Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

DÖNEM : 21 CİLT : 14 YASAMA YILI : 2

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

11 inci Birleşim

26 . 10 . 1999 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – YOKLAMA

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1. – TBMM Başkanvekili Murat Sökmenoğlu’nun, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın bir suikast sonucu öldürülmesi nedeniyle açıklaması

B) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Ankara Milletvekili Uluç Gürkan’ın, Prof. Dr. Ahmet Kışlalı’nın bir suikast sonucu öldürülmesi nedeniyle gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in cevabı

2. – Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın bir suikast sonucu öldürülmesi nedeniyle gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in cevabı

3. – İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyetinin ve milletvekillerinin onurunun korunmasına ilişkin gündemdışı konuşması

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Ölüm cezasına hükümlü Mehmet Yıldırım hakkındaki dava dosyasının ve diğer sanık M. Ali Aslan’ın karar düzeltme talebinin incelenmesi için, dava dosyalarının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/373)

2. – İstanbul Milletvekili Esat Öz’ün, Çevre Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/42)

3. – Amasya Milletvekili Akif Gülle’nin, (6/179) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/43)

4. – Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/125) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/44)

5. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İlinde Büyükşehir Belediyesi Kurulması Hakkında Kanun teklifinin (2/18) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/45)

D) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 24 arkadaşının, Doğu ve Güneydoğuda bazı illerde uygulanan olağanüstü halin kaldırılarak ekonomik kalkınmayı sağlayacak kalıcı önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/88)

2. – FP Grubu adına Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/89)

V. – ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. – 26.10.1999 Salı günkü birleşimde yapılacak görüşmelere ve çalışma süresinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VI. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – Çevre Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

VII. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, TBMM Kütüphanesine alınması yasaklanan basılı yayın olup olmadığına ve Meclisce hazırlanan “Basında Bugün” adlı yayına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi ve TBMM Başkanvekili Mehmet Vecdi Gönül’ün cevabı (6/146)

2. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline yapılan telekom ve posta hizmetlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün cevabı (6/180)

3. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İli Hilvan İlçesinin kapalı spor salonu ihtiyacına ilişkin DevletBakanından sözlü soru önergesi (6/182)

4. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline enerji alanında yapılan hizmetlere ilişkin Enerji ve Tabiî KaynaklarBakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/183)

5. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde sağlık alanında yapılan hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/184)

6. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İlinin doktor ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/185)

7. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Siverek Devlet Hastanesinin uzman doktor ve personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/186)

8. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde içme suyu amaçlı yapılan tesis ve kuyu sayısına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/187)

9. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde yapılan köy yollarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/188)

10. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/189)

11. – Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, Kıbrıs görüşmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/190)

12. – Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, ekolojik tarıma yönelik çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/191)

13. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa merkez ve köylerindeki öğretmen ve okul ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/181)

B) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, memur, sözleşmeli personel ve işçi sayısına ve ücretlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı (7/513)

2. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;

– Türkiye ile İsrail arasında aktedilen Tarımsal İşbirliği Anlaşmasına,

Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın;

– Hatay’daki buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğday fiyatlarına,

Adana Milletvekili Ali Gören’in;

– Adana ve Çukurova çiftçilerinin ürün bedellerini alamadıklarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/520, 535, 536)

3. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Damlapınar Köyü Alaçavtı ve Kayapınar mevkilerinde gölet yapılıp yapılmayacağına ve köyün kanalizasyon ihtiyacına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın cevabı (7/523)

4. – Ankara Milletvekili Uluç Gürkan’ın, Adlî Tıp Kurumu 3 üncü İhtisas Dairesi Başkanı hakkında verilen disiplin cezasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/527)

5. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, ETİBOR A.Ş. Genel Müdürlüğünün Bandırma’dan Ankara’ya taşınarak kapatılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı (7/529)

6. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Akçakale Gümrük Müdürlüğüne ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler’in cevabı (7/548)

7. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Toplu Konut İdaresince Şanlıurfa’da uygulamaya konulan konut projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’nun cevabı (7/568)

8. – Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan’ın, Çay-Kur’un çay üreticisinden elde ettiği gelirin bir kısmını Rizespor’a aktardığı iddiasına ve çay toplama işlemine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in cevabı (7/574)

9. – Bitlis Milletvekili Yahya Çevik’in, Bitlis İli Mutki İlçesine bağlı Meydan-Yazıcık arasındaki yol yapımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın cevabı (7/638)

10. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, köy yolları yapımına ve Samsun İlindeki köy yolları çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın cevabı (7/664)

11. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, yasak olan anız yakmanın engelenemediğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/742)

VIII. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. – İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş ve 43 arkadaşının, Kızılay’ın sorunlarının araştırılarak gelir kaynaklarının daha etkin kullanılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/73)

2. – Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 21 arkadaşının, Türkiye Kızılay Derneğinin gelir kaynaklarının ve faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/74)

3. – Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, THY’nin zarar etmesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/3)

 

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Oturum Başkanı Mehmet Vecdi Gönül, eski milletvekili ve Kültür eski Bakanı Ahmet Taner Kışlalı’nın müessif bir eylem sonucu hayatını kaybetmesinden duyduğu üzüntüyü ifade ile menfur eylemi kınayan bir konuşma yaptı.

Samsun Milletvekili Erdoğan Sezgin, iletişim özgürlüğü ve demokrasi konusunda,

Iğdır Milletvekili Abbas Bozyel, Nahcivan-Dilucu Gümrük Kapısından yapılan sınır ticaretine ilişkin,

Gündemdışı birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Ali Coşkun’un, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında deniz trafiği ve çevre güvenliğe ilişkin Gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez cevap verdi.

Ürdün Halk Meclisi Başkanı Abdel Hadi Majali’nin vâki daveti üzerine Ürdün’e gidecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen beş kişilik parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerinin isimleri.

Zonguldak Milletvekili Veysel Atasoy’un, Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi ile,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Özyol ve 20 arkadaşının, Adıyaman İlinin sosyal, kültürel ve ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/87),

Genel Kurulun Bilgisine sunuldu; araştırma önergesinin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifinin (2/91) (S. Sayısı : 123) görüşmelerine devam olunarak 17 nci maddesine kadar kabul edildi.

Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 26 Ekim 1999 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.03’te son verildi.

Mehmet Vecdi Gönül

Başkanvekili

Vedat Çınaroğlu Melda Bayer Samsun Ankara Kâtip Üye Kâtip Üye

 

No. : 14

II. – GELEN KÂĞITLAR

22.10.1999 CUMA

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, hayvancılığın canlandırılması için alınacak tedbirlere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/213) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

2. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Rusya’dan getirilecek doğalgazla ilgili “Mavi Akım Projesi”ne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/214) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Muğla Milletvekili Hasan Özyer’in, pamuk taban fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/754) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

2. – Muğla Milletvekili Hasan Özyer’in, personel rejimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/755) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

3. – Muğla Milletvekili Hasan Özyer’in, yaş sebze ve meyve ihracatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/756) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

4. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, hasta hakları konusundaki yönetmeliğe ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/757) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

5. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Arsuz Barajı ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/758) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

6. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay İlinde TEM otoyolu yapımı sırasında istimlâk edilen arazilerin bedellerinin ne zaman ödeneceğine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/759) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

7. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Tufanbeyli Devlet Hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/760) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

8. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, İmamoğlu Yedigöze Barajı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/761) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

9. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, pamuk üreticisine destekleme primi verilip verilmeyeceğine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/762) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

10. – Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler’in, Başbakanlık Takip Kurulu’na ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/763) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

11. – Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın, subay ve astsubayların üye olmaları izne bağlı olan derneklere ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/764) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

12. – Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt’un, Beykoz Deri Kundura Fabrikasının kapatılması kararına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/765) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

13. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, bazı gazetelerin dağıtımının engellendiği iddiasına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Ali İrtemçelik) yazılı soru önergesi (7/766) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

14. – Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in, Bursa Çevre Yolu Projesine ve bazı ilçe yollarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/767) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

15. – Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in, Bursa İline bağlı bazı ilçelerin devlet hastanelerinin ikmal inşaatlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/768) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

16. – Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, afet yardımlarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/769) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

17. – Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, Heybeliada Ruhban Okulunun açılmasıyla ilgili alınan karara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/770) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

 

 

 

No. : 15

25.10.1999 PAZARTESİ

Tasarı

1. – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/553) (Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.10.1999)

Teklif

1. – İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel’in; Kamu İktisadî Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/329) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.10.1999)

Raporlar

1. – Türkiye Cumhuriyeti ile Hırvatistan Cumhuriyeti Arasında Hukukî ve Ticari Konularda Adlî İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/519) (S.Sayısı : 179) (Dağıtma tarihi : 25.10.1999) (GÜNDEME)

2. – Türkiye Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/530) (S. Sayısı : 183) (Dağıtma tarihi : 25.10.1999) (GÜNDEME)

3. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlave Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/533) (S. Sayısı : 184) (Dağıtma tarihi : 25.10.1999) (GÜNDEME)

4. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Letonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/542) (S.Sayısı : 185) (Dağıtma tarihi : 25.10.1999) (GÜNDEME)

5. – Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/392) (S.Sayısı : 186) (Dağıtma tarihi : 25.10.1999) (GÜNDEME)

6. – Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/481) (S.Sayısı : 187) (Dağıtma tarihi : 25.10.1999) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Şanlıurfa Milletvekili Muzaffer Çakmaklı’nın Şanlıurfa’da Tekel tarafından yapılan üzüm destekleme alımlarına sınırlama getirildiği iddiasına ilişkin Devlet Bakanından (Rüştü Kâzım Yücelen) sözlü soru önergesi (6/215 ) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

2. – Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, çay üreticilerinin alacaklarına ilişkin Devlet Bakanından (Rüştü Kâzım Yücelen) sözlü soru önergesi (6/216) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

3. – Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik’in, afete maruz kalan belediyelerin İller Bankası’ndan aldıkları paya ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/217) (Başkanlığa geliş tarihi :21.10.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Çanakkale Milletvekili Sadık Kırbaş’ın, vakıf şerhi bulunan taşınmaz mallara ilişkin Devlet Bakanından (Şuayip Üşenmez) yazılı soru önergesi (7/771) (Başkanlığa geliş tarihi :21.10.1999)

2. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, belediyelerde çalışan işçilerin alacaklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/772) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

3. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Marmara depreminde zarar gören vatandaşların barınma sorununa ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/773) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

4. – Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir Millî Eğitim Müdürü hakkında ortaya atılan iddalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/774) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

5. – Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/775) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

6. – Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç’un, trafik kazalarının önlenmesi için alınacak tedbirlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/776) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

7. – Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç’un, ortaöğretim kurumlarında okutulan ders kitaplarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/777) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

8. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, YÖK’ün bazı uygulamalarına ve İstanbul Üniversitesi ile ilgili basında çıkan bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/778) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

9. – Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, illerin imar planları için jeolojik etüd raporu mecburiyeti getirilmesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/779) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

10. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Diyarbakır Valiliği Özel İdare Bütçesi’nden Vali Konağı inşa ettirildiği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/780) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

11. – Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan’ın, 1998 yılında asfaltlanan yollara ve iş makinalarının illere göre dağılımına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/781) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

12. – Tokat Milletvekili Ergün Dağcıoğlu’nun, Milletvekillerinin maaşlarından depremzedelere yardım için zorunlu kesinti yapıldığı yolunda basında çıkan haberlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/782) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

 

No. : 16

26.10.1999 SALI

Teklifler

1. – Şanlıurfa Milletvekilleri Eyüp Cenap Gülpınar ve Mehmet Güneş’in; Şanlıurfa İlinde Büyükşehir Belediyesi Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/330) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.10.1999)

2. – İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın; Kemerburgaz Adında Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/331) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.10.1999)

Tezkereler

1. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu, Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk ve Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/367) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

2. – Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/368) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

3. – Kastamonu Milletvekili Nurhan Tekinel’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/369) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

4. – Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/370) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

5. – İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/371) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

6. – Aydın Milletvekili Halit Dikmen’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/372) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.10.1999)

Rapor

1. – Taşkömürü Havzasındaki Taşınmaz Malların İktisabına Dair Kanuna Ek Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/505) (S. Sayısı : 189) (Dağıtma tarihi : 26.10.1999) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun SSK Hastanesinin sağlık personeli ihtiyacına ve yeni hastane binasının ihalesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/218) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

2. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, borsa şirketlerinden Kepez Elektrik’in yaptığı işlemlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/219) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

3. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, borsada yasadışı işlemler yaptığı iddia edilen iki firmaya ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) sözlü soru önergesi (6/220) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, Gaziantep çevre yolunun Dülük Baba Ormanından geçirileceği iddiasına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/783) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

2. – Muğla Milletvekili Hasan Özyer’in, Muğla İlinde fıstık çamı üretiminde yaşanan sorunlara ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/784) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

3. – Muğla Milletvekili Hasan Özyer’in, bal üreticisi arıcıların ihraç sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/785) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

4. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, deprem bölgesine yapılan yardım ve yatırımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/786) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

5. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, PETLAS A.Ş.’nin “yatırım teşviki” başvurusuna ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/787) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

6. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Konya ve ilçelerinde faaliyet gösteren firmalardan “yatırım teşviki” için başvuranlara ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/788) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

7. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, bazı firmaların yatırım teşvik müracaatlarına ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/789) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

8. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, DHMİ’ne bağlı bazı havaalanlarında yapılan inşaatlara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/790) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

9. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, esnaflara verilen kredi faiz oranlarının düşürülmesine ve alınan teşvik kararlarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/791) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

10. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, muhtarların ekonomik ve sosyal sorunları ile ilgili olarak yapılan çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/792) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

11. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, ÖSS sonuçlarının açıklanmasından sonra verilen itiraz dilekçelerine ve iptal edilen ÖSS sınavı ile ilgili yapılan işlemlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/793) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

Meclis Araştırması Önergeleri

1. – Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 24 arkadaşının, Doğu ve Güneydoğuda bazı illerde uygulanan olağanüstü halin kaldırılarak ekonomik kalkınmayı sağlayacak kalıcı önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/88) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.10.1999)

2. – FP Grubu Adına Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/89) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.10.1999)

 

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

26 Ekim 1999 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER (Ankara), Mehmet ELKATMIŞ (Nevşehir)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11 inci Birleşimini açıyorum.

III. – YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre veriyorum.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak, salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen sayın milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını teknik personel aracılığıyla 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yerimden bir hususta açıklama yapmak istiyorum.

Efendim, İçtüzüğümüze göre, Meclis Başkanvekilleri sırayla o kürsüye çıkıyor. Şimdi, İçtüzüğe göre, Meclis Başkanvekillerinin dağıtımını da Meclis Başkanlık Divanı, parti gruplarının milletvekili sayılarına göre dağıtıyor; bu, onun görevi. Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisinin 85'er milletvekili var. En azından, Anayasaya göre, uygulamalara göre, Başkanvekilliği makamının kurayla dağıtılması lazım.

Bakın, bu defa sizin sıranız değildi; o arkadaşın sırasıydı. Eğer çıksaydı, meşru olarak Meclis Başkanvekilliğini yapamayacaktı.

BAŞKAN – Hiç alakası yok efendim!.. Arkadaşımız, mazeretli olduğu için, ben, bugünlük, yerine çıkıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Buraya çıkmaya cesareti bulamadığı için çıkmadı. (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hayır efendim, yurt dışında kendisi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bir dakika... Şimdi...

BAŞKAN – Ama, ben size olayı anlatıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika... Ben size fikrimi söyleyeyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Anayasayı, İçtüzüğü uygulamak için çıkarıyoruz; yoksa, keyfîlikten değil... İçtüzüğe göre, en azından, Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisi arasında, Meclis Başkanvekilliği için bir kura çekilmesi lazım. Ha, kurada kime çıkarsa...

BAŞKAN – Efendim, o, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının görevidir; o da yapacak.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Meclis Başkanının görevi değil...

BAŞKAN – Danışma Kurulunda, Partinizin üyesi olan arkadaşlarımızla birlikte tartışılmıştır; bunu, Sayın Meclis Başkanı...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne zaman yapacaksınız?

BAŞKAN – Ben değil efendim, Meclis Başkanından bahsediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Meclis Başkanının takdirine bağlı değil bu iş.

BAŞKAN – Takdir etmiyor ki efendim "yapacak" dedim. Danışma Kurulunda böyle bir karar alındı. Grup Başkanvekiliniz burada... Sayın Güven, yanlış mı söylüyorum?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ben söyleyeyim; siz, Sayın Güven'i ne yapacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Güven, Danışma Kurulunda, geçen hafta, benim başkanlığımda görüşülmüştür; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle bir yetkisi yok... İçtüzüğün 12 nci maddesinin son fıkrasını okuyun. Hemen yapması lazım...

BAŞKAN – Kim yapacak efendim?! Nasıl yetkisi yok?! Siz, Meclis Başkanını, bu kadar yetkisiz mi görüyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben görmüyorum...

BAŞKAN – Meclis Başkanı yetkisiz mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben, bu çatı altında, gayrimeşrulukların yaşanmasını istemiyorum. (ANAP sıralarından gürültüler) Benim, buraya aday olup olmayacağım da belli değil; ama, Sayın Başkan, burada, İçtüzük hükümlerini yürütelim; lütfen...

BAŞKAN – Meclisi gayrimeşru göstermek, size hiç yakışmıyor Sayın Genç!..

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?..

BAŞKAN – Siz de benim makamımda bulundunuz; Meclis, gayrimeşru mudur?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bakın -benim istediğim- İçtüzüğü uygulamanız lazım. Bunu, Meclis Başkanının yapması lazım. (ANAP sıralarından gürültüler) Yapması lazım efendim!.. Burada, keyfîliklerle, bu Meclis yönetilmez.

BAŞKAN – Arkadaşım Başkanvekili Nejat Arseven, yurt dışında olduğu için, bugünlük ben çıkıyorum efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama, yaptığınız İçtüzüğe aykırı...

BAŞKAN – Hiç kimse görevden kaçmıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gelseydi de sizin yerinize çıksaydı...

BAŞKAN – Avrupa'da efendim, yurt dışında.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gelsin bir çıksın bakalım.

BAŞKAN – Yarın çıkacak efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gelsin, buyursun çıksın...

BAŞKAN – Buyurun...

KAMER GENÇ (Tunceli) – O çıkaracağı kanunlar meşru olmaz ki; gasp olur, gasp.

BAŞKAN – Bugünlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisine haksız suçlamalar var, siz de o suçlamaların içine girmeseniz iyi olur. Kritik bir gün geçiriyoruz... (DSP, MHP, FP ve ANAP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ben suçlamıyorum; Meclis, kendi hakkını koruyacak...

BAŞKAN – Rica ederim efendim... İstirham ederim... Yapmayın... Sayın Genç, oturur musunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Meclis Başkanı öyle gaflar yapıyor ki, Türkiye Büyük Millet Meclisini bu duruma düşürüyor. (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam efendim...

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim; ancak, bu iki arkadaşımız da, menfur bir saldırıya uğrayan rahmetli Sayın Kışlalı ile ilgili söz istemişlerdir. Acaba, hükümet, tek tek mi, yoksa, iki konuşmadan sonra mı cevap verecek, onu öğrenmek istedim...

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – İkisine birlikte cevap vereceğim.

BAŞKAN – ... çünkü, Sayın Bakan, beklerdim ki ben, İçtüzüğün 59 uncu maddesine göre, İçişleri Bakanımız buraya gelsin, böylesine önemli bir olayda Meclisi bilgilendirsin, ilgilendirsin. Hükümetler bu işi yapmadığı zaman, başkaları ilgilendirip bilgilendiriyor. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri...

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Bir şey söyleyebilir miyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Sayın Başkan, bütün Türkiye'nin gözlerinin İçişleri Bakanlığında, olayın faillerinin yakalanması için yapılan çalışmalarda olduğu bir günde, bu çalışmaların selameti açısından, soruşturmanın gizli yürütülmesi açısından, şu anda, İçişleri Bakanı böyle bir açıklamayı düşünmemiştir. Bugün, olayla ilgili çalışması vardır. Sadece, gündemdışı konuşmalara, ben, Hükümet adına cevap vereceğim; ama, yeri geldiği zaman, bunun için uygun zamanda böyle bir açıklamanın yapılacağından emin olabilirsiniz.

Hükümete de haksızlık etmemenizi rica ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Zapta geçmiştir efendim. Sağ olun; ama, yine de, gönül isterdi ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi sayın üyeleri, gazetelerden değil, bizatihi Sayın Bakandan öğrensin. (Alkışlar)

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1. – TBMM Başkanvekili Murat Sökmenoğlu’nun, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın bir suikast sonucu öldürülmesi nedeniyle açıklaması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri "Demokrasi, egemenliğin kime ait olduğunun tespitidir. Cumhuriyet, bu egemenliğin nasıl icra edileceğinin hukukudur. Birinde yurttaşın, ötekinde devletin ahlakını tarif ederiz" diyordu, bir mistik şuur, bir vicdan hukuku, bir ahlak ilkesi ve bir tevekkül hükmüyle ebediyete uğurladığımız merhum Ahmet Taner Kışlalı.

Sayın milletvekilleri, ortak ruh yüreğinizde, en yüce kavramlar hep belleğinizde olsun; çünkü, bu vahşi katliamın arkasında, milleti birbirine düşürmek, laik-antilaik ayırımı yaratmak, bu ayırımı çatışma haline getirmek isteyenler olduğu malumlarınızdır. Bu, bir tuzak; bu, haince hazırlanmış bir planın tezahürüdür. Haince hazırlanmış bu planın tezahürünü önlemek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aslî görevidir. Bu hayâsız saldırının sefil emellerini geçersiz kılacak da yine Yüce Meclistir; eşsiz Atatürk'ün "en büyük eserim" dediği millî hâkimiyetin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Sayın milletvekilleri, bazı komplo iddialarıyla yönlendirme yapmaya kalkanlar, karşılarında Türkiye Büyük Millet Meclisinin tok sesini duymalıdırlar. Bu iddialarıyla milleti ile orduyu, devlet ile milleti karşı karşıya getirmeye yönelik bir provokasyonun içinde olanlara, Türkiye Büyük Millet Meclisi, gereken cevabı vermeli, iradesini ortaya koymalıdır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye, önemli bir zamanda büyük sorunları aşmak için tarihî bir dönüm noktasındadır. Yeni yüzyıla, gelişmiş, güçlü ve demokrat bir Türkiye yaratma özlemi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Döneminin esasını oluşturmaktadır. Bugünkü sorunlarımızdan kurtulmak, aklın, sağduyunun ve bilimin ışığında üretilen politikaları hayata geçirmekle mümkündür. Büyük Meclisin bunu yapabilecek güçte olduğuna inanıyorum ve sayın milletvekilleri, hiç kimse, Türkiye'yi, insan değeri olmayan, başıboş, hukuksuz, sınıfsız, vasıfsız, acımasız bir ülke gibi göstermek cesaretinde olmamalıdır. (MHP ve FP sıralarından alkışlar) Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan cumhuriyetimizi, böyle göstermek isteyen zihniyete karşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bütün benliğimizle direnebilmemiz gerektiğine inanarak en derin saygılarımı sunuyorum efendim. (Alkışlar)

Gündemdışı ilk söz, Sayın Ahmet Taner Kışlalı'nın suikast sonucu öldürülmesi konusunda söz isteyen Ankara Milletvekili Uluç Gürkan'a aittir. (DSP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Gürkan.

Sayın Gürkan, süre tahdidini belki aşabilirsiniz; çünkü, konu önemli; ama, nerede bitireceğinizi de bildiğinize inanıyorum.

Buyurun.

B) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Ankara Milletvekili Uluç Gürkan’ın, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın bir suikast sonucu öldürülmesi nedeniyle gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in cevabı

H. ULUÇ GÜRKAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ahmet Taner Kışlalı cinayetini aydınlatmaya, katili ve ardındaki örgütü bulmaya mecburuz. Bunu da, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun cinayetleri gibi "faili meçhul" diye dosyalayamayız.

Sanki bir "Türkiye klasiği." Atatürk'ün laik demokratik cumhuriyet hayalinin simge isimleri, karanlık suikastlara kurban gidiyor ve katilleri bulunamıyor. Hükümet edenler, kararlı değiller, ipuçlarının üzerine gidemiyorlar. Karanlıkta kalan cinayetler, yenilerini besliyor. Muammer Aksoy'un ardından Uğur Mumcu, Uğur Mumcu'nun ardından Ahmet Taner Kışlalı, hedef seçilip kahpece katledildiler bu yüzden.

Bir uğursuz çark; durdurulamıyor. Acaba neden?

Değerli milletvekilleri, bu sorunun yanıtı giz değildir. Yanıtı, 19 uncu Dönemin "Faili Meçhul Siyasî Cinayetler Meclis Araştırma Komisyonu" vermiştir. Hazırlanan raporda, devletin içinde suikatların üstüne gitmemeyi politika edinmiş, hukukdışı güç odaklarının bulunduğu, bu odakların, cinayetlerin çözülmesini engellemek için duvarlar oluşturduğu, örnekleriyle açıklanmıştır; ancak, bu yürekli ve gerçekçi raporu kimse sahiplenmemiştir. Rapor, Genel Kurula dahi indirilememiştir. Sökülecek tuğlalar tek tek belirlenmiş; ama, duvarlar yıkılamamıştır; tarihî bir fırsat kaçırılmıştır.

Türkiye'de demokratik geleceği yeniden yeşertmek için bir fırsat daha yaratmalıyız. Bize unutturulan "Faili Meçhul Siyasî Cinayetler Raporu" üzerinde bir genel görüşme açabilmemiz bu açıdan yaşamsal önemdedir. Bunu yapabilirsek, devletin içindeki hukukdışı oluşumların tasfiyesi de, cinayetlerin çözülmesini önleyen duvarların yıkılması da sağlanabilir.

Yitirilen güvenin yeniden kazanılmasının yolu da budur. Cinayetler "faili meçhul" kaldıkça, devleti yönetenlere kimse, ama, kimse güvenmiyor. Herkes dedektifçilik oynuyor, komplo teorileri üretiyor. Bu ortamda, devletin de payını fazlasıyla aldığı, kanıtsız suçlama eğilimleri hızla artıyor.

İşte "derin devlet" diye bir yel değirmeni yaratıldı; kimi, hangi kurumu ve hangi birimi kastettiği belli değil. Devletin içindeki hukukdışı oluşumları da gözardı edebiliyor; ama, bir fırsatı bulununca, laik demokratik cumhuriyet kaleleri yıpratılmaya çalışılıyor.

Kimi marjinal ve sözde sol grupların, Ahmet Taner Kışlalı'nın cenaze törenindeki provokasyon girişimleri de benzeri bir fırsatçılıktı. Bunlar, Sevgili Kışlalı'ya, yaşarken "Kemalist" diye dudak büken, burun kıvıran numaracılardı. Cenazesinde, devleti yönetenlere olan güvensizliği istismar ederek, kitleselleşmeyi denediler. Az daha, Kışlalı'nın son yolculuğunun kitleselleşmesini sabote dahi edebileceklerdi; başaramadılar; ama, unutmayalım ki, karşılarında her zaman Ahmet Taner Kışlalı'nın onur abidesi ailesini bulamayabilirler.

Değerli milletvekilleri, sorumluluk bizimdir. Türkiye'yi "faili meçhul" cinayetler ülkesi olmaktan biz kurtaracağız. Devletin yönetimine, bu arada, öncelikle de Türkiye Büyük Millet Meclisine güveni biz sağlayacağız.

Son iki yılın gelişmeleri umut vericidir. Akın Birdal ve Çankırı Valisine yönelik suikastlar ile Mavi Çarşı sabotajının failleri kısa sürede yakalanabilmiştir. Kemal Türkler'in katili de bulunmuştur. Bu süreçte, hükümet edenlerin kararlılığı, kanun kaçaklarının yurt dışında da birer birer yakalanmasını sağlamıştır.

Böylesi bir siyasî irade varken, Başkent Ankara'da, inanıyorum ki, işlenen bir bombalı suikastın ve arkasında kimin olduğunun aydınlatılamaması düşünülemez. Türkiye, neredeyse otuz yıldır terörle yaşıyor. Polis, her çeşit terör örgütünü gayet iyi tanıyacak kadar deneyim sahibidir.

Değerli milletvekilleri, bir önemli görev de yargıya düşmektedir.

Ortalıkta bir sözde gazete var. Ahmet Taner Kışlalı'ya "halkı köpeğe benzetti" diye iftira ediyor. Resminin üzerine çarpı işareti koyuyor. Cinayet işleniyor, sanki zafer sarhoşu, "halkı köpek yerine koydurmayacağız" naraları atıyor. Cenazeye katılanları "güruh", Türkiye'nin laik kararlılığını ise "böğürme" olarak niteliyor.

Bu, düşünce özgürlüğü değildir. Basın özgürlüğü hiç değildir. Basın gücünün kötüye kullanılmasıdır. Bir örneğini daha önce Gümüşhane Baro Başkanının öldürülmesinde de yaşamıştık. Cinayet teşvikçiliği vardır burada.

Önyargılı olmamaya çalışıyorum. "Cinayet, bu tahrik sonucu işlenmiştir" de demiyorum; ama, dünyanın hiçbir demokrasisinde böylesi bir yayına izin verilmez; gazete adıyla ölüm fermanlarının basılıp dağıtılmasına göz yumulmaz. Yargı, Türkiye'de de, açıkça tahrik edilen bir suç işlendiğinde tahrikçileri kovuşturmakla yükümlüdür. Kimsenin "yasalar yetersiz" diye bir bahanesi, bir mazereti olamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimizdeki Af Yasasıyla ilgili küçük bir hatırlatma da yapmak istiyorum: Artık, duygularımızın kör güdüsünü aşalım; cinayeti teşvik, cinayeti bağışlama anlamına gelecek bir af aymazlığına düşmeyelim. Katile uygun cinayet ortamı, devlet yağmacılarına uygun soygun düzeni yaratmanın adı af olamaz.

Teşekkür ederim. (DSP, MHP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Gürkan.

Hükümet, birleşik cevap vereceksiniz değil mi efendim?

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Efendim, ikisine birlikte cevap vereceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim; sinirlenmeyin...

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Sinirlenmiyorum Sayın Başkan. Daha önce arz etmiştim efendim...

BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, Ahmet Taner Kışlalı cinayeti ve düşündürdükleri konusunda söz isteyen Manisa Milletvekili Bülent Arınç'a aittir.

Buyurun Sayın Arınç. (FP sıralarından alkışlar)

2. – Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın bir suikast sonucu öldürülmesi nedeniyle gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in cevabı

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi hürmetle selamlıyorum. Bugün, gündemdışı söz alan değerli arkadaşlarım gibi, bendeniz de, birkaç gün önce kaybettiğimiz merhum Ahmet Taner Kışlalı olayı üzerinde konuşmak için söz aldım. Sayın Başkana teşekkür ediyorum söz verdikleri için; bir. İkincisi, bütün Parlamentomuzun hissiyatına tercüman olacak düzeyde fevkalade anlamlı bir konuşma yaptıkları için Sayın Başkanı kutluyorum, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, değerli bir evladını kaybetti. Önemli bir bilim adamı, Kültür Bakanlığı yapmış, Parlamentomuzun eski bir mensubu, değerli bir siyasetçi ve saygın bir yazar, birkaç gün evvel alçakça bir suikasta kurban gitti. Parlamentomuzun ve milletimizin başı sağ olsun. Merhum Kışlalı'ya Allah'tan rahmet, Parlamentomuza ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bu cinayet, bundan önce cerayan etmiş, çoğunun isimlerini bildiğimiz, bir kısmının da isimlerini bilemediğimiz; ama, topluca "faili meçhul cinayetler" adıyla zaman zaman andığımız, büyük bir kısmı, raflarda sırasını ve zamanını bekleyen olaylar zincirinin bir halkası gibi görünüyor. Bugüne kadarki örneklerinde maalesef görüldüğü gibi, bu cinayetin de tozlu raflarda kalmaması, üzerinin örtülmemesi, bir faili meçhul cinayet olarak o yerde bulunmaması dileğindeyiz. Amacımız, Türkiye'nin geldiği bu noktada, bu olayın faillerinin veya failinin, planlayanlar ve uygulayanlarla birlikte en kısa zamanda yakalanması ve layık oldukları en ağır cezaya bir an evvel çarptırılmalarıdır. Bu konuda, öncelikle, güvenlik görevlilerinin büyük bir hassasiyet ve titizlik içinde görev yapacaklarına ve inşallah bugüne kadar olduğu gibi değil, bu cinayette bir an önce faillerin ortaya çıkarılıp -biraz evvel söylediğim gibi- cezaların en ağırıyla cezalandırıldığını görmek, belki bizlere en büyük teselli olacak ve bu hükümetin de en önemli başarısı olacaktır. Bu konuda, güvenlik görevlilerine gerçekten kolaylıklar diliyoruz ve bir an evvel böyle bir müjdeyle kamuoyunun rahatlatılması dileğini ifade ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, cinayet üzerinde hemen her şey söylendi; televizyonlar yayınlar yaptılar, siyasîler demeçler verdiler, en yakınları, dostları, arkadaşları konuştular. Şunu, bütün yüreğimizle ve samimiyetimizle ifade ediyorum ki, bu olayın failleri kim olursa olsun, hangi gruba ve örgüte ait olursa olsun, düşüncesi ve ideolojisi ne olursa olsun, bir tek sıfatları vardır; bunlar katillerdir ve en ağır cezayı almaları, elbette, onların müstahakıdır. Dolayısıyla, cinayeti işleyenlere katil diyerek, ideolojileri, örgütleri, yapıları ne olursa olsun, böyle bir suikastın faillerini bulmak, hukuk devleti olduğunu bildiğimiz Türkiye'de, elbette, yürütmenin başındakilere düşen en önemli sorumluluktur.

Bu cinayetten ve arkasından alacağımız dersler olabilir, ibretler olabilir; ama, en önemlisi herhalde şudur: Sayın Kışlalı'nın cenazesinde bütün Türkiye birleşmiştir. Arkasından yürüyen öğrencileri arasında başörtülüler de vardır, başörtüsüzler de vardır; hep beraber gözyaşı dökmüşlerdir, hep beraber hocalarının kendilerine verdiği müsamahaya, ilme, bilim özgürlüğüne dayalı çalışmalarından sitayişle bahsetmişlerdir. Öğrenciler yanında aydınlar vardı, işçiler vardı, işsizler vardı, siyasetçiler vardı, kadın-erkek bütün Türkiye oradaydı. Evet, böyle bir cenaze töreniyle gömülmek, doğrusu herkese de nasip olmuyor.

Biraz evvel Sayın Gürkan'ın da kısmen ifade ettiği gibi, bu muhteşem cenaze törenini bir siyasî şova dönüştürmeye çalışan birkaç sesde duyulmadı değil; ama, bunlar, özellikle böyle bir kalabalık toplantıda, kontrol edilemez kalabalıklarda zaman zaman yaşadığımız olaylardır; içlerinde provokatörler olabilir, içlerinde siyasî ideolojisinin propagandasını yapmayı amaçlamış insanlar olabilir; gerçekten, o heyecanla, duygusal bir tepki olarak da bunu ortaya koymuş olabilirler; ama, bir tek şeye dikkatinizi çekiyorum: Bütün bu atılan sloganlara, bütün bu yanlış siyasî şovlara rağmen, bu cenaze törenine hiçbir gölge düşmedi, Türkiye bunu izledi ve böyle bir değerli insanı kaybetmekten dolayı herkes üzüntüsünü ifade etti.

Değerli arkadaşlarım, siyasetçiler olarak bu konuda beraber olmanın ve aynı müşterek noktaya gelecek olmanın bir hazzını yaşıyorum; şöyle ki: Biz bir Meclis araştırması önergesi verdik. Bugüne kadar, bu tür olaylarla ilgili, işte, meşhur, 1993'te faili meçhul cinayetlerle ilgili bir araştırma komisyonu; daha sonra -merhum- Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili kurulan bir araştırma komisyonu... Özellikle, yargı veya soruşturma safhasıyla ilgili olamasa bile, olayın toplumsal ve siyasal boyutunu incelemekle görevli bir araştırma komisyonuna ihtiyaç duyduğumuzu anladık ve böyle bir önerge verdik; ama, hemen ifade edeyim ki, İçtüzüğümüzün 104 üncü ve 105 inci maddelerine baktığımızda -özellikle 105 inci madde, araştırma komisyonunun yetki ve görevlerini belirtiyor- bizim amaçladığmız bir çalışmanın yapılabilmesi 105 inci maddedeki yetkilerle de pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla, İçtüzük hazırlıkları yaptığımız, yani bazı değişiklikleri gündeme getireceğimiz bu günlerde, Meclis araştırmasının önemli bir denetim yolu olduğunu kabul ediyorsak araştırma komisyonunun yetkilerini de genişletmeliyiz. Bugünkü yetkilerle araştırma komisyonu, sadece muhtarlardan veya derneklerden bilgi alabilecek düzeydedir; böyle bir yetkiyle de amaçladığımız bir görevi yapmak mümkün değildir. Bu bakımdan, Sayın Gürkan'ın biraz evvel ifade buyurdukları gibi, bu konu üzerinde veya aynı çizgiyi takip eden, aynı zincirin bir halkası olarak hem dış hem iç boyutu olduğuna inandığımız bu tür olaylar üzerinde bir genel görüşme önergesi gelirse ona da destek olacağımızı, ve gerçekten böyle bir genel görüşmeye Meclisimizde ihtiyaç bulunduğunu ve böyle bir teşebbüsü olursa Sayın Gürkan'ı destekleyeceğimizi ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir günde, yani 2000 yılına çok yaklaştığımız bir zamanda, bu tür bir cinayetin işlenmiş olması, basit bir polisiye vaka olarak görünmüyor. Türkiye'de, ilk defa, 2000 yılına yaklaştığımız günlerde, demokrasi talepleri biraz daha yüksek sesle ifade ediliyor, sivil ve demokratik bir anayasa özlemi dile getiriliyor; temel hak ve özgürlükler noktasında, bireysel özgürlüklerin daha da genişletilmesi konusunda parlamentodan başlayan, hukukçulardan başlayan yoğun talepler daha çok gündeme geliyor. Türkiye, bir taraftan, Avrupa Birliğiyle aday ülke olma noktasında bir sıcak ilişkiye giriyor, bir taraftan da, uluslararası hukuk normlarının Türkiye'de âdeta içhukukun bir parçası haline gelmesi çalışmalarını izliyor ve tam bu sırada bir bomba patlıyor. Bunu, zamanlaması açısından fevkalade önemli buluyorum.

Yine, Türkiye'de, içbarışa doğru bir büyük özlemin arttığı noktada, herkesin bir kucaklaşma ihtiyacını gördüğü, toplumsal barışın geçmişten daha çok bugün herkes tarafından istenip benimsendiği bir ortamda patlayan bu bombanın, Türkiye'nin bu özlemlerine atılmış bir bomba olduğunu kabul etmek gerekir. Öldürülen, katledilen sadece Kışlalı değil, 65 milyon insanın, bu tür, olası, muhtemel ve gerçekten hak ettiği özgürlüklere ulaşma noktasında önüne atılmış bir bomba olarak görülmesi gerekir.

Olayın bu boyutlarıyla inceleneceğini ve bütün Meclisimizin, bu olayda, bütün millî meselelerde olduğu gibi, yekvücut olarak birlikte düşünüp karar vereceğini biliyor ve buna her zamandan daha çok inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türk Milleti, daha çok demokrasiye, daha çok özgürlüklere elbette layıktır. Bu özgürlüklerin ümit edilmesinin önüne geçmek, faşist düşüncelerle, baskıcı ve totaliter bir anlayışla bunu zararlı görmek, herhalde daha zararlı bir düşüncedir.

Biz inanıyoruz ki, temel hak ve özgürlükler, kötüye kullanılacağı endişesiyle kısıtlanamaz. Temel hak ve özgürlüklerin korunması, hukuk devletinde, suç işleyenlerin cezalandırılmasıyla mümkündür; yoksa, aydınları, hukukçuları, siyasetçileri, milletin her ferdini potansiyel suçlu kabul ederek, bunun önüne daha ceberutî tedbirlerle çıkmaya çalışmanın yanlış olduğunu ifade ediyorum. Belli bir insanı, belli bir düşünceyi hedef almıyorum; ama, Türkiye'de bu özlem içinde yaşayan, demokrasiyi bu millete fazla ve zararlı gören zihniyeti bildiğim için bunu ifade ediyorum. Her zamandan daha çok demokrasi isteyeceğiz, özgürlükleri savunacağız ve sanıyorum ki, bu ateş ancak o zaman sönebilecek.

Parlamentomuzun güçlü olması, kararlı olması ve her millî konuda birlikte hareket ettiği gibi, bu konuda da en etkin tedbirleri alması elbette dileğimizdir. Bunu Parlamentomuzdan bekliyorum; Sayın Başkana ve Yüce Heyetinize tekrar selamlarımı, hürmetlerimi arz ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arınç.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iletişim fakültesi öğretim üyesi, Kültür eski Bakanı Prof. Dr. merhum Ahmet Taner Kışlalı'nın 21.10.1999 Perşembe günü bombalı bir suikastla öldürülmesiyle ilgili olarak yapılan gündemdışı konuşmalar nedeniyle söz almış bulunuyorum. Ahmet Taner Kışlalı Hocamızın ölümünden derin üzüntü duyduğumu ifade ederek sözlerime başlamak istiyor; merhuma Tanrı'dan rahmet, yakınlarına, milletimize ve Yüce Meclisimize sabırlar diliyorum.

Ahmet Taner Kışlalı'ya yapılan bombalı suikast, Türkiye Cumhuriyetine yapılmış bir suikasttır; laik, çağdaş, demokratik, güçlü Türkiye'nin temeline konulmuş bir bombadır; gündemdışı konuşma yapan arkadaşlarımızın da belirttiği gibi, zamanlaması da çok calibi dikkattir. Yaşadığımız yüzyılın en büyük insan hakları toplantısı olan AGİT zirvesi öncesi olması, olayı daha da vahim kılmaktadır. Temel bir hak olan yaşama hakkına yönelen bu tür saldırıları nefretle kınıyorum. Demokrasinin ve insan hakkının tek değer kabul edildiği günümüzde, terör ve şiddetle sinsice insanların yaşamlarına son verilmesinden hâlâ medet umulmasını anlamak mümn değildir. Bir hukuk devleti olan Türkiye'de, bu yolların çıkmaz bir yol olduğu herkes tarafından bilinmelidir. Ülkenin yetiştirdiği değerlere ve hedef gözetilmeden yapılan çılgınlıklar sonucu tüm topluma yönelen bu tarz insanlık dışı davranışları, Türk Milleti olarak mahkûm etmeliyiz. Tehdide maruz kalabilecek her yurttaş için güvenlik önlemlerinin artırılması ilk akla gelen çözüm olsa da, bu önlemlerin sınırsız bir biçimde artırılması imkânının bulunmadığını da kabul etmek zorundayız. Bu nedenle, terörizmle mücadelede toplumun ortak tavrını yaratmak son derece önemlidir. Dolayısıyla, terörizme ve şiddete karşı Türk toplumunda ortak bilincin yerleşmesi konusunda da çaba gösterilmelidir.

Ahmet Taner Kışlalı'nın hayatına son veren terör faillerinin bulunması, en önemli uğraşımızdır. Şu aşamada söylenebilecek fazla bir şey bulunmamaktadır. Cinayetin aydınlatılması için devletin güvenlik güçleri gece gündüz faaliyet göstermektedir. Jandarma ve Emniyet Teşkilatı mensupları ile MİT mensupları, ortak çalışmalarını, tüm imkânları kullanarak sürdürmektedirler. Bu çabalar, bundan sonra da kesintisiz bir biçimde sürecektir.

Biraz önce Meclis Başkanımızın belirttiği hususta da şunu ifade edeyim: Tabiî ki, delillerin toplanması bitirildiği zaman, gizli yürütülmesi gereken soruşturma faillerin yakalanmasına zarar vermeyecek şekle geldiği zaman, Yüce Meclise gerekli açıklamalar da yapılacaktır. Şimdi, herkese, hepimize düşen görev, karşılıklı suçlama olabilecek konuşmalar yerine, failleri bulmak için çalışanlara yardımcı olmaktır.

Kaynağı ne olursa olsun, her türlü teröre karşı tavizsiz bir mücadelenin sürdürüleceğinden her vatandaşımız emin olmalıdır ve bu duyguyu da, herhalde, Yüce Meclisimizin siz değerli mensupları, milletimize aşılamada yardımcı olmalıdır diye düşünüyorum. Günlerce sinsi sinsi planlanmış ve uygulamaya konulmuş cinayetlerin çözülmesi de, muhakkak ki, zaman alacaktır; ancak, şurası bilinmelidir ki, devlet bu cinayeti kararlılıkla ve ciddiyetle çözmek arzusundadır. Terörizmle mücadelede irademiz vardır ve bu irade sürekli olacaktır. Bu nedenle, toplumda hiç kimsenin terörden yarar beklememesini her fırsatta tekrar etmeliyiz ve kimse yarar beklememelidir. Bu konuda, sadece zamana ve sabra ihtiyacımız vardır.

Teröre kurban giden her insan, ailesini, yakınlarını, dostlarını ve tüm toplumu üzmektedir. Gidenler, bizlerden de bir şeyler kopararak gitmektedir; ancak, terörden yılgınlığa düşmemenin terörle mücadelenin temel şartı olduğu da bilinmelidir. Bu gerçek, terörsüz bir yaşam isteyen insanların ortak tavrı olmalıdır. Terör, Türkiye'nin gündeminden çıkmalıdır, çıkarılmalıdır ve çıkarılacaktır.

Ahmet Taner Kışlalı'nın ölümünden duyulan üzüntü büyüktür. Bu değerli bilim adamına yönelen eylemin faillerinin devletin güvenlik güçleri tarafından ciddî bir biçimde araştırıldığının bilinmesini istiyorum. Demokratik hukuk devleti kuralları içerisinde kalarak iç ve dış destekli terörden toplumu kurtarmak, temel politikamızdır. 2000 yılının arifesinde Türkiye'ye yakışan tavır da budur.

Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı'ya karşı girişilmiş bulunan terörist faaliyetin faillerinin yakalanması için devletin güvenlik güçlerinin tüm imkânlarıyla çalıştığının da herkes tarafından bilinmesini istiyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, İçtüzük yazılırken daha lap top yoktu; onun için, lap topun yasak olup olmadığı İçtüzükte olmamasına rağmen, lap top kullanılmamasını rica ediyorum.

Gündemdışı son söz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyeti ve milletvekillerinin onurunun korunması hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu'ya aittir.

Buyurun Sayın Karakoyunlu. (ANAP sıralarından alkışlar)

Saatimiz yerinde duruyor efendim.

3. – İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyetinin ve milletvekillerinin onurunun korunmasına ilişkin gündemdışı konuşması

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Sağ olun Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan evvel, menfur bir saldırıya maruz kalarak ebediyete intikal eden Sayın Ahmet Taner Kışlalı ile film sanatımıza -50 yıl- uzun yıllar emek vermiş değerli sanatçı Neriman Köksal'ın vefatıyla ilgili olarak üzüntülerimi beyan ediyor, Tanrı'dan kendilerine rahmet diliyor ve sizlere de başsağlığı dileklerimi arz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Yüce Meclis, millet iradesinin idrak edildiği yegâne zemindir. Bu zeminin, ahlakı adalettir, hukuku da millî hâkimiyettir, yani, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu gerçeğidir. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu gerçeğini, bu Mecliste, bütün siyasî partiler, hiçbir siyasî görüş ve ideoloji farkı yaratmaksızın bütünüyle benimsemiş ve bu idrakin sadece müdriki olmakla yetinmeyip, aynı zamanda müttefiki halinde savunmasının da sorumluluğunu üstlenmiştir.

Şöyle sağdan başlayarak bütün partilerimizin bu konudaki duyarlığını özetlememe müsaade ederseniz, hemen ifade edebilirim ki, yaklaşık bir yıl kadar önce, Sayın Tansu Çiller, ikinci demokrasi paketini açıklarken "Türk demokrasisi ikiyüzlüdür. Gerçek manada, bir demokrasiyi tek yüzlü hale, ak yüzlü hale getirebilmemiz için, tartışmasız, Türkiye Büyük Millet Meclisini, siyasî zemin olarak, ittifak halinde, millet iradesinin yansıdığı ve savunulduğu zemin haline getirmeliyiz" diyordu. Fevkalade güzel bir konuşmaydı. Eğer, kendileri, şu anda, herhangi bir şekilde Meclisteki müzakereyi izliyorlarsa, mutlaka bunun yerine getirilmesi konusunda değerli arkadaşlarına görev tevdi edecektir.

Bundan kısa bir süre önce, Sayın Recai Kutan, Türkiye'de, siyaset zeminine yönelik eleştirilerin içerisinde, neredeyse kişiselleştirilmiş gerekçeler ileriye sürmek suretiyle sistemin bütününe doğru bir yüklenme olduğunu ifade ediyor idi; gruptaki yapmış olduğu konuşmalarda bunu sık sık gündeme getirdi, sık sık basın toplantıları vesilesiyle bu meselenin altını çizdi ve Meclisin mutlaka bu noktada ittifak halinde bulunması gerektiğine işaret etti.

Sayın Mesut Yılmaz, çeşitli vesilelerle hem basında hem dışarıda yaptığı konuşmalara ilaveten grupta yapmış olduğu konuşmalarda, cumhuriyetin vazgeçilmez nitelikleri ile milletin vazgeçilmez hak ve özgürlüklerinin bir araya geldiği o muhteşem terkibin, aslında, bir siyaset saygınlığının ifadesi ve örneği olduğunu çeşitli vesilelerle ortaya koydu.

Daha bu sabah, Sayın Bahçeli, grupta yapmış olduğu konuşmasında, yine, Yüce Meclisin her türlü müdahaleye karşı ittifak halinde kendisini savunacak disiplini, cesareti mutlaka göstermesi gerektiği inancını, güzel örneklerle ortaya koydu.

Yine, Sayın Başbakan, Sayın Bülent Ecevit, birkaç gün evvel, yaşanmış bir olayda meseleye müdahale ediş biçiminin Meclisin manevî şahsiyetini de tahkir edecek şekilde gelişmesine karşılık hangi üslubun takınılması ve hangi ciddiyet içerisinde bu meselelere karşı tavır takınılması gerektiğini ifade etti.

Değerli arkadaşlar, hepimizin, şu anda hiçbir siyasî parti ayırımı olmaksızın ve herhangi bir partiye mensubiyetimizin endişesi veya çıkarı peşinde koşmaksızın, karşı karşıya kaldığımız bir meselede, mutlak bir mukavemet ve direnç içinde olmamız gerektiğini anlatmak zorundayım.

Bundan yaklaşık on gün evvel, TRT'de verilmekte olan "Politikanın Nabzı" isimli bir programda, programcı, anayasanın değiştirilmesi ve cumhurbaşkanının seçilmesinin esaslarına ilişkin bir tartışma sırasında "Millet iradesi hiçbir şekilde Millet Meclisine yansımamıştır. Bu, bir illet gibi yapışmıştır; çünkü, milletvekilleri kendi iradelerini değil, sultası altında olduğu genel başkanlarının emir ve komutalarıyla hareket etmektedir. Böyle bir sistematikte millet iradesinin yansıdığından söz etmek mümkün değildir" diye, açıkça Meclisi istihdaf eden, hatta -özür dilerim- istiskal eden, tezyif eden ifadeler kullandı. Devletin televizyonunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyetini tahkir etme hakkı hiç kimseye verilmemiştir. ("Bravo" sesleri, alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karakoyunlu, son cümlenizi tekrarlar mısınız efendim; mikrofon kapandığı için, zapta geçmedi.

YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Devletin televizyonunda, hiçbir kimsenin, hiçbir gerekçeyle, şahsî fikri olsa dahi, bir başka zeminde söyleyeceği şeyi, tartıştığı konuya belli bir manada telkine maruz kaldığının ağırlığını hissettirmek amacıyla, Meclisi tahkir etmeye hakkı yoktur. Cümlem budur. ("Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Buyurun.

YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün, yine, Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili olarak fevkalade önemli bir konuşmadan da söz etmeden geçmek istemiyorum.

Cumhuriyetimizin Başsavcısı, bugün yapmış olduğu basın toplantısında, tarihe bir not düşürmek ihtiyacıyla bazı meselelere temas etmiştir. Parlamentomuzun bugünkü yapısıyla, herhangi bir şekilde önlemler alamayacağını, aldırmayacağını ve bu yüzden, terörün artarak devam edeceğini, faili meçhul cinayetlerin çoğunun bu yüzden aydınlanamayacağı sorumluluğunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin omuzlarına yıkmak istemiştir.

Değerli arkadaşlar, hiçbir kimse, hangi sıfatı, hangi yetkiyi haiz olursa olsun, tarihe not düşürmek ihtiyacıyla, millet iradesinin tezahür ettiği bu dergâha, bu tecelligâha gölge düşürme hakkına sahip değildir. ("Bravo" sesleri, alkışlar) Herhangi bir şekilde, bir siyasetçinin üslubuna, tavrına, fikrine, ortaya koyduklarına, örneklerine, hatta peşini kovaladığı ideolojisine karşı aynı fikir içerisinde olmayabilirsiniz; bununla ilgili olarak, bir ülke entelektüeli, yetişmiş bir hukukçu olarak takınacağınız tavırlar da olabilir; siyasetçiyi bizatihi kişi olarak muhatap alıp ona eleştiriler yöneltmeniz de mümkündür; ama, münferit olaylardan etkilenmiş olduğunuz belli olan bu konuşmanın içerisinde, genellemenin tamamını Meclis iradesine, millet iradesine yönelik olarak ortaya koyarsanız, bunu bu şekilde kabul etmenin mümkün olmadığını, aynı lisanla, aynı üslupla size iade etmek zorunda kalırız. ("Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlar, eğer, birileri, millet iradesinin üstünde, âdeta bir Sultan Hamid edasıyla, bir iradei seniyye vehmediyorsa, bilinmelidir ki, bu evhamla cumhuriyete sahip çıkma iddiası, hezimete hizmet illetinden öteye gidemez. ("Bravo" sesleri, alkışlar)

Dolayısıyla, Sultan Hamid'e Ziya Paşa'nın söylediği bir beyti size ifade ederek sözlerime son vermek istiyorum:

Çözemedi bu lügazın sırrını asla,

Bin kafile geçti ulemadan, fuzalâdan.

Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karakoyunlu, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Başbakanlığın bir tezkeresi vardır; okutuyorum;

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Ölüm cezasına hükümlü Mehmet Yıldırım hakkındaki dava dosyasının ve diğer sanık M. Ali Aslan’ın karar düzeltme talebinin incelenmesi için, dava dosyalarının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/373)

20 Ekim 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) 4.12.1999 tarih ve B.02.0.PPG.0.12-315/22222 sayılı yazımız.

b) Adalet Bakanlığının 17.9.1999 tarih ve B.03.0.CİG.0.00.00.0.-1.134.9.1998/020665 sayılı yazısı.

Ölüm cezasına hükümlü Mehmet Yıldırım hakkındaki dava dosyası gereği yapılmak üzere ilgi (a) yazımız ekinde gönderilmişti.

Diğer sanık M. Ali Aslan’ın karar düzeltme talebinin incelenmesi için, ilgi (a) yazımız ekinde gönderilen dava dosyalarının Adalet Bakanlığına iade edilmek üzere Başbakanlığa gönderilmesi hususunda gereğini arz ederim. (20 Ekim 1999)

Bülent Ecevit Başbakan

BAŞKAN – Adalet Komisyonunda bulunan dosya, Hükümete geri verilmiştir.

İki adet, Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

D) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 24 arkadaşının, Doğu ve Güneydoğuda bazı illerde uygulanan olağanüstü halin kaldırılarak ekonomik kalkınmayı sağlayacak kalıcı önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/88)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin yıllardır yaşamakta olduğu terör ve buna bağlı olarak sürdürülen sıkıyönetim ve olağanüstü hal, bölge ekonomisini çökertmiştir. Bölge tarihinde görülmemiş bir göç yaşanmış; halkın gelir seviyesi, bazı illerde, dünya fakirlik düzeyinin altına düşmüştür.

Olağanüstü Hal Valiliğinin "Bölge Kalkınma Valiliği"ne dönüştürülerek bölgede ciddî ve kalıcı bir kalkınma hamlesinin başlatılması, terör bataklığının da kökünden kurutulmasına vesile olacaktır.

Sorunların yerinde tespiti, teşhisi ve kalıcı tedbirlerin alınması için Anayasanın 98 inci ve Meclis İçtüzüğünün 102, 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırmasının açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1. Hüsamettin Korkutata (Bingöl)

2. Abdulsamet Turgut (Diyarbakır)

3. Musa Demirci (Sıvas)

4. Ertuğrul Yalçınbayır (Bursa)

5. Mahfuz Güler (Bingöl)

6. Nurettin Dilek (Diyarbakır)

7. Sebğatullah Seydaoğlu (Diyarbakır)

8. M. Zeki Çelik (Ankara)

9. Ömer Vehbi Hatipoğlu (Diyarbakır)

10. Mustafa Baş (İstanbul)

11. Yaşar Eryılmaz (Ağrı)

12. Ömer Ertaş (Mardin)

13. Sabahattin Yıldız (Muş)

14. Zeki Eker (Muş)

15. Erkan Kemaloğlu (Muş)

16. Faris Özdemir (Batman)

17. Mehmet Dönen (Hatay)

18. Mehmet Sait Değer (Şırnak)

19. Mehmet Salih Yıldırım (Şırnak)

20. Süleyman Çelebi (Mardin)

21. Mehmet Güneş (Şanlıurfa)

22. Ahmet Karavar (Şanlıurfa)

23. Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)

24. Bekir Sobacı (Tokat)

25. Ali Sezal (Kahramanmaraş)

Gerekçe:

12 Mart 1971 muhtırasından bu yana Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde sıkıyönetim ve olağanüstü hal şeklinde olağandışı bir yönetim süregelmektedir.

Bölgede hüküm süren terör ve olağanüstü halden kaynaklanan sıkıntılar neticesi, bölge illeri 5 ile 10 kat gerilemiştir. Terör sıkıntısı, yaylaların hayvancılığa yasaklanması ve yanlış politikalar neticesi, küçük ve büyük baş hayvanlarda yüzde 60 civarında düşüş meydana gelmiştir.

Kamu yatırımı bazında enerji yatırımları düşünüldüğünde, Türkiye ortalaması olan yüzde 17'ye karşılık, bölgede kamu yatırımları, ancak yüzde 3'ler seviyesinde seyretmiştir.

Kişi başına millî gelir, Kars, Bingöl, Bitlis, Muş, Ağrı ve Hakkâri illerinde 420 ABD Doları olarak uluslararası fakirlik düzeyinin altına düşmüştür.

İşsizlik bölgede had safhaya ulaşmış -koruculuk dışarıda tutulduğunda- işsizlik yüzde 50 seviyesinde seyretmektedir.

Bölgedeki olağanüstü şart ve sıkıntılar dolayısıyla, cumhuriyet tarihinin en büyük beyin, sermaye ve nüfus göçü meydana gelmiştir. Bu da, bölge imkânlarının batı illerine kaymasına sebep olmuştur.

Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kurulduğu günden bu yana, iller arası güvenlik koordinasyonu görevini yapmış, güvenlik güçleriyle birlikte yapılan çalışmalar terörde ciddî bir azalma meydana getirmiştir. Bölgede yapılan ilmî araştırmalar ve güvenlik güçleriyle yapılan görüşmeler, ortaya şu neticeyi koymuştur; bölgede, yalnız güvenlik güçlerinin çalışmasının yetmediği, sosyal, ekonomik ve kültürel çalışmaların da devlet ve siyasî otoritelerce yapılması gereğini ortaya koymuştur. Ve gerçekten, bugüne kadar gelmiş-geçmiş hükümetler, üzerlerine düşen görevi layıkıyla yapamamışlardır. Bölgede terörün kökünün kurutulması, ancak, sosyal, ekonomik ve kültürel kalkınmanın planlı ve hızlı bir biçimde yerine getirilmesiyle mümkündür.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin ekonomik kalkınmasını sağlayacak yatırım ve teşvik programları, siyasî amaçlı hükümet programlarından ziyade, devletin ulusal politikaları olarak belirlenmeli ve yerel şartlarla bir arada değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Programların planlanması, uygulanması ve denetimi, merkezden ziyade, bölgede oluşturulacak "Bölge Kalkınma Valiliği" vasıtasıyla yapılmalıdır. Dolayısıyla, kanaatimizce, Olağanüstü Hal Valiliği, fonksiyonunu ve görevini tamamlamış, bundan böyle, bunun yerine, yetkileri ve imkânları sosyal ve ekonomik yönden takviye edilmiş "Bölge Kalkınma Valiliği" şekline dönüştürülmesi şart olmuştur. Bölgenin ekonomik kalkınmasını sağlayacak yatırım programlarının finansmanı için ulusal düzeyde, daha çok, eğlence, lüks tüketim ve bunun gibi kalemler gelirinden olmak üzere fonlar tahsis edilmeli.

Terörün hissedilir şekilde azalması, bölgede yatırım ve çalışma ortamının doğması, göç eden vatandaşlarımızın yeniden dönüş yapma eğilimine girdiği bu dönemde, TBMM'ce oluşturulacak bir araştırma komisyonunun bölgeye çok şeyler katacağı inancındayız.

Ülkemizin yerinden yönetime geçmek istediği ve yeniden yapılanmanın gerekliliğinin en çok vurgulandığı bu dönemde, bölgenin de yeniden yapılanmaya şiddetle ihtiyacı vardır.

İhtiyaç ve önceliklerin çok iyi tespit edildiği bir çalışma, devlet ve millet kaynaşmasını da ciddî şekilde pekiştirecektir. Bugüne kadar açılan ve sonuçsuz kalan sosyal ve ekonomik paketlerin vatandaş üzerinde oluşturduğu olumsuz havayı da olumlu hale getirecektir.

Sonuç olarak, bölgede ekonomik gelişme ve kalkınmayı ciddî bir biçimde sağlayıcı tedbirlerin alınması, geniş çaplı bir araştırmanın yerinde yapılıp teşhis ve tespitlerin somut bir biçimde ortaya konması, gerçekçi ve kalıcı çözümlerin üretilebilmesi için, Anayasanın 98 inci maddesi gereğince bir Meclis araştırmasının açılmasını uygun görmekteyiz.

Saygılarımızla.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

2. – FP Grubu adına Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/89),

22.10.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

21 Ekim 1999 günü alçakça bir suikasta kurban giden Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin araştırılması amacıyla, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını Grubumuz adına saygılarımızla arz ederiz.

Bülent Arınç Manisa FP Grup Başkanvekili

Gerekçe:

21 Ekim 1999 günü, değerli bilim adamı, Kültür eski Bakanı ve saygın gazeteci Ahmet Taner Kışlalı, evinin önünde, alçakça işlenen bir suikasta kurban gitmiştir.

Ahmet Taner Kışlalı'nın vefatı, yine toplumda derin bir üzüntü ve endişe meydana getirmiştir. Tüm siyasî partiler, sivil kuruluşlar, medya ve halkımız, olaya büyük tepki göstermiştir.

Güvenlik güçlerinin titiz bir soruşturmayla, en kısa zamanda, failleri, planlayan ve uygulayanlarla birlikte yakalaması ve yargının şiddetli cezayla cezalandırması dileğimizdir.

Ancak, bu tür cinayetlerin yıllardır aydınlatılamaması sebebiyle, Türkiye, bir faili meçhul cinayetler ülkesi haline gelmiş; merhum Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok ve nicelerinin dosyaları kapanmıştır.

Halkımız, Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin işleniş biçimi ve amaçlarını da aynı görmektedir.

Bu tür olaylarla ilgili olarak, TBMM'de, zaman zaman araştırma önergeleri verilmiş, komisyon raporları hazırlanmıştır.

Olayların birbirine benzerliği, ulusal ve uluslararası boyutu, amaçları, toplumda meydana getirdiği sosyal, siyasî ve ekonomik sonuçlarının tekrar araştırılmasında yarar görmekteyiz.

Ülkemizde, 2000 yılına girilirken, toplumsal barışın özlediği, sivil ve demokratik anayasa taleplerinin arttığı, Türkiye ve AB arasında olumlu bir sürecin başladığı görülmektedir.

Tam bu sırada, böylesi cinayetler, amacı ve etkileri açısından çok yönlü araştırılmalı ve ışık tutacak bilgiler elde edilmelidir.

İşbu önergemiz, Türkiyemizin, bu tür cinayetlerin bir daha yaşanmaması ve hukuk devleti vasfına bir an önce kavuşması ve bunun tüm şartlarının hazırlanması amacıyla verilmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur efendim.

Önerge, gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum efendim:

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2. – İstanbul Milletvekili Esat Öz’ün Çevre Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/42)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Çevre Komisyonundan istifa ediyorum. Gereğini arz ederim.

19 Ekim 1999 Esat Öz İstanbul

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur efendim.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum efendim:

3. – Amasya Milletvekili Akif Gülle’nin, (6/179) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/43)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Göndemin "Sözlü Sorular" kısmının ikinci (2 nci) sırasında yer alan (6/179) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

21.10.1999

Akif Gülle Amasya

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir efendim.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım efendim:

V. – ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. – 26.10.1999 Salı günkü birleşimde yapılacak görüşmelere ve çalışma süresinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 22 Tarih : 25.10.1999

Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 70 inci sırasında yer alan İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş ve 43 arkadaşının, Kızılay'ın sorunlarının araştırılarak gelir kaynaklarının daha etkin kullanılması için alınması gereken tedbirler konusundaki (10/73) esas numaralı Meclis araştırması önergesi ile 71 inci sırasında yer alan, Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 21 arkadaşının, Türkiye Kızılay Derneğinin gelir kaynaklarının daha etkin kullanılması için alınması gereken tedbirler konusundaki (10/74) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin 26.10.1999 Salı günkü birleşimde ve birlikte yapılmasının ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

Yıldırım Akbulut

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

M. Emrehan Halıcı İsmail Köse

DSP Grubu Başkanvekili MHP Grubu Başkanvekili

Bülent Arınç Murat Başesgioğlu

FP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Turhan Güven

DYP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Bu konuda söz isteyen var mı? Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş, doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır; ayrı ayrı okutup işleme alacağım ve sonra oylarınıza sunacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum:

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

4. – Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/125) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/44)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Balıkesir İli Altınova Beldesinin ilçe olması hakkında, 3.4.1996 tarih ve 280 sayı ile kanun teklifi verdim. 21 nci Dönemde, tekrar, 30.6.1999 tarih ve 2127 sayı ile kanun teklifimin TBMM Genel Kurul gündemine girmesi için dilekçe ile müracaat ettim. İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince, TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi için gereğini arz ederim. 8.10.1999

İsmail Özgün

Balıkesir

BAŞKAN – Bu konuda söz isteyen var mı efendim?

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Balıkesir İline bağlı olmak üzere, Ayvalık İlçesi Altınova Beldesinin ilçe olmasının temini amacıyla vermiş olduğumuz kanun teklifinin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması talebim hakkında söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Altınova Beldesi, Ege Denizinde 13 kilometre uzunluğu bulunan sahil şeridine sahip, turizmde önemli bir yeri olmakla birlikte, yeterli turistik tesislere sahip olamayan, yaklaşık 15 bin konutluk yerleşim alanı olan şirin bir sahil kasabamızdır.

Altınova, Ayvalık İlçesini Dikili ve İzmir'e bağlayan karayolu üzerinde bulunan ve son yapılan nüfus sayımında da köyleriyle birlikte 13 bin civarında nüfusu tespit edilen, ama, bu nüfusun, turizm sezonu olan mayıs ve ekim ayları arasında 50 bin civarına çıktığı bir yerleşim beldemizdir. Yaz aylarındaki bu nüfus yoğunluğu sebebiyle, beldede, gerek mahallî idare gerekse genel yönetimin taşra teşkilatı tarafından verilen hizmetler aksamakta ve yeterli olmamaktadır.

Hızla büyüyen ve kentleşen Altınova Beldesinde belediye teşkilatının daha iyi hizmet verebilmesi için, Altınova'nın ilçe yapılmasında zaruret vardır.

Değerli milletvekilleri, Altınova Beldesinin ilçeye dönüşmesiyle, turizm işletmelerinin daha da artması, bu konudaki yatırımların hızlanması söz konusu olacaktır. Beldenin ekonomik hayatı son derece canlı olup, 1 adet küçük sanayi sitesi, zeytinyağı fabrikaları, pamuk çırçır fabrikaları, kereste fabrikaları, karo mermer fabrikaları, pamuk, üzüm, zeytinyağı tarım satış kooperatifleri, tarım kredi kooperatifleri, esnaf kefalet kooperatifi, esnaf ve sanatkârlar odası ile 500 civarında esnaf ve sanatkârı bulunmaktadır. Bunun yanında, beldede, Ziraat Bankası ve İş Bankasının birer tane şubesi de bulunmaktadır.

Yine, Altınova Beldemizde, 3 tane ilköğretim okulu ve 1 lise mevcut olup, öğrenim düzeyi, okuryazarlık düzeyi oldukça yüksektir; dışarıdan gelen göç nedeniyle bu durum biraz azalmış olmakla beraber, açılan kurslarla okur-yazarlık oranı yükseltilmeye çalışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Altınova, tarım ve hayvancılık bakımından büyük bir potansiyele sahiptir. Tarıma dayalı sanayiin gelişmesi, ilçe olmasıyla beraber daha da artacaktır. Özellikle, Altınova Beldesi sınırları içerisinde bulunan Madra Barajının faaliyete geçmesiyle birlikte, belediye içmesuyu sağlanacak olup, aynı şekilde, kapsadığı köylerde ve beldede sulu tarım daha gelişecek ve aynı zamanda zeytin ağaçlarının sulanması ile de zeytin üretimi giderek artacaktır.

Böylesine güçlü ekonomik bir yapıya sahip bulunan, hem turizmi hem de tarımı kendi bünyesinde barındıran beldede, ilçenin tüm kamu birimleri hizmetinin verileceği altyapı da aşağı yukarı mevcuttur.

Değerli milletvekilleri, yukarıda arz ettiğim sebeplerden dolayı, Ayvalık İlçesi Altınova Beldesinin mutlaka ilçe olmasının temin edilmesi gerekmektedir. Verdiğim kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasını değerli oylarınızla gerçekleştireceğinize inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, Altınova Beldemizin bir an evvel ilçe olması konusundaki kanun teklifimizin gündemde yer alması için değerli oylarınızı talep ediyor, hepinize bu vesileyle saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgün.

Başka söz isteyen var mı? Yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir efendim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

5. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İlinde Büyükşehir Belediyesi Kurulması Hakkında Kanun teklifinin (2/18) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/45)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan (2/18) esas numaralı Şanlıurfa İlinde Büyükşehir Belediyesi Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre, doğruda gündeme alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Zülfükar İzol Şanlıurfa

BAŞKAN – Önerge sahibi olarak Sayın İzol konuşmak istiyor mu efendim?

ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

Daha sonra da, bir sayın milletvekiline 5 dakikalık bir konuşma hakkı vereceğim.

ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İlinde büyükşehir belediyesi kurulması hakkındaki kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa'nın, milattan önce 8 000 ilâ 9 000 yıllarına kadar uzanan bir tarihi vardır. Türkiye'de "peygamberler şehri" adıyla anılan tek şehirdir. Başta İbrahim ve Eyüp Peygamberler olmak üzere, pek çok peygamber halk ve milletine ev sahipliği yapmıştır.

Birinci Dünya Savaşının bitiminden önce İngilizler, daha sonra da Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransız askerine karşı silahlı mücadele vererek, yiğitçe karşı koyan Urfalıların direnişi sonucunda işgalciler, 11 Nisan 1920'de yöreden çekildiler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yöre halkının destanlar yaratarak başarıya ulaştığı bu direnişin anısına, ilin ve il merkezinin adı, 1984'te çıkarılan bir yasayla "Şalıurfa" olarak değiştirildi. Merkez ilçe dahil, 11 ilçesi, 27 belediyesi, 1 045 köyü ve 1 654 mezrası bulunan Şanlıurfa, toprak bakımından, Türkiye'nin en gelişmiş şehirlerinden biridir. Şanlıurfa, 18 584 kilometrekare yüzölçümüyle, ülkemizin yüzde 3'ünü oluşturmaktadır. Şanlıurfa'nın ekonomik yapısı, öncelikle, tarım ve tarıma dayalı sanayiye yönelmiştir. Bu arada, turizm, hizmet sektörü ve diğer sektörler de önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP kapsamında yer alan 1,7 milyon hektar sulanabilir arazinin, yaklaşık 1 milyon hektarı Şanlıurfa'da bulunmaktadır. Şanlıurfa, gerek coğrafî konumu, ekonomik potansiyeli, tarihî, kültürel ve turistik değerleri gerekse ülkemizin en büyük bölgesel kalkınma projesi olan ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin gelişmesi için hayatî önem taşıyan GAP'ın merkezi konumunda bulunması nedeniyle, en önemli illerimiz arasında yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP'ın uygulamaya konulmasıyla birlikte, il genelinde ve şehir merkezinde, sanayi, ulaşım, eğitim, sağlık, turizm ve benzeri alanlarda büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Buna bağlı olarak, 1990 yılında 276 000 olan il merkez nüfusu, 1997 sayımında da 430 000'e ulaşmıştır. Bu, ülke genelinde, şehir merkezi itibariyle en yüksek artışı ifade etmektedir. 1990 yılında iller arasında nüfus büyüklüğüne göre 13 üncü sırada yer alan İlimiz, 1997 yılında 9 uncu sıraya yükselmiş, bu durum, Şanlıurfa'yı ve il merkezini, ülkemizin en önemli merkezlerinden biri konumuna getirmiştir.

GAP, sadece ülkemiz için değil, başta komşu ülkeler olmak üzere, diğer ülkeler için de önemlidir. Bölgedeki ve ildeki gelişmeler, diğer ülkelerin, hemen her alanda yatırım arzularını artırmaktadır; bu durum, ili, uluslararası merkez konumuna getirecektir.

Şanlıurfa'nın altyapısından ve şehirleşmesinden bahsetmek istersek, kısmen tarım alanları, altyapının görülmeyeceği kıraç, dağlık alanlar, hızla gecekondulaşmaktadır. Şehrin yüzde 75'i sağlıksız şartlarda gecekondulaşarak, yapılar yapılmaktadır.

İşte, hızla nüfus artışı ve gecekondulaşmayla, belediyemizin mevcut bütçesi, makine parkı ve İller Bankasından gelen istihkakının şehre yetmesi mümkün olmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜKAR İZOL (Devamla) – Sayın Başkan, 1 dakika süre verir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun efendim; toparlayın lütfen.

ZÜLFÜKAR İZOL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şanlıurfa İlimizde, son yıllarda meydana gelen ekonomik, sosyal gelişmeler, şehrin 1580 sayılı Belediye Kanunuyla yönetilmesini güçleştirmekte, büyükşehir belediyesi statüsüne alınmasını zorunlu kılmaktadır. Şanlıurfa İlinde Büyükşehir Belediyesi Kurulması Hakkında Kanun Teklifini destekliyorum ve Yüce Meclisten, bütün gruplardan ve değerli kardeşlerimden destek bekliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İzol.

Şimdi, söz sırası, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Güneş'te.

Buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET GÜNEŞ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Şanlıurfa'da büyükşehir belediyesi kurulmasıyla ilgili teklifin doğrudan gündeme alınması hakkındaki görüşlerimi Yüce Heyetinize arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şanlıurfa İlimiz, ülkemizin en büyük ve dünyanın sayılı projelerinden olan GAP'ın merkezi konumundadır. Bu büyük projenin külfetini sırtında taşımasına rağmen, şu ana kadar nimetlerinden yeterince istifade imkânına kavuşturulmamıştır. Yapılan son nüfus sayımına göre, ilin nüfusu 411 000 olarak tespit edilmiştir; ancak, gerçekte bu nüfus 650 000 civarındadır. Yapılan bir araştırmaya göre, yıllık 40 000 göç alan Şanlıurfa İlimiz, 2020 yılında Türkiye'nin üçüncü vilayeti olma konumundadır.

Ne var ki, mevcut şehirleşme ve sosyal yapılaşma, bu nüfus yoğunluğunu kaldıracak güçte değidir. Bunun nedeni ise, yıllardan beri uygulanan yanlış belediyecilik anlayışı ve en önemlisi, belediyenin kısıtlı imkânlarıdır. Güneydoğu Anadolu Projesinin büyük bölümü uygulamaya geçmiştir. Bölgemizde sanayi yatırımları hızlandırılmıştır. Bölgede, terörden uzak, huzurlu bir ortam hâkimdir. Bütün bu nedenler, Şanlıurfa'ya yoğun göç talebini artırmıştır. Hatta, işsizlik sonucu, geçmişte bölgeden büyük şehirlere göç etmiş olan insanlar, iş imkânlarının açılması sonucu bölgeye geri dönmüştür. Bu da, şehrin yüzde 75'lerine varan gecekondulaşma ve sağlıksız kentleşmeye yol açmıştır. Mevcut belediyenin ne bütçesi ne makine parkı ve ne de İller Bankasından aldığı pay, Güneydoğu Anadolu Projesine paralel olarak, şehrin modernleşmesine yeterli değildir.

Bundan dolayı, Şanlıurfa İlimizin büyükşehir belediyesi statüsüne kavuşturulması gereklidir. Bu hizmetin, mevcut saygıdeğer Meclise nasip olmasını istiyoruz. 20 nci Dönemde bu konuda hazırlanan tasarı Meclise sunulmuş ve gündeme alınmıştı; ancak, erken seçim kararı alınması nedeniyle Yüce Mecliste görüşülmemişti. Bu dönemde, tasarı, tarafımızdan kanun teklifine dönüştürülerek, yüksek huzurlarınıza tekrar getirilmiş bulunuyor. Tarihi büyük, ovaları büyük, barajı büyük, GAP'ı büyük bu aziz şehrimize "büyükşehir" unvanını çok görmeyeceğinizi umuyoruz. Bu konuda, Yüce Meclisin desteğini bekliyor, yardımlarınızı talep ediyoruz.

Tarihî, dinî ve sosyal tüm tecrübeleri yaşamış ve 2000'li yılların dirilişini yaşamaya hazır Şanlıurfa adına duyduğunuz güven ve desteğe şükranlarımızı arz ediyorum, hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun efendim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Oylamaya geçmeden önce bir cümle ifade etmeme müsaade eder misiniz?

BAŞKAN - Oylamaya geçtim efendim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Bir cümleyle müsaade ederseniz.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkanım, hükümetimiz, Şanlıurfa İlimizin, GAP bölgemizin en önemli ili olan Şanlıurfamızın büyükşehir olması statüsünü müspet olarak getirecektir. Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak değerli milletvekillerimizin bu önerisini müspet olarak karşılıyoruz ve oy vereceğimizi belirtiyoruz.

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir efendim.(Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.

VI. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – Çevre Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Çevre Komisyonunda boş bulunan ve Fazilet Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir efendim.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçiyoruz.

VII. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, TBMM Kütüphanesine alınması yasaklanan basılı yayın olup olmadığına ve Meclisçe hazırlanan “Basında Bugün” adlı yayına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi ve TBMM Başkanvekili Mehmet Vecdi Gönül’ün cevabı (6/146)

1-Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, TBMM Kütüphanesine alınması yasaklanan basılı yayın olup olmadığına ve Meclisce hazırlanan “Basında Bugün” adlı yayına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi ve TBMM Başkanvekili Mehmet Vecdi Gönül'ün cevabı (6/146)

BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan, Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, TBMM Kütüphanesine alınması yasaklanan basılı yayın olup olmadığına ve Meclisce hazırlanan "Basında Bugün" adlı yayına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

Soruyu cevaplandıracak Başkanvekilimiz?.. Burada.

Soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın, Başkanlığınız tarafından, sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Musa Uzunkaya Samsun

1- Yurt içinde yayın ve satışı yasaklanmamış olmasına rağmen, TBMM Kütüphanesine girmesi Başkanlığınızca yasaklanmış gazete veya dergiler var mıdır, varsa bu uygulamanın sebebi nedir?

2- TBMM Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünce hazırlanan "Basında Bugün" adlı bültene haber ve köşeyazısı derlenirken kıstas nedir? Kamuoyunda "Kartel Medyası" diye bilinen gruba ait haber ve yorumlara bu yayında büyük ağırlık verilmesi (örneğin, 3-4 Ağustos tarihli bültenler) yönünde Başkanlığınızın bir kararı var mıdır?

3- Adı "Basında Bugün" ve amacı günceli takip olan bu yayının kapak sayfasından, yayın hayatında bulunmayan gazete logolarının çıkarılarak, yayında olanların logolarının ilavesi mümkün müdür?

BAŞKAN – Meclis Başkanımızın yerine, Başkanvekilimiz cevaplandıracaklardır.

Buyurun Başkanım.

TBMM BAŞKANVEKİLİ MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya'nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine alınması yasaklanan basılı yayın olup olmadığına ve Meclisce hazırlanan "Basında Bugün" adlı yayına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yönelttiği sözlü soru önergesini cevaplandırmak üzere huzurlarınızdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

1 inci soruya verilecek cevap şöyle olabilir:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine alınacak yayınları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine Satın Alınacak Yayınlar ile Kütüphaneden Yararlanma Yönetmeliğinin 3 üncü maddesine göre, Başkanlığımız tarafından seçilen 1 başkanvekili, 1 idare amiri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunun kendi üyeleri arasından seçeceği 1 üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri ve Kütüphane Müdüründen oluşan 5 kişilik Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane Kurulu tespit etmektedir. Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 1989 yılı sonrasında da, kütüphanenin kurulduğu 28 Eylül 1920 tarihine kadar uzanan süreçte de, yayın alımları, hep Kütüphane Komisyonu aracılığıyla yürütülmüştür.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesinin amacı, 22.1.1976 tarih ve 1934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kitaplığı Kanununun 1 inci maddesinde şöyle belirtilmiştir: "Türkiye Büyük Millet Meclisi Kitaplığı, üyelere yerli ve yabancı yayınları en geniş çerçevede izleme olanağı sağlayan ve görevleri nedeniyle meclislerde duyulacak her türlü bilgi edinme ihtiyacını karşılayan bir kuruluştur." Belirlenen amacın yerine getirilebilmesi için, 1934 sayılı Yasanın 8 inci maddesiyle "2527 sayılı Basmayazı ve Resimleri Derleme Kanunu hükümlerine giren her türlü basmayazı ve resimlerden birer nüshayı, basımevciler, adı geçen kanun hükümlerine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kitaplığına gönderilmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığı emrine vermeye zorunludurlar" hükmünü getirmiştir.

Koleksiyondışı bırakılacak olan yayınlar için de, aynı maddenin son fıkrasıyla şu hüküm getirilmiştir: "Bu yolla derlenen yayınlar, Kitaplık Karma Komisyonu tarafından değerlendirilir ve amaçdışı kalanlar Kütüphane Genel Müdürlüğüne devredilir." 1934 sayılı Yasa, 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, Kütüphanenin, Derleme Yasasının hükümlerinden yararlanması, 1919 sayılı Yasanın 15 inci maddesiyle güvence altına alınmıştır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, kurulduğu tarihten beri komisyon tarafından yürütülen yayın sağlamada, daima amaca hizmet edebilecek yayınların alımı esas tutulmuş, çocuk kitapları, teknik ve tıp kitapları gibi amaca hizmet etmeyecek yayınlarla moda-magazin gibi süreli yayınların koleksiyona alınmaması dışında hiçbir kısıtlama yapılmamıştır. Yaklaşık 300 000 yıl/kitap ve 60 000 cilt gazete ve dergiden oluşan koleksiyonun büyük çoğunluğu, hukuk, ekonomi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, tarih, coğrafya, felsefe, sosyoloji dallarında eserlerden oluşmaktadır.

Yer sıkıntısı başlayan kütüphanede, rafların ihtiyaç duyulmayacak magazin türü yayınlarla doldurulması düşünülmemektedir; bunlara, siyasî içeriği olmayan şiir kitapları ile hikâye ve romanları da ekleyebiliriz.

Sayın milletvekillerinin kütüphaneden nasıl istifade edecekleri hususu, bir ufak broşürle duyurulmuştur.

2 nci sorunun cevabı:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünce hazırlanmakta olan "Basında Bugün" adlı bültenin hazırlanması sırasında, yurt çapında yayım yapan 22 gazete taranmaktadır. Bu tarama sonucu seçilen haber ve yorumlar bültene alınmaktadır. Bu seçimde, gazetelerin günlük satış rakamları etkili olmaktadır. Bu rakamlar, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce hazırlanan raporlarda yer almakta ve rakamların takibi, Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünce aylık olarak yapılmaktadır. Seçilen haberin genel kamuoyunu ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaktadır. Genel kamuoyunu yakından ilgilendiren haberler seçilmekte, aynı haberin birden fazla gazetede yayımlanması durumunda, o haberi en geniş biçimde işleyen gazete tercih edilmektedir. Bunların ötesinde uygulanmakta olan bir başka kıstas da, tabiî olarak, haber ve yorumların Yüce Parlamentomuzu ve sayın milletvekillerimizi ilgilendirmesi oluşturmaktadır. Bu haber ve yorumların seçiminde de, konunun işleniş biçimi etkili olmaktadır.

Dolayısıyla, herhangi bir gruba ait gazetelerde yer alan haber ve yorumlara ağırlık verilmesi yönünde Başkanlığımızca verilmiş bir karar bulunmamaktadır. Ayrıca, yukarıda bahsedilen kıstasların hassasiyetle ve tarafsız olarak uygulanması için ilgili birime talimat verilmiştir.

3 üncü sorunun cevabı:

"Basında Bugün" adlı bültenimiz, bu yasama yılı başından itibaren yeni kapağıyla basılmaktadır.

Soru sahibi Sayın Milletvekiline ve Yüce Meclise saygıyla sunulur. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gönül.

2. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline yapılan telekom ve posta hizmetlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün cevabı (6/180)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline yapılan telekom ve posta hizmetlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Burada.

Soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Ulaştırma Bakanı Sayın Enis Öksüz tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Zülfükar İzol Şanlıurfa

Sorular:

1- 1997 ilk altı ayı

1997 ikinci altı ayı

1998 ilk altı ayı

1998 ikinci altı ayı

1999 ilk altı ayında

Bakanlığınızca, Şanlıurfa İline yapılan Telekom ve Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü hizmetleri nelerdir, açıklar mısınız?

2- Söz konusu dönemlerde kaç tane yeni telefon santralı kurulmuştur, açıklar mısınız?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İline 1997, 1998 ve 1999 yıllarında verilen belli başlı hizmetler ve yapılan yatırımlar, Türk Telekom ve Posta İşletmesi Genel Müdürlüklerimiz itibariyle şu şekildedir:

A- Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünce verilen hizmetler:

1997 yılında, Şanlıurfa İline 12 310 hat, 1998 yılında 12 695 hat, 1999 yılında ise 9 738 hat kapasiteli santral ilavesi yapılmıştır.

Tesis edilen şehiriçi şebeke kapasitesine, 1997 yılında 194 990 adet prensipal, 235 860 lokal, 1998 yılında 221 570 prensipal, 268 040 lokal, 1999 yılında ise 242 800 prensipal ve 282 170 lokal hat ilavesi yapılmıştır.

1997 yılında 311 kilometre, 1998 yılında 391 kilometre, 1999 yılında ise 445 kilometre fiberoptik kablo tesis edilmiştir.

1997 yılında, 2 adet alıcı - verici; yine, 1998 yılında 2 adet alıcı - verici ve 1998 yılında ise, 24 adet alıcı - verici radyo-ling sistemi kurulmuştur. Ayrıca, 1999 yılında, 1 adet radyo verici sistemi kurularak hizmete verilmiştir.

1997 yılında, 13 340 adet telefon abonesi; 1998 yılında, 12 070 adet telefon abonesi ve 1999 yılında ise, 10 861 adet telefon abonesi ilavesi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, 1997 yılında, 8 adet telefon santralı; 1998 yılında, 11 adet telefon santralı ve 1999 yılı eylül ayı sonu itibariyle 9 adet yeni telefon santralı kurularak hizmete verilmiştir.

Eylül 1999 sonu itibariyle, internet bağlantıları için, 1 adet TURNET-TTNET erişim noktası sağlanmıştır.

Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce verilen hizmetler:

1997 yılının ilk altı ayında 8 682 000 000 liralık yatırım harcaması yapılmış olup, 10 kilovatlık kesintisiz güç kaynağı temin edilmiştir. 1997 yılının ikinci altı ayında 237 150 000 liralık yatırım harcaması yapılmış olup, bu dönemde Siverek Posta Hizmet Binası tamamlanmış ve Şanlıurfa Başmüdürlüğüne bağlı 4 işyeri APS hizmetine, 5 işyeri de Telepost hizmetine açılmıştır.

1998 yılının ilk altı ayında 576 174 000 liralık yatırım harcaması yapılmış; Siverek Merkezi Misafirhanesi için 508 000 000 liralık ödenek tahsis edilmiş ve Şanlıurfa Başmüdürlüğüne bağlı 8 işyeri APS hizmetine açılmıştır. 1998 yılının ikinci altı ayında ise, 4 836 919 000 liralık yatırım harcaması yapılmış olup, 7 adet terazi, 2 adet ücret alma makinesi, 10 adet motosiklet ve 5 kwa'lık kesintisiz güç kaynağı temin edilmiştir.

1999 yılının ilk altı ayında 147 085 000 liralık yatırım harcaması yapılmış; 30 adet gişe tipi sandalye, 50 kwa'lık grup elektrojen (jeneratör) alınmış olup, 18 araç için kiralık taşıt yetkisi verilmiştir.

Halkımıza daha kaliteli ve süratli hizmet sunmak amacıyla, 1995 yılından bu yana "Gişe Otomasyonu Projesi (Havale-Çek)" adı altında sürdürülen proje kapsamında, 26.10.1999 tarihi (bugün) itibariyle, Şanlıurfa İlimizde, Şanlıurfa Posta Telgraf Merkez Müdürlüğü otomasyona açılmış olup, burada, havale, çek işlemleri bilgisayar ortamında sürdürülmektedir.

1999 yılı yatırım programı uyarınca Siverek Posta İşletmesi Merkez Müdürlüğü de otomasyona açılacaktır.

2000 yılı yatırım programı uyarınca ise, Birecik, Akçakale, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Hilvan, Suruç ve Viranşehir Posta İşletmesi Merkez Müdürlüklerinin de, söz konusu proje kapsamında otomasyona açılması planlanmıştır.

Bilgilerinize arz eder, Yüce Meclisimizin üyelerini saygılarımla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru cevaplandırılmıştır.

3. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İli Hilvan İlçesinin kapalı spor salonu ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/182)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, Şanlıurfa İli Hilvan İlçesinin kapalı spor salonu ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

4. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline enerji alanında yapılan hizmetlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/183)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İline enerji alanında yapılan hizmetlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

5. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde sağlık alanında yapılan hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/184)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde sağlık alanında yapılan hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

6. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa İlinin doktor ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/185)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, Şanlıurfa İlinin doktor ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

7. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Siverek Devlet Hastanesinin uzman doktor ve personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/186)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, Siverek Devlet Hastanesinin uzman doktor ve personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?..

SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yazılı cevap vereceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan geldiler; ama, bütün sorularınıza yazılı cevap verecekler efendim.

Bütün sorulara, değil mi Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Lütfederseniz...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru ertelenmiştir.

8. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde içmesuyu amaçlı yapılan tesis ve kuyu sayısına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/187)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde içmesuyu amaçlı yapılan tesis ve kuyu sayısına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

9. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde yapılan köy yollarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/188)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, 1997-1999 yılları arasında Şanlıurfa İlinde yapılan köy yollarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

10. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/189)

BAŞKAN – Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan veya Sayın Başbakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

11. – Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, Kıbrıs görüşmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/190)

BAŞKAN – Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu'nun, Kıbrıs görüşmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi...

Sayın Başbakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

12. – Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, ekolojik tarıma yönelik çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/191)

BAŞKAN – Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu'nun, ekolojik tarıma yönelik çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

13. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, Şanlıurfa merkez ve köylerindeki öğretmen ve okul ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/181)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un, Şanlıurfa merkez ve köylerindeki öğretmen ve okul ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi...

Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz. (Gürültüler)

Sayın milletvekilleri, sesiniz çok fazla çıkıyor ve ben kendi sözümü duyamıyorum.

VIII. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. – İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş ve 43 arkadaşının, Kızılay’ın sorunlarının araştırılarak gelir kaynaklarının daha etkin kullanılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/73)

2. – Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 21 arkadaşının, Türkiye Kızılay Derneğinin gelir kaynaklarının ve faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/74)

BAŞKAN – Şimdi, biraz önce alınan karar gereğince, İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş ve 43 arkadaşı ile Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 21 arkadaşının Türkiye Kızılay Derneğinin gelir kaynaklarının daha etkin kullanılması ile sorunlarının ve faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak öngörüşmelerine başlıyoruz.

Hükümet?.. Burada.

Önergeler daha önce okunduğu için tekrar okutmuyorum.

İçtüzüğümüze göre, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahiplerine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri; hükümet ve gruplar için 20'şer dakika, önerge sahipleri için 10'ar dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Şu ana kadar Sayın Okumuş'tan başka söz isteyen olmadı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Nazif Okumuş; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

MHP GRUBU ADINA NAZİF OKUMUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustosun hemen ardından Türkiye'nin gündemine bomba gibi oturan bir konuda bugün ilk adımları atıyoruz; ama, o ortamda çok hassas olduğu ısrarla ifade edilen bir konuda, parti gruplarının da maalesef refleksinin kayıp olduğunu üzülerek hepimiz müşahede ediyoruz.

Hepimiz için son derece önemli ibret dersleri sunan 17 Ağustostaki korkunç deprem felaketinin bize hatırlattığı acı gerçeklerden biri de, Kızılayımızın içinde bulunduğu durumdur. Bu yüzden, inanıyoruz ki, eğer, toplum olarak, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, güncel esintilerin esareti altına girmeden meselenin üzerine gidebilirsek, 2000'li yılların Kızılayını yeniden yapılandırabiliriz, 125 yıllık Kızılaya yeniden gönüllerde taht kurdurabiliriz. Doğrusu, bu, belki, derin bir zihniyet devrimi gerektireceği için, çok insana zor görünebilir; ancak, Marmara depremindeki Kızılay tablosuna baktığımız zaman, hadisenin günübirlik ve beylik önerilerle geçiştirilebilir türden olmadığını hep birlikte görürüz.

Değerli milletvekilleri, dürüstçe ve yıkıcı olmaktan ürpererek konuyu tartışabilmemiz gerekir. Aslında, Kızılayı müzakere etmek, pek çok bakımdan örnek bir çalışma olmalıdır. Daha açıkçası, şu Kızılay olayı, doğrudan, Yüce Meclisimiz için, bir laboratuvar niteliğinde, değerinde olmalıdır. Neden; çünkü, bu olay üzerine, Meclisimiz, özel bir yaranın nasıl iyileştirileceğini prova edecek, belki de bütün bir ülkeyi yeniden yapılandırmanın pilot uygulamasını gerçekleştirme fırsatını yakalayacaktır; tabiî, eğer, hepimiz, bütün parti grupları bu gözle bakabilirse...

Bir an için düşünelim; elimizde vazgeçilmez bir kurum var; ama, bu kurum çökmüş bulunmaktadır. Her bakımdan sağlam yanı bulunduğunu farz etsek bile, moral bakımından içine sürüklendiği çökmüşlük, telafi edilmesi zor, mümkün olmayan ve son derece sıkıntılı bir yapılanma... Bir kere, bu aziz millet, böyle bir atmosferde Kızılay için kolay kolay kılını kıpırdatabilir mi? Bu ne demektir; bu, bütün toplumlar için varlığı kaçınılmaz olan bir kurumu fiilen yitirme tehlikesiyle karşı karşıyayız demektir. Bugünden sonra, Kızılaya, kimler, hangi inançla bağışta bulunabilir? Kim bu kurumun hayır yapabileceğine inanarak desteğini sürdürür veya yoğunlaştırır? Öyleyse, Kızılay için silah zoruyla para toplayan gruplar mı ihdas edeceğiz ki bu kurumu ayakta tutalım ya da çete mantığından farkı olmayan yasal kılıflar uydurarak Kızılaya zoraki kaynaklar sağlamaya devam edecek ve çökmüş bir kurumun vebalini daha da büyütecek miyiz?!

Değerli milletvekilleri, bunun için, öncelikle ve özellikle vurgulamak istiyorum ki, yıkıcı olmadan yapabilme yeteneğimizi göstermeli, bu Kızılay hadisesini bir laboratuvar olayı şeklinde değerlendirerek, topluma çökmüş bir kurumun nasıl ihya edileceğinin örneklerini sunabilmeliyiz. Tartışmamız, bu amaca yönelik olmalıdır. Yoksa, burada, Kızılayı karalama yarışı çok geçerli bir iş olsa, bizim dilimize de çok çarpıcı ifadeler gelebilir ve şu anda, enkaz durumunda olan bir kuruma saldırmayı da, hepimiz, inanıyorum ki, onurlarımıza yediremediğimiz için, eleştiri faslı, sadece, inşallah, bütün partilere ait gruplarımızın, değerli milletvekillerimizin onayı gerektiğinde, onayı gerçekleştiğinde oluşturulacak komisyonumuz tarafından yapılacaktır; dolayısıyla, ben de, bu faslı geçmek istiyorum.

Şimdi, bizler burada üzüm yemek için mi, bağcıyı dövmek için mi bulunuyoruz? Eğer bağcıyı dövmek için buradaysak, hep birlikte Kızılayın üstüne çullanabiliriz; hatta, gelenin gideni aratacağını bile söyleyebiliriz ve hep bir ağızdan da başlayabiliriz. Neye; eski başkanın istifasının hiçbir anlam ifade etmediğini, yerine gelen kişinin aynı kafa yapısına sahip, çağı geçmiş, enerjisi bitmiş bir zat olduğunu; başka, başkalarının deyimiyle, Kızılayı bir dinazor takımının yönettiğini; başka, bu şartlar altında hiçbir şeyin değişmeyeceğini, her şeyin eski tas eski hamam düzeniyle gideceğini hep birlikte söyleyebiliriz.

Muhterem milletvekilleri, takdir edersiniz ki, bunları söylemekle, kahvehane köşesinde ucuz vatan kurtarıcılığı yapan entel zevatıkiramdan farklı bir iş yapmış olabilir miyiz?! Mesele, yıkıcı olmadan, radikal değişiklikler yapabilme hünerindedir. Bu Yüce Meclisin o yetenekte olduğunu topluma ıspatlamak zorundayız. Yıkmadan, dökmeden, kıymadan, yeniden yapılandırmanın mümkün olabileceğini ve bunun da bulunduğunu, Kızılay örneğinde ortaya koyabilmeliyiz. Koyabilmeliyiz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, 21 inci Yüzyıl şartlarına uymayacak yanlarını, çağdışı ve hantal yönlerini düzeltebileceğimize dair bir inanç oluşsun. Böylece, toplumun, Türk Milletinin, bu Yüce Meclise ve bu Yüce Meclisin bireyleri olarak değerli parlamenterlerimize güveni, demokrasiye de inancı pekişsin.

Değerli arkadaşlarım, Kızılayı tartışırken, lütfen yaratıcı olmaya çalışalım. Öneriler, çözümler, yaklaşımlar üzerinde duralım ve üretkenliğimizi belgeleyelim, kararlılığımızı da gösterelim. İnanıyorum ki, bizler, sizler ve hepimizin bu konuda ilke planında birtakım fikirler üzerinde durmaya öncelik verdiğimizi yüce takdirlerinizle paylaşmış bulunuyorum. Bu konuda ilke planında ne gibi yönelime ihtiyaç bulunduğunu belirtmek bakımından bir örnek vermek istiyorum. Bugün, ilkokul kitaplarımızda sınıflardaki kol etkinlikleri anlatılırken Kızılaydan da bahsedilir. Bilindiği gibi, okullarımızda bir Kızılay kolumuz vardır. Nedir bu kolun görevleri; Kızılay kolundaki öğrenciler, yardım toplar, yoksul öğrencileri tespit eder, onlara yardım ulaştırır. Evet, ilkokul kitaplarımızda böyle yazıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu kadar çarpıcı bir belge zor bulunur. Düşünün, yukarıda birileri Kızılayın nasıl perişan durumda olduğunu tartışıyor, yani, biz, bugün, Kızılayın neredeyse kökünün kazınmasını isteyen konuşmalara, tepkilere, öfkelere de şahit olabileceğiz veya bundan böyle bu tür bir anlayışa sahip olabileceğiz ve çocuklarımız ise, beri tarafta, ödevlerini yaparken, Kızılay kolunu, kutsal bir kurumun uzantısı gibi görüp algılayacak ve ödevlerini yaparken, sıkıntıya düşecekler. Bizler evimizdeysek çocuğumuz soracak: "Baba, Kızılay koluna seçildim, neler yapmam lazım?" Komediye bakar mısınız; ne yaparsınız böyle bir durumda?! Onun için, biz, burada Kızılayı yerden yere vururken, evde çocuğumuz böyle bir soruyla geldiği zaman, o anı kurtarmak için hiçbir sorunu bulunmayan bir hayır kurumunu anlatır gibi çocuğumuzun ödevine yardımcı mı olacağız, yoksa "evladım, boşversene onu... Oraya şöyle şöyle yaz; ama, Kızılay gerçekte bir hayır kurumu olmaktan çıktı, gel, sana bu işin aslını anlatayım" der miyiz; dememiz doğru olur mu?! Eğer dersek, evlatlarımızın beynindeki hayırseverlik damarını tahrip etmiş olmaz mıyız; ama, demedik, yutkunduk ve hiçbir şey olmamış gibi konuştuk, yavrularımızın ödevlerine yardımcı olduk. O zaman da, bir anlamda kendi beynimize ve vicdanımıza haksızlık etmiş olmadık mı; kara bildiğimiz bir şeyi, anlık zorunluluklardan ötürü beyaz gibi gösterdik veya rengi üzerinde hiç durmadık, geçiştirdik.

İşte, sayın milletvekilleri, bizim çıkmazımız da burada düğümleniyor. Hayatımızı bir bütün olarak ele almak, yöneldiğimiz somut vakaları değerlendirirken, iyileştirme çabalarını sağlam temeller üzerine oturtmak durumundayız. Bu toplumun tepesi ile eteği, başı ile dibi, üstü ile altı, çocuğu ile yaşlısı arasında çağlar ve dağlar var. Böyle bir ortamda, Kızılayın yeniden yapılandırılmasının, mutlak surette, yasal zeminden başlayan bir düzenleme gerektirdiği açıktır. Çocuklarımızın kafasındaki hayır kurumu makamını yıkmadan, onun için, Kızılayı yeniden onarmak durumundayız; halkın gözünde sıfırlanan itibarını geri getirecek şekilde onarmak zorundayız. Böyle bir hedefe varmak için, inanıyorum ki, ilk ve temel şart, Kızılayın, Yüce Meclisin denetimine tabi olması en önemli adım olacaktır. Efendim, bazıları diyebilir ki, bu toplumda, özellikle birkısım medyanın estirdiği rüzgârın etkisiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bile saygınlığı tartışılırken, buraya odaklanacak bir denetim ne derece güven verebilir, güven uyandırabilir.

Değerli arkadaşlarım, iddia ediyor ve inanıyorum ki, bu ülkede, bu Yüce Meclisin denetimi kadar kutsal bir denetim kurumu yoktur. Bu ülkenin, Meclis kadar şeffaf başka bir kurumu da yoktur. İyi değerlendirelim, bu Meclis, medyadan da daha şeffaftır. Öyleyse, bu Meclisin denetimi kadar güven verici hiçbir denetim olamaz. Dolayısıyla, Kızılayın denetimi, mutlak surette, özel bir çalışma grubu çerçevesiyle, Meclisin elinde, Meclisin gündeminde olmalıdır. Kuşkusuz, burada, Meclisimizin genel denetim misyonu çerçevesinde bir denetlemeyi kastetmiyorum, özel bir ilgiden söz etmeye çalışıyorum. Kızılay, bu ülke için vazgeçilmez bir ihtiyacın adıdır; 125 yıllık kurumsallaşmış bir ihtiyacın adıdır. Bugün, böyle değilse, böyle olmaktan çıkmış veya çıkarılmışsa bile, gerçek değişmez; Kızılay, bu ülke için vazgeçilmez bir ihtiyacın adı olmaya da devam edecektir, etmelidir.

Bu kurumu adam etmekten, asla vazgeçemeyiz; ama, bunun için Meclisimizin ilgisini sürekli ve kurumsal hale getirmek zorundayız. Mesela ilkokullarımızda bir Kızılay kolu var da, bu Yüce Meclisin bünyesinde, neden daimi bir Kızılay komisyonu olmasın? Eğer böyle bir düzenleme yapabiliyorsak, yapabilirsek, o zaman Kızılay da, Meclis gibi medyamızın gözü önünde, dolayısıyla kamuoyunun gözü önünde bütünüyle şeffaf hale gelebilecek; gelecektir.

Burada şahsî bir kanaat olarak şunu vurgulamak istiyorum: Kızılay ve benzeri kurumlar, cumhuriyetin başlangıcındaki şartların doğal ve haklı olarak gerekli kıldığı o zamanki yapılanış biçimlerinden kurtarılmadıkça cumhuriyeti geliştirme davasına da ihanet edilmiş olacaktır. Bu da, Kızılayın yarıresmî bir kurum olmaktan çıkarılması, sadece birilerinin tekelinde, o birilerinin anlayışında ve o milletin vicdanından, hayat anlayışından kopuk, birilerinin tekelinde bir kurum olarak, kuruluş olarak devam etmesine sebep olacaktır. Onun için, Kızılayı, gerçek sivil bir toplum örgütü haline nasıl dönüştürebiliriz, bu dönüşümü nasıl sağlayabiliriz ve bu milletin vicdanını ilelebet nasıl rahatlatabiliriz, bunun ilk adımlarını atabilir miyiz... Bugün, inanıyorum ki, burada ilk adımı atarak, Yüce Meclis bunun tartışmasını başlatacaktır.

Doğrusu, o dönemlerde; yani, cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde, bir hayır kurumunun kadrolarını bir üst düzey özel iradeyle seçmek, şartların gereğiydi; ama, bugün, artık Kızılayın özerkliğini ve sivil niteliğini mutlaka sağlamamız gerekir. Şu veya bu makama gelmiş bir veya birkaç zatın keyfî tercihleriyle atamalar yapacakları arpalık kılıklı bir Kızılay, artık, tarihe karışmalıdır. Halkın bağrına bastığı, bu necip, bu Yüce Türk Milletinin içine bizzat girdiği, hizmetlerinden hem yararlandığı hem de hizmetlerine hizmet kattığı, bilfiil katıldığı bir hayır kurumu olarak yepyeni bir Kızılay doğmalıdır. Bunu gerçekleştirmek de, bu milletin temsilcilerinin yer aldığı bu Yüce Meclisin borcudur diye düşünüyoruz. Onun için, bugün, bu Yüce Parlamentonun çatısı altında yerini almış beş güzide siyasî partimizin içerisinde bulunan bütün milletvekillerimizin arzu ve isteğiyle, temsilci arkadaşlarımızın imzalarıyla bir teklif gündeme geldi, o teklif adına, milletvekili arkadaşlarım adına huzurlarınızda bulunuyorum.

Türkiye Kızılay Derneğinin, bugüne kadar, gerek Türkiye'de ve gerekse dünyanın her tarafında meydana gelen tabiî afet ve savaşlarda çok önemli görevler üstlendiği, çadır, ilaç, kan ve gıda yardımı gibi insan hayatının devamı için zorunlu ihtiyaçları karşıladığı, ülkemizde ve diğer dünya ülkelerinde binlerce insanın hayatını kurtarmış olduğu bir gerçektir.

Kızılay, son derece önemli bir gelir portföyüne sahiptir. Ülkemizin her yerinde değerli mülkleri olan kurumumuzun, menkul ve gayrimenkullerden oluşan mal varlığı ve yardımsever Türk Milletinin bağış ve katkılarıyla elde edilen gelirlerin artış oranıyla şu anda verilen hizmetlerin oranının bağdaşmadığı tartışmaları, Türkiye'de, özellikle Marmara depreminden sonra bir kez daha gündeme gelmiş ve o tartışmalar devam etmektedir.

17 Ağustosta yaşanan, "Marmara depremi" diye adlandırılan depremde, o coğrafyadaki insanların şahsında bütün milletimizin ve aslında, dünya insanlığının, kardeşlik örneği sergileyerek, ortaya koyduğu o tabiî refleks çerçevesinde, millî kuruluşumuz olan Kızılaya da sahip çıkmak, düzelterek ve yeniden yapılandırarak sahip çıkmak hepimizin görevidir. Bu itibarla, asıl amacı afetzedelere yardımda öncülük olan ve modern dünyanın yakaladığı hizmet standardını yakalayamadığı yaşanan bu tarihî deprem sonucunda ortaya çıkan Kızılay, kamuoyunun dikkatlerini üzerinde toplamıştır.

Değerli milletvekilleri sözlerimi bitirirken, yüksek huzurlarınızda şu noktaya da dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Bugün, şu kürsü, siyasî yarış yapılacak bir yer durumunda bulunmamaktadır. Yani, Kızılay karşısında muhalefeti ile iktidarı ile aynı çizgideyiz, aynı kulvardayız. Hepimiz olumsuzluktan yakınıyoruz ve düzeltilmesini istiyoruz. Burada, kimse, özel olarak Kızılayı savunmak durumunda değildir; olmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

NAZİF OKUMUŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Devletin hangi kademesinde, hangi yerinde olursa olsun Kızılaya, kardeş mantığı içerisinde, arkadaş veya dost mantığı içerisinde sahip çıkma gibi bir durumdan vazife çıkaracak anlayışa sahip bulunmamalıdır. Binaenaleyh, hepimiz olumsuzluktan yakınıyor ve düzeltilmesini istiyoruz. İktidar olarak böyle bir sorumluluk altında olmadığımızı da biliyoruz; muhalefetin de, Kızılaya bir kez daha, bir defa daha, olabildiğince sert ifadelerle saldırmayacağını ve siyasî bir rant elde etme gibi bir anlayışın içinde olmadığına da yürekten inanıyoruz. Öyleyse, iktidar ve muhalefet tamamen aynı çizgideyiz; bir iyileştirme istiyoruz. Bunda, tereddütsüz müttefikiz. Öyleyse, lütfen, bu müzakereyi önerilerle zenginleştirmeye çalışalım. Kızılayı, Yüce Meclisin önünde, huzurunda ve Yüce Meclisin -milletin temsilcileri olarak vicdanına havale etmiş- önüne gelmiş bir laboratuvar deneyi gibi değerlendirerek, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, 21 inci Yüzyıla göre dönüştürüp yeniden yapılandırabileceğimizi belgeleyelim. (Alkışlar)

Bu çağrıyla hepinizi selamlıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Okumuş.

Şimdi, söz sırası, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Esvet Özdoğu'da. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

Buyurun.

DSP GRUBU ADINA ESVET ÖZDOĞU (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Kızılay Derneğinin sorunlarının araştırılması, gelir kaynaklarının daha etkin kullanılması ve gerekli tedbirlerin alınması için verilen Meclis araştırması önergesi üzerinde, Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, hepinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, Atatürkçülüğün ve laik cumhuriyetin yılmaz savunucusu, dürüst, demokrat, değerli bilim adamı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın, cumhuriyet rejimine, birlik ve beraberliğimize düşman odaklarca öldürülmesini nefretle kınıyorum; ailesine ve Türk Ulusuna başsağlığı diliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Atatürk ilke ve inkılaplarını yıkmaya çalışan gaflet, dalalet ve hıyanet içindeki iç ve dış şer gruplar, karşılarında, her zaman, Türk gençliğini, Türk Ulusunu, Türk Ordusunu ve Türk Parlamentosunu tek bir yumruk halinde bulacaklarını unutmamalıdırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 tarihinde, hepimizin yüreğini yakan, hafızalarımızdan asla silemeyeceğimiz büyük bir felaket yaşadık. 7,4 şiddetinde ve 45 saniye süren deprem, Marmara Bölgesindeki birçok yerleşim alanını yerle bir etti. Bugüne kadar, resmî olarak, öldüğü tespit edilen 18 000 canımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve yaralı olarak kurtulan 40 000 yurttaşımıza acil şifa diliyoruz.

Deprem bölgesine yardım etmek için yarışan, olağanüstü günlerde birlik, beraberlik ve özverinin en güzel örneklerini veren Yüce Türk Milletine teşekkür ediyoruz.

Enkaz altından bir can daha kurtarabilmek için, kurtulan canları tedavi etmek, yiyecek, giyecek ve barınma ihtiyaçlarınI sağlayabilmek için seferber olan sivil toplum örgütlerine, kamu kurumlarımıza, Zonguldak maden işçisi ve emeklilerine, kahraman ordumuza ve hükümetimize teşekkür ederiz.

Felaket günlerinde uluslararası dayanışmanın en güzel örneklerini veren, komşumuz Yunanistan, İsrail, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya başta olmak üzere, maddî ve manevî yardımlarını esirgemeyen yakın uzak bütün dost devletlere teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; depremin ilk şokundan uzaklaştığımız bugünlerde ortaya çıkan tablo şudur: Yaşadığımız bu büyük felaket, dünyada meydana gelmiş bu tür felaketlerin en büyüklerinden biridir. Depremin Marmara Bölgesi gibi nüfusu yoğun bir bölgede olması, hasar miktarını artırmıştır. Maddî hasarın 10 milyar dolar civarında olduğu belirtilmektedir. 75 000 civarında tam hasarlı binanın, yıkılarak, enkazının kaldırılması gerekmektedir.

Halen çadırlarda yaşayan 125 000 civarındaki yurttaşımızın kış şartlarından etkilenmemesi için, geçici iskân evlerine ivedi olarak ihtiyaç bulunmaktadır.

Tam hasarlı binalar için yeni yerleşim yerleri hazırlamak ve yapılacak kalıcı konutlar için yeni iç ve dış kaynaklar bulunmalıdır; geçmiş dönemlerin ağır faiz borç yükü altında olan bütçenin ne kadar zorlanacağı ortadadır.

Az hasarlı binalarda gerekli tamirlerin yapılmasını sağlayacak maddî imkânları sağlamak ve bu işleri yapabilecek yeterli sayıda teknik elemanı eğitmek gerekmektedir.

Bölgede ağır hasara uğrayan altyapıları yeni baştan tesis etmek gerekmektedir.

Deprem şokundan etkilenen yurttaşlarımıza gerekli rehabilitasyon hizmetleri verilmelidir. Bu bölgede yaşayan ve yaşamaya devam edecek olan yurttaşlarımızın ekonomik hayatlarının düzenlenmesi ve kendi ayaklarının üzerinde durmalarının sağlanması gerekmektedir.

Hepsinden önemlisi, böyle bir felaketi kendi çıkar amaçları için kullanmak isteyen şer grupları, deprem bölgesinde yapılan veya eksik yapılan hizmetleri abartarak ve saptırarak halka yanlı bilgiler ulaştırmakta, devlet kurumları, hükümet ve Parlamentonun yıpranmasına ve saygınlığını kaybetmesine çalışmaktadır. Oysaki, hükümetimiz, bu sorunların çözümü için gerekli bütün tedbirleri almıştır ve bu konudaki çalışmalar hızla devam etmektedir.

Bu büyük felakette çalışmalarını saygıyla anacağımız kurumlar olduğu gibi, kendilerinden beklenen hizmet ve performansı yerine getiremeyen kurumların da olduğu bir gerçektir. Bu kurumların denetlenmesi, sorumlularının yargılanmasının sağlanması, kurumun işlevini kazanması için gerekli tedbirlerin alınması acilen gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 inci Dönem milletvekilleri ve 57 nci hükümet çok büyük bir felaketin ekonomik ve sosyal yaralarını sarmak mecburiyetindedir. Bu, kolay bir iş değildir ve kısa zamanda tamamlanması oldukça zordur. Bu zor görev, ancak, yurttaşlarımıza yapılan hizmetlerdeki aksaklıkların neler olduğunu, nerelerde hatalar yapıldığını, bunları düzeltmek için neler yapılması gerektiğini açıkça anlatarak ve halkımızın desteği alınarak başarılabilir. Bugüne kadar başarılı çalışmalarıyla halkın takdirini toplayan 21 inci Dönem Parlamentosu, bundan sonra yapacağı özeleştiriler, araştırmalar ve ortaya çıkan hataların düzeltilmesiyle saygınlığını koruyacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu büyük felaketten, ülke olarak bazı dersler çıkarmak zorundayız. Bilime gereken önem verilmelidir. Afet yönetimi konusundaki eksik ve hatalarımızın düzeltilmesi gereklidir. Neden bu kadar çok can ve mal kaybına uğradık? Böyle bir felakette, hasarı en aza indirmek için neler yapmalıydık? Bütün toplumu ve kurumlarımızı, bu olaydan ders alıp, yeniden nasıl organize etmeliyiz? Gün, artık, gerçekleri bütün çıplaklığıyla konuşma ve çözüm üretme günüdür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizin yüzde 92'lik bir kısmı deprem kuşağında bulunmaktadır. Bu nedenle, sık sık tekrarlanan "depremle yaşamayı öğrenmeliyiz" cümlesi, depremdeki kayıplara alışmalıyız anlamında algılanmamalıdır, deprem kuşağında yapılan yapılaşmanın bilimsel gereklerini yerine getirmeliyiz anlamında algılanmalıdır.

Bu nedenle, tasarım aşamasından başlamak üzere, deprem şartnamelerine ve zemin etütlerine uygun binaların projelendirilmesi ve imalatlarının, deneyimli, teknik kadrolarca denetlenmesi sağlanmalıdır. Yapıda deprem sigortasının mecburiyeti, sisteme bir otokontrol getirecektir. İnşaat sektörü ve üniversitelerimiz, tümüyle depreme yönelik bir yeniden yapılanmaya gitmelidir. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, kontrol mekanizması için, sorumlu müşavirlik, mühendislik firmaları yetkili kılınmalıdır. İnşaatların yapımında meslek okulu mezunlarının kullanılması özendirilmeli ve zorlanmalıdır. Deprem konusunda Japonya ve Kaliforniya'daki uygulamalar örnek alınmalıdır.

Doğal afetler, adı üstünde, insanın engelleyemediği doğa olaylarıdır. Bu afetlere önceden hazırlıklı olan, gerekli önlemleri alabilen, afet halinde ve afetten sonra ne yapacağını bilen ülkeler, afeti en az hasarla atlatabilmektedirler. Amerika'da yaşanan Floyd kasırgası, gerekli tedbirler alındığı için, bir doğal afetin zararlarının en aza nasıl indirilebileceğini gösteren çok önemli bir örnektir.

Demek ki, deprem gibi önceden saptanması imkânsız gibi görünen bir tabiî afet bile, geçmiş bilimsel ve sosyal tecrübeler dikkate alındığında, en az hasarla atlatılabilecektir. Bunun için yapmamız gereken, yalnızca bilimin gereklerini yerine getirmektir. Bu konu üzerinde toplumun her kesiminde tartışma açılması, sebep-sonuç ilişkilerinin iyi belirlenmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; doğal afetleri az hasarla atlatmamız için alınacak tedbirlerin yanında, afetten etkilenen yurttaşlarımızın barınma, yiyecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarını zamanında ve etkin bir biçimde karşılayabilecek kuruluşlar arasında Kızılay başta gelmektedir. Ancak, son yaşadığımız depremle, Kızılayın da birtakım eksikliklerinin olduğu ve üzerine dikkatle eğilmemiz gerektiği ortaya çıkmıştır.

Kızılay, ülkemizin en önemli insanî yardım kuruluşudur ve en eski sivil toplum örgütüdür. Günümüzdeki adıyla Türkiye Kızılay Derneği 11 Haziran 1868 tarihinde Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti adıyla kuruldu; 14 Haziran 1877’de de Osmanlı Hilaliahmer Cemiyeti adını aldı. Ulusal Kurtuluş Savaşında yaptığı başarılı hizmetlerle büyük önderimiz Atatürk’ün takdirlerini kazandı. 1923’te cumhuriyet ilan edildikten sonra, yapılan ilk genel kurulda adı Türkiye Hilaliahmer Cemiyeti olarak değiştirildi. 1935 yılında adını cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün verdiği Türkiye Kızılay Cemiyeti ve 1947’de de Türkiye Kızılay Derneği adını aldı ve o tarihten beri hepimizin kısaca Kızılay olarak bildiği isimle faaliyetlerini yürütmeye devam etti.

Kızılay, bugün, 55 trilyonluk bütçesi, 2 000 çalışanı, sağlık merkezleri, dispanserleri, kan merkezleri, gençlik kamplarıyla ülkemizdeki büyük ve önemli kuruluşlardan birisidir. Bugüne kadar çok yararlı hizmetleri olmuştur. Örneğin, yakın geçmişte Kosova’ya yaptığı yardımlarla dünyanın takdirini kazanmıştır. Bundan sonra da, Kızılayın hem Türk Halkına hem de dünyanın her tarafında felakete uğramış ve yardıma muhtaç insanlara hizmetleri devam etmelidir.

Kızılay, bizlere, daha ilkokula başladığımız günden itibaren, her türlü afette ve savaş zamanında insanların yardımına koşan kutsal bir kurum olarak öğretildi. Halkımız gönüllü olarak Kızılaya paralarını ve mallarını bağışladı. İlkokullarda Kızılay kolları oluşturuldu, bağışlar, yardımlar toplandı.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 17 Ağustos depremiyle birlikte Kızılayın bu ölçekte bir afete karşı yeterli hazırlık içinde olmadığı ve Kızılayın yapısı ve yönetimi konusunda basın yayın organlarında çok çeşitli yayınlar yapıldı, iddialar ortaya atıldı. Kızılayla ilgili iddiaların boyutları gerçekten hepimizi üzdü ve endişelendirdi.

Kızılay, depremden sonra büyüteç altına alındı. Kızılayın, yaşanan deprem felaketi sonrasında, süratle hizmet götürecek bir yapıda olmadığı, malzeme niteliği ve sevkiyatı bakımından yetersizliği ortak kanı haline geldi. Bu iddialar, bütün vatandaşlarımızın gözünde kutsal bir kurum olan Kızılayın yıpranmasına neden oldu. Halkımız, haklı olarak, Kızılaya karşı bir güvensizlik duymaya başladı.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tür kuruluşlarda çalışmak ve bağış vermek, tamamen bir gönül işidir. İddialar araştırılmalı ve gerçekler ortaya çıkarılmalıdır. Bu iddiaların araştırılması, soruşturulması, sorumluların yargı karşısında hesap vermesi gerekir ki, halkımız yeniden güven duysun, gönül rahatlığıyla bağışlarını yapabilsin.

Kızılayla ilgili olarak gündeme gelen iddialardan sonra, kamuoyu, Kızılayda neler olup bittiğini, yöneticilerinin neler yaptığını, nasıl bir bütçeye sahip olduğunu ve bu bütçeyle neler yaptığını merak etti; basın yayın organları konuya el attı; Kızılayla ilgili birçok konu masaya yatırıldı. Sonuçta, Sayın Başbakanımız, Başbakanlık Teftiş Kurulunu Kızılayın bütün hesap ve işlemlerini incelemek ve denetlemekle görevlendirdi. Teftiş Kurulu, her açıdan Kızılayı masaya yatıracak, bütün hesap ve işlemlerine el konulacak ve geriye doğru ayrıntılı bir inceleme yapacaktır. Sonuçta, ortaya çıkacak rapora göre, Kızılayın yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi için harekete geçilecektir.

Bizim de, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, elbette ki, üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor. Anayasanın ve İçtüzüğün Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği araştırma yetkisini kullanarak, yüce halkın temsilcileri olarak bizlerin de, Kızılay hakkındaki bu iddiaları araştırıp, kamuoyuna doğru bilgileri yansıtmamız gerekmektedir.

Kızılay, hepimizin titizlikle koruması ve yıpranmaması gereken çok önemli bir kurumdur. Kızılayın hızla yeniden yapılandırılması ve bu kurumun birtakım kesimlerin çıkar sağladığı bir yer olmaktan çıkması gerekmektedir. Bu amaçla, Türkiye Kızılay Derneğinin tüm çalışmalarının gözden geçirilmesinde, daha sorumlu, daha verimli bir hizmet verebilmesi için alınacak çok yönlü önlemlerin araştırılıp ortaya konulmasında, kişisel kusuru olanlar varsa, bunların açığa çıkarılıp gereğinin yapılmasında kamu yararı olduğu ıktır. Bu nedenle, Demokratik Sol Parti olarak, bu araştırma önergesine olumlu oy vereceğimizi ifade ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Yüce Heyete saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdoğu.

Şimdi, söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi'de.

Buyurun Sayın Çelebi. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; huzurunuzda, rahmetli Ahmet Taner Kışlalı'ya suikastı gerçekleştiren insanları kınarken, onurlu ailesine sabır diliyorum. Allah'tan rahmet dilerken, Ahmet Taner Kışlalı'nın ruhunu şad etmek için, demokrasinin kökleşmesini sağlamak ve demokrasi kültürünü yaygınlaştırmanın önemli olduğunu, bu suikastı unutmamamız gerektiğini -toplum olarak unutmamamız gerektiğini- her gün sorgulamamız gerektiğini ve sonuç alınması, faillerinin yakalanması için bıkmadan, usanmadan sorgulamamız gerektiğini de belirtmek istiyorum.

Bugün, Kızılayla ilgili araştırma önergesi vesilesiyle, neden bir araştırma önergesi verildi ve neyi araştıracağız diye kendi kendime düşündüğümde, bu konuşmaya talip oldum; çünkü, 17 Ağustos öncesi Türkiye ile 17 Ağustos sonrası Türkiye, farklı iki Türkiye. Toplumun derinindeki talepleri ve toplumun düşüncelerini, duygularını bu depremde daha iyi anlama imkânı çıktı. Özellikle, dayanışma bilincinin, Türkiye'nin ve Türk kültürünün geleneğinde olan dayanışma bilincinin bu kadar yüksek olduğunu ve vatandaşların gelişmesinin, devletin yapısının ve çalışma düzeninin önüne geçtiğini gördük. Sivil toplum örgütlerinin daha organize çalıştığını, gönüllü insanların ve vatandaşların tek tek, Türkiye'nin acısına sahip çıktığını ve teknik bilginin ne kadar önemli olduğunu gördük. Teknik bilgi eksikliği, devlette, bir teknik devlet ihtiyacının ve devletin yeniden yapılanmasının ne kadar önemli olduğunu bize gösterdi.

Deprem öncesi, bunları sadece konuşuyorduk; ama, deprem, bence, fizikî deprem olmanın ötesinde, ciddî bir sosyal ve sivil deprem oldu; çünkü, enkaz kaldırma işi doğru dürüst yapılamadı, hâlâ yapılamadı. Denize enkaz artıkları döküldü, çevreye zarar verildi; bir iş çözülürken bir başka büyük soruna yol açıldı. Depremin acıları sarılamazken, sağlık problemleri ortaya çıktı. Çadırkentler plansız, programsız kuruldu, çukur yerlere kuruldu ve yağmur suları altında kaldı, Adapazarı'ndaki Yunuskent'in hali içler acısı... Hâlâ, kışlık çadırların kurulması tamamlanamadı; kurulan kışlık çadırların altına dolgu veya platform yapılmadığı için alttan su aldı.

Yönetim, koordinasyon eksikliği, iş bitirme kabiliyeti eksikliği, anlayış eksikliği, çok tipik olarak, bir projenin planlanma mantığının eksikliği, yönetme eksikliği bu depremde o kadar net biçimde ortaya çıktı ki, artık, eski alışkanlıklarla, eskimiş kafalarla, Türkiye'nin sorunlarının çözülmeyeceği ayan beyan ortaya çıktı.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Yalnız, yönetenler eski kafa değil Sayın Bakan; sistemden gelen bir durum...

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Hayır, ben genelde söylüyorum, Türkiye'deki sistemin kilitlenmişliğini söylüyorum.

Bazı çadırkentler, plansızlığın sonucu, çok büyük kuruldu; çok sayıda insanın yaşadığı çadırkentleri yönetmek mümkün olmadığı ve çok zor olduğu için, örneğin, Adapazarı'nda, Emirdağ'da içmesuyu temin edilemedi; içmesuyu temin edilemediği için, çocuklar ishal oldu, hasta oldu. Tuvaletler yetersiz olduğu için, ciddî sağlık problemleri ortaya çıktı; bunlar çok ciddî problemler. Bu araştırmaya ciddî olarak ihtiyacımız var. Bence, Kızılayı araştırmayacağız; biz, devletin yeniden yapılanmasını araştıracağız.

Kızılayın bu mevcut durumu nedeniyle yardımlar kesildi, gönüllüler orayı terk etti. Benim çok yakın bir arkadaşım var Ersin; Ersin'in oğlu Çağatay, Kızılaya, okulda zarf içinde yardım yapardı "Kızılaya, artık yardım etmeyeceğim" dedi. Bu gönüllülerin ve toplumun gücünü koordine edemeyen, kullanamayan, bu gönüllüleri seferber edemeyen bir yönetim, ciddî olarak, bilerek veya bilmeyerek Türkiye'nin sorunlarını büyütüyor.

Kışlık çadırları temin edemiyoruz. Ben, Kızılaydan, bugün bilgi aldım; Pakistan'dan çadır alıyor, sağdan soldan çadır ihale ediyor. Oysa, Türkiye'de, tekstil sektörünün gücü o kadar büyük ki; çağırsalar, bunlara "şu çadırları yapacağız" deseler, bunlar bugüne kadar on kere, yirmi kere olurdu; ama, bunu koordine etmek, bunu harekete geçirmek mümkün olmadı. Düşünülmedi mi; herhalde düşünüldü. İkibuçuk ay geçti, kışlık çadır sorunu, bugün, hâlâ çözülmedi ve insanlar o çamurun ortasında duruyor; o çocukların ishal sorunu çözelemedi; yardımların kullanımında şeffaflık sağlanamadı ve güven sarsıldı. Sorumsuz konuşmalar sonucunda, toplumda, sivil toplum örgütleri önplana çıktı ve teknik bilginin önemi ve teknik devletin önemi önplana çıktı. Hiç kimse, Türkiye'de, bu meseleyi geriye döndüremez.

Türkiye'de, bu devletin yeniden yapılanması ve bu devletin, vatandaşın hukukunu koruyan bir devlet haline gelmesi, artık kaçınılmaz hale geldi.

Size, çok küçük, çok basit ve ilginç bir örnek vereceğim; aşevleri sorunu. 17 Ağustostan sonra, özel kuruluşlar, gönüllü insanlar, aşevleri kurup yemek dağıttılar; bu engellendi; özel aşevleri, gönüllü aşevleri kaldırıldı; Kızılay devreye girdi ve yemek dağıtılamaz hale geldi. Şimdi, bu yemek işini, aşevlerini özel şirketlere verme hazırlığı başladı. Şimdi, Kızılay çalışanlarıyla bu karar arasında bir çelişki çıktı, bölgede ciddî bir çatışma var.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – İçişleri Bakanına sorun Sayın Çelebi.

BAŞKAN – Efendim, karşılıklı konuşmayın. Sayın Bakan cevap verecek zaten efendim.

Buyurun Sayın Çelebi, devam edin.

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Ben burada kimseyi suçlamıyorum. Ben vatandaşın adına, milletin adına konuşuyorum. Biz milleti temsil etmek zorundayız. Ben bir fotoğrafı; oradaki insanların ıstırabını buraya getirmek, onu burada sizlere aktarmak zorundayım. Ben somut gerçekleri anlatıyorum. Buraya nutuk çekmek için gelmedim, sizlere de tek tek çok özel saygım var. Türkiye'nin problemlerinin, Türkiye'nin sorunlarının Parlamentoda ve Hükümet içinde çözüleceğine inanan bir insanım.

Şimdi başka bir şey söyleyeceğim; çok önemsiz bir şey, çok çok önemsiz, hiç önemi yok; ama bence çok önemi var. Kızılay bazı çadırkentlerin etrafını tellerle çevirdi, tecrit etti. Bu çok ilginç! Hiç kimse yapmazken Kızılay bunu yaptı.

Değerli arkadaşlarım, deprem öncesi ve sonrası Türkiye farklı; gerçekten böyle. Daha sonra Yunanistan'da, Uzakdoğu'da, Amerika'da depremler oldu; ama onlar, Türkiye'deki kadar bir sosyal depreme, bir sivil depreme yol açmadı. Bizim Ersin'in oğlu Çağatay hep bana, "Kızılaya artık yardım etmeyeceğim" diyor. Çocuktan al haberi. Gencecik insanların, gönüllü insanların bu ülkede vatandaşlık bilincini ve vatandaşlık hakkını kullanmasıyla bir meselenin çözümünde neler yapılabileceği Türkiye'de görüldü. Sistemin ve kurumların sorgulanması burada çok önemli hale geldi. Kızılay, Türk Milletinin dayanışma duygularının kurumsallaşmış halidir; yani, Kızılay, Türk geleneğinde olan dayanışmanın bir kurumsallaşmış halidir. 17 Ağustos 1999'dan sonra dayanışma ruhu Kızılay tarafından değil, sivil toplum örgütleri tarafından, tek tek vatandaşlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Türkiye bu anlamda da katılımın arttığı ve gerçek demokrasinin gerçekleşmesinin artık kaçınılmaz olduğu bir ülke olduğunu ortaya koymuştur; demokratlık önemli hale gelmiştir. Hiç kimse o bireyin, o vatandaşın hakkını elinden alamaz.

Temel bir soru şu: Kızılay, neden hantal bir yapıya geldi? Misyonuna uygun hale getirilmesini nasıl sağlayacağız? Bence, araştırma önergesi bu yüzden kabul edilmeli ve devletin yeniden yapılanması, bu demokrasinin kökleşmesi için gerekli olan teknik devlet, teknik bilgi ihtiyacı için Kızılayın burada örnek olay olarak, ciddî bir ameliyat masasına yatırılması gerekmektedir.

Depremden sonraki toplumsal gelişmeler nedir: Dayanışma ruhunun gelişmesi, vatandaşlık bilincinin ve hakkının gelişmesi ve bilgili olan sivil toplumun dayanışması ve katılım talepleri artık gözardı edilemez. Teknik bilginin ve beyin gücünün iyi bir eğitimi gözardı edilemez; beyin gücü kullanımının verimli ve etkin eğitimi önemli hale gelmiştir. İşi yapan ve çözen insanlara ihtiyaç vardır, konuşan değil; lafla peynir gemisi yürümüyor çünkü. Lafla peynir gemisi yürüseydi, biz burada bir yığın reform kararı çıkarıyoruz, hiçbiri uygulamaya girmiyor. Bilginin ve beyin gücünün önemi burada çok net biçimde ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlarım, biz, depremi unutmayacağız; hayır, bu topluma bu depremi kimse unutturamaz. Biz, bu depremi unutmayacağız. Bu toplumda sivil toplum ve açıklık olmadığı sürece, teknik bilgi önplana çıkmadığı sürece, teknik devlet gereği gibi çalışmadığı sürece, bu ülkede demokrasi kökleşemez. Bu vatandaşın bilinci, dayanışma duygusu devletin önüne geçmiştir. Devlet, bugün, fonksiyonlarını yerine getirememektedir. Bu problemi çözmek bu Parlamentonun görevidir.

Biraz önce söyledim, çocuktan al haberi diye; benim yakın arkadaşım Ersin'in oğlu Çağatay, "Kızılay zarfına para koyup vermem" diyen o Çağatay, bize Kızılayın gerçek durumunu anlatıyor. İşte, çocuktan al haberi lafı doğru.

Bakın, eylül ayında, Kızılayın bankalarda 22 trilyon parası var ve bunlar bu depremde kullanılamıyor.

Kızılay sabahleyin bana bilgi verdi, aldım. Deprem bölgesine 74 bin cadır, 156 bin battaniye, 10 bin uyku tulumu, 7 493 koli ilaç, 825 213 kilo gıda- -küsurlarını kasten okuyorum- göndermiş; ama, orada neden problem var, neden sorunlar hâlâ devam ediyor; çünkü, iyi bir yönetim yok, orada işler koordine edilemiyor.

Bugün Kızılayın 5 tane ana deposu var, bölge müdürlüğünde 30 tane küçük depoları var. Buralarda ciddî sayım ve denetim yok. Kızılayın kendi müfettişlerinin sundukları raporlarla, bugüne kadar, yönetim tarafından daha hiç kimse cezalandırılmamış, hiçbir rapor değerlendirilmemiş, ciddî bir denetim boşluğu var.

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Sayın Bakan, bunları nereden öğrendin? 15 seneden beri Kızılay zarf dağıtmadı bir defa; yanlışlık var. Senin arkadaşının çocuğu, Türk Hava Kurumunun zarfını Kızılayla karıştırmış. Hayret bir şey!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelebi.

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Bakanlık yapmış arkadaşlarımız, bir müesseseyi bu kadar incelemeden konuşursa kime ne diyeceksin Sayın Başkan?!

BAŞKAN – Peki, bitti mi efendim?

Sayın Çelebi konuşmaya devam edecek...

Buyurun Sayın Çelebi.

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Bir müesseseyi incelemeden bu kadar ciddî bilgiler sunulamaz. Bir müesseseyi incelemeden ezbere konuşmamak lazım; doğru.

Onun için, araştırma açalım diyoruz? Bu araştırmayı açalım, teknik arkadaşlar burada görev alsınlar, gerekli incelemeleri yapsınlar. Burada yeterince inceleme yapalım diye bu araştırma önergesini getiriyoruz, amacımız bu. Biz, yanlış şeyler söyleyebiliriz; ama, ben, halkın sözcülüğünü yapmak zorundayım, milletin sözcülüğünü yapmak zorundayım. Burada, eğer, eksik, yanlış şeyleri kötü niyetle söylüyorsa... Ki, hiçbiri de yanlış ve eksik bilgiler değil, onu da söyleyeyim. Bütün bu bilgiler, doğru ve önemli kaynaklardan alınmış ciddî bilgilerdir; 22 trilyon -eylül ayının sonunda- para olduğu doğrudur. Ben, hükümetin üçlü kararname, 1000'e yakın kararname çıkardığını da biliyorum. Hem ülkenin ekonomisiyle hem çıkardıkları kararname sayısıyla, tayin sayısıyla hem Kızılayın parasıyla, gönderilen çadırla, Türkiye'nin bütün rakamlarını, size, burada tek tek sayarım; ama, biz, bir iddiada bulunmak için gelmedik buraya. Biz, Türkiye'nin, demokrasi ve yönetim anlayışı açısından ciddî sorunu olduğunu, bu milletin yeterince temsil edilemediğini, sorunlarına sahip çıkılamadığını söylemek için geldik, bu araştırma yapılsın demeye geldik; yoksa, kimseyle hesaplaşmak veya kimseyi kötülemek değil amacımız; ama, Türkiye'de, vatandaşın, devletin önüne geçtiğini inkâr etmemiz mümkün mü bu deprem sonrasında?.. 1000 tane üçlü kararname çıkarılıyor üç ayda, orada, yeterince koordinasyon yapılamıyor...

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Kızılayın sorunu değil o...

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, burada, mutlaka, bu araştırma açılmalı. Türkiye, artık, eski bakış açısıyla çözüm üretemiyor, yeni çözümler bulmak zorundayız. Değişen dünyada, değişen yönetim biçimini ve bilimi, biz, bu sivil toplum örgütlerindeki talepleri de dikkate alarak değerlendirmek ve Türkiye'nin siyasetine, odak noktasına getirmek zorundayız. Bu anlamda, biz, Türkiye'nin gücünü iyi koordine ederek ve iyi değerlendirerek, katılımı artırarak bu problemleri çözeceğimiz inancındayız.

Bu konuda, arkadaşlarım, grup adına, benden konuşma yapmamı istedikleri zaman, dediler ki, genelde makro birtakım şeyler söylersin; hayır... Bu insanların yüreğindeki acıyı burada ifade etmek lazım, bu deprem bölgesindeki insanların yüreğindeki acıyı, o çamurları, o çocukların sağlık problemlerini, hastalıklarını dile getirmek lazım. Biz, tayin peşinde koşarken, o çocuklar, orada, ıstıraptan ezilmektedir. Evet, Çağatay doğru söylüyor...

Hepinize teşekkür ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, zaten, Yüce Meclisin görevi de, o çamurdaki insanları daha fazla üzmemek; onun için bu araştırma önergeleri görüşülüyor.

Şimdi, söz sırası, Fazilet Partisi Grubu adına, Sıvas Milletvekili Sayın Abdüllatif Şener'de; buyurun Sayın Şener. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fazilet Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, iki araştırma önergesi üzerinde, siyasî parti gruplarımız görüşlerini ifade etmektedirler. Bu araştırma önergelerinden birincisi, Ankara Milletvekili Sayın Cemil Çiçek ve 21 arkadaşının vermiş oldukları araştırma önergesidir; diğeri ise, İstanbul Milletvekili Sayın Nazif Okumuş ve 43 arkadaşının vermiş oldukları araştırma önergesidir. Ben, her şeyden önce, bu araştırma önergelerini veren, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıyan, bu konuda Meclisce bir araştırma komisyonu kurulmasını talep eden ve Kızılay bünyesinde yeniden bir yapılanmaya, Meclisin ağırlığını koymasını talep eden önerge sahibi arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

Bildiğiniz gibi, araştırma önergeleri, Meclis denetim yollarından birisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, faaliyetleri itibariyle incelendiği takdirde, iki ana görevi olan bir kuruluştur ve yasama faaliyetleri kadar, denetim faaliyetleri de önemlidir.

Meclisin denetim yolları arasında, araştırma yapma yolu da vardır. Araştırma önergelerinin Mecliste görüşülmesi sonucunda komisyon kurulmaktadır ve ele alınan kurum, bütün boyutlarıyla, fonksiyonlarıyla, işlevleriyle ve varması gereken noktalar itibariyle Meclisin denetim süzgecinden geçmektedir. Bu fonksiyon, Türkiye'de mevcut kurumların daha etkili ve daha sağlıklı işlemesini sağlamaya yönelik çalışmaları gerektirmektedir.

Önerge sahibi arkadaşlarımızın, önergelerini, hangi amaçlarla vermiş oldukları, önerge metinlerinde açıklanmıştır. Bir çerçeve çizmek gerekirse, arkadaşlarımız, Türkiye Kızılay Derneğinin tüm çalışmalarının gözden geçirilmesini talep etmektedirler; Kızılayın, şu andaki durumunun araştırılmasını, sorunlarının tespit edilmesini istemektedirler; daha duyarlı, verimli ve sorumlu bir hizmet ortaya konulabilmesi için alınacak tedbirlerin araştırılmasını talep etmektedirler.

Bu talepler, elbette, kabul edilebilir, edilmesi gereken taleplerdir. Son günlerde, özellikle, 17 Ağustos depreminden sonra Kızılaya yönelik eleştirilerin yoğunlaştığı, Kızılayın çalışmalarının kamuoyunda tartışılmaya başlandığı, eksikliklerin vurgulandığı ve olması gerekenlerin arandığı bir ortamda önergelerin haklı gerekçelere dayandığı açıktır.

Zaten, konunun gündeme gelişi, 17 Ağustos 1999 günü gece saat 03.00'te yaşadığımız Marmara Depremi ve sonrasındaki hadiselerdir. Yüzyılımızın en büyük felaketini yaşadık; Kocaeli, Adapazarı, Yalova, Eskişehir, Bolu ve İstanbul İllerimiz bu felaketten etkilendiler, onbinlerce ölü, onbinlerce yaralı, millet olarak hepimizi derinden üzdü ve milyar dolarlara varan maddî hasarlar, elbette, devletin ve diğer kuruluşların, tüm millet olarak hepimizin telafi etmesi, karşılaması gereken rakamlar olarak önümüze çıktı.

Her felakette, ister istemez, akla ilk Kızılay gelir. Kızılayın hareket kabiliyetindeki atalet, yardımlardaki kifayetsizliği, 17 Ağustos depremi sonrasında, kamuoyunun yoğun eleştirilerine yol açmıştır. Bu eleştiriler, görüşmekte olduğumuz önergelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmesinde de en önemli etken olmuştur.

Bu bakımdan, bu öngörüşme vesilesiyle, Kızılayın fonksiyonları, amacı ve tarihçesi üzerinde kısaca durmak istiyorum. Bilindiği gibi, Kızılay veya Kızılhaç fikri, sadece geçen yüzyılda ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Savaşlarda mağdur olanlara, yaralılara, doğal afetlerde sıkıntı içerisine girenlere, zarara uğrayanlara sivil destekler sağlanması ihtiyacı, anlayışı insanlık kadar eskidir; ama, zaman zaman tarihte, bunun kurumsal olarak da yerine getirildiğini görmüşüzdür.

12 nci Yüzyılda, 3 üncü Haçlı Seferleri sırasında, Salâhaddin Eyyubî, Saint Jean şövalyelerinin, Müslüman karargâhında yaralı Hıristiyanlara bakmasına izin vermişti. Bu, bir anlamda, Kızılay benzeri bir fonksiyonun, bir olay vesilesiyle ortaya çıkışını ifade etmektedir.

Yine, Doğu'da ve Batı'da, ele alınan, yazılan pek çok kitapta, silahlarını bırakan askerlerin, artık, düşman kabul edilemeyeceği ve yaşama haklarının bulunduğuyla ilgili görüşler ve tezler zaman zaman ifade edilmiştir. Günümüzde bu anlayış, uluslararası hukuk tarafından da desteklenir bir niteliğe bürünmüştür.

Bugünkü Kızılhaç ve Kızılayın ortaya çıkışı ise, 1859 yılına kadar götürülebilecek bir hadisedir. Bir savaş sırasında, 40 000 yaralının ve çok sayıda hastanın yaşadığı ıstırapları, yazdığı bir eserle kamuoyuna duyuran ve Avrupa'da büyük bir duyarlılığı ortaya çıkaran Henri Dunant'nın eserinin yayımlanışından sonra, insanlarda, kamuoyunda Kızılay veya Kızılhaç benzeri bir teşkilatın kurulması ihtiyacı ortaya çıkmış ve Cenevre'de Uluslararası Kızılhaç Komitesi 1863 yılında kurulmuştur. 1864 yılında ise, Cenevre'de bir araya gelen ülkeler, Cenevre Sözleşmesi olarak adlandırılan bir belgeyi onaylamışlardır.

Daha sonra, bildiğiniz gibi, Osmanlı Devleti de, Uluslararası Cenevre Sözleşmesini, 1865 yılında imzalamıştır ve bu imzadan üç yıl sonra, Osmanlı Devletinde yeni bir teşkilat ortaya çıkmıştır. 1868 yılında, Osmanlı Mecruhin ve Mardayı Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti kurulmuştur; yani, bugünkü ifadeyle anlamı, Osmanlı Hasta ve Yaralı Askerleri Kurtarma ve Yardım Cemiyetidir.

Kurucular arasında 38'i tıp doktoru olmak üzere, 66 kişi vardır. İçlerinde, o dönemdeki Başkomutan, Serdarıekrem Ömer Paşa ve Askerî Tıp Fakültesi Müdürü Marko Paşa, Tabipler Birliği Başkanı Kırımlı Aziz Bey gibi, meşhur isimler vardır.

Cemiyet, Uluslararası Kızılhaç Cemiyetine katılmış ve amblem olarak da, haç yerine hilali almıştır ve 1877'de Osmanlı Hilaliahmer Cemiyeti adını almıştır.

Cumhuriyet döneminde ise, aynı kuruluş devam etmiş; ancak, isim değişikliğine uğramış; ismi Türkiye Hilaliahmer Cemiyeti şeklinde değiştirilmiştir; 1935 yılında Kızılay adını almış ve en son 1947'den bugüne kadar da Türkiye Kızılay Derneği olarak anılmaktadır. Yani, 1868 yılından bugüne kadar, 131 yıldır faaliyet göstermektedir. Her savaşta, her doğal felakette, afette halkımızın aklına hemen Kızılay gelmektedir.

Türkiye Kızılay Derneği, kamu yararına çalışan ve vergi muafiyeti olan bir kuruluştur; tüzüğü Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır; ulusal ve uluslararası hizmet sunan bir dernektir.

Türkiye Kızılay Derneğinin görevleri: Savaş fenomeni, derneğin kuruluş motivasyonu olmuştur; ancak, sadece savaşta değil, barışta da; sadece savaş yaralılarına karşı değil, her türlü felakete maruz kalanlara da yardım elini uzatması, Kızılayın görevleri arasında görülmüştür.

Savaşta ve olağanüstü hal dönemlerinde, Kızılay, etkin görevler üstlenmiştir. Zaten, tüzüğünde de, savaş ve olağanüstü hal dönemlerinde ne yapması gerektiği, görevlerinin neler olduğu ayrıntılı bir biçimde belirlenmiştir. Cephede ve cephe gerisinde, milletimize ve orduya, Kızılay amacına uygun yardımlarda bulunmak görevidir. Göreviyle ilgili araç gereç ve ilaç temin ve stoklarının korunması ve hazırlanması görevidir. Orduda görülecek bulaşıcı hastalıklara karşı mücadele; dost-düşman savaş tutsaklarının ve mültecilerinin durumlarının iyileştirilmesiyle ilgili görevleri, tehlikeli bölgelerdeki çocukların ve korunması gerekenlerin, hükümetin gösterdiği güvenli bölgelere taşınma ve yerleştirilmelerine yardımcı olmak, seyyar hastaneler ve sabit hastaneler kurmak gibi görevler, savaş ve olağanüstü hal dönemlerindeki görevleridir.

Ancak, Kızılayın görevi bundan ibaret değildir, barış dönemlerinde de önemli görevleri vardır. Hemşire ve hastabakıcıların yetiştirilmesi, dispanserler, sağlık merkezleri ve hastanelerin kurulması, barış dönemindeki görevleri arasındadır.

Kan yardımı ve kan türevleri sağlayacak teşkilatları kurmak, salgın hastalıklarla mücadeleye katılmak, gerektiğinde kullanacağı araç ve gereçleri hazırlamak, yoksullara yardımda bulunmak, muhtaçlara tedavi yardımı yapmak, yangın, deprem, su baskını, kuraklık, kıtlık ve benzeri olaylarda gerekli yardımlarda bulunmak, kurtarıcı ve ilk yardımcılar yetiştirmek, Kızılay gönüllü örgütünü kurmak, sivil savunmayla ilgili faaliyetlerde bulunmak ve diğer pek çok iş de, Kızılayın, barış zamanında yapması gereken görevleri arasındadır.

Uluslararası yardımlaşmalarda da Kızılayın etkin olduğunu görmekteyiz. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonunun afet, felaket ve acil yardım çağrılarına katılmak, ekipler, para, yardım malzemesi göndermek, uluslararası ilişkiler çerçevesindeki görevleri arasında bulunmaktadır.

İşte, bu çerçeve içerisinde, halkımızın dayanışma duygularının bir tezahürü ve örgütlü bir görüntüsü olarak Kızılay, gerek yurt içindeki değişik felaket anlarında gerek yurt dışında diğer ülkelerde yaşanan felaketler karşısında, hemen ilk hatıra gelen kuruluş olmuştur ve geçmişinde büyük fedakârlıkları vardır. Yardıma muhtaçlara karşı, afetlere, felaketlere maruz kalanlara karşı gösterdiği fedakârane ve gayretli çalışmaları, zaman zaman kamuoyunda takdirle anılmıştır, kabul görmüştür ve umut haline geldiği dönemler, yıllar olmuştur; hatta, tarihte pek çok olayı ve konuyu Kızılayla birlikte hatırlamak da mümkündür.

Kızılayın, 1911'den bugüne kadar, yurt içinde meydana gelen her türlü savaş, afet, deprem, yangın, sel baskını gibi hadiselerde, hemen, ilk hatıra gelen kuruluş olmaktan öte, yardıma ilk koşan kuruluş olduğunu da bilmekteyiz. Bunun ötesinde, komşu ülkelerde, dünyanın diğer bölgelerinde meydana gelen savaşlara bağlı veya doğal afetlere bağlı felaketlerde de, Türk Kızılayı, her zaman yardıma koşmuştur, yardımlarda bulunmuştur ve uluslararası dayanışmanın ve insancıl yaklaşımların en güzel örneklerini vermiştir. Sadece, son onyıllar itibariyle rakamlara baktığımızda, Kızılayın yapmış olduğu yardımların yüzmilyar dolarlarla ifade edileceğini de görmek mümkündür.

Bütün bu çerçeve içerisinde hadise değerlendirildiğinde, söylenecek söz şudur: Evet, Kızılay, önemli bir kuruluştur; vazgeçemeyiz, vazgeçilmesi düşünülemeyecek bir kuruluştur ve geçmişinde de önemli hizmetler vardır; herkes, bunları saygıyla anmaktadır. Halkımızın, yardımlaşma ve dayanışma duygularının âdeta bir organizasyonu görüntüsündedir. Bu yapısı itibariyle de, Kızılay, yoğun bir şekilde, vatandaşlarımızın yardımlarıyla, bağışlarıyla zenginleşen, kasasında trilyonlarca liranın bulunabildiği, stoklarında çok sayıda yardım malzemesinin bulunabildiği bir kuruluş halindedir. Ama, bu gücüne, bu ekonomik boyutuna ve bu, kamuoyunun duygularının tezahürüne rağmen, Kızılayımızın şu anda içinde bulunmuş olduğu yönetim yapısının, her zaman, eleştirilmesi, tenkit edilmesi mümkündür. Aslına bakarsanız, işlerin kötüye gitmediği zaman, yönetimde meydana getirilecek, yönetimde yapılacak bir değişiklikle, birini yönetimden alıp, bir diğerini yönetime getirmekle, Kızılay bünyesindeki mevcut sorunların aşılabileceğini düşünmek de sağlıklı bir hadise değildir.

Açıkça ifade etmek istiyorum; bugün, Kızılayın yönetim yapısı, âdeta, oligarşik bir yapıyı yansıtmaktadır. Hani, Türkiye'de, herkesin söylediği, herkesin ifade ettiği, tekrar ettiği, bir ana, temel konu vardır; bu ana, temel konu da yeniden yapılanmadır. Evet; Türkiye'de bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Devlet bünyesinde bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var; ama, pek çok sivil kuruluşun bünyesinde de, bu yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır ve Kızılay bünyesinde de yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır.

İşte, bu oligarşik yapıdır ki, zaman zaman, Kızılayın, âdeta bir çiftlik haline dönüştüğüyle ilgili iddialar gündeme gelmektedir ve zaman zaman da bu iddialar ciddî boyutlar kazanmaktadır. Hatta, seçimlerde, sadece oy alabilme düşüncesiyle, Kızılay malzemelerinin, pek çok yerlerde, bölgelerde dağıtıldığına bizzat şahit olmuşuzdur. Bunlar, elbette, doğru görüntüler değildir; ama, ulaştığı yerler itibariyle düşünecek olursanız, pek de eğri değil diyebilirsiniz; çünkü, onu alan zaten ihtiyaç sahibidir, Kızılayın görevleri arasında yoksullara yardım da vardır diyebilirsiniz; ama, zamanlaması ve seçildiği bölge, alan itibariyle, her zaman eleştirilmesi mümkündür.

İşte, bu oligarşik yapının varlığı devam ettiği sürece, şahısların ve isimlerin değiştirilmesinin faydalı olmayacağı kanaati vardır bizde; bu bakımdan, bu değiştirilmelidir.

Biz, bu araştırma önergesinin kabul edilmesini istiyoruz; bütün grupların eğilimi de budur. Araştırma komisyonu kurulacaktır ve bu komisyon çalışmaları sonrasında yeni birtakım öneriler de ortaya çıkacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Ancak, burada, bu komisyonun çalışmalarına da katkı sağlamak bakımından şunu ifade etmek istiyorum: Bir kere, bu yönetim yapısının kurumsal olarak değişebilmesi için, Kızılaya üye olmak isteyen ve Dernekler Kanununa göre sakıncası bulunmayan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, istediği Kızılay şubesinden Kızılaya üye olmalıdır ve bu yapısı itibariyle, fiilî engellere uğramadan gerçekleştirilmelidir ve bu yapı özendirilmelidir. Neticede de, Kızılay yönetiminin, bir rekabet ortamı içerisinde, daha fazla hizmet edebilme, daha etkin faaliyet gösterebilme yarışı içerisinde olan adaylar ve talipler içerisinden seçilerek teşekkülü sağlanabilmelidir ve ondan sonra, artık, burada tartıştığımız sorunların, problemlerin büyük ölçüde azalabileceğini, ortadan kalkabileceğini söyleyebiliriz diye umut ediyorum.

Evet değerli milletvekilleri, Kızılay, vazgeçemeyeceğimiz ve tarihinde, geçmişinde büyük hizmetleri bulunan bir kuruluşumuzdur. Deprem hadisesiyle ortaya çıkan bütün olumsuzlukların faturasının da oraya kesilmesinin çok doğru olduğu kanaatinde değilim. Özellikle hükümete yönelik ortaya çıkabilecek yoğun eleştirilerin maniple edilebilmesi amacıyla da, doğrudan doğruya tek sorumlu ve kusurlu Kızılaymış gibi, hadisenin ortaya çıkmış olmasına rağmen, evet, Kızılayın da yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardır; bu yeniden yapılanmaya, Meclisin ağırlığını koyması gerekmektedir ve dolayısıyla da bu araştırma önergeleri kabul edilmelidir diyorum. Olumlu oy vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.

Gruplar adına son söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Yıldırım Ulupınar'da.

Buyurun Sayın Ulupınar. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DYP GRUBU ADINA YILDIRIM ULUPINAR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 Salı günü, Kocaeli, Adapazarı, Yalova, Eskişehir, Bolu, İstanbul merkez ve ilçelerinde meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki deprem felaketi sonrasında Kızılayın çalışmalarının yetersiz kaldığı düşüncesiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan (10/73) ve (10/74) esas numaralı Meclis araştırması önergeleri üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle, bir kez daha, bu depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyor, geride kalanlara sabır niyaz ediyor; yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, bu necip milletimizin birlik ve beraberliğini bozmak, gündem değiştirmek, hayal ettikleri, hayaldan öteye de geçemeyecek olan çirkin emellerine ulaşmak için gerginliği tırmandırmak, eşiğinde bulunduğumuz Avrupa Birliğine girmemizi engellemek, demokratikleşme sürecimize engel olmak isteyen, insanlıktan nasibini alamamış mihraklarca hunharca öldürülen gazeteci yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'ya Allah'tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. Dileğimiz, faillerinin bir an önce bulunarak adalet önünde hesap vermesidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kızılay, yardımsever Türk ulusunun insanlık hizmetindeki evrensel bir kuruluşudur. Bir avuç doktor ve aydınımızın girişimleri sonucu 11 Haziran 1868 tarihinde Osmanlı İmparatorluğunda Mecruhin ve Mardayı Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti adıyla kurulmuş, 1877'de Osmanlı Hilaliahmer Cemiyeti, 1923'te Türkiye Hilaliahmer Cemiyeti, 1935'te Türkiye Kızılay Cemiyeti, 1947'de de Türkiye Kızılay Derneği adına almıştır.

Kurulduğu günden beri yaralı ve hasta askerlere hiçbir ayırım gözetmeden yardım ve onları koruma amacıyla kurulan Kızılay, vatandaşlarımızın günden güne artan desteği sayesinde her yıl daha da büyüyerek, bugün, uluslararası yardım yapma potansiyeline ulaşan bir kurum haline gelmiştir.

Uluslararası Kızılhaç-Kızılay topluluğunun temel ilkeleri doğrultusunda faaliyet gösteren Kızılay, bugüne kadar, dünyanın neresinde olursa olsun, hiçbir ayırım yapmaksızın, insan acısını önlemeye ve hafifletmeye, insanın hayatını, sağlığını korumaya ve kişiliğine saygı gösterilmesini sağlamaya, insanlar arasında karşılıklı anlayışı, dostluğu, saygıyı, işbirliğini ve sürekli barışı geliştirmeye çalışmıştır.

Kızılay, 1876'daki Osmanlı-Rus savaşından 1974'teki Kıbrıs Barış Harekâtına kadar geçen süre içinde Türkiye'nin taraf olduğu tüm savaşlarda, bu doğrultuda çok büyük hizmetler vermiştir. Cephe gerisinde kurduğu seyyar ve sabit hastaneler, hasta taşıma servisleri, donattığı hastane gemileri ve yetiştirdiği hemşireler ve gönüllü hastabakıcılar aracılığıyla, savaş alanlarında yaralanan ya da hastalanan onbinlerce Türk, dost ve düşman askerlerinin bakım ve tedavisine yardımcı olmuş, Türk olsun düşman olsun savaş esirlerine gereken insancıl yardımları yapmış, savaşlardan etkilenen sivil halkın bakımı ve korunması için çaba göstermiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Kızılay, yurdumuzda meydana gelen doğal afetlerde yüz yılı aşkın bir süreden beri felaketzedelerin bakımını, barınağını ve beslenmesini sağlamış, hemşirelik eğitimi, ilkyardım ve kanla ilgili hizmetler alanında öncülük yapmış, çocuklara, fakir öğrencilere ve muhtaç yaşlılara yönelik hizmetler başlatmış, korunmaya ihtiyacı olan vatandaşlarımıza gereken sosyal yardım hizmetlerini sunmuş ve uluslararası insancıl yardım faaliyetlerine de etkin bir şekilde katılmıştır.

Son on yıl içinde dünyada ve özellikle yakın çevremizde meydana gelen olaylar, 90'lı yılların başında, devletimizle birlikte Kızılayı da cumhuriyet tarihimizin en büyük dış yardım operasyonuna yöneltmiştir. Kızılay, devletimizin, Balkanlardan Kafkasya'ya ve Ortaasya'ya, Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılan bu dış yardımlarına başarıyla aracılık etmiştir.

Buraya kadar Kızılayın hizmetlerini neden anlattık? Çünkü, yüz yılı aşkın böylesine önemli hizmetler veren bir kurumda, maalesef, bir deprem olayında hizmetlerdeki aksamalar ve başarısız yöneticiler yüzünden, Kurum, hedef haline gelmiştir; üzüntümüz bundandır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, Marmara depremine tüm kurum ve kuruluşlarıyla hazırlıksız yakalanmıştır. İktidar, deprem felaketi karşısında vatandaşlarımıza gerekli ilk müdahaleyi yapmakta, maalesef, çok geç kalmıştır.

DYP, depremin birinci günü sabahı basın toplantısı yaparak, Erzincan, Dinar depremlerinden edindiği tecrübelerin ışığında, ülkesine sahip çıkan muhalefet anlayışıyla yapılması gerekenleri, başta Sayın Başbakan olmak üzere yetkililere iletmiş ve hatta bu konuda kanun teklifleri vermiştir. DYP Genel Başkanı Sayın Çiller başta olmak üzere, milletvekillerimiz, deprem bölgelerinde incelemeler yaparak, vatandaşlarımıza yardımcı olmaya çalışmışlardır. Burada üzülerek gördük ki, vatandaşlarımız deprem şokunu atlattıktan hemen sonra, yetkililerden beklenen yardımlar gelmeyince, kendi imkânlarıyla enkazlara koşmuşlardır. Bu büyük depremin üzerinden üç gün geçmesine rağmen hâlâ ulaşılamayan enkazlar mevcut idi.

Deprem felaketi sonrasında koordinasyon eksikliği açıkça ortaya çıkmış, kurulan kriz masaları çalışmalarında etkili olamamış; ayrıca, bölgede uzman personel, araç ve tesisat çok yetersiz kalmıştır. Dolayısıyla, depremde asıl yetersiz kalan iktidar olmuştur; ancak, görev itibariyle kamuoyunda ilk akla gelen, Kızılayın bu bölgelerdeki faaliyetleri yetersiz kalınca, âdeta tek suçlu Kızılaymış gibi, kamuoyunda bir görüş de hâkim olmuştur. Elbette, birinci derecede bu olaydan iktidar sorumludur. Görevli ve sorumlu kurum ve kuruluşlar, maalesef, olayın vahameti ve büyüklüğü karşısında hazırlıksız oldukları için, beklenen hizmetleri de yapamamışlardır; ancak, Kızılayın da, depremde, gerek teçhizat yönünden gerekse personel yönünden yetersiz kaldığı da bir gerçektir.

Kurulduğu günden bugüne kadar, gerek Türkiye'de ve gerekse diğer ülkelerde meydana gelen doğal afet ve savaşlarda çok önemli görevler üstlenen; bu felaketlerde, çadır, ilaç, kan, gıda yardımı gibi insan hayatının devamı için zorunlu olan ihtiyaçları karşılayan ve binlerce insanın hayatını kurtaran Kızılay... 17 Ağustos 1999 Salı günü Marmara Bölgesinde meydana gelen deprem felaketinde ise Kızılay tarafından alınması gereken önlemler ve yardımlar, maalesef, zamanında bu bölgeye ulaştırılamamış; ulaştırılan, başta, çadır ve diğer temel yardım malzemeleri de son derece yetersiz kalmıştır.

Kızılayın, deprem bölgesindeki afetzedelere verdiği çadırların, yardım gönderen diğer ülkelerin çadırlarıyla mukayese edildiğinde, aradaki farkın çağdaşlık boyutları Türk Milletini üzmüş ve Kızılaya olan gönül bağının ve sevginin zedelenmesine neden olmuştur.

Yıllardır çok ulvî görevi ifa eden Kızılayın, 2000'li yıllarda, Türk Milletine yakışan, içeride ve dışarıda çağdaş hizmetler sunarak halkımızın güvenini tekrar kazanabilmesi için, Kurumun şu anki mevcut durumunu araştırmak, sorunlarını tespit etmek, finansman kaynaklarının amacına uygun kullandırılması imkânlarını tespit edebilmek amacıyla Meclis araştırması önergelerinin verildiği anlaşılmaktadır.

Hizmette kusur olabilir, eksiklik de olabilir; Kızılayın, uzun yıllar, daha önce verdiği başarılı hizmetlerinin unutulması mümkün değildir; ancak, kurumsal bakımdan yıpratıcı eleştiri yerine hizmetin işleyişinde karşılaşılan aksamaları ortadan kaldırmak ve Kızılayı, kamuoyunun tekrar o büyük güvenine kavuşturmak için kendisini yenilemesi gerektiği de muhakkaktır. Bu itibarla, yazılı ve görsel basında karşılaştığımız kurumdaki işletme, yönetim, diğer iş ve hizmetlerdeki aksamaların ortadan kaldırılmasını sağlayacak yeniden yapılanma, yeni teknoloji ve metotların kullanımını temin edebilecek değişiklikleri yapmak, çağın gereklerine uygun hale getirmek zorunludur. Bunu da yeni yönetimin gerçekleştireceği umudunu taşıyoruz.

Kurumların, vatandaşların hedef tahtası haline getirilmesine gönlümüz razı değildir; ancak, devletin vatandaşıyla barışık olmasını temin edecek ortamı hazırlamak için Meclisimize de önemli görevler düşmektedir. Bu felakete gerek maddî gerek manevî ve gerekse insanî yardım elini uzatan tüm dünya devletlerine şükranlarımızı sunuyor; bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına en derin saygılarımla selamlıyor ve Doğru Yol Partisi Grubu olarak, araştırma önergelerine evet yönünde oy kullanacağımızı ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ulupınar.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Önerge sahipleri adına, birinci önerge sahibi Nazif Okumuş söz istiyor mu efendim? Hayır.

CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Cemil Çiçek söz istiyorlar; buyursunlar efendim.

Süreniz 10 dakika Sayın Çiçek.

CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Ben ve arkadaşlarımın verdiği Kızılayla ilgili önergeye öncelik verdiğiniz için, evvela bütün parti gruplarına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki, bu görüşmelerin sonunda Meclis araştırması açılması yönünde de destek verirsiniz; buna da, şimdiden şükranlarımı arz ediyorum.

Böyle bir önergeyi verişimizin sebebi, maksadımız, üzüm yemektir, bekçi dövmek değil. Milletimizin acıları var, sıkıntıları var; Marmara'da meydana gelen deprem sebebiyle bütün milletimiz yasa boğuldu, üzüntüye boğuldu. Şüphesiz, böyle bir günde bu insanların yardımına koşmakla görevli, varlık sebebi bugünler için olan Kızılayla ilgili, basında, kamuoyunda meydana gelen tartışmalar sebebiyle, istedik ki, bu konuyu Meclis gündemine getirelim; çünkü, böylesine milletine mal olmuş bir konuya Meclisin bigâne kalmış olması, Meclis itibarını zedeler; milletvekillerinin böyle bir günde neden bu konuya eğilmedikleri yönünde kamuoyunda birtakım suallere muhatap oluruz. Onun için, istedik ki, bu konu Meclis gündemine bir an evvel gelsin ve bu konuyu bir de Meclis açısından ele alalım.

İfade etmeye çalıştım; maksadımız üzüm yemek, bağcı dövmek değil. Neden; çünkü, Kızılay dediğimiz kuruluş, bu memleketin kuruluşudur, millî bir kuruluştur; cumhuriyet müesseseleri içerisinde, mazisi bir asırdan fazla bir zamana kadar uzanan köklü bir kuruluştur ve milletimizin yardımlaşma, dayanışma duygusunun, zor günlerde insanların acılarını paylaşma yönündeki özelliğinin, güzelliğinin kurumlaşmış halidir. Bu nedenle, bu müessesenin çalışmalarının her türlü tereddütten, her türlü şaibeden uzak olmuş olması lazım gelir; şayet ,bu yönde en ufak bir şüphe belirtisi meydana gelirse, toplumda güven duygusu sarsılır. Kaldı ki, Kızılay gibi kuruluşlar, zaten, vatandaşların bağışlarıyla, teberrularıyla, gönülden gelen destekleriyle varlıklarını sürdüren, yaşayan kuruluşlardır. Bu memlekette yaşayıp, Türk vatandaşı olup da Kızılaya destek vermeyen, bağışta bulunmayan hemen hemen hiç kimse yoktur; ya kan bağışında bulunur ya maddî bağışlarda bulunur. En azından, ramazan aylarında çocuklarımızın eline tutuşturulan zarfın içerisine bir şeyler koyarak, bu kuruluşun bugüne kadar hizmet görmesine her Türk vatandaşı yardımcı olmuştur; karşılaştığı sıkıntılarla ilgili değerlendirme yapmak da elbette hepimizin hakkıdır.

Bu Marmara depremi sebebiyle çok şey söylenildi; ama, bütün bu söylenilenlerin özeti şu: Deprem öyle bir tabiî afet ki, o toplumun ne yönde kusurları varsa bunların hepsini orta yere çıkarır. Gerçekten de, Marmara depremi, devlet etmede, hükümet etmede, siyaset yapmada, hizmet üretmede ne gibi kusurlarımız varsa bunları orta yere çıkardı; ahlakî kusurlarımız varsa bunları orta yere çıkardı; tabiî, bu arada, Kızılayın da kusurlarını orta yere çıkardı.

Şimdi, basına intikal eden, medyada dile getirilen hususlara bakarsak, Kızılayın iki yönde kusuru var: Bunlardan bir tanesi, hizmet kusurudur. Halen, şu gün, şu saat itibariyle dahi, deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımız Kızılayın yaptıklarından memnun değildir, yeterli bulmamaktadır. Kızılay denildiği zaman, sadece çadır dağıtan bir kuruluş akla gelmektedir. Halbuki, dünyada aynı görevi yapan bu mealdeki kuruluşların, bu tabiattaki, bu muhtevadaki kuruluşların, bunun ötesinde çok daha büyük işlevleri, görevleri var, ona göre de yapılanmaları var. Kızılay, bu afetlerde de sadece çadır dağıtabilmiş, bir de, aş götürebilme noktasında bir gayretin içerisinde olmuştur; fakat, götürdüğü bu hizmetlerden de, vatandaşlarımız memnun olmamıştır. Gönderdikleri ve dağıttıkları çadırların önemli bir kısmının çok eksik olduğu, maksada yetmediği, yetişmediği, kurulan çadırkentlerin bugün birer çamurkent haline geldiğini gazetelerden hergün okuyor ve görüyoruz. Dolayısıyla, Kızılayın, bu manada bir hizmet kusuru içerisinde olduğu aşikâr.

Şimdi, toplumda, devletin yeniden yapılanmasının, merkezî idare ile mahallî idarelerin görev, yetki ve sorumluluklarının yeniden belirlenmesi noktasında güzel bir tartışmanın başladığı bir ortamda, Kızılayın hizmet kusuru da ortadayken, Kızılayı, bu tartışmaların dışında tutmak mümkün değil. En azından, bu araştırma önergesinin kabul edilmiş olması halinde, Kızılayın... İnşallah, milletimiz, bundan sonra bu neviden sıkıntılara maruz kalmaz, bunu hep temenni ediyoruz ve dua ediyoruz; ama, bir vakıa da var ki, o da, Türkiye'nin deprem kuşağı üzerinde olduğu, depremle beraber yaşamak durumunda olduğu gerçeğidir. Hal böyle olunca, bu neviden günler için kurulmuş olan, devletin himayesini ve milletin desteğini bu sebepten gören Kızılayın yeniden yapılandırılmasında, nerede aksayan yönleri varsa, bunların teker teker gözden geçirilmesinde fayda vardır. İşte, bu araştırma önergesi, bir manada bunu temin edebilir.

İkincisi, tabiatıyla, deprem ve tabiî afetler vesilesiyle yıkılanı, şüphesiz, devletimiz yapar, milletimiz, bu noktada bu yaraların sarılabilmesi noktasında elinden gelen gayreti gösterir; nitekim, göstermiştir. Bunca noksanlıklarımızın, bunca aksaklıklarımızın yanında, bu deprem, milletimizin zor günde nasıl kenetlendiğini; insanların üzüntüsünü, sıkıntısını giderebilmek noktasında varını yoğunu harcadığını gösterebilmek açısından da güzel bir imtihan olmuştur. Dolayısıyla, bu deprem sonrasında, Kızılay ile ilgili öylesine iddialar ortaya atıldı ki, bunların hiçbirisinin doğru olmamasını temenni ederim. Kimseyi de bu kürsüden peşinen mahkûm etmek doğru olmaz; ancak, vatandaşın bağışlarıyla, vatandaşın güveni üzerine kurulu olan bu neviden yardım kuruluşlarıyla ilgili bu iddiaların velev ki, bir tanesinin dahi doğru çıkmış olması halinde dahi bu meseleyi vuzuha kavuşturmakta fayda vardır; aksi halde, bu neviden müesseselere karşı vatandaşın güveni sarsıldığında, bir daha o güveni tesis etmek, tekrar iadei itibar etmekte ciddî zorluklar olur. Onun için, yol yakınken, istedik ki, bu önergeyi vererek, bu neviden iddialar bir ölçüde açıklığa çıksın. Kızılayın her türlü şaibeden azade olduğu, uzak olduğu orta yere çıksın, varsa sorumluları, hizmet kusurunun yanında şahsî kusuru olanlar varsa, onlar da Kızılayın içerisinden ayıklansın ki, bundan sonraki zor günlerimizde, Kızılay, görevini daha fazla yapabilsin ve vatandaşlarımızın yardımları, bağışları bu müesseseye daha kolay akar bir hale gelmiş olsun. O sebeple, hem hizmet kusurunun araştırılması hem de, varsa, şahsî kusurun bir ölçüde ortaya çıkarılması, vuzuha kavuşturulması açısından bunların bu Meclis tarafından bir de bu şekilde araştırılmasında fayda görüyoruz.

Denilebilir ki, zaten Kızılayla ilgili olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu bir soruşturma başlattı. Bu, şüphesiz, memnuniyet verici bir husustur. Bu kararı alanlara huzurunuzda teşekkür ediyorum; ancak, bir teftiş çerçevesinde yapılacak iş ayrıdır, Meclis araştırması kapsamı içerisinde yapılacak iş ayrıdır. Başbakanlık Teftiş Kurulu, gündeme gelen birtakım yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak, alımlarda, satımlarda, mamelekinin tasarrufunda, paralarının harcanmasında bir kanunsuzluk, usulsüzlük var mı, bunu araştıracaktır. Halbuki, bizim araştırma konumuz sadece bununla alakalı değil -başta da ifade etmeye çalıştım- Kızılay, bundan sonra devletimizin, milletimizin zor gününde, kara gününde bugün karşı karşıya kaldığımız hizmet kusurlarını bertaraf ederek, acaba en mükemmel hizmeti nasıl verebilir; bunun yollarını araştırmak ve Meclisin önüne getirmek suretiyle bu meseleye bir açıklık getirmektir. Onun için, eğer, maksat bu olacaksa, yani bir taraftan hizmet kusuru var mı yok mu, bunun vuzuha kavuşması; öbür taraftan, şahsî kusur var mı yok mu bunun araştırılması gerekecekse...

Burada bir eksikliği de ifade etmeden geçemeyeceğim: Hepimiz devlette görev yaptık, devlette görevin nasıl yapıldığını içinden dışından biliyoruz. Böylesine önemli iddialar gündeme geldiği takdirde -bir söz vardır- tahkikatın selameti açısından, görev başında olanlar, birazcık dinlenmeye alınır. Şimdi, bir taraftan bu neviden ciddî iddiaları araştıracaksınız; ama, öbür taraftan, bu iddialarla ilgili, işin kenarında, ortasında, kıyısında, şu veya bu şekilde bulunduğu iddia edilen birkısım insanları görevde tutacaksanız; o müessesede çalışan insanların, tahkikatın selametiyle ilgili doğru bilgi vermesi mümkün değildir. Onun için, ben, hükümetten -mademki bu konuyu gündeme getirdi- rica ediyorum, istirham ediyorum, bu kuruluşla ilgili en ufak bir şüphe kalmamalıdır. Bu kuruluş, toplumun karşısına tertemiz çıkabilmelidir; tahkikat da, bu titizlikle, bu hassasiyetle, bu şeffaflıkla yürümelidir. Bunun yürüyebilmesi açısından bir görev değişikliği yapılmış gibi gözüküyor; bu değişiklik, şeklî bir değişikliktir. Aynı ekip şu veya bu şekilde orada göreve devam etmektedir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çiçek, toparlar mısınız efendim.

CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Bu sebeple, tahkikatın selameti açısından, o ekibin görevden bir süre için ayrılmasında; onun yerine, tahkikat bitinceye kadar, yeni bir heyetin işbaşına getirilmesinde fayda olduğu kanaatini ifade ediyorum; desteklerinize şimdiden teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çiçek, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, cevap verecektiniz...

ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) – Evet efendim.

BAŞKAN – Yerinizden buyurun efendim.

ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; takdir edersiniz ki, Marmara depremi, dünyanın en büyük depremlerinden birisidir; gerek saha itibariyle gerekse yaşanan nüfus ve mülkiyet itibariyle büyük bir felakettir. Bu felaketin büyüklüğü ve çapına baktığımızda, yapılan hizmetlerin, gerek şahıslar, kurumlar veya hükümet nezdinde pek çok konuda bazı tenkitlerin yapılmış olması normaldir. Bu tenkitler her müessese için yapıldı; ancak, Kızılayımız için yapılan tenkitlerin tansiyonu çok uzun süredir hiç düşmeden devam etti. Dolayısıyla, millî bir müessesemiz olan Kızılay konusu hakkında bütün partilere mensup grup sözcülerinin fevkalade güzel bir şekilde konuyu ortaya koymaları, bu konuda Meclis araştırması yapılması konusundaki ihtiyacı ifade etmeleri hükümetimizin de benimsediği bir görüştür; ayrıca, tespitlerimize göre, milletimizin de bunu istediğini biliyoruz.

Bugün, Kızılay hakkında kim, hangi tenkiti, hangi üslup içerisinde yapsa, maksadı aşan ifadeler de olsa, inanma ihtiyacı içerisinde görüyorsunuz; "insaf edin yahu" diyen birisine de rastlamak fevkalade zor. Onun için, gerçekten, bu araştırmanın kabulü, hem Kızılayımızın yeniden yapılanması ve ekonomik, sosyal, teknik, malî, hizmet ve idarî bakımdan bir gözden geçirilip, zamandan, emekten, paradan tasarruf ederek yüksek verimliliğe kavuşturulabilmesi bakımından da yararlı olacağı kanaatindeyiz.

Müsaade ederseniz, bu çerçevenin dışında, küçük bir konuya cevap vermek istiyorum. Bugün, bütün siyasî partilerimiz büyük ölçüde konuya sadık kaldılar ve konunun içinde konuştular -konunun hükümet değil, Kızılay olduğu malum- ancak, hükümete mensup siyasî partilerimizden birine mensup bir milletvekili -hükümet konusundaki sözleri hangi sebebe dayanıyor bilmiyorum- alışılmadık ve beklenmedik bir üslup içerisinde, fevkalade maksadı aşan ifadelerde bulunmuştur. Bu ifadeleri, hükümet olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Bu bakımdan, bu konuyu da bu şekilde cevaplandırmış oluyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Meclis araştırması önergeleri üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 13 üyeden kurulması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Komisyonun, gerektiğinde, Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, biraz önce alınan karar gereğince (10/73) ve (10/74) esas numaralı araştırma önergelerinin öngörüşmelerini tamamladık.

Şimdi, sırasıyla, diğer Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerine devam edeceğiz.

Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, Türk Hava Yollarının zarar etmesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeye geçiyoruz.

3. – Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, THY'nin zarar etmesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/3)

BAŞKAN – Hükümet?.. Yok.

Hükümet 6.7.1999 tarihli 29 uncu Birleşimde temsil edilmediğinden, görüşmelere başlıyoruz efendim.

Önerge daha önce okunduğu için tekrar okutmuyorum.

İçtüzüğümüze göre, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî parti gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği diğer imza sahiplerine söz verilecektir.

Konuşma süreleri, hükümet ve grupların 20'şer dakika, önerge sahibi için de 10 dakikadır.

Şimdi söz alan sayın üyelerin isimlerini okutuyorum...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Grubumuz adına Trabzon Milletvekili Sayın Orhan Bıçakçıoğlu konuşacaklar.

BAŞKAN – İlk söz, hükümet adına...

Sayın Bakan, konuşacak mısınız efendim?

ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) – Hayır.

BAŞKAN – Siz konuşmuyorsunuz; Hükümet, hakkını kaybetti.

Milliyetçi Hareket Partisi adına, Trabzon Milletvekili Sayın Orhan Bıçakçıoğlu; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır efendim.

MHP GRUBU ADINA ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Hava Yollarının, özellikle uçak alım işlemleri hakkında Meclis araştırması açılması konusunda söz almış bulunmaktayım. Sözlerime, birtakım tespitlerle başlamak isterim.

Ülkemizde sivil havacılık faaliyetleri, 20 nci Yüzyılın başlarında, Fransız ve İtalyan havayolları tarafından, İstanbul merkezli Avrupa seferleriyle başlamış bulunmaktadır. Daha sonra, 1933 yılında, ülkemizin millî havayolu ve bayrak taşıyıcısı Türk Hava Yollarının ilk temelleri atılmış ve küçük uçaklarla yakın mesafeli ve sınırlı yerli bir havacılık faaliyeti başlamıştır. Zaman içerisinde şirket filosuna orta ve uzun menzilli uçakların katılımıyla kıtalararası taşımacılığa başlanmış ve bugünkü modern ve dünyaca hatırı sayılan Türk Hava Yolları oluşmuştur. Bu açıdan, Türk Hava Yollarının bugünlere ulaşmasında emeği bulunan herkese teşekkürü bir borç olarak kabul etmekteyim.

Ülkemizde Türk Hava Yollarıyla başlayan sivil havacılık faaliyetleri, zaman içerisinde çok gelişmiş ve özellikle 1983 yılında çıkarılan 2920 sayılı Sivil Havacılık Kanununu takiben birçok yerli havayolu şirketi kurulmuş bulunmaktadır. Halen, bu özel havayollarının Türk hava taşımacılığındaki yerini de takdir etmek gerekmektedir.

Özel sektör havayollarımızın toplamı, bugün, neredeyse Türk Hava Yollarınınki kadar uçağı ve kapasiteyi piyasaya sunma imkânına kavuşmuş bulunmaktadır. Ülkemizde faaliyet gösteren özel havayolları, genellikle charter taşımacılığı suretiyle ülkemize turist ve döviz taşımaktayken, Türk Hava Yolları da, dünyanın her yerinde, ülkemizi ve bayrağımızı temsil etmektedir.

Halen içhatlarda tarifeli olarak sefer düzenleyen özel bir havayolu olmaması nedeniyle rekabet ortamının oluşmamasından dolayı üzüntü duymaktayım; ancak, aynı zamanda, uluslararası alanda, hem Türk Hava Yollarının hem de diğer yerli özel havayollarımızın göstermekte olduğu performanstan da gurur duymaktayım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemize yılda 20 milyonun üzerinde uluslararası yolcu taşınmakta olup, önceleri bu yolcuların yüzde 60'tan fazlasını yabancı havayolları taşımaktayken, bugün, bunun neredeyse dörtte 1'ini Türk Hava Yolları taşımakta; yerli özel havayollarının son yıllarda gösterdiği atak ve atılım sonucunda yabancı havayollarının paylarının sürekli olarak azaldığını ve yüzde 40'ın altına düştüğünü görmek bizi memnun etmekte ve sevindirmektedir.

Ülkemizdeki gelişmeleri, dünya havayolları içerisindeki konum açısından da değerlendirmekte fayda bulunmaktadır. Bu açıdan, Türk Hava Yollarımızın göğsümüzü kabarttığını söylemek gerekmektedir. Türk Hava Yolları, 300 civarındaki uluslararası havayolları arasında her zaman ilk sıralarda yer almış ve bunu devamlı olarak muhafaza etmiş bulunmaktadır. 1998 yılı verilerine baktığımızda, taşıdığı yaklaşık 11 milyon yolcuyla, Türk Hava Yolları, dünyanın en büyük ilk 50 havayolu içerisinde 38 inci sırada yer alırken, aynı zamanda, Avrupa'daki en büyük ilk 10 uluslararası havayolu şirketiiçinde yer almaktadır.

Tabiî ki, değerlendirmeyi, sadece taşınan yolcuyla sınırlamak,Türk Hava Yollarına haksızlık yapmak olacaktır. Yine, dünyadaki havayollarının hizmet kalitesi açısından değerlendirilmesinin yapıldığı yarışmada, Türk Hava Yolları, birçok Avrupa havayolunu da geride bırakarak, dünyanın en iyi hizmet veren 7 nci havayolu unvanını elde etmiş ve halen gururla taşımaktadır.

Türk Hava Yolları, sen 5 yılda, uçtuğu toplam uçuş noktasını 81’den 108’e, filosundaki uçak sayısını 64’ten 76’ya yükselterek, kapasitesini yüzde 40, trafiğini yüzde 34 artırmış, ortalama yüzde 65 yolcu doluluk oranı elde etmiştir. Gösterdiği bu istikrarlı ve olumlu gelişimle, Avrupa ve dünya havayolları sıralamasındaki yerini korumuştur. Gösterdiği hızlı gelişim ve hizmet kalitesi yüksekliğiyle birlikte büyük yatırımlar gerçekleştirmiş ve son 4 yılda bilançosunu kârla kapatmayı başarmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1990 yılında özelleştirme kapsamına alınan Türk Hava Yollarının bugüne kadar çok küçük bir hissesi borsada satılmış; ancak, diğer hisselerinin, halen, özelleştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir. Ülkemizin temsilcisi ve bayrak taşıyıcısı olan Türk Hava Yollarının özelleştirilmesinde, birçok husus içerisinde, millilik boyutunun gözardı edilmemesi ve şirket hisselerinin tamamının veya yüzde 49’dan fazlasının satılmaması gerektiği kanaatindeyim. Aynı zamanda, yapılması düşünülen özelleştirmenin, Türk Hava Yolları hisselerinin diğer bir havayoluna satılması şeklinde gerçekleştirilmesinden mümkün olduğunca kaçınılmasında fayda bulmaktayım.

Son iki yıldan bu yana, kamuoyunun gündeminde bulunan bir yabancı oluşumun, grubun şemsiyesi altında bulunma yaklaşımının bu açıdan da dikkate alınması ve Türk Hava Yollarının, bir başka devletin havayollarının boyunduruğundan ve sömürgeci yaklaşımından kurtarılması için tüm yetkililerin dikkatini çekmek isterim.

Burada amacımız, tabiî ki, Türk Hava Yollarının uluslararası işbirliği yapmasını eleştirmek değildir. Uluslararası işbirliği grupları içerisinde, Türk Hava Yolları, isim ve imajıyla, ülkemiz kimliğine en uygun bir grup içinde ve Türk Hava Yollarının kendi güç ve ismiyle bulunmasını hatırlatmakta fayda bulunmaktadır.

Türk Hava Yollarını değerlendirirken, diğer önemli bir noktanın, ülke güvenliği için hizmet vermekte olan birkısım kamu görevlisinin OHAL Bölgesine indirimli olarak taşınması için gösterdiği çaba ve destek olduğunu söylemek gerekir. Burada belirtilmesi gereken iki önemli husus bulunmaktadır:

Birincisi, OHAL Bölgesine yapılan indirimin, sadece asker, polis, vali, kaymakam, öğretmen, hâkim, doktorla sınırlı olması ve hatta, bunlar arasında da farklı uygulamalara gidilerek, bir kısmına yüzde 50, bir kısmına yüzde 20 indirim uygulanmasıdır. Bundan vazgeçip, bütün kamu görevlilerinin aynı indirim oranından faydalanması sağlanmalıdır. OHAL Bölgesindeki illerimize yönelik olarak başlatılan yatırım ve destek atağına katkıda bulunmak amacıyla, mümkünse, bu illere yapılan indirim uygulamasının sivil yolcular için de sağlanması düşünülmelidir.

İkincisi, indirimler sonucunda, Türk Hava Yollarının bu noktalara taşıdığı yolculardan bir kâr elde etmesi mümkün değildir. Hatta, yıllık ortalama 6-7 trilyon Türk Lirası zarar etmekte olduğu bilinmektedir. O zaman, böylesine önemli ve özelliği bulunan bir kurumun zarara uğramasını önlemek, bizim görevimiz olmalıdır. Bu nedenle, Sayın Plan ve Bütçe Komisyonunun durumu özenle dikkate alması ve Türk Hava Yollarının OHAL Bölgesine uçuşlardan kaynaklanan zararını tazmin edecek bir ödeneği de bütçeye koyması gerekmektedir.

Böylesine büyük bir coğrafyada, yani, dünya çapında faaliyet gösteren, 24 saat ve 365 gün hizmet veren bir kurumun tüm işlerinin de dünyadaki diğer havayollarıyla uyum içinde yapılması, malî büyüklüğü de dikkate alındığında -ki, yıllık cirosu 1,5 milyar dolardır- bir otokontrol ve etkin denetim sistemi kurulması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Özellikle, Meclis araştırmasının da konusu olan uçak alımlarına gelince: Her dönem, kamuoyunda tartışılır alımlar olmuştur ve birçok iddia ortaya atılmıştır. Hatırlanacak olursa, daha önce de, RJ uçaklarının alımlarıyla ilgili olarak birçok iddia ortaya atılmış bulunmaktadır. Benzer iddialar, şirket tarafından alınmasına karar verilen ve şu an bir kısmı teslim alınan, 49 adet B 737-800 uçağıyla ilgili olarak da söylenmektedir. Bu uçakların alımına ilişkin çalışmalar, 1997 yılı, hatta, 1996 yılına dayanmaktadır. Türk Hava Yolları filosunu gençleştirmek ve geliştirmek için uçak alma ihtiyacı üzerine, hangi uçağın alınması gerektiğini tespit etmek üzere, çalışmalara, 1996 yılının sonlarında başlanılmış bulunmaktadır.

Çalışmalarda, ilk defa olarak, hangi uçağın alınacağına önceden karar verilerek hareket edilmemiş ve hangi uçak tipinin şirket için daha iyi olacağı araştırılmıştır. Aynı zamanda, uçakların satın alınmasıyla yetinmek yerine, ülkemize, sivil uçaklar hakkında bilgi, tecrübe ve en önemlisi, üretim sağlamak üzere bir yaklaşım sergilenmiştir.

Dünyada, Türk Hava Yollarının ihtiyacı olan yolcu uçağı üretimi, sadece Boeing ve Airbus firmaları tarafından yapılmaktadır. Yani, Türk Hava Yolları tarafından yapılacak olan tercih, birçok alternatiften biri değil, sadece iki alternatiften birinin tercihi olarak gerçekleştirmekten başka bir şey değildi. Yapılan değerlendirmeler; uçakların değeri, uçakların yolcu, kargo ve menzil kapasiteleri, uçakların işletme maliyetleri, leasing ve satın alma opsiyonları, yedek parçalarının maliyetleri ve bakım ihtiyaçlarının şirket tarafından karşılanabilmesi yeteneği, uçakları kullanacak pilotların alması gereken eğitimlerinin maliyet ve zaman boyutları başta olmak üzere, tüm hususlar dikkate alınarak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.

Aynı zamanda, daha önce belirttiğim gibi, ilk defa olarak satın alınacak uçaklarla ilgili olarak, üretici firma tarafından tanınan off-set, yani üretime katılma hakkı, fiyattan indirim almak yerine, ülkemizin üretim faaliyetlerine katılması şeklinde, bu alımda kullanılmıştır.

Uçakların malî boyutları Türk Hava Yolları tarafından değerlendirilirken, üretime ilişkin hususlar, Başbakanlıkta, Başbakan Sayın Necmettin Erbakan tarafından kurulan Teknoloji ve Üretim Müşavirliği aracılığıyla değerlendirilmiştir.

Uçakların alımına ilişkin olarak, Türk Hava Yolları tarafından yapılan çalışmalarda, Boeing firmasının uçaklarının alınmasının şirket açısından daha faydalı olacağı kanaatine varılmış; aynı şekilde, Başbakanlık Teknoloji Müşavirliği tarafından yürütülen çalışmalarda da, uçakların üretime katılma hakkıyla ilgili olarak değerlendirmelerde Boeing firmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla, Türk Hava Yolları, iki alternatiften Boeing'i seçmiş bulunmaktadır.

Tabiî ki, bu seçim kararının tarihi ile uçakların alınma tarihlerine de bakmak gerekmektedir. Boeing uçaklarının seçimi ve alım kararı, Sayın Erbakan'ın Başbakan olduğu 54 üncü cumhuriyet hükümeti döneminde karara bağlanmış...

BAŞKAN – Sayın Bıçakçıoğlu, Sayın Erbakan burada yok, cevap verme hakkı yok...

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Devamla) – Efendim, biz, araştırma önergesinin girişimini...

BAŞKAN – Efendim, Sayın Erbakan'ın ismini çıkarın oradan; çünkü, burada yok, cevap verme hakkı da yok.

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Devamla) – Cevap verilecek herhangi bir şey söylemedim Sayın Başkan.

54 üncü cumhuriyet hükümeti döneminde karara bağlanmış, sözleşmelerin imzalanması ve uçakların teslim alınması ise bundan sonraki hükümetler dönemine nasip olmuştur.

Satın alma kararı akabinde, Türk Hava Yolları, kendisine en uygun olan uçakları, yaklaşık 290 milyon dolar daha ucuza satın alma imkânını elde etmiş; aynı zamanda, ülkemizin gözbebeği olan Türkiye Uçak Sanayii AŞ de, Boeing tarafından, bu uçakların üretimine katılma imkânını elde etmiş ve 385 milyon dolar tutarında üretim ve ihracat yapılması imkânı bulunmuştur.

Uçakların alımına, belirttiğim üzere, tamamen ekonomik şartlar altında karar verilmiş olmasının yanında, o günün uluslararası siyasal yapısına ve konjonktürüne de dikkat çekmekte fayda bulunmaktadır. Tam uçakların alımı dönemi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin tamamen gerildiği ve Avrupa Birliği tarafından, ülkemize karşı tavır ve kararların alındığı bir dönemdir. Bunun, uçakların alımıyla ne ilgisi olabilir diye düşünebilirsiniz; doğrudur, uçakların alımıyla doğrudan bir ilgisi yoktur; ancak, üretici firmalardan Airbus, İspanya, Almanya, Fransa başta olmak üzere, bazı AB üyesi ülkelerin ortak uçak üretimi firmasıdır; Boeing ise bir Amerikan firmasıdır. Uçakların tercihi neticesinde, Avrupa Birliği ülkelerine, bizimle olmaları veya olmamaları konusunda bir mesajın verilmiş olduğunu söylemek gerekir.

Burada yapmış olduğum açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, uçakların alım işlemleri, tamamen gerekli prosedür içinde yapılmış bulunmaktadır; ancak, eski bir Türk Hava Yolları personelinin iddiaları üzerine, bir sayın milletvekili tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine, konunun, usulsüzlük temeline dayalı olarak getirilmesinden üzütüntü duymaktayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türk Hava Yollarının faaliyetleri ile işlemleri, öncelikle şirket teftiş kurulu ve Başbakanlık tarafından sürekli olarak teftiş edilmekte ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu tarafından da denetlenmektedir.

İddia edildiği gibi usulsüzlükler varsa, bunların, Başbakanlık Teftiş Kurulu ve Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespit edilmesi, ilgililer hakkında gerekli işlemlerin yapılması doğal süreçtir. Aynı zamanda, bu hususların, Meclis adına KİT Komisyonu tarafından da denetlendiğini unutmamak gerekmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, resmî kanallar dışında kişilerarası mücadelelere dayanan birtakım şikâyetlere dayalı olarak karar alma yaklaşımı, Meclisin itibarını zora sokacaktır diye düşünüyorum. Tabiî ki, birtakım usulsüzlük iddiaları varsa, bunları gözardı edelim anlamı da çıkarılmamalıdır. Konunun Meclis adına incelenmesi için, Başbakanlık denetim kurumlarına ve KİT Komisyonuna sevk edilmesi suretiyle inceletilmesinde de fayda bulunmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dosyanın Meclis gündemine gelmesine vesile olan sayın milletvekilini, kendi partisinin iktidarı döneminde ve eski genel başkanının Başbakan olduğu döneme ilişkin olarak yapılan işlemlerde usulsüzlük bulunabileceği iddiasını gündeme getirmesinden dolayı candan kutlamak isterim.

İddiaları incelerken, bunların gündeme getiriliş şekline, zamanına, gündeme getiren kişinin kim olduğuna da bakmakta fayda vardır. Bu dedikodu mahiyetindeki iddialar, Türk Hava Yolları eski personeli bir şahıs tarafından ortaya atılmış; neticesinde, bu kişi, 1984 yılında disiplin kurulu kararıyla Türk Hava Yollarından atılmıştır ve dosyasında da birçok kınama ve uyarı cezaları bulunmaktadır. Neyse, bu tür hususların ilgili denetim kurullarınca tespitinde fayda var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bıçakçıoğlu, toparlayın lütfen...

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Devamla) – Aksi takdirde, konu, dedikodu ortamına doğru çekilmekte ve Meclis, mücadeleler arenasına doğru kaymaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ve benzer hususlarla Yüce Meclisin gündeminin işgal ettirilmesi durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kişisel kavgaların ve mücadelelerin bir aracı ve ortamı konumuna düşmekten kurtulamaz.

Bu nedenle, önergenin reddedilmesini; ancak, iddiaların, incelenmek üzere Başkanlığa gönderilmesi gerekmektedir.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Söz konusu iddialarla Meclis Başkanlığı pek ilgili değil.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Veysel Candan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, konuşmacı arkadaşımı dikkatle takip ettim; keşke, konuyu biraz daha dikkatli araştırıp da burada konuşsaydı, çok daha sağlıklı olurdu.

Bu araştırma önergesinin sahibiyim. Türk Hava Yollarının bilançolarını komisyonda dört yıl inceledik. Evvela şunu ifade edeyim: Sadece siyasî bir mülahazayla bu araştırma önergesi verilmemiştir; elimdeki şu rapor özeti fotokopisi, Yüksek Denetleme Kurulunun, Türk Hava Yollarıyla ilgili hazırlamış olduğu raporun sonuç bölümüdür ve aynen şu yazmaktadır: "1994, 1995, 1996 yılı Türk Hava Yollarının bilanço ve gelir tablosu gerçeği yansıtmamaktadır; yani, birtakım alacaklarını ve borçlarını tam olarak tasfiye ederek bilanço hazırlamamıştır, harcamalar da doğru değildir." Kim söylüyor bunu; bu kurumu onbeş yıldır inceleyen Yüksek Denetleme Kurulu raporunda yer alan bilgileri söyleyen müfettişler.

Diğer ikinci önemli konu; uzun yıllar, Satınalma Başkanlığı tarafından, 33 üncü madde olarak, bir yönetmelik çıkarılmıştır. Bu yönetmelikte "önem, özellik ve ivedilik" durumu gerekçe gösterilerek birtakım satın almalar yapılmıştır. Bu satın almaları için Yüksek Denetleme diyor ki: "Bunlar gerekçe gösterilerek suiistimal edilmiş ve bu alımlarda da birtakım sıkıntılar vardır." Bunu kim söylüyor; kurumu inceleyenler...

Üçüncü olarak, Türk Hava Yolları, bilindiği gibi, şu anda özelleştirme kapsamındadır, 1990 yılında kapsama alınmıştır; yüzde 1,8'i İstanbul Menkul Kıymetler Borsasındadır, yüzde 25' i halka arz şeklinde satışa çıkarılmıştır; ancak, bunda başarılı olunamamıştır ve şu anda da Özelleştirme İdaresi, kurumun Genel Müdürlüğünün yaptığı icraatlara müdahale etmektedir; o da doğru bulmamaktadır.

Yine, dördüncü olarak, Türk Hava Yolları her yıl zarar etmektedir. Gelen hükümet, yönetime yakınlarını koyarak kurumu siyasî müdahaleler altına almaktadır.

Netice itibariyle, bu araştırma önergesini vermekten maksadımız şudur: Türk Hava Yollarını masaya yatırmak, hazırlanacak raporla kuruma yön vermek, usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını açığa çıkarmak, görevini ihmal ve kötüye kullanan varsa hesap sormak, milletin malına sahip çıkmak, diğer kurumlara örnek olmak... Bunlara itiraz edebilecek bir milletvekili arkadaşımızın olacağını zannetmiyorum. Tekrar ifade ediyorum; araştırmamız, katiyetle siyasî amaç taşımamaktadır. Olumlu karar verilirse, kurum incelenecektir; eğer, reddedilirse, kurum kamuoyunda şaibeli olmaya devam edecektir, yapanın yaptığı da yanına kalacaktır.

Değerli arkadaşlar, arkadaşımız, uçak alımlarıyla ve kiralamalarla ilgili birtakım sözler ifade ettiler; ancak, o konuşmayı tamamen birisi hazırlamış, önüne takdim etmiş.

Bakın, benim elimdeki belgede ne deniyor: Türk Hava Yolları uçaklarını kiralarken, Cayman adalarında -ki, bu ada, Küba'nın güneyinde 28 000 nüfuslu bir müstemleke- Truva Aviation Şirketi kuruluyor. Biz, buradan uçak kiralıyoruz. Bunu kim kuruyor; Türk Hava Yollarından iki personel kuruyor. Orada bir şirket kuruluyor. Kim? Türk Hava Yolları ve kurduğu şirketten uçaklar kiralanıyor. Kiralama bedeline baktığımız zaman, normal şartlarda birtakım usulsüzlükler var. Kiralama on yıllık yapılıyor. Havacılık tarihinde on yıllık kiralamanın örneği yok. Seçim yanlış. Türk Hava Yolları, Boeing'e bağlı bir hale getirilmiş. Kiralanan uçakların yakıtları diğerlerine göre yüzde 20-28 pahalı Kiralandığı zaman, sıfır saatte teslim edeceksiniz ve edemediğiniz zaman, ceza miktarı 15 000 dolar... Piyasa şartlarında, aynı tarihte, aylık kira 240 bin dolardır, özel sektör 240 bin dolara kiralamıştır; halbuki, Türk Hava Yolları 433 bin dolar aylık kira bedeli üzerinden kiralamıştır.

Peki, şimdi, ben, burada şunu sormak istiyorum: Böyle bir talebimizin, yani, 240 bine mi, 433 bine mi kiralanması gerektiği talebimizin araştırılmasının kime ne zararı var?.. Biz, burada, bir siyasî partiyi, bir kişiyi hedef alarak değil, kurumun, bu şartlarda giderse iflas edeceğini ve devamlı surette zarar edeceğini söylemeye çalışıyoruz.

Kurumun, bize göre, diğer bir yanlışı uçak alımlarındadır. Uçak alımları, ifade edildiği gibi, daha önceki hükümet döneminde pazarlık edilmiş, bir niyet mektubu verilmiş, öyle bırakılmış.

Şimdi, uçak alımı nedir arkadaşlar: 1997 tutarıyla alınan miktar 1 039 339 000 dolardır; Eximbank kredisidir, ABD'den alınmıştır. Dolayısıyla, siz o krediyi oradan aldığınız için de, uçaklar Boeing 737 ve 800 tiplerinden seçilmiştir. Dolayısıyla, burada, bu kredinin temininde açıklığa kavuşması gereken birtakım sıkıntıların, iddiaların olduğu ve buna bağlı olarak da uçak fiyatlarının yüksek olarak alındığı söz konusudur. Netice itibariyle, konuyu fazla uzatmak istemiyorum, bu araştırma önergesinin amacını tekrar ifade ediyorum...

Ayrıca, bir konu daha var; onu da gündeme getirelim hemen... Türk Hava Yolları, bazı havayollarıyla ortaklık ve işbirliği anlaşması yapmaktadır. KİT Komisyonunda, Türk Hava Yolları Genel Müdürüne sorduğum 30 civarında soru var, hiçbirisinin cevabı tatmin edici değil, hepsine yuvarlak cevaplar verilmiştir. Maalesef, Swissair havayollarıyla ortaklık yapılmaktadır; bu ortaklık şirketi içerisinde 5 civarında şirket var, Sabena var, Avusturya var... Halbuki, baktığımız zaman, bu şirketler de Swissair'e ortaktır. Yani, biz, bir anonim şirketle, yüzde 60'ın üzerinde sermaye sahibi olan bir şirketle dolaylı bir yoldan ortaklık, işbirliği yapıyoruz; bu da, Türk Hava Yollarının söz sahibi olmaması anlamına gelir. Böyle bir ortaklığa da, daha sonra, ön avans olarak, 10 milyon dolar, 5 milyon dolar paralar yatırılmış olmasına rağmen, Özelleştirme İdaresi, yani, işin patronu müdahale etmiştir. Dolayısıyla, patrona sormadan, Özelleştirme İdaresine sormadan birtakım inisiyatif kullanıldığı için, kurum, burada zarara sokulmuştur.

Değerli arkadaşlar, netice itibariyle, 1994, 1995, 1996 yılları bilançolarının gerçekleri yansıtmadığı raporlarda yazılıdır, şüpheli batık alacakların arttığı raporlarda yazılıdır, uçak alımında komisyonların döndüğü yazılıdır, iç hat seferlerinde devamlı zarar etmektedir, alımların denetlenmediği ortadadır, 7 ayrı satın alma grubuyla satın alınma yapılmaktadır, kurum içinde hazırlanan yönetmeliklerle iş götürülmeye çalışılmaktadır, ivedilik ve ortaklık yararı suiistimal edilmiştir, rekabetsiz alım yapılmıştır ve böylece kurum zarara sokulmuştur.

Konuşmamı bağlarken tekrar ifade ediyorum; amacım, katiyetle siyasî değil; eğer, siyasî olmuş olsaydı, şu anda, hükümet ortakları içerisinde bulunan partilerin bazı üyelerinin çok yakınlarının burada yönetim kurulu üyesi olduğunu söylerdim; eğer, siyasî olsaydı, isimleri de burada deşifre ederdim; ama, benim amacım, Türk Hava Yolları Kurumunun zararsız hale getirilmesi için acaba nasıl bir çalışma yapılabilir yönündedir. Çeşitli siyasî partilerimizden oluşacak milletvekili arkadaşlarımız, bu kurum yetkililerini çağırdığı zaman, birtakım sorular sorduğu zaman konu daha açıklıkla ortaya çıkacaktır.

Bu anlattığım bilgiler doğrultusunda Yüce Heyetinizin doğru karar vereceğini ümit ediyorum; en azından, kurumun ele alınmasının, araştırma komisyonu kurulmasının, kurumun bundan sonra atacağı adımlar için de sağlıklı olacağı kanaatindeyim.

Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Candan.

Gruplar adına başka söz isteyen yok?.. Yok.

Önerge sahibi olarak Sayın Candan konuştu.

Başka konuşacak var mı efendim?

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, grup adına konuşmalarımız olacak; saat 19.00 olduğu için, biz, konuşma hakkımızı daha sonraki birleşime bıraktık...

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Veysel Candan grup adına konuştu Sayın Başkan...

BAŞKAN – Peki efendim

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz dolmak üzeredir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 27 Ekim 1999 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Teşekkür ederim efendim.

Kapanma Saati : 18.56

 

 

VII. – SORULAR VE CEVAPLAR (Devam)

B) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, memur, sözleşmeli personel ve işçi sayısına ve ücretlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı (7/513)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Şükrü Sina Gürel tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Zeki Ünal Karaman

Sorularım Şunlardır :

1. 1983 yılından bu yana, yıllara göre 657 sayılı kanuna tabi Devlet memuru ile kamuda çalışan sözleşmeli personel ve işçi sayısı nedir?

2. Aynı yıllarda, reel ücretlerinde nasıl bir değişiklik olmuştur?

TC Devlet Bakanlığı Sayı : B.02.0.007/1188 21.10.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

İlgi : TBMM Başkanlığının 7.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-2048 sayılı yazısı.

Karaman Milletvekili Sn. Zeki Ünal’ın, Bakanlığıma tevcih ettiği 7/513-1747 esas no. lu yazılı soru önergesi cevabı ekte sunulmuştur.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Prof. Dr. Şükrü S. Gürel Devlet Bakanı

 

(I Sayılı Liste)

Kamu Kurumları ile Kamu İktisadî Teşebbüsleri

Toplam Personel Sayıları

 

A Grubu :

1. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Genel Sekreterliği kadroları,

2. Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı,

3. KİT memur kadroları,

4. Mahallî İdareler kadroları hariç

kamu kurumları memur kadroları,

B Grubu :

Kamu İktisadî Teşebbüsleri (I) sayılı cetvele tabi memur kadroları,

C Grubu :

Kamu İktisadî Teşebbüsleri (II) sayılı cetvele tabi sözleşmeli personel sayıları,

D Grubu :

Kamu İktisadî Teşebbüsleri özelleştirme kapsamında çalışan personel,

E Grubu :

399 Sayılı KHK Geçici 9 uncu madde ile Ek madde 1 kapsamındaki

Kamu İktisadî Teşebbüslerinde personel sayıları,

(II Sayılı Liste)

Seçilmiş bazı unvanlara ait 1983-1999 yılları arası dönemler itibariyle net ücret (*)

 

(II Sayılı Liste Devamı)

(*) Ücretlere aile yardımı ve lojman tazminatı dahil edilmemiştir.

2. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;

- Türkiye ile İsrail arasında aktedilen Tarımsal İşbirliği Anlaşmasına,

Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın;

- Hatay’daki buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğday fiyatlarına,

Adana Milletvekili Ali Gören’in;

- Adana ve Çukurova çiftçilerinin ürün bedellerini alamadıklarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/520, 535, 536)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı, Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 2.9.1999

Zeki Ünal Karaman

Sorularım şunlardır :

1. İsrail’in, GAP’ta değişik isimler altında toprak satın aldığı, TİGEM çiftliklerine talip olduğu iddia edilmekte midir? Bu iddialar doğru mudur?

2. Türkiye-İsrail arasında aktedilen tarımsal işbirliği anlaşması ne zaman yapılmıştır? Hangi konuları kapsamaktadır?

3. Bu anlaşma çerçevesinde İsrail ile son iki yıldan beri ne gibi çalışmalar yapılmıştır?

4. İsrail ile dış ticaret hacmi nedir? Türkiye’nin açığı var mıdır? Varsa ne kadardır?

5. İsrail’den tohumluk ithal ediliyorsa, hangi cins tohumluklar ithal edilmektedir? Ödenen döviz miktarı nedir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arzederim.

S. Metin Kalkan Hatay

Hatay ve Amik ovasından yaptığım araştırma ve incelemeler sonucu çiftçimizin büyük sıkıntı içinde olduğunu emeğinin karşılığını dahi alamadığını ümitsizlik ve gelecek endişesi taşıdığını, tarlasını ve traktörünü satmaya başladığını yakınen müşahade etmiş bulunmaktayım.

1. Çiftçimizin alınan ürün bedelleri neden hâlâ ödenmemiştir?

2. Taban fiyatlar belirlenirken neden ziraat odalarının teklif ve değerlendirmeleri dikkate alınmamıştır?

3. Ülkemiz tarımının bel kemiği olan buğday üreticisinin tarlasını ekemez duruma gelmesi neticesi büyük bir işsizlik ve ekonomik problemi doğuracağından Bakanlığınızca hangi önlemler almaktasınız?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Prof. Dr. Ali Gören Adana

Adana ve Çukurovada yaptığım inceleme ve araştırmalar sonucu çiftçimizin büyük sıkıntı içinde olduğunu, ürününün karşılığını dahi alamadığını, enflasyon karşısında ezildiğini, ümitsizlik içinde gelecek endişesi taşıdığını, tarlasını ve traktörünü satmaya başladığını müşahade etmiş bulunmaktayım.

1. Çiftçimizin ürün bedelleri neden hâlâ ödenmemiştir?

2. Taban fiyatlar belirlenirken neden çiftçiler birliğinin değerlendirme ve teklifleri dikkate alınmamıştır?

3. Ülkemiz tarımının bel kemiği olan buğday üreticisinin tarlasını ekemez duruma gelmesi işsizler ordusunu artıracağından bu önemli soruna Bakanlığınızca hangi önlemleri almaktasınız?

4. Çiftçimizin zamanında ödenmeyen ürün bedellerinin enflasyon karşısındaki zararlarını telafi etmeyi düşünüyor musunuz?

TC Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : KDD. SÖ-1-01/2550 25.10.1999

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.10.1999 Gün ve A.02.0.GNS.0.10.00.02-2046 Sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazı ekinde gönderilen Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal’a ait 7/520-1754/4659 Esas No. lu, Hatay Milletvekili Sayın Metin Kalkan’a ait 7/535-1836/4967 Esas No. lu ve Adana Milletvekili Sayın Ali Gören’e ait 7/536-1837/4968 Esas No’lu yazılı soru önergelerine ilişkin bilgiler ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp Tarım ve Köyişleri Bakanı

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi Milletvekili : Zeki Ünal

Karaman Milletvekili

Esas No. : 7/520-1750

Soru 1. İsrail’in GAP’ta değişik isimler altında toprak satın aldığı, TİGEM çiftliklerine talip olduğu iddia edilmekte midir? Bu iddilar doğru mudur?

Cevap 1. Yüksek Planlama Kurulu’ndan çıkması beklenen karar doğrultusunda TİGEM işletmelerinde %51’i özel sektöre ve %49’u TİGEM’e ait olmak üzere Anonim şirketler kurulacaktır. Bu şirketler TİGEM’in arazilerini 10 yıldan 49 yıla kadar kiralayarak üretim yapacaklardır. Şirketlere kiralanacak arazilerin mülkiyeti hiçbir şekilde şirketlere devredilmeyecek, mülkiyet TİGEM’de kalacak olup, kiralama süresince kâr ortaklığı sistemi uygulanacaktır.

Bugüne kadar Yüksek Planlama Kurulu’ndan gerekli izin çıkmadığından TİGEM çiftlikleri ile ilgili olarak ne İsrail ne de başka bir yabancı ülke ile görüşülmemiştir ve herhangi bir yabancı ülkeden resmî bir talep de alınmamıştır.

Ayrıca, Yüksek Planlama Kurulu’ndan gerekli izin çıksa bile; TİGEM’in Güneydoğu Anadolu’da bulunan Ceylanpınar ve Hatay İşletmeleri, Gökçeada’da bulunan Gökçeada işletmesi ve Iğdır’da bulunan Kazımkarabekir işletmesi bulundukları bölgelerin özel durumları nedeniyle yerli ve yabancı ortaklığa açılmayacak, bu işletmelerdeki çalışmalar şimdi olduğu gibi TİGEM’ce yürütülecektir.

Soru 2. Türkiye-İsrail arasında aktedilen tarımsal işbirliği anlaşması ne zaman yapılmıştır? Hangi konuları kapsamaktadır?

Cevap 2. Söz konusu anlaşma Kudüs’te, 7 Eylül 1998 tarihinde imzalanmıştır.

İşbirliği yapılacak konular :

- Teknik bilgi ve doküman mübadelesi,

- Tarafların ilgili araştırma kuruluşlarında yayınlanan araştırma sonuçlarının mübadelesi,

- Her iki ülkenin ilgi alanlarına giren konularda uzman mübadelesi,

- Her iki ülkede kurslar, seminerler, konferanslar ve toplantılar düzenlenmesi,

- Sulama ve sulama sistemleri konularında bilgi mübadelesi,

Soru 3. Bu anlaşma çerçevesinde İsrail ile son iki yıldan beri ne gibi çalışmalar yapılmıştır?

Cevap 3. Söz konusu anlaşmanın imzalanmasından bu yana yaklaşık 1 yıllık bir süre geçmiştir. Bu süre zarfına, Bakanlığımız Beymelek Su Ürünleri Üretim ve Geliştirme Merkez Müdürlüğü bünyesinde İsrail’in teknik yardımı ile bir biyoteknoloji Laboratuvarı kurulması, sulama ve sulama sistemleri konularında Bakanlığımızdan 2 uzmanın İsrail’de eğitilmesi yönündeki talebimiz Dış İşleri Bakanlığı aracılığı ile İsrail tarafına iletilmiş ancak, bu konularda henüz bir gerçekleşme olmamıştır.

Soru 4. İsrail ile dış ticaret hacmi nedir? Türkiye’nin açığı var mıdır? Varsa ne kadardır?

Cevap 4. Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan alınan bilgiye göre; Türkiye 1998 yılında İsrail’e 478 637 000 $’lık mal satmış ve aynı yıl 282 753 000 $’lık mal ithal etmiştir.

1999 yılının Ocak-Temmuz döneminde ise ihracat 331 941 000 $ iken, ithalat tutarı 149 789 000 $ olmuştur. Rakamlardan da anlaşılacağı gibi, İsrail ile yapılan dış ticarette 1998 yılında olduğu gibi 1999 yılında da ihracat fazlası vardır.

Soru 5. İsrail’den tohumluk ithal ediliyorsa, hangi cins tohumluklar ithal edilmektedir? Ödenen döviz miktarı nedir?

Cevap 5. Yukarıda değinildiği gibi ülkemiz ile İsrail arasında Tarım Alanında İşbirliği Anlaşması 7 Eylül 1998 tarihinde imzalanmıştır. Ayrıca Bitki Koruma ve Karantina Anlaşma Taslağı hazırlanmış olup görüşmeler devam ettiği için henüz imzalanmamıştır.

İsrail’den ülkemize pamuk, ayçiçeği, mısır, domates, karpuz, kavun ve hıyar tohumları ithal edilmektedir.

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi Milletvekili : Metin Kalkan

Hatay Miletvekili

Esas No. : 7/535-1836

Hatay ve Amik ovasında yaptığım incelemeler sonucu çiftçilerimizin büyük sıkıntı içinde olduğunu, emeğinin karşılığını dahi almadığını, ümitsizlik ve gelecek endişesi taşıdığını, tarlasını ve traktörünü satmaya başladığını yakınen müşahade etmiş bulunmaktayım.

Soru 1. Çiftçimizin alınan ürün bedelleri neden hâlâ ödenmemiştir?

Cevap 1. Ülkemizin her tarafına yayılmış 468 noktadan ürün alımı yapan TMO Genel Müdürlüğümüz kanalıyla bugüne kadar (7.10.1999) 5.2 milyon ton ürün alınmış olup; alımların tutarı 386.9 trilyon Türk lirasıdır. Bu bedelin 271 trilyon TL.’sı çiftçilerimize ödenmiş ve halen ödemeler devam etmektedir.

Bilindiği gibi ödemelerin %50’si peşin, %50’si ise 45 gün sonra yapılması uygulaması devam etmekte olup, bugüne kadar yapılan ödeme tutarı, toplam alım bedelinin % 68’ine tekabül etmektedir. Ödemelere her hafta bölgelerimize düzenli olarak çıkarılan havalelerle devam edilmektedir. Türkiye genelinde en son olarak 12 Ekim 1999 tarihinde bölgelerimize 23 trilyon TL. daha para gönderilmiştir. Böylece 12 Eylül tarihine kadar yapılan alımların %50 peşin kısmı ödenmiş, 16 Temmuz 1999 tarihine kadar yapılan alımların ise %50 vadeli kısmı havale edilmiştir.

Soru 2. Taban fiyatlar belirlenirken neden ziraat odalarının teklif ve değerlendirmeleri dikkate alınmamıştır?

Cevap 2. 1999-2000 Dönemi Hububat Ürünü Destekleme Alımı ve Satımı Hakkındaki 99/12890 sayılı Kararname 1.7.1999 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Ülkemizde hububat ürünleri hasadının söz konusu Kararnamenin yayım tarihinden önce başlaması nedeniyle, Kararname yayımlanıncaya kadar üreticilerimizin mağdur olmaması için, henüz hasat başlamadan yayınlamış olduğumuz genelge ile ileride açıklanacak şartların kabulü kaydıyla taahhütname karşılığı ürün alımlarına imkân sağlanmıştır.

Hububat destekleme alım fiyatları belirlenirken üretim maliyeti, yıllık enflasyon, borsa fiyatları ve Dünya ticari fiyatları (FOB) dikkate alınmakta ve özellikle üretim maliyeti konusunda kendi çalışmalarımızın yanı sıra Ziraat Odaları Birliği, Ziraat Fakülteleri gibi ilgili kuruluşlardan görüş istenmekte olup, bu meyanda hububatla ilgili diğer kuruluşlardan da gelen görüşler değerlendirilerek fiyat çalışmaları yapılmaktadır.

Hububat fiyatlarının tespitinde baz olarak alınan ikinci grup ekmeklik buğday fiyatı Haziran 1999 ayı için; maliyetler, enflasyon oranı, borsa fiyatları ve Dünya fiyatları da dikkate alınarak geçen yıl ki 53 000 TL/kg.’lık fiyata göre % 50.9’luk bir artış yapılmak suretiyle, 80 000 TL/kg olarak açıklanmıştır.

Ayrıca Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında her ay için 2 000 TL/kg fiyat artışı getirilmiştir. Açıklandığı tarih itibariyle 80 000 TL/kg alım fiyatının karşılığı 193 $/ton’a tekabül ederken aynı dönemde Dünya fiyatları yaklaşık 110 $/ton seviyelerindeydi. Böylece çiftçilerimize dünya fiyatlarından 83 $/ton daha fazla fiyat verilmiştir.

Soru 3. Ülkemiz tarımının bel kemiği olan buğday üreticisinin tarlasını ekemez duruma gelmesi neticesi büyük bir işsizlik ve ekonomik problem doğuracağından Bakanlığınızca hangi önlemler almaktasınız?

Cevap 3. 5254 sayılı kanun çerçevesinde tabiî afetlerden %40 oranında zarar gören çiftçilere kaliteli tohumluk sağlanmıştır. 27 Ağustos 1999 tarihinde yayımlanan 99/13232 sayılı kararname ile daha önce 5254 sayılı kanuna göre tohumluk borçlarına ek olarak bütün bitkisel üretim borçları da erteleme kapsamına alınarak çiftçilerimize büyük bir rahatlama getirilmiştir.

66 ilimizin 47 175 köyünde 855 990 çiftçi ailesi tabiî afetlerden zarar görmüştür. Çıkarılan kararname ile zarar gören çiftçilerimizin tohumluk ihtiyacını karşılamak üzere 30 trilyon lira aktarılmış, ancak bugüne kadar 13 trilyon tutarında 102 000 ton hububat tohumluğunun tahsisi yapılmıştır.

Ayrıca Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ve Toprak Mahsulleri Ofisine ürünlerini satan ve ürün bedellerini kuruluşların içinde bulundukları finansman sıkıntısı nedeniyle alamamış olan çiftçilerimizin kalan alacaklarının TC Ziraat Bankası ve Tarım ve Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarına mahsup edilmesine ilişkin Mahsup Kararnamesi Bakanlar Kurulunca kabul edilmiştir.

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi Milletvekili : Prof. Dr. Ali Gören

Adana Miletvekili

Esas No : 7/536-1837

Adana ve Çukurova’da yaptığım inceleme ve araştırmalar sonucu çiftçimizin büyük sıkıntı içinde olduğunu, ürününün karşılığını dahi alamadığını, enflasyon karşısında ezildiğini, ümitsizlik içinde gelecek endişesi taşıdığını, tarlasını ve traktörünü satmaya başladığını müşahede etmiş bulunmaktayım.

Soru 1. Çiftçimizin alınan ürün bedeleri neden hâlâ ödenmemiştir?

Cevap 1. Ülkemizin her tarafına yayılmış 468 noktadan ürün alımı yapan TMO Genel Müdürlüğümüz kanalıyla bugüne kadar (7.10.1999) 5.2 milyon ton ürün alınmış olup; alımların tutarı 386.9 trilyon Türk lirasıdır. Bu bedelin 271 trilyon TL.’sı çiftçilerimize ödenmiş ve halen ödemeler devam etmektedir.

Bilindiği gibi ödemelerin %50’si peşin, %50’si ise 45 gün sonra yapılması uygulaması devam etmekte olup, bugüne kadar yapılan ödeme tutarı, toplam alım bedelinin %68’ine tekabül etmektedir. Ödemelere her hafta bölgelerimize düzenli olarak çıkarılan havalelerle devam edilmektedir. Türkiye genelinde en son olarak 12 Ekim 1999 tarihinde bölgelerimize 23 trilyon TL. daha para gönderilmiştir. Böylece 12 Eylül tarihine kadar yapılan alımların %50 peşin kısım ödenmiş 16 Temmuz 1999 tarihine kadar yapılan alımların ise %50 vadeli kısmı havale edilmiştir.

6.10.1999 tarihi itibariyle İskenderun Bölge Müdürlüğü hinterlandında yer alan Çukurova Bölgesinin alım ödemeleri ise şöyledir :

Buğday peşin borcumuzun tamamı ödenmiştir.Mısır peşin borcumuz 6 trilyon TL., buğday vadeli borcumuz ise 853 milyar TL.’dır.

Çukurova’da mısır alımına 1 Eylül 1999 tarihinde başlanmış olup; ödemeler her hafta düzenli olarak yapılmaktadır.

Soru 2.Taban fiyatlar belirlenirken neden çiftçiler birliğinin değerlendirme ve teklifleri dikkate alınmamıştır?

Cevap 2. 1999/2000 Dönemi Hububat Ürünü Destekleme Alımı ve Satımı Hakkındaki 99/12890 sayılı Kararname 1.7.1999 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Ülkemizde hububat ürünleri hasadının söz konusu Kararnamenin yayım tarihinden önce başlaması nedeniyle, Kararname yayımlanıncaya kadar üreticilerimizin mağdur olmaması için, henüz hasat başlamadan yayınlanmış olduğumuz genelge ile ileride açıklanacak şartların kabulü kaydıyla taahhütname karşılığı ürün alımlarına imkân sağlanmıştır.

Hububat destekleme alım fiyatları belirlenirken üretim maliyeti, yıllık enflasyon, borsa fiyatları ve Dünya ticari fiyatları (FOB) dikkate alınmakta ve özellikle üretim maliyeti konusunda kendi çalışmalarımızın yanı sıra Ziraat Odaları Birliği, Ziraat Fakülteleri gibi ilgili kuruluşlardan görüş istenmekte olup, bu meyanda hububatla ilgili diğer kuruluşlardan da gelen görüşler değerlendirilerek fiyat çalışmaları yapılmaktadır.

Hububat fiyatlarının tespitinde baz olarak alınan ikinci grup ekmeklik buğday fiyatı Haziran 1999 ayı için; maliyetler, enflasyon oranı, borsa fiyatları ve Dünya fiyatları da dikkate alınarak geçen yılki 53 000 TL/kg’lık fiyata göre % 50.9’luk bir artış yapılmak suretiyle, 80 0000 TL/kg olarak açıklanmıştır.

Soru 3. Ülkemiz tarımının bel kemiği olan buğday üreticisinin tarlasını ekemez duruma gelmesi işsizler ordusunu artıracağından bu önemli soruna Bakanlığınızca hangi önlemleri almaktasınız?

Cevap 3. 5254 sayılı kanun çerçevesinde tabiî afetlerden % 40 oranında zarar gören çiftçilere kaliteli tohumluk sağlanmıştır. 27 Ağustos 1999 tarihinde yayımlanan 99/13232 sayılı kararname ile daha önce 5254 sayılı kanuna göre tohumluk borçlarına ek olarak bütün bitkisel üretim borçları da erteleme kapsamına alınarak çiftçilerimize büyük rahatlama getirilmiştir.

66 ilimizin 47 175 köyünde 855 990 çiftçi ailesi tabiî afetlerden zarar görmüştür. Çıkarılan kararname ile zarar gören çiftçilerimizin tohumluk ihtiyacını karşılamak üzere 30 trilyon lira aktarılmış olup, bugüne kadar 13 trilyon tutarında 102 000 ton hububat tohumluğunun tahsisi yapılmıştır.

Ayrıca Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ve Toprak Mahsulleri Ofisine ürünlerini satan ve ürün bedellerini kuruluşların içinde bulundukları finansman sıkıntısı nedeniyle alamamış olan çiftçilerimizin kalan alacaklarının TC Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarına mahsup edilmesine ilişkin Mahsup Kararnamesi de Bakanlar Kurulunda kabul edilmiştir.

Soru 4. Çiftçimizin zamanında ödenmeyen ürün bedellerinin enflasyon karşısındaki zararlarını telafi etmeyi düşünüyor musunuz?

Cevap 4. Üreticilerin enflasyon karşısında zararlarını telafi etmek için hububat ürünleri alımlarında, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında har ay için 2 000 TL/kg fiyat artışı getirilmiştir. Açıklandığı tarih itibariyle 80 000 TL/kg alım fiyatının karşılığı 193 $/ton’a tekabül ederken aynı dönemde Dünya fiyatları yaklaşık 110 $/ton seviyelerindeydi. Böylece çiftçilerimize dünya taban fiyatlarından 83 $/ton daha fazla fiyat verilmiştir.

3. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Damlapınar Köyü Alaçavtı ve Kayapınar mevkilerinde gölet yapılıp yapılmayacağına ve köyün kanalizasyon ihtiyacına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın cevabı (7/523)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Mustafa Yılmaz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 6.9.1999

Zeki Ünal Karaman

Sorularım şunlardır :

1. Karaman Merkez-Damlapınar Köyül Alaçavtı mevkii ile Kayapınar Mevkiinde gölet yapımı ile ilgili herhangi bir etüt yapılmış mıdır? Yapılmış ise sonucu nedir? Yapılmamış ise ne zaman yapılacaktır?

2. Aynı köyde, zemin kaya olduğu için fosseptik çukuru kazılamamaktadır. Bu durum dikkate alınarak, kanalizasyon kurulması ile ilgili herhangi bir çalışma yapılmakta mıdır?

TC Devlet Bakanlığı Sayı : B.02.0.010/031-4774 26.10.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 7.10.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/523-1767/4710 sayılı yazısı.

Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın soru önergesi incelenmiştir.

Karaman-Merkez-Damlapınar köyünde gölet yapılmasına ilişkin yapılan etüt çalışmaları neticesinde topografik açıdan gölet yapımına uygun bir yer bulunamamıştır.

Ancak söz konusu köyde 1997 yılında yapılan sulama suyu temini amaçlı etüt çalışması sonucunda 4 adet su alım yapısı ile 3500 m. kanal yapılması projelendirilmiş ve ödenek ihtiyacı 13 milyar TL.dir. Öncelik ve bütçe imkanları dahilinde önümüzdeki yıllarda yatırım programında değerlendirilmesine çalışılacaktır.

Kanalizasyon ile ilgili olarak köyde programlı çalışma yapılmamıştır. Köy muhtarlığının her türlü işçiliği üstlenmesi halinde 2000 yılı kanalizasyon, etüt-proje ve yatırım programında değerlendirilecektir.

Bilgilerinize arz ederim.

Mustafa Yılmaz Devlet Bakanı

4. — Ankara Milletvekili Uluç Gürkan’ın, Adlî Tıp Kurumu 3 üncü İhtisas Dairesi Başkanı hakkında verilen disiplin cezasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/527)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soru önergemin Adalet Bakanı tarafından yazılı olarak yanıtlanması için gereğini dilerim.

Saygılarımla.

Uluç Gürkan Ankara

Basına yansıyan haberlere göre, Adlî Tıp Kurumu 3 üncü İhtisas Dairesi Başkanı Nur Birgen hakkında İstanbul Tabip Odası’nın Yüksek Onur Kurulu tarafından 11.2.1998 tarihinde “İşkence izlerini gizlemeye yönelik gerçek dışı rapor” yazdığı gerekçesiyle “6 ay süreyle meslekten men” cezası vermiştir. Dr. Birgen’in itirazı üzerine bu ceza kararı Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi tarafından incelenmiş ve 1.6.1998 tarihi itibariyle onaylanmıştır.

6023 sayılı Türk Tabipler Birliği Yasasının 4971 inci maddesi, “Memur olsun, serbest olsun Yüksek Haysiyet Divanı Kararı ile geçici olarak sanat icrasından menedilen azalar, hiçbir suretle sanatlarını icra edemeyecekleri gibi, hasta kabul ettikleri yerler de kapatılır” hükmündedir. Buna rağmen, Dr. Nur Birgen hakkında verilen disiplin kararı kesinleşmesinden bu yana bir yılı aşkın süre geçmesine karşın uygulanmamıştır.

Olay, “yasa hükmüne açıkça aykırı”dır. Ayrıca, “İşkence izlerini gizlemeye yönelik gerçek dışı rapor verdiği” gerekçesiyle kesin olarak cezalandırılan bir kişinin Adlî Tıp Kurumunun işkence vakalarını teşhis eden ihtisas kurulunda başkanlık görevini sürdürmesinin ahlâki bir mazereti de olamaz.

Üyesi bulunduğum Türk Grubu, 20-24.9.1999 tarihlerinde Strazburg’da yapılacak Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi”nde, “işkence” ve “kötü muamele”nedeniyle cezalandırılanların af yasası kapsamına alınmalarının yanısıra bu olay nedeniyle de yanıtlayamayacağı soru ve sitemlerle karşılaşabilecektir.

“İnsanlığa karşı bir suç” olarak Anayasada da yasaklanmış olan işkencenin korumaya alındığı izlenimi veren bu olumsuzluğun aşılması için Sayın Bakanlık ne yapmayı öngörüyor? Dr. Nur Birgen hakkındaki kesinleşmiş disiplin cezasının uygulanması ve yasa dışı olarak bu kararı bugüne kadar uygulamayanlar hakkında gerekli idarî ve cezaî soruşturmanın açılması düşünülmüyor mu?

T.C. Adalet Bakanlığı 25.10.1999 Bakan : 1977

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 7.10.1999 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-

2049 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde alınan, Ankara Milletvekili Uluç Gürkan tarafından Bakanlığımıza yöneltilen ve yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/527-1801 Esas No.lu soru önergesine verilen cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

Sayın Uluç Gürkan

Ankara Milletvekili

T.B.M.M.

Bakanlığımıza yönelttiğiniz ve yazılı olarak cevaplandırılmasını istediğiniz 7/527-1801 Esas No.lu soru önergesinin cevabı aşağıda belirtilmiştir.

Soru önergesinde sözü edilen konuyla ilgili olarak yaptırılan inceleme sonucunda;

Adlî Tıp Kurumu 3 üncü İhtisas Kurulu Başkanı olarak görev yapan önergede adı geçen kişi hakkında, 18.7.1995 tarihinde verdiği raporla ilgili olarak Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası Onur Kurulunca 11.2.1998 gün ve 54 sayılı kararla altı ay meslekten men cezası verildiği,

Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulunca onanan bu cezanın uygulanması ile ilgili olarak Bakanlığımızdan istenen görüş üzerine, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 49 uncu maddesinin son fıkrasında memur olan üyelerin memuriyetleri ile ilgili görevlerine halel gelmeyeceği belirtildiğinden, adı geçen 3 üncü İhtisas Kurulu Başkanı hakkında yapılacak bir işlem bulunmadığının bildirildiği,

Aynı olayla ilgili olarak sözkonusu kişi hakkında; Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca 23.6.1997 tarih ve 1995/24110 hazırlık sayı ile Asliye Ceza Mahkemesine “Adlî Görevi İhmal” suçundan dava açıldığı, davanın halen derdest bulunduğu,

Adı geçen tarafından, Türk Tabipleri Birliğine karşı sözkonusu altı ay meslekten men cezasına ilişkin işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle İstanbul 1 inci İdare Mahkemesinde açılan davada, mahkemece 24.9.1998 tarihli kararla, yürütmenin durdurulması isteminin reddedildiği, davanın halen derdest olduğu,

Türk Tabipleri Birliğince, Adalet Bakanlığı Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının kesinleşmiş meslekten men cezasının uygulanmamasına dair 12.8.1998 tarih ve 1998/3552 sayılı işleminin iptali istemiyle Ankara 9 uncu İdare Mahkemesine dava açıldığı ve davanın halen derdest bulunduğu,

Adlî Tıp Kurumunun 16.2.1999 gün ve 999/786 sayılı yazısı ile; isnat edilen suçun meydana geliş tarihi ile durumun Adlî Tıp Kurumuna intikali arasındaki süre gözönüne alınarak sözkonusu kişi hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 127 nci maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle disiplin soruşturması yapılamadığının bildirildiği,

Anlaşılmıştır.

İlgili hakkında dava sonucuna göre işlem yapılması düşünülmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

5. — Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, ETİBOR A.Ş. Genel Müdürlüğünün Bandırma’dan Ankara’ya taşınarak kapatılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı (7/529)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki yazılı sorularımın aracılığınızla DevletBakanı Sayın Şükrü Sina Gürel tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

İlyas Yılmazyıldız Balıkesir

Dünyanın en zengin Bor maden kaynağına sahip olan ülkemizin, bu kaynakların yerinde yönetimle daha güçlü ve verimli bir kuruluş tarafından işletilmesi amacıyla Bandırma’da Etibor A.Ş. Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Ancak 56 ncı Hükümet döneminde gerçekleşen kuruluş işlemlerinin 2840 sayılı Kanunun 2 nci Maddesi ile Türk Ticaret Kanununun 277 Maddesine, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ve Danıştay tarafından verilen görüşlerle aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle bu kuruluşun geleceği konusunda bazı spekülatif haberlerin yayılmasına yol açılmıştır. Ayrıca, kâr eden ve uluslararası ihracata yönelik hizmetler veren Etibor A.Ş.’nin kapatılması, ülke menfaatleri açısından son derece yanlış bir karar olacak olup, böylesi bir uygulama ise sermaye gruplarının iştahını kabartacaktır.

Bu nedenle, şu hususların Sayın Bakan tarafından en kısa zamanda açıklığa kavuşturulması ülke menfaatleri açısından yararlı olacaktır :

Soru 1. Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu arasında 51 inci sırada yeralan ETİBOR A.Ş. Genel Müdürlüğünün Ankara’ya taşınacağı veya kapatılacağı doğru mudur?

Soru 2. Bor madenleri bakımından ülkemiz son derece zengindir ve dünya rezervinin yaklaşık % 70 kadarına tekabül eden 2 milyar tonla birinci sırada bulunmaktadır. Ülkemizdeki bor madenlerinin üretim merkezlerine yakınlığı, önemli sanayi kuruluşlarının yer aldığı Balıkesir, Bursa, İzmir ve İstanbul gibi sanayi hinterlandı içerisinde yer alanBandırma’da verilen liman hizmetleri, boraks, asit ve bor madenlerinin ihracına önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Bandırma Boraks ve Asit Fabrikaları, Bigadiç, Kütahya Emet, Bursa Kemalpaşa Kestelek ile Eskişehir Kırka bor işletmelerini bünyesinde barındıran Bandırma Etibor A.Ş. Genel Müdürlüğünün kapatılması ülke menfaatlerine ne derece olumlu katkı sağlayacaktır?

Soru 3. 1 Nisan-31 Aralık tarihleri arasında 171 milyon dolarlık ihracatı gerçekleştiren ve 1998 yılında 37.1 trilyon liralık kâra geçen Etibor A.Ş. Genel Müdürlüğünün kapatılmak istenmesinin altındaki gerçekler, ülke ekonomisine önemli hizmetler veren böylesi güçlü bir kuruluşu yıpratarak zayıf göstermek amacıyla özelleştirme pastasından pay kapmak isteyen sermaye gruplarının bir oyunu olabilir mi?

Soru 4. Birbirlerine çok yakın mesafelerde bulunan bor madenlerinin yerinde yönetimi amacıyla Bandırma’da kurulan Genel Müdürlüğün, Ankara’ya taşınmak istenmesi hukukî prosedürü yerine getirebilecek mi?

Soru 5. 2840 sayılı Bor Tuzlarının İşletilmesini Düzenleyen Kanunun 2 nci Maddesi gereği “bor tuzlarının aranması ve işletilmesi devlet eliyle yapılır” hükmü, Türk Ticaret Kanununun 277 nci Maddesine uyum sağlamak amacıyla “bor madenleri öncelikle sermayenin tamamı devlete ait bir kuruluş tarafından işletilmelidir” hükmünü içeren yeni bir yasal düzenleme düşünülüyor mu?

T.C. Devlet Bakanlığı 21.10.1999 Sayı : B.02.0.00.7/1188

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 7.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-2048 sayılı yazısı.

Balıkesir Milletvekili Sn. İlyas Yılmazyıldız’ın, Bakanlığıma tevcih ettiği, 7/529-1811 esas no.lu yazılı soru önergesi cevabı ekte sunulmuştur.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel DevletBakanı

Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın
7/529-1811 Esas No.lu Soru Önergesi

Dünyanın en zengin bor maden kaynağına sahip olan ülkemizin, bu kaynakların yerinde yönetimle daha güçlü ve verimli bir kuruluş tarafından işletilmesi amacıyla Bandırma’da Eti Bor A.Ş. Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Ancak, 56 ncı Hükümet döneminde gerçekleşen kuruluş işlemlerinin 2840 sayılı Kanunun 2 nci Maddesi ile Türk Ticaret Kanununun 277 nci Maddesine, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ve Danıştay tarafından verilen görüşlerle aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle bu kuruluşun geleceği konusunda bazı spekülatif haberlerin yayılmasına yol açmıştır. Ayrıca, kâr eden ve uluslararası ihracata yönelik hizmetler veren Eti Bor A.Ş.’nin kapatılması, ülke menfaatleri açısından son derece yanlış bir karar olacak olup, böylesi bir uygulama ise sermaye gruplarının iştahını kabartacaktır.

Bu nedenle, şu hususların Sayın Bakan tarafından en kısa zamanda açıklığa kavuşturulması ülke menfaatleri açısından yararlı olacaktır.

Sorular :

1. Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu arasında 51 inci sırada yeralan Eti Bor A.Ş. Genel Müdürlüğünün Ankara’ya taşınacağı veya kapatılacağı doğru mudur?

2. Bor Madenleri bakımından ülkemiz son derece zengindir ve dünya rezervinin % 70 kadarına tekabül eden 2 milyar tonla birinci sırada bulunmaktadır. Ülkemizdeki bor madenlerinin üretim merkezlerine yakınlığı, önemli sanayi kuruluşlarının yer aldığı Balıkesir, Bursa, İzmir ve İstanbul gibi sanayi hinterlandı içerisinde yeralan Bandırma’da verilen liman hizmetleri, boraks, asit ve bor madenlerinin ihracına önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Bandırma Boraks ve Asit Fabrikaları, Bigadiç, Kütahya Emet, Bursa Kemalpaşa Kestelek ile Eskişehir Kırka Bor İşletmelerini bünyesinde barındıran Bandırma Eti Bor A.Ş. Genel Müdürlüğünün kapatılması ülke menfaatlerine ne derece olumlu katkı sağlayacaktır?

3. 1 Nisan-31 Aralık tarihleri arasında 171 milyon dolarlık ihracatı gerçekleştiren ve 1998 yılında 37,1 trilyon liralık kâra geçen Eti Bor A.Ş. Genel Müdürlüğünün kapatılmak istenmesinin altındaki gerçekler, ülke ekonomisine önemli hizmetler veren böylesi güçlü bir kuruluşu yıpratarak zayıf göstermek amacıyla özelleştirme pastasından pay kapmak isteyen sermaye gruplarının bir oyunu olabilir mi?

4. Birbirlerine çok yakın mesafelerde bulunan bor madenlerinin yerinde yönetimi amacıyla Bandırma’da kurulan Genel Müdürlüğün, Ankara’ya taşınmak istenmesi hukukî prosedürü yerine getirebilecek mi?

5. 2840 sayılı Bor Tuzlarının İşletilmesini Düzenleyen Kanunun 2 nci Maddesi gereği “Bor tuzlarının aranması ve işletilmesi devlet eliyle yapılır” hükmü, Türk Ticaret Kanununun 277 nci Maddesine uyum sağlamak amacıyla “bor madenleri öncelikle sermayenin tamamı devlete ait bir kuruluş tarafından işletilmelidir.” hükmünü içeren yeni bir yasal düzenleme düşünülüyor mu?

Cevabı :

Bakanlar Kurulunun 26.1.1998 tarih ve 98/10552 sayılı kararı ile; İktisadî Devlet Teşekkülü olan Etibank Genel Müdürlüğünün Bankacılık kısmının özelleştirilmesi nedeniyle ticaret unvanı değiştirilerek Eti Holding Anonim Şirketi unvanı ile İktisadî Devlet Teşekkülü şeklinde teşkilâtlandırılmasına ve bu teşekküle bağlı 7 adet bağlı ortaklık kurulmasına karar verilmiştir.

Kurulan 7 adet bağlı ortaklıktan birisi olan Eti Bor A.Ş.; Bigadiç Madenleri İşletmeleri Müessesesi, Emet Kolemanit İşletmesi Müessesesi, Bandırma Boraks ve Asit Fabrikaları İşletmesi Müessesesi, Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi ve Kestelek Bor Madenleri İşletmesi devredilmek suretiyle YPK Kurulu kararı alınmak ve Ticaret Siciline kayıt ve ilan ettirilmek suretiyle kurulmuştur.

Ancak, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından düzenlenen Eti Holding Anonim Şirketi’nin 1997 yılı faaliyetlerine ilişkin Denetleme Raporunun 2 no.lu temenni maddesinde;

Teşekkülün Bakanlar Kurulunun 26.1.1998 tarih ve 98/10552 sayılı kararı ile statüsünün değiştirilerek Eti Holding A.Ş. unvanı ile 7 adet bağlı ortaklığı bulunan bir İktisadî Devlet Teşekkülü şeklinde yeniden yapılandırılmasının, 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin 3 üncü bendinde yeralan “Teşebbüslerden İktisadî Devlet Teşekkülü olanlar, Bankacılık alanında sermayelerinin en az % 91 inin Devlete ait olması şartıyla Anonim Şirket şeklinde kurulabilir. Bu durumda Türk Ticaret Kanununun 277 nci Maddesinde sözü edilen 5 kurucunun bulunması şartı aranmaz. Genel Kurulu ve denetçileri bulunmaz.” Hükmüne aykırılık oluşturulması hususu ile,

Bor cevherlerini aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bunlardan kimyasal işlemlerle Bor bileşiklerini üretmek üzere adı geçen teşebbüse bağlı olarak kurulan Eti Bor Anonim Şirketi’nin sermayesindeki özel şahıs hisseleri nedeniyle, Bor Tuzu Sahalarının hukukî teşekküle ait olmakla birlikte bu şirketçe işletilmesi hususunun 2840 sayılı Bor Tuzları, Uranyum ve Toryum madenleri ile Nükleer Enerji Hammadde İşletmesini, Linyit ve Demir sahalarının bazılarının idaresini düzenleyen kanuna ve bu kanunun göndermede bulunduğu 2172 sayılı kanuna uygunluğunun belirlenebilmesi amacıyla,

“İlgili Bakanlıkça Başbakanlık aracılığı ile Danıştay’dan istişari görüş istenmesi konusunda girişimlerde bulunulması” temenni edilmiştir.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca Danıştay’dan istişarî görüş alınmak üzere konu Başbakanlığa intikal ettirilmiş ve Başbakanlıkça Danıştay’a başvurularak görüş istenmiştir.

Danıştay Birinci Dairesince yapılan inceleme sonucunda verilen E/1999/66, K 1999/93 sayılı ve 26.5.1999 günlü kararda özetle;

“233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde Kamu İktisadî teşebbüsü deyiminin İktisadî Devlet Teşekkülleri ile Kamu İktisadî Kuruluşlarını ifade ettiği, bunlardan İktisadî Devlet Teşekküllerinin yada kısaca “Teşekkül”ün sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadî alanda ticarî esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan teşebbüs olduğu belirtilmektedir. Bu maddeye göre İktisadî Devlet Teşekkülleri ile Kamu İktisadî Kuruluşlarının anonim şirket şeklinde kurulmaları sözkonusu değildir.

Buna karşılık aynı madde de, bağlı ortaklık ve iştiraklerin, anonim şirket halinde kurulmaları öngörülmüştür.

Diğer yandan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun anonim şirketler başlıklı dördüncü faslında yeralan 466 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında “gayesi esas itibariyle başka işletmelere iştirakten ibaret olan holding şirketler” şeklinde tanımlanan ve bu tanıma göre bir finans ve yönetim üst kuruluşu olan “holding şirketlerinin” anonim şirket statüsü dışında kurulmaları mümkün değildir.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin genel gerekçesinde ise 2929 sayılı Kanunun Kamu İktisadî Teşebbüslerinin bir finans ve yönetim üst kuruluşu (holding) anlayışını benimsediği, bu nedenle bu kuruluşlarda karar almanın zorlaştığı ve yeni personel kadrolarını gerektiren bir durumun ortaya çıktığı, bu nedenle kuruluşlarını henüz tamamlamamış olan üst kurumların (holding) kaldırılmasının uygun bulunduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu duruma göre sermayesinin tamamı Devlete ait olan bir İktisadî Devlet Teşekkülünün anonim şirket halinde kurulması olanağı bulunmadığından, bunların holding şeklinde örgütlenmelerinden de söz edilemeyeceği açıktır.

2840 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin devletçe işletileceği hükmü yer aldığına göre bu madenlerin sermayesinde özel kişilerin de pay sahibi olduğu bir anonim şirket eliyle işletilmesinden söz edilmemek gerekir. Bu durumda anonim şirket şeklinde kurulan bağlı ortaklıkta çok küçük oranda dahi olsa özel kişi hisselerinin bulunması 2840 sayılı kanuna uygun düşmemektedir” denilmiştir.

Danıştay Birinci Dairesinin E 1999/66, K 1999/93 sayılı ve 26.5.1999 günlü kararının gereği olarak;

1. Teşekkülün Eti Holding Anonim Şirketi olan ticarî unvanının değiştirilerek Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne dönüştürülmesi,

2. Teşekkülün bağlı ortaklığı statüsünde olan Eti Bor A.Ş.’nin bağlı ortaklık statüsünün kaldırılması ve bünyesindeki 5 adet Bor İşletme Müdürlüğünün 4 adedinin Müessese, 1 adedinin İşletme Müdürlüğü şeklinde teşkilâtlandırılması,

3. Eti Bor Anonim Şirketi’nin bağlı ortaklık statüsünün kaldırılması ile Bor ürünlerinin satışı Teşekkül tarafından yapılacağından, Teşekkül genel ihracatının % 80’inin Bor ürünleri olması nedeniyle Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi’nin de kuruluş gayesini yitireceğinden bağlı ortaklık statüsünün kaldırılması,

4. Eti Bor A.Ş.’nin ve Eti Pazarlama ve Dış Ticaret A.Ş.’nin bağlı ortaklık statülerinin kaldırılması halinde bilançolarının çıkartılarak Vergi Dairesine beyanname verilme zorunluluğundan dolayı teşekkül aleyhine vergi kaybı oluşmaması için bağlı ortaklık statülerinin 31.12.1999 tarihi itibariyle kaldırılması,

konularında 29.7.1999 tarih ve 55/2 sayılı Yönetim Kurulu Kararı alınmıştır.

Yönetim Kurulu Kararı ile ilgili olarak Teşekkül tarafından T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının görüşüne başvurulmuştur. T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 16.8.1999 tarih ve 59313 sayılı görüşü özetle;

“Teşekkülünüz unvanının talebiniz doğrultusunda Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmesi ve Bağlı Ortaklık Statüsünde olan Eti Bor Anonim Şirketinin bağlı ortaklık statüsünün kaldırılması Müsteşarlığımızca uygun mütalaa edilmektedir.

Diğer taraftan Eti Bor Anonim Şirketi’nin bağlı ortaklık statüsünün kaldırılması ile Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi kuruluş gayesini yitirecektir. Bu nedenle, anılan kuruluşun bağlı ortaklık statüsünün kaldırılmasının da yerinde bir uygulama olacağı düşünülmektedir.” denilmiştir.

Netice olarak;

Danıştay Birinci Dairesinin E 1999/66, K 1999/93 sayılı ve 26.5.1999 günlü kararının gereği olarak;

- Eti Holding Anonim Şirketi’nin ticaret unvanının Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü olarak değiştirmesi,

- Eti Bor Anonim Şirketi’nin ve Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi’nin bağlı ortaklık statülerinin kaldırılması,

hususlarının yanısıra;

- Ticarî unvanı değişen Eti Holding Anonim Şirketi’ndeki görevli personel kadro iptaline ve ihdasına gerek duyulmaksızın bulunduğu derece, kademe ve unvanları ile Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne atanmış sayılır.

- Bağlı ortaklık statüsü kaldırılan Eti Bor Anonim Şirketinde ve Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketinde görevli personel hiçbir işleme gerek kalmaksızın her türlü özlük ile yeni kurulacak müessese, iİşletme ve daire başkanlıklarına devredilir.

- Bu karar gereğince bağlantıları veya unvanları değiştirilen teşebbüs ve bağlı ortaklıkların unvan değişikliği, Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve diğer kanunlar yönünden eski teşebbüs ve bağlı ortaklıkların devamı addolunur.

- Eti Holding Anonim Şirketi ve bağlı ortaklık statüsü kaldırılan Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi’nin taraf olduğu dava ve icra takipleri Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından, bağlı ortaklık statüsü kaldırılan Eti Bor Anonim Şirketi’nin taraf olduğu dava ve icra takipleri yeni kurulacak müesseselerin statülerinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilgilerine göre yeni kurulan müesseseler tarafından yürütülür.

- Bu kararda öngörülen müesseselerin yönetim organları teşkil edilinceye kadar ilgili konularda mevcut yönetim organları yetkilerini kullanmaya devam eder.

- Bağlı ortaklık statülerinin kaldırılmasına karar verilen Eti Bor Anonim Şirketi’nin ve Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi’nin aktif ve pasifleri ile kullanımdaki tüm menkul ve gayri menkuller, araç, gereç ve malzeme 31.12.1999 tarihli bilançosu üzerinden Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve ilgili Müesseselere devredilir.

- Eti Holding Anonim Şirketi’nin Ticaret unvanının değişikliği Ticaret Sicilinde yayım tarihinde, bağlı ortaklıkların statülerinin kaldırılması kararı 31.12.1999 tarihinde yürürlüğe girer.

Hususlarının da Bakanlar Kurulu Kararında yer almasını teminen Bakanlar Kurulundan karar istihsal edilmek üzere gerekli girişimler bakanlığımca yapılmış olup, bu konulardaki çalışmalar halen devam etmektedir.

Yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda sorularınızın kısaca cevapları aşağıdaki şekildedir;

Cevap : 1. Eti Bor Anonim Şirketi’nin bağlı ortaklık statüsü kaldırılmak suretiyle bağlı işletmeleri eskiden olduğu gibi 4 adet Müessese 1 adet işletme şeklinde yeniden yapılandırılarak, Ana Teşekküle bağlanacak olup, üretim, pazarlama ve satış faaliyetleri aynen devam edecektir. İşletme, nakliye, stok, yükleme, pazarlama ve satış faaliyetlerinin durdurulması sözkonusu değildir.

Cevap : 2. Eti Bor Anonim Şirketi’nin bağlı ortaklık statüsünün kaldırılması suretiyle Müessese ve İşletme Müdürlükleri şeklinde yeniden yapılandırılması ve buna bağlı olarak Bor ürünlerinin pazarlanması teşekkül tarafından yapılacağından son yapılanmada pazarlama ve satış faaliyetlerini gerektiği şekilde yapamayan ve bu nedenle üretim faaliyetlerinin aksamasına, pazar politikalarının ve satış miktarlarının önceki yıllara oranla gerilemesine neden olan Teşekkülün diğer bağlı ortaklığı Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi de önemini yitirecektir. Eti Bor Anonim Şirketi ile birlikte Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketi’nin Ana Teşekküle devri suretiyle müşterilerle temastaki iki başlılık ve pazar politikalarının oluşmasındaki darboğaz ortadan kaldırılarak eskiden olduğu gibi verimli bir çalışma sistemi ve istikrar ortamı yeniden sağlanacaktır.

Cevap : 3. Ülkenin bor tuzu madenlerinin 2840 sayılı yasa hükümleri uyarınca devlet eliyle işletilmesinin gerektiği, Danıştay’ın 1999/66 esas ve 1999/93 sayılı kararlarıyla, Eti Bor Anonim Şirketi’nin sermayesindeki özel kişi hisseleri nedeniyle bor tuzu sahalarını işletmesinin sözkonusu yasa hükümlerine aykırılık teşkil ettiğine karar verilmiş olduğu dikkate alınarak, şirketin hukukî yapısının mevzuata uygun hale getirilmesini teminen, gereken Bakanlar Kurulu Kararının istihsali için, Bakanlığımca ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunduğu malumlarınızdır. Şirketin hukukî yapısının 2840 sayılı yasaya uygun hale getirilmesi aynı zamanda Eti Bor Anonim Şirketi bünyesindeki Bor İşletmeleri ve bor madenlerinin özelleştirilmemesi konularını da kapsamaktadır. 2840 sayılı yasa gereği Bor’ların özelleştirilmesi sözkonusu olmadığından soru önergesinde bahsedilen özelleştirme pastasından pay kapmak isteyen sermaye gruplarının oyunlarından da söz edilmemesi gerekmektedir.

Cevap : 4. Danıştay Kararı gereği Eti Bor Anonim Şirketi’nin yapısı 2840 sayılı yasaya uygun hale getirileceğinden yukarıda anlatılan yazılı hususlar çerçevesinde şirketin Ankara’ya taşınması sözkonusu değildir.

Cevap : 5. 2840 sayılı yasa hükümleri saklı olduğundan, daha değişik bir yasal düzenleme düşünülmemektedir.

EK - 2

T.C. BaŞbakanlIk YDK

1997 YIlI TeŞekkül Denetleme

Raporu

2 No’lu Temenni Metni

(10 Sayfa)

Temmeni 2 – Teşekkülün Bakanlar Kurulu’nun 26.1.1998 tarih ve 98/10552 sayılı kararı ile statüsünün değiştirilerek Eti Holding A.Ş. şeklinde (7) adet bağlı ortaklık oluşturularak yeniden teşkilatlandırılması nedeniyle;

– Holding şeklinde teşkilatlanmanın 233 sayılı KHK’de öngörülmemesi ve Holding AŞ olarak yapılanmanın, anılan Kararnamenin 3. maddesine aykırılık oluşturması hususu ile,

– Bor cevherlerini aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bunlardan kimyasal işlemlerle bor bileşiklerini üretmek üzere kurulan Eti Bor AŞ’nin sermayesindeki özel şahıs hisseleri dolayısı ile Bor tuzu sahalarının hukuku teşekküle ait olmakla birlikte bu şirketçe işletilmesi hususunun 2840 sayılı yasa ve bu yasanın göndermede bulunduğu 2172 sayılı yasa açısından uygunluğunun belirlenebilmesi amacıyla,

İlgili Bakanlıkça, Başbakanlık aracılığı ile Danıştay’dan istişari görüş istenmesi konusunda girişimlerde bulunulması (Sayfa : 11),

Bakanlar Kurulu’nun 4 Şubat 1998 gün ve 23248 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 26.1.1998 gün ve 98/10552 sayılı kararı ile “Etibank Genel Müdürlüğü’nün Bankacılık kısmının özelleştirilmesi nedeniyle unvanının değiştirilerek Eti Holding A.Ş. adıyla ekli esaslar çerçevesinde İktisadi Devlet Teşekkülü şeklinde teşkilatlandırılması” karar altına alınmıştır.

Bu karar ile rapora ekli (Ek : 1/b) sayılı organizasyon şemasından görüleceği üzere müesseselerin statülerinin 30.4.1998 tarihi itibariyle kaldırılarak ve işletme müdürlükleri haline dönüştürülerek (7) adet bağlı ortaklık kurulmuştur.

Bu bağlı ortaklıklar;

– Bigadiç Madenleri İşletme Müessesesi, Emet Kolemanit İşletmesi Müessesesi, Bandırma Boraks ve Asit Fabrikaları İşletmesi Müessesesi, Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi ve Kestelek Bor Madenleri İşletmesinin Eti Bor Anonim Şirketine,

– Seydişehir Alüminyum İşletmesinin, Eti Alüminyum Anonim Şirketine,

– Şarkkromları-Ferrokrom İşletmesi Müessesinin, Eti Krom Anonim Şirketine,

– Üçköprü Maden İşletmeleri ve Antalya Elektrometallurji İşletmesinin, Eti Elektrometallurji Anonim Şirketine,

– 100 üncü Yıl Gümüş Madeni İşletmesi’nin, Eti Gümüş Anonim Şirketine,

– Küre Bakırlı Pirit İşletmesi’nin, Eti Bakır Anonim Şirketine,

– İstanbul Alım-Satım Müdürlüğü, İzmir Alım-Satım Müdürlüğü, Bandırma Pazarlama Nakliye Stok Müdürlüğü, İskenderun İthalat İhracat Müdürlüğü ile Etimine SA, Etiproducts OY’daki Etibank Genel Müdürlüğü hisselerinin, Eti Pazarlama ve Dış Ticaret Anonim Şirketine,

devri suretiyle kurulmuştur.

Yeniden yapılanmaya esas teşkil eden 15.1.1998 gün ve 4599/36 sayılı yönetim kurulu kararı müzekkeresinde;

– Teşekkülün, bir yandan yurt içi ve yurt dışında sağlamış olduğu itibar, işletilmesi ile görevlendirildiği maden potansiyeli ihracattaki tecrübesi, diğer yandan da ülkenin ihtiyacı olan ve ana hatları tespit edilerek potansiyeline uygun bir yapıya ulaşması için mevcut statüsünün değiştirilmesi gerektiği,

– Yönetim imkanlarının faydalı ve etkili bir kullanıma yönelik bir yapının oluşturmasının sağlanması ve böylece pazar şartlarındaki değişikliklere hızla uyulabilmesi,

– Ekonomik gereklere uygun olarak, kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda millî ekonomî ile uyum içinde çalışarak sermaye birikimine yardımcı olmalarına ve daha fazla yatırım kaynağı yaratmalarına imkân sağlanması,

– Daha özerk bir tarzda ve serbest pazar ekonomisinin kurallarına uygun olarak ve rekabet içinde yönetilebilemeleri için daha fazla yetki ve sorumlulukla teçhiz edilebilmesi,

– Sektörde üretim istihdam ve ihracatın artırılarak küçük ve orta ölçekli işletmeler ve güç ve sermaye birikimi sağlanarak rekabet ortamı oluşturulabilmesi,

amacıyla Etibank Genel Müdürlüğü olan teşekkül unvanının Eti Holding A.Ş. olarak statü, sermaye ve diğer hususların daha sonra tanzim edilmesi kaydıyla değiştirilmesi önerilmiştir.

Yeniden yapılanmaya esas teşkil eden bu gerekçeler irdelendiğinde gerek 233 sayılı KHK’nin kapsam ve amaç başlıklı 1. maddesinde, gerekse bu KHK’nin geçici 5. maddesi uyarınca düzenlenerek Yüksek Planlama Kurulunca kabul edilen ve 9.11.1984 gün ve 18570 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Etibank Ana Statüsünde yukarıda sıralanan hususların teşebbüse görev olarak verildiği görülmektedir.

Dolayısı ile yukarıda sıralanan gerekçeler Anonim Şirket oluşumunu gerekli kılacak hususlar olarak görülememektedir.

Zira Etibank mevcut organizasyon yapısı ile de bu görevleri etkili bir biçimde yerine getiriyordu.

Ayrıca Etibank Ana Statüsünde; 233 sayılı KHK ve Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere Etibank’ın özel hukuk hükümlerine tabi olduğu hüküm altına alınmıştı.

Yeni yapılanmadan sonra Yüksek Planlama Kurulu’nun 16.3.1998 gün ve 98/T-12 sayılı kararı ile kabul olunan Eti Holding Anonim Şirketi Ana Statüsünün 3 üncü maddesi 2 nci fıkrasında da “Teşekkül, KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine” tabi olduğu hüküm altına alınmıştır.

İki Ana Statünün bu maddeleri karşılaştırıldığında Etibank ve Eti Holding Anonim Şirketinin tabi olduğu mevzuatın aynı olduğu ve aynı yasal çerçeve içinde çalışmaları gerektiği anlaşılmaktadır.

Başka bir deyişle, Bankalar Kanununun “Bu kanun ve özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiç bir gerçek veya tüzel kişi aslen veya fer’an meslek edinerek mevduat kabul edemiyeceği ve bankacılık işlemleri yapamayacağı gibi ticaret unvanları ve her türlü belgeleri ile ilân ve reklamlarında banka kelimesini ya da mevduat kabul ettikleri veya bankacılık işlemleriyle uğraştıkları izlenimini yaratacak hiçbir kelime veya tabiri kullanamazlar” hükmünü amir 13 üncü maddesine olan aykırılığın kaldırılması ile sorun çözüme kavuşmuş olacaktı.

Öte yandan Türk Ticaret Hukukunda holding ortaklık herhangi bir hükme bağlanmamıştır. Yalnızca Türk Ticaret Kanunu’nun Yedek Akçeler başlıklı 466 ıncı maddesinin 4 üncü fıkrasında holding şirket “gayesi esas itibariyle başka işletmelere iştirakten ibaret olan” şirket olarak tanımlanmıştır.

Ayrıca 233 sayılı KHK’nin Teşebbüslerin kurulması başlıklı 3 üncü maddesi “Teşebbüslerden iktisadî devlet teşekkülü olanlar, bankacılık alanında, sermayelerinin en az % 91’in Devlete ait olması şartıyla Anonim Şirket şeklinde de kurulabilir. Bu durumda Türk Ticaret Kanunu’nun, 277 nci maddesinde sözü edilen 5 kurucunun bulunması şartı aranmaz, genel kurulu ve denetçileri bulunmaz” hükmünü amir bulunmaktadır.

Anılan kararnamenin bu hükmü karşısında bankacılık alanı hariç olmak üzere teşebbüslerin Anonim Şirket olarak kurulması da mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla yeni yapılanma sonucu oluşturulan Eti Holding AŞ’nin oluşumu 233 sayılı KHK’nin 3 üncü maddesine de aykırılık oluşturmaktadır.

Öte yandan 233 sayılı KHK gereğince yönetim kurullarında görevlendirilen genel müdür ve teşekkül genel müdür yardımcıları hariç yeni oluşum sonucu 52 yönetim ve denetim kurulu üyesine ücret ödenmek durumunda kalınacağı gibi ücretleri dışındaki yolluklar başta olmak üzere sair giderleri de kuruluşlarda önemli gider oluşumuna neden olacaktır.

Ayrıca yeni oluşum kadro tasarrufu sağlamadığı gibi kadro artışına da neden olmuştur. Zira yeni oluşum sonrası teşekkül ve bağlı ortaklıklarının kadrolarında değişiklik yapıliiiiiiiiiiimasına ilişkin 16.3.1998 gün ve 98/10793 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 4279 adet kadro ve pozisyon iptal edilmiş, 4 473 kadro ve pozisyon ise ihdas olunmuştur. Böylece yeni teşkilatlanma nedeniyle yönetim ve denetim kurulu üyeleri hariç 194 adet kadro ve pozisyon artışına neden olunmuştur.

Öte yandan Yüksek Planlama Kurulu’nun 16.3.1998 tarih ve 98/T-12 sayılı kararı ile kabul alınan Ana Statüde“Eti Holding A.Ş. tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir iktisadi devlet teşebbüsüdür.

“Teşekkülün sermayesi (55) trilyon olup tamamı devlete aittir.” Biçiminde bir hüküm bulunmakla birlikte,

TTK’nun “Bir anonim şirketin kurulması için şirkette pay sahibi en az beş kurucunun bulunması şarttır.” hükmü uyarınca yeni oluşturulan 7 adet bağlı ortaklığın sermayelerinin % 99,9999’u Eti Holding A.Ş.’ce taahhüt olunmuş geri kalan kısmı ise teşekkülde üst yönetim kadrolarında görev yapanlarca taahhüt olunmuştur. Ancak bu ilgililerden her türlü hak ve yükümlülüğün Holding’ce kullanılması konusunda taahhütname alınmıştır.

Ancak Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin işletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının iadesini Düzenleyen 2840 sayılı Kanunun Devlet eliyle işletilecek madenler başlıklı 2 nci maddesi “Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır. bu madenler için 6809 sayılı Maden Kanunu gereğince gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine verilmiş olan ruhsatlar iptal edilmiştir.” hükmünü amirdir.

Diğer taraftan Eti Holding A.Ş. Ana Statüsünün Teşekkülünün Amaç ve Faaliyet Konuları başlık 4 üncü maddesi 4 üncü fıkrasında “13.8.1983 tarih ve 2840 sayılı Kanun gereğince Devlet eliyle aranacak ve işletilecek olan bor tuzları, uranyum, toryum madenlerini işletmek, işlettirmek gerektiğinde aramak” hususu belirtilmiş,

Yine bor tuzu sahalarını işletmek ve bor bileşikleri ürtemek üzere kurulan Eti Bor Anonim Şirketinin Şirketin Amaç ve Faaliyet Konuları başlıklı 4 üncü maddesinde” 2840 sayılı kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu çerçevede hukukları teşekkül uhdesinde bulunan sahalarda sermayesinin tamamı devlete ait olan teşekkül adına Bor cevherlerini aramak, işletmek, zenginleştirmek ve gerektiğinde bunlardan kimyasal işlemler vs. yollarla Bor bileşiklerini üretmek” görevi bu ortaklığa verilmiştir.

Halbuki yukarıda değinildiği üzere 2840 sayılı yasa Bor tuzlarının aranması ve işletilmesinin Devlet eliyle yapılacağını kesin hükme bağlamıştır. Bu itibarla teşekkülün ana sözleşmesine koyduğu hükümle, hukuku kendi uhdesinde olsa dahi bu sahaları sermayesinin tamamı Devlete ait olmayan bir ortaklığa işlettirmesi mümkün görülmemektedir.

Nitekim 2840 sayılı yasanın bu amir hükmü uyarınca Etibank’ın YPK’ca onanan ve 9.11.1984 gün ve 18570 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ana Statüsünde Etibank’ın Amaç ve Faaliyet Konuları başlıklı 4 üncü maddesinde bu husus “13.8.1983 tarih ve 2840 sayılı kanun gereğince Devlet eliyle aranacak ve işletilecek olan bor tuzları, trona uranyum ve toryum madenlerini işletmek, gerektiğinde aramak” biçiminde yasanın amir hükmüne göre düzenlenmiş ve bu maddede “işlettirmek” tabiri kullanılmamıştır.

Hiç kuşkusuz, sermayesinde kamunun % 50’den fazla pay sahibi bulunduğu bir şirket veya bir başka anlatımla Eti Bor A.Ş. gibi, bağlı ortaklık statüsündeki bir kuruluş için, Devlet kuruluşu denilemese bile, kamunun kontrolünde bir kuruluş demek olanağı vardır.

Ancak, sermayesinde yarıdan fazla pay sahibi olunması nedeniyle, kamunun kontrolünde olan bir şirketin faaliyetini Devlet eliyle yapılıyor kabul etmek mümkün olmayacaktır. 2840 sayılı kanunda bor tuzlarının sermayesinde Devletin yarıdan fazla pay sahibi olduğu şirketlerce işletileceğine ilişkin bir hüküm yoktur. Kanun koyucu şayet böyle bir amaç taşımış olsa idi benzer birçok yasal düzenlemelerde görüldüğü üzere, bu hususu özellikle tasrih etmesi beklenirdi.

Kaldı ki, 2840 sayılı kanunun 3. maddesinde yer alan, bor tuzlarının kamu kuruluşlarına devir işlemlerinin 2172 sayılı Devletçe işletilecek Madenler Hakkında Kanun çerçevesinde altı ay içerisinde tamamlanacağına ilişkin hüküm de, aynı kanunun 2 nci maddesinde yer alan “Devlet eliyle” deyiminin ne anlama geldiğini açıklamakta yardımcı olmaktadır.

Çünkü bahse konu 2172 sayılı kanunun 1 inci maddesinde, işletme hakları geri alınacak madenlerin “sermayesinin tamamı Devlete ait ve çalışma konuları uygun olan İktisadi Devlet Teşekküllerinden hangisi eliyle aranacağı ve işletileceği” nin Bakanlar Kurulu Kararıyla belirleneceğine ilişkin ibareler bulunduğu gibi, aynı kanunun 3 üncü ve 4 üncü maddelerinde de Devletçe işletilecek madenlerin ilgili İktisadi Devlet Teşekkülünce devralınacağı açıkça belirtilmektedir.

Şu halde, 2840 sayılı Kanunun bor tuzlarıyla ilgili atıfta bulunduğu 2172 sayılı kanunda, Devletçe işletilecek madenlerden söz edilirken, ilgili İktisadi Devlet Teşekkülünce işletilecek madenler amaçlandığına göre, “Devlet eliyle” deyiminden de, ilgili İktisadi Devlet Teşekkülü’nün istihdaf edildiği sonucuna ulaşılır.

Bununla beraber, kanun koyucunun 2840 sayılı kanundaki gerçek amacını saptayabilmek için anılan kanunun gerekçelerini ve yasalaşma sürecindeki görüşmelerini de incelemekte yarar görülmüştür.

Bu amaçla 2840 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 13.6.1983 tarihinde, yasama organı işlev ve statüsünü haiz bulunan Danışma Meclisi ve Millî Güvenlik Konseyi’ne sunulan Hükümet tasarısı, gerekçesi ve ilgili komisyon kararları incelendiğinde;

– Hükümet tarafından sözkonusu yasaya ait tasarının gerekçesinde “...stratejik önemi haiz madenlerin tespitiyle bir kısım madenlerin ve sahaların kamu kuruluşları, diğerlerinin ise özel sektör tarafından işletilmesinin” amaçlandığı, “ülkemiz ekonomisi açısından bor, fosfat madenlerinin tümü ve bir kısım demir sahalarının ilgili Devlet kuruluşları vasıtasıyla işletilmesinin uygun bulunduğu”,

– Hükümet tarafından sunulan tasarı metninde ve Danışma Meclisi Geçici Komisyonu ile İktisadî İşler, Komisyonu tarafından kabul edilen metinlerde, bor tuzlarının “ilgili Devlet kuruluşlarınca işletilmesi” öngörülürken, Danışma Meclisi tarafından kabul edilen metinde “ilgili kamu kuruluşları tarafından işletilmesi” ibaresinin yer aldığı; ancak Millî Güvenlik Konseyi İhtisas Komisyonu metninde “Devlet eliyle” deyimine yer verildiği ve bu deyimin Millî Güvenlik Konseyince de benimsenerek yasa metni haline getirildiği,

– Tasarının Millî Güvenlik Konseyi’nde 10.6.1983 tarihinde yapılan görüşmeleri sırasında İhtisas Komisyonu Başkanı’nın yaptığı açıklamalarda, bor tuzlarının 2172 sayılı kanun paralelinde devredileceğini bildirdiği ve yasanın 2 nci maddesinin müzakeresi sırasında söz alan bir Konsey üyesinin beyanları arasında da “elimize ulaşan bir rapora göre piyasada Etibank vasıtasıyla pazarlama yapıldığına ve bundan sonra da böyle devam edeceğine göre” sözcüklerinin yer aldığı,

saptanmış bulunmaktadır.

Bu bilgilerin ışığı altında, yasada şayet “Devlet eliyle” deyimi yerine, Danışma Meclisi’nce kabul edilen metindeki gibi, “ilgili kamu kuruluşu” deyimi yer almış olsa idi, bor tuzlarının mutlaka bir iktisadî devlet teşekkülü tarafından değil, bir iktisadî devlet teşekkülünün sermayesinde yarıdan fazla pay sahibi olduğu bir bağlı ortaklık tarafından da işletilebileceği söylenebilirdi.

Böyle olmadığına göre, yukarıdaki tüm gerekçeler gözönüne alınarak bor tuzlarının Eti Bor A.Ş. gibi, bir bağlı ortaklık tarafından işletilemeyeceği düşünülmektedir.

Teşekkülün, Bakanlar Kurulu’nun 26.1.1998 tarih ve 98/10552 sayılı kararı ile statüsünün değiştirilerek Eti Holding A.Ş. şeklinde (7) adet bağlı ortaklık oluşturularak yeniden teşkilâtlandırılması nedeniyle;

– Holding şeklinde teşkilâtlanmanın 233 sayılı KHK’de öngörülmemesi ve Holding A.Ş. olarak yapılanmanın, anılan Kararnamenin 3 üncü maddesine aykırılık oluşturması hususu ile,

– Bor cevherlerini aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bunlardan kimyasal işlemlerle bor bileşiklerini üretmek üzere kurulan Eti Bor AŞ’nin sermayesindeki özel şahıs hisseleri dolayısı ile bor tuzu sahalarının hukuku teşekküle ait olmakla birlikte bu şirketçe işletilmesi hususunun 2840 sayılı yasa ve bu yasanın gündemde bulunduğu 2172 sayılı yasa açısından uygunluğunun belirlenebilmesi amacıyla,

İlgili Bakanlıkça, Başbakanlık aracılığı ile Danıştay’dan istişarî görüş istenmesi konusunda girişimlerde bulunulması temenni olunur.

EK – 3

I. Önerİler :

Eti Bor A.Ş.’nin 1.5.1998-31.12.1998 dönemindeki çalışmaları üzerinde Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yapılan incelemeler sonunda tespit edilen öneriler aşağıdadır.

1 – Ülkenin bor tuzu madenlerinin 2840 sayılı yasa hükümleri uyarınca Devlet eliyle işletilmesinin gerektiği, Danıştay’ın 1999/66 esas ve 1999/93 sayılı kararıyla Eti Bor A.Ş.’nin sermayesindeki özel kişi hisseleri nedeniyle bor tuzu sahalarını işletmesinin söz konusu yasa hükümlerine aykırılık teşkil ettiğine karar verilmiş olduğu dikkate alınarak şirketin hukukî yapısının mevzuata uygun hale getirilmesini teminen gereken Bakanlar Kurulu kararının istihsali için ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunulması (Sahife : 3),

II. İDARÎ BÜNYE

A – Mevzuat :

Etibank Genel Müdürlüğü yönetim kurulunun 15.1.1998 tarih ve 4599/36 sayılı kararıyla;

– Kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda, millî ekonomî ile uyum içinde çalışarak sermaye birikimine yardımcı olmak ve daha fazla yatırım ve istihdam imkanı yaratmak,

– Daha özerk ve serbest piyasa ekonomisi kurallarına uygun olarak daha fazla yetki ve sorumlulukla techiz edilmek,

– Merkezî yönetim uygulamasından uzak, yerinden yönetim tarzını uygulamak,

– Pazar şartlarındaki değişimlere hızla uymak,

gibi gerekçelerden hareketle, Etibank Genel Müdürlüğü’nün Eti Holding A.Ş. unvanlı bir İktisadi Devlet Teşekkülüne dönüştürülmesi ve mevcut işletme ve müesseselerin anonim şirket şeklinde oluşturulacak altı bağlı ortaklık bünyesinde toplanması ve ayrıca Eti Pazarlama ve Dış Ticaret A.Ş adı altında yeni bir şirketin kurulmasına karar verilmiştir.

Teşekkül yönetim kurulunca alınan bu karara istinaden, 4.2.1998 tarih ve 2348 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 98/10552 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla; Devletin genel maden politikası içinde, ülkenin her türlü maden ve endüstriyel hammadde kaynaklarını (Petrol ve maden kömürü hariç) değerlendirmek ve ülke ekonomisine azamî katkıyı sağlamak amacıyla, Etibank Genel Müdürlüğünün Eti Holding Anonim Şirketi unvanlı bir İktisadî Devlet Teşekkülüne dönüştürülmesi ve bu teşekküle bağlı Eti Bor A.Ş, Eti Alüminyum A.Ş, Eti Krom A.Ş., Eti Elektrometalurji A.Ş., Eti Gümüş A.Ş., Eti Bakır A.Ş., Eti Pazarlama ve Dış Ticaret A.Ş. adı altında 7 adet bağlı ortaklığın kurulmasına karar verilmiştir. Etibank’ın bu şekilde Holding’e dönüştürülmesi ve anonim şirket şeklinde 7 adet bağlı ortaklığın kurulması ile şirket ana sözleşmeleri Yüksek Planlama Kurulu’nun 16.3.1998 tarih ve 98/T-12 sayılı kararıyla onaylanmıştır.

Bu yapılanma kapsamında kurulan Eti Bor Anonim Şirketinin, Bandırma Ticaret Siciline 7788 numara ile kayıt ve kuruluşun 26.3.1998 tarih, 4510 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasıyla tüzel kişiliği oluşmuştur. Bu oluşumla Emet Kolemanit İşletmesi Müessesesi, Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi, Bigadiç Madenleri İşletmesi Müessesesi, Bandırma Bor ve Asit Fabrikaları İşletmesi Müessesesinin 1.5.1998 tarihi itibariyle müessese unvanları kaldırılarak işletmeye dönüştürülmüş ve Kestelek Bor Madenleri İşletmesiyle birlikte Eti Bor A.Ş.’ne bağlanmıştır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 26.3.1998 tarihi itibariyle tescil ve ilanı yapılmak suretiyle tüzel kişiliği oluşan şirketin genel müdür ve yönetim kurulu başkanlığı ile diğer yönetim kurulu üyeliklerine 30.3.1998 tarihi itibariyle gerekli atamalar yapılmıştır. Ancak, 98/10552 sayılı Bakanlar kurulu Kararının 3 üncü maddesi bu şirkete bağlanacak müesseselerin 30.4.1998 tarihi itibariyle müessesese olarak çıkaracakları bilanço değerleri üzerinden şirkete devredileceğini, yine aynı kararnamenin 5 inci maddesi ise bağlantı ve unvanları değiştirilen teşebbüs, işletme ve müesseselerin unvan değiştirilen teşebbüs, işletme ve müesseselerin unvan değişiklikleri VUK, KVK ve diğer kanunlar yönünden eski teşebbüs, işletme ve müesseselerin devamı addolunacağını hükme bağlamış olmasına rağmen, şirket 26.3.1998 tarihinde tüzel kişilik kazanmış, ancak şirkete bağlanan müesseselerin tüzel kişilikleri 1.5.1998 tarihinde sona ermiştir. Kararnameye göre birbirininin devamı olması gereken bu kuruluşlar 26.3.1998- 1.5.1998 tarihleri arasında ayrı birer hükmü şahsiyet olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu bakımdan şirketin kuruluşu aşamasında yapılan bu uygulama yukarıda sözü edilen kararname hükümlerine uygun düşmemiştir.

Geçmiş yıl denetim raporlarında daha ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, 10.6.1983 tarih ve 2840 sayılı yasanın 2 nci maddesi, ülkenin bor tuzu madenlerinin Devlet eliyle işletileceğini öngördüğünden, Eti Bor A.Ş.’nin 4 ortağının gerçek kişi olması nedeniyle, bu madenleri işletip işletemiyeceği konusunun açıklığa kavuşturulması hususunda istişari görüşlerinin bildirilmesi için konu Danıştay’a intikal ettirilmiş,

Konu Danıştay’ca incelenmiş olup; Danıştay Birinci Dairesinin 26.5.1999 tarih 1999/66 esas ve 1999/93 sayılı kararı ile, Etibank Genel Müdürlüğü’nün, Eti Holding Anonim Şirketi biçiminde yapılanmasının, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesine uygun bulunmadığına, Eti Bor A.Ş.’nin sermayesindeki özel kişi hisseleri nedeniyle bor tuzları sahalarını işletmesinin 2840 sayılı yasaya aykırılık teşkil edeceğine karar verilmiştir. Bu karara rağmen denetimin yapıldığı tarihe kadar (Temmuz-1999) Eti Holding A.Ş. yapılanmasında herhangi bir değişiklik olmamıştır.

Ülkenin bor tuzu madenlerinin 2840 sayılı yasa hükümleri uyarınca Devlet eliyle işletilmesinin gerektiği, Danıştay’ın 1999/66 esas ve 1999/93 sayılı kararıyla Eti Bor A.Ş.’nin sermayesindeki özel kişi hisseleri nedeniyle bor tuzu sahalarını işletmesinin söz konusu yasa hükümlerine aykırılık teşkil ettiğine karar verilmiş olduğu dikkate alınarak şirketin hukukî yapısının mevzuata uygun hale getirilmesini teminen gereken Bakanlar Kurulu kararının istihsali için ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunulması önerilir.

EK – 4

T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü 16.8.1999 Sayı : B.02.1.HM.0.KİT-04-01-52330/59313

Etİ Holding A.Ş. Genel MüdürlüĞüne

İlgi : 4.8.1999 tarih, B.02.2.ETİ.0.61.00.00/1230 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınızda; Eti Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü olan kurum unvanınızın “Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü” olarak değiştirilmesine, Eti Bor A.Ş. ile, Eti Pazarlama ve Dış Ticaret A.Ş.’nin bağlı ortaklık statülerinin kaldırılmasına ilişkin Müsteşarlığımız görüşü sorulmaktadır.

Bilindiği gibi, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından 1997 yılı faaliyetlerine dair düzenlenen raporda; holding olarak yapılaşmanın 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aykırılık oluşturup-oluşturmadığı, bor cevheri aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bor bileşikleri üretmek üzere genel müdürlüğünüze bağlı olarak kurulan Eti Bor A.Ş.’nin sermayesinde bulunan özel şahıs hisselerinin Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddeleri İşletilmesini Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen 2840 Sayılı Kanuna aykılık teşkil edip-etmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması temenni edilmiştir.

İlgide kayıtlı yazınızın tetkikinden, söz konusu temenniye binaen Danıştay’dan istişari görüş istendiği, Danıştay Birinci Dairesinin; 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin İktisadî Kuruluşların anonim şirket olarak yapılanmasına imkân tanımadığı, holding şirketlerinin anonim şirket dışında kurulmalarının mümkün bulunmadığı, bağlı ortaklık statüsünde olan Eti Bor A.Ş.’de bulunan özel kişi hisselerinin 2840 sayılı Kanuna aykırılık oluşturduğu yönünde karar verdiği anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede; teşekkülünüz unvanının talebiniz doğrultusunda “Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü” olarak değiştirilmesi ve bağlı ortaklık statüsünde olan Eti Bor A.Ş.’nin ortaklık statüsünün kaldırılması müsteşarlığımızca uygun mütalaa edilmektedir.

Diğer taraftan, Eti Bor A.Ş.’nin bağlı ortaklık statüsünün kaldırılması ile Eti Pazarlama ve Dış Ticaret A.Ş. kuruluş gayesini yitirecektir. Bu nedenle, anılan Kuruluşun bağlı ortaklık statüsünün kaldırılmasının da yerinde bir uygulama olacağı düşünülmektedir.

Bilgilerini rica ederim.

Müsteşar a. Eşref Ayaş Genel Müdür V.

T.C. EK – 5 Danıştay Birinci Daire Esas No : 1999/66 Karar No : 1999/93

Etibank Genel Müdürlüğünün 26.1.1998 tarihli ve 98/10552 sayılı BakanlarKurulu Kararı ile Eti Holding Anonim Şirketi unvanı ile ve 7 adet bağlı ortaklığı bulunan bir iktisadî devlet teşekkülü şeklinde yeniden yapılandırılmasının 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı hususu ile bor cevheri aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bor bileşikleri üretmek üzere adı geçen teşebbüse bağlı olarak kurulan Eti Bor A.Ş.’nin sermayesinde bulunan özel şahıs hisseleri nedeniyle, bor tuzu sahalarının bu şirketçe işletilmesinin 2840 sayılı Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Kanuna uygun olup olmadığı hususunda düşülen duraksamaların giderilmesine yönelik Başbakanlığın 10.4.1999 günlü ve B.02.0.KKG/174-228/1668 sayılı yazısına ekli Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının 6.4.1999 günlü ve B.15.0.HKM.147-2247 sayılı yazısında aynen:

“İlgili kuruluşumuz Eti Holding A.Ş. Genel Müdürlüğünden alınan 24.2.1999 tarih ve 137 sayılı yazıda aynen “Bilindiği üzere Bakanlar Kurulunun 26.1.1998 tarih ve 98/10552 sayılı kararı ile teşekkülümüzün statüsü 233 sayılı KHK’ye istinaden Eti Holding A.Ş. unvanlı İktisadî Devlet Teşekkülü ve bu teşekküle bağlı 7 adet Bağlı Ortaklık olarak yeniden yapılandırılmıştır.

Yeniden yapılandırılmadan önce ülkemizdeki bor madenlerini işletmek üzere Teşekküle bağlı 4 adet müessese müdürlüğü ve 1 adet işletme müdürlüğü statüsünde faaliyetlerini sürdüren kuruluşlar yeni yapılanma ile birlikte bağlı ortaklık statüsüne getirilen Eti Bor A.Ş.’ne bağlı 5 adet bor işletme müdürlüğü statüsünde yapılandırılarak faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedirler.

Ancak, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tanzim edilen Eti Holding A.Ş. Genel Müdürlüğünün 1997 yılı faaliyetlerine ilişkin denetleme raporunda;

“Teşekkülün Bakanlar Kurulunun 26.1.1998 tarih ve 98/10552 sayılı kararı ile statüsünün değiştirilerek Eti Holding A.Ş. şeklinde (7) adet bağlı ortaklık oluşturularak yeniden teşkilâtlandırılması nedeniyle;

– Holding şeklinde teşkilâtlanmanın 233 sayılı KHK’de öngörülmemesi ve Holding A.Ş. olarak yapılanmanın anılan kararnamenin 3 üncü maddesine aykırılık oluşturması hususu ile,

– Bor cevherlerini aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bunlardan kimyasal işlemlerle bor bileşiklerini üretmek üzere kurulan Eti Bor A.Ş.’nin sermayesindeki özel şahıs hisseleri dolayısı ile bor tuzu sahalarının hukuku, teşekküle ait olmakla birlikte bu şirketçe işletilmesi hususunun, 2840 sayılı yasa ve bu yasanın göndermede bulunduğu, 2172 sayılı yasa açısından uygunluğunun belirlenmesi amacıyla,

İlgili Bakanlıkça Başbakanlık aracılığı ile Danıştay’dan istişari görüş istenmesi konusunda girişimlerde bulunulması; temennisi yer almıştır.

2 No.lu temenninin rapor metni, 98/10552 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, Eti Holding A.Ş. Ana Statüsü, Eti Bor A.Ş. Ana Sözleşmesi yazımız ekinde sunulmuştur.

Raporda istenilen hususlar doğrultusunda Bakanlığımız aracılığı ile Danıştay’dan istişari görüş alınmasını tensiplerinize arz ederiz” denilmiştir.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin üçüncü bendindeki “Teşebbüslerden iktisadî Devlet teşekkülü olanlar, bankacılık alanında, sermayelerinin en az % 91’inin Devlete ait olması şartıyla anonim şirket şeklinde de kurulabilir. Bu durumda Türk Ticaret Kanununun 277 nci maddesinde sözü edilen 5 kurucunun bulunması şartı aranmaz, genel kurulu ve denetçileri bulunmaz.” kuralı yer almıştır. Bu kural karşısında holding olarak yapılaşmanın 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin anılan hükmüne uygunluğu konusunda Bakanlığımızca da tereddüde düşülmüştür.

2840 sayılı Yasanın “Devlet eliyle işletilecek madenler” başlıklı 2 nci maddesindeki “Bor tuzları ................ madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır........” hükmü karşısında Başbakanlık YüksekPlanlama Kurulu Raporundaki tereddütlere Bakanlığımızca da iştirak edilmektedir.

Eti Holding A.Ş. Ana Statüsü, Eti Bor A.Ş. Ana Sözleşmesi, 98/10552 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve 2 no.lu temenninin rapor metni ekte sunulmuştur.

Eti Holding A.Ş.’nin 1997 yılı faaliyetlerine ilişkin Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Raporundaki,

1. Holding şeklinde teşkilâtlanmanın 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede öngörülmemesi ve Holding A.Ş. olarak yapılanmanın anılan Kararnamenin 3 üncü maddesine aykılık oluşturup oluşturmadığı,

2. Bor cevherini aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bunlardan kimyasal işlemlerle bor bileşiklerini üretmek üzere kurulan Eti Bor A.Ş.’nin sermayesindeki özel şahıs hisseleri nedeniyle bor tuzu sahalarının hukuku, teşekküle ait olmakla birlikte bu şirketçe işletilmesinin, 2840 sayılı Yasa ve bu Yasanın göndermede bulunduğu 2172 sayılı Yasa açısından uygun olup olmadığı,

Konularındaki tereddütlerin giderilmesi için 2575 sayılı Danıştay Kanununun 42 nci maddesi uyarınca Danıştay’dan istişari görüş istenmesi hususunu tensiplerinize arz ederim.” denilmektedir.

Dairemizce yapılan çağrı üzerine gelen Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Hukuk Müşaviri Sevim Argun, Eti Holding A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Ergin Yiğit, aynı holdingin Bağlık Ortaklıklar ve İştirakler Dairesi Başkanı Ahmet Hayati Öncüler, Holding 1 inci Hukuk Müşaviri Cemil Barkar, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başdenetçisi Cemil Çetinkaya ve Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü, Maden ve Enerji Dairesi Başkanı Betül Tuncer’in açıklamaları dinlenip dosyadaki belge ve bilgiler incelenerek;

Gereği Görüşülüp Düşünüldü :

İstişari görüş istemi; Etibank Genel Müdürlüğünün Eti Holding A.Ş. unvanı ile 7 adet bağlı ortağı bulunan bir iktisadî devlet teşekkülü şeklinde yeniden yapılandırılmasının 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı hususu ile bor cevheri aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bor bileşikleri üretmek üzere adı geçen teşebbüse bağlı olarak kurulan Eti Bor A.Ş.’nin sermayesinde bulunan özel şahıs hisseleri nedeniyle bor tuzu sahalarının bu şirketçe işletilmesinin 2840 sayılı Kanuna uygun olup olmadığı hususlarına ilişkindir.

233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde, kamu iktisadî teşebbüsü (teşebbüs) deyiminin iktisadî devlet teşekkülleri ile kamu iktisadî kuruluşlarını ifade ettiği, bunlardan iktisadî devlet teşekkülerinin ya da kısaca “teşekkül”ün, sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadî alanda ticarî esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan teşebbüs olduğu belirtilmektedir. Bu maddeye göre, iktisadî devlet teşekkülleri ile kamu iktisadî kuruluşlarının anonim şirket şeklinde kurulmaları söz konusu değildir.

Buna karşılık aynı maddede, bağlı ortaklık ve iştiraklerin, anonim şirket halinde kurulmaları öngörülmüştür.

Diğer yandan, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun anonim şirketler başlıklı dördüncü faslında yer alan 466 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında “gayesi esas itibariyle başka işletmelere iştirakten ibaret olan holding şirketler” şeklinde tanımlanan ve bu tanıma göre bir finans ve yönetim üst kuruluşu olan “holding şirketlerinin” anonim şirket statüsü dışında kurulmaları mümkün değildir.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin genel gerekçesinde ise 2929 sayılı Kanunun kamu iktisadî teşebbüslerinin bir finans ve yönetim üst kuruluşu (holding) anlayışını benimsediği, bu nedenle bu kuruluşlarda karar almanın zorlaştığı ve yeni personel kadrolarını gerektiren bir durumun ortaya çıktığı, bu nedenle kuruluşlarını henüz tamamlamamış olan üst kurumların (holding) kaldırılmasının uygun bulunduğu açıkça vurgulanmıştır.

Bu duruma göre, sermayesinin tamamı Devlete ait olan bir iktisadî devlet teşekkülünün anonim şirket halinde kurulması olanağı bulunmadığından, bunların holding şeklinde örgütlenmelerinden de söz edilemeyeceği açıktır.

Nitekim, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında, iktisadî devlet teşekkülerinin, bankacılık alanında ve sermayelerinin en az yüzde doksan birinin Devlete ait olması koşuluyla, anonim şirket şeklinde kurulabilecekleri, bu durumda Türk Ticaret Kanununun 277 nci maddesinde belirtilen beş kurucu şartının aranmayacağı, genel kurulunun ve denetçilerinin bulunmayacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin üçüncü maddesinin üçüncü fıkrasının gerekçesinde de, iktisadî devlet teşekkülü olan teşebbüslerin anonim şirket şeklinde kurulabilmelerine ilişkin istisnanın sadece bankacılık alanında faaliyet gösterecek teşebbüslere özgülendiği açıkca belirtilmektedir.

Ayrıca, bankacılık alanıyla sınırlı bu düzenleme, 3132 sayılı Bankalar Kanunun Türkiye’de kurulacak bankaların anonim ortaklık olmasını zorunlu kılan 5 inci maddesiyle de paralellik arzetmektedir.

Belirtilen hukukî duruma göre, Etibank Genel Müdürlüğünün Eti Holding anonim şirketi şeklinde yeniden yapılanması, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesiyle bağdaşmamaktadır.

İstemin, bor cevheri aramak, işletmek, zenginleştirmek ve bor bileşikleri üretmek üzere kurulun Eti Bor A.Ş.’nin sermayesinde bulunan özel kişi hisseleri nedeniyle, bor tuzu sahalarını işletmesinin 2840 sayılı Kanuna uygun olup olmayacağı hususuyla ilgili kısmına gelince:

13.6.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2840 sayılı Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesinin, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Kanunun 2 nci maddesinin birinci tümcesi “Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır.” hükmünü taşımakta, Kanunun genel gerekçesinde de “Ülkenin ekonomisi açısından bor ........... madenlerinin .......... ilgili Devlet kuruluşları vasıtasıyla işletilmesi uygun bulunmuştur.” denilmektedir. Aynı Kanunun 3 üncü maddesinde, “Bor tuzları .......... sahalarının ilgili kamu kuruluşuna devir işlemleri 2172 sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanunun devirle ilgili hükümleri çerçevesinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde tamamlanır.” biçiminde düzenleme getirilmiştir.

2172 sayılı Kanunun 3 üncü ve 4 üncü maddelerinde de Devletçe işletilecek madenleri devralacak kamu kuruluşu konusunda açıklık getirilerek, bunların “ilgili iktisadî devlet teşekkülü” olduğu hükme bağlanmıştır. Her ne kadar 2172 sayılı Kanun, 2840 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden altı ay sonra ve 2840 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılmış ise de, söz konusu altı aylık dönemin, Devletçe işletilecek madenlerin ilgili iktisadî devlet teşekkülüne devri için gerekli süreyi sağlamayı amaçladığı açıktır.

Öte yandan, söz konusu madenlerin ilgili iktisadî devlet teşekkülüne devrinin, bu kuruluşlarca işletilmesini de kapsayacağı kuşkusuz olduğuna göre, bu düzenleme biçimiyle Devletçe işletilecek madenlerin, ancak ilgili iktisadî devlet teşekkülerince işletileceği konusuna da açıklık getirilmektedir.

233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde yapılan tanıma göre iktisadî devlet teşekkülleri, sermayelerinin tamamı Devlete ait kuruluşlar olduğuna göre, kanunun bor madeni sahalarının sermayesinin tamamı Devlete ait kuruluşlarca işletilmesini öngördüğünde kuşku bulunmamaktadır.

Esasen 2840 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin Devletçe işletileceği hükmü yer aldığına göre bu madenlerin, sermayesinde özel kişilerin de pay sahibi olduğu bir anonim şirket eliyle işletilmesinden söz edilmemek gerekir.

Bu durumda, anonim şirket şeklinde kurulan bir bağlı ortaklıkta çok küçük oranda dahi olsa, özel kişi hisselerinin bulunması, 2840 sayılı Kanuna uygun düşmemektedir.

Belirtilen nedenlerle, Etibank Genel Müdürlüğünün, Eti Holding Anonim Şirketi biçiminde yapılanmasının, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesine uygun bulunmadığı; Eti Bor A.Ş.’nin sermayesindeki özel kişi hisseleri nedeniyle bor tuz sahalarının işletmesinin 2840 sayılı Yasaya aykırılık teşkil edeceği sonucuna ulaşılmakla dosyanın Danıştay Başkanlığına sunulmasına 26.5.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Harun Çetintemel Yurdakul Günçer

Üye Üye Abdülkadir Genelioğlu Yılmaz Çimen

Üye

A. Şahver Kobal

6. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol’un, Akçakale Gümrük Müdürlüğüne ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler’in cevabı (7/548)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Mehmet Keçeciler tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 30.9.1999

Zülfikar İzol Şanlıurfa

Gaziantep Gümrükleri Başmüdürlüğüne bağlı Akçakale Gümrük Müdürlüğü 3 üncü sınıf bir gümrük müdürlüğüdür. Akçakale Gümrük Müdürlüğünün 1 inci sınıf gümrük müdürlüğüne yükseltilmesi ve arazisine 2000’li yıllara ve GAP’a yakışacak modern idare binası yapılması gerekmektedir.

Sorular :

1. Akçakale Gümrük Müdürlüğünün 1 inci sınıf gümrük müdürlüğüne yükseltilmesi hakkında çalışmalarınız var mıdır? Varsa ne zaman yapılacaktır? Açıklar mısınız?

2. Akçakale Gümrük Müdürlüğünün idare binası ve sundurma yapılması hakkında çalışmalarınız var mıdır? Varsa yapımına ne zaman başlanacaktır? Açıklar mısınız?

T.C. Devlet Bakanlığı 21.10.1999 Sayı : B.02.0.003/2.00-0681

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.10.1999 tarih ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/548-1905/5252 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazıları eki, Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol tarafından TBMM Başkanlığına verilen 7/548-1905 sayılı yazılı soru önergesi incelenmiştir.

Gaziantep Gümrükleri Başmüdürlüğüne bağlı Akçakale Gümrük Müdürlüğü 3 üncü sınıf bir gümrük müdürlüğüdür. Adıgeçen gümrük müdürlüğünün 1 inci sınıf olabilmesi için her türlü gümrük işlemini yapabilecek alt yapıya sahip hale getirilmesi zorunludur. 1991 yılından itibaren Müsteşarlığımız ilgili yıllar yatırım programına teklif edilmesine rağmen DPT Müsteşarlığınca Akçakale Gümrük Tesisleri Projesi vize edilmemiştir. Sözkonusu proje Müsteşarlığımız 2000 yılı yatırım programına da teklif edilmiştir. Projenin vize edilmesini müteakip gereğine tevessül edilecektir.

Bilgilerinize arz ederim.

Mehmet Keçeciler Devlet Bakanı

7. — Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Toplu Konut İdaresince Şanlıurfa’da uygulamaya konulan konut projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’nun cevabı (7/568)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Devlet Bakanı Sayın Sadi Somuncuoğlu tarafında aracılığınızla sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 26.6.1999

Ahmet Karavar Şanlıurfa

Sorular

1. İl merkezinde yoğun göç dolayısıyla çarpık kentleşmeyi önlemek ve konut ihtiyacının karşılanmasını sağlamak amacıyla Toplu Konut İdaresince Şanlıurfa’da devreye konulan 10 000 konutluk proje hangi aşamadadır?

2. Projenin tamamının bir an önce hayata geçirilmesi için 1999 yılı bütçesinden ayrılan ödenek miktarı ne kadardır?

T.C. Devlet Bakanlığı 22.10.1999 Sayı : B.02.0.008/01112

Konu : Şanlıurfa Milletvekili Sn. Ahmet Karavar’ın

soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliği

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı

İlgi : 12.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/568-528/1933 sayılı yazınız.

İlgi yazınızda yeralan, Şanlıurfa Milletvekili Sn. Ahmet Karavar’ın yazılı olarak cevaplandırılmasını talep ettiği sorulara cevap teşkil edecek bilgiler aşağıda sunulmaktadır :

Soru 1 : Şanlıurfa il merkezinde yoğun göç dolayısıyla çarpık kentleşmeyi önlemek ve konut ihtiyacının karşılanmasını sağlamak amacıyla Toplu Konut İdaresince devreye konulan 10 000 konutluk proje hangi aşamadadır ?

Cevap 1 : Dünya Bankası kredisi ile desteklenmesi öngörülen “Güneydoğu Anadolu Alt Gelir Grubu Konut Projesi” kapsamında, Adana, Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır İllerinde yaklaşık proje maliyeti 107 000 000 $ olan toplam 10 000 adet konut yapılması programlanmış olup, bu konutlardan 2 000 adedi Şanlıurfa İlinde II nci etap olarak planlanmaktadır.

“Güneydoğu Anadolu Alt Gelir Grubu Konut Projesi” ile ilgili olarak, Dünya Bankası ile Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 14.3.1995 tarihinde imzaladığı kredi anlaşması doğrultusunda, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı görevlendirilmiştir. Sözkonusu işe ait kredinin efektif hale gelmesi için, Dünya Bankasının öngördüğü krediye esas araştırma ve çalışmalar kapsamında Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından aşağıdaki çalışmalar gerçekleştirilmiştir;

– Şanlıurfa İli, Akabe mevkiinde, bu projenin uygulanacağı yaklaşık 47 hektar yüzölçümündeki arazi Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü marifetiyle satın alınarak, mülkiyeti idaremiz adına tapuda tescil edilerek, arazi ile ilgili tüm imar plan ve parselasyon çalışmaları tamamlanmıştır.

– Sözkonusu alanda, 2 000 konutluk tüm avan projeler tamamlanmış olup, 3 tip az katlı konutun uygulama projeleri hazırlanmıştır.

– Dünya Bankası Kredi Yönetmeliği kapsamında, Piyasa Analizi, Sosyal Değerlendirme ve Tüketici Tercihi Araştırması yapılmış, bu araştırma doğrultusunda 36 adet örnek konut inşa edilerek Müşteriye Danışma Hizmetleri kapsamında hedef kitlenin beğenisine sunulmuştur. Bu anket çalışması sonucunda elde edilen raporlar, her aşamasında Dünya Bankasına gönderilerek “No Objection” almak suretiyle onaylanmış olup, proje kredi görüşmelerinin başlatılması aşamasına getirilmiştir.

– Krediye esas teşkil eden bütün çalışmalar Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından tamamlanarak kredi görüşmelerinin başlatılması için 11.8.1998 tarih ve 5804 sayılı yazı ile Hazine Müsteşarlığı ve Dünya Bankasına bildirilmiştir. Bu yazıya herhangi bir cevap alınamadığından, 15.11.1998 tarih ve 1370 sayılı yazı ile Hazine Müsteşarlığına talebimiz yenilenmiş olup, bu aşamada beklenilmektedir.

Bu projenin finansmanı için gerekli olan 50 000 000 $ tutarındaki dış kredi ile ilgili görüşmelerin başlatılması, projenin Dünya Bankasının 2000 yılı CAS (Country Assistance Strategy) Ülke Yardım Stratejisi Programına dahil edilmesi ile mümkün olacaktır. Projenin Dünya Bankasının programına dahil edilebilmesi için, T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının -kredi alıcısı olarak-projeye onay vermesi ve Dünya Bankası ile bağlantıya geçmesi gerekmektedir.

Şanlıurfa Toplu Konut alanında, Dünya Bankası kredisiyle desteklenmesi beklenen 2 000 adet konutun yanısıra, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı özkaynağı ile 1 500 konutluk yeni bir projenin uygulamasına başlanılmış olup, I inci etap kapsamında Şanlıurfa İlinde 474 adet az katlı konut inşa edilerek, bu konutlar satış yolu ile hak sahiplerine teslim edilmiş bulunmaktadır.

Ayrıca, I inci etap kapsamında geriye kalan 1 026 adet konut ve sosyal donatı yapıları inşaatları ise idaremiz bütçesi imkânları dahilinde 2000 Yılı Yatırım Programında değerlendirilmesi düşünülmektedir.

Soru 2 : Projenin tamamının bir an önce hayata geçirilmesi için 1999 yılı bütçesinden ayrılan ödenek miktarı ne kadardır?

Cevap 2 : Dünya Bankası kredisinin efektif hale gelmesi için T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının projeye onay vermesi ve Dünya Bankası ile bağlantıya geçerek kredi görüşmelerini başlatması gerektiğinden ve henüz bu işlemler gerçekleşmediğinden, Dünya Bankası kredisi ile desteklenmesi planlanan 2 000 konutluk Şanlıurfa İli II nci Etap Toplu Konut Projesinin 1999 yılında başlatılması sözkonusu olamamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerden, sözkonusu proje için gerekli olan yaklaşık 107 000 000 $ bedelin, Dünya Bankası tarafından sağlanacak 50 000 000 $ tutarındaki dilimi ile Hazine Müsteşarlığı tarafından sağlanacak yaklaşık 57 000 000 $ tutarındaki dilimi temin edilemediğinden, idaremiz bütçesinden anılan projeye ilişkin herhangi bir ödenek ayrılması mümkün olamamaktadır.

Gereğini bilgilerinize arz ederim.

Sadi Somuncuoğlu Devlet Bakanı

 8. — Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan’ın, Çay-Kur’un çay üreticisinden elde ettiği gelirin bir kısmını Rizespor’a aktardığı iddiasına ve çay toplama işlemine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen’in cevabı (7/574)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın yazılı olarak Çay-Kur’dan sorumlu Sn. Devlet Bakanı tarafından cevaplandırılması hususunda delelatlerinizi saygılarımla arz ederim.

Osman Aslan Diyarbakır

1. Çay-Kur’un çay üreticisinden yüksek taban fiyatı ile satın alıp, işlediği ve bayiler aracılığı ile parekedencilere sattığı çaylardan yüzde yarım hisseyi alıp Rizespor’a aktardığı iddia edilmektedir. Yapılan hesaplara göre, bu da yılda bir kaç trilyon lira tutmaktadır. Ülke genelinden toplanıp, kişi ya da grup özeline aktarmaya mafyalık denildiğine göre, devlet eliyle mafyacılığa çanak mı tutuluyor? Sözkonusu uygulamanın/kayırmacılığın herhangi bir yasal dayanağı var mıdır?

2. Diğer taraftan, çay toplama işlemi bütün dünyada elle yapılırken, makasla toplanan çaylıklarda ürünün kalitesinin düşük olacağı uzmanların raporlarıyla sabit olduğu halde, Türkiye’de makasla çay toplamanın gerekçesi nedir? Türk halkının kaliteli çay içmeye hakkı yok mudur?

T.C. Devlet Bakanlığı 22.10.1999 Sayı : B.02.0.009/1122

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli 18.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0. 10. 00.02-2195 sayılı yazınız.

Diyarbakır Milletvekili Sn. Osman Aslan’ın Çay-Kur’un çay üreticisinden yüksek taban fiyatı ile satın alıp, işlediği ve bayiler aracılığı ile parakendecilere sattığı çaylardan yüzde yarım hisseyi alıp Rizespor’a aktardığı ve çay toplama işinin dünyada elle yapıldığı Türkiye’de ise neden makasla yapıldığının gerekçesi konulu yazılı soru önergesi ile ilgili cevaplar İçtüzüğün 99 uncu maddesine istinaden ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Rüştü Kazım Yücelen Devlet Bakanı

Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan’ın 20 Ekim 1999 Gün ve 7/574-1951

Sayılı Yazılı Soru Önergesine Verilen Cevaplar

1. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (Çay-Kur) ile Vakıflar Bankası T.A.O. arasında imzalanan 15.6.1998 tarihli protokolle, Çay-Kur bayilerinin, Çay-Kur’dan satın aldıkları mal bedellerini Vakıfbankça kendi adlarına açılacak bankomat 7/24 kredili hesapları aracılığıyla her ildeki aynı banka şubelerine ödemeleri ve öngörülen süre içerisinde Çay-Kur hesaplarına aktarılması uygun görülmüştür.

Sözkonusu protokolün 11 inci maddesinde bayilerin bankomat 7/24 kredisiyle Çay-Kur’dan satın aldıkları çayların mal bedelleri esas alınarak, bu bedelin % 0,5 (bindebeş)’i oranında ve fatura bedelinin dışında Çay-Kur Rizespor’a bağış yapılır hükmü yeralmaktadır.

Bu hükümden de anlaşılacağı gibi banka sadece bayilere açtığı bankomat 7/24 kredili hesaplarda, mal bedelinden bağımsız Çay-Kur hesaplarına girmeden direkt bayilerden bağış olarak % 0,5 kesinti yapmakta ve yaptığı kesintileri Çay-Kur Rizespor’un Vakıfbank nezdindeki hesaplarına aktarmaktadır. Bankomat 7/24 sistemi dışındaki mal alımlarında (banka havalesi, EFT, bloke çek, banka teminat mektubu ve nakit) herhangi bir kesinti ya da bağış adı altında bir bedel alınmamaktadır.

Görüleceği gibi, sözkonusu kesintiden üretici, tüketici ve Çay-Kur’un hiçbir kaydı olmamaktadır. Sadece banka ile müşteri (bayi) arasındaki kredi taahhüdünden dolayı rızaen yapılan bir işlemdir.

Önergede sözü edildiği gibi, Çay-Kur Rizespor’a yapılan bağışların, ülke genelinde toplanıp, bazı kesimlerin kayrılması, kişi ya da grup özeline aktarılması gibi bir durum sözkonusu değildir.

Bu yolla bayilerin kendi rızaları ile Çay-Kur Rizespor’a yaptıkları bağış tutarı, 1998 yılında 121 milyar TL, 1999 yılında 15.10.1999 tarihi itibariyle 230 milyar TL olup, 1999 yılı sonu itibariyle tahmini 280-300 milyar TL dolayında olacaktır.

2. Dünya da çay toplama işi elle yapıldığı gibi en basitinden en gelişmişine kadar çok değişik makinelerle de yapılmaktadır. Ülkemizde çay toplama işleminde kullanılan makas da bu makinelerden biridir.

İşçilik maliyetinin çok yüksek oluşu, çay tarımının aile ziraatı şeklinde yapılışı nedeniyle makas, çay toplama işleminde yaygın şekilde kullanılmaktadır. Makasın usulüne uygun kullanılması durumunda yaş çay ürün kalitesi üzerinde menfi bir etkisi yoktur.

Usulüne uygun toplanmayan ürünler de zaten alım noktasında bulunan eksperler tarafından satın alınmamaktadır. Üretilen kuru çaylar, kalite standartlarında olup, Türk Gıda Kodeksine uygun olarak tüketiciye sunulmaktadır.

9. — Bitlis Milletvekili Yahya Çevik’in, Bitlis İli Mutki İlçesine bağlı Meydan-Yazıcık arasındaki yol yapımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın cevabı (7/638)

9.7.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aracılığınızla, aşağıdaki sorumun, Köy Hizmetlerinden sorumlu Sayın Devlet Bakanı tarafından sözlü cevaplandırılmasını arz ederim.

Yahya Çevik Bitlis

Bitlis İlimizin Mutki İlçesine bağlı Meydan ile Yazıcık yerleşim birimleri arasında 1996 yılında yapımına başlanan 20 km’lik yolun ancak 12 km’lik kısmı yapılabilmiştir. Bu iki yerleşim yeri arasında ulaşım, halen, Siirt üzerinden 150 km’lik yol kat edilerek, sağlanabilmektedir.

Soru : Yolun kalan 8 km’lik kısmının da yapılarak, vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesini sağlayacak bir çalışmanız var mıdır?

T.C. Devlet Bakanlığı 26.10.1999 Sayı : B.02.0.010/031-4776

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 7.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-6/20-524/1929 sayılı yazısı.

b) TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 25.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/638-804/02537 sayılı yazısı.

Bitlis Milletvekili Yahya Çevik’in soru önergesi incelenmiştir.

Soru önergesinde adıgeçen Mutki-Meydan-Yazıcık grup yolunun tahminen 9 km’lik bağlantısının yapılabilmesi için çığ ve heyelan bölgesi olan sarp ve kayalık kesimin dışından geçilerek sağlıklı bir ulaşımın sağlanması için 3 adet 2 açıklıklı köprü, muhtelif sanat yapıları ve çok miktarda patlayıcı maddeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu nedenle büyük bir maliyet arz eden yol için ödenek temin edilmesi halinde gerekli çalışmalar yapılacaktır.

Bilgilerinize arz ederim.

Mustafa Yılmaz Devlet Bakanı

10. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, köy yolları yapımına ve Samsun İlindeki köy yolları çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın cevabı (7/664)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Köy Hizmetlerinden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mustafa Yılmaz’ın sözlü olarak cevap vermesini delaletlerinize arz ederim. 12.7.1999

Musa Uzunkaya Samsun

1. Türkiye’de halen ulaşılamayan köy ve mezra var mıdır?

2. Köy yollarının toplamı kaç km’dir? Bu yolların asfalt, stabilize ve ham yol olma oran ve miktarları nedir?

3. Türkiye’de bölgeler arası asfaltlanmış köy yol oranları nedir?

4. Samsun İlinde asfalt oranınız ile ulaşım zorluğu çeken köylerimize bu yıl ulaşımı sağlanacak yol miktarı ne kadardır?

5. Salı Pazarı, Terme, Kavak ve Ayvacık ilçe köy yolarıyla Yakakent İlçesinin Sarıgöl ve Karababa istikameti ile Vezirköprü’nün Sarıdibek istikametindeki köy yollarımızın yapım çalışmaları ne zaman başlayacaktır?

6. Samsun Köy Hizmetleri araçlarının yaş ortalaması 20’nin üstünde olup, Bakanlığınıza alınan yeni yol yapım araç-gereçlerinden Türkiye’de 30 bin küsur köyün 1 000’ine sahip olan Samsun’a yeni araçlardan ne miktar araç vermeyi programladınız?

T.C. Devlet Bakanlığı 26.10.1999 Sayı : B.02.0.010/031-4775

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 27.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-6/87-963/2812 sayılı yazısı.

b) TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 25.10.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/664-963/02812 sayılı yazısı.

Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın soru önergesi incelenmiştir.

Bugün ülkemizde yolu olmayan köy kalmamıştır. Halen standart yükseltme ve iyileştirme çalışmaları yapılmaktadır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzün hizmet alanına giren toplam yol ağı 319 218 km’dir. Yolların dağılımı şöyledir.

Km Oran %

Asfalt 61 920 19

Beton 1 236 –

Stabilize 143 455 45

Tesviye 69 277 22

Ham Yol 43 330 14

TOPLAM 319 218 100

Bölgeler arası asfaltlanmış yol oranları liste halinde ilişikte sunulmuştur.

Samsun İli köy yolu ağında bulunan 9 395 km yolun 1.1.1999 tarihi itibariyle 1 160 km’si asfalt olup, oranı % 12’dir. 1999 yılı yol yapım programında 35 km tesviye, 102 km onarım, 100 km stabilize ve 249 km asfalt kaplama (genel idare-özel idare) bulunmakta olup, çalışmalar devam etmektedir.

Yakakent-Karababa grup köy yolundaki çalışmalar devam etmektedir. Diğer ilçelerin yapım programında bulunan tesviye, stabilize, asfalt kaplama çalışmalarının yılı içerisinde tamamlanmasına çalışılacaktır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzün makine yenileme ve dengeleme projesi kapsamında ihaleler yapılmıştır.

Makinelerin teslim alınmasını müteakip, illerin mevcut köy yolu ağları dikkate alınmak suretiyle adil bir şekilde dağıtımları yapılacaktır.

Bilgilerinize arz ederim.

Mustafa Yılmaz Devlet Bakanı

Bölgeler Arası Asfaltlanmış Yol Oranları

Bölgeler Km Oranı %

1. Bölge Müd. Ankara 4 812 7

2. Bölge Müd. Konya 3 814 6

3. Bölge Müd. Adana 8 008 13

4. Bölge Müd. Kayseri 3 816 7

5. Bölge Müd. Sıvas 1 559 3

6. Bölge Müd. Malatya 1 024 2

7. Bölge Müd. Elazığ 1 001 2

8. Bölge Müd. Diyarbakır 821 1

9. Bölge Müd. Van 577 1

10. Bölge Müd. Erzurum 843 1

11. Bölge Müd. Trabzon 602 1

12. Bölge Müd. Samsun 3 391 5

13. Bölge Müd. Kastamonu 2 283 4

14. Bölge Müd. Eskişehir 4 101 7

15. Bölge Müd. Antalya 4 624 7

16. Bölge Müd. İzmir 8 673 14

17. Bölge Müd. Bursa 5 025 8

18. Bölge Müd. İstanbul 5 091 3

19. Bölge Müd. Şanlıurfa 1 855 3

TOPLAM 61 920 100

11. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, yasak olan anız yakmanın engellenemediğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/742)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Bülent Ecevit tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını delaletlerinize arz ederim.

Musa Uzunkaya Samsun

1. Hububat alanlarında, son yıllarda giderek artan anız yakma olaylarına niçin engel olunamıyor?

2. Yıllardır mutad ve rutin olarak değişik bakanlıklarca yayınlanan anız yakmanın yasak olduğuna dair genelgelere rağmen, geçtiğimiz hasat döneminde hasadı biçerdöver tarafından yapılan hemen bütün tarlaların yakılmış olması karşısında hükümetçe genelge dışında başkaca önlemlerin de alınması gerektiğine inanıyor musunuz?

3. Hükümetinizce, zaman geçirilmeden uygulamaya konulacak ve bu yangınlara engel olabilecek bir çalışmanız var mıdır?

T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 25.10.1999 Sayı : KDD.S.Ö.2.01/2549

Konu : Sözlü soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Başbakanlığın 13.10.1999 tarih ve B.02.0.KKG.0.12/106-70/5030 sayılı yazısı ve eki.

İlgi yazı ekinde Bakanlığımıza intikal eden ve Sayın Başbakanımız adına Bakanlığımızca cevaplanması istenilen, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’ya ait olan, bila tarih ve 6/166-1834 sayılı sözlü soru önergesi ile ilgili bilgiler, ilişikte gönderilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp Tarım ve Köyişleri Bakanı

Sözlü Soru Önergesi

Önerge Sahibi : Musa Uzunkaya Samsun Milletvekili

Esas No. : 6/166-1834

Soru : Hububat alanlarında, son yıllarda giderek artan anız yakma olaylarına, niçin engel olunamıyor? Yıllardır, değişik bakanlıklarca mutad ve rutin olarak yayınlanan anız yakma yasağıyla ilgili genelgelere rağmen, geçtiğimiz hasat döneminde hasadı biçer-döverle yapılan hemen bütün tarlaların yakılmış olması karşısında, hükümetçe genelge dışında başka önlemlerin de alınması gerektiğine inanıyor musunuz? Hükümetinizce, zaman geçirilmeden uygulamaya konulacak ve bu yangınlara engel olabilecek bir çalışmanız var mıdır?

Cevap : Ülkemizde, hububat hasadından sonra, verimin yüksek olduğu yıllarda özellikle taban arazilerde veya üst üste ekim yapılan yerlerde anızlar yakılmaktadır. Anız yakılmasının önlenmesi için; Bakanlığımızca 1983, 1994, 1995 ve 1998 yıllarında, Çevre Bakanlığınca da 1995 yılında genelgeler yayınlanmıştır. Konunun önemi bakımından, Bakanlığımızca 16.12.1998 tarih ve 23555 sayılı Resmî Gazetede, “1998/26 No.’lu Anız Yakılmasının Önlenmesi Hakkında Tebliğ” yayınlanmıştır.

Tebliğin amacı; anız yakılması sonucu ortaya çıkan faydalı mikroorganizmaların ölmesi, toprak erozyonu ve verim kaybı gibi olumsuzluklara mani olunması, çevredeki ağaç, çalı ve toprak üstü canlılarıyla henüz hasat edilmemiş tarlalardaki ürünlere zarar verilmemesi, havanın kirlenmesine, anız atıklarıyla beslenen yaban hayvanlarının ölmelerine ve doğal dengenin bozulmasına engel olunması ve arazi üzerinde bulunan enerji iletim ve haberleşme hatlarının zarar görmelerinin önlenilmesi gibi hizmetleri içermektedir.

Tebliğ, Bakanlığımız taşra teşkilâtının bu konuda hazırlanmış yayımları ve muhtarlık uyarıları ile üreticilerin, anız yakmanın zararları konusunda bilinçlendirilmesini ve tebliğ ile getirilen yasağa uymayanlar hakkında yapılacak yasal işlemleri kapsamaktadır.

Hububat hasadından sonra anızların yakılması; çevre ve toplum sağlığı, kamu düzeni, halkın güvenliği ve esenliği ile kamu malları üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi gibi mülahazalarla Bakanlığımız taşra teşkilâtı ve muhtarlıklarca önceden ilân edilmek kaydıyla valiliklerce yasaklanmaktadır.

Tebliğe göre; anız yakılmasının önlenmesiyle ilgili kontrol görevi ve yetkisi, Bakanlığımız ve Çevre Bakanlığı taşra teşkilâtı, çevre ile ilgili sivil toplum örgütleri muhtarlıklar, köy ve kır bekçileri ile yerel yönetimler gibi mercilere verilmiştir. Kontrolde görevli kuruluşların görevlendirdiği elemanlar, anız yakma yasağına uymayanları, ya valilik ve kaymakamlıklara bildirmekte ya da bunlar hakkında doğrudan doğruya Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunmaktadırlar.

Ayrıca, Bakanlığımızca anız yakılmasının önlenmesi konusunda hazırlanacak spot filmi, eğitim amacıyla hasat döneminin başından sonuna kadar, belirli aralıklarla yayınlanacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.