, Rekabet Kurumu, Merkez Bankası, Emekli Sandığı, Bağ-Kur, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve yeni kurulmakta olan Bankalar Üst Kurulunda da benzeri düzenlemeler söz konusudur. Süresi dolmayan SSK Yönetim Kurulu üyelerini görevden alırken, hangi yasal gerekçeye dayandınız? Bu konuda Hukuk Müşavirliğinin görüşü alındı mı?

T. C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kuruluşları 3.11.1999 Genel Müdürlüğü Sayı :B.13.0.SGK.0.13.00.01/6752/026145

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :7.9.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/493-1684/4429 sayılı yazınız.

Bursa Milletvekili Oğuz Tezmen tarafından hazırlanan “Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu üyelerinin görev süreleri dolmadan görevden alınmalarına ilişkin” 7/493 Esas No.lu yazılı soru önergesi Bakanlığımca incelenmiştir.

Bilindiği üzere; 9.7.1945 tarihli ve 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 1.12.1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanunla değişik 10 uncu maddesi ile, Sosyal Sigortalar Kurumunun en yüksek yönetim, karar, yetki ve sorumluluğunu taşıyan “Yönetim Kurulu” ihdas edilmiştir. Aynı maddede, biri Kurum Genel Müdür Yardımcısı olmak üzere iki üyenin Bakanlığımızın önerisi üzerine ortak kararla atanacağı, kurul üyelerinin görev sürelerinin azamî üç yıl olacağı ve süresi biten üyelerin tekrar atanabileceği veya seçilebileceği hükme bağlanmıştır.

Kamu kurum ve kuruluşlarının kendi özel kuruluş kanunları veya 2451 sayılı Bakanlar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne ilişkin Kanun Hükümleri çerçevesinde müşterek kararla atanmaları öngörülen kamu görevlilerinin kanunlarda belirlenen görev süreleri azamî süreler olup, bu süreleri her halükârda tamamlayacakları anlamını taşımaktadır. Atamayı yapan merciin kendi görev ve takdir yetkisi dahilinde her zaman yeni bir idarî tasarrufta bulunması tabiîdir. Bu kapsamda, 2451 sayılı Kanunun 2 nci maddesine dayanılarak bu yetki gerektiğinde kullanılabilmektedir.

Ayrıca, Yönetim Kurulu üyelerinin görev süreleri dolmadan görevden alınmaları sırasında Hukuk Müşavirliğinin görüşünün alınacağına dair ilgili mevzuatta herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Yaşar Okuyan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

14. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Kızılay’ın ve THK’nın mal varlıkları, personel sayısı ve felaketzedelere yaptıkları yardımlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/517)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 2.9.1999

Zeki Ünal Karaman

Sorularım şunlardır :

1. Kızılay’ın ve Türk Hava Kurumunun menkul ve gayrimenkul olarak mal varlıkları nedir?

2. Bu iki kurumda çalışan personel sayısı nedir?

3. Son 5 yıldaki; gelir ve giderleri, felaketzedelere yaptıkları nakdî ve aynî yardım miktarları nedir?

4. Kızılay’ın, deprem felaketzedelerine kan ve kefen bezi sattığı haberleri doğru mudur?

5. Basından izleyebildiğimiz kadarıyla arpalık haline gelmiş olan bu iki kurumun daha faydalı ve rantabl çalışması için bakanlık olarak ne gibi tedbirler düşünüyorsunuz?

T. C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 1.11.1999 Sayı :B.15.1.EGM.0.12.01.01/242964

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :TBMM Başkanlığının 7.10.1999 gün ve A.01.GNS.0.10.00.02-7/517-1750/4655 sayılı yazısı.

Karaman Milletvekili Zeki Ünal tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

“Türkiye Kızılay Derneği” hakkında bir Başbakanlık Başmüfettişinin koordinatörlüğünde, Bakanlığıma bağlı teftiş birimlerinin (Mülkiye Müfettişi, Dernek Deneticileri) katılımı ile inceleme başlatılmıştır.

1. Bakanlığıma bağlı birimlerce (Dernekler Özel Denetleme Grubu) Türk Hava Kurumuna 3 Şubat - 1 Nisan 1998 tarihleri arasında yapılan denetim neticesinde kurumun; 14 işhanı, 1 otel, 315 bina, 18 mesken, 94 işyeri, 281 arsa, 61 bahçe, 13 bağ, 244 tarlasının mevcut olduğu, değişik marka ve modellerde hizmet aracı olarak kullanılan 54 aracının bulunduğu, Türkkuşu Genel Müdürlüğü envanterinde bulunan değişik markalarda hava teksi, ziraî ilaçlama, yangın söndürme, eğitim, yarış ve gösteri amaçlarıyla kullanılan toplam 85 adet uçak, 29 adet planör ve 5 adet balonun bulunduğu belirlenmiştir.

2. Türk Hava Kurumu Genel Merkezinde 149, İnşaat Emlak Müdürlüğüne bağlı Antalya Karain Havaalanı kısım şefliğinde 7, Türkkuşu Genel Müdürlüğünde 385, İnönü Eğitim Merkezi Müdürlüğünde 12, Efes Hava Eğitim Merkezi Müdürlüğünde 19, İzmir Paraşüt Kulesinde 1 olmak üzere toplam 573 personelin, Türk Hava Kurumu Şube Başkanlıklarında ise 274 asil 285, ek görevli personelin bulunduğu belirlenmiştir.

3. Türk Hava Kurumunun son beş yıldaki gelir ve giderleri ekte sunulmuştur. Ayrıca THK’nın felaketzedelere yaptığı nakdî ve aynî yardım miktarları incelenmektedir.

5. Türk Hava Kurumu 2908 sayılı Dernekler Kanununun 71 inci maddesine göre Bakanlar Kurulunca onaylanan kendi tüzüğü ve özel kanunlarca verilen görev ve yetkiye göre teşkilâtlanmakta ve yönetilmekte olup, Bakanlığımın bu kurumlar üzerinde herhangi bir yaptırımı söz konusu olmayıp sadece denetim yetkisi bulunmakta olup, bu yetkiye istinaden görevlendirdiğim (2) Mülkiye Müfettişinin yapmış olduğu inceleme ve soruşturma neticesinde; 6.9.1999 tarih ve 39/27 ve 147/36 sayılı tevdi raporu ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

EK - 1

TÜRK HAVA KURUMUNUN YILLARA GÖRE GELİRLERİ

(000 000 TL.)

1994 1995 1996 1997 1998

Fitre zekat kurban derisi 405 620 486 214 804 838 1 552 570 4 053 681

İşletme gelirleri 30 622 92 430 240 545 379 160 212 913

Kira 14 693 47 621 73 372 166 450 241 069

İştirakler kâr payı+faiz 33 742 43 031 28 241 42 967 166 503

Bağış+yrd. pulu+üye aidatı 8 828 43 871 96 661 314 872 445 330

Diğer gelirler 14 306 26 337 60 554 396 256 596 102

Hisse seneti ve gayrimenkul

satış geliri 91 15 818 123 681 236 504 3 558 412

TOPLAM 507 902 755 322 1 427 892 3 088 779 9 274 010

EK - 2

TÜRK HAVA KURUMUNUN YILLARA GÖRE GİDERLERİ

(000 000 TL.)

1994 1995 1996 1997 1998

Personel ve eğitim giderleri 103 757 253 592 432 066 752 831 1 309 756

Ulusal ve uluslararası

temaslar 12 434 23 466 175 327 786 195 53 748

Paydaş kuruluş payları 38 196 129 181 91 741 59 676 18 680

Şube ödenekleri 27 873 58 867 118 713 243 247 488 715

Toplama giderleri 54 490 104 710 158 390 288 145 808 324

İşletme idame giderleri 73 421 243 048 213 202 317 083 3 370 070

Yatırımlar 0 256 0 355 048 10 334

Uçaklar, taşıtlar, demirbaşlar 0 0 256 603 13 337 10 904

Stoklar 0 0 547 535 339 549 426 299

Banka kredileri+faiz 0 0 0 0 3 012 000

TOPLAM 310 171 813 120 1 993 577 3 155 111 9 608 830

15. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın KKTC ve Türk Cumhuriyetleri ile izlenen politikalara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in cevabı (7/518)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 2.9.1999

Zeki Ünal Karaman

Sorularım şunlardır :

1. Bağımsız Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tezinden vaz mı geçilmektedir? Geçiliyorsa sebebi nedir? Son tezimiz nedir?

2. Kıbrıs’taki Yunan ve Rum tarafının tezi nedir?

3. Kıbrıs’a yılda ülkemizden ne kadar parasal destek sağlanmaktadır?

4. Kıbrıs’a veya İsrail’e Manavgat Suyundan su nakli yapılacağı veya yapıldığı ifade edilmektedir. Haberler doğru ise hangi esaslara göre sevkedilmektedir?

5. Çeçenlerin ve Rusların Dağıstan ve Kafkasya politikaları karşısında Türkiye’nin tutumu nedir?

6. Türk Cumhuriyetleri hakkında yürütülen politikalar nedir? Elinizde somut sonuçlar var mıdır? Bakü-Ceyhan Boru Hattı görüşmeleri ne durumdadır?

7. Doğu Türkistan, Keşmir konusunda nasıl bir politika izlenmektedir? Buralarda yürütülen; baskı ve zulümler Birleşmiş Milletler Teşkilâtına intikal ettirilmiş midir? İntikal ettirilmişse, ne zaman ne gibi sonuçlar alınmıştır?

T. C. Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Genel Müdürlüğü 28.10.1999 Sayı :SPGM/690

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :7.10.1999 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/518-1752/4657 sayılı yazıları.

Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal’ın, ilgide kayıtlı yazılı soru önergelerine ilişkin olarak hazırlanan yanıtlar ilişikte sunulmaktadır.

Saygılarımla arz ederim.

İsmail Cem Dışişleri Bakanı

Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal Tarafından Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem’e Yöneltilen Yazılı Soru Önergesi İçin Hazırlanan Cevaplar

1. Bağımsız Türk Cumhuriyeti tezinden vaz mı geçilmektedir? Geçiliyorsa sebebi nedir? Son tezimiz nedir?

Avrupa Birliği’nin Lüksemburg Zirvesinde Kıbrıs Türk Halkının anlaşmalardan kaynaklanan haklarını ve eşit egemen statüsünü hiçe sayarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile tam üyelik müzakerelerini başlatma kararı alması üzerine, KKTC Hükümeti, herhangi bir müzakere sürecine toplum düzeyinde katılınmayacağını, bundan sonraki görüşmelerin ancak Adadaki iki devlet arasında yürütülebileceğini açıklamıştır. KKTC’nin bu tutumu tarafımızdan da desteklenmiştir.

Bu değerlendirmeler temelinde KKTC’nin egemen bir devlet olarak varlığının kabulünün müzakerelere devam için esas alan bir yaklaşım benimsenmiş ve 20 Ocak 1977 ve 20 Temmuz 1997 tarihli Ortak Açıklamalar çerçevesinde KKTC’nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak güçlendirilmesi hedefi saptanmıştır.

Adadaki iki devletin ilk aşamada aralarındaki temel meseleleri çözmelerini müteakip ortak bir işbirliği yapılanmasını gerçekleştirmeleri hedefiyle KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş 31 Ağustos 1998 tarihinde iki devletli bir Kıbrıs konfederasyonu tesisi önerisini ortaya koymuştur. Bu öneri de ülkemizin tam desteğini haizdir. Koalisyon protokolünde olduğu gibi, 57 nci Hükümetin Programında da Kıbrıs meselesine yer verilmiştir. 57 nci Hükümet Programında Kıbrıs’ta iki devletin varlığının altı çizilerek Sayın Denktaş’ın konfederasyon önerisinin Adadaki her iki tarafça da kabul edilebilir çözüme giden en gerçekçi yol olduğu kaydedilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15 Temmuz 1999 tarihinde gerçekleştirdiği Kıbrıs konulu özel oturumunda da Sayın Denktaş’ın önerisine tam destek beyan eden bir karar tüm partilerin oybirliğiyle kabul edilmiştir.

KKTC ile uyum içerisinde sürdürülen bu tutum son olarak Sayın Başbakanımızın, Kıbrıs Barış Harekatının 25 inci yıldönümü münasebetiyle KKTC’ne gerçekleştirdiği ziyaret vesilesiyle yapılan Ortak Açıklamayla dünya kamuoyuna bir kez daha duyurulmuştur. Ortak Açıklamada, Kıbrıs’taki iki ayrı halkı temsil eden eşit ve egemen iki devletin mevcut olduğu, bu iki devletten birinin diğerinin üzerinde egemenlik iddiasında bulunamayacağı hususu yeterli hukukî ve siyasî açıklıkla ortaya konulmadan yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasına olanak bulunmadığı, anlaşmaya dayalı bir uzlaşmanın ancak iki devlet arasında serbestçe müzakere edildiği kalıcı olabileceği vurgulanmıştır. Kıbrıs meselesinde, üçüncü tarafların doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik girişimleri bağlamında da bu kararlı tutumumuz muhataplarımıza defaatle izah edilmiştir.

Lüksemburg Kararından bu yana geçen yaklaşık iki yıllık zaman zarfında KKTC’nin eşit egemen varlığının kabulünün Adada kalıcı çözüme giden tek yol olduğu yolundaki görüşümüzde bir değişiklik olmamıştır. KKTC’nin bağımsız ve egemen varlığının devam ettirilmesi önde gelen hedefimizdir. Bu yıl 15 Kasım 1999 tarihinde KKTC’nin 16 ncı kuruluş yıldönümü kutlanacaktır. Halkımızın temsilcisi TBMM’nin ve Hükümetimizin KKTC’nin bağımsızlığına sarsılmaz güçlü desteği devam edecektir.

2. Kıbrıs’taki Yunan ve Rum tezi nedir?

GKRY, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına bağlılığını her fırsatta beyan ederek, BMGK kararlarında öngörüldüğü üzere tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlık temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federasyon çözümünü desteklediğini belirtmektedir. GKRY lideri Glafkos Klerides’in 54 üncü BM Genel Kurulunda 23 Eylül 1999’da yaptığı konuşmada da tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlık temeline dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federasyon BMGK tarafından belirlenmiş ve Rum tarafınca desteklenen çözüm parametreleri olarak ele alınmıştır.

Ancak fiiliyatta GKRY’nin ısrarla sürdürdüğü politikaları ve Rum liderliğinin beyanları, Rum tarafının federal çözümü hükümranlığını Kuzeye genişletmek için bir araç olarak gördüğünü ve Türk tarafını sınırlı haklarla donatılmış bir azınlık statüsüne indirgeyecek bir yapı olarak algıladığını ortaya koymaktadır. Rum tarafı, Adadaki iki halkın eşit egemen statüsünü garanti altına alacak herhangi bir çözümü şiddetle reddetmekte, görünürde federal çözümü savunmakla beraber, Kıbrıs’ı bir Elen adasına dönüştürme amacını gütmeye devam etmektedir.

GKRY, Avrupa Birliği üyeliğini Kıbrıs’ı bir Elen adasına dönüştürme emeline giden kestirme bir yol olarak değerlendirmektedir. Bu düşünceyle Rum tarafının, Lüksemburg Zirvesinde alınan GKRY ile tam üyelik müzakerelerine başlanılması kararından sonra üyeliğinin gerçekleşmesinden sonra, bir Federasyon bünyesinde Kıbrıs Türk tarafına tanınacak hakları AB mekanizmaları çerçevesinde aşındırabileceğinin hesabı içinde olduğu değerlendirilmektedir.

3. Kıbrıs’a yılda ülkemizden ne kadar parasal destek sağlanmaktadır?

Türkiye’nin KKTC’ye yönelik yardımları 1996-1998 döneminde önemli ölçüde artış göstermiştir. 1994 yılında 50.6 milyon ABD Doları, 1995 yılında ise 44.3 milyon ABD Doları düzeyine gerilemiş bulunan toplam finansman 1996 yılının son çeyreğinden itibaren artmaya başlamış ve Türkiye’nin toplam yardımı 1996’da 92.2 milyon ABD Doları, 1997’de 132 milyon ABD Doları, 1998 yılında ise 244.2 milyon ABD Doları düzeyine yükselmiştir.

1996 yılından itibaren KKTC’ye yönelik malî yardımların artmasında en önemli etken, hibe nitelikli yıllık yardım bütçesine ek olarak, iki ülke Başbakanları arasında 3 Ocak 1997 tarihinde imzalanan “ekonomik İşbirliği Protokolü” çerçevesinde sağlanan kredilerdir. KKTC ekonomisinde makroekonomik dengelerin düzeltilmesi, ekonomide ihtiyaç duyulan yapısal değişimin gerçekleştirilmesi ve bu sayede refah seviyesinin yükseltilmesi amacına yönelik olarak, Ekonomik İşbirliği Protokolü çerçevesinde KKTC’ne toplam 250 milyon Dolarlık kaynak sağlanması öngörülmüştür. Bu çerçevede, 1997 yılında 50 milyon ABD Dolarlık, 1998 yılında ise 180 milyon ABD Dolarlık kısmı olmak üzere toplam kaynağın 230 milyon Dolarlık kısmının kullanılmasını sağlayan 3 kredi anlaşması imzalanmıştır. Bu yolla KKTC ekonomisinde istikrarın sağlanmasına katkıda bulunulmuş ve üstüste yaşanan kuraklığa rağmen, ekonomide 1997 ve 1998 yıllarında yılda ortalama %3.8 ve %5.3 oranlarında büyüme sağlanmıştır. Son iki yıl zarfında, karayolları, içme suyu, tarımsal sulama, liman tevsiî, havaalanının geliştirilmesi gibi altyapı alanlarında yürütülen kapsamlı projeler KKTC ekonomisinde modernizasyonu ve yapısal değişimi sağlamayı amaçlamıştır.

Geriye kalan 20 milyon Dolarlık dördüncü dilimin kullandırılması için gerekli olan kredi anmaşması 3 Haziran 1999 tarihinde imzalanmış ve onay işlemleri tamamlanmıştır. 20 milyon Dolarlık kredinin 12 milyon ABD Doları kullandırılmıştır. Kalan 8 milyon ABD Dolarının yıl sonuna kadar kullandırılması suretiyle, Türkiye anlaşma çerçevesindeki malî yükümlülüklerini yerine getirmiş olacaktır.

KKTC’ye sağlanan finansal desteğin diğer önemli kaynakları ise Ziraat Bankası kaynaklarından karşılanan gübre desteği ve kuraklık tazminatları ile muhtelif T.C. kurum ve kuruluşlarının kendi bütçelerinden finanse ettiği belirli projelerdir.

1999 malî yılı bütçe tasarısında KKTC’ne verilmesi öngörülen ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen 68 trilyon 567 milyar TL.’nin 42 trilyon 532 milyar TL.’lık kısmı tefrik edilmiştir. 1999 malî yılı bütçesinde yer alan bu meblağ, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ve savunma harcamaları, altyapı projeleri, krediler ve Teknecik Santralinin geri ödemeleri olmak üzere dört kalemde kullanılmıştır.

4. Kıbrıs’a veya İsrail’e Manavgat Suyundan su nakli yapılacağı veya yapıldığı ifade edilmektedir. Haberler doğru ise hangi esaslara göre sevkedilmektedir?

KKTC’nin ekonomik kalkınması bakımından yeterli su kaynaklarına kavuşturulmasının taşıdığı önem gözönüne alınarak, KKTC’nin su gereksiniminin Türkiye’den karşılanacağı Türkiye ve KKTC arasında yapılan 20 Temmuz 1997 tarihli Ortak Açıklamada kaydedilmiştir. Bu çerçevede, KKTC’ye Türkiye’den su götürülmesi konusunda halihazırda üç proje mevcuttur. Bunlar, Anamur Soğuksu Deresinden balonlarla, Anamur Dragon Çayından boruyla, Anamur Soğuksu Deresinden ve Manavgat’tan tankerlerle su taşınmasına ilişkindir.

Türkiye ile KKTC arasında 8 Ekim 1997 tarihinde imzalanan “KKTC’nin Su İhtiyacının Karşılanmasına İlişkin Protokol” uyarınca, Anamur/Soğuksu Deresinden KKTC Kumköy mevkiine balonla su nakli projesi 25 Temmuz 1998 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımızın da iştirak ettikleri açılış töreniyle hayata geçirilmiştir. Sözkonusu projeyle, KKTC’nin mevcut su açığının giderilmesi yönünde önemli bir adım atılmıştır. Proje çerçevesinde KKTC’ne ilk iki yıl için toplam 10 milyon metreküp, bilahare yıllık ortalama 7 milyon metreküp içme suyunun nakli öngörülmektedir. Balonla su sevkiyatı, yirmişer ve onar bin tonluk balonlarla sürdürülmektedir.

Diğer yandan KKTC’nin içme suyu yanında tarımsal sulama ihtiyacına da cevap vermek ve KKTC’nin su sorununu nihaî bir çözüme kavuşturmak amacıyla Mersin ili anamur İlçesi Dragon Çayından KKTC’ne boruyla su taşınması projesinin yürürlüğe konulması Bakanlar Kurulunun 27 Mayıs 1998 tarih ve 98/11202 sayılı kararıyla onaylanmıştır. Boruyla su nakli projesinin hazırlanması için Bakanlar Kurulumuz 27.5.1998 tarih ve 98/11202 sayılı kararı ile Alarko-ALSİM A.Ş. liderliğinde Türk ve yabancı firmalardan oluşan bir konsorsiyumu görevlendirmiştir. KKTC’ne yılda 75 milyon metreküp su naklini öngören projeye ilişkin teknik çalışmalar sürdürülmektedir. Sözkonusu projenin tamamlayıcı bir unsuru olarak KKTC’de sulu ziraata geçiş dahil olmak üzere, tarımsal yapıda başgösterecek değişimlerle ilgili ön çalışmalara da Çukurova Ziraat Fakültesi tarafından başlanmıştır.

Manavgat’tan ve Anamur Soğuksu Deresinden tankerlerle KKTC’ye su taşınması projesi hakkında bazı firmalarımız tarafından mahallinde fizibilite çalışmaları yapılmaktadır. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, balonla su taşıma projesine paralel olarak tankerle su taşınması konusunu değerlendirmektedir.

Öte yandan, Sayın Cumhurbaşkanımız 14-15 Temmuz 1999 tarihlerinde İsrail’e yaptığı ziyaret sırasındaki temaslarında Manavgat Projesinden bahisle, buradan ihtiyacı olan bölge ülkelerine ve bu meyanda İsrail’e su ihraç edilebileceğini kaydetmiş, düşünce İsrail Cumhurbaşkanı ve diğer üst düzey yetkililer tarafından ilgiyle karşılanmıştır. Konu heyetler arası temaslarda da ele alınmış, sonuçta projenin teknik ve ekonomik veçhelerinin taraflar arasında incelenmesi kararlaştırılmıştır.

Bu çerçevede, İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Birinci Yardımcısı Başkanlığında uzmanların da dahil olduğu bir İsrail heyeti 6-7 Eylül 1999 tarihlerinde ülkemizi ziyaret etmiştir. Heyete, Dışişleri Bakanlığı ve DSİ yetkilileri tarafından gerekli bilgiler verilmiş ve 7 Eylül günü Antalya’ya giderek Manavgat tesislerini yerinde incelemeleri sağlanmıştır.

Görüşmeler sonunda İsrail tarafı, aldıkları bilgileri ülkelerinde değerlendireceklerini belirtmiş, projeyle ilgili olarak tarafların teması muhafaza etmeleri kararlaştırılmıştır.

İsrail heyetiyle görüşmemiz hakkında Ürdün ve Filistin makamlarına bilgi verilmiş, benzeri toplantıları yapmaya hazır olduğumuz bildirilmiştir. Önümüzdeki dönemde Ürdün Sulama ve Tarım Bakanının bu amaçla ülkemize gelmesi beklenmektedir.

5. Çeçenlerin ve Rusların Dağıstan ve Kafkasya politikaları karşısında Türkiye’nin tutumu nedir?

Çeşitli nedenlerle, istikrarsızlık içerisindeki Kafkasya bölgesinin Rusya Federasyonunda yer alan kuzey kesiminde Çeçenistan ve Dağıstan yöresinde, üç yıllık nisbî bir sükun döneminin sona erdiğine işaret eden gelişmeler olması endişesiyle karşılanmıştır. Nitekim, olayların hemen akabinde bunun yol açtığı insancıl sorunlara dikkat çekilerek, istikrarın daha derin yaralara yol açılmadan tesisi yönündeki kaygılarımız ortaya konmuştur.

Dağıstan’daki anayasal düzeni güç yoluyla değiştirmek yönündeki teşebbüsleri müteakip, bazı Rus kentlerindeki masum sivil halkın hayatını kaybetmesine yol açan ve hiçbir surette tecviz edilmeyen bombalı terörist eylemlerin tahrik ettiği tırmanma sonucunda ortaya çıkan ağır insancıl sorunların kaygı verici boyutlara ulaşması karşısında, bu tehlikeli gidişatın arz ettiği riske dikkat çekilmiştir.

Türkiye, Çeçenistan sorunu ile ilgili olarak 1994-1996 döneminde de sergilemiş olduğu tutarlı çizgisini korumaktadır. Bu çerçevede Türkiye, soruna Rusya Federasyonunun toprak bütünlüğü içinde, insan hakları normları ve BM ve AGİT ilkelerine saygı dairesinde ve diyalog yoluyla barışçı bir çözüm bulunmasını savunmakta ve uzlaşı kapısını kapatacak adımlar atılmamasını dilemektedir.

Diğer taraftan, Türkiye, tabiatıyla oransız güç kullanımının yol açtığı ağır insancıl sorunların, istikrarsızlığın süreklileştirilmemesi bakımından, en kısa zamanda sona erdirilmesi yönündeki görüşünü de ortaya koymaktadır.

6. Türk Cumhuriyetleri hakkında yürütülen politikalar nedir? Elinizde somut sonuçlar var mıdır? Bakü-Ceyhan boru hattı görüşmeleri ne durumdadır?

Türkiye ile Orta Asya Cumhuriyetleri (OAC) ve Azerbaycan arasındaki siyasî ve ekonomik ilişkiler, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasını müteakip 1991 yılında Türkiye’nin yeni kurulan bağımsız devletleri tanımasıyla başlamış ve özellikle 1992 yılı boyunca hızlı bir gelişme göstermiştir. Bu yıl içinde, dönemin Başbakanı Sayın Süleyman Demirel bu ülkeleri ziyaret etmiş, Büyükelçiliklerimizin açılışı gerçekleşmiş, Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) kurulmuş, bu devletlerin liderleri Türkiye’ye ziyaretlerde bulunmuş, Ankara’da I. Türkçe konuşan ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi yapılmıştır.

Türkiye’nin ortak tarih, kültür ve dil bağlarının bulunduğu OAC’ler ve Azerbaycan ile tesis edilen yakın ve dostane ilişkiler, yoğun şekilde devam eden karşılıklı yüksek düzeyli ziyaretlerle ve geçen süre zarfında imzalanan ve karşılıklı ilişkilerimizin tüm veçhelerini kapsayan 350 civarında anlaşma ile temelinde olumlu bir şekilde gelişmeye devam etmektedir.

Türkiye, sözkonusu cumhuriyetleri tanımak ve diplomatik ilişki kurmak suretiyle bunları onların uluslararası toplumun birer üyesi haline gelmelerinde de etkin bir rol oynamış; ilk dönemlerde bu devletlerin uluslararası platformlarda sözcülüklerini üstlenerek aktif bir dış politikanın gerekli unsurlarını sergilemiştir. Türkiye bu bağlamda, bu cumhuriyetlerin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı (AGİT) sistemine entegrasyonu konusunda öncü bir rol üstlenmiş ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtına üyelikleri konusunda yoğun çalışmalar yapmıştır. Türkiye, bağımsız Orta Asya Cumhuriyetlerinin ve Azerbaycan’ın NATO’nun Barış İçin Ortaklık( BİO) programına üye olmaları hususunda da, dost ve kardeş bir devlet olarak üzerine düşen görevleri yerine getirmiş; BİO içinde, tüm diğer BİO üyesi ülkelerle birlikte eşit hak ve statüye sahip bulunmaları konusunda NATO platformlarında gereken temas ve müdahalelerde bulunmuştur. Türkiye, bu cumhuriyetlerin piyasa ekonomisi ile demokratik düzene geçişleri hususunda, imkânları çerçevesinde, her türlü yardımı sağlamıştır.

Türkiye, Orta Asya Cumhuriyetleri ile Azerbaycan’a yönelik politikalarını sürdürmektedir. Bu ülkelere tarafımızdan sağlanan kredilerin toplamı 1.5 milyar Doları aşmış, ticaret hacmimiz 1.5 milyar Dolara yaklaşmıştır. Firmalarımızca OAC’lerde üstlenilen projelerin toplamı, 4 milyar Doları inşaat şirketlerimizce üstlenilmiş olmakla, toplam 6.5 milyar Doları geçmiştir. Orta Asya Cumhuriyetlerinde halihazırda 2 500’ü aşkın Türk şirketi faaliyet göstermektedir.

Ülkemiz, Orta Asya Cumhuriyetlerinin dünya ekonomisine netegrasyonlarını ve devletler topluluğunun bir üyesi olmalarını daha da süratlendirecek ve pekiştirecek olan gelecek nesillerin, çağımızın gerektirdiği eğitimi almasını teminen OAC’den gelen öğrencilere burs imkânı sağlamıştır. Bu bağlamda, 1992 yılından bu yana bu ülkelerden ülkemize gelen 7 000 civarında öğrenciye burs verilmiştir.

Bu ülkelerin içinde bulundukları koşullar, özellikle ulaştırma alanında Rusya’ya bağımlı olmaları, ekonomilerinin halen piyasa ekonomisine geçiş sürecinin sancılarını çekiyor bulunması ve ayrıca ülke savunmasını sağlayacak Silahlı Kuvvetlerinin yapılanma sürecinin halen devam etmekte olmasından kaynaklanan askerî zaaflarının mevcudiyeti, aralarındaki siyasî işbirliğini tüm yönleriyle geliştirmek için belli bir zamana daha ihtiyaç duyduklarını göstermektedir. Türkiye olarak, gerek ikili ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi, gerek tüm bölgede istikrar ve barışın pekiştirilmesi hedeflerini de göz önünde bulundurarak, dost ve kardeş Orta Asya Cumhuriyetlerinin anılan gelişme süreçlerini süratli bir şekilde tamamlamalarını teminen, üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye ve bu yönde sağlayabileceğimiz her türlü desteği vermeyi sürdürmeye kararlıyız.

Ülkemizin, henüz 1990’lı yılların başlarında bağımsızlıklarını kazanmış olan dost ve kardeş Orta Asya Cumhuriyetlerinin bugün uluslararası devletler topluluğunun birer mümtaz üyesi olmalarındaki ve küresel ekonomi içinde yer almalarındaki katkısı ve bunun yanı sıra, bu dost ve kardeş devletlerle ilişkilerimizin, devletler arasındaki ilişkiler bakımından kısa sayılabilecek bir süre zarfında erişmiş bulunduğu memnuniyet verici seviye, Türkiye’nin dost ve kardeş Orta Asya Cumhuriyetlerine yönelik akılcı, yapıcı ve barışcı politikaların somut sonuçlarının çarpıcı bir göstergesini oluşturmaktadır.

Bakü-Ceyhan petrol boru hattı konusunda ise, bilindiği üzere, BP-Amoco 19 Ekim tarihinde söz konusu hattı desteklediğini belirten bir açıklama yapmıştır. Bu açıklama tarafımızdan memnuniyetle karşılanmış ve projenin gerçekleşmesinde önemli bir adım olarak nitelenmiştir.

Ayrıca, projeye başından itibaren destek veren ABD’nin Enerji Bakanı Richardson da bir açıklama yapmıştır. Richardson bu açıklamasında BP-Amoco’nun Bakü-Ceyhan’ı onaylamasını önemli bir adım olarak görmüş, Bakü-Ceyhan’ın yapılıp yapılmayacağını değil nasıl ve ne zaman gerçekleştirileceği konusunun gündemde olduğu şeklindeki görüşünü yinelemiş ve projenin ticarî açıdan uygun olduğunu, özel ve çok taraflı finans kuruluşları, şirketler ve ilgili ülkelerle projenin başarıya ulaşması için çalışmaya hazır olduğunu bildirmiştir.

Diğer yandan, Türk ve AIOC’ye üye petrol şirketlerinin yer aldığı Azerî Çalışma Grupları arasındaki müzakerelere son olarak 22 Eylül - 13 Ekim 1999 tarihleri arasında Ankara’da devam edilmiştir. Müzakerelerde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Bu çerçevede, gerçekleştirilmesi öngörülen “Hükümetlerarası Anlaşma”, “Geçiş Ülkesi Anlaşması”, “Anahtar Teslimi Anlaşma” ve “Hükümet Garantisi Anlaşması”nın en kısa zamanda sonuçlandırılması amaçlandırılmaktadır.

7. Doğu Türkistan ve Keşmir konusuna nasıl bir politika izlenmektedir? Buralarda yürütülen baskı ve zulümler, Birleşmiş Milletler Teşkilâtına intikal ettirilmiş midir? İntikal ettirilmişse, ne zaman ne gibi sonuçlar alınmıştır?

Sincan-Uygur Özerk Bölgesi, Çin Halk Cumhuriyeti topraklarının bir parçasıdır. Çin Halk Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünün korunması uluslararası istikrar ve barış açısından da önem taşımaktadır. Türkiye de ÇHC’nin bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygılıdır.

Öte yandan, Türkiye, kültürel ve etnik bağlara sahip olduğumuz bütün diğer Türk toplulukları gibi, Uygur Türklerinin de vatandaşlık bağı ile bağlı bulundukları ülkelerinde insanca ve saygın bir biçimde yaşamlarını sürdürmelerini arzu etmektedir.

Hükümetimiz, Sincan-Uygur Özerk Bölgesindeki halkın kalkınmasını refah ve mutluluk içinde sürdürmesine ve yaşam düzeylerinin yükselmesini dilemektedir. Ayrıca, Uygur Türklerinin Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerimizin ekonomik ve kültürel alanda gelişmesine katkı sağlayacak bir dostluk köprüsü oluşturduklarına inanılmaktadır.

Türkiye, geleneksel ve yakın dostluk ilişkileri içinde bulunduğu Pakistan ve ilişkilerinin son yıllarda hızla gelişme gösterdiği Hindistan ile ilişkilerini her alanda daha da geliştirmek arzusundadır. Bu bağlamda, Türkiye, iki ülke arasındaki sorunların barışçı yollardan çözüme kavuşturulmasının hem ikili ilişkilerimizin geliştirilmesine, hem de bölgesel barış ve istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağı düşüncesindedir.

Hükümetimiz, bu çerçevede, alt-kıtanın iki önemli devleti olan Pakistan ve Hindistan’ın 21 Şubat 1999 tarihinde imzaladıkları Lahor Bildirisi uyarınca Jammu ve Keşmir meselesi dahil, aralarındaki sorunları müzakereler yoluyla ve uluslararası meşruiyet temelinde çözümlemelerini arzu etmektedir.

16. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Marmara depremi nedeniyle karşılıksız kalan çek ve senet tutarlarına ve depremzedelerin borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/533)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Maliye Bakanına yöneltilmesi hususunu arz ve talep ederim. 17.9.1999

Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular :

1. Marmara depremi gibi aşılması kısa sürede mümkün olmayan hal nedeniyle karşılıksız kalan, ibraz veya protesto müddetleri uzatılan ve bu suretle ödenmeyen çek ve senet tutarı ne kadardır?

2. Borçlarını özel banka ve şahıslara ödemekte zorluk çeken depremzedelerin ve bunlardan alacaklarını tahsil edemedikleri için mağdur olanların karşılıksız çek ve icra ceza suçlarının affın kapsamına girmesi konusunda veya borçların ertelenmesi hususunda bir çalışmanız bulunmakta mıdır?

T. C. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü 3.11.1999 Sayı :B.07.0.GEL.0.82/8211-85/047690

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı Kararlar Dairesi Müdürlüğünün 7.10.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-2047 sayılı yazısı.

Tarafımdan cevaplandırılmak üzere Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır tarafından ilgi yazı eki 7/533-1827/1952 sayılı yazılı soru önergesinde belirtilen hususlarla ilgili Bakanlığımız cevabı aşağıda açıklanmıştır.

Soru önergesinin, 1 inci maddesinde belirtilen Marmara depremi nedeniyle karşılıksız kalan, ibraz ve protesto müddetleri uzatılan ve bu suretle ödenemeyen çek ve senetler konusunun Bakanlığımız görev alanına dahil işlerden olmaması nedeniyle bu çek ve senet tutarlarının miktarı hakkında Bakanlığımda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Ayrıca, 2 nci maddede belirtilen “Borçlarını özel banka ve şahıslara ödemekte zorluk çeken depremzedelerin ve bunlardan alacaklarını tahsil edemedikleri için mağdur olanların karşılıksız çek ve icra ceza suçlarının affı” konusu da keza Bakanlığımız görevleri mahiyetinde bulunmadığından, karşılıksız çıkan çeklerle ilgili suçların affına veya bu nevi borçların ertelenmesine ilişkin olarak Bakanlığımızda herhangi bir çalışma sözkonusu olmamıştır.

Soru önergesinde yer alan hususlar hakkında Adalet Bakanlığının görüşün alınmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir.

Bilgi edinilmesini arz ederim.

Sümer Oral Maliye Bakanı

17. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Marmara depreminde zarar gören esnaf ve sanatkârların borçlarının ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/542)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral tarafından yazılı olarak cevaplandırılması husunda gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Saffet Arıkan Bedük Ankara

Soru : 17.8.1999 tarihinde Kocaeli, Sakarya, Yalova ve ilçelerinde meydana gelen deprem felaketine bağlı olarak, bu illerle yakın faaliyet içerisinde bulunan komşu illerdeki esnaf ve sanatkârlar deprem bölgesindeki alacaklarını ve çeklerini tahsil edemediği için büyük sorunlar yaşamakta ve bu nedenle iş yerlerini kapatmaktadır.

Deprem felaketinin yoğun olarak yaşandığı illerle ticarî faaliyet içerisinde bulunan esnaf ve sanatkârların, zararlarını kısmen de olsa azaltabilmek amacıyla, Vergi Borçları, Bağ-Kur Borçları, Esnaf ve Kredi Borçlarını bir yıl süreyle ertelemeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda Bakanlığınızın herhangi bir çalışması var mıdır?

T. C. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü 3.11.1999 Sayı :B.07.0.GEL.0.82/8211-86/047691

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı Kararlar Dairesi Müdürlüğünün 7.10.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-2047 sayılı yazısı.

Tarafımdan cevaplandırılmak üzere, Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük tarafından yöneltilen ilgi yazı eki 7/542-1868/5122 sayılı yazılı soru önergesinde;

17.8.1999 tarihinde Kocaeli, Sakarya, Yalova ve ilçelerinde meydana gelen deprem felaketine bağlı olarak, bu illerle yakın faaliyet içerisinde bulunan komşu illerdeki esnaf ve sanatkârlar deprem bölgesindeki alacaklarını ve çeklerini tahsil edemediği için büyük sorunlar yaşamakta ve bu nedenle iş yerlerini kapatmaktadır.

Deprem felaketinin yoğun olarak yaşandığı illerle ticarî faaliyet içerisinde bulunan esnaf ve sanatkârların, zararlarını kısmen de olsa azaltabilmek amacıyla, vergi borçlarını bir yıl süreyle ertelemeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda Bakanlığınızın herhangi bir çalışması var mıdır sorusu yer almaktadır.

Malumları olduğu üzere, kesinleşmiş kamu alacaklarının idarî tedbirler kapsamında ancak tecil veya taksitlendirilmesi mümkün olup Bakanlığımızca bu yönde mükelleflerin talepleri doğrultusunda gerekli yanlış gösterilerek mevcut yetkiler dahilinde işlem yapılmaktadır.

Depremden zarar gören mükelleflerin, daha önce tahakkuk etmiş ancak 17.8.1999 tarihi itibariyle vadesi gelmemiş vergi borçlarının ödeme süresi 23.9.1999 gün ve 23825 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 23.9.1999 tarihli ve 576 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden mücbir sebep hali ortadan kalkıncaya kadar ertelenmiştir.

Söz konusu Kararnameye dayanılarak çıkartılan 24.9.1999 tarih ve 406 Seri No.lu Tahsilat Genel Tebliği ile depremden etkilenen yörelerdeki mükelleflerin yıllık gelir vergisi 3 üncü taksitleri, 23.10.1999 tarihli ve 407 Seri No.lu Tahsilat Genel Tebliğiyle de aynı yörelerdeki tüzelkişiliklerin kurumlar vergisi 3 üncü taksitleri ertelemeye tabi tutulmuştur.

Öte yandan, deprem felaketinin yoğun olarak yaşandığı illerle ve bu illerdeki mükelleflerle ticarî faaliyette bulunmaları nedeniyle alacak ve çeklerini tahsil edemedikleri için zarara uğrayan civar illerin esnaf ve sanatkârlarının bu kaybını telafi açısından 213 sayılı Vergi Usul Kanununda gerekli ve yeterli düzenlemeler bulunmaktadır.

Vergi Usul Kanununun 322 ve 323 üncü maddelerinde tahsiline imkân kalmadığı açıkça anlaşılan veya ihtilaflı hale gelen ticarî alacakların değersiz ya da şüpheli alacak olarak kayıtlara alınabilmesi yönünde hükümler yer almaktadır.

Ancak, depreme maruz yörelerle ticarî ilişkide bulunan ve alacakların tahsilinde güçlüklerle karşılaştığı için vergi borçlarını defaten ödemekte sıkıntı çeken mükelleflerin 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi uyarınca borçlarının tecil ve taksitlendirilmesini talep etmeleri halinde, mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde gereği yapılmaktadır.

Bilgi edinilmesini arz ederim.

Sümer Oral Maliye Bakanı

18. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Nazire Dedeman’ın oğlunun öldürülmesi ile ilgili bazı iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/552)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı İstanbul

28 Eylül 1993 günü Umut Önal’ın öldürülmesiyle ilgili olarak Sayın Nazire Dedeman ve ailesinin gazetelere verdiği ilan kamuoyuna Adalet Bakanı ve yargının ihmalkâr ve hatta taraflı hareket ettiğine dair iddia ve açıklamalarına vereceğiniz cevaplar nelerdir?

T. C. Adalet Bakanlığı Bakan : 2017 1.11.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 11.10.1999 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10. 00.02-7/552-1928/5285 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde alınan, İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı tarafından Bakanlığımıza yöneltilen ve yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/552-1928 Esas No.lu soru önergesine verilen cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

Sayın Bülent Akarcalı

İstanbul Milletvekili

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Bakanlığımıza yönelttiğiniz ve yazılı olarak cevaplandırılmasını istediğiniz 7/552/1928 Esas No.lu soru önergesinin cevabı aşağıda belirtilmiştir.

Soru önergesinde sözü edilen kişinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak;

Yapılan hazırlık soruşturması sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 12.10.1993 tarih ve 1993/35875-1031 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı,

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1993/190 esasında görülen davada, sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22.6.1994 tarih ve 1994/1908 Esas, 1994/2089 Karar sayılı ilâmı ile bozulduğu,

Bozma üzerine 1994/177 Esasla yürütülen yeniden yargılama neticesinde, sanık hakkında mahkemece 13.9.1996 tarihli ve 1994/177 Esas, 1996/176 Karar sayı ile mahkumîyet kararı verildiği, müşteki tarafın temyizi üzerine kararın, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5.3.1997 tarih ve 1997/398 Esas, 1997/546 Karar sayılı ilâmı ile onandığı,

Ceza Dairesinin onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.1997 tarih ve 1997/1-89 Esas, 1997/188 Karar sayılı “itirazın reddine” dair ilâmı ile mahkeme kararının kesinleştiği,

Müşteki vekillerinin hazırlık tahkikatını yürüten görevliler hakkında yaptığı şikâyet üzerine, soruşturma sonucunda Cumhuriyet Savcısı hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına ilişkin Bakanlık Makamınca 16.4.1999 tarihli olur verildiği, diğer görevliler hakkında verilen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 26.5.1999 tarih ve 1998/101831 Hz. 1999/13131 sayılı takipsizlik kararına karşı yapılan itirazın, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 9.7.1999 tarih ve 1999/480 müt. sayılı kararı ile reddedildiği,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.1999 tarih ve 3/12924 sayılı yazıları ve buna bağlı ilgili kayıtlardan anlaşılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

19. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, sunucu Mehmet Ali Erbil’in ödeyeceği vergi miktarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/554)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı İstanbul

Sabah Gazetesinin 28 Eylül tarihli haberine göre sunucu Mehmet Ali Erbil Macaristan’da kumarda 90 000 dolar kaybedip, Kıbrıs’ta 150 000 dolar kazanmış. Bu şahsın 1998 gelir beyanına göre 1999’da ödediği ve ödeyeceği vergi ne kadardır?

T. C. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü 3.11.1999 Sayı :B.07.0.GEL.0.82/8211-88/047689

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı Kararlar Dairesi Müdürlüğünün 11.10.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/554-1930/5287 sayılı yazısı.

Tarafımdan cevaplandırılmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı tarafından, sonucu Mehmet Ali Erbil hakkında yönetilen ilgi yazı eki 7/554-1930 sayılı yazılı soru önergesinde belirtilen hususlarla ilgili Bakanlığımız cevabı aşağıda açıklanmıştır.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinin 1,2,3,4 üncü bentlerinde yazılı kimselerin görevleri dolayısıyla, mükelleflerin ve mükellefle ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine ve mesleklerine müteallik olmak üzere öğrendikleri sırları veya gizli kalması lâzım gelen diğer hususları ifşa edemeyecekleri ve kendilerinin veya 3 üncü şahısların nef’ine kullanamayacakları hüküm altına alınmıştır.

Bu hükme göre, söz konusu soru önergesinde belirtilen hususlar vergi mahremiyeti kapsamına girdiğinden bilgi verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, Bakanlığımızca uygun görülen hallerde gerekli görülen kişi veya kurumlar hakkında incelemeler yapılmaktadır.

Bilgi edinilmesini arz ederim.

Sümer Oral Maliye Bakanı

20. – Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan’ın, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in iki ayrı özel kalem müdürü ile çalıştığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı (7/556)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun yazılı olarak Sayın Başbakan tarafından cevaplandırılması hususunda delaletlerinizi saygılarımla arz ederim.

Osman Aslan Diyarbakır

Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Şükrü Sina Gürel’in teamüllerin ve mevzuatın dışına çıkarak kendisine iki ayrı Özel Kalem Müdürü atadığı, Özel Kalem Müdürlüğü kadrosuna 3 Ekim 1997 tarihinde atanan Gülay Gündeş’in, üniversite öğrencisi olduğu ve Başbakanlığa hiç uğramadan maaş aldığı, görevini kendisi yerine vekil olarak tayin edilen kız kardeşi Nilay İber aracılığıyla sürdürdüğü iddia edilmektedir.

Ayrıca Devlet Bakanlıklarının emrinde ortalama 20 personel çalışmakta iken, Sayın Şükrü Sina Gürel’in makamında 50’nin üzerinde personel istihdam edildiği ileri sürülmektedir.

– Sözkonusu iddialar doğru mu?

– Doğru ise, uygulamadan haberdar mısınız?

– Bu uygulama hakkında nasıl bir işlem yapmayı düşünüyorsunuz?

T. C. Devlet Bakanlığı 1.11.1999 Sayı :B.02.0.007/1169

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMM Başkanlığının 11.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02.-7/556-1933/5290 sayılı yazısı.

b) Başbakanlığın 14.10.1999 tarih ve B.02.0.KKG.0.12/106-71-7/5039 sayılı yazısı.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan’ın, Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği, Sayın Başbakanımızın da kendileri adına Bakanlığım koordinatörlüğünde cevaplandırılmasını istediği 7/556-1933 Esas No.lu yazılı soru önergesi cevabı ekte sunulmuştur.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Prof. Dr. Şükrü S. Gürel Devlet Bakanı

Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan’ın

7/556-1933 Esas No.lu Yazılı Soru Önergesi Cevabıdır

Bilindiği üzere, Bakanlığım emrinde bulunan personelin görev dağılımı ile bu görevlerin zamanında yapılması ve denetimi Bakanlığım sorumluluğundadır. Bu çerçevede, görevli tüm personelin mesailerinden istifade edildiği gibi, yapılan çalışmalar da, mutad üzere kontrole tabidir.

Diğer taraftan, Devlet Bakanlıkları bünyesinde kadrolu eleman bulunmadığından, hizmetlerin yerine getirilmesi, Başbakanlık merkez teşkilâtı kadroları ile 3056 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde düzenlendiği üzere, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından geçici görevlendirilmeler suretiyle sağlanmaktadır. Bunların sayısında ise, Bakanlığıma bağlı ve ilgili kuruluşları ile uhdesinde bulunan görevler dikkate alınmıştır.

Bu açıklamalar çerçevesinde, önergede ileri sürülen hususlarda mevzuata aykırı bir durumun bulunmadığı görülmektedir.

Bilgilerinizi rica ederim.

21. – İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, deprem bölgesindeki depremzedelere yardımda bulunan bazı vakıfların faaliyetlerine son verildiği iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/558)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla İçişleri Bakanımız Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Mehmet Ali Şahin

İstanbul

1. Deprem bölgesinde mağdur olmuş depremzedelere yardıma koşmuş sivil toplum örgütlerinden birtakım vakıfların faaliyetlerine talimatınızla son verildiği ve aşevleriyle günde 3 öğün bu mağdur insanlara yemek dağıtan kişilerin gözaltına aldırıldığı ve aşevlerinin kapatıldığı doğru mudur?

2. Eğer doğru ise faaliyetlerine son verilen bu vakıflar illegal vakıflar mıdır? Gözaltına aldırdığınız vakıf sorumluları hakkında suçlu olduklarına dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı var mıdır?

3. Eğer bu vakıflar yasal vakıflarsa ve mensupları hakkında suçlu olduklarına dair kesinleşmiş mahkeme kararları da olmadığına göre bu uygulamanın yasal dayanağı nedir?

4. Ülkemizde insanları dinci-dinsiz, laik-antilaik, ilerici-gerici gibi sıfatlarla ayırımlara tabi tutarak farklı uygulamalar yapmak iç barışı bozmaz mı? Bakanlığınızın aslî görevi vatandaşlar arasında hiçbir ayırım yapmadan yansız icraat yapmak değil midir?

5. Başta Yunanistan olmak üzere Fransa ve İsrail gibi ülkelerden gelen yardım ekiplerine çok doğru olarak hoşgörülü davranılırken, kendi vatandaşınıza bu hoşgörüsüzlüğün sebebi nedir?

T. C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 1.11.1999 Sayı :B.05.1.EGM.0.12.01.01/242965

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :TBMM Başkanlığının 11.10.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/588-1935/5295 sayılı yazısı.

İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

1. 2. 3. 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu kimlerin, hangi şartlarda ve hangi makamlardan izin almak suretiyle yardım toplayabileceğini düzenlemiştir. Yardım Toplama Kanununun 7 nci maddesinde izin vermeye yetkili makamları “Yardım Toplama faaliyeti birden fazla ili kapsıyorsa İçişleri Bakanlığından, bir ilin birden fazla ilçesini kapsıyorsa o ilin valisinden, bir ilçenin sınırları içinde ise o ilçenin kaymakamından izin alınır” şeklinde hükme bağlamıştır.

Valiliklere gönderilen genelgemizle, yerel ve ulusal basın ile TV’lerde ilan edilen yardım toplama kampanyalarının incelenerek 2860 sayılı Yardım Toplama Kanununa göre izin alınıp alınmadığının araştırılması, izinsiz kampanyaların engellenerek yürütenler haklarında yasal işlem yapılması, 7269 ve 4123 sayılı kanunlar gereği nakdî yardımların Afet Fonuna aynî yardımların ise Kızılay’a aktarılmasının istendiği,

Bazı vakıf ve derneklerin valiliklere herhangi bir başvuruda bulunmaksızın çeşitli bankalarda hesap açtırarak, izinsiz yardım toplama faaliyetine başladıkları tespit edildiğinden, 2860, 7269 ve 4123 sayılı yasalar gereği toplanan nakdî yardımın Afet Fonuna aktarılması amacıyla bankalara talimat verildiği, hazırlanan tahkikat evrakının ilgili C. Başsavcılığına intikal ettirilerek suç duyurusunda bulunulduğu,

Bazı vakıflarca bankada açılan hesabın yardım toplama amaçlı olmadığı, müracaatlarının ilgili valiliklerce sonuçlandırıldığı, mağduriyete fırsat verilmediği anlaşılmıştır.

4.5. Bakanlığımın tüm birimleri Anayasamızın 10 uncu maddesinde (Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep vb. sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.) belirtildiği veçhile hizmetlerini yürütmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

22. – Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün, Gülhane Askerî Tıp Akademisinin açılış töreninde yapılan konuşmaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/559)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini saygılarımla arz ederim.

Abdullah Gül

Kayseri

28 Eylül 1999 Salı günü Gülhane Askerî Tıp Akademisinin açılış töreninde bir konuşma yapan tabip Tuğgeneral Yalçın Işımer, Müslümanların önderlerini küçültücü, İstiklal Marşımızın yazarı Millî Şair Mehmet Akif’i tahkir ve tezyif edici, tamamen siyasî içerikli, Türk Dış Politikasını ve Türkiye’nin uluslararası menfaatlerini zedeleyici bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma çeşitli televizyon kuruluşlarının haber programlarında ve gazetelerde halka duyurulmuştur.

1. Kamuoyuna açık yapılan, akademik olmaktan çok, birçok polemiği içeren, iç ve dış politik etkileri olacak olan bu konuşma, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu hükümleri gereğince onaydan geçmiş midir? Yoksa, TSK’nın görüşlerini yansıtmayan, tamamen kişisel düşünceleri ihtiva eden bir konuşma mıdır?

2. Şayet bu bir kişisel konuşma ise; bilindiği gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü siyasî-ideolojik tesir ve düşüncenin dışında ve üstünde tutulması büyük bir önem taşımakta ve bu prensip 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 43 üncü maddesinde hükme bağlanmış bulunmaktadır. Söz konusu maddede, yukarıda zikredilen ilkenin korunmasını teminen Silahlı Kuvvetler mensuplarının “siyasî faaliyetlerde bulunmalarının” ve “bu maksatla nutuk ve beyanat vermelerinin” yasak olduğu belirtilmekte.. 1632 sayılı Askerî Ceza Kanununun 148 inci maddesinde de, siyasî amaçla toplantı yapan, nutuk söyleyen, demeç veren, herhangi bir sebeple yalnız veya toplu olarak siyasî mahiyette beyanname hazırlayan ve bu beyannameyi yayın organlarına ulaştıran ve dağıtanların 1 aydan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacakları hükme bağlanmaktadır. Kanunun bu amir hükümleri çerçevesinde, Tuğgeneral Yalçın Işımer hakkında soruşturma başlatılmış mıdır?

3. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 13 üncü maddesinde, askerliğin temelinin disiplin olduğu ve disiplinin, kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat anlamına geldiği; 18 inci maddesinde de amirin maiyyetine, disiplini bozan fiil ve hareketlerden dolayı disiplin cezaları verebileceği belirtildiğinden, Tuğgeneral Yalçın Işımer’in adı geçen kanuna açıkça aykırılık oluşturan konuşmasından dolayı, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 50 nci maddesinin “c” bendi ile buna dayanılarak çıkarılan Subay Sicil Yönetmeliğine göre, hakkında disiplinsizlik nedeniyle işlem yapılmış mıdır?

4. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün ayakta alkışlarıyla kabul edilen ve değiştirilmesi Anayasa ile yasaklanmış olan İstiklal Marşımızın yazarı Millî Şair Mehmet Akif Ersoy’un manevî şahsiyetini, tarihi olayları ve değerleri yanlış bilgilerle kasıtlı olarak tahkir ve tezyif edici beyanda bulunarak milletimizin manevî duygularının incitilmesi, askerî bir suç niteliğinde olmamasına rağmen, askerî mahalde yapıldığından, askerî ve sivil mahkemelerin görev alanına girmektedir. Bu konuşma, Türk Ceza Kanununun 312, 480 ve 482 maddeleri kapsamına girebileceğinden, soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığının iznini öngören, TCK’nın 160 ıncı maddesi son fıkrası hükmüne göre, Adalet Bakanlığına ve Millî Savunma Bakanlığına konuyla ilgili takibat açılması için talimat verdiniz mi?

5. Tuğgeneral Yalçın Işımer yaptığı konuşmada, Arap Irkını ve Arap Dünyasını alenen tahkir ve tezyif etmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından da tanınmış olan Arap Ligi’nin 22 ülkeden meydana geldiği düşünülürse ve Türkiye’nin tarihî gerçekleri, değiştirilmesi mümkün olmayan coğrafî şartları ve komşuluk ilişkileri, ekonomik çıkarları ve Orta Doğu’da takip ettiği dış politika stratejileri göz önüne alındığında, Türkiye’nin uluslararası menfaatlerinin zedelendiği açıkça ortadadır. Bu konuşma üzerine Başbakanlık tarafından soruşturma açılıp konuşmanın, Arap ülkelerinde meydana getireceği menfî etkilerinin giderilmesi düşünülmekte midir?

6. Müslüman Türk halkının değerlerine hakaret ihtiva eden, Millî Şair Mehmet Akif Ersoy’un tarihî şahsiyetini rencide eden ve Türk halkı arasında büyük bir tepkiye sebep olan bu konuşma hakkında, kanunların amir hükümleri çerçevesinde soruşturma emrinin verilmemesi ve hukukî takibatın açılmaması halinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yıpranacağı ihtimalini göz önüne alıyor musunuz? Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratıcı her türlü etkilerden korumak, sizin için de bir görev değil midir?

7. Kamuoyuna malolmuş bu konuşma karşısında, gerekli takibatın başlatılmaması halinde, geçmişteki örneklerden de hatırlanacağı üzere, bu tür faaliyetlerin dolaylı bir teşviki anlamına geleceği, yükselme ve rütbe kazanmanın bir yolu olarak görülüp ileride başka kişiler tarafından da tekrarlanabileceği ihtimalini düşünüyor musunuz?

T. C. Millî Savunma Bakanlığı KAN. KAR. : 1999/7029-GK 28.10.1999

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :a) TBMM Bşk.lığının 11.10.1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/559-1936/5296 sayılı yazısı.

b) Başbakanlığın 14.10.1999 tarihli ve B.02.0.KKG.0.12/106-71-10-5040 sayılı yazısı.

Kayseri Milletvekili Abdullah Gül tarafından Sayın Başbakan’a tevcih edilen ve ilgi (a) üzerine ilgi (b) ile tarafımdan cevaplandırılması tensip edilen “Gülhane Askerî Tıp Akademisinin açılış töreninde yapılan konuşmaya ilişkin” yazılı soru önergesinin cevabı Ek’te gönderilmiştir.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

Kayseri Milletvekili Abdullah Gül Tarafından Verilen

7/559 Sayılı Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Gülhane Askerî Tıp Akademisinin 27 Eylül 1999 tarihinde icra edilen 1999-2000 Eğitim-Öğretim yılı açılış töreni sırasında, Prof. Diş Tbp. Tuğg. Yalçın Işımer’in “Atatürk’üm ve Türkçem” konulu açılış dersine ilişkin olarak tırmandırılan tartışmaların; Türk Silahlı Kuvvetlerinin Anayasal düzenin temel kavramlarını zedelemeye yönelik faaliyetleri izlemesi ve önerilerini gerektiğinde ve yasal zeminlerde ifade etmesinden rahatsızlık duyan belli çevrelerden kaynaklandığı değerlendirilmektedir.

1. Tuğg. Işımer’in konuşmasının, Müslümanların önderlerini küçültücü, Mehmet Akif Ersoy’u tahkir ve tezyif edici, tamamen siyasî içerikli ve Türkiye’nin uluslararası çıkarlarını zedeleyici mahiyette olduğuna ilişkin değerlendirmeler maksatlı, dayanıksız ve iyi niyetten uzak saptamalardır. Nitekim, “... Tanrı bütün kullarını sever, Arab’ı Türk’e üstün saymaz... Tanrı her yerdedir, O her şeyi bilir...” temel saptamalarını içeren bir anlatımın aksi maksada yönelik olabileceğini düşünmek mümkün görülmemektedir.

2. Gülhane Askerî Tıp Akademisi, 2955 sayılı Kanunla kurulmuş, bilimsel özerkliğe sahip, Atatürk ilkelerine bağlı, millî şuur ve disiplini görev bilen, lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan bir yüksek öğretim kurumudur. Bu bakımdan, Konferans konusu olan Türkçe dilinin kullanımı bağlamında, Mehmet Akif Ersoy’un Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesine ilişkin yaklaşımına karşı değerlendirmelerinin, bu bilimsel özerklik çerçevesiyle düşünülmesi gerekmektedir.

3. Konferans içeriğinde, Arap uluslarının aşağılanması söz konusu değildir. Karşı çıkılan, Arap ulusu ve bu ulusun uluslararası toplumdaki saygın konumu değil; İslamiyet’in arkasına sığınarak yürütülen Arap milliyetçiliğidir. Neticede “Müslüman” olmakla, deyim yerinde ise “Araplaşmak” kavramlarının özdeşleştirilmesine, “din” kavramı araç olarak kullanılmak suretiyle “ulus” kavramının Arap milliyetçiliği lehine yok edilmesine karşı çıkıldığı anlaşılmaktadır.

4. Konuşma, akademik çerçevede değerlendirilmelidir. Konuşma metni; Genelkurmay Başkanlığınca önceden incelenmediği gibi, incelenmiş veya onaylanmış olması da gerekmemektedir.

5. Anayasal düzenin korunması gerekliliğine ilişkin olarak ve uygun forumda görüş beyan edilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu kapsamında siyasî faaliyette bulunmak olarak değerlendirilmediğinden, herhangi bir soruşturmaya da gerek görülmemiştir.

6. Mehmet Akif Ersoy’un elbette, İstiklâl Marşımızın şairi olarak hepimiz için geçerli saygın bir yeri vardır. Ancak bu, belli bir konudaki görüşünün, özellikle de bilimsel bir zeminde eleştirilemeyeceği anlamına gelmemeli, bu olayda olduğu gibi Mehmet Akif Ersoy’un manevî şahsiyetinin tahkir ve tezyif edildiği düşünülmemelidir.

7. Uluslararası toplumun saygın bir üyesi olan Arap ulusları ve devletleri ile iyi ilişkilerin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, Hükümetin genel politikaları çerçevesinde, Silahlı Kuvvetlerin de samimi arzusudur. Bu amaca yönelik olarak askerî alanda eğitim ve işbirliği faaliyetleri olumlu bir yolda sürdürülmektedir. Bu husus saklı kalmak kaydı ile, Arap milliyetçiliği dahil, Türk ulusunu kendi içinde eritmek ve yok etmek isteyen fikir ve akımlara karşı mücadele etmek, Anayasanın ve kanunların her Türk vatandaşından beklediği bir sadakat borcu olarak anlaşılmalıdır.

8. Anayasal düzenin temel ilke ve kavramlarının, Devletin temel kuruluş felsefesinin zedelenmesine ve yıkılmasına yönelik maksatlı ve planlı faaliyetler, hatta saldırılar sürdüğü müddetçe, Türk Silahlı Kuvvetlerinin de Anayasa ve yasalar çerçevesinde, giderek artan bir hassasiyetle bu süreci yakından izlemeye devam etmesinin doğal karşılanması gerektiği değerlendirmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

23. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/592)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmak üzere aşağıdaki sorularımı arz ediyorum 4.10.1999

Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular :

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında sorumlu ve/veya koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili bakanlık olarak :

1. Hukukî ve kurumsal düzenlemeler itibariyle Plan Dönemi hedeflerini gerçekleştirebildiniz mi?

2. Plan Döneminde gerçekleşmeyen ve/veya gerçekleşemeyecek hukukî projeleriniz nelerdir? Projelerin gerçekleşmeme sebebi nedir?

3. Sorumlu bakanlık olarak koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlardan yeterli servis alabildiniz mi?

4. Yedinci Beş Yıllık Plan Döneminden Sekizinci Beş Yıllık Dönemine kalacak en önemli projeleriniz nelerdir?

5. Sekizinci Beş Yıllık Plan Dönemi çalışmalarınız hangi safhadadır?

T. C. İçişleri Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon 3.11.1999 Kurulu Başkanlığı Sayı : B050APK0090000.7.8-1/1801

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 18.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/592-1974/5387 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde gönderilen Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın yazılı soru önergesinde yer alan hususlar Bakanlığımızca incelenmiş ve gerekli bilgiler aşağıya çıkarılmıştır.

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında sorumlu ve/veya koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili bakanlık olarak;

1. Hukukî ve kurumsal düzenlemeler itibariyle Plan Dönemi hedeflerini gerçekleştirebildiniz mi?

Plan dönemi hedeflerinin bir kısmı gerçekleştirilmiş, bir kısmı gerçekleştirilememiştir.

2. Plan Döneminde gerçekleşmeyen ve/veya gerçekleşmeyecek hukukî projeleriniz nelerdir? Projelerin gerçekleşmeme sebebi nedir?

Plan döneminde henüz gerçekleştirilemeyen hukukî projeler aşağıda belirtilmiştir.

a) Adlî kolluk tasarısı,

b) Güvenlik kuruluşlarının teşkilâtlanma, teknik donanım ve çalışma esaslarının yeniden düzenlenmesi;

c) Mahallî idarelerin yetki, görev, sorumluluk ve kaynak paylaşımı esaslarını belirleyen çerçeve kanunun çıkarılması;

d) Merkezî idarece yürütülen genel nitelikli hizmetlerin mahallî idarelere devrine ilişkin düzenlemelerin yapılması,

e) 442 sayılı Köy Kanunu, 1580 sayılı Belediye Kanunu, 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 5442 sayılı İller İdaresi Kanunu, 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanunda gerekli düzenlemelerin yapılması;

f) Su ve kanalizasyon idarelerinin kurulması,

g) 3621 sayılı Kıyı Kanununun yeniden düzenlenmesi,

h) Merkezî yönetim, merkezin taşra teşkilâtı ve yerel yönetimler arasında görev, yetki ve kaynak paylaşımı;

ı) Türkiye’de yabancı uyrukluların istihdamı ile ilgili mevzuatın günün koşullarına göre yeniden düzenlenmesi,

j) Sahil Güvenlik Komutanlığında devamlı personel yapısının oluşturulması;

k) Çarşı ve mahalle bekçilerinin görevlerinin, günün ve geleceğin şartlarına göre yeniden düzenlenmesi;

l) Hayatî olayları kayda geçiren mevcut sistemin, güvenilir ve çok amaçlı bilgi üretebilecek şekilde Başbakanlık bünyesinde yapılandırılması,

m) Çocuğun korunması,

n) Bazı kategorilerde motorlu araçlara hız sınırlayıcı aygıtların takılması ve kullanılması hakkında AT mevzuatına uyum sağlanması,

o) Güvenlik hizmeti veren kuruluşların yeniden yapılandırılması için master plan hazırlanması,

p) Halkın ve gençlerin uyuşturucu ve zararlı alışkanlıklardan korunması için yasal düzenleme yapılması,

r) 2380 sayılı Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Belediye ve İl Özel İdarelerine Pay Verilmesi Hakkında Kanunda gerekli düzenlemelerin yapılması.

Bu konulardaki yasal düzenleme çalışmaları devam etmektedir. Mümkün olduğu takdirde 2000 yılı sonuna kadar tümünün yasalaştırılmasına çalışılacaktır.

3. Sorumlu bakanlık olarak koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlardan yeterli servis alabildiniz mi?

Koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlarla yaptığımız çalışmalarda herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Bu kuruluşlar yürüttüğümüz çalışmalar nedeniyle yakın ilgi ve desteklerini esirgememişlerdir.

4. Yedinci Beş Yıllık Plan Döneminden Sekizinci Beş Yıllık Plan Dönemine kalacak olan projeleriniz nelerdir?

İkinci maddede yazılı projelerden 2000 yılı sonuna kadar gerçekleştirilememiş olanlar Sekizinci Beş Yıllık Plan dönemine kalacaktır.

5. Sekizinci Beş Yıllık Plan Dönemi çalışmalarınız hangi safhadadır?

Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığının 13 Ağustos 1999 gün ve 1999/7 sayılı genelgesi gereğince Sekizinci Beş Yıllık Plan dönemiyle ilgili olarak 15 adet komisyon kurulmuş olup, hazırlık çalışmalarımız devam etmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

24. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün cevabı (7/595)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Fikret Ünlü tarafından yazılı olarak cevaplandırılmak üzere aşağıdaki sorularımı arz ediyorum. 4.10.1999

Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular :

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında sorumlu ve/veya koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili bakanlık olarak :

1. Hukukî ve kurumsal düzenlemeler itibariyle plan dönemi hedeflerini gerçekleştirebildiniz mi?

2. Plan döneminde gerçekleşmeyen ve/veya gerçekleşemeyecek hukukî projeleriniz nelerdir? Projelerin gerçekleşmeme sebebi nedir?

3. Sorumlu Bakanlık olarak koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlardan yeterli servis alabildiniz mi?

4. Yedinci Beş Yıllık Plan Döneminden Sekizinci Beş Yıllık Dönemine kalacak en önemli projeleriniz nelerdir?

5. Sekizinci Beş Yıllık Plan Dönemi çalışmalarınız hangi safhadadır?

T.C. Devlet Bakanlığı 2.11.1999 Sayı : B.02.0.0.16/01888

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 18 Ekim 1999 tarih ve KAN.KAR.MD: A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/595-1977/5390 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde alınan Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’a ait 4.10.1999 tarih ve 7/595-1977 sayılı yazılı soru önergesi, Bakanlığıma bağlı Beş Yıllık Kalkınma Planı uygulayan kurumlardan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce incelenmiş olup hazırlanan yanıt yazısı ekte gönderilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Fikret Ünlü Devlet Bakanı

Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’a Ait 14.10.1999 Tarih ve 7/595-1977 Sayılı

Yazılı Soru Önergesine Devlet Bakanı Fikret Ünlü Tarafından Verilen Yanıt :

7 nci 5 yıllık kalkınma planının kapsadığı 1996-1997-1998 ve 1999 yılı programlarında; “Eğitim Reformu” ve Mahallî İdarelerin Güçlendirilmesi Reformu kapsamında yeralan 2 adet Hukukî ve Kurumsal Düzenlemede Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluş olarak yeralmaktadır.

1. “3289 Sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması ve Federasyonlarla İlgili Mevzuat Düzenlemelerinin Gerçekleştirilmesi” kapsamında, “Sporda Özerklik ve Spor Teşkilâtının Yeniden Yapılanması” konusu 30 Haziran-2 Temmuz 1999 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen Spor Şûrasında detaylarıyla görüşülmüştür. Şûra kararları doğrultusunda; Gençlik ve Spor Müsteşarlığının kurulması, Gençlik ve Spor YüksekKonseyinin oluşturulması ve Teşkilâtın 2000’li yıllara girerken, ihtiyacı olan yapısal dönüşümünün gerçekleştirilmesi amacıyla çalışmalar devam etmektedir.

Konuyla ilgili hazırlanan Kanun Taslağı, kamuoyunun uzman kişilerin ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşüne sunulduktan sonra gelen görüşler değerlendirilerek taslak nihaî şeklini alacaktır.

2. “Merkezî İdarece Yürütülen Genel Nitelikteki Hizmetlerin Mahallî idarelere Devrine İlişkin Düzenlemelerin Yapılması” kapsamında, “Merkezî İdare ve Mahallî İdareler Arasında Görev Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esaslarının Düzenlenmesi ve Çeşitli Kanunlarda Mahallî İdarelerle İlgili Değişiklikler Yapılması” hakkında, İçişleri Bakanlığınca hazırlanan Kanun Taslağı incelenerek;

Kanun Taslağının 78 inci maddesinin (c) fıkrasının yeniden düzenlenmesi ve Ek-11 inci maddenin eklenmesi hususunda hazırlanan metin, Bakanlığımız görüşü olarak anılan Bakanlığa ulaştırılmıştır.

(2001-2005) dönemini kapsayacak 8 inci 5 yıllık kalkınma planı döneminde; nüfusumuzun yüzde 31’ini oluşturan 12-24 yaş grubundaki gençlik kesimine yönelik hizmetlerin sayı ve nitelik olarak iyileştirilmelerini sağlamak, serbest zamanların değerlendirilmesine ilişkin organizasyon ve mevzuat düzenlemeleri konusundaki yetersizlikleri gidermek temel çalışmalarımızı oluşturacaktır.

Spora ayrılan kaynakların artırılması, tesislerin rasyonel kullanılması, sporla ilgili insan gücü kaynaklarının karşılanması, özel sektörün, mahallî idarelerin ve spor kulüplerinin rolünün ve katkısının artırılması, yeni bir yapılanmaya gidilmesi, sporun geniş kitlelerce yapılmasının teşvik edilmesi, yaygın spor anlayışının (herkes için spor-kitle sporu) toplumun bir yaşam biçimi haline getirilmesi, düzenli olarak spor yapılmasını sağlayıcı bir çerçeve projenin uygulamaya konulması, sporda yoğunluğun tek dal yerine olimpik sporların tüm alanlarına yöneltilmesi, devletin ağırlığının azaltılarak özel kesimin katkılarının artırılması ve 2000’li yıllarda mutlaka İstanbul Olimpiyatlarının düzenlenmesi 8 inci 5 yıllık kalkınma planında yeralacak önemli projelerimizdir.

7 nci 5 yıllık plan döneminden 8 inci 5 yıllık plan dönemine kalacak önemli yatırım projeleri :

1. Ankara 15 000 kişilik spor salonu inşaatı (ihalesi yapılmadı)

2. Antalya /Alanya 15 000 kişilik stadyum inşaatı

3. İstanbul 75 000 kişilik olimpik stadyum inşaatı

4. İstanbul/Ataköy çok amaçlı atletizm pisti spor salonu

5. Şanlıurfa/Merkez 30 000 kişilik stadyum inşaatı

6. Bunlara ilaveten büyük merkezlerdeki kapalı yüzme havuzu inşaatlarıdır.

8 inci 5 yıllık kalkınma planı çalışmaları, 14 Ağustos 1999 tarih ve 23786 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan (1999/7) no.’lu genelge doğrultusunda başlatılmıştır. 8 inci 5 yıllık kalkınma planı hazırlık çalışmalarına ilişkin olarak DPT Müsteşarlığınca oluşturulan “Beden Eğitimi, Spor ve İstanbul Olimpiyatları” ve “Hayatboyu Eğitim Kapsamında Çocuklar, Gençler, Kadınlar, Erkekler, Yaşlılar, Toplum Değerleri ve Türkiye Hedefleri” özel ihtisas komisyonlarında, teşkilâtımız adına görev alacak adayların listesi DPT Müsteşarlığına gönderilmiştir.

Özel ihtisas komisyonlarında oluşturulacak çerçeve görüş ve hedeflere bağlı olarak, 8 inci kalkınma planının temel hedef ve stratejileri ile teşkilâtımızın mevcut bütçe, yatırım hizmetleri de gözönünde bulundurularak DPT Müsteşarlığının hazırlayacağı çalışma takvimi doğrultusunda çalışmalarımız devam edecektir.

8 inci 5 yıllık kalkınma planı çerçevesinde hazırlanacak yatırım projelerimizde, teşkilâtımızın içinde bulunduğu bütçe darboğazı, yatırım hizmetleri proje stok fazlalığı ve yıllık uygulama programları çerçevesinde ülke genelinde devam etmekte olan projelerin öncelikle sonuçlandırılması, ihtiyaç duyulan tesislerin yapımında devlet ve öz kaynaklar gözetilerek çok amaçlı, ekonomik ve kısa sürede tamamlanabilecek projelerin üretilmesi, batı/doğu, kuzey/güney gelişmişlikleri kriterlerine uyulması ve yatırım dengesinin sağlanması esas alınacaktır.

Fikret Ünlü Devlet Bakanı

25. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin cevabı (7/597)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Hasan Gemici tarafından yazılı olarak cevaplandırılmak üzere aşağıdaki sorularımı arz ediyorum. 4.10.1999

Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular :

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında sorumlu ve/veya koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili bakanlık olarak :

1. Hukukî ve kurumsal düzenlemeler itibariyle plan dönemi hedeflerini gerçekleştirebildiniz mi?

2. Plan döneminde gerçekleşmeyen ve/veya gerçekleşemeyecek hukukî projeleriniz nelerdir? Projelerin gerçekleşmeme sebebi nedir?

3. Sorumlu Bakanlık olarak koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlardan yeterli servis alabildiniz mi?

4. Yedinci Beş Yıllık Plan Döneminden Sekizinci Beş Yıllık Dönemine kalacak en önemli projeleriniz nelerdir?

5. Sekizinci Beş Yıllık Plan Dönemi çalışmalarınız hangi safhadadır?

T.C. Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2.11.1999 Sayı : B.02.1.SÇE.0.65.00.03/01887

Konu : Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın

soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 18.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/597-1979-5392 sayılı yazınız.

Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın 4.10.1999 tarih ve 7/597-1979 sayılı yazılı soru önergesiyle sorduğu hususlarla ilgili olarak Bakanlığıma bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünce 7 nci Beş Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde gerçekleştirilen ve 8 inci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde hedeflenen hususlar şunlardır :

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, sosyal yardımların daha etkin ve verimli bir hale getirilebilmesi için planda da öngörüldüğü gibi uygulamanın tek çatı altında toplanması ve ulusal bir sosyal yardım politikasının oluşturulması ve uygulanması noktasında çalışmalar başlatarak, diğer ilgili kurum ve kuruluşlarla da işbirliğine girmiştir. Bu çerçevede sosyal yardım amaçlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Genel Sekreterliği ile bir işbirliği protokolü gerçekleştirilmiş ve halen uygulanmaktadır. Ayrıca sosyal yardımların daha etkin ve verimli hale getirilebilmesi uygulamaların tek çatı altında toplanabilmesine esas teşkil edebilecek nitelikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde bir çalışma komisyonu oluşturulmuştur.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının temel hedefleri içerisinde, yoksulluk sınırı altındaki grupların refahını yükseltmek konusunda önemli ölçüde sosyal yardım hizmeti verirken diğer taraftan yeni organizasyonlara ve sisteme kavuşturulması noktasında çabalar sürdürülmüştür. Plan döneminde Sosyal Güvenlik Reformu Yasa Tasarısı içerisinde sonuçlandırılacağı düşünülmektedir.

7 nci Beş Yıllık Kalkınma Planında çocuğun yaşatılması, sağlıklı gelişiminin, eğitiminin ve her bakımdan korunmasının sağlanması esas alınmış olup;

“Çocukları kötü muamele ve kötü alışkanlıklardan koruyucu suça itilmelerini engelleyici önlemler bir bütün olarak ele alınacak; suça eğilimli, sorunlu, evden kaçan ve sokakta risk altında yaşayan çocuklar için koruyucu ve önleyici hizmetler geliştirilerek; suça yönelen ve suç işleyen çocukların yeniden topluma kazandırılması sağlanacaktır.” denilmektedir.

Bu bağlamda; 6 Haziran 1997 tarihli ve 23011 Mükerrer Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 572 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun 3 üncü maddesine 6 ncı alt bend olarak; eşler arası anlaşmazlık, hastalık, kötü alışkanlık, yoksulluk, terk ve benzeri nedenlerle sokağa düşerek sosyal tehlike ile karşı karşıya kalan veya sokakta çalışan çocuk ve gençlerin geçici süre ile rehabilitasyonlarını ve topluma yeniden kazandırılmalarını sağlamak amacıyla kurulan yatılı ve gündüzlü sosyal hizmet kuruluşları olan çocuk ve gençlik merkezlerinin yasal statü kazanması sağlanmıştır.

Ülkemizde sokakta yaşayan/çalışan çocuklara ve ailelerine yönelik, yatılı ya da gündüzlü, rehabilitasyon eğitim, danışma amaçlı hizmet veren toplam 10 çocuk ve gençlik merkezinden 5 adedi 1999 yılında hizmete açılmış bulunmaktadır.

Ülkemizde sokakta çalışan çocukların sayısında hızlı bir artış gözlenmekte, çocukları sokakta çalışmaya ve yaşamaya iten nedenler arasında hızlı ve çarpık kentleşme, gecekondulaşma, gelir dağılımındaki dengesizlikler, kırsal kesimden, şehirlere göç gibi ekonomik ve sosyal faktörler yeralmaktadır. Sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar olgusunun yükselmesi ve Türkiye’nin değişik bölgelerinde farklı tablolar sergilenmesi nedeniyle İstanbul, İzmir, Adana, İçel, Şanlıurfa ve Diyarbakır illerinde “Katılımlı Bir Eylem Araştırması” Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün UNICEF-DİC işbirliği ile başlatılmıştır.

Araştırmanın amacı, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklarla birlikte, çocukların yaşam deneyimlerinden yola çıkarak ve onların bakış açısıyla, yaşadıkları durumun ve sorun alanlarının tanımlanması, bunlar hakkında bilginin üretilmesi ve bu bilgiyi kullanarak çocukların kendilerine ilişkin ileriye yönelik güçlendirici eylem planlarını hazırlanmasıdır.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara yönelik gerçekleştirilen projelerin çocuk odaklı olmasını sağlamak, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara ilişkin Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu çocuk dostu projeler için veri tabanı oluşturmak, araştırma sonuçları kullanılarak, ilgili kamu, özel sivil toplum kuruluşları ve medyada, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara ilişkin çocuk odaklı bir duyarlılık geliştirmek, araştırmanın temel hedefidir.

Araştırma 450 örneklemle başlamış, araştırmanın yapıldığı bölgelerde bulunan çocuk ve gençlik merkezlerinde çalışan Sosyal Hizmet Uzmanları ve meslek elemanları veri toplama aşamasını tamamlamıştır. Veri kodlama devam etmektedir.

7 nci Beş Yıllık Kalkınma Planında yeralan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesinde ideal ortamın aile olduğu ilkesinden hareketle aileyi destekleyici önlemlere, koruyucu aile ve evlat edindirme uygulamalarına ağırlık verilecek, kurum bakımının iyileştirilmesi sağlanacaktır denilmektedir.

Bu bağlamda, 1949’lu yıllardan beri süregelen koruyucu aile hizmetini toplumumuza yeniden tanıtmak ve böylece konunun toplumsal sorumluluk boyutunun farkına varılmasını sağlamak için Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde 25 Mayıs 1998’de ulusal düzeyde koruyucu aile tanıtım ve yaygınlaştırma kampanyası başlatılmıştır. Bu kampanyada ilk aşamada tanıtımın yanısıra koruyucu ailelere sağlanacak sosyal yardımların güçlendirilmesi, 2 nci aşamada ise, koruyucu aileler yanına yerleştirilen çocuk sayısının artırılması hedeflenmiştir.

Kampanya başlangıcında Türkiye çapında koruyucu aile yanındaki çocuk sayısı 279 iken kampanyanın bittiği 19.10.1999 tarihinde bu sayı 394’e çıkmıştır. Her yıl ortalama 50 çocuk koruyucu aileler yanına yerleştirilirken kampanya süresince 184 çocuk koruyucu aileler yanına yerleştirilmiştir.

Bunun yanısıra, Ankara ve İstanbul illerinde yoğunlaşan çeşitli etkinliklerle koruyucu ailelere gıdadan, giysiye, ulaşımdan, özel sigortaya kadar sınırlı-süreli indirimler, katkılar sağlanmıştır. Koruyucu aileler Antalya İlinde tatile gönderilmiştir. Sezen Aksu özel bir şarkı hazırlayıp, klibinde yeralmıştır. Şarkı klibi ve sekizer saniyelik iki tanıtım spotu televizyonlarda halen yayınlanmaktadır.

Kampanya ile beklenilenin üzerinde başarı elde edilmiştir.

1999 yılında, daha önce başlatılmış olan Koruyucu Aile Kampanyasının devam ettirilmesi, hizmetin geniş kitlelere tanıtımı ve koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuk sayısının artırılması hedeflenmiştir. Bu hedeflerin tümüne ulaşılmış, üst düzeyde başarı elde edilmiştir.

Aile ve çocuk hizmetleri alanında 2000 yılında gerçekleştirilmesi istenen hedefler şunlardır;

1. Koruyucu aile hizmeti konusunda toplumda oluşan duyarlılığın yapılacak tanıtım etkinlikleriyle sürdürülmesi ve hizmetin toplumda edindiği yerin sağlamlaştırılması,

2. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve bağlı il müdürlükleri ile kuruluşlarının tüm elemanlarının genel bir ana hat çerçevesinde koruyucu aile hizmeti hakkında bilgilenmesini sağlamak,

3. Koruyucu aile ücretlerinin düzenli ödenebilmesi için; 3418 sayılı Yasanın 3558 sayılı Yasa ile değişik 39/b maddesine göre sürekli ödeme yapılabilmesine ya da ödemelerin aksatılmamasına yönelik farklı düzenlemelerde bulunmak,

4. Koruyucu ailelerin, başvuru aşamasında ve daha sonra bakımını sağladıkları çocuklar nedeniyle ilişkide bulundukları; Adalet Bakanlığı, Sağlık BakanlığıÜniversite Rektörlükleri, Millî Eğitim Bakanlığı, vb. ile yerleştirilen çocuğun sosyo-kültürel gelişiminin desteklenebilmesi için Kültür Bakanlığı ve Özel Çocuk Tiyatrolarının bağlı bulunduğu dernekler ile yaratıcı dramaya ilişkin kurumlara özel protokollerin yapılması hazırlıklarını başlatmak.

Koruyucu aile hizmetine ilişkin bilgi birikiminin aktarılması ve yeniliklerin izlenecek Türkiye koşullarına uyarlanması amacıyla yurtdışında sözkonusu hizmeti yürüten kurumlarla iletişim kurulmasını ve elde edilen materyallerin Türkçe’ye çevrilmesini sağlamak, kütüphane oluşturmak.

Çocukların yasal korunmasından sorumlu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ile bu kapsamda koordinasyon ve işbirliği yapılacak kuruluşlar arasında bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü arasında protokol imzalanmıştır. Sözkonusu protokol, suç işlemiş, suça maruz kalmış, kimsesiz, terkedilmiş çocuklardan Emniyet Genel Müdürlüğüne intikal eden çocuklarla ilgili yasal işlemler devam ederken bu çocuklarla uzman personelin çalışmasını öngörmektedir.

Kuruma bağlı olarak Ankara, Antalya, Bursa, Eskişehir, İstanbul, İzmir illerinde faaliyetlerini sürdüren kadın konuk evlerimizde açılışlarından 1999 yılı Ağustos ayı sonuna kadar 2 217 kadın ve 1 934 çocuğuna hizmet verilmiştir. İşe yerleştirilen kadın sayısı 314’dür.

Bu hizmet kapsamında; kadınların durumlarının, aileleri ya da eşleri ile olan anlaşmazlıklarının giderilmesine yönelik meslekî çalışmalar yapılmaktadır.

Bu çalışmalar, kadınların umutsuzluk, suçluluk, utanç ve korku gibi duygularının yenilmesi, özgüvenlerinin gelişmesi, gerektiğinde yeni yaşam seçeneklerini başarabilmeleri için gereken psikolojik destek, danışmanlık, hukuksal rehberlik ve kendilerine yeterli olabilecekleri iş ve meslek edinmelerinde gerekli önlemlerin alınmasını, ailesi ya da eşleri ile biraraya gelmeyi tercih etmeleri durumunda yeniden şiddet ortamına girmelerinin engellenmesi, çocuklarının sağlıklı bir ortamda yetişmeleri için aile ilişkilerinin sağlıklı sürdürülebilmesinin sağlanması ve durumlarının izlenmesini kapsamaktadır.

Ayrıca, Anayasamızın 41’inci maddesi hükmü de gözönüne alınarak hazırlanıp 1998 yılında yürürlüğe giren ve aile içi şiddetten mağdur olan kadını koruyucu yasal önlemlerin alınmasını sağlayan 4320 sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun” un uygulanması amacıyla kadın konukevine kabulü için il müdürlüklerimize başvuran kadınlardan aile içi şiddete maruz kalmış olanlara, Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı ihbarda bulunmaları konusunda rehberlik yapılması yukarıda adıgeçen “Yönetmelik”te hükme bağlanmıştır.

2828 sayılı Kanunun belirlediği sorumluluk ve yetki çerçevesinde diğer kamu kuruluşları, yerel yönetimler ve özel hukuk tüzelkişilerince açılacak kadın konukevlerinin açılış, hizmet, işleyiş, personel şartları ile denetim işlem ve esaslarını belirlemek, çağdaş anlayış ve şartlara uygun düzeyde hizmet verilmesini sağlamak amacıyla bir yönetmelik taslağı hazırlanmış olup yürürlüğe girmesine ilişkin çalışmalar sürdürülmektedir.

7 nci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996-2000) dönemi içinde, “Bölgesel Gelişme” bölümünde (sayfa 145) yeralan kalkınmada öncelikli yörelerde, özellikle Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmalar toplum merkezleri aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.

Protokol çerçevesinde 6 ilde Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı Küçükleri Koruma Şubelerinde uzman personelin görevlendirilmesi sağlanmış ancak kadro tahsisinin yapılamamış olması, personel yetersizliği nedeniyle ülke çapında yaygınlaştırılması gerçekleştirilememektedir.

7 nci Beş Yıllık Kalkınma Planında yeralan hizmetlerin gerçekleştirilmesinde çeşitli kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapılmıştır.

7 nci Beş Yıllık Plan Döneminden 8 inci Beş Yıllık Plan Dönemine geçerken; çocuk ve gençlik merkezlerinin ulusal düzeyde yaygınlaştırılması, kapsamının genişletilerek soruna özel merkezlerin açılması (madde bağımlılığı, fuhuş vb. gibi) yoluyla çözümlenmesine yönelik sektörler arası işbirliğinin geliştirilmesine devam edilecektir.

8 inci Beş Yıllık Kalkınma Plan Döneminde korunmaya muhtaç çocuklar kapsamında değerlendirilen risk ve istismar altında olan sokakta yaşayan/çalışan çocukların ülkemizin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesince tanınan haklarının sağlanması, ayrıca sözleşmenin ilke ve hükümlerinin tanıtımı, hayata geçirilmesine yönelik politikalarının geliştirilmesi hedeflenmektedir.

7 nci Beş Yıllık Kalkınma Planında yeralan Hukukî ve Kurumsal Düzenlemeler plan dönemi hedefleri Medenî Kanun ile Türk Ceza Kanunundaki düzenlemeler olup buna destek olabilecek düzenlemeler de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunca gerçekleştirilmiştir.

Kadın konukevleri; kadının ilerlemesi ve güçlenmesinin önündeki en önemli engellerden biri olan ve aynı zamanda demokratik geleneğin gelişmesini engelleyici bir insan hakları ihlali sayıları kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacı ve giderek 2000’li yıllarda yok edilmesi hedefine ulaşabilmesinde önemli işlevleri yüklenmiş bulunmaktadır.

Kadın konukevleri; fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik istismara uğrayan kadınların, psikososyal ve ekonomik sorunlarının çözümlenmesi sırasında varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla geçici bir süre kalabilecekleri sosyal hizmet kuruluşlarıdır.

Kadın konukevlerinde 12.7.1998 tarih ve 23400 sayılı Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunan “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna Bağlı Kadın Konukevleri Yönetmeliği” uyarınca hizmet verilmektedir.

Toplum merkezleri, hizmet verdiği yerleşim bölgesindeki gereksinimler doğrultusunda toplumsal dayanışma ve yardımlaşmayı artırarak, birey, aile ve toplumun gelişmesi, katılımcı, üretken ve kendine yeterli hale gelmesi amacıyla, koruyucu-önleyici, eğitici-geliştirici, tedavi ve rehabilite edici işlevleri olan; halk eğitimi, toplum kalkınması, serbest zaman etkinlikleri, sosyal ve kültürel etkinlikler ile danışma ve rehberlik hizmetleri gibi çeşitli hizmetleri birarada ve en kolay ulaşılabilir biçimde, diğer kurum ve kuruluşlar ve gönüllülerle işbirliği ve eşgüdüm içinde sunmakla görevli ve yükümlü bulunan sosyal hizmet kuruluşudur.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünce Başbakanlık GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının Güneydoğu Anadolu Bölgesinde başlattığı toplum kalkınması çalışmaları çerçevesinde oluşturulan Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinde (ÇATOM) gerçekleştirilecek sosyal hizmet uygulamalarında ve bölgede toplum merkezleri açılmasında işbirliğine gidilerek; GAP’ın kalkınmaya yönelik hedef, politika ve stratejileri doğrultusunda bölge halkına götürülecek hizmetlerin; planlanması, yönlendirilmesi ve sunulması için gerekli mekânın ve personelin sağlanması gibi konularda kaynakların birleştirilmesi ve hizmetlerin daha etkin bir hale getirilmesi amacıyla, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ile GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı arasında 18.11.1996 tarihinde “Toplum Kalkınma Hizmetlerinin Yürütülmesinde Yapılacak İşbirliğine İlişkin Protokol” imzalanmıştır.

– Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bugüne dek toplam 10 toplum merkezi hizmete açılmıştır.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ile Batman İli Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı arasında, Batman İlindeki Mobil Tesislerinin toplum merkezi olarak kullanılması ve bu hizmetin sürdürülmesine ilişkin hazırlanan protokol 18.7.1998 tarihinde imzalanmıştır.

– Doğu ve Güneydoğu Bölgelerindeki illerde işsiz gençlerin meslek edindirme kurslarından yararlanması amacıyla “1 000 Altın Bilezik Projesi” hazırlanmıştır. Proje, İş ve İşçi Bulma Kurumu Meslek Eğitimi ve Küçük Sanayii Destekleme Vakfı (MEKSA) ile işbirliği yapılarak 10 ilde yürütülmüştür.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ile Kadının İnsan Hakları Projesi - WLUML irtibat bürosu arasındaki işbirliği çerçevesinde yürütülen “Kadının İnsan Hakları ve Yasal Okur Yazarlık Programı (KİYOP)” Eğitici Eğitimi Seminerine 6 ilin yanısıra Diyarbakır İlinde de meslek elemanları katılmış ve bu çalışmayı kadın gruplarıyla sürdürmüşlerdir. İkinci Eğitici Eğitimi Seminerine, Adıyaman, Diyarbakır, Siirt, Iğdır, Muş, Gaziantep, Şanlıurfa ve Van illerinden 9 meslek elemanı katılmıştır.

– T.C. Hükümeti ile UNICEF işbirliği 1997-2000 Dönemi Ana Uygulama Planı “Bölgelerarası ve Kent İçi Farklılıkların Azaltılmasına Destek Programı”nda sektörlerarası işbirliğinin geliştirilmesi çerçevesinde; 26-27 Kasım 1998 tarihlerinde Ürgüp’te düzenlenen “Toplum Kalkınması Hizmetlerinde Sektörlerarası İşbirliği Toplantısı’na sektörlerden temsilciler, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu elemanları ve Diyarbakır, Adıyaman, Şanlıurfa, Siirt, Batman, Van illeriyle diğer illerdeki toplum merkezlerinde görevli meslek elemanları katılmışlardır.

– 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliklerinde kullanılmak üzere, Kadının İnsan Hakları Projesince hazırlanmış olan “Artık Dur Demenin Zamanı Geldi” isimli kaset çoğaltılarak Adıyaman, Şanlıurfa, Batman, Siirt illerinde toplum merkezlerine, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünden temin edilen “Kadın Çalıştıkça” ve “Kadınlar Vardır” isimli belgesel film kasetleri Ağrı, Adıyaman, Şanlıurfa, Siirt,Batman, Diyarbakır, Van İl Müdürlüklerine gönderilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ile Türkiye Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Vakfı arasında 26.4.1999 tarihinde Batman 75 inci yıl toplum merkezinde kadının sosyal ve ekonomik statüsünün yükseltilmesine katkı faaliyetleri kapsamında işbirliği esaslarını düzenlemek üzere hazırlanan protokol ile toplum merkezi hizmetlerinin geliştirilmesi ve sürdürülmesinde karşılıklı hak ve sorumlulukları belirlemek üzere hazırlanan protokol imzalanmıştır.

– Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan 4 ilde (Diyarbakır, Batman, Ağrı, Mardin) 1999 yaz döneminde, ilkokul öncesi çocuklara yönelik olarak uygulanmak üzere “Erken Çocukluk Gelişimi Destekleme Projesi” hazırlanmıştır. Proje, Temmuz, Ağustos aylarında uygulanmış ve 3 000 çocuk yararlanmıştır. Yapılan değerlendirme sonucu uygulamanın yaygınlaştırılmasına karar verilmiştir.

– UNICEF ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü işbirliğiyle 1-4 Kasım 1999 tarihlerinde “Bölgelerarası ve Kent İçi Farklılıkların Azaltılması Destek Programı” çerçevesinde “Toplum Merkezlerinin Destek Projesi, Eğitim Toplantısı” düzenlenmiştir. Toplantıya diğer toplum merkezlerinin yanısıra Adıyaman, Batman, Bitlis, Diyarbakır, Siirt, Şanlıurfa, Van, Iğdır ve Muş illerinden meslek elemanları katılacaktır.

– Ayrıca, ülkemizin her bölgesinde, özellikle göç alan illerde açılmış bulunan 28 Toplum merkezi ile toplum kalkınması ve kentsel bütünleşmeye yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. 1999 Ağustos ayı sonu itibariyle 15 290 kişi toplum merkezi hizmetlerinden yararlanmıştır.

Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Döneminde Aile Bütünlüğünün Korunması Konusunda Hedeflenen Çalışmalar :

Kadının insanlık onurunun korunması, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, bu alanda varolan destek mekanizmalarının artırılması, hizmetlerin çeşitlendirilmesi, kadınların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve kalkınmaya katılımlarına katkı sağlanmasına yönelik çalışmalarımız sürdürülecektir.

Toplum merkezlerinin ülke düzeylerinin ülke düzeyinde yaygınlaştırılmasına ilişkin çalışmalar sürdürülecektir.

Toplum merkezlerinde çeşitli kuruluşlarla işbirliği içinde yürütülen projeler (Anne Çocuk Eğitimi Programı, Erken Çocukluk Gelişimi Destekleme Projesi, Kadının İnsan Hakları ve Yasal Okuryazarlık Programı, Meslek Danışma Programı, AIDS ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkları Önleme Programı, v.b.) yaygınlaştırılacaktır.

Giderek ağırlığını artıran çocuk anneler sorununun çözümüne katkıda bulunmak üzere hazırlanan “Çocuk Anneler Projesi” geliştirilerek, uygulama yaygınlaştırılacaktır.

Bilgilerinize arz ederim.

Hasan Gemici Devlet Bakanı

26. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarının uygulamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun cevabı (7/599)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılmak üzere aşağıdaki sorularımı arz ediyorum. 4.10.1999

Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular :

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında sorumlu ve/veya koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili bakanlık olarak :

1. Hukukî ve kurumsal düzenlemeler itibariyle plan dönemi hedeflerini gerçekleştirebildiniz mi?

2. Plan döneminde gerçekleşmeyen ve/veya gerçekleşemeyecek hukukî projeleriniz nelerdir? Projelerin gerçekleşmeme sebebi nedir?

3. Sorumlu Bakanlık olarak koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlardan yeterli servis alabildiniz mi?

4. Yedinci Beş Yıllık Plan Döneminden Sekizinci Beş Yıllık Dönemine kalacak en önemli projeleriniz nelerdir?

5. Sekizinci Beş Yıllık Plan Dönemi çalışmalarınız hangi safhadadır?

T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Deniz Ulaştırması Genel Müdürlüğü 2.11.1999 Sayı : B.02.1.DNM/0.06.01.02.KOOR-14/04827

Konu : Soru önergeleri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliğine

(Kanunlar ve Kararlar DairesiBaşkanlığı)

İlgi : 18.10.1999 gün ve KAN.KAR.MD: A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/599-1981/5394 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ile, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planına ilişkin yazılı soru önergelerine istenilen cevaplar ilişikte gönderilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Ramazan Mirzaoğlu Devlet Bakanı

Ek:1

7/599-1981 Sayılı Soru Önergesine İlişkin Cevaplar

Soru -1. Hukukî ve kurumsal düzenlemeler itibariyle plan dönemi hedeflerini gerçekleştirebildiniz mi?

Cevap: Ek-2 tablo

Soru - 2. Plan döneminde gerçekleşmeyen ve/veya gerçekleşemeyecek hukukî projeleriniz nelerdir? Projelerin gerçekleşmeme sebebi nedir?

Cevap: Ek-1’de verilen bu projelerden, yukarıda 1 inci maddede yeralan projede sorumlu kuruluş Müsteşarlığımız olup, bu projede yeralan koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlarla 21 Ekim 1997 tarihinde Müsteşarlığımızda, projenin konusu olan, “TCDD ve TDİ’ce işletilmekte olan limanların işletme faaliyetlerinin etkin ve verimli bir işletmeciliği sağlamak üzere otonom hale getirilmesi veya özelleştirilmesi için gerekli idarî ve hukukî altyapı düzenlemeleri” hakkında toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda, Müsteşarlığımızca hazırlanan “Özerk (otonom) Limanlar Kuruluş ve İşleyişi” ile ilgili model tanıtılmış ve tartışılmıştır. Ayrıca, ilgili kuruluşların konu hakkında yazılı görüşleri alınmıştır. Bu görüşler dikkate alınarak, TCDD limanları ile diğer kamu limanlarının, Hükümetimizin özelleştirme politikası çerçevesinde, ivedilikle özelleştirilmesini teminen, Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı istihsal edilmesi hususu, 5.1.1998 gün ve 12 sayılı yazımız ile Başbakanlığa iletilmiştir. Ancak, bugüne kadar konu ile ilgili “Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı” alınamamıştır.

İkinci proje “Alt yapı tesislerinin işletmecilere rayiç bedelle devrini sağlayacak düzenlemelerin yapılması” ile ilgili olup, Müsteşarlığımız bu projede geçen liman, yat limanı ve balıkçı barınakları ile ilgilenmekte, diğer altyapı tesisleri Müsteşarlığımızın sorumluluk alanı dışında bulunmaktadır. Bitiş yılı plan dönemi olarak verilen bu proje ile ilgili sorumlu ve ilgili kuruluşlarca bugüne kadar yapılmış herhangi bir çalışma Müsteşarlığımıza ulaştırılmamıştır.

Hidrokarbonlarda Denizin Kirletilmesinden Doğan Zararlara İlişkin Hukukî Sorumluluk Konusunda Uluslararası Sözleşmenin 1992 Protokolünün onaylanması çalışmaları sona ermiş, Mecliste ilgili komisyonlarda görüşülerek, genel kurula sunulması beklenilmektedir.

Hidrokarbonlarla Kirlenmeden Doğan Zararların Tazmini İçin Uluslararası Bir Fon Kurulması Hakkında Sözleşmenin 1992 protokolünün onaylanması çalışmaları da sona ermiş, Mecliste ilgili komisyonlarda görüşülerek, genel kurula sunulması beklenilmektedir.

Soru - 3. Sorumlu Bakanlık olarak koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlardan yeterli servis alabildiniz mi?

Cevap: Ek-1’de verilen bu projelerden, yukarıda 1 inci maddede yeralan projede sorumlu kuruluş Müsteşarlığımız olup, bu projede yeralan koordinasyon ve işbirliği bakımından ilgili kuruluşlarla 21 Ekim 1997 tarihinde Müsteşarlığımızda, projenin konusu olan, “TCDD ve TDİ işletilmekte olan limanların işletme faaliyetlerinin etkin ve verimli bir işletmeciliği sağlamak üzere otonom hale getirilmesi veya özelleştirilmesi için gerekli idarî ve hukukî altyapı düzenlemeleri” hakkında toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda Müsteşarlığımızca hazırlanan “Özerk (otonom) Limanlar Kuruluş ve İşleyişi” ile ilgili model tanıtılmış ve tartışılmıştır. Ayrıca, ilgili kuruluşların konu hakkında yazılı görüşleri alınmıştır.

Denizde Can Güvenliği Uluslararası Sözleşmesini (SOLAS 1974) tadil eden, 1978 ve 1988 değişikliklerine taraf olma çalışmalarımız hakkındaki İngilizce metinler Dışişleri Bakanlığından istenmiş olup, orjinal metinler Müsteşarlığımız tarafından ilgili sektörlere sunulacak, sektörlerden gelecek görüşler doğrultusunda son hali oluşturularak Meclise gönderilecektir.

Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Ek Prokotokolünün (MARPOL 1973, 1978) 1, 2 ve 5 inci eklerine 24 Haziran 1990 yılında taraf olmuştur.

Soru - 4. Yedinci Beş Yıllık Plan Döneminden Sekizinci Beş Yıllık Dönemine kalacak en önemli projeleriniz nelerdir?

Cevap: Genel Müdürlüğümüzün gemi inşa sanayideki politikası 6 ncı Beş Yıllık Kalkınma Planının ilke ve politikalar başlığı altındaki; 666 ncı Maddesinde “Gemi inşa sanayi kapasitelerinin değerlendirilmesi, filonun yenilenme ve ek gemi ihtiyacının karşılanması için gerekli finansman imkânları araştırılacaktır” şeklinde belirlenmesine rağmen bu bölüm 7 nci Beş Yıllık Kalkınma Planında yeralmamıştır.

Sözkonusu politikanın devamlılığının sağlanması ve takibi için çalışmalarına başlanacak olan 8 inci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında kurulan özel ihtisas komisyonlarından Genel Müdürlüğümüzün görev ve sorumluluklarıyla ilgili Gemi İnşa Sanayi ve Rekabet Edebilirlik Komisyonuna Genel Müdürlüğümüzden bir eleman tefrik edilmiştir. Bu çalışmalarda gemi inşa sektörü ile ilgili olarak henüz etüt safhasında olan ilave yatırımların geçekleştirilmesi ve de esasen finansman sorunuyla karşı karşıya olan sektörün hem bu sorununu aşabilmesi hem de global krizden sektörün etkilenme durumunun minimuma indirilmesi için gerekli gayret gösterilecektir.

Soru - 5. Sekizinci Beş Yıllık Plan Dönemi çalışmalarınız hangi safhadadır?

Cevap: Yoktur.

Ek : 2

Proje Adı : Altyapı Hizmetlerinde Yapısal Değişim Projesi (Ulaştırma)

Koordinasyon ve

Hukukî ve Kurumsal Sorumlu İşbirliği Bitiş

Düzenleme Kuruluş Bakımından İlgili Açıklama Yılı

Kuruluş

Liman işletmeciliğinin otonom – Denizcilik Müs. – Ulaştırma Bak. TCDD ve TDİ’ce işletilmekte olan limanların

bir yapıya kavuşturulması veya – Özelleştirme İdaresi – Hazine Müs. işletme faaliyetlerinin etkin ve verimli bir işlet-

özelleştirilmesi. Bşk. – DPT Müst. meciliği sağlamak üzere otonom hale getirilmesi Plan Dönemi

– TCDD Gn. Md. veya özelleştirilmesi için gerekli idarî ve hu-

– TDİ Gn. Md. kukî altyapı düzenlemeleri belirlenecektir.

Altyapı tesislerinin işletmecilere – Ulaştırma Bak. – Maliye Bak. DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü tarafından ger-

rayiç bedelle devrini sağlayacak – Denizcilik Müst. – Turizm Bak. çekleştirilen demiryolu, liman, balıkçı barınağı

düzenlemelerin yapılması. – DLHİ, – Tarım ve Köyişleri ve hava meydanlarının işletmeci kuruluşlara Plan Dönemi

– DHMİ, Bak. rayiç bedeli karşılığı devrini sağlamak üzere

– TCDD Gn. Md. – İçişleri Bak. 1999 yılında gerekli yasal düzenlemelerin esasları

– TDİ Gn. Md. – DPT Müst. belirlenecektir.

– Sivil Havacılık – Hazine Müst.

Gn. Md.

Proje Adı : Altyapı Hizmetlerinde Yapısal Değişim Projesi (Ulaştırma)

Koordinasyon ve

Hukukî ve Kurumsal Sorumlu İşbirliği Bitiş

Düzenleme Kuruluş Bakımından İlgili Açıklama Yılı

Kuruluş

Denizde Can Güvenliği Uluslararası Denizcilik Müs. – Ulaştırma Bak. Ticarî gemilerin güvenliği ile ilgili 1999

Sözleşmesi (SOLAS 1974) tadil – Dışişleri Bakanlığı standartların uluslararası ilkelerle uyumlu

protokolünün onaylanması olarak iyileştirilmesi amaçlanmaktadır. Denizlerin Gemiler Tarafından Denizcilik Müsetaşarlığı – Ulaştırma Bakanlığı Ticarî gemilerden kaynaklanan deniz 1999

Kirletilmesinin Önlenmesine İlişkin – Dışişleri Bakanlığı kirliliğinin önlenmesinde uluslararası

Uluslararası Sözleşme ve Ek proto- – Çevre Bakanlığı ilkelerle uyumlu tedbirlerin alınması

kolü (MARPOL 1973, 1978) tadil amaçlanmaktadır.

eden protokolün onaylanması.

Hidrokarbonlarda Denizin Kirle- Denizcilik Müsteşarlığı – Ulaştırma Bakanlığı Petrol kirliliğinden kaynaklanan zararlara 1999

tilmesinden Doğan Zararlara İlişkin – Dışişleri Bakanlığı ilişkin sorumlulukların düzenlenmesinde

Hukukî Sorumluluk Konusunda – Çevre Bakanlığı uluslararası kurallara uyum sağlanması

Uluslararası Sözleşme (CLC 1969) amaçlanmaktadır.

ve tadil protokollerinin (1984, 1992)

onaylanması.

Hidrokarbonlarla Kirlenmeden Doğan Denizcilik Müsteşarlığı – Ulaştırma Bakanlığı Petrol kirliliğinden kaynaklanan zararların 1999

Zararların Tazmini İçin Uluslararası – Dışişleri Bakanlığı tazmininde uluslararası kurallara uyum

Bir Fon Kurulması Hakkında Sözleşme – Çevre Bakanlığı sağlanması amaçlanmaktadır.

(FUND 1971) ve tadil protokollerinin

(1984, 1992) onaylanması.

Türk Boğazları “Gemi Trafik Yönetim ve Bilgi Sistemi (GTYBS-VTMIS)” Projesi

Bilgi Notu

– Türk boğazlar bölgesi olarak tanımlanan, İstanbul ve Çanakkale Boğazı ile Marmara Denizinden oluşan yöre, bilindiği gibi yoğun bir ulusal ve uluslararası deniz taşımacılığı nedeniyle can, mal ve çevre güvenliği bakımından çok ciddî risklerle karşı karşıyadır.

– Anılan bölgede Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü gereklerinin yerine getirilmesi, seyir güvenliğinin sağlanması ve dolayısıyla can, mal ve çevre emniyetinin korunması amacıyla radar, uydu kontrolü, meteorolojik ve oşinografik algılayıcılar, gece ve gündüz kamera ile izleme sistemi, haberleşme teçhizatlarına dayalı ve bilgisayar destekli “Gemi Trafik Kontrol Sistemi” çalışmaları 1990’lı yılların başında başlatılmıştır.

– O dönemlerde Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) Genel Müdürlüğü sorumluluğunda yürütülen projenin gerçekleştirilmesi amacıyla 1991 ve 1994 yıllarında iki kez ihaleye çıkılmasına rağmen bir sonuç alınamamış ve sözkonusu proje, Bakanlar Kurulu Kararı ile 1996 yılında Denizcilik Müsteşarlığı sorumluluğuna verilmiştir.

– Müsteşarlığımızca başlatılan çalışmalar sonucunda 1998 yılında uluslararası ihaleye çıkılmış, ancak gerekli rekabet koşullarının sağlanamaması nedeniyle ihale gerçekleştirilememiştir.

– Yeniden çıkılan ihale kapsamında 12 Nisan 1999 tarihinde 5 firma teklif vermiş, yapılan teknik ve idarî değerlendirme sonucu ABD’de yerleşik LOCKHEED MARTIN OVERSEAS CO. firması teklifinin en uygun şartları taşıdığı belirlenerek, İstanbul ve Çanakkale Boğazı “Gemi Trafik Yönetim ve Bilgi Sistemi Projesi” teknik mal ve hizmet alımı işi 20 407 000 USD bedelle anılan firmaya ihale edilmiştir. Halen firma ile sözleşme müzakereleri yapılmaktadır.

– Teknik mal-hizmet alımı ve tesisi ile paralellik ve uyumu büyük önem arzeden inşaat işlerinin en kısa sürede başlatılmasında proje bütünlüğü açısından hayatî önem vardır. Bu konuda hazırlıklar tamamlanmış olup, ihaleyi gerçekleştirecek Bayındırlık ve İskân Bakanlığına iletilmiştir. Anılan Bakanlıkça Kasım ayı içerisinde ihaleye çıkılması beklenmektedir. Teknik mal ve hizmet alımı ihale işlemlerinin tekemmülü ve sözleşmesinin yürürlüğe girmesinden itibaren 15 aylık sürede ve 2001 yılı ortalarında teslimi ve işletmeye alınması planlanan sistemin tesisindeki en önemli amaç; her iki boğaz bölgesinde yaşayan milyonlarca insanın can, mal ve çevre güvenliğinin yanısıra, kültür varlıkları ile tarihî dokunun olası risklerden ve olumsuz sonuçlarından arındırılması, halen uygulanmakta olan “Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü” gereklerinin yerine getirilmesi ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan seyir emniyetinin sağlanmasıdır.

27. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Marmara depreminde enkaz altında kalarak yaralanan bir şahsın tedavi için yurtdışına çıkışının engellendiği iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/615)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı İstanbul

Gölcüklü 27 yaşındaki Binnaz Tiryaki’nin depremde enkaz altında kalarak ayakları ezilmişti, ama şansı vardı. Almanlar onu ambulans uçakla alıp tedavi etmek üzere Almanya’ya götürmek istediler. Hemen pasaport uzatma başvurusu yapıldı. Ancak, Bakanlığınızın ilgili birim ve kişileri insana değil, formalitelere-bürokrasiye öncelik verince Binnaz’ın pasaportu uzatılmadı. Sanki pasaport uzatma 1999’larda vatana ihanetmiş gibi. Sonunda Binnaz’ın bacağı kesildi.

1. Bu insanlık dışı olayı gerçekten enine-boyuna araştırmayı düşünür müsünüz?

2. Suçluları tespit edip ibret-î alem olsun diyerek en ağır şekilde cezalandırır mısınız?

3. Bu gibi kişiler Türk Devletinde memur olmaya layık olmadıklarına göre memurluktan ihraç eder misiniz?

T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 1.11.1999 Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01/242963

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 18.10.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/615-2007/5432 sayılı yazısı.

İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

1.2.3. 17.8.199 tarihinde Marmara Bölgesinde meydana gelen depremin hemen sonrasında; 5682 sayılı Pasaport Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü doğrultusunda; yurtdışında çalışma ve oturma izni bulunan vatandaşlarımızdan, pasaportları enkaz altında kalarak kayıp olan, yine deprem sonucu yaralanan, zarar gören, tedavi amacıyla acil olarak yurtdışına çıkması gereken vatandaşlarımızın hamili oldukları muteberliği geçmiş eski pasaportlarının veya Türk vatandaşı olduklarını belirleyici kimlik belgelerinin pasaport yerine geçerli sayılması ve yurtdışına çıkışlarının buna göre yapılmasının kararlaştırıldığı,

Alınan bu karar doğrultusunda, gidecekleri yabancı ülkelere kabul olunacakları Dışişleri Bakanlığınca da ilgili ülkeler nezdinde sağlanan, yurtdışında çalışma ve oturma izni bulunan sözkonusu vatandaşlarımızın, yukarıda belirtilen belgelerle yurtdışına çıkış yapmak isteyenlerin çıkışlarının sağlanması hususunun Valiliklere gönderilen 23.8.1999 tarih ve 193312 sayılı genelgeyle uygulayıcı birimlere bildirildiği,

Yurdaran ve Gülten kızı 1971 doğumlu Binnaz Tiryaki’nin yakınları tarafından 3.9.1999 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünden pasaport talebinde bulunulduğu, 5682 sayılı Pasaport Kanununun 17 nci maddesinde ve 2.9.1999 tarihli yazımızda pasaport müracaatının nüfus cüzdanı aslı ile yapılması öngörülmesine rağmen, mağduriyetine neden olunmaması bakımından nüfus cüzdanı fotokopisine göre müracaatı alınarak, pasaport işleminin tamamlandığı ve pasaportun 4.9.1999 Cumartesi günü bir görevli tarafından Dışkapı Sosyal Sigortalar Hastanesinde yatmakta olan Binnaz Tiryaki’ye hastanede teslim edildiği, ayrıca Almanya Federal Cumhuriyetine ait “Ambulans Uçağın” İstanbul Atatürk ve Ankara Esenboğa havalimanlarımıza hiç gelmediği anlaşılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

28. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, KDV kaçağını önlemek için alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/619)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı İstanbul

Satın aldığımız mal ve hizmetlerin fiyatlarına KDV dahildir. Bu KDV’yi bizden tahsil eden esnaf-tüccar-iş adamı, bunu maliyeye aktarmak zorundadır. Kanuna göre de her alışverişte müşteriye otomatikman fiş ya da fatura verilmelidir. Oysa hemen hemen hiç bir yerde artık fiş verilmemektedir.

1. Bakanlığınız bu konuda ne yapmayı düşünmektedir?

2. Vatandaşın ödediği KDV’yi esnaftan, iş adamından siz nasıl tahsil etmektesiniz?

3. Bu şekilde günde trilyonlarca KDV kaçağı, hatta haksızlığı varken yeni vergi çıkarmak vatandaşa karşı haksızlık değil midir?

4. Çok yoğun para harcanan bölge ve yerlerde dahi neden hiçbir lokanta, bar, disko, dükkân, büfe vs. gibi işletmede en ufak denetim dahi yapılmamaktadır?

5. Bu sakıncaları gidermek için, eskiden olan her ay sonu fiş-fatura karşılığı aylık vergi iadesi sistemi uygulamasını yeniden başlatmayı düşünür müsünüz?

T.C. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü 3.11.1999 Sayı : B.07.0.GEL.0.82/8211-89/047692

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı Kararlar Dairesi Müdürlüğünün 18.10.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-2205 sayılı yazısı.

Tarafımdan cevaplandırılmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı tarafından, ilgi yazı eki 7/619-2011 sayılı yazılı soru önergesinde belirtilen hususlarla ilgili Bakanlığımız cevabı aşağıda açıklanmıştır.

Katma Değer Vergisi Kanununun 41 inci maddesi gereğince, mükellefler bir vergilendirme döneminde teslim ve hizmetleri üzerinden hesapladıkları katma değer vergilerinden, faaliyetleriyle ilgili olarak satın aldıkları mal ve hizmetlere ödedikleri vergileri indirdikten sonra kalan tutarı ertesi ayın 25’inci günü akşamına kadar bir beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairelerine beyan etmek ve Kanunun 46 ncı maddesi gereğince beyan ettikleri bu vergileri aynı süre içinde ödemek mecburiyetindedirler.

Beyan üzerine tarhiyat Türk Vergi Sisteminin özünü oluşturmaktadır. Bu nedenle asıl olan mükellefin beyanda bulunmasıdır. Denetimin etkin ve verimli olamadığı hallerde satıcı ile müşteri arasında bir menfaat uyuşmazlığı yaratarak belge düzeninin yerleştirilmesi genellikle başvurulan bir vergicilik stratejisidir. Belgeyi düzenleyenlerin bunları dönem beyanlarına yansıtmalarını sağlamak için de yoğun ve yaygın denetim yöntemine başvurulmaktadır.

Bu nedenle, 2978 sayılı Vergi İadesi Hakkında Kanun 1.1.1984 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu Kanunun uygulanması ile bir taraftan belge düzeninin işlerliğinin sağlanması diğer taraftan da vergi iadesinden yararlananlara bir ödeme yapılması amaçlanmıştır.

Sözkonusu Kanunda zaman zaman yapılan değişikliklerle Kanun kapsamı bazen genişletilmek bazen de daraltılmak suretiyle değişikliklere gidilmiştir. bu düzenlemelere gidilirken de belge alımının aksatılmamasına azamî özen gösterilmiştir.

Kanunun yürürlük tarihinden günümüze kadar, sosyal güvenlik kurumlarından aylık alanların vergi iadesi dönemleri aynen korunmuştur. Ancak, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 63 üncü maddesine eklenen bir bent ile “Özel Gider İndirimi” adı altında yeni bir uygulama sistemi getirilirken çalışanların vergi iadeleri, ödedikleri vergilerden mahsup yapılmak suretiyle yıllık olarak ödenmeye başlanılmıştır. Bu sistem ile hak sahiplerinin aylık harcamalarını toplu olarak yıl sonu itibariyle bir defada ibraz etmelerine fırsat verilmiş, vergi iadeleri topluca ödenmek suretiyle yersiz zaman kaybı ve kırtasiyecilik asgariye indirilmeye çalışılmıştır.

Soru önergesinin 4 üncü maddesinde yeralan hususlar ile ilgili olarak, yurt çapında yaptırılmakta olan yaygın ve yoğun vergi denetimlerine devam edilmekte olup, yılbaşlarında ve bayramlarda eğlence yerleri üzerindeki denetimler sıklaştırılmaktadır.

Nitekim, 1998 yılı içerisinde, Türkiye genelinde 307 vergi denetmeninin koordinasyonunda, 3 841’i yoklama yetkili 4 148 vergi memuru ile 4 460 098 mükellef nezdinde denetim yapılmış, bu denetimler sonucunda toplam 7 367 988 000 000 TL ceza kesilmiştir.

Aynı denetimlere 1999 yılında da devam edilmiştir. 1999 yılının ilk sekiz aylık döneminde Türkiye genelinde 4 108 vergi memuru 192 vergi denetmeninin koordinasyonunda 1 142 250 mükellef nezdinde yaygın ve yoğun vergi denetimi yapılmıştır. Yapılan denetimler sonucunda kesilen ceza tutarı 3 304 389 000 000 TL’dir.

Yaygın ve yoğun vergi denetimleri, denetiminin etkinliğini artıracak personel ve denetim maliyetinde tasarruf sağlayacak yeni teknolojik imkânlar ve yöntemler kullanılarak sürdürülecektir.

Bilgi edinilmesini arz ederim.

Sümer Oral Maliye Bakanı

29. — Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Kaya’nın, emekli maaşlarının ödenme şekline ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/620)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki yazılı sorularımın aracılığınızla Maliye Bakanınca cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Mehmet Kaya Kahramanmaraş

1. Emekli Sandığı Kanununun 122 nci maddesinin 1 inci fıkrasında bağlanan aylıkların her ayın başında ve peşin ödeneceğine hükmedilmektedir. Ancak 2 nci fıkrasında 2 veya 3 aylık olarak ödenmesi hususunda Maliye Bakanına yetki verilmiştir. Niçin her ay veya iki ayda bir değil de hep üç ayda bir emekli maaşı ödüyorsunuz?

2. Kanunun 1 inci fıkrası gereği maaşları her ayın başında ödemeyi düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız sebebi nedir?

3. Her ayın başında ödenmesi ile üç ayda bir ödenmesi arasında 1 inci dereceden emekli olan bir öğretmenin maaşında ne kadar reel azalma olmaktadır?

4. 122 nci maddenin 2 nci fıkrası gereği son on yıl içerisinde emeklilere ödeme zamanı henüz gelmeyen aylıkları müteakip aylıklara mahsuben avans olarak ödeme yapılmış mıdır? Ödenmemiş ise nedeni nedir? Siz ödemeyi düşünüyor musunuz?

5. Son on yıl içerisinde emeklilere her ay veya iki ayda bir maaş ödenmiş midir? Ödenmedi ise sebebi nedir?

6. Son fıkrada bahsi geçen “ilgililerin” mağduriyetlerine neden olunmaması için gerekli düzenleme yapılmış mıdır? Yapılmadı ise nedeni nedir. Siz yapmayı düşünüyor musunuz?

T.C. Maliye Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 3.11.1999 Sayı : B.07.0.PER.0.29/1-22-461/049755

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 18.10.1999 tarih ve 2205 sayılı yazınız.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Kaya’nın, Emekli Maaşlarının Ödenmesi hakkında Başkanlığınıza vermiş olduğu 18.10.1999 tarih, 2205 sayılı yazılı soru önergesinde belirtilen ve tarafımca cevaplandırılması istenilen sorulara ilişkin cevaplar ekte sunulmuştur.

Bilgilerine arzederim.

Sümer Oral Maliye Bakanı

1. Emekli maaşlarının üçer aylık olarak ödenmesi;

a) Emeklilerin üç gruba bölünmek suretiyle her aybaşında banka şubelerine gitmelerini önlemek,

b) Aylıkların avans mahiyetinde peşin olarak ödenmesi, emeklilerin 2 ve 3 üncü aylara ait aylıklarını nemalandırmalarına imkân vermek,

c) Her ay ödeme yerine üç ayda bir kere ödeme yapılması suretiyle, ödeme yapan banka şubelerinin işlerini hafifletmek,

gibi nedenlere bağlı bulunmaktadır.

Ayrıca, emeklilerin çoğunluğu aylıklarını üçer aylık olarak almak istemeleri, çeşitli tarihlerde yapılan anket neticelerinden de (örneğin; 1991 yılında yapılan ankette % 89.4’ü) anlaşılmaktadır.

2. 1 inci fıkrada belirtilen nedenlerden dolayı üç aylık ödemeye devam edilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

3. Üç aylık ödemenin emekli maaşlarında reel bir azalma değil, peşin ödenen aylıkların emekliler tarafından nemalandırılması halinde reel bir artış sağlanması sözkonusudur. Emekliler aylıkların, birer aylık ödenmesi halinde maaşlarının artacağını düşünmektedirler.Oysa maaşlarda herhangi bir artma veya azalma sözkonusu değildir.

4. Aylıkların üçer aylık olarak peşin ödenmesi uygulaması, T.C. Emekli Sandığı Kanunu ile getirilmiş bir hüküm olup, bilahare 23.12.1988 tarih ve 351 sayılı KHK ile bu hüküm, emekli aylığı ödemelerinin “birer aylık” olarak ödenmesi şeklinde değiştirilmiş ve iki veya üçer aylık olarak ödeme yetkisi de Bakanlığımızda bulunmaktadır.

Netice itibariyle, aylıkların üçer aylık olarak peşin ödenmesi işleminde, bugüne kadar herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

5. Emeklilere yapılan ödemeler hiçbir zaman 1 veya 2 aylık olarak yapılmamıştır.

6. Aylıkların birer aylık olarak ödenmesi yukarıda yapılan açıklamalarda görüldüğü gibi ilgililerin menfaatlerine değildir. Bu nedenle, mevcut uygulamanın, emeklilerin mağdur edilmemeleri için değiştirilmemesi düşünülmektedir.

30. – Osmaniye Milletvekili Şükrü Ünal’ın, Osmaniye Valiliği ve Düziçi Kaymakamlığının, sulama kuyularının elektrik borcu nedeniyle enerjilerinin kesilmesi ile ilgili olarak yaptıkları çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/626)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Konuyla ilgili olarak, aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunu delaletlerinize arz ederim. 6.10.1999

Şükrü Ünal Osmaniye

Sorular :

1. Osmaniye ili, Düziçi ilçesinde tarım arazilerinin sulanması amacıyla açılan 103 adet sulama kuyusu, 1996 yılından itibaren Düziçi Sulama Birliği tarafından işletilmektedir. Söz konusu kuyuların enerjisi (çiftçilerin sulama ücretlerini Düziçi Sulama Birliğine peşin olarak ödedikleri halde birliğin ÇEAŞ’a olan geçikme faizi hariç 8 milyar TL. enerji borcunun ödenmediği gerekçesiyle) son iki yıldır kesilmiş ve işletilmemeleri nedeniyle Enerji Bakanlığına göre 3350, Bölge çiftliklerine göre ise 54 000 hektar arazi susuz kalmıştır. Bölge çiftçisi bu kadar büyük bir araziye ne fıstık ne de mısır ekimi yapmayarak, büyük ürün verimi kaybına uğramışlardır. Söz konusu arazilerde halen ekim yapılmamış olup, araziler adeta çölleşmeye terkedilmiştir. Düziçi Sulama Birliği Meclisinin bir an evvel toplanarak, birliğin enerji borcunun ödenmesi hususunu karara bağlaması gerekmektedir. Osmaniye Valiliği veya Düziçi Kaymakamlığı Bakanlığınıza konu ile ilgili herhangi bir rapor iletmiş midir?

2. Osmaniye Valiliğinin veya Düziçi Kaymakamlığının sorunun çözümü ile ilgili bir ihmali söz konusu mudur? Değil ise bu sorun iki yıldır niçin çözümlenememiş ve çiftçi vatandaşlarımız büyük gelir kayıplarına uğramış ve uğramaya devam etmektedirler?

3. Konu ile ilgili olarak, Osmaniye ilinde bakanlığınıza bağlı herhangi bir birime şikayette bulunulmuş mudur? Bulunulmuş ise ne tür bir işlem yapılmıştır?

T.C. İçişleri Bakanlığı Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü Sayı : B.05.0.MAH.06.50002/80779 2.11.1999

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 18.10.1999 tarih ve KAN. KAR. MD. A.01.0.GNS.0.10.00.02.-2201-7/626-2019 sayılı yazısı

İlgi yazı ekinde alınan ve tarafımdan cevaplandırılması istenilen Osmaniye Milletvekili Sayın Şükrü Ünal’ın “Düziçi Sulama Birliği”nin borç nedeniyle enerjisinin kesilmesi ve bölge çiftçilerinin ekim yapamayarak mağdur olması” hakkındaki yazılı soru önergesiyle ilgili cevabımız aşağıya çıkarılmıştır.

Osmaniye Valiliğinin 21.7.1998 gün ve 1798 sayılı yazısında; Düziçi Sulama Birliğinin Haruniye Ovası Sulama Tesislerinin işletme, bakım ve yönetim sorumluluğunu devraldığı, ancak devir sözleşmesine uymadığı, keyfi yönetim sergilediği ve Birliği milyarlarca lira zarara uğrattığı gerekçesiyle özel denetime tabi tutulması talep edildiğinden, Birlik 21.8.1998 tarihli onay üzerine Mahallî İdareler Kontrolörü tarafından teftiş edilerek 15.10.1998 tarihli rapor tanzim edilmiştir. Söz konusu rapor, gereği için Düziçi Cumhuriyet Savcılığına gönderilmiş olup, raporda tespit edilen hususlarla ilgili Birlik Başkanı Hüseyin Göl ve Birlik Saymanı Ruhi Göl, Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesinin 5.4.1999 tarih ve 1998/176, esas no. : 1999/72 karar no.’lu ilamı ile beraat etmiştir.

Ayrıca, Bakanlık Kontrolörünün teklifi üzerine adı geçen Birliğin yetkilileri hakkında 18.8.1999 tarihli ve 21.9.1999 tarihli onaylarla soruşturma açılmış olup, halen devam etmektedir.

Yine, Osmaniye Valiliğinin 13.8.1999 gün ve 2185 sayılı yazısında; 16.6.1999 tarihinde toplanan Düziçi Sulama Birliği Meclisinin 1998 Yılı Bütçe Kesin Hesabını reddettiği, Birlik Meclisinin Birlik Merkezi dışında bir yerde toplandığı belirtilerek 1580 sayılı Belediye Kanunun 53 üncü maddesi gereğince Birlik Meclisinin feshi istenmiş olup, bu talep 9.9.1999 gün ve 61444 sayılı yazımızla Danıştay Başkanlığına sunulmuş, henüz cevap alınamamıştır.

Keza, aynı konuda şikayetleri içeren 14.9.1999 tarihli dilekçe gereği yapılmak üzere 30.9.1999 gün ve 61490 sayılı yazımızla Osmaniye Valiliğine gönderilmiştir.

Diğer taraftan, önerge ile ilgili olarak Osmaniye Valiliğinden alınan 22.10.1999 tarihli ve 2864 sayılı yazıda da; alacakların tahsil edilip, ÇEAŞ’a olan elektrik borcu ödendiği takdirde kuyuların açılacağı ve Haruniye Ovasının sulanacağı hususunda Birliğin İlçe Kaymakamlığınca defalarca ikaz edildiği ve gerekli talimatların verildiği, en son Sulama Birliği Başkanı ve Muhasebecisinin Düziçi Kaymakamı ile beraber Valiliğe davet edilerek, DSİ Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan tahakkuklar neticesinde tespit edilen 144 000 000 000 TL. sulama alacağının tahsilatının yapılması talimatının bizzat Birlik Başkanı ve Muhasebecisine tembih edildiği belirtilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

31. – İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, domuz yağı ithalatı yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/628)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Mehmet Ali Şahin İstanbul

1. Yurt dışından domuz yağı ithal edilmekte midir?

2. Eğer ithal edilmekte ise yıllık miktarı kaç tondur?

3. Bu ithalatın sebebi, yurt içindeki domuz yağı üretiminin yetersizliği midir?

4. Bu yağlar hangi sektörlerde ve ne yapımında kullanılmaktadır?

T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : KDD-SÖ-1-01/2630 3.11.1999

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 18.10.1999 gün ve A.01.0./GNS.0.10.00.02-2203 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınız ekinde gönderilen, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin’e ait 7/628-2030 Esas No’lu Yazılı Soru Önergesine ilişkin Bakanlığımız görüşleri ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp Tarım ve Köyişleri Bakanı

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi Milletvekili : Mehmet Ali Şahin

İstanbul Milletvekili

Esas No. : 7/628-2030

Soru 1. Yurt dışından domuz yağı ithal edilmekte midir?

Cevap 1. Bilindiği üzere yürürlükteki İthalat Rejimi Kararları çerçevesinde domuz yağının ithalatı serbest bulunmaktadır.

Soru 2. Eğer ithal edilmekte ise yıllık miktar kaç tondur?

Cevap 2. Bakanlığımızca 1998 yılında verilen kontrol belgesi ile 10 ton Lard Füme (Domuzyağı) ürününe ithal izni verilmiş, bunun ancak 7 097 kg.’ı fiilen ithal edilmiştir. Bu ürünler turistik otellerin ihtiyacı olarak ithal edilmekte ve bu ürünlerin üzerinde domuz ürünü olduğu kırmızı ve büyük puntolarla belirtilmektedir. 1999 yılında ise, Bakanlığımızca Lard Füme (domuz yağı) için 10 ton kontrol belgesi verilmiştir.

Soru 3. Bu ithalatın sebebi yurt içindeki domuz yağı üretiminin yetersizliği midir?

Cevap 3. Geçmiş yıllarda faaliyet gösteren domuz çiftlikleri halkımızın gösterdiği reaksiyon karşısında bu işletmeler faaliyetlerine son vermişlerdir. Bakanlığımız denetimindeki tüm özel ve resmî mezbahalarda domuz kesimi yapılmadığından, domuz yağı üretimi de yapılmamaktadır.

Bahsi geçen Lard Füme (domuz yağı) spesifik özelliği sebebiyle turistlerin damak zevkine uygun olup, yurt içinde üretilmemektedir.

Soru 4. Bu yağlar hangi sektörlerde ve ne yapımında kullanılmaktadır?

Cevap 4. İthal edilen Lard Füme (domuz yağı) yurt dışından turistik amaçlı getirilmekte ve turistik restoranlarda tüketime sunulmaktadır.

32. – İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Spor-Toto Teşkilât Müdürlüğü matbaa makinelerinin parça değişim ihalesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün cevabı (7/630)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Devlet Bakanı Sayın Fikret Ünlü tarafından yazılı cevaplandırılmasını arz ederim.

Mehmet Ali Şahin İstanbul

1. Bakanlığınıza bağlı Spor-Toto Teşkilât Müdürlüğü “Matbaa Makinelerinin Parça Değişim İhalesi”nin 2 kez çeşitli bahanelerle iptal edildikten sonra, son ihaleye giren üç firmadan en ucuz (236 400 000 000 TL.) teklif veren firma yerine, en pahalı (368 600 000 000 TL.) teklif veren firmaya verildiği doğru mudur?

2. Doğru ise 132 200 000 000 TL daha pahalıya söz konusu firmaya vermenizin sebebi nedir?

3. Bakanlığınız, bu hareketi ile devletimizi 132 200 000 000 TL. (Yüzotuziki milyar ikiyüz milyon Türk Lirası) zarara uğratmış olmuyor mu?

4. Eğer yukarıdaki iddialar doğru ise ilgililer hakkında herhangi bir yasal işlem yaptınız mı? Bundan sonra yapmayı düşünüyor musunuz?

T.C. Devlet Bakanlığı Sayı : B.02.0.0.16/01887 2.11.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreterliği’nin 18 Ekim 1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/630-2032/5487 sayılı yazısı

İlgi yazınız ekinde alınan İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’e ait 5.10.1999 tarih ve 7/630-2032 esas sayılı yazılı soru önergesi, Bakanlığıma bağlı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce incelenmiş olup, hazırlanan yanıt yazısı ekte gönderilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Fikret Ünlü Devlet Bakanı

T.C. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Sayı : B.02.1.GSM.0.65.00.00/MZ-710 28.10.1999

Konu : Soru önergesi

Devlet Bakanlığına

(Sn. Fikret Ünlü)

İlgi : 19.10.1999 tarih ve B.02.0.1/01832 sayılı yazınız.

İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin’in Spor Toto Teşkilât Müdürlüğü matbaa makinelerinin parça değişim ihalesine ilişkin yazılı soru önergesine ait cevaplarımız aşağıdadır.

Soru 1. Bakanlığınıza bağlı Spor Toto Teşkilât Müdürlüğü “Matbaa Makinelerinin Parça Değişim İhalesi”nin 2 kez çeşitli bahanelerle iptal edildikten sonra, son ihaleye giren üç firmadan en ucuz (236 400 000 000 TL) teklif veren firma yerine en pahalı (368 600 000 000 TL) teklif veren firmaya verildiği doğru mudur?

Cevap 1. Spor Toto Teşkilât Müdürlüğünün matbaa makinelerinin parça değişimi ile ilgili 3 ihale yapılmıştır.

1. ihaleye 2 firma katılmış, biri ihale dışı kalmış, kalan tek firmanın verdiği fiyatın çok düşük olması, kuşku ile karşılanmış ve mukayese imkânı olmaması nedeniyle ihale iptal edilmiştir.

2. ihaleye yine 2 firma katılmış, biri ihale dışı kalmış, kalan tek firmanın yine 1 inci ihalede kalan tek firma olması ve fiyatını birinci ihaledeki teklifinden 122 milyar TL. fazla vermesi ve tek kalması nedeniyle komisyonun güveni sarsılmış, mukayese imkânı olmadığından ihale iptal edilmiştir.

3. ihaleye ise 3 firma katılmış, 1 inci ve 2 nci ihaleye katılıp düşük fiyat veren firmaların dışında, pahalı fiyat veren firma, fiyat teklifi ve tespiti aşamasından itibaren istikrarlı fiyat belirlenmesi, malî ve teknik yeterliliğinin daha iyi olması nedeniyle Devlet İhale Yasasının 28 inci maddesine göre komisyonca tercihe layık görülmüştür. Ancak sonuçta ihale iptal edilmiştir.

Soru 2. Doğru ise 132 200 000 000 TL. daha pahalıya söz konusu firmaya vermenizin sebebi nedir?

Cevap 2. Firma, ihalelerde başından beri, istikrarlı davranmış olmasından ve referanslarından dolayı tercihe layık görülmüştür.

Devlet İhale Yasasının 28 inci maddesine göre; ihale komisyonlarına tahmin edilen bedelden yüksek olmamak şartıyla teklif edilen bedellerden tercihe layık gördüğünü, uygun bedel olarak seçme yetkisi verilmiştir.

Ancak söz konusu ihale iptal edilmiştir.

Soru 3. Bakanlığınız, bu hareketi ile devletimizi 132 200 000 000 TL (Yüzotuziki milyar ikiyüz milyon Türk Lirası) zarara uğratmış olmuyor mu?

Cevap 3. İhalenin iptal edilmesi nedeniyle Devletin 132 200 000 000 TL. zarara uğratılması söz konusu değildir. Ancak, daha önce kendi matbaamızda bastırdığımız kuponlarımızı bilgisayara geçişten sonra dışarıya bastırarak bu meblağların üzerinde yaptığımız ödemelere son vermek düşüncesi ile ihale yapılmak istenmiştir.

Ayrıca Millî Piyangonun kuponlarını da basarak Devletimize 2 yönlü kâr sağlamak amacı ile hareket edilmiştir.

Soru 4. Eğer yukarıdaki iddialar doğru ise ilgililer hakkında herhangi bir yasal işlem yaptınız mı? Bundan sonra yapmayı düşünüyor musunuz?

Cevap 4. Konu ile ilgili soruşturma açılmış olup, soruşturma sonucuna göre bilgi verilecektir.

Bilgilerinize arz ederim.

Kemal Mutlu Genel Müdür V.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.