DÖNEM : 21 CİLT : 10 YASAMA YILI : 1

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

50 nci Birleşim

14 . 8 . 1999 Cumartesi

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – YOKLAMALAR

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

1. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 27 arkadaşının, meslek liselerinin eğitimdeki yeri, günümüzdeki durumu ve öğrencilerin karşılaştıkları sorunların değerlendirilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/61)

V. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – 114 sıra sayılı kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmelerinde maddeler üzerindeki soru-cevap işleminin 10 dakikayla sınırlandırılmasına; görüşmeleri devam eden 114 sıra sayılı kanun tasarısının müzakerelerinin 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 24.00’e kadar bitmemesi halinde, çalışmalara devam edilerek, bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin , DSP, MHP ve ANAP Guruplarının müşterek önerisi

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/495) (S. Sayısı : 114)

I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 10.00’da toplanarak dört oturum yaptı.

Rusya Federasyonuna gidecek olan Devlet Bakanı Abdulhaluk Mehmet Çay’a, Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, 61 inci sırada bulunan (6/101) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya ve 19 arkadaşının, 903 sayılı Kanuna göre kurulan resmî vakıflarla ilgili yolsuzluk ve şikâyet iddiaları ile bu vakıfların gelirlerinin nerelerde kullanıldığının tespiti ve faaliyetleri ile ilgili alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/60) okundu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Bangladeş Parlamento Başkanı ile

İsrail Parlamentosu Savunma ve Dışişleri Komisyonu Başkanının,

Vaki davetlerine Türkiye Büyük Millet Meclisinden birer parlamento heyetiyle icabet edilmesine ilişkin TBMM Başkanlığı tezkereleri kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin (2/187) (S. Sayısı : 109 ve 109’a 1 inci ek) ikinci müzakeresi tamamlanarak, yapılan gizli oylamadan sonra kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı;

2 nci sırasında bulunan, İşsizlik Sigortası Kanunu Tasarısı (Sosyal Sigortalar Kanunu Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddeleri ile İş Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması, Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun İki Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı) (1/495) (S. Sayısı : 114) üzerindeki görüşmelere devam olunarak, 7 nci maddesine kadar kabul edildi;

Tasarının 3 üncü maddesinin oylamasından sonra, işaretle oylamalarda karar yeter sayısının aranılması istendiği takdirde elektronik oylama cihazının kullanılıp kullanılmayacağı hakkında usul görüşmesi yapıldı; görüşmeler sonunda yapılan oylama sonucunda, Başkan ve Kâtip Üyeler arasında ihtilaf olmadığı takdirde, oylamaların, elektronik cihaz kulanılmadan işaretle yapılması hususu kabul edildi;

İçel Milletvekili Turhan Güven ile

İstanbul Milletvekili İsmail Kahraman,

Afyon Milletvekili Gaffar Yakın’ın tasarının 4 üncü maddesi üzerinde Demokratik Sol Parti Grubu adına yaptığı konuşma sırasında partilerine sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Alınan karar gereğince, 14 Ağustos 1999 Cumartesi günü saat 10.00’da toplanmak üzere, birleşime 00.05’te son verildi.

Murat Sökmenoğlu Başkanvekili

Burhan Orhan Şadan Şimşek Bursa Edirne Kâtip Üye Kâtip Üye

Melda Bayer Ankara Kâtip Üye

II. — GELEN KÂĞITLAR No. : 54 14.8.1999 CUMARTESİ

Rapor

1.- Uluslararası Telekomünikasyon Birliği Kuruluş Yasası ve Sözleşmesi ile Bunlara İlişkin Nihai Kararlar, Tavsiye Başlıklı Belge ve İhtiyari Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri komisyonları raporları (1/334) (S.Sayısı: 129) (Dağıtma tarihi: 14.8.1999) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergesi

1.- Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 27 arkadaşının, meslek liselerinin eğitimdeki yeri, günümüzdeki durumu ve öğrencilerinin karşılaştıkları sorunların değerlendirilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/61) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.8.1999)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.00

14 Ağustos 1999 Cumartesi

BAŞKAN: Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Mehmet AY (Gaziantep)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50 nci Birleşimini açıyorum.

III. – YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak, salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen sayın üyelerin, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı yoktur, birleşime saat 10.30'a kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 10.09

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 10.30

BAŞKAN: Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Mehmet AY (Gaziantep)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. – YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak, salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

1. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 27 arkadaşının, meslek liselerinin eğitimdeki yeri, günümüzdeki durumu ve öğrencilerin karşılaştıkları sorunların değerlendirilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/61)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulamalarının başlamasından sonra meslek liselerinin durumunun değerlendirilmesi için Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1- Mahmut Göksu (Adıyaman)

2- Bülent Arınç (Manisa)

3- Hüseyin Kansu (İstanbul)

4- Yakup Budak (Adana)

5- Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)

6- Lütfi Doğan (Gümüşhane)

7- Mehmet Batuk (Kocaeli)

8- Nurettin Aktaş (Gaziantep)

9- Osman Yumakoğulları (İstanbul)

10- Lütfi Yalman (Konya)

11- Teoman Rıza Güneri (Konya)

12- Mehmet Özyol (Adıyaman)

13- Salih Kapusuz (Kayseri)

14- Veysel Candan (Konya)

15- Ahmet Cemil Tunç (Elazığ)

16- Musa Demirci (Sıvas)

17- Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)

18- Ahmet Derin (Kütahya)

19- Tevhit Karakaya (Erzincan)

20- Yaşar Canbay (Malatya)

21- Latif Öztek (Elazığ)

22- Osman Aslan (Diyarbakır)

23- M.Zeki Çelik (Ankara)

24- Dengir Mir Mehmet Fırat (Adıyaman)

25- Abdullah Veli Seyda (Şırnak)

26- Celal Esin (Ağrı)

27- Musa Uzunkaya (Samsun)

28-Akif Gülle (Amasya)

Gerekçe:

İlerleme ve kalkınmada yetişmiş insangücünün ne derece önemli olduğu gün gibi aşikârdır. Ülkemizin çağdaş ve ileri ülkeler düzeyine ulaşmasında arainsan gücüne şiddetle ihtiyaç vardır. Bunu yetiştirecek olan da hiç şüphesiz Millî Eğitim çatısı altındaki meslek liselerimizdir. Toplumumuzu yönlendirme, şekillendirme, bilgi ve beceri kazandırmada okullarımız geleceğimiz için hayatî önem kazanmaktadır. İşte, bu nedenle olacak ki, Millî Eğitim Şûralarında meslek liselerinin önünün açılması ve meslek liselerine öğrenci akışı sağlanması karara bağlanmıştır.

Bu liselerimizde elektrik, elektronik, elsanatları, sağlık iletişim, bilgisayar, turizm, ticaret, teoloji, eksperlik gibi meslekî bilgilerin liselerde altyapısını oluşturan gençlerimizin meslek lisesinde okuduğu alan veya sonradan ilgi duyacağı başka bir alanda lisans hatta lisansüstü eğitimine devamı ülkemiz insanı için takdire şayan bir olaydır.

Hal böyle iken; ÖSS’deki tek sınav sistemi, meslek liselerine büyük darbe vurmuştur. Meslek lisesi öğrencileri değil başka alanlara kendi bölümlerindeki bir üniversiteyi dahi tercih etse de kazanma şansı kalmamıştır.

Mesela, endüstri meslek lisesi elektrik mezunu bir öğrenci kendi alanındaki elektrik-elektronik mühendisliğini tercih etse AOÖBP (0,2) katsayısıyla çarpılıyor. Oysa, bunu düz lise öğrencisi tercih etse (0,5) katsayısıyla çarpılıyor. Meslek liselerinde değişik alan bir yana, kendi alanında bile öğretmenlikler dışında âdeta tercih yapma hakkı verilmiyor. Meslek liselerinin okudukları derslerin yüzde 60’ı meslekî dersler, yüzde 40’ı ise üniversite imtihanında sorumlu oldukları kültür dersleridir. Yani tüm dersleri 5.00 olan bir meslek lisesi öğrencisi sınavda çıkan soruların yüzde 40’ına hâkim olabilmektedir. Buna rağmen bugüne kadar yapılan iki aşamalı sınavlarda üstün gayretleriyle başarılara imza atan meslek lisesi mezunları son ÖSS sisteminde AOÖBP (0,2) katsayısıyla çarpılması başarılarına set çekmiş ve âdeta eğitim sistemimizden dışlanmışlardır. Oysaki, bu, Anayasanın tanıdığı “eğitimde fırsat eşitliği” ilkesine de aykırı bir durumdur.

Farklı bir adaletsizlik daha; düz lise sözel alanından mezun olan bir öğrenci ile iletişimci olmak amacıyla Anadolu İletişim Lisesini bitirmiş bir öğrenciyi kıyaslayalım. Her ikisinin sözel puanı 150, AOÖBP’da 70 olsun.

Düz lise 150+35=185

Anadolu İletişim Lisesi 150+14=164

Anadolu İletişim Lisesi mezunu öğrencinin iletişim fakültesine girebilmesi şansı hiç yoktur.

Endüstri meslek lisesi bilgisayar bölümü mezunu bir öğrenci bilgisayar mühendisliğine, makine bölümü makine mühendisliğine, inşaat bölümü mezunu inşaat mühendisliğine girebilme şansı hemen hemen yok gibidir.

Bu anlatılanlardan yola çıkarak; meslek liselerimizin, eğitimindeki yeri, programı, ileri kalkınmış ve çağdaş bir ülke olma yolundaki katkıları, üniversiteye girişteki zorlukları dünü ve bugünüyle araştırılarak yarının güçlü Türkiyesinde yerini alması için bu araştırma önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerge bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerileri vardır; okutup, işleme alacağım.

Öneriyi okutuyorum:

V. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – 114 sıra sayılı kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmelerinde maddeler üzerindeki soru-cevap işleminin 10 dakikayla sınırlandırılmasına; görüşmeleri devam eden 114 sıra sayılı kanun tasarısının müzakerelerinin 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 24.00’e kadar bitmemesi halinde, çalışmalara devam edilerek, bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin , DSP, MHP ve ANAP Guruplarının müşterek önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14 Ağustos 1999 Cumartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve talep ederiz.

Saygılarımızla.

Ali Günay İsmail Köse Zeki Çakan

DSP Grup Başkanvekili MHP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili

Öneri:

114 sıra sayılı Kanun Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşülmelerinde maddeler üzerindeki soru-cevap işleminin 10 dakika ile sınırlandırılması, görüşmeleri devam eden 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 24.00’e kadar bitmemesi halinde, çalışmalara saat 24.00’ten sonra da devam edilerek, bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen var mı?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Aleyhte mi efendim?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Evet efendim.

BAŞKAN – Önce, aleyhte olmak üzere, Sayın Güven; buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakika Sayın Güven.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, hepinize iyi bir çalışma diliyorum. Tabiî, iyi bir çalışma dilerken de, 12 saatlik bir maraton içinde, umut ediyorum ki, bu, verimli olur.

Değerli arkadaşlarım, Meclis çalışmalarını dün saat 24.00’te, hatta saat 24.00’ü biraz geçip bitirdikten sonra, odalarımıza çıktığımızda, bir Danışma Kurulu toplantısına çağrı aldık ve bugün saat 9.30’da da bu çağrıya icabet ettik; ama, enteresandır ki, bu çağrıyı yapanlar, kendileri daha geç geldiler! Demek ki, günün yorgunluğu içinde, öyle hemence gelmek mümkün değildi. Bir değerli arkadaşım saat 9.35’te geldi, diğerleri daha geç geldi.

Şimdi, bakın, mesele şu: Bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Bu kanun tasarısının bir an evvel bitmesinin ne getireceğini ne götüreceğini iyice düşünmek lazım. İyi şeyler getirebilir, bazı maddeleri gerçekten iyi düzenlenmiş olabilir; fakat, bir kanun tasarısını tümü olarak ele almak lazım. Tümü üzerindeki görüşler sonucunda, bu, iyi midir kötü müdür veya bu, milletin nefine midir?.. Çok daha iyi bilirsiniz ki, kanunlar, objektif, umumî, gayri şahsî nitelikte çıkarılır; kişiler için kanunlar çıkarılmaz. O, sübjektiflikten öteye giden bir olay değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, muhalefetin sesini susturmak mı istiyorsunuz?.. (MHP sıralarından “hayır” sesleri) Hayır demeyin... Durup dururken, kanun tasarısının müzakeresine başlanmışken, 6 maddeyi de görüşmüşken, birden bire Danışma Kurulunu niye çağırıyorsunuz? Her gün, her gün, her gün niye çağırıyorsunuz? Ne yapacağınızı size 10 defa ifade etmeye çalıştık, daha fazla ifade etmeye çalıştık; ne yapacağınızı iyice tespit edin.

KÜRŞAT ESER (Aksaray) – Biz tespit ettik.

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Etmediğiniz anlaşılıyor ki, çağırıyorsunuz.

KÜRŞAT ESER (Aksaray) – Akşam burada olsaydınız, görürdünüz.

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Olabilir...

Ben, kalkıp da, dün akşam hiç size dedim mi, siz, bizim önerge verme hakkımızı kısıtlıyorsunuz? Demedim! Niye? İçtüzük gereğini yerine getirdiniz de, onun için. 4 tane önerge görüşüleceği için, bunun 3 tanesi çok değerli bir milletvekilinin imzasını havi; önceden verilmiş, sıra almış... Ama, ne oluyor: Tam, önerge görüşülürken “önergemi geri çektim” deniliyor! Biz buna bir şey dedik mi? Ha, o zaman, siz de, 60 ıncı maddenin ışığı altında bize verilen hakkı tahdit etmeyeceksiniz. 60 ıncı madde çok açık değerli arkadaşlarım, soruların süresi yoktur. Süre nerede olur bilir misiniz? Zamanlı olan işlerde olur; bütçe kanun tasarısı gibi olan işlerde olur; çünkü, onun belli bir süre içinde tamamlanması, görüşülmesi şarttır da, onun için; mesela, 20 dakikalık süre konulur; ama, onun dışında, sorular, istenildiği gibi... Ne zamana kadar?.. Görüşmeler, konuşmalar bittikten sonra sorulmak üzere hazırlanır. Bunu kısıtlamaya hakkınız yok. Bu, muhalefetin sesini kısmaktır. Muhalefetten hoşlansanız da hoşlanmasınız da, muhalefet, olacaktır. Siyasî partiler, demokratik düzenin vazgeçilmez hakkıysa, bir gereklilik ise, burada, muhalefet olacaktır. Bakın, dün, sabahleyin, gayet güzel bir kanun manzumesi geçirdiniz. Anayasa değişikliğini nasıl geçirdiniz? O 400 oyun, 350’si, haydi diyelim sizin -değil ya- geriye kalan kısmı muhalefetin oyu değil mi? Ama, neyle oldu? Anlaşmayla oldu bu. Peki, niye birinde anlaşma sağlamak için bakanlarınız veya başka yetkililer dolaşıyor da, niye bu kanun tasarısında bir anlaşma zemini aramıyorsunuz? Anlaşma zemini ararsanız, o zaman, dışarıda da hareket olmaz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, hak arama içinde olan bir büyük kitleyi, 52, 53 milyonu ilgilendiren bir olayı, siz, burada engellerseniz, olay başka meydanlarda ortaya çıkar; bu, bizi de sıkıntıya sokar, sizi de sıkıntıya sokar, tüm kamuoyunu da sıkıntıya sokar. Onun için, gelin, anlaşın dedik. Oturalım, bu kanun tasarısındaki arızalar nelerse giderelim ve bazı kanun tasarılarında yaptığımız gibi, konsensüs temin edelim; ama, siz, aksini yaptınız: Efendim, dün gece falan maddede niye bu kadar uzun soru sorulmuş!.. Sorulacak.

MEHMET TELEK (Afyon) – Soruları dinlediniz mi?

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Elbette, bir kısmını dinledim tabiî; niye dinlemeyeyim? Yani, bu televizyon niye icat edildi? Dışarıda dinledim tabiî. Sizin yaptığınız işe karşı bir tepkimizdir o; bir hakkın teslimiyetidir o... (DSP ve MHP sıralarından gürültüler) Bakınız, burada, muhalefetin yaptığı hareketler; siz, beğenseniz de, beğenmeseniz de olacaktır. Her şey hukukî zeminde, her şey meşru zeminde gerçekleştiriliyor. (DSP ve MHP sıralarından gürültüler) Onun için, bırakın bunları. Böyle birtakım kısıtlamalarla hiçbir noktaya varamazsınız; çünkü “keser döner sap döner, bir gün gelir hesap döner.”

Bugün kısıtlama yapıyorsunuz ve emsal gösteriyorsunuz. Eskiden de böyle şeyler olurdu. “Salı günü akşamına kadar bu kanun tasarısı bitmezse, bitinceye kadar...” Ne zaman; çarşamba, perşembe, cuma... Bitinceye kadar... (DSP ve MHP sıralarından gürültüler.)

BAŞKAN – Sayın Güven, bir dakika.

Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibin sözünü kesmeyin.

Buyurun efendim.

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Sayın Başkan, bütün atılan lafları cevaplandırmam çok makul bir olaydır; ama, bakınız, ben cevap vermiyorum. Niye; haklı olduğumuz konularda bu sataşmaların haksızlığı gün gibi ortadadır da onun için. Çünkü, siz, güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorsunuz; siz, hakkı, hukuku ketmediyorsunuz; hakkı hukuku ketmeden insanların da, daha sonra, bir gün geldiğinde, kendi haklarının ketmedilmesine karşı da çıkaracak sesi olmaz. Bırakın, bu kanun tasarısı kendi mecrasında, muhalefetiyle iktidarıyla rahat mecrası içinde gitsin. Ortada düzelmesi lazım gelen maddeler varsa, bunlara katkı sağlayacak olan insanların katkısını geri çevirmeyin; bu inattan vazgeçin. Bu inat, kimseye, bugüne kadar bu Parlamentoda bulunan hiçbir partiye, dün de yarar getirmedi, bugün de yarar getirmez.

Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan, biz, bu kanun tasarısında, muhalefet olarak, işi, hukukî mecraya dökmek için bütün çalışmaların içinde olacağız.

Vereceğimiz önergeleri dikkatle okuyun dedim. Dün akşam, bir önergemizi, siz, parmak hesabıyla hemence reddettiniz; halbuki, çok önemli bir önergeydi. Malulen emekli olanlar için verilmiş olan bir fırsattı; siz bu fırsatı da iyi kullanmadınız. Diğer fırsatları -tavsiyemiz odur ki- iyi kullanın.

Önemli olan millet için bir şeyler yapmaktır. Çok şey yaparak bir noktaya varamazsınız. Çok kanun tasarısı değil, gerekli olanları getirin. Duyduğumuza göre pişmanlıkla ilgili tasarı gelmiş, yarın, affı getireceksiniz. Çok dikkatli davranın, çok dikkatli davranmak lazım. Bu kelimeler çok hassas kelimelerdir; bu kelimeler, kamuoyunu incitecek kelimeler olmamalıdır. Kamu vicdanını rahatsız edecek olan şeylerde titiz davranmak mecburiyetindesiniz, mecburiyetindeyiz; muhalefetiyle iktidarıyla mecburuz. O yüzden, bazı şeyler gelirken “ben iktidarım, bu böyle olmalıdır” derseniz, bunun yanılgısının sonucunu beraber çekeriz, acısını beraber yaşarız. Bu nedenle, bu çalışma düzeni, önceden tespit ettiğiniz gibi devam etsin, saat 24.00’e kadar devam etsin. Gerekirse -madem çalışmak istemiyor muyuz- çarşamba da kalalım, perşembe de kalalım, cuma da; hatta, hiç tatil yapmayalım; yapmayalım...

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Siz, dün akşam erken gittiniz tatile.

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Gelin, yapmayalım... Yapmayalım... (DSP ve MHP sıralarından alkışlar [!]) Madem, çok önemli kanun getirmek niyetindesiniz; yapmayalım.

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Kaçmayın ama!..

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Biz, buradayız.

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Dün, burada kaç kişiydiniz?!

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Efendim, kaç kişiyi bırakın; siz, kemiyet ile keyfiyeti bilmiyorsunuz; evvela, bunu öğrenin. Kemiyet nedir, keyfiyet nedir; bunu bir öğrenin.

MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN (Eskişehir) – Okuma yazman var mı?

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Ben, ilkokulu bitirdim sayende!

MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN (Eskişehir) – Belli... Belli...

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Evet, belli.

Sen, yaşça benden büyük olabilirsin; ama, bu yaş işi, pasta keserek kutlanılmaz değerli kardeşim. Evvela, siz, nasıl konuşulacağını, nasıl parlamenter olunacağını öğrenin de gelin buraya. (DYP sıralarından alkışlar) Burada sakız çiğneyerek milletvekilliği yaptırmazlar size. Burada başka şeyler yaparak; burada, söz almadan konuşulmayacağını bilmeniz lazım her şeyden evvel...

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sataşma var, sataşma...

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Evet, sataştı... Doğru, sataşmalar var...

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sataştılar... Söz verin.

TURHAN GÜVEN (Devamla) – Sayın Çakan, ben, sataşmaya cevap veririm; hem de öyle cevap veririm ki... Ben, kırk sene, bu devletin ve milletin hizmetinde olmuş insanım; sokaklardan da gelmedim; onu herkes verecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güven.

Lehte, Sayın Ali Günay; buyurun efendim...

MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, gece 1’lere kadar sabırla dinlediğimiz muhalefetin “sesimizi kısıyorsunuz, engelliyorsunuz” demesi, suiniyettir, kötü niyettir, bir hakkın suiistimalidir. Bunlar, toplumu kışkırtıyorlar. Ekranda gözükmek için, burada gece 1’lere kadar konuşuyorlar; biz de onları, sabırla dinliyoruz; ayıptır! (DSP, MHP ve ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Tamam efendim, anlaşıldı; teşekkür ederim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Böyle bir konuşma var mı bu Mecliste? İçtüzüğe uymaya davet ediyorum sizi.

BAŞKAN – Sayın Günay, buyurun efendim.

Süreniz 10 dakika.

ALİ GÜNAY (Hatay) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bizler, makul ve mantıklı bir çerçeve içinde çalışmalarımıza devam etmek istiyoruz; başka bir isteğimiz ve niyetimiz yok.

Dünkü çalışmalarda gördük ki, İçtüzüğün 60 ıncı maddesinde tanınan bir hak yerli yerinde kullanılmıyor. İçtüzüğün 60 ıncı maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında, görüşme sırasında hükümetten veya komisyondan soru sormak isteyenler için, yerlerinden soru sorma hakkı ve imkânı veriliyor; ancak, bu sorular için herhangi bir süre kısıtlaması getirilmiyor.

Bu hakkımızı kullanırken, bütün haklarımızı kullandığımız gibi, iyi niyet kuralları içinde kalmak zorundayız. Bir hakkın suiistimaline, hukuk, imkân vermemelidir.

Değerli arkadaşlar, dünkü görüşmelerde, anımsayacağımız üzere, 30’un üzerinde arkadaşımız, bu maddenin bu ilgili fıkralarına dayanarak söz isteminde bulunmuşlardır. Bildiğiniz gibi, soruların, kısa, gerekçesiz ve kişisel görüş ileri sürmeksizin sorulması gerekirken, dünkü yaşadığımız hadisede, neredeyse uzun uzadıya görüşler ifade edilmiş, örnekler verilerek sorular sorulmuş ve görüşmekte olduğumuz konuyla, maddeyle ilgisi olmayan sorular sorularak, muhalefet, açıkça söylediği gibi “biz, bu yasanın çıkmasına engelleme yapıyoruz ve engelleme için de elimizden gelen her çabayı göstereceğiz” diyor. Bizler de, bu açık düşüncenize karşılık, mevcut olan bir hakkı suiistimal etmenize meydan vermek istemiyoruz. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, yine, bildiğiniz gibi, bir arkadaşımız, bir değişiklik önergesi verdiği ve bu değişiklik önergesi komisyon ve hükümet tarafından kabul edilmediği zamanlar, o arkadaşımıza konuşması için verilen süre 5 dakikayla sınırlı. Bir maddeyle ilgili kişisel görüş istenildiği zaman, yine görüşeceği ve konuşacağı süre 5 dakikayla sınırlı. Gruplar adına konuşmalarda verilen süre dahi 10 dakikayla sınırlı. “İnsaf” demek lazım. Dün ise, 47 dakika sadece sorularla geçti. Sadece bir madde üzerinde sorulan sorulara harcanan süre 47 dakikaydı. Bu şekilde devamı halinde, kötü bir geleneği olmuşturmuş oluruz, kötü bir örnek teşkil etmiş oluruz. Sorular, görüşülen maddeyle ilgili. Eğer, o maddenin yorumunda, açıklanmasında, ne demek istediğinde ve uygulamasında sıkıntıya meydan verebilecek müphem yerleri varsa; tutanaklara geçmesi ve uygulayıcılara açıkca nasıl bir anlam taşıdığını belirtmesi açısından sorular sorulabilir. Bunun dışındaki sorular için, biliyorsunuz, sözlü ve yazılı soru sorma imkânımız vardır.

Değerli arkadaşlar, bunun ilk örneğini yaşamıyoruz. Biraz önce, benden önce konuşan değerli arkadaşımın da belirttiği gibi, bu soruların sorulması için bir süre sınırlaması getirilebilir; ancak, bir farkla bu konuyu ele aldı; Plan ve Bütçe Komisyonundan geçtikten sonra, bütçe yasa tasarısının görüşülmesinde, hepinizin bildiği gibi, bu sorular için, 20 dakikalık bir süre getirilmiş; getirilebildiğine göre, başka kanun görüşmelerine de getirilebilir; eğer, bir hakkımızı kötüye kullanma durumuna girersek.

Değerli arkadaşlarım, sonuç itibariyle şunu söylemek istiyorum: Biz, muhalefetin sesi kısılsın diye ve kısılması için değil; bir hakkın suiistimaline meydan vermemek için bu öneriyi getirdik ve bu önerinin kabul edilmesi, bu hakkın suiistimaline engel olacak düşüncesi içerisindeyim. Bu düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günay.

Aleyhte, Sayın Kahraman; buyurun efendim.

Süreniz 10 dakika.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi Fazilet Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Efendim, bugünkü Danışma Kuruluyla Meclisimiz talihsiz bir tartışma yapma durumunda kaldı. İçtüzüğümüz, kifayeti müzakereyi kaldıran bir İçtüzüktür. Daha önce “dahili nizamname” adı altında olan İçtüzük, 73 üncü maddesiyle, kifayeti müzakereyi öngörüyordu “müzakereler kafidir, anlaşılmıştır” diye. Bilahara, 1956 tarihli değişiklikte -dahili nizamname değişikliğinde- yine bu hüküm devam etti ve yine kifayeti müzakereye 104 üncü maddede yer verildi. Şu andaki İçtüzüğümüzde ise, kifayeti müzakere kaldırıldı. Anayasa Komisyonu kifayeti müzakereyi kaldırırken yaptığı müzakerelerin, çalışmaların tutanaklarını lütfen inceleyiniz. Gerekçe ve tutanaklar bende... Bir güzel tesadüftür, Anayasa Komisyonunun o zamanki başkanı şu anda aramızda Kütahya Milletvekili olarak bulunuyor: Sayın Cevdet Akçalı beyefendi. Neden değişti ve neden kifayeti müzakere kaldırıldı? Şundan: Daha demokratikleşme, çoğulcu demokrasiye daha yaklaşma, fikir hürriyetinin önünü açma ve dayatmacılığı kaldırmak için; çünkü “kâfidir müzakere” diyecek olan kişi bütünüyle Meclis olmalıdır ki “evet, ben tatmin oldum müzakere yetti” desin. Çoğunluk müzakereler kâfidir dediğinde, azınlığı ezmiş olur ve sesini kısmış olur. Görüşmelerin tümünde, kifayeti müzakere lüzumsuzdur, yanlıştır, demokratik değildir beyanlarıyla, düşünceleriyle, hükümleriyle, bu kifayeti müzakere kaldırıldı. Yeni İçtüzükte yoktur; ne komisyonlarda, ne Genel Kurulda kifayeti müzakere verilemez.

Şimdi, çoğunluğuna dayarak, iktidarı teşkil eden üç parti, kifayeti müzakere vermektedir...

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Kifayet değil, soru.

İSMAİL KAHRAMAN (Devamla) – Bu kifayeti müzakere, Anayasa Mahkemesince yeni bir içtüzük ihdası sayılacaktır ve kanunun iptal sebeplerinden birisi de bu olacaktır; yani, kanun çıkarsa.

Değerli arkadaşlarım, dün akşam 28 arkadaşımızın sualine cevap verildi ve Sayın Okuyan kendisine ait takdir hakkını kullandı, doğum yerini sorsanız bile “yazılı cevap vereceğim” dedi. Diyebilir, adını sorsanız, bilahara söyleyeceğim de diyebilir. Peki; o hak ona tanınmış. Peki, daha önce, burada “Komisyon ve Hükümet önergeye katılıyor mu?” “Efendim, katılıyoruz.” Bilahara, o Hükümetin, o Komisyonun partileri “evet, siz katılıyor musunuz?” “Hayır, biz reddediyoruz.” Niçin Komisyon ile Hükümet katıldı? “Efendim, biz katıldık, engelleme yaptık; sizin, önerge hakkındaki konuşmanızı önledik.”

Peki, bu, bir hak oluyor da, bu hakkı kullanıyorsunuz da, verilen önergeleri geri almayı ve müzakereyi kısa kesmeyi kullanıyorsunuz da, müsaade buyurun da, aynı hakkı diğerine de tanıyın, muhalefeti susturmayın... Burası milletin kürsüsüdür, bizler de milletin vekiliyiz. Bizim susturulmamamız lazım ve bizim konuşma özgürlüğümüzün, kürsü masuniyetimizin mutlak muhafaza edilmesi lazım. (FP sıralarından alkışlar) Aksi takdirde, yanlışlık edersiniz, zulmedersiniz, kahır çektirirsiniz; ama zulüm ve kahır çektirmek keçeyi daha güçlü hale getirir, bunun çok büyük faturası olur ve geri dönüp baktığınızda, ben, bu yanlışları yapanların içindeyim dersiniz.

Değerli arkadaşlarım, 60 ncı madde, sarih ve açıktır. Bu maddede deniliyor ki: “Görüşme sırasında Hükümetten veya Komisyondan soru sormak isteyenler, sorularını yerlerinden sorarlar.”

Danışma Kuruluna gittiğimizde, teklif, yazılı olarak Başkanlığa soru bildirileceği tarzında idi. Kanunlar ve Kararlar’daki değerli bürokratlar, böyle bir hüküm koyamazsınız dediler ve teklif, öyle gelmedi. Yani, soruyu yerinden soracak, yazılı sormayacak.

Yine, bu maddede “sorular, konuşmalar bittikten sonra sıra ile sorulur” denilmektedir. Evet, sırayı, Sayın Başkan dün takbik etti ve kimler soracak diye yazdı. Hiçbir tahdidi yoktur. Tahdidi şudur: Başkan, sorunun gerekçesiz olmasını, kendi fikri kanaatini ortaya koyacak şekilde sorulmamasını ister ve soruyu sorulmaya uygun görürse Bakana sorar. Hepimiz biliyoruz, Başkana soruyoruz, Başkan delaletiyle soruyoruz ve Başkan “Sayın Bakan, buyurun, cevap verin” dediği zaman Sayın Bakan cevap veriyor. Uygun görmediği suali, uzun gördüğü suali, yanlış gördüğü suali sormayabilir ve bunun önünü kesebilir; ama, soru hakkını kaldıramazsınız, 5 dakikayla kısıtlayamazsınız! Bu kürsüden gruplar adına yapılan konuşmalarda 10 dakika vardır, şahıslar adına 5 dakika vardır, geneli hakkındaki konuşmalarda da 20 dakika vardır. Bunlar hep nizamlanmıştır. Kanunların dışına çıkmayalım, içtüzüğü çiğnemeyelim, yanlış etmeyelim.

Bir yanlış kanunla karşı karşıyayız. Daha önce bir kere çektiniz, tekrar getirdiniz. Toplum ayakta, infialde... İstirham ediyoruz; yanlıştan dönünüz. İnsanlar batağa girdiklerinde ne kadar tez dönerlerse, o kadar çabuk kurtulurlar. İdarede de bu böyledir. Siz daha öteye gidiyorsunuz, gitmeyin. Çok basit iki değişiklikle konsensüsü sağlayabilirsiniz. Yanlış yapıyorsunuz; ortada büyük yanlış var ve ezilen çok büyük bir halk kitlesi var. Onların temsilcisi olarak buradayız.

Arkadaşlar, 5 dakika sual soracağız ve 5 dakika da cevap alacağız; 10 dakikada kestik... Oh, ne kadar güzel!..

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Bütçede 20 dakika...

İSMAİL KAHRAMAN (Devamla) – Bu, demokrasi değildir. Bunun faturası, topyekûn bu milletin üstüne çıkar, yıkılır; ama, o bizim veballerimizdedir. Bütün millet bu görüşmeri takip etmektedir. Dün 28 arkadaşımızın suali vardı. Madde, 6 ncı madde; en can alıcı madde, bu tasarının omurgası olan emeklilik yaşı... Niye sormayacağız?!

Sonra “bugün bana, yarın sana” diye bir söz var. Biz bu yanlışlığı yaparsak, emsal teşkil eder. Efendim, ben böyle yaptım... Hani âbdestsiz namaz kılınır mı?.. Ben kıldım; oldu!.. Siz, sayı çoğunluğuna dayanarak bunu yapabilirsiniz; ama, olmaz, altında kalırsınız. Zulüm, payidar olmaz; bu, bir zulümdür. İçtüzüğü çiğneyemezsiniz, çiğnememeliyiz. İçtüzük açıktır; böyle bir teklif getirilemez. İçtüzük teklifi, kaidesi, kararı, nizamı ortadayken, bunu, siz by-pass yaparak yanlışlık yaparsanız, olmaz.

Bakınız, Danışma Kurulu toplantısına girdik. Danışma Kurulu davetini saat 24.00’e doğru aldık. Sabah 09.30’da gittik; 5 dakika içinde çıktık. Bizim çoğunluğumuz var... Teklifte ne var; yazılı olarak sualler verilecek, Başkan eleyecek ve verecek. Demek ki, hazırlarken de çok çabuk hareket edildi. Hayır arkadaşlar; diyelim ki, çok daha uzun sürdü; sürsün. Günlerce sürecek... Sürecek gayet tabiî; mutmain olunacak. Bir kanun çıkarıyoruz. Bu kanunlar oyuncak değil ki; uzun ömürlü olmaları için, mutlaka, iyice irdelenmesi lazım.

Bir diğer tarafı da şu: Biz, salı günü akşamı 24.00’te bunu bitiremezsek, görüşme sürecek... Önü açık... Bilemiyorum, acaba, yukarıdaki koltuklar boşaltılacak da, buralara karyola, divan mı getirilecek!.. Çünkü, devam edeceğiz; günlük 12 saatlik çalışma var; ondan sonra devam edeceğiz ve salim fikirle karar vereceğiz, madde geçireceğiz... Olmaz; 12 saat çalışılıyor zaten. Değerli arkadaşlarım, yanlış, mutlaka düzeltilmelidir.

Sayın Başbakan eylülde Amerika’ya gidiyor; belki, çantasında, portföyünde onun da olması lazım; bir taahhütü var IMF’ye; ama, eylüle daha var; korkmayın, yetişir. Çalışmak istiyoruz diyorsunuz; gayet tabiî, güzel. Meclis tatile girmesin... Zaten milletvekilinin tatili değil bu, Meclisin tatilidir. Milletvekilinin tatili olmaz; çünkü, herkes, gittiği bölgede temas edecek. Ben zannediyorum ki, iktidar partilerinin milletvekileri, burada kalmayı, çalışma için değil, toplumun arasına giremeyecekleri, bunu ifade edemeyecekleri, meramlarını anlatamayacakları için yeğliyorlar. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Evet, gidecek yüz bulamayacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Kahraman, süreniz doluyor efendim; toparlar mısınız...

İSMAİL KAHRAMAN (Devamla) – Bu emek platformunu meydana getiren teşekküller, değişik siyasî partilerdeki kanaate sahip insanların teşekkülleridir. Hiç mi kulak açmıyorsunuz, bunlara kulak vermiyorsunuz?.. Onların temsilcisi olarak buraya gelmedik mi?! 54 üncü hükümet sırasında konsensüsle sağlanmış olan, Sayın Necati Çelik’in bakanlığı sırasında yaptığı o çalışmayı, Sayın Nami Çağan da benimsemişti; onun üzerinden hareketle niye gitmediniz de, toplumda bir kaosu meydana getirmek istediniz?.. Neden bir masa başı anarşisi doğuyor da toplumumuz birbirine giriyor?.. Lütfen, önergeyle bir değişiklik yaparak iki ana konuyu halledin ve ondan sonra da, Meclis, güzel çalışsın. Aksi takdirde, engelleme, bizim hakkımızdır, demokrasinin gereğidir, Parlamento demokratik geleneklerine uygun bir harekettir, katiyen yanlış değildir; aynen devam edeceğiz; çünkü, bizim görevimiz yanlışı önlemektir, muhalefet görevinin tabiî bir icabıdır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kahraman.

Sayın milletvekilleri, öneri üzerinde başka söz isteyen var mı?

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Lehinde söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Ümit ediyorum ki, lehinde konuşacaksınız.

Sayın milletvekili, lehinde konuşmazsanız, keserim sözünüzü.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partilerinin grup başkanvekillerinin önerisiyle gelen bu önerilerin lehinde söz almamın elbette belli bir sebebi var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Destekliyorsunuz!..

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Lehinde, iki sayın üyenin konuşma hakkı olduğu halde, sadece, iktidar partilerinden bir üye lehinde konuşmuştur. Dolayısıyla, bir eksikliği olduğu için o eksikliği tamamlamak istedim; bir.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Bir eksiklik değil, bir suiistimali daha kamuoyu görsün diye...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ikincisi, bu öneri iki kısım. Önerinin birinci bölümünde “görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının maddeleriyle ilgili sorulara bir sınırlama getirelim, 10 dakika içerisinde bu sorular faslını tamamlayalım” deniliyor. Buna katılmam mümkün değil; yani, lehinde olduğum taraf burası değil. İçtüzüğün 60 ıncı maddesi açıktır; bu 60 ıncı maddedeki 20 dakikalık, 10 dakikalık süreler, soru sorma süreleri veya cevapla ilgili süreler değildir; milletvekillerinin, değişik konularla ilgili olarak bu kürsüden yapmış oldukları konuşmaların süreleriyle ilgilidir. Nitekim, kanun tasarı ve tekliflerinin geneli üzerinde görüşmeler yapılırken, parti grupları ve hükümet 20’şer dakika konuşur, şahsı adına konuşanlar 10’ar dakika konuşur ve maddelere geçildiğinde de, parti grupları 10’ar dakika konuşur, şahıslar da 5’er dakika konuşur. İçtüzüğün 60 ıncı maddesinde ifade edilen süreler böyledir ve bu kürsüden yapılan konuşma süresinin, Danışma Kurulunun önerisi üzerine, Genel Kurulun oyuyla kısaltılabileceğini, uzatılabileceğini hükme bağlıyor. Bu, doğrudan doğruya, bu kürsüde yapılacak konuşmalarla ilgili hükmün, sorularla ilgili olarak düzenlenmesi yoluna gidilmesi yanlıştır. Dolayısıyla, iktidar partilerinin bu konudaki önerilerine katılmam mümkün değil; ama, neye katılıyorum...

Bu önerinin ikinci kısmında deniliyor ki: “Eğer, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı üzerindeki müzakereler tamamlanamazsa -salı günü saat 24.00’e kadar süremiz vardı- 24.00’ten sonra da bitinceye kadar devam edelim.” Yani, Genel Kurulun çalışma süresinin tespitiyle ilgili konudur.

Gerçekten, hep birlikte, iktidarıyla muhalefetiyle, bu Meclis yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Genellikle kamuoyundaki kanaate aykırı olarak, milletvekilleri, gerek Parlamento içerisinde gerek Parlamento dışında, yoğun mesai sarf eden, yoğun bir şekilde çalışan insanlardır; gece gündüz, 24 saatleri, Parlamento içi veya Parlamento dışı çalışmayla, mesaiyle meşguldür. Onun için, milletvekillerinin az çalıştığı şeklinde bazı çevrelerde oluşturulmaya çalışılan kanaat yanlıştır. Bunu hepiniz adına söylüyorum. Türkiye’de en yoğun mesai yapan kurumlardan birisi Meclistir.

Bu noktada ifade etmek istediğim bir husus var, o da şudur: Evet, yoğun mesai harcıyoruz; bir haftadan beri gündüz saat 10.00’da başlıyoruz gece saat 12’ye kadar Genel Kurul çalışıyor. Hatta, hepinizin yaşadığı gibi, pazartesi günü gece saat 12’ye kadar çalışmalar bitmediği için, gece yarısı saat 4’e kadar devam etti. Bu yoğunlukta bir mesaiyi başka bir yerde bulabilmek mümkün değil. Ben de, gerçekten, Meclisin yoğun çalışma yapmasından yanayım. Hatta, tatil hesapları bile yapılamaz; ama, bir yanlışı da düzeltmek istiyorum; Meclis tatile gitti denildiği zaman, kamuoyunda, sanki, milletvekilleri, Genel Kurul ve komisyon çalışmalarını bir tarafa bırakıyorlar, doğru sahillere, bilmem diğer mesire yerlerine eğlenmeye, dinlenmeye gidiyor zannediyorlar. Halbuki, tatil yapamayan veya Türkiye standartlarında en az tatil yapan insanlardan biri, milletvekilleridir; çünkü, milletvekilleri, Meclistedir, komisyondadır ve milletvekilliğiyle ilgili diğer işlerdedir; Meclis kapalı olduğunda da illerindedirler, seçim bölgelerindedirler; köy köy, ilçe ilçe dolaşmaktadırlar ve seçmenle birlikte siyasî çalışmalarını yapmaktadırlar. Dolayısıyla, milletvekili için tatil yoktur değerli arkadaşlarım; ya Meclis çalışması vardır veya seçim bölgesinde siyasî çalışmalar vardır. Onun için, burada, Meclis tatil oldu denildiği zaman, hemen, milletvekilleri tatil yapıyor anlayışında olanların, bu anlayışlarını düzeltmeleri gerektiğini de buradan ifade etmek istiyorum.

Şimdi, gelelim öneriye. Ben, milletvekillerinin, Meclis çalışmaları kadar, en az bu çalışmalar kadar, seçim bölgelerinde yapacakları siyasî çalışmalarının da faydalı olduğu kanaatindeyim. Çünkü, seçmenin içerisinde bulunmayan, dolaşmayan, seçmenin arzu ve isteklerini, taleplerini, beklentilerini ve tepkilerini duymayan, hissetmeyen milletvekilinin, şu Mecliste sağlıklı çalışma yapabileceğini zannetmiyorum, halkın duygu ve düşüncelerini bu Meclise taşıyabileceğini de zannetmiyorum. Onun için, siyasî çalışmalar da son derece önemlidir. Bunu yapabilmek için, Meclis çalışmalarının tatile girmesi lazım.

Şimdi, öneri ne getiriyor? Eğer, salı gününe kadar bitmezse, mesaiyi daha da yoğunlaştıralım, bir an önce, seçim bölgelerimizdeki siyasî çalışmalarımıza dönelim diyor öneri, bir anlamda. İşte, bu boyutu itibariyle, bu önerinin ikinci kısmını doğru buluyorum. Neden; çünkü, bakın, hükümet kurulduğundan beri, iktidar partileri toplumdan kopuk çalışıyorlar, halkın arzularını, dileklerini, taleplerini buraya getirmek yerine veya Bakanlar Kurulu, Meclise getirmeksizin yapacağı icraatlarda, halkın arzuları hilafına, beklentileri hilafına icraatlar yapıyor. İktidar, memura sefalet ücreti veriyor, tabanfiyatlarını enflasyonun altında belirliyor, çiftçiyi eziyor, perişan ediyor. (MHP sıralarından “yavaş, yavaş!..” sesleri) Mazota, benzine her gün zam yapıyor. Yedi ayda benzin zammı yüzde 107 arkadaşlar! Fakir fukaraya yansıyan bir zamdır, dar ve sabit gelirliyi ezen bir zamdır bu benzin zamları... Neden?

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Maddeyle ilgili konuşun...

BAŞKAN – Sayın Şener, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Hayır efendim... Bu, bir sataşma değil; doğrudan konuyla ilgili.

Değerli arkadaşlarım...

BAŞKAN – Affedersiniz Sayın Şener, sataşıyorsunuz demedim, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim...

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Hayır, vermeyeceğim...

Şimdi, yedi ayda yüzde 107 benzin zammı... Bütün temel gıda maddelerinin -nakliye sebebiyle- maliyetine binen bir zam; çiftçinin üretim maliyetlerine binen bir zam. Bunun anlamı ne? Bunda, dar ve sabit gelirliyi ezme politikaları var, çiftçiyi perişan etme politikaları var; esnaf zaten perişan bir vaziyette, ticaret durmuş, yatırım durmuş ve de işte, mezarda emeklilik denilen bu tasarı Meclise geliyor, gece gündüz, iktidar partileri, aşk ve şevkle “aman, bu, mezarda emeklilik çıksın” diye gayret sarf ediyorlar.

Değerli arkadaşlar, niye, biliyor musunuz? Meclis, çok uzun süredir yoğun mesai yaptığı için, iktidar partilerine mensup milletvekillerimiz, Meclis çalışmalarından fırsat bulup, seçim bölgelerindeki bu siyasî çalışmalara zaman ayıramadıkları için. (MHP sıralarından “biz gidiyoruz, sen kendine bak” sesi)

Ben istiyorum ki, bir an önce, Meclis çalışmaları tamamlansın, herkes seçim bölgesine gitsin. Ne görecektir? Göreceği şu: İktidar partilerinin sayın milletvekillerini, şu yanlış icraatlarından dolayı, halkın taleplerine ve beklentilerine kapalı tutumlarından dolayı, vatandaş, yabasıyla, dirgeniyle köyden kovacaktır. Sokakta, caddede, pazarda, seçmen, sitem edecektir “ben seni bunun için mi seçtim, yazıklar olsun!” diye kükreyecektir. Bu tepkilere muhatap olan iktidar partileri milletvekilleri, siyasî çalışmalardan sonra, tekrar bu Meclise geldiklerinde...

BAŞKAN – Sayın Şener, toparlar mısınız; süreniz bitiyor...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) –... kabinelerine, kendi genel başkanlarına “yeter artık, sizin bu yanlışlarınız yüzünden, seçmenin huzuruna çıkacak yüzümüz olmadı; bunları değiştirin, yanlışlardan vazgeçin, halkın taleplerini ve isteklerini buraya getirin” diyeceklerdir; işte, bu da, çok faydalı bir sonuç ortaya çıkaracaktır.

Onun için, önerinin bu ikinci kısmını destekliyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.

Sayın milletvekilleri, öneriyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14 Ağustos 1999 Cumartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve talep ederiz.

Saygılarımızla.

Ali Günay İsmail Köse Zeki Çakan

DSP Grup Başkanvekili MHP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili

Öneri:

114 sıra sayılı kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmelerinde, maddeler üzerindeki soru-cevap işleminin 10 dakika ile sınırlandırılması, görüşmeleri devam eden 114 sıra sayılı kanun tasarısının 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 24.00’e kadar bitmemesi halinde, çalışmalara saat 24.00’ten sonra da devam edilerek, bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, yanlış oyluyorsunuz.

BAŞKAN – Öneri kabul edilmiştir.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, önerileri ayrı ayrı oylamanız lazımdı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, herhangi bir madde üzerinde görüşmeler tamamlandıktan sonra...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, iki ayrı öneri var; ayrı ayrı oylama yapmanız gerekirdi.

BAŞKAN – Okumaya başladım, istirham ederim Sayın Şener...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Ayrı ayrı oylanması gerekirdi; yanlış yaptınız.

BAŞKAN – Hayır efendim... Kabul edildi efendim, istirham ederim... Kabul edilirken sesinizi çıkarmadınız.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Olur mu efendim; bakmıyorsunuz ki!..

BAŞKAN – Ne demek, olur mu?!

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, herhangi bir madde üzerinde görüşmeler tamamlandıktan sonra, soru sormak isteyen sayın üyelerin, soru soracaklarını Başkanlığa bildirmeleri halinde, Başkanlık, soru sormak isteyenleri, elektronik cihazla tespit edecektir; sonra da, sırayla, sorular sorulacaktır.

Yine, alınan karar gereğince, soru sormak isteyenlere 5 dakika süreyle söz verilecektir. 5 dakikalık süre dolduktan sonra, cevap işlemi için de 5 dakika süre verilecektir.

Sayın Bakan 5 dakikalık süreyi kullanmadığı takdirde, üyelere, geriye kalan süre kadar soru sormaları sağlanacaktır.

Bilgilerinize sunarım efendim.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1- Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/495) (S. Sayısı 114) (1)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Geçen birleşimde, tasarının 6 ncı maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, tasarının 7 nci maddesinin görüşmelerine başlıyoruz.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7. – 506 Sayılı Kanunun 61 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(1) 114 S. Sayılı Basmayazı 12.8.1999 tarihli 48 inci Birleşim tutanağına eklidir.

“Yaşlılık aylığının hesaplanması

Madde 61. - Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımının 1/12’si alınarak hesaplanır.

Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.

Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 360 günü için % 3.5, sonraki 5 400 günün her 360 günü için % 2 ve daha sonraki her 360 gün için % 1.5 oranlarının toplamıdır.

60 ıncı maddenin B, C ve D bentlerine göre aylığa hak kazananların aylık bağlama oranı % 60’dan az olamaz.

Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Afyon Milletvekili Sayın Sait Açba; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Açba, süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA SAİT AÇBA (Afyon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 7 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 7 nci maddesi, yaşlılık aylığıyla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Tabiî, yaşlılık aylığıyla ilgili değerlendirme yaparken yaş konusuna da açıklık getirmek gerekmektedir.

Bu yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasından önce ve sunulmasından itibaren, tasarıyla ilgili tartışmaların odak noktasında yaşın olduğunu, bütün tartışmaların yaş ekseninde gelişmiş olduğunu hepimiz biliyoruz.

Türkiye’de, sosyal güvenlik sisteminin iflasında, çöküşünde, yaşın, şüphesiz önemli bir etkisi vardır; ama, sosyal güvenlik sisteminin çöküşünde, yaşın yanı sıra diğer faktörlerin de en az yaş kadar önemli olduğunu da bu arada ifade etmek gerekir.

Bu faktörler arasında, yıllardır toplanan sosyal güvenlik fonlarının amacı dışında kullanılması, bütçe açıklarında kullanılması, nemalandırılmaması önemli bir faktördür. Bir taraftan, prim tabanının genişletilmemesi, kaçak istihdamın yaygınlaşması önemli bir faktördür; diğer taraftan, prim tavanının düşük tutulması önemli bir faktördür, prim afları önemli bir faktördür. Yine, bunun yanı sıra, sosyal güvenlik sisteminde, sosyal yardım zammı tarzındaki olmaması gereken birtakım ödemeler ile prim tahsilatının yeterli yapılmaması da diğer önemli faktörler arasında yer almaktadır.

Türkiye’de emeklilik yaşı uygulamalarına bakıldığında, gerçekten, çok dengesiz yaş tespitlerinin olduğunu görürüz. Örneğin, 1950 yılında yaş 60’tır, 1965’te 55-60’tır, 1969’da 38-43’tür, 1986’da 55-60’tır ve 1991’de 38-43’tür. Türkiye’deki emeklilik yaşındaki bu karmaşıklık, bir bakıma, Türkiye’deki siyasî iktidarların görev bilincinin ne yönde geliştiği hakkında, istikrar veya istikrarsızlığı hakkında bir değerlendirme yapmak açısından da önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yaşlanmadan yaşlılık aylığı vermeyi, hiçbir zaman için savunmak mümkün değildir. Türkiye’de, maalesef, sistem, yaşlanmadan yaşlılık aylığı veren bir sistem haline dönüşmüştür. Bunu, hiçbir zaman için bizim de savunmamız mümkün değildir.

“Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi iflas etti” diyenler, dün, Sayın Demirel’in emeklilik yaşıyla ilgili 38-43 yaş uygulamasını “sağ ol baba” diye, ne yapıyorlardı; alkışlıyorlardı. Tabiî, Sayın Demirel de oyları çantada keklik olarak gördüğünden o da, ne yapıyordu; tatlı tatlı tebessüm ediyordu. Başta Sayın Demirel ve onu alkışlayanların huzurlarınızda, kulakları çınlasın diyorum.

Türkiye’de uzun yıllardır, daha çok iktidarda kalan siyasî partilerin popülizm bayraktarı olduğunu hepimiz biliriz. Popülizm bayraktarı olan siyasî partilerin sık sık birbirini popülizmle suçladıklarını ve Meclis Genel Kurulunda trajikomik bazı hadiselerin ortaya çıktığını da hepimiz biliriz.

Popülizm bayraktarlığı konusunda şunu da ifade etmek lazım: Siyasî liderler arasında Sayın Cumhurbaşkanımızın eline su dökecek bir siyasî liderin de şu ana kadar yetişmemiş olduğunu, yine hepimiz çok iyi biliriz. Popülizm konusunda şu anda Meclisimizde en şanslı parti MHP’dir; ancak, MHP’nin şöyle bir dezavantajı var: Yanındaki ortakları noktasında çok dikkatli olmak zorundadır. Şayet dikkatli olmazsa, çok kısa zamanda, millete rağmen birtakım fiiller yapmak suretiyle popülizm bataklığına, ne yapabilir; batabilir.

Sosyal güvenlik yasa tasarısı üzerinde, Sayın Okuyan’ın, popülizmden uzaklaşacağı konusunda kamuoyuna yaptığı açıklamaları var. Bu açıklamalarından dolayı kendilerini kutluyoruz; ama, Sayın Bakanın partisine baktığımızda, yıllardır popülizm bataklığına batmıştır, popülizm, hücrelerine kadar işlemiştir. Dolayısıyla, sadece Sayın Bakanın popülizmden uzaklaşması yeterli değildir, partisinin de ne yapması lazımdır; topyekûn, popülizmden uzaklaşmak üzere seferber olması gerekmektedir.

Geçmişteki uygulamaları hatırlayın, DYP-CHP koalisyonu sırasında 55-60 yaş gündeme geldiğinde ne yapmıştır ANAP; buna “mezarda emeklilik” demiş, hatta Sayın Çiller’i, IMF’den kumandalı şaşkın Başbakan olarak nitelendirmiştir.

Yine, 1995 seçimlerinde hazırlamış oldukları “mezarda emeklilik” broşürüne baktığımızda, orada, işçiler için “şayet yaşasaydı onbeş sene sonra emekli olacaktı” şeklinde broşürler de yayımlamışlardır.

Şimdi, 55-60 yaş mezarda emeklilik olduğuna göre, ANAP’lı çevrelere, Sayın Bakana soruyorum, 58-60 yaş acaba nedir? ANAP’ın ne yapması lazım; 1995 seçimlerinde “mezarda emeklilik” broşüründeki mezar taşının ebatlarını genişletmesi lazım. Mezar taşının ebatlarını genişlettikten sonra, mezar taşına “ANAP, DSP ve MHP’nin çıkardığı kanun yüzünden emekliliği göremedi” şeklinde yazdırmaları gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, şunu ifade etmek lazım: Bugün, muhalefetin ve emek platformunun mutabık kaldığı yaş 50-55 civarında bir yaştır. Dolayısıyla, hükümetin getirmiş olduğu 58-60 yaşın, Türkiye’nin demografik yapısına ve Türkiye’deki çalışanların çalışma şartlarına uyan bir yaş olmadığını da açıkça ifade etmem gerekir.

Ayrıca, Türkiye’de 55-60 yaşla 58-60 yaş arasında bir karşılaştırma yapmak gerekiyor. Acaba hangisi daha çok mezarda emekliliği yansıtıyor. Bu karşılaştırmayı yaparken, yine -devletin- SSK’nın vermiş olduğu istatistiklerden hareket etmek gerekiyor. SSK’nın istatistiklerinde, 1992-1999 yılları arasındaki yedi yıllık dönem içerisinde 219 000 kişinin vefat ettiğini görüyoruz ve bu vefat eden kişilerin ölüm yaşlarının hangi dilimlerde yer aldığına baktığımızda, maalesef, 58-60 yaş uygulandığı takdirde, aynı istatistiklerden hareketle, şu anda karşımıza emekliliği göremeyecek yüzde 32,8’lik bir kitle çıkıyor. Yani, 58-60 yaş uygulandığı takdirde, çalışanların yüzde 32,8’i mezarda emekli oluyor. Şayet, 50-55 yaşı uyguladığımız takdirde, bu durumda çalışanların sadece yüzde 14,7’si mezarda emekli olabiliyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin demografik yapısını dikkate almak suretiyle gerçekçi bir yaş düzenlemesine geçilmesi lazımdır.

Gelişmiş ülkelere baktığımızda, yaş konusunda ortalama hayat beklentisini dikkate almak suretiyle, kademeli geçişlerin oldukça yaygın olduğunu görürüz. Burada bir sayın üye, dün yapmış olduğu konuşmasında, gerek Ortadoğu gerek Afrika ülkelerinde gerekse gelişmiş ülkelerde yaş konusunda ortalama yaşam beklentisinden hareket edilmediğini, böyle bir hesap yapılmadığını zikrettiler; ama, bu açıklama yanlıştır. Batı ülkelerine baktığımızda, ortalama yaşam düzeyi arttıkça, yaşı da ne yapmaktadırlar; yukarı çekmektedirler ve bizde, 1996 yılında ILO’nun hazırlamış olduğu rapora baktığımızda, orada da derhal 53-55 yaş öngörülmekte, on yıllık bir geçiş süreci sonunda da, yani 2006 yılından itibaren de 58-60 yaş öngörülmektedir. Dolasıyla, hükümet, bir geçiş dönemi koymak suretiyle, şu anda kamuoyunun da mutabakatını kazanması açısından, 58-60 yaş konusunda, bir geçiş dönemiyle birlikte, biraz düşürme söz konusu olduğu takdirde, gerek 50-55...

BAŞKAN – Sayın Açba, süreniz bitiyor, toparlar mısınız.

SAİT AÇBA (Devamla) – ...gerekse 53-55 yaşı konusunda bir karar aldığı takdirde, Türkiye’nin demografik yapısına uyacaktır ve çalışanların çalışma barışı açısından da çok büyük önem arz edecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Açba.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Kemal Kabataş’ta.

Buyurun Sayın Kabataş. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Kabataş, süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 114 sıra sayılı Tasarının 7 nci maddesi üzerinde DYP Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz tasarının 7 nci maddesi, 6 ncı madde kadar önemli bir düzenlemeyi, temel bir düzenlemeyi içermektedir. 6 ncı maddeyle yaş konusunda getirilen düzenleme, yani, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren emeklilik yaşını 58 ve 60’a yükselten düzenleme, bu maddede yapılan düzenlemeyle tamamlanmaktadır.

7 nci maddeyle getirilen düzenlemenin, biraz ayrıntı gibi görünen, üç temel noktasına değinmek istiyorum. Bunlardan birincisi, teknik yönü; ikincisi, ekonomik yönü; üçüncüsü de, sosyal yönüdür.

Teknik yönü nedir? Bugün konuştuğumuz sistemde, sosyal sigorta sisteminin en büyük engeli, en büyük sorunu aktif-pasif dengesizliği diye tanımlanmaktadır. Hükümet getirdiği bu düzenlemeyle pasifi düzeltmeye çalışıyor. Nasıl düzeltmeye çalışıyor? Yaşı yükseltiyor. Nasıl yükseltiyor? Prim ödeme gün sayısını da yükseltiyor ve buna bağlı olarak ödenecek aylıkların miktarını, hesap şeklini de düzeltiyor. Bu madde, bağlanacak aylığın miktarını birinci derecede tayin eden, tespit eden bir madde. Yaş konusunda getirilen sınırlama nedir? Gayet basit; insanlar 20 yaşında işe başlıyor, 7 000 gün prim ödüyor, 25 yıl çalışıyor, 45 yaşına geliyor; işini kaybettiği takdirde yaşlılık aylığı almak için 15 yıl beklemek zorunda. Diyorlar ki, siz kurumun pasif tablosuna giremeyeceksiniz, 15 yıl kuyrukta bekleyeceksiniz emekli olabilmek için.

Bunu tamamlayan düzenleme burada getiriliyor; aylık hesabına ilişkin esaslar değiştiriliyor. Bununla ne yapılıyor? Ortalama yıllık kazanç hesabı getiriliyor. Şu anda 5 yıllık prim üzerinden hesaplanan, emeklilik aylığının hesabına esas olan rakam, 25 yıllık süreye taşınıyor. Yani, çalışanlar, işe başladıkları günden itibaren, 9 000 gün süreyle minimum ya da 7 000 gün süreyle prime esas kazançları üzerinden değerlendiriliyor ve bu dönem içinde ortaya konulan rakamlar 9 000 güne bölünmek suretiyle günlük ortalama kazanç bulunuyor ve bunun 360 katı alınarak yıllık ortalama kazanca getiriliyor.

Yapılan iş gayet basit; bugün, en son yükseltilmiş ücretler üzerinden hesaplanan emekli aylığı hesabı, geriye doğru taşınıyor ve 25 yıllık süreyi kapsayacak şekilde düzeltiliyor. Düzeltme katsayısı olarak “TÜFE” diyebileceğimiz bir özel tanım getiriliyor. Böylece, olaya teknik açıdan baktığınızda, çalışanlar, emekliler aleyhine, bağlanacak emekli aylığını düzelten harika bir formül yaratılıyor.

Tabiî, maddenin ikinci kısmında getirilen düzenleme de, emeklilik aylığının miktarını belirlerken, kazanç dışında, hangi oran üzerinden emekli aylığı bağlanacağıyla ilgili. Emekli aylığı bağlama oranları da bugün 60 ile 85 arasında değişirken, burada yüzde 35’e çekiliyor ya da 4 500 gün üzerinden kısmî emeklilik aylığı bağlananlarda yüzde 40’a çekiliyor. Bu da, çalışanlar ya da emekliler aleyhine getirilmiş bir düzenleme. Şu anda yüzde 60 olan emekli aylığı bağlama oranı, getirilen maddeyle yüzde 40’a çekiliyor.

Değerli milletvekilleri, bu teknik ayrıntının gerisinde, işin, ekonomik boyutu, özel boyutu var. Bundan böyle, sosyal sigortalar kapsamında emekli olanların maaş artışları, aylık TÜFE’ye endeksleniyor; yani, her ay yüzde kaç artıyorsa, İstatistik Enstitüsünün beyan ettiği, ilan ettiği enflasyon oranı, tüketici fiyat oranı, bu oran üzerinden emekli aylığı artışları yapılıyor. Böylece -tabiî, buna bir de, gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı- sistem, tam anlamıyla, enflasyona endeksli hale getiriliyor. Bu sistem, enflasyonun artmakta olduğu dönemde, çalışanlar, emekliler aleyhinedir; sistemde, ekonomide enflasyonu sürekli destekleyen, artıran bir yapıyı ifade etmektedir. Bu anlamda, genel ekonomik politikalarla uyumlu değildir; çünkü, enflasyona karşı yürütülen programlarda, geçmiş enflasyona endekslemek yerine, beklenen enflasyona endeksleme ve burada çalışanlar lehine bir refah payı da ilave etme şeklindeki düzenlemeler çok daha sağlıklı ve ekonomik politikalar yönünden tutarlıdır. Getirilen düzenleme, eski adıyla “eşelmobil” dediğimiz sistemin bir versiyonudur, bir değişik şeklidir. Bu, ekonomik politikalar açısından, makro ekonomik politikalar açısından sakıncalıdır, yanlıştır.

Değerli milletvekilleri, tabiî, konunun bir başka boyutu da, emekli statüsünde olanların, bu sistem karşısında nasıl etkileneceğiyle ilgili. İşçiler için, SSK emeklileri için enflasyona endeksli, TÜFE’ye endeksli bu düzeltme faktörü getirilirken, memur statüsünde çalışan ve Emekli Sandığı kapsamında maaş alanlar için getirilen sistem, bugünkü sistemdir; yani, gösterge ve katsayı sistemidir; altı ayda bir Bakanlar Kurulunca maaş artışlarının tespit edilmesi ve altı ayda bir düzeltilmesi uygulamasıdır. Bu uygulama, SSK emeklileri için getirilen uygulamaya göre daha lehte bir uygulamadır. Altı ayda bir, ücretler, siyasî açıdan değerlendirilmekte, ekonomik şartlar açısından değerlendirilmekte ve Bakanlar Kurulu tarafından ilan edilmektedir. Böylece, SSK kapsamında yaşlılık aylığı alanlar, emekli aylığı alanlar ile Emekli Sandığı kapsamında yaşlılık aylığı alanlar; yani, memurlar arasında bir gelir çekişmesi de başlatılmış olacaktır. Memur emeklileri, alta ayda bir, Bakanlar Kurulunun, çeşitli etkenlerle, bazen iyileştirmek amacıyla yaptığı zamları alırken, işçi emeklileri tamamen kendi içinde tanımlanmış bir otomatik artış sisteminin dar tanımına hapsedilmiş olacaktır. Böylece, emekli kitle arasında, ödüllendirildi diye tarif edilen memurlar ile işçi emeklileri arasında bir farklılık meydana getirilmekte, işçi emeklileri için, hiçbir şekilde siyasî yaklaşımı olmayan, ödüllendirme ya da düzeltme faktörü taşımayan, kendi içinde işleyen, sözde, enflasyona endeksli, bir emeklilik sistemi getirilmektedir. Bu, gruplar arasında çekişmeye ve sürtüşmeye neden olacak bir düzenlemedir ve teknik açıdan doğru değildir; reform diye takdim edilen sistemin tümü buna oturtulmuştur, yanlış bir sistemdir.

Özetle, tekrar ifade ediyorum ki, bu düzenleme, 7 nci maddeyle getirilen düzenleme, bundan böyle emekli olacak işçilerin aleyhinedir, şu anda emeklilik bekleyen ve geçiş dönemine girecek olanların da aleyhinedir; çünkü, bu düzenlemeler, onları da birinci derecede olumsuz etkileyecektir ve genel ekonomik politikalar açısından yanlıştır, makro ekonomik politikalar açısından yanlıştır. Bu yanlışlığa burada işaret etmek istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, getirilen sistem, kendi içinde bir bütünlük arz ediyor gibi görünüyorsa da, gerek yaş konusunda gerek yaşlılık aylığı bağlanması konusunda, bugünden yarına, SSK’nın aktuaryel dengesinde ciddî bir düzeltme, olumlu bir etki yaratmayacaktır. Bugünlerde iki konu çok aktüel gerçekten: Biz aritmetikle her şeyi çözmeye çalışıyoruz, aritmetik konuşuyor diyoruz, sosyal boyutunu, sosyal etkilerini, ekonomik etkilerini yok sayıyoruz. Ayrıca, bir de aktüerler konuşuyor bugünlerde. Uzun yıllardır, sosyal sigorta sisteminde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kabataş, toparlar mısınız.

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

... Hiç sözü edilmeyen aktüerler birden bire sistemin en gözde elemanları haline geldiler; ama, her yıl, her türlü değeri yüzde 60 oranında değişen bir ülkede, elli yıllık aktuaryel hesap yapacak bir dahi dünyada yok. Dolayısıyla, sistemi temel mecraından uzaklaştırıp, aritmetik kargaşa içinde tartışıyoruz; bundan kaçınmamız ve getirilen bu sözde aritmetik tutarlılığı olan formülleri yeniden gözden geçirmemiz, düzeltmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bugün düzeltmezsek, yarın düzeltmek zorunda kalacağız; çünkü, işçiler ile memurlar arasında emeklilik açısından ciddî bir kargaşa, ciddî bir çekişme, ciddî bir yarışma başlatılmış olacaktır. Bunlara işaret ederek sözlerimi tamamlıyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kabataş.

Şimdi, söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Ekrem Pakdemirli’de.

Buyurun Sayın Pakdemirli. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika efendim.

ANAP GRUBU ADINA EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, sizin fazla vaktinizi almayacağım; ama, iki nokta üzerinde durmak istiyorum.

Birincisi, burada, 7 nci maddeyle bir eşelmobil getirilmiştir. Ben, hükümeti kutluyorum. Aslında, hükümetin her yaptığına evet diyen bir insan da değilim biliyorsunuz; ama, her hükümet, bugüne kadar “ben, emekliyi, dul ve yetimi ezdirmeyeceğim” demiştir; fakat, hukukî bir düzenleme ilk defa gelmiştir. Onun için, emeklinin maaşına, ücretine, aylığına eşelmobille gelecek aylık ilaveleri çok görmek yanlıştır. Sistemin tümünü, ekonominin tümünü, eğer, bir eşelmobile bağlama olsaydı, karşı çıkardım; çünkü, o zaman, enflasyonla mücadeleden vazgeçilmiş olacağı mesajı verilirdi -dünyada bunun uygulaması yapılmıştı ve terslikleri ortaya çıktığından- ben de ona karşı çıkardım; ama, emekliye, dul ve yetime, yani, ücret olarak en dargelirli olan insana hukukî bir düzenleme geldiği için buna karşı çıkmak yanlıştır. Global olarak düşünmek, matematik olarak düşünmek yerine burada, o insanlara, çeşitli hükümetlerin, zamanında verdiği sözleri yerine getiren bir uygulama olduğu için doğrudur diyorum.

Şimdi, muhalefetin iki sayın sözcüsü devamlı olarak “dayatma” kelimesini kullandı; onu düzeltmek ve daha önceki, geçmişteki bizim edindiğimiz tecrübeleri yeni arkadaşlarla paylaşmak için de söz aldım. Biz, dayatmanın aliyyülâlâsını, yani, en büyüğünü, 1992 yılında, o zamanki DYP ve CHP hükümeti zamanında gördük. Yanlış olarak, sınırsız bir vergi affı getirildi. Yani, denildi ki: “Biz, devlete hiç vergi vermeyen, trilyonlarca liralık borcu olan adamla, zamanında vergisini ödeyen adamı aynı tuttuk.” Bu yanlıştır dedik. Af getirilmez mi; getirilebilir; ama, dargelirli küçük esnafın ödeyemediği, ödeyemediği de belli olan, hiçbir şeyi olmayan, vergi alamadığınız insanların o günkü rakamlara göre, 3 milyona, 5 milyona -hatta, bizim teklifimiz 5 milyondu- kadar olan vergilerini affedin; ama, böyle sınırsız bir af getirirseniz, kendi akrabalarınız ve yandaşlarınıza bir iltimas yaptığınız ortaya çıkar; bu da yanlış olur, yanlış bir yere oturtursunuz dedik. “Hayır, biz bunda kararlıyız” dediler ve çıkardılar. Ondan sonra, getirdiler, 55-60 yaş meselesini bozdular. O gün dinamit koydular. Nedir dinamit; efendim, 55-60 ne demekmiş, 38 yaşında, 43 yaşındaki insanlar da emekli olsun. Yahu, bu bir aktuarya hesabıdır, yapmayın, etmeyin, yanlış olur, dedik. “Hayır, çoğunluğumuz var ya Mecliste, biz bunu geçiririz.” Bütün gece uğraştık, ikna edemedik.

Sonra, kanun Cumhurbaşkanına gitti. Cumhurbaşkanı, güzel bir hesaplama tarzı çıkararak, aktuarya hesabını kendisi uğraşıp çıkararak iade etti; dedi ki: “Bakın, bu sistem on yıl sonra çöker.” Rahmetli on yıl diye hesap etmiş, sistem dokuzuncu yılında çöktü.

Şimdi “mezarda emeklilik” sloganı... Evet, bizim arkadaşlarımız “mezarda emeklilik” dedi. Hatta, şimdiki Bakanımız da öne düştü; tabut da yaptı. Neden? Sayın Çiller’in getirdiği teklifte 9 000 işgünü var. İşte, teklif burada. Yani, 9 000 işgününde, tabiî “mezarda emeklilik” denir; ama, şimdi, o 9 000 değil, 7 000... Hanımlar için 7 200 işgünüydü, hanımlar için de geriye çekilmiş. Yani, orada, zamanında, biz muhalefetteyken söylediğimiz veya kullandığımız bir sloganı, şimdi aleyhte kullanmak mümkün değil ki... Bunun mantığını nerede buluyor arkadaşlar, bilemiyorum. Burada, çok açık; Sayın Çiller’in imzası var ve erkekler, 9 000 işgünü, 60 yaş; kadınlar, 55 yaş ve 7 200 işgünü.

Şimdi gelelim “efendim, biz ondan sonra bir daha hükümet olduk, bir tane daha teklif getirdik Sayın Erbakan’ın zamanında...” Doğru... Sayın Erbakan zamanında, sırf IMF’yi atlatabilir miyiz, acaba, IMF’nin istediği bu sosyal güvenlik reformunu, böyle kapı arkasında halledebilir miyiz diye bir teklif var; 50-55... Onun aktuarya hesabını getirin buraya, ben, hemen ertesi gün sivil hayata döneceğim. Yok öyle bir şey... Aktuaryası olmayan, sadece bir şeyi kandırmak için geçirebilir miyiz diye, 50-55 yaş olarak getirilmiş bir tekliftir. Onlarla burada zaman öldürmenin anlamı yok. Bu, bir matematik hesap; arkadaşlar yapmışlar, ben de yaptım aktuarya hesabını. Bu hesap 55-60’la çözülebiliyor.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Nasıl yaptınız hesabını?

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Aktuarya hesabını nasıl yaptınız efendim?

EKREM PAKDEMİRLİ (Devamla) – Daha kötü şartlar olur mu? Olur tabiî. Arkadaşlarımız, ilk defa 62 yaş diye getirmişler, biz de Grupta itiraz ettik “getirin şunun aktuarya hesabını, bakın, şuralar şuralar düzelebilir; geriye çekelim” dedik. Grupta tartışıldı, hakikaten geriye çekildi. Şimdi, 7 000 işgünü, sistemi tam rahatlatmıyor; ama, mevcut kanama da... Adamın şahdamarını kesmişsiniz, hâlâ daha “en iyisini yapalım” diyorsunuz. Yok, iyisini yapalım. En iyi, iyinin düşmanıdır. En iyiyi yapmaya gayret ederken, iyiden olacağız. Her geçen gün, yeni hayata atılan insanlar, bir müktesep hakla başlıyorlar.

Şimdi “burada bir yanlışlık yapılıyor” deniliyor. Peki, varsayalım ki, yanlışlık yapıldı; ilk zararı görecek kişi iki yıl sonra; yani, bugün emekliliğine iki yıl kalmış olan insana bir öteleme getiriyorsunuz. İki yıl içinde emekli olabilecek, eski sisteme göre emekli olabilecek kişiye bir zararı yok. Bu iki yıl içinde, baktık ki, Türkiye’nin şartları çok iyileşti, bir yerde altın bulduk, bir yerde de petrol bulduk -olur ya- bir yerlerden çok büyük gelirler oldu; o zaman “sosyal güvenlik şemsiyesine bütçeden de bir aktarma yapabiliriz; onun için, şu 7 000 günü 6 000 güne, 55 yaşı da 50’ye çekeriz” dersiniz. O zaman bir çoğunluğunuz varsa, o zaman da muhalefet size yardım etmezse, o kanunu geçirir, gidersiniz. Yani, bugün “aman, sistem ölüyor, bir dinamitleme var” diyemezsiniz; çünkü, ilk zarar gören iki yıl sonra. Halbuki, siz bunu bozduğunuzda, ertesi gün zararını gördük. Ertesi gün geldi herkes, 38 yaşını dolduran, emeklilik istedi, 43 yaşını dolduran insan, emeklilik istedi. İşte o sene, hemen 4 trilyon açıkla başlayıverdi; ondan sonra 23 trilyon, ondan sonra 300 trilyon, ondan sonra katrilyonları buldu.

Şimdi, burada; bir, lütfen, dayatmayı kullanmayın; en iyi dayatmayı, biz, sizden gördük. Size matematik hesapları getirdik, kabul etmediniz “bizim çoğunluğumuz var” dediniz.

İki, burada hemen zarar gören insanlar yok; zarar gören ilk insan iki yıl sonra olacak. Eğer, varsa o zaman iktidar gücünüz ve biz de zarar göreceğini görürsek, gelir, değiştiririz. Yani, bunlar Allah yapısı değil, anayasa da yapmıyoruz; bir kanun ve unutmayın, sizin zamanınızda; yani, AP, DYP zamanlarında, ne zaman seçim varsa, bu kanunu hep değiştirmişsiniz. Yine öyle bir seçim zamanında tutar bu kanunu değiştirirsiniz. Affedersiniz, insanları ahmak yerine koyarsınız, sistemi dinamitlersiniz, yine de isterseniz kanunu değiştirirsiniz. Bu kanun da, şu anda zarar gören insanlar yok, sistem düzeltiliyor.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum efendim. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pakdemirli.

Şahısları adına, Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli, Van Milletvekili Fethullah Erbaş, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz, Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız, Erzurum Milletvekili Aslan Polat, Konya Milletvekili Veysel Candan, İstanbul Milletvekili Rıdvan Budak söz almışlardır.

Sırasıyla sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Bursa Milletvekili Sayın Ali Rahmi Beyreli; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

ALİ RAHMİ BEYRELİ (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; sözlerime başlamadan hepinize saygılarımı sunarım.

Görüşmekte olduğumuz Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının 7 nci maddesiyle, sigortalıların yaşlılık aylıklarının hesaplanmasında, katsayı ve gösterge sistemi yerine, emeklilik aylıklarının artışında yıllık tüketici enflasyon oranı esas alınmaktadır. Böylece, emekli maaşlarının reel değerinin korunması ve artışlardaki belirsizliğin giderilmesi hedeflenmektedir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik açısından yeni bir anlayış mevzuatımıza girmektedir. Düzenlemenin hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Beyreli.

Şimdi, söz sırası,Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş’ta.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, sıramı Sayın Eyüp Fatsa’ya veriyorum.

BAŞKAN – Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı olarak adlandırılan ve sosyal güvenlik alanında çeşitli yasalarda değişiklik öngören tasarının, 7 nci maddesi üzerinde aleyhte şahsım adına söz almış bulunuyorum; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik sistemi, ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ını ilgilendirmektedir; sosyal hayatı düzenleyen temel yasalardan birisidir. Bu nitelikteki yasalarda değişiklik yapılırken, başta, yasalarla direkt ilgisi bulunan kesimler olmak üzere, toplumun diğer katmanlarıyla da uzlaşı sağlamak, katılımcı demokrasinin gereğidir. Hükümet, sayısal gücünü dikkate alarak, sözde ekonomik ve sosyal konseyi göstermelik olarak toplayıp, bu yasa tasarısını Meclise getirmiş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geriye baktığımızda, emek platformu başta olmak üzere, tüm sivil toplum kuruluşları ve toplumun yüzde 90’ı, bu yasa tasarısına tepki göstermektedir. Hükümetin, IMF dayatması olan bu tasarıyı, Meclisten geçirmek için attığı her adım, milletimizi infiale sürüklemektedir. İktidar, halka rağmen halk için, yasa çıkarmaya kalkarsa, bu yasa ölü doğar. Hükümetin ve Yüce Meclisin itibarı zedelenir; çünkü, bu Meclis, milletin meclisidir ve onun emrinde olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarı ülke gerçeklerine de uygun değildir. Çalışanları mezarda emekliliğe mahkûm eden bu tasarının, 7 nci maddesi başta olmak üzere, emeklilere hayat hakkı tanımamaktadır. 7 nci madde, yaşlılık aylığının hesaplanmasında yeni bir yöntem getirmektedir. Üstelik bu düzenleme, emekli aylık gelirlerinde artış sağlayacağı iddiasıyla düzenlenmiştir. Kısaca, tüketici fiyatı endeksi olarak adlandırılan sistemle, fiyatlardaki artışın, aylıklara yansıtılacağı iddia edilmektedir. Oysa, mevcut kanunda, yaşlılık aylığı talep edenlerin aylıklarının hesaplanması yapılırken, son beş veya on yıllık gelir dönemi dikkate alınmakta ve bu sürede elde ettiği prime esas kazançlar gözönüne alınarak hesaplama yapılmaktaydı.

Görüşülmekte olan tasarının 7 nci maddesinde ise, işe ilk başladığı günden başlamak üzere, emekliliği, istediği tarihe kadar olan prime esas aylıkların aritmetik ortalamasının alınmasını zorunlu hale getirmektedir. Yani, emekli olma talebinde bulunan Mehmet Bey, mevcut sistemde son beş ya da on yılın prime esas aylıkları toplamının aritmetik ortalamasından emeklilik aylığına bağlanırken, görüşülmekte olan yasa tasarısında, bu durum, ilk işe başladığı aylığı da hesaba katarak, emeklilik aylığının değerinin büyük ölçüde düşmesine yol açmaktadır. Otuz yıl boyunca aldığı aylıkları toplanıp bölündüğünde, bugünkü sistemden daha düşük bir yaşlılık aylığı ortaya çıkacaktır; tüketici fiyatları endeksi artışları dikkate alındığında bile, bugünkü gelirinden daha da geriye gidecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mevcut sistemle yüzde 60-70 seviyelerinde olan yaşlılık aylığı bağlanma oranı, görüşülmekte olan yasa tasarısıyla, çok daha aşağılara düşecektir. Böylece, yaşlılık aylığı hesaplanmasına, sigortalıların yıllar önceki prime esas kazançlarının dahil edilmesi ve aylık bağlama oranında geriye götürülmesi suretiyle, aylık bağlanması hesaplanmasında haksızlık yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu haksızlığı örtbas etmek için, bir anlamda telafi edebilmek için, prime esas kazançların, tüketici fiyatları endeksi ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatları ile gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak güncelleştirilmesi gibi karışık bir yöntem uygulanmaya çalışılsa da, yaşlılık aylıklarının bugünkü seviyesinden geriye gideceği aşikârdır.

BAŞKAN – Sayın Fatsa, toparlayın; süreniz bitmek üzere efendim.

EYÜP FATSA (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Diğer taraftan, emeklilere yılda iki kez toptan yapılan zamlar artık tarihe karışacak ve herkes, üç beş kuruş verilerek, açlık ve ölüme terk edilmiş olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümetin, bu sosyal güvenlik yasa tasarısını, henüz 7 nci maddedeyken, bir an evvel geri çekmesinde yarar vardır. Bu vesileyle, hükümeti burada bir kez daha uyarıyor, sosyal taraflarla uzlaşarak tasarıyı yeniden ele almasını istirham ediyoruz. Milletimizin yüzde 90’ında meydana gelen infialin sosyal barışı tehdit eder boyuta geldiği, bir an evvel fark edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın efendim.

EYÜP FATSA (Devamla) – Bu gerginliği, bu sıcak yaz günlerinde normalleştirmenin yolu, tasarıyı geri çekmektir.

Bu vesileyle, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, sorular kısmına geçiyoruz.

Yerinden soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlardaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin, söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Sayın milletvekilleri, sorular 5 dakikayla sınırlandırılmıştı.

Sayın Ulucak, buyurun efendim.

RIZA ULUCAK (Ankara) – Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakanın şu sorumu cevaplandırmasını arz ediyorum:

Yaşlılık aylığının tespitinde, 506 sayılı Kanunun, halen meri 61 inci maddesindeki son beş takvim yılının prim hesabına göre bulunan kazanç tutarı esas alınmışken, tasarıyla getirilen, bütün çalışma süresinin esas alınmasının sebebi nedir? Bu yeni şekil, sigortalının kazanılmış haklarını, müktesep haklarını ihlal değil midir?

Arz ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Batuk.

MEHMET BATUK (Kocaeli) – Sayın Başkan, delaletinizle, aşağıdaki sorumun Sayın Bakan tarafından cevaplandırılmasını arz ediyorum.

Yaşlılık aylığına hak kazanan emeklilerimizin aylıklarının tespitlerinde ve aylıklarının yeniden düzenlenmesinde, artırılmasında TÜFE’lerin esas alınacağı, Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarının temel kabul edileceği belirtilmiştir. Oysa ki, aile reisi olarak yaşayacak yaşlımızın, emeklimizin, aile fertlerinin, varsa bunlardan öğretime devam edenlerin eğitim ve öğretim masraflarının da, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından hesaplanarak maaş tespitlerinde göz önünde bulundurulması, yaşlılarımızın, hak edeceği maaşlarla geçimini kolaylaştırmayacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Fatsa, buyurun efendim.

EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, delaletinizle, aşağıdaki sorumun Sayın Bakan tarafından cevaplandırılmasını arz ediyorum.

Görüşmekte olduğumuz maddede, yaşlılık aylığının hesaplanmasında Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan verilerin esas alındığı öngörülmektedir. Hepimiz biliyoruz ki, Devlet İstatistik Enstitüsünün, fiyatları belirlemede sık sık kriter değiştirdiği gözlemlenmektedir. Esas olarak, mutfağa giren mallar değil, köpek maması, tiyatro bileti gibi toplumun tuzu kuru, unu kuru kesiminin harcamaları neticeyi belirlemede göz önünde bulundurulmaktadır. Bu durum, Türkiye gerçekleriyle ne derece uygunluk arz etmektedir?

Kanundaki kıstasa itibar ederek yaşlılık aylığı hesaplamalarının, emeklilerimizi nasıl açlığa mahkûm edeceği görülmüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Pakdemirli.

EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) – Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakandan öğrenmek istediğim bir konu var.

“Yaşlılık aylığının hesaplanması” diye bir başlık var; yaşlı insanın nasıl ücret alacağını gayet güzel anlatıyor da, irtihal etti, vefat etti; bu eşel-mobil sistem, eşine ve yetimine de uygulanıyor değil mi? Benim anlayışım öyle; ama, zabıtlara geçmesi yönünden Sayın Bakandan bir açıklama istedim efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Geçer.

MUSTAFA GEÇER (Hatay) – Sayın Başkan, aracılığınızla, aşağıdaki sorumun, Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız tarafından cevaplandırılmasını arz ederim.

Soru: 506 sayılı Yasanın yürürlükte bulunan 61 inci maddesine göre, yaşlılık aylığına esas olacak yaşlılık aylık bağlama oranın, işçinin veya çalışanın 5 000 gün için yüzde 60, her 240 gün için de 60’a 1 eklenerek hesaplanmaktaydı. Ancak, yeni tasarıyla bu oran biraz daha aşağı çekilmiş oluyor. Şöyle ki: örneğin, eski yasada, 9 000 prim ödeme günü bulunan bir işçinin aylık bağlama oranı yüzde 77 olurken, yeni tasarıyla, bu aylık bağlama oranı 9 000 gün için yüzde 65 olmaktadır. Burada amaçlanan, işçilerin ve emeklilerin durumunun iyileştirilmesi mi; yoksa, birtakım finansman kaygılarıyla emekli olan işçilerin durumunun daha zorlaştırılması mıdır? İşçilere burada ne gibi bir fayda sağlanmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karapaşaoğlu, buyurun efendim.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakana şu soruyu sormak istiyorum:

Biraz önce, Sayın Pakdemirli, kürsüde konuşurken, Refahyol Hükümeti döneminde de hazırlanan tasarıyla ilgili olarak, IMF’yi atlatmak gayretiyle hazırlanmış bir tasarıdan bahsetti. Bize şunu çağrıştırıyor: Demek ki, bu Hükümet, IMF’ye verdiği sözü, mutlak yerine getirmek için bu tasarıyı hazırladı ve savunuyor. Bunu mu anlamamız gerekiyor efendim?

BAŞKAN – Soru sorma işlemi bitmiştir efendim.

Sayın Bakan, cevap hakkınız 5 dakikadır.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, süre tutun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Efendim, bazılarını yazılı vereceğim; fakat, bir iki konuda açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bir defa, IMF’ye verilen herhangi bir söz olarak değerlendireceğimiz, o noktada hiçbir taahhüdümüz olmamıştır, öyle bir taahhüt de söz konusu değildir; fakat, sürekli olarak, IMF’ye bir taahhüt olarak veriliyor iddiaları gündeme getiriliyor.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Bakan, o zaman...

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Demin, Sayın Pakdemirli’nin konuşmasında zikrettiği konu ile sizin sorunuzun aranızdaki bağlantıyı bir başka açıdan eğer alırsak, sizin döneminizde de IMF’yle bu manada bir bağlantınız olmuş, onun talimatını almış, onun talimatı üzerine bir kanun tasarısı hazırlanmış demek gerekir. Bu, doğru bir yaklaşım değildir. Bunu -ne sizin için ne bizim için, fark etmez- hiçbir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti için doğru bir yaklaşım olarak kabul etmiyorum.

Yeni yasa tasarısında gösterge sistemi kaldırılmaktadır. Tasarıyla, aylık bağlama, prime esas ücret ve emekli aylıklarının artışı konularında yüksek ücret beyanını teşvik eden ve nimet-külfet dengesini düzeltici yeni bir sistem getiriliyor. Aylıkların bağlanmasında esas alınacak matrah, sigortalıların tüm çalışma hayatı boyunca prim ödediği ücretlerin emekli olunan tarihteki değerleri üzerinden hesaplanacaktır. Sigortalının çalışma hayatı boyunca beyan ettiği gelirleri, enflasyon ve büyüme oranları kadar artırılacak, emekli olunan tarihteki değerlerine ulaşılacaktır. Bu şekilde bulunacak toplam kazançların aylık ortalamaları üzerinden, yine o sigortalının çalışma yıllarına bağlı olarak hesaplanacak aylık bağlama oranı kadarki bölümü, yaşlılık aylığı olarak bağlanacaktır. Aylık bağlama oranı, sigortalının çalışma hayatı süresince, ilk 10 yılı için yıllık yüzde 3,5 ilave, 15 yılı için yıllık yüzde 2, geri kalan yıllar için ise yüzde 1,5 oranlarının toplanmasıyla bulunacaktır. Böylece, düşük re prim ödeyebilmiş sigortalılara, nispeten yüksek emekli aylığı bağlanabilecektir. Neticede, beyan edilen ücret ile emekli aylığı doğrudan ilişkilendirilmekte ve yüksek ücret beyanı, bu tasarıyla teşvik edilmektedir.

Diğer taraftan, prime esas ücret tavanı da artırılmaktadır. Böylece, daha yüksek ücret üzerinden prim ödenmesi ve yüksek emekli aylığı hak edilmesi olanak haline getirilmektedir.

Prime esas ücret, günlük 4 milyon lira, tavan ise tabanın 3 katı olarak belirlenmektedir; ancak, bu taban ve tavan, her yıl, enflasyon ve büyüme oranında, otomatik olarak artırılacaktır.

Emekli aylıkları, aylıklar bir kez bağlandıktan sonra, her ay için, bir önceki ayın enflasyon oranında artırılması düşünülmektedir. Bu sistemle, emeklilik programlarının, gelir-gider ilişkisinin kendi içerisinde tutarlı ve uzun dönemde tasarruf yaratacak şekilde dizayn edilmesi amaçlanmıştır.

Böylece, sisteme, siyasî popülist müdahale olanağı zorlaştırılmaktadır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Bakan hangi soruya cevap veriyor efendim?

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Hangi sorunun cevabı bu?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Süre tuttunuz mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Bakanın daha 1 dakikası var efendim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Hangi sorunun cevabı?

BAŞKAN – Sayın Pakdemirli’nin sorusuna cevap veriyor.

Doğru mu efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Evet efendim.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun efendim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Diğer arkadaşların sorularına yazılı olarak cevap vereceğim.

Çok teşekkür ediyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru cevaplandırılmıştır.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, yasama organının en önemli özelliklerinden bir tanesi de denetimdir. Biz, burada, bir kanunla ilgili oy kullacağız; vicdanen müsterih olmamız lazım.

Bu maddeyle ilgili oy kullanırken, elimizi vicdanımıza koyarak oy vereceğimize göre, Sayın Bakanımızın, özellikle, sorulan sorulara cevap vermesi gerekir ki, rahat oy verebilelim.

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Dün akşam neredeydiniz?!

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Dün akşam, 6 ncı maddede sizi protesto ettik.

50 ve 55 yaşla ilgili vermiş olduğumuz teklifi halen daha polemik konusu yapıyorsunuz. 50 ve 55 yaş, bizim getirdiğimiz tekliftir. Halen, dayatmayla gidiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Bedük, Başkanlığa hitap eder misiniz.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?!

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, sataşıyorlar... Efendim, sataşmaya...

BAŞKAN – Sayın Güven, yapmayın... İstirham ederim...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Hayır... “Böyle bir usul yok” diyorlar da...

BAŞKAN – Yani, yeni yeni âdetler çıkarıyorsunuz. O kadar da acemi değilim efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yeni âdetler görüyoruz da...

BAŞKAN – Olur mu efendim...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, ben, yerimden, milletvekilli olarak, 69 uncu madde gereğince bir açıklama yapıyorum ve sataşmada bulunuyorlar.

BAŞKAN – Sayın Bedük...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, çok istirham ediyorum

BAŞKAN – Sayın Bedük, cevap hakkı Sayın Bakanın takdirine kalmış efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Arzımı bitireyim efendim.

Muhalefetin sormuş olduğu sorulara cevap vermeyip, iktidarın sorusuna cevap verme anlayışı sonucu, bu Mecliste, demokrasiyle ilgili değerlendirmelerin menfi yapılacağını ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, takdir Sayın Bakanın.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Tabii, takdir Sayın Bakanın; ama, takdir Sayın Bakanın olmakla beraber, burada demokrasi var. Muhalefetin olmadığı yerde, iktidar da herhangi bir şey yapamaz; çünkü, bir mecliste hem iktidar olur hem muhalefet olur.

BAŞKAN – Ben de aynı kanaatteyim efendim, ben de aynı kanaatteyim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Dolayısıyla, her ikisine de eşit muamele yapılması lazım.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Ben, sizin beyanınıza atfen bir maruzatta bulunmak istiyorum.

Biraz evvel, sorular için orada saat tuttunuz; 5 dakika ve biraz evvelki beyanınızda dediniz ki “hükümetin de cevabı 5 dakika olacaktır, sorular da 5 dakika...”

BAŞKAN – Sayın Güven, hükümetin önünde 2 tane elektronik mikrofon var, otomatik çalışıyor; bana itimat etmiyor musunuz?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Efendim, müsaade edin; ben bitirmedim ki! Ne diyeceğimi nereden biliyorsunuz Sayın Başkanım. Ben bir şey soracağım da, ona göre...

Sizin beyanınıza atfen söylüyorum. Eğer, hükümet, soruların cevaplarını 5 dakika içinde bitirmezse, geri kalan süre için soru sorulacaktır” dediniz. Bu sizin beyanınız değil mi efendim? 4 dakika konuştu Sayın Bakan. Bunu söyleyen de sizsiniz. O zaman, 1 dakika daha soru sorma hakkı yok mu?

BAŞKAN – Ama Sayın Güven, sırada Sayın Taşar vardı; ona da söz verseydim “iktidara verdin” diyecektiniz. Ne yapalım?.. O takdir de bana kaldı.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Efendim, ben mi anlatamadım, siz mi anlamak istemiyorsunuz. Ben, sorulara hükümetin verdiği cevabın 5 dakikayı doldurmadığını, 4 dakikada tamamlandığını ve sizin beyanınıza göre, 1 dakika daha, muhalefetin veya iktidarın soru sorma hakkı olduğunu söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Güven, son bir arkadaşımız kalmıştı, o da Sayın Taşardı; vazgeçti efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – O zaman bir başkasına sorarsınız. Biz, 1 dakikalık hakkımızı kullanacağız efendim.

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Ben vazgeçtim efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Vazgeçerseniz, bu hakkı bir başkası kullanır.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Erbaş, sualiniz mi var?

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Evet, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim, sorun.

1 dakika süreniz var.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından, aşağıdaki sorularımın cevaplandırılmasını arz ediyorum efendim.

1-Yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 61 inci maddesi hükmüne göre yaşlılık aylığının hesaplanması, 506 sayılı Yasaya göre tespit edilen göstergenin katsayısıyla çarpımının yüzde 60’ı oranında, aşağıdaki hükümler nazara alınarak yaşlılık aylığı bağlanması daha pratik hesaplarla yapılırken, tasarının 7 nci maddesiyle değiştirilen 61 inci maddeyle karmaşık bir hale getirilmiş yaşlılık aylığı hesaplanması yoluna gidilmesi, sigortalılar açısından ne gibi fayda temin etmektedir? Bu, şu anda sigortalı olanların kazanılmış haklarının gasp edilmesi anlamına geliyor mu?

İkinci sorum: 114 sıra sayılı...

VAHİT KAYIRICI (Çorum) – Sayın Başkan, 1 dakika doldu.

BAŞKAN – Sayın Erbaş, 1 dakika doldu; ama, bitirin lütfen. 1 dakika doldu, lütfen bitirir misiniz.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – ... Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısıyla değiştirilmek istenilen 506 sayılı Yasanın 61 inci maddesiyle aylık bağlama oranı tavanı belirlenmemiştir. Yapılan hesaplamalarda, aylık bağlama oranı yüzde 100’ün üzerine çıkabilir mi? Zira, önceki yasada tavan yüzde 85’i geçmez hükmü vardı. Bu konuda düşünceniz nedir efendim?

Arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erbaş, Sayın Bakanın süresi dolduğu için, size yazılı cevap verecektir.

Madde üzerinde 13 adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım; sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nihat Gökbulut Mehmet Yaşar Ünal

Kırıkkale Uşak

“Yaşlılık Aylığının Hesaplanması:

Madde 61.- Yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımının 1/12’si alınarak hesaplanır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nihat Gökbulut Mehmet Yaşar Ünal

Kırıkkale Uşak

“Sigortalının her takvim yılına ait sigorta prime esas kazancı, kazancının ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın aralık ayı esas alınarakDevlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nihat Gökbulut Mehmet Yaşar Ünal

Kırıkkale Uşak

“Sigortalının her takvim yılına ait prime esas toplam kazancı, kazancının ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki “1/12’si” ibaresi “Onikide biri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nihat Gökbulut Mehmet Yaşar Ünal

Kırıkkale Uşak

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Saffet Arıkan Bedük

Sakarya İçel Ankara

Zeki Ertugay Yener Yıldırım Sevgi Esen

Erzurum Ordu Kayseri

“Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın ekim ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yılı tüketici fiyatları endeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı aylığının hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nihat Gökbulut Mehmet Yaşar Ünal

Kırıkkale Uşak

“Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 360 günü için yüzde 3,5 oranının, sonraki 5 400 günün her 360 günü için yüzde 2 oranının ve daha sonraki her 360 gün için yüzde 1,5 oranının toplamıdır.”

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı kanun tasarısının yaşlılık aylığının hesaplanmasını düzenleyen 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler Musa Demirci Cevat Ayhan

Bingöl Sıvas Sakarya

Aslan Polat Zeki Ünal Fethullah Erbaş

Erzurum Karaman Van

M. Ergün Dağcıoğlu Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Tokat Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç M. Zeki Çelik Cemil Çiçek

Ankara Ankara Ankara

Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okutan İsmail Özgün

Ankara Antalya Balıkesir

Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata

Batman Bayburt Bingöl

İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu

Bolu Bursa Bursa

Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu Sacit Günbey

Çankırı Çorum Diyarbakır

Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç

Diyarbakır Elazığ Elazığ

Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı

Erzincan Erzurum Erzurum

Aslan Polat Nurettin Aktaş Turhan Alçelik

Erzurum Gaziantep Giresun

Lütfi Doğan Mustafa Geçer Süleyman Metin Kalkan

Gümüşhane Hatay Hatay

Ali Güner Abdülkadir Aksu Azmi Ateş

Iğdır İstanbul İstanbul

Mustafa Baş İrfan Gündüz İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kapusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin T. Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa Mehmet Bekaroğlu

Nevşehir Ordu Rize

Nezir Aydın Ahmet Demircan Musa Uzunkaya

Sakarya Samsun Samsun

Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu Yahya Akman

Siirt Sıvas Şanlıurfa

Zülfükar izol Ahmet Karavar Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şanlıurfa Şırnak

Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Van Yozgat Yozgat

“Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 360 günü için yüzde 4, sonraki 5 400 günün her 360 günü için yüzde 2 ve daha sonraki her 360 gün için yüzde 1,5 oranlarının toplamıdır.”

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının yaşlılık aylığının hesaplanmasını düzenleyen 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler Musa Demirci Cevat Ayhan

Bingöl Sıvas Sakarya

Aslan Polat Zeki Ünal Fethullah Erbaş

Erzurum Karaman Van

M. Ergün Dağcıoğlu Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Tokat Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç Zeki Çelik Cemil Çiçek

Ankara Ankara Ankara

Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan İsmail Özgün

Ankara Antalya Balıkesir

Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata

Batman Bayburt Bingöl

İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu

Bolu Bursa Bursa

Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu Sacit Günbey

Çankırı Çorum Diyarbakır

Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç

Diyarbakır Elazığ Elazığ

Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı

Erzincan Erzurum Erzurum

Aslan Polat Nurettin Aktaş Turhan Alçelik

Erzurum Gaziantep Giresun

Lütfi Doğan Mustafa Geçer Metin Kalkan

Gümüşhane Hatay Hatay

Ali Güner Abdülkadir Aksu Azmi Ateş

Iğdır İstanbul İstanbul

Mustafa Baş İrfan Gündüz İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kapusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin T. Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç Kütahya Malatya Manisa

Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa

Muş Nevşehir Ordu

Şükrü Ünal Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın

Osmaniye Rize Sakarya

Ahmet Demircan Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın

Samsun Samsun Siirt

Temel Karamollaoğlu Yahya Akman Zülfükar İzol

Sıvas Şanlıurfa Şanlıurfa

Ahmet Karavar Abdullah Veli Seyda Maliki Ejder Arvas

Şanlıurfa Şırnak Van

İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Yozgat Yozgat

“Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 360 günü için yüzde 4, sonraki 5 400 günün her 360 günü için yüzde 2,5 ve daha sonraki her 360 gün için yüzde 3 oranlarının toplamıdır.”

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 7 nci maddesi dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Saffet Arıkan Bedük

Sakarya İçel Ankara

Zeki Ertugay Doğan Baran Yener Yıldırım

Erzurum Niğde Ordu

Sevgi Esen

Kayseri

“60 ıncı maddenin (B), (C) ve (D) bentlerine göre aylığa hak kazananların aylıklarının hesaplanmasında esas alınacak aylık bağlama oranı yüzde 70’tir.”

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reform Kanun Tasarısının 7 nci maddesi dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“60 ıncı maddenin (B), (C) ve (D) bentlerine göre aylığa hak kazananların yaşlılık aylığı bağlama oranı yüzde 60’tan az olamaz.”

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 7 nci maddesi beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Saffet Arıkan Bedük

Sakarya İçel Ankara

Zeki Ertugay Doğan Baran Yener Yıldırım

Erzurum Niğde Ordu

Sevgi Esen

Kayseri

“Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın mayıs ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son tüketici fiyatları İndeksindeki aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır.”

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7 nci maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Yakup Budak

Bingöl Tokat Adana

Mehmet Çiçek Ali Coşkun Cevat Ayhan

Yozgat İstanbul Sakarya

Fethullah Erbaş Bekir Sobacı Azmi Ateş

Van Tokat İstanbul

Mehmet Bedri İncetahtacı Ali Gören Mahmut Göksu

Gaziantep Adana Adıyaman

Mehmet Özyol Sait Açba Ramazan Toprak

Adıyaman Afyon Aksaray

Akif Gülle Oya Akgönenç M. Zeki Çelik

Amasya Ankara Ankara

Cemil Çiçek Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan

Ankara Ankara Antalya

İsmail Özgün Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu

Balıkesir Batman Bayburt

Hüsamettin Korkutata İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Bingöl Bolu Bursa

Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu

Bursa Çankırı Çorum

Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek

Diyarbakır Diyarbakır Elazığ

Ahmet Cemil Tunç Tevhit Karakaya Lütfü Esengün

Elazığ Erzincan Erzurum

Fahrettin Kukaracı Aslan Polat Nurettin Aktaş

Erzurum Erzurum Gaziantep

Turhan Alçelik Mustafa Geçer Metin Kalkan

Giresun Hatay Hatay

Ali Güner Abdülkadir Aksu Azmi Ateş

Iğdır İstanbul İstanbul

Mustafa Baş İrfan Gündüz İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kupusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa

Muş Nevşehir Ordu

Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın Ahmet Demircan

Rize Sakarya Samsun

Musa Uzunkaya Temel Karamollaoğlu Yahya Akman

Samsun Sıvas Şanlıurfa Zülfükar İzol Ahmet Karavar Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şırnak Van

Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Şanlıurfa Yozgat Yozgat

Önerilen Metin:

“Yaşlılık aylığının hesaplanması

Madde 61.- Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalının aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımının 1/12’si alınarak hesaplanır.

Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları endeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.

Yaşlılık aylığı talep tarihinde bir önceki takvim yılının gayri safî yurtiçi hâsıla gelişme hızının henüz açıklanmamış olması halinde, talep tarihinden önceki takvim yılının açıklanan üçer aylık dönemlerine ait gayri safî yurtiçi hâsıla gelişme hızlarının ortalaması esas alınır.

Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 240 günü için yüzde 3,5, sonraki 5 400 günün her 240 günü için yüzde 2 ve daha sonraki 240 günü için yüzde 1,5 oranlarının toplamıdır.

60 ıncı maddenin B, C, ve D bentlerine göre aylığa hak kazananların aylık bağlama oranı yüzde 70’ten az olamaz.

Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önerge en aykırı önergedir, okutup işleme koyacağım.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN- Buyurun Sayın Güven.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, çok değerli Komisyon Başkanımızın dikkatinden kaçmayacağına inanıyorum; ama, bazı basım hataları var, redaksiyon bakımından... Mesela, burada, ikinci fıkranın üçüncü satırında “yılı” olacağına “yıllı” olmuş. Yani, bunu, daha sonra, müsaade ederseniz...

BAŞKAN – Tabiî, takdir edersiniz ki şimdi önergeleri okuyoruz, bunun zamanı değil...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Madde geçer, ondan sonra farkına varılmaz, bu şekilde kanunlaşırsa...

BAŞKAN – Efendim, önergeler bittikten sonra size söz versem...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Oldu efendim.

BAŞKAN – Değil mi efendim! Teşekkür ederim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Mehmet Çiçek

Bingöl Tokat Yozgat

Cevat Ayhan Fethullah Erbaş Yakup Budak

Sakarya Van Adana

Musa Demirci Ali Coşkun Bekir Sobacı

Sıvas İstanbul Tokat

Azmi Ateş Mehmet Bedri İncetahtacı Ali Gören

İstanbul Gaziantep Adana

Mahmut Göksu Mehmet Özyol Sait Açba

Adıyaman Adıyaman Afyon

Ramazan Toprak Akif Gülle Oya Akgönenç Muğisuddin

Aksaray Amasya Ankara

Zeki Çelik Cemil Çiçek Rıza Ulucak

Ankara Ankara Ankara

Mehmet Zeki Okutan İsmail Özgün Alaaddin Sever Aydın

Antalya Balıkesir Batman

Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata İsmail Alptekin

Bayburt Bingöl Bolu

Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz

Bursa Bursa Çankırı

Yasin Hatiboğlu Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu

Çorum Diyarbakır Diyarbakır

Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç Tevhit Karakaya

Elazığ Elazığ Erzincan

Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı Aslan Polat

Erzurum Erzurum Erzurum

Nurettin Aktaş Turhan Alçelik Mustafa Geçer

Gaziantep Giresun Hatay

Süleyman Metin Kalkan Ali Güner Abdülkadir Aksu

Hatay Iğdır İstanbul

Azmi Ateş Mustafa Baş İrfan Gündüz

İstanbul İstanbul İstanbul

İsmail Kahraman Hüseyin Kansu Ali Oğuz

İstanbul İstanbul İstanbul

Mehmet Ali Şahin Osman Yumakoğulları Avni Doğan

İstanbul İstanbul Kahramanmaraş

Mustafa Kamalak Ali Sezal Zeki Ünal

Kahramanmaraş Kahramanmaraş Karaman

Abdullah Gül Salih Kapusuz Kemal Albayrak

Kayseri Kayseri Kırıkkale

Mehmet Batuk Osman Pepe Hüseyin Arı

Kocaeli Kocaeli Konya

Veysel Candan Remzi Çetin T. Rıza Güneri

Konya Konya Konya

Özkan Öksüz Ahmet Derin Yaşar Canbay

Konya Kütahya Malatya

Bülent Arınç Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış

Manisa Muş Nevşehir

Eyüp Fatsa Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın

Ordu Rize Sakarya

Ahmet Demircan Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın

Samsun Samsun Siirt

Temel Karamollaoğlu Yahya Akman Zülfükar İzol Sıvas Şanlıurfa Şanlıurfa

Ahmet Karavar Mustafa Niyazi Yanmaz Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şanlıurfa Şırnak

Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Van Yozgat Yozgat

Önerilen metin:

“Yaşlılık aylığının hesaplanması

Madde 61- Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımının 1/12’si alınarak hesaplanır.

Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.

Yaşlılık aylığı talep tarihinden bir önceki takvim yılının gayri safî yurtiçi hâsıla gelişme hızının henüz açıklanmamış olması halinde, talep tarihinden önceki takvim yılının açıklanan üçer aylık dönemlerine ait gayri safî yurtiçi hâsıla gelişme hızlarının ortalaması esas alınır.

Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 240 günü için yüzde 2 oranlarının toplamdır.

60 ıncı maddenin (B), (C) ve (D) bentlerine göre aylığa hak kazananların aylık bağlama oranı yüzde 70’ten az olamaz.

Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yılLı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksinden aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Komisyonumuz önergeye katılmaktadır efendim.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Efendim, Komisyonun önergeye katılabilmesi için, çoğunluğunun olması lazım...

BAŞKAN – Var efendim; 14 kişi var, buyurun; üçte 1 çoğunluğu var efendim; baktım ona...

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Efendim, orada oturması lazım.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkan, toplantı yetersayısı yeterlidir efendim.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Beyefendi, toplantı yetersayısı ayrı, temsil ayrıdır.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Madde eklemiyorlar; yeterlidir...

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Arayacağım efendim; müsaade buyurun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Komisyon katılıyordu Sayın Başkan; Komisyon katıldığına göre, onun da olumlu oy vermesi lazım.

BAŞKAN – Sayın Bedük... Sayın Bedük...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – “Katılıyoruz” diyen bir komisyon, “katılıyoruz” diyen bir bakanın, mutlak surette katılanlarla birlikte oy kullanması lazım; bu, bir demokrasi ahlakıdır.

BAŞKAN – Sayın Bedük, siz de biliyorsunuz ki, bu, kendilerinin takdiridir; istirham ederim efendim...(Gürültüler)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Komisyonun oylamaya katılması lazım.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Daha sayım bitmedi; Divan üyesi daha sayıma devam ediyor.

BAŞKAN – Sayın Bedük...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, çok özür dileyerek bir hususu açıklama ihtiyacı duyuyorum.

Sayın Hükümet ve Sayın Komisyon Başkanı...

BAŞKAN – Efendim, kendi takdirleri; geçen sefer de öyle oldu; buyurun...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – İstirham ediyorum efendim...

Komisyon Başkanı “Biz bu önergeye katılıyoruz” dedikten sonra, eğer, Komisyon, o önergeye oylama sırasında oy vermezse, bu, bir hakkın suiistimali ve İçtüzüğün mana ve önemine aykırı bir davranış olur. Onun için, bir taraftan “katılıyoruz” bir taraftan da “oy vermiyorum...” Bu, olmaz.

Takdirlerinize sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Mahfuz Güler (Bingöl) ve arkadaşları

Önerilen Metin:

“Yaşlılık aylığının hesaplanması

Madde 61- Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancıyla aylık bağlama oranının çarpımının 1/12’si alınarak hesaplanır.

Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur. Yaşlılık aylığı talep tarihinden bir önceki takvim yılının gayri safî yurtiçi hâsıla gelişme hızının henüz açıklanmamış olması halinde, talep tarihinden önceki takvim yılında açıklanan üçer aylık dönemlerine ait gayri safî yurtiçi hâsıla gelişme hızlarının ortalaması esas alınır.

Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 240 günü için yüzde 3,5, sonraki 5 400 günün her 240 günü için yüzde 2 ve daha sonraki 240 günü için yüzde 1,5 oranlarının toplamıdır.

60 ıncı maddenin B, C ve D bentlerine göre aylığa hak kazananların aylık bağlama oranı yüzde 70’ten az olamaz.

Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurununun yapıldığı yılın ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

“Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın ekim ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları endeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı kanun tasarısının yaşlılık aylığının hesaplanmasını düzenleyen 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Aslan Polat (Erzurum) ve arkadaşları

“Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 360 günü için yüzde 4, sonraki 5 400 günün her 360 günü için yüzde 2 ve daha sonraki her 360 gün için yüzde 1,5 oranlarının toplamıdır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı kanun tasarısının yaşlılık aylığının hesaplanmasını düzenleyen 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilerek yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Aslan Polat (Erzurum) ve arkadaşları.

“Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 360 günü için yüzde 4, sonraki 5 400 günün her 360 günü için yüzde 2,5 ve daha sonraki her 360 gün için yüzde 1,5 oranlarının toplamıdır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, Komisyon ve Hükümet önergeye katıldığını ifade ediyor.

BAŞKAN – Yerinize oturur musunuz efendim.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Bunun manası, Hükümet, tasarıyı geri çekiyorum diyor...

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Komisyon da raporunu yeniden yazıp, buna göre Meclise indirmek zorundadır.

BAŞKAN – Evvela kendi önergenize sahip çıkın, ondan sonra konuşun! (DSP, MHP ve ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

“60 ıncı maddenin B, C ve D bentlerine göre aylığa hak kazananların aylıklarının hesaplanmasında esas alınacak aylık bağlama oranı yüzde 70’tir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

“Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlaması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın mayıs ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son tüketici fiyatları indeksindeki aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır.”

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Muhalefete konuşma imkânı verilmiyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, diğer önergeleri, önerge sahipleri geri çekmiştir.

Maddenin oylamasıyla ilgili açık oy talebi vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı yasa tasarısının 7 nci maddesinin oylamasının açık oyla yapılmasını saygıyla arz ederiz.

BAŞKAN – Şimdi, önerge sahiplerinin salonda bulunup bulunmadıklarını arayacağım.

Fethullah Erbaş?..Burada.

Mahfuz Güler?.. Burada.

Yakup Budak?.. Burada.

Veysel Candan?.. Burada.

İsmail Özgün?.. Burada.

Mehmet Bedri İncetahtacı?..

SABAHATTİN YILDIZ (Muş) – Tekabbül ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Bedri İncetahtacı’ya, Muş Milletvekili Sayın Sabahattin Yıldız tekabbül ediyor.

Maliki Ejder Arvas?.. Burada.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Zülfükar İzol?.. Burada.

Ahmet Karavar?.. Burada.

Şükrü Ünal?.. Burada.

M. Ergün Dağcıoğlu?.. Burada.

Cevat Ayhan?.. Burada.

Mehmet Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Abdullah Gül?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Hüseyin Arı?.. Burada.

Akif Gülle?.. Burada.

Ahmet Nurettin Aydın?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım. Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa vermelerini rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar varsa, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadıyla imzasını taşıyan oy pusulasını, yine öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa vermelerini rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarının 7 nci maddesinin yapılan açık oylamasının sonucunu arz ediyorum:

Katılan üye: 307

Kabul : 239

Ret : 67

Çekimser : 1

Böylece, madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime, saat 14.00’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati:13.00

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

BAŞKAN: Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Tevhit KARAKAYA (Erzincan), Mehmet AY (Gaziantep)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Çalışmalara kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C.Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/495) (S. Sayısı: 114) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve hükümet yerlerini almıştır.

Daha önceki oturumda, tasarının 7 nci maddesi kabul edilmişti.

Sayın milletvekilleri, Kâtip Üyenin, oturarak okumasını tensiplerinize sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, 8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8. – 506 sayılı Kanunun 63 üncü maddesine (B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.

“Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından %15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 114 sıra sayılı yasa tasarısının 8 inci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 114 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Kuruluşlarıyla İlgili Yasalarda Değişiklik Yapan Yasa Tasarısının 8 inci maddesi, emekliye ayrıldıktan sonra serbest avukatlık ve noterlik yapanların, emekli aylıklarından yüzde 15 sosyal güvenlik destek primi kesmeyi öngören bir madde üzerinde görüşlerimizi açıklıyoruz.

Değerli milletvekilleri, serbest avukatlık ve noterlik yapan arkadaşlarımız, emekli olduktan sonra -şimdiye kadar yoktu- bundan sonra, yüzde 15 sosyal güvenlik destek primi ödemek zorunda kalacaklar.

Esas maddeye baktığımız zaman, 63 üncü maddenin (B) fıkrasında, bu kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken, sigortalı olarak bir işte çalışmaya başlayanların yazılı talepte bulunmaları halinde, yaşlılık aylıklarının ödenmesine devam olunur; ancak, bunlardan, 78 inci maddeye göre tespit edilen prime esas kazançları üzerinden yüzde 24 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir. Bu primin 1/4’ü sigortalı hissesi, 3/4’ü de işveren hissesidir.

Şimdi, noterler ve avukatlar, topluluk sigortasına bağlıdırlar; ancak, bunların işvereni yok. Sadece işçi primi olarak ödediklerini farz edersek, bunun oranını da yüzde 24 kabul edersek, yüzde 24’ün 1/4’ü yüzde 6 eder. Yüzde 6 olması lazım gelen bu miktarın, hem noterler için hem de avukatlar için yüzde 15’e çıkarılması, yani, bu yüzde 24’lük primin yüzde 60’a çıkarılması hakikaten insafla bağdaşır bir durum değildir.

Baroya bağlı olanlar ve Noterler Birliğine bağlı olan değerli üyelerimiz de, yarın, görecekler ki, barodaki arkadaşları ve Noterler Birliği yetkilileri “bizim primimiz, diğerlerine göre niye bu kadar yüksektir” diyeceklerdir; yani, yüzde 6 olması gerekirken, niye yüzde 15?..

Durumu şöyle bir gözler önüne serecek olursak: Bir insan emekli oluyor, farzımuhal yirmibeş yıl hâkimlik yapıyor, Emekli Sandığından emekliye ayrılmış, gidip evinde oturacak. Bir evi yoksa, emekli maaşıyla kira ödeyecek, hâkimlikten edindiği yaşama biçimini devam ettirmek için gazete ve kitap alacak, belirli bir standartta yaşamaya çalışacak. Bakacak ki, verilen emekli maaşı yetmiyor; bir avukatlık bürosu açacak, büro kirası verecek, ayrıca, istihdama yardımcı olmak amacıyla işçi çalıştıracak, işçi parası ödeyecek; emekli maaşı bitecek. Peki, buna uzun bir süre dayanacak mı? Çünkü, avukatlık bürosunu açar açmaz dava alamıyor, uzun bir süre beklemesi lazım. Bu bekleme içerisinde, dava da alamayınca, maaşının da yüzde 15’i kesilince, belli bir müddet sonra dayanamayacak, büroyu kapatacak ve evine gidip ölümü bekleyecek. Halbuki, bu evsafta bir hukukçu yetiştirmek için, devlet, hukuk fakülteleri açıyor, dört yıl hukuk fakültesinde okutuyor, ondan sonra staj dönemi var, tecrübeli bir hukukçu olması için yirmibeş yıl hukuk alanında çalışıyor, ondan sonra emekli oluyor ve siz, emekli oldu diye, bu arkadaşımızın bütün bu bilgisinden yararlanmıyorsunuz, dışlıyorsunuz. Bunu teşvik edersek... Yani, eğer avukat olursa, kazancından Gelir Vergisi ödeyecek ve devletimiz, belli bir miktarda, bu arkadaşımızın gelirinden Gelir Vergisi alacak; üretici olacak ve dolayısıyla, ülkesine katmadeğer sağlayacak; edinmiş olduğu tecrübeyi de ülkesi ve milleti için harcayacak.

Malumlarınız olduğu üzere, yargının üç önemli ayağı var: İddia makamı, savunma makamı ve karar makamı. Savunma makamı, yargının en temel müessesesidir. Hele ülkemizde, birçok kimse, mahkemelerde kendini savunacak bilgi ve beceriye sahip değil. Zaten, kanunlarımızın çoğu, temel kanunlarımız, daha çok, 1926’daki hukuk devrimiyle, başka ülkelerden iktibas edildi, tercüme edildi ve o günkü lisanla, Osmanlı lisanıyla yazıldı. Şimdi, o günkü lisanla yazılmış olan hukuk terminolojisini okuduğun zaman, yeni bir hukuk terminolojisi ortaya çıktı ve bunu, normal vatandaşımız, zaten, okuduğu zaman anlayamıyor. Anladığını farz edersek, belirli bir hukuk nosyonuna sahip olmadığı için, yine, bu kararlar, bu kanunlar hakkında bir yorum hakkına da sahip olamıyor.

Şimdi, bizim savunma hakkına vermiş olduğumuz önem... Avukatlık yapmak isteyenlerden, yüzde 15 oranında -yani, 4 misli daha fazla- sosyal destekleme fonu istiyoruz. Bunun, bu şekle girmesi, bize göre yanlıştır.

Yine, noterlik müessesesine baktığımız zaman, durum farklı değil. Noterlik, eski Roma devrinde, senet, sözleşme ve sair benzeri işlemleri formalitelere uyarak düzenleyen kimselere verilen isimdi. Noterlik, daha sonra, bir müessese olarak Batı hukukuna geçmiş; ondan sonra da, 1868’de, Ticaret Nezaretine bağlı Daavi Kalemi kurulmuş, senet ve protestoları bunlar yapmışlardı. 1913’te Kâtibi Adil Muvakkatı çıkarılmış, o kanun da 1938’de değişmiş ve en son olarak da 5 Mayıs 1972’de 1512 sayılı Noterlik Kanunuyla noterlerin hukukî düzenlemesi yapılmış ve 5 Mayıs da noterler için Noterler Bayramı olarak Türkiye’de her sene kutlanmaktadır.

Noterlik Kanununa göre, noterlik, bir kamu hizmetidir; yani, toplumda yaptıkları hizmet kamu hizmetidir; ama, noterlik kamu hizmeti olduğu halde, noterler, devlet memuru sayılmıyorlar. Noterler, topluluk sigortasına üyedirler. Topluluk sigortası öyle bir şey ki, noter, topluluk sigortası primlerini zamanında yatırmadığı zaman işten el çektiriliyor; yani, bu kadar önemli müeyyideler konulmuş.

Sonuç olarak şunu söylüyoruz: Hem avukatların hem de noterlerin yaptıkları hizmetler göz önünde bulundurularak, bunların bu primlerinin kesilmesini bir haksızlık olarak gördüğümüzü, bunun, iflas eden bir tüccarın eski defterleri karıştırarak, kendisine karşı tek kuruş vergi kaçırma imkânı olmayan, her şeyi resmî bulunan devletin vergi tahsildarlarından yeniden yüzde 15 kesinti yapması, çalışanı cezalandırma gibi görünmektedir.

Değerli arkadaşlarımız, hakikaten, şu anda, sosyal güvenlik reformu diye sunulmuş olan elimizdeki tasarı, ilk önce bakıldığı zaman bir konsolidasyon gibi görülüyor.

BAŞKAN – Sayın Erbaş, süreniz bitmek üzere; toparlayın lütfen...

FETHULLAH ERBAŞ (Devamla) – Ne demek bu; yani, devlet, şu anda emekli olanlara vereceği parayı iki yıl süreyle ödemeyecek, ilk etapta. Ondan sonra da, yirmi yıl kadar geriye giden bir parayı devlet ödemeyecek. Direkt olarak -şu anda para bulamıyor- devlet, emeklinin, işçinin, daha doğrusu, bordro mahkûmlarının parasını şu anda ödememeye gayret ediyor. Diğer bankalara dokunamaz; çünkü, dokunduğu zaman, bankalar -Allah göstermesin- yıkılırsa, o müessese giderse, Arnavutluk’taki gibi, bir sürü olayların başımıza geleceğinden korkuyoruz. En kolay yol, devlete kadroyla bağlı olan, bordro mahkûmlarından, işçilerden en güzel şekilde bu alınabildiği için de, bu şekilde davranıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FETHULLAH ERBAŞ (Devamla) – 1 dakika vermeyecek misiniz efendim?

BAŞKAN – Toparlayın efendim...

FETHULLAH ERBAŞ (Devamla) – Ayrıca, bu tasarıyla, kazanılmış haklar da gasp ediliyor. Bu tasarıları -sizler de biliyorsunuz- ne Sayın Bakanım hazırlıyor ne de bir başkası. Bu tasarıların hepsini bürokratlar hazırlıyor. Bürokratlar hazırladıkları zaman, bir hükümete göre, öyle emrediliyor, 58-60 deniliyor, bir hükümete göre 50-55 deniliyor, bir başka hükümet geliyor 39-43 deniliyor. Sonuç olarak, bu tasarıları hazırlayanlar bürokratlar. Bu tasarıların savunulması da, komisyonlarda ve Mecliste, bize kalıyor.

Şu anda iktidar grubu güçlü, dozer gibi ezip geçebiliyor; doğrudur; ama, bu güçlülüğünüzü, lütfen, işçilerin üzerinde, emeklilerin üzerinde yürütmeyin; bu güçlülüğünüzü, haklı konularda yürütmeye çalışın. Çünkü, Jean Jacques Rousseau’nun dediği gibi, iktidarı eline geçiren herkes bunu kötüye kullanmaya çalışıyor. Bu hale düşmeyin...

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erbaş.

Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Salih Çelen’de.

Buyurun Sayın Çelen. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA SALİH ÇELEN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 8 inci maddesiyle ilgili olarak, Doğru Yol Partisi Grubu adına, söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ancak, sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisin bu kürsüsünden, daha önce konuşmuş bulunan bir sayın milletvekili, arkasından kendisine cevap veren bir başbakana, genel başkana konuşmakta iken Meclis kürsüsüne yürümüştür ki, 21 inci Dönemde bunun olmaması gerektiği kanaatindeyim; kendisini esefle kınıyorum. Ayrıca, aynı sayın milletvekili, burada bulunan 550 milletvekilini kanun tasarısını okumamakla itham etmiştir ki, bundan dolayı milletvekillerinden özür dilemesi gerektiği kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, hükümet, sosyal güvenlik kanunlarındaki değişiklik tasarısını, bütün televizyon kanallarını dolaşmak suretiyle, şaşalı bir şekilde, reform tasarısı diye nitelendirerek Meclis gündemine getirmiştir. Acaba kanunun sağına soluna “reform” kelimesinin eklenmesiyle bu kanun tasarısı reform niteliğini taşır mı? Sokağa bir bakıyoruz, bütün işçiler, memurlar, sendikalar, avukatlar, noterler sokakta yürüyor. Bu kanun tasarısının milletin menfaatına olduğunu söylemek mümkün müdür ki, bu, reform niteliğini taşısın?! Hangi tür bir yenilik getirmektedir ki, milletin hangi nedenle menfaatınadır ki, reform niteliğini taşımaktadır; tarafımızdan anlaşılamamıştır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı bir uzlaşma ürünü değildir. Sendikalarla uzlaşılmamıştır, işçi kuruluşlarıyla, gönüllü kuruluşlarla, muhalefetle, iktidarla uzlaşılmamıştır; uzlaşılmış bir metin değildir. Bu nedenle, reform niteliği taşıması mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kuruluşlarında ekonomik sıkıntı olduğu herkesçe malumdur; ancak, bunun faturasının tamamının işçi kesimine, çalışana yüklenmesi de doğru değildir. Bakın, uzmanlar araştırmışlar; buna göre, kayıtdışı istihdamın 5 milyonu aştığı söylenmektedir. Kayıtdışında bulunan bu istihdam kayıt içine çekilebildiği takdirde sosyal güvenlik kuruluşlarının bütün açığı kapatılmaktadır. Bunlara, eğer sosyal güvenlik fonlarının rantabl değerlendirilmesi, çalışanların, muvazaalı bir şekilde, eksik çalışma süresi göstermesi ve düşük ücret göstermesi engellendiği takdirde sosyal güvenlik kuruluşlarının bütün açığı kapatıldığı gibi, artıya dahi geçmektedir. Bunlar gözetilmeden yapılan bir tasarının reform niteliği taşıması mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Doğru Yol Partisi iktidarı zamanında, kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaşında emekli olma esası getirilmiştir. Sabah konuşan bir sayın milletvekilimiz bu tasarıda “9 000” gün olduğunu söylemişse de -tasarı önümdedir- hayır, “5 000” gündür. Aynı şekilde kanunun geldiği sırada 9 000 işgününü taşımış olması, sayın hükümetin getirmiş olduğu tasarının da 10 500 gün üzerinden getirildiği gözetildiğinde kimin milleti ahmak yerine koyduğunu bu millet çok iyi bilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında devletimizin sosyal bir hukuk devleti olduğu yazılıdır; sosyal bir devlettir. Bu tasarı da, Sosyal Güvenlik Tasarısıdır; dolayısıyla, sosyal bir hadisedir. Dünyanın bütün gelişmiş demokrasilerinde sosyal devletler, sosyal güvenlik fonuna katkıda bulunmaktadır; sosyal güvenliğin finansmanına katkıda bulunmaktadır. Reform niteliği taşıyan bu tasarının, sosyal güvenlik finansmanına ne şekilde ne kadar katkıda bulunduğunu da ayrıca, Sayın Bakanımdan soracağız.

Değerli milletvekilleri, tasarının 8 inci maddesinde, mesleğini avukat olarak sürdüren, noter olarak sürdüren kişilerin, emekli olduktan sonra da sosyal güvenlik destek primi adı altında yüzde 15 oranında aylıklarından kesinti öngörülmüştür. Şimdi burada çok değerli milletvekillerimizden bazıları eskiden avukatlık yapmaktaydı, çok iyi bilirler, hukuk fakültesinden 22 yaşında mezun olan bir kişi avukatlığa başlamakta ve zorunlu olarak topluluk sigortasına dahil olmaktadır. Ben birçok avukatı bilirim ki, doktor parasını ödeyemez; ama, yüksek miktarda sigorta primi yatırmaktadır. Şimdi, 22 yaşında avukatlığa başlayan bir bayan otuzaltı yıl, 22 yaşında mesleğe başlayan bir erkek avukat otuzsekiz yıl yüksek miktarlarda topluluk sigortası primi yatırmaktadır.

BURHAN BIÇAKÇIOĞLU (İzmir) – Sırf avukatları söylüyorsun!..

BAŞKAN – Efendim, yerinizden konuşmayın lütfen.

Buyurun Sayın Çelen.

SALİH ÇELEN (Devamla) – Şimdi 38 yıl yüksek miktarda prim yatıran avukatlar, doktor parasını cebinden öder, ilaç parasını cebinden öder, hastaneye yatar parasını cebinden öder. SSK’nın bir aspirini dahi avukata nasip olmaz. Bu şartlarda -60 yaşında emeklilikle birlikte- çalışmaya devam eden avukatların yeniden yine aylıklarından yüzde 15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilmesinin avukatlık mesleğine son derece zarar verdiği kanaatindeyim; aynı şekilde noterlere de zarar vermektedir.

FARUK DEMİR (Ardahan) – Avukatların maaşı yok mu?

SALİH ÇELEN (Devamla) – Avukatların maaşı yoktur; ama, avukatlar yargının temel bir unsurudur. Avukatlar 60 yaşında emekli olduğu takdirde, 60 yaşına kadar sosyal güvenlikten istifade edemedikleri halde, 60 yaşından sonra da “sosyal güvenlik destek primi” adı altında yüzde 15 oranında prim yatırmaları, savunmaya son derece zarar verecektir.

Bakın, Avukatlık Kanununun 1 inci maddesi, avukatların kamu hizmeti ifa ettiğini söylemektedir. Daha önceden çıkarılmış bulunan vergi reformu nedeniyle emekli avukatların birçoğu zaten mesleklerini bıraktı; kalanlar da, masrafları karşılayabilmek için iki üç avukat birleşmek suretiyle, birlikte avukatlık mesleğine devam ettiler. Şimdi, bu deneyimli avukatların, sosyal güvenlik destek primi kesilmesi nedeniyle tekrar avukatlığı bırakacağını, kalanların da avukatlığı bırakacağını düşündüğümüzde, rekabeti artıran, kaliteyi yükselten bu emekli avukatların meslekten ayrılmasının, yargıya çok büyük zarar vereceği kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, aynı statüde bulunan işçilerden yüzde 6 oranında sosyal güvenlik destek primi kesildiği halde, avukatlardan yüzde 15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilmesinin de, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu kanaatindeyim. Öyle düşünüyorum ki, bu kanun, Anayasa Mahkemesinden dönecektir.

Gelin, sokaktaki yangını söndürelim; işçiyi, memuru, avukatı sokağa dökmeyelim. Sendikalarla, işçilerle, toplumun bütün kadrolarıyla uzlaşmak suretiyle yeni bir kanun yapalım. Biz, şimdiden, Doğru Yol Partisi olarak her türlü desteği vermeyi, buradan, peşinen taahhüt ediyoruz ve bu düşüncelerle, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelen.

Şimdi, şahıslar adına, Ağrı Milletvekili Sayın Nidai Seven, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan, İstanbul Milletvekili Sayın Rıdvan Budak, Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük söz almışlardır.

Söz sırası, Ağrı Milletvekili Sayın Nidai Seven’de. Buyurun Sayın Seven.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sıramı, Afyon Milletvekili Mehmet Telek’e devrediyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

MEHMET TELEK (Afyon) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortalar Kanunu üzerinde değişiklik yapan yasa tasarısının 8 inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, yolsuzluk, sosyal adaletsizlik ve gelir dağılımındaki bozuklukları düzeltmeyi hedef alan hükümetimiz, bu kanun tasarısındaki 8 inci maddeyle, senelerce yapılan haksızlığı düzeltme yoluna gitmiştir.

Yaşlılık aylığı almaya hak kazanmış dargelirli insanlarımızdan, işçilerimizden, tekrar çalışmak zorunda kaldıklarında kendi istekleri doğrultusunda ya maaşları kesilmekte ya da aldıkları ücretlerden yüzde 24 oranında sosyal güvenlik destek primi adı altında kesinti yapılmaktadır; ama, kanun hazırlayıcı durumunda olan hukukçuların, emekli olduktan sonra serbest avukat ya da noter olarak çalışmayı sürdürenlerin almakta olduğu aylıklardan, bu zamana kadar sosyal güvenlik destek primi kesilmemekte idi. Emekçilerin ve işçilerin yanında olduğunu söyleyenlerin, bugün, burada, toplumun üst gelir seviyesine sahip iki meslek grubundan bu kesintinin yapılmasını eleştirmelerini anlamakta zorluk çekiyorum.

Sayın milletvekilleri, Yüce Meclisin çalışmaya başladığı günden bugüne kadar, dikkatimi çeken iki olguya da değinmek istiyorum. Bunlardan birincisi; siyasî partilerimize mensup çok kıymetli hatipler, bu kürsüye çıktıklarında, ellerinde belgeleriyle, muhalefette ve iktidarda farklı düşündüklerini ortaya koymaktadırlar. İlkeli, dürüst ve seviyeli politika yapmayı kendisine düstur edinmiş, iktidarda ya da muhalefette, memleketimizin ve milletimizin menfaatları doğrultusunda çalışmayı ilke edinmiş Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak, bizler, bu durumu, hayret; ama, çoğunlukla da endişeyle takip ediyoruz.

Hayrete şayan ikinci nokta ise, Yüce Meclise sevk edilen her kanuna, özellikle bir siyasî partimizin hatipleri tarafından şüpheyle bakılması ve bu kürsüden, bu tasarının hangi güçlerin etkisiyle hazırlandığı yolundaki korkularıdır. Bir hekim olarak biliyorum ki, korkunun normal bir insan psikolojisi olduğu kesindir. Eğer bu korku, biraz daha artarsa fobiye dönüşür; eğer, tedavi edilmezse psikoza dönüşen bu korku, daha ciddî rahatsızlıklara sebep olabilir. (MHP sıralarından alkışlar) Bu nedenle, 28 Şubattan sonra gelişen bu fobilerinizi mutlaka yenmeniz gerektiğini belirtmek istiyorum. Eğer bu korkularınız gerçek ise, sizlerin de desteğiyle çıkan Siyasî Partiler Yasasındaki değişiklikleri Meclis gündemine getiren de bu hükümettir, şimdi görüşmekte olduğumuz yasa tasarısını hazırlayan da bu hükümettir. Şundan emin olmanızı isterim ki, bundan sonra Yüce Meclise getirilecek her yasa, millî menfaatlarımız doğrultusunda, hür irademizle hazırlanacak, memleketseverliğinizden hiç şüphe etmediğim siz sayın milletvekillerinin desteğiyle de kanunlaşacaktır.

Bu vesileyle sizlere saygılar sunuyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Telek.

Şimdi, söz sırası, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam’da.

Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının ilk önce bir sosyal güvenlik reformu olarak kamuoyuna takdim edildiği hepinizin malumu. Şimdi, doğrusunu isterseniz, bu reformun tarafları var, sosyal güvenlikle ilgili taraflar var, çalışanlar var, çalıştıranlar var, devlet var, emekliler var. Kısaca, aşağı yukarı 52 milyona yakın ülke nüfusunu ilgilendiren çok önemli bir konu; ama, aşağı yukarı, kendisini ilgilendirenlerin tümüne yakınının örgütleri buna karşı; ama, sayın hükümet bunu bir sosyal güvenlik reformu olarak çıkarmakta ısrar ediyor. Doğrusunu isterseniz, bunu anlamakta güçlük çektiğimi burada belirtmek istiyorum; çünkü, bu kadar önemli ve bu kadar geniş kapsamlı kitleleri ilgilendiren bir tasarının daha rahat bir atmosferde; böyle, süreleri kısıtlayarak, geceyarılarına kadar çalışarak, acele ederek geçirilme yerine, daha iyi, daha geniş bir platformda ve rahat bir atmosferde, karşılıklı birbirimizi kırmadan tartışılması mümkündü diye düşünüyorum.

İkincisi, çalışan, çalıştıran, emekli, devlet, bütün bunlar bir uzlaşmayla bir araya getirilebilirdi. Hükümetin, çalışanların kuruluşlarıyla, işverenlerin kuruluşlarıyla bir uzlaşma aradığını biliyoruz; ama, mademki bu uzlaşmaya ulaşamadınız, bunun, karşılıklı başka tavizlerle, mutlaka uzlaşmaya ulaşılmasıyla ancak başarılı uygulaması mümkün olur diye düşünüyorum; çünkü “reform” adı altında veya başka bir şekilde birtakım düzenlemeleri getirebilirsiniz; -öyle anlaşılıyor ki, bu kanunu da bu şekilde çıkaracaksınız sayı çokluğuyla- ama, değerli arkadaşlarım, bu kesimler, bu 52 milyonun temsilcileri buna karşı olduğu sürece, bunun sonuçları ve uygulaması kalıcı olamayacaktır Türkiye’de. Gerçekten, samimî olarak bir sosyal güvenlik reformu istiyorsanız, bunun bir uzlaşmayla yapılması uygulama şansı bakımından da çok daha gerçekçi olurdu diye düşünüyorum. Aksi takdirde, bu kuruluşlar, 52 milyonun çeşitli şekillerde organize olmuş bu kuruluşları, önünde sonunda, bu kanunun özellikle karşı çıktıkları emeklilik süresi gibi önemli maddeleri bakımından sık sık değişiklik getirecektir. Geçmişte de bu olmuş ve görüyorsunuz ki, ülkeye bir fayda getirmiyor, sistemin daha da çökmesi kaçınılmaz hale geliyor. Bunun için, eğer gerçekten bir sosyal güvenlik reformu yapılması isteniyorsa -ki, herhalde maksat odur- doğrudan doğruya gelir artırıcı ve gider artırıcı düzenlemelerde bütün unsurların dikkate alınması gerekirdi; prim oranları, prime esas kazanç miktarı, gösterge katsayısı gibi vesaire. Şimdi, buna ilave, bir yapı değişikliği; Sosyal Sigortalar Kurumunun veya sosyal güvenlikle ilgili kurumların tek çatı altında toplanması, öteden beri üzerinde durulan bir konu. Bütün bunlar tasarıda gözükmüyor; tasarıda, sadece, belirli konularda çalışanların ve çalıştıranların ısrar ettiği birkaç noktada bir uzlaşma sağlansa, belki kalıcı bir sosyal güvenlik sistemini oturtmamız veyahut ileride takviye etmek suretiyle geliştirmemiz mümkündü; ama, bakıyorsunuz ki, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili af, tahkim, borçlanma gibi konular uygulamadan kaldırılmıyor.

BAŞKAN – Sayın Sağlam, süreniz dolmak üzere, sözlerinizi toparlayın lütfen.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Özel veya kamu kurumundaki görevliler arasında, bunların teşekkülleri arasında bir uzlaşma sağlanabilmiş değil.

Öyleyse, değerli arkadaşlarım, şimdiden bu kadar geniş bir kitleyi ilgilendiren, bu kadar geniş bir kitlenin karşısında olduğu bir tasarıyı kanunlaştırmanın bir faydası olmamasına rağmen, bu kadar ısrar edilmesinin, sürelerin kısaltılmasının, muhalefetin, olayı dile getirmeden bir an önce kanunlaşma acelesinin anlaşılması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, elbette ki, meclisler, çoğunlukla çalışır; ama, daha evvel birçok kanun tasarısında olduğu gibi, gerçekten işlemeyecek, uygulamada, büyük kesimlerin karşı çıkacağı bazı noktaların ısrarla belirtilmesine rağmen, Vergi Yasasında olduğu gibi, sonunda, bu işler, dönüp dolaşıp tekrar Meclisin huzuruna gelmektedir. Dolayısıyla, bir kere daha, özellikle çalışan ve çalıştıran temsilcilerinin dikkatlerini üzerinde topladıkları noktalarda, Hükümetimizi, bir uzlaşmaya davet ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sağlam.

Madde üzerinde 4 adet önerge vardır.

Önergeleri, önce, geliş sırasına göre okutacağım..

FETHULLAH ERBAŞ (Van ) – Sorumuz vardı, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Geç kaldınız; ama, o hakkınızı da elinizden almayayım; geç kaldınız, ben de size hatırlatmak istemedim.

Yerinden soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin, şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlardaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Sayın İncetahtacı, buyurun efendim.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakanıma şu suali tevcih etmek istiyorum: 57 nci hükümetin, fikî ve siyasî manada başlangıcı 55 inci hükümettir. 55 inci hükümetin ve 56 ncı hükümetin iki değerli Çalışma Bakanı Sayın Nami Çağan ve Sayın Hakan Tartan’ın, sosyal güvenlik yasasıyla ilgili çalışmaları vardır, onları biliyoruz.

Acaba 55 ve 56 ncı hükümetlerdeki bu iki çalışma ile bugünkü çalışmalar arasındaki farkı ortaya çıkaran değişiklikler nelerdir? Ne olmuştur da bu iki Bakanımızın hazırladığı tasarı değiştirilerek 57 nci hükümette yeni bir şekle sokulmuştur? Bunun, gerek Sosyal Güvenlik Yasasının hesaplanmasıyla ilgili gerek siyasî değişikliğiyle ilgili unsurlarını öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Pamukçu, buyurun.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanımdan öğrenmek istediğim husus şudur: Daha önceki 506 sayılı Kanunda sonradan, yani emekli olduktan sonra bu işlerle iştigal eden noter ve avukatlardan, bildiğim kadarıyla, böyle bir prim alınmıyordu. Burada yeni bir uygulama getiriyorsunuz, yüzde 15 oranında sosyal güvenlik destek primi alıyorsunuz. Öğrenmek istediğim husus, bu maddeyle elde edilecek prim tutarı yıllık ne kadar olacaktır?

Teşekkür eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Sünnetçioğlu, buyurun.

AHMET SÜNNETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, aracılığınızla aşağıdaki sorularımın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından cevaplandırılmasını arz ve teklif ederim.

Sayın Bakanım, görüşmekte olduğumuz maddede “yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından yüzde 15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir”deniliyor.

Birinci sorum: Bu serbest avukat ve noter, ne özellikleri var ki bu kapsama alınmış, niye serbest hekim veya serbest muhasebeci bu kapsamda değil?

İkinci sorum: Bu kapsama girecek kaç serbest avukat veya noter hesapladınız?

Üçüncü sorum da: Bunlardan ne kadar yüzde 15 sosyal güvenlik destek primi gelmesini bekliyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erbaş...

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızdan aşağıdaki sorularımın cevaplandırılmasını arz ediyorum.

Diğer emekli SSK’lılar çalışmaya başlarken, kendilerinden yüzde 6’ya tekabül eden, yani, yüzde 24’ün, 1/4’ü oranında sosyal güvenlik destek primi kesilirken, noterler ve avukatlardan niçin yüzde 15 sosyal güvenlik destek primi kesilmektedir?

İkinci sorum ise; yüzde 15 sosyal güvenlik destek primi, avukatlar ve noterler için hangi kriterlere göre tespit edildi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erbaş.

Sayın milletvekilleri, aynı suali tekrarlamayın lütfen.

NEZİR AYDIN (Sakarya) – Ne soracaklarına siz mi karar vereceksiniz Sayın Başkan?!

BAŞKAN – Diğer bir arkadaşınızın hakkını yiyorsunuz da, onun için söyledim Sayın Aydın.

Sayın Karapaşaoğlu...

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum.

Son günlerde, basında, oldukça yoğun bir şekilde bir konudan bahsedilmekte; başlık olarak da “Emeklilik Yaşı Sigorta Şirketlerini Memnun Etti” deniliyor ve emeklilik yaşının yükseltilmesinden yana oldukları ifade ediliyor. “Devletin ikinci emekliliğe izin vermesi -yani, Sosyal Sigortalar Kurumu emekliliğinin yanında, bir başka emekliliğe de zemin hazırlaması- lazımdır” deniliyor. Devletin özel sektörle işbirliği içerisinde olduğu ifade ediliyor. Bu konular hakkında Sayın Bakanımızdan bilgi rica edeceğim efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Şimdi, Sayın Bedri İncetahtacı’nın sorusuna cevap vermek istiyorum öncelikle, bazılarına yazılı olarak cevap vereceğim.

55 inci ve 56 ncı hükümet döneminde, o hükümetlerde görev alan Çalışma Bakanı arkadaşlarımızın bu konuda hazırlıkları olmuştur; ama, bir tasarı mevcut değildi; bir tasarı halinde, hükümette, Bakanlar Kurulunda görüşülüp Parlamentoya sevk edilen bir tasarıdan söz edemeyiz. Biz, o çalışmaların ışığında, o alt çalışmaları daha da geliştirerek, güncelleştirerek, bu tasarıyı getirdik ve Bakanlar Kurulundan da huzurunuza getirdik. Dolayısıyla, orada, bir farklılık veya çelişen olarak değerlendireceğimiz bir husus yok. O, bir hazırlıktı. O hazırlığı biz devam ettirdik ve sonuçlandırdık.

Şimdi, burada, serbest çalışan emekli avukat ve noterlerin aylıklarından yapılacak sosyal güvenlik destek primi kesintisi yüzde 15 dediğimizde, aklımıza çok büyük rakamlar geliyor zannediyorum. Asgarî alınacak ücret 12 milyon 642 bin liradır; azamîsi de 23 milyon 921 bin liradır; yani, bir avukat ve noter arkadaşımızın, sosyal güvenlik destek primi olarak azamî ödeyeceği 23 milyon lira, asgarîde de 12 milyon küsur liradır. Bunların çok fazla bir husus olarak içerdiğini zannetmiyorum. Şimdi, yüzde 30 primin, biliyorsunuz, yüzde 7,5’i işçiden yüzde 22,5’i de işverenden kesiliyor. Noter ve avukatlar aynı zamanda işveren konumundadırlar; dolayısıyla, kendileri kendi işinin sahibidir, buradaki değerlendirmeyi öyle alabiliriz.

Ayrıca, sigortadan emekli olup da emekli aylığı alanlar tekrar çalışırlarsa, yüzde 24 oranında -ki, bu oran tasarıyla yüzde 30’a çıkarılıyor- sosyal güvenlik destek primi kesilmesi gerekiyor. Mevcut uygulamada, bu hüküm, noter ve avukatlar için uygulanmıyordu; eşitliği sağlamak için böyle bir hüküm, bu tasarıya ilave edilmiştir. Bu hükümle, yaklaşık, yıllık 1,8 trilyon liralık bir gelir elde edilmesi düşünülmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, geriye kalan süre içerisinde sorulara devam ediyoruz.

Sayın Okutan; buyurun.

MEHMET ZEKİ OKUTAN (Antalya) – Sayın Başkan, soracağım sorular soruldu; vazgeçtim.

BAŞKAN – Sayın Seven; buyurun.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sayın Başkanım, benim soracağım soruyu arkadaşlar sordular. Asgarî ve azamî hadleri sormak istiyordum; Sayın Bakanım cevaplandırdılar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seven.

Sayın Çelen; buyurun.

SALİH ÇELEN (Antalya) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanın cevaplandırmasını istediğim soru şudur: Avukatlar yargının temel unsurudur. Emekli olduktan sonra -özellikle, 38 yıl prim ödeyip de sağlık sigortasından istifade etmedikten sonra- ayrıca sigorta primi, sosyal güvenlik destekleme primi adı altında kesinti yapılması nedeniyle avukatların mesleklerini bırakmaları söz konusudur. Bu durumda, yargının zarar göreceği hesaplanmış mıdır acaba kanun tasarısı hazırlanırken?

Tekrar edeyim mi efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Evet; anlamadım.

BAŞKAN – Sayın Enginyurt; buyurun efendim...

SALİH ÇELEN (Antalya) – Bakan “anlamadım” dedi efendim.

BAŞKAN – Bakan Beyin cevap verme süresi bittiği için, geri kalan süreyi, aldığımız karar uyarınca, sayın milletvekillerinin tekrar sual sormalarını temin için kullanacağız. Sayın Bakan size yazılı cevap verecek efendim; başka çare yok.

SALİH ÇELEN (Antalya) – Peki efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Enginyurt.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, sizin aracılığınızla, Sayın Bakana sormak istiyorum.

Emek platformuyla yapmış olduğu görüşmelerde, emek platformu, yüzde 90-95 oranında tasarı üzerinde anlaştıklarını ifade etmişlerdi. Daha sonra ne oldu da, emek platformu bu anlaşmadan vazgeçti?

BAŞKAN – Sayın Bakanın cevap verme süresi bitmiştir. Size yazılı olarak cevap verecektir.

Madde üzerinde 4 adet önerge vardır.

Önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 8 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Saffet Arıkan Bedük

Sakarya İçel Ankara

Zeki Ertugay Yener Yıldırım Sevgi Esen

Erzurum Ordu Kayseri

“Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından yüzde 7,5 oranında sosyal güvenlik primi kesilir.”

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesiyle eklenen 506 sayılı Kanunun 63 üncü maddesine (B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Yakup Budak

Bingöl Tokat Adana

Fethullah Erbaş Cevat Ayhan Ali Gören

Van Sakarya Adana

Musa Demirci Mehmet Çiçek Bekir Sobacı

Sıvas Yozgat Tokat

Mehmet Bedri İncetahtacı Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Gaziantep Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç M. Zeki Çelik Cemil Çiçek

Ankara Ankara Ankara

Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan İsmail Özgün

Ankara Antalya Balıkesir

Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata

Batman Bayburt Bingöl

Zeki Ergezen İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Bitlis Bolu Bursa

Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu

Bursa Çankırı Çorum

Osman Aslan Sacit Günbey Seyyit Haşim Haşimi Diyarbakır Diyarbakır Diyarbakır

Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç

Diyarbakır Elazığ Elazığ

Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı

Erzincan Erzurum Erzurum

Aslan Polat Nurettin Aktaş Turhan Alçelik

Erzurum Gaziantep Giresun

Lütfi Doğan Mustafa Geçer Metin Kalkan

Gümüşhane Hatay Hatay

Ali Güner Abdülkadir Aksu Mustafa Baş

Iğdır İstanbul İstanbul

İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kapusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Fehim Adak Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış

Mardin Muş Nevşehir

Eyüp Fatsa Şükrü Ünal Mehmet Bekaroğlu

Ordu Osmaniye Rize

Nezir Aydın Ahmet Demircan Musa Uzunkaya

Sakarya Samsun Samsun

Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu Yahya Akman

Siirt Sıvas Şanlıurfa

Zülfükar İzol Ahmet Karavar Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şanlıurfa Şırnak Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Van Yozgat Yozgat

Önerilen Metin:

“Bu kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklardan yüzde 7,5 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 8 inci maddesi ile 506 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin (B) fıkrasının birinci bentten sonra gelmek üzere eklenen bendin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı alan ve serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından yüzde 15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 8 inci maddesi ile 506 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin (B) fıkrasına birinci bentten sonra gelmek üzere eklenen bendin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından Kurumca, yüzde 15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutuyorum:

Buyurun efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan, Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 8 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

“Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından yüzde 7,5 oranında sosyal güvenlik primi kesilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Müteakip önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 8 inci maddesi ile eklenen 506 sayılı Kanunun 63 üncü maddesine (B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Mahfuz Güler (Bingöl) ve arkadaşları

Önerilen Metin:

“Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil almakta oldukları aylıklarından, yüzde 7,5 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?..

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, diğer iki önergeyi önerge sahipleri geri çekiyorlar.

Bu arada, madde üzerinde, açık oylama talebi vardır; okutuyorum...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, yerimden bir şey arz edebilir miyim...

BAŞKAN – Hayır efendim; geçtik artık, açık oylamaya geçiyoruz...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Daha başlamadık efendim...

BAŞKAN – Buyurun, okuyun efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı yasa tasarısının 8 inci maddesinin oylamasının, açık oyla yapılmasını saygıyla arz ederiz.

BAŞKAN – Şimdi, önerge sahiplerini arayacağım efendim.

Fethullah Erbaş?.. Burada.

Mahfuz Güler?.. Burada.

Yakup Budak?.. Burada.

Osman Yumakoğulları?.. Burada.

İsmail Özgün?..

CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Takabbül ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Burada efendim; takabbül ettiler.

Bedri İncetahtacı?.. Burada.

Maliki Ejder Arvas?.. Yok.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Zülfükâr İzol?.. Burada.

Ahmet Karavar?.. Burada.

Şükrü Ünal?.. Burada.

Ergün Dağcıoğlu?.. Burada.

Cevat Ayhan?.. Burada.

Altan Karapaşaoğlu?..Burada.

Yaşar Canbay?.. Burada.

Abdullah Gül?.. Burada.

Hüseyin Arı?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Ahmet Aydın?.. Burada.

BAŞKAN – 20 kişi tamamlandı efendim... (FP sıralarından, “Hayır efendim, arkası da var” sesleri)

20 kişi oldu efendim... Sayıyorum ben; rica ederim...

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın, elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler ... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, açık oylama, elektronik cihazla yapılacaktır. Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen, sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakika süre içinde Başkanlığa takdim etmelerini rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak bakanlar varsa, hangi bakana vekâlet için oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadını, imzasını taşıyan oy pusulasını 5 dakika içinde Başkanlığa sunmalarını rica ederim.

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)– Sayın Başkan çok hızlı okuyorsunuz, ne dediğiniz anlaşılmıyor.

BAŞKAN – Aman efendim, bunu nasıl anlamıyorsunuz yani!.. Rica ederim, her oylamada okunan bir şey, istirham ederim...

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)– Olsun efendim, teker teker okuyun.

BAŞKAN – Yapmayın efendim; başka şeyde tamam, ama... Bunu, usulen okuduğumuzu siz de biliyorsunuz.

Buyurun efendim, oylama başlamıştır.

(Elektronik cihazla açık oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısının 8 inci maddesinin yapılan açık oylama sonucunu açıklıyorum:

Katılım : 303

Kabul : 241

Ret : 60

Çekimser : 1

Mükerrer : 1

Böylece, 8 inci madde kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. – 506 Sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) alt bendi ile (B), (D) ve (E) bentleri yürürlükten kaldırılmış ve (C) bendi (B) bendi olarak değiştirilmiştir.

“c) Toplam olarak 1800 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olan sigortalının, bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının %60’ının 1/12’ si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. Bu oran sigortalının 8100 ila 9000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2, 9000 günden sonra ödenen her 360 gün için de 1,5 artırılır. Buna göre hesaplanan ölüm aylığı 61 inci maddenin son fıkrası hükümlerine göre artırılır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün.

Buyurun efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Aslan Polat konuşacak.

BAŞKAN – Peki.

Fazilet Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika efendim.

FP GRUBU ADINA ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 114 sıra sayılı Sosyal Sigortalar Kanun Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısıyla değiştirilen (c) alt bendinin yeni şekli şöyledir: “Toplam olarak 1 800 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olan sigortalının, bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının yüzde 60’ının 1/12’si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. Bu oran, sigortalının 8 100 ilâ 9 000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2, 9 000 günden sonra ödenen her 360 gün için de 1,5 artırılır. Buna göre hesaplanan ölüm aylığı 61 inci maddenin son fıkrası hükümlerine göre artırılır.”

Bu madde değiştirilmeden önce ise, “sigortalının, bu Kanunun değiştirilmeden önceki haline göre tespit edilecek göstergesinin katsayı ile çarpımının yüzde 60’ı üzerinden hesaplanan aylığı” diye başlayıp, devam ediyor idi.

Bu maddede getirilen en önemli değişiklikler şunlardır:

1- Bundan önceki kanunda hak sahiplerinin aylığının hesabına esas alınacak aylığın göstergesi, sigortalının öldüğü tarihten önceki malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş son 5 takvim yılının prim hesabına esas tutulan kazanç tutarlarına göre bulunacak ortalama yıllık kazanç esas alınarak tespit edilerken, şimdi, ise “sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancının ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllık kentsel yerler tüketici fiyatları endeksindeki artış oranı ve gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasında esas ortalama yıllık kazancı oluşturur” denilmektedir.

Buradaki fark ne? Açıkça şu: Bir işçi, işe yeni girince ücreti düşüktür, hatta asgarî ücretle çalışır. İşinde ustalaştıkça, kıdemi arttıkça ücreti de reel olarak artar. Dolayısıyla, bir işçi kıdemli bir işçiyse, ölümünden 5 yıl önceki ücretlere esas alınarak bulunacak prime esas ortalama yıllık kazancı, her halukârda, tüm çalışma hayatı boyunca aldığı ücretlerin tüketici fiyatları endeksi baz alınarak, ölüm yılına göre ayarlanarak bulunan ortalama prime esas yıllık kazancından fazla olur.

İşte, hemen burada, bu hükümet devreye giriyor ve işçi ve memurlara bu kanunla diyor ki “bakmayın siz benim faiz alacaklılarına olan müsamahama; ben sizlere fazla ücret ödeyemem. Önceki kanunlarda sizin lehinize olan bu uygulamayı kaldırıyorum. Hiç heveslenmeyin, benden sizlere müsamahalı ücret ödemesi olamaz.”

2– Sigortalının hesaplanan ortalama yıllık kazancının yüzde 60’ının, önceki kanunda, 5 000 günden fazla ödediği her 240 gün için ölüm sigortaları primi 1 puan artırılırken, şimdi ise 8 100 ilâ 9 000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2 puan, 9 000 günden sonra ödenen her 360 gün için de 1,5 puan artırılıyor.

Şimdi, yeni duruma bakalım; sigortalının 8 100 gün prim ödeyip vefat ettiğini düşünelim. Eski uygulamada 8 100–5 000=3 100 gün, 5 000 günden fazla prim ödediğinden, bunun 240 güne bölümüyle çıkan 12,92 puana 60 puan eklenecekti. Bu uygulamada ise, 8 100 gün için 60 puan üzerinden aylık bağlanacaktır. 9 000 gün prim ödeyen bir işçinin ise, eski uygulamaya göre 9 000–5 000=4 000:240=16,6 puanlık artışı 60 puana eklenerek, 76,6 puan üzerinden aylık alacakken, şimdi 5 puanlık bir artışla 65 puan üzerinden aylık bağlanacaktır. Yani, 8 100 günlük ödemeye göre ortalama 13 puan, 9 000 günlük ödemeye göre ise 11,6 (yaklaşık 12) puanlık bir kaybı olacaktır.

Yine, önceki kanunda, bağlanacak aylık oranı yüzde 70’den az olamazken, şimdi, çalışanlar için yüzde 70 oranı fazla bulunmuş ve “yüzde 60’ından az olamaz” denilerek bu kalemde de çalışanlar aleyhine 10 puanlık bir düşüş olmuştur.

Ayrıca, eski kanunda, Ereğli Kömür İşletmesi Müessesesinde çalışanlar için getirilmiş olan özel uygulama, özel nedeni var mıdır bilinmez, bu tasarıyla kaldırılmıştır.

Şimdi, bu konuda Hükümete ve bu kanuna verdikleri veya verecekleri güvenoyuyla destek olacak milletvekillerine şunları söylemek isteriz ki, kanunun hemen hemen tüm maddelerinde, çalışanlar aleyhine getirilen hükümler nedeniyle, işçi ve memurlar sokaklardadır.

Sizler, sadece 2.2 katrilyon verdiğiniz sosyal güvenlik kurumlarıyla, takriben 54 milyon insana pay ayırıyoruz diye dövünüyorsunuz; fakat, rantiye kesimine 1999 yılı için önce 8.9 katrilyon ayırdınız, yetmedi, 10.3 katrilyona çıkardınız, bunun da yetmeyeceği belli, 12 katrilyona çıkarmaktan hiç bahsetmiyorsunuz.

Yine, Plan ve Bütçe komisyonunda, bu bütçeyle, faiz ödemelerini 8.9 katrilyondan 10.3 katrilyona çıkarıp, takriben 1.4 katrilyon artırırken, yatırımlar için, sadece ama sadece, Plan Bütçe Komisyonunda 1 trilyon Türk Lirası arttırıyorsunuz ve bu 1 trilyon lirayla, sanki, tüm işsizlere iş bulunacak, işyerleri açılacak ve işsizler hemen işbaşı yapacaklar, hiç işten çıkarma, mevsimlik çalışma diye bir şey bu ülkede yok ve çalışanlar 38-43 yaşlarında emekli olup, sizlerin, bol bol harcamaya yetecek miktarda verdiğiniz emekli maaşıyla, kalan hayatlarını idame ettirecekler... Artık, lütfen, biraz etrafınıza bakın, gerçekleri görün.

Ülkemizin ilk 500 firmasının yıllık kazançlarının yüzde 87’si faizden geliyor; yeni işyerleri açılmıyor, açılan işyerleri yüksek faiz sebebiyle işçi çıkarıp, üretim yapmıyor. Dolayısıyla, işsizlere yeni iş bulmayı bir tarafa bırakın, mevcutlar ya esnek çalışma yöntemiyle münavebeli çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyor ya da temelli işinden oluyor. Bu durumda, bu işçilerin bu kadar yüksek prim günü ödemeleri bir hayal oluyor. Neticede, yüzde 35 gibi yüksek prim ödemektense, hem kendinden kesilecek yüzde 14 primin kesilmemesini ve yüzde 24 işveren payının da birkısmının veya tamamının kendisine verilmesini isteyerek sigortasız çalışmaya teşvik ediliyor.

Sizler ülkemizde sosyal güvenlik kurumlarına ödenen meblağın yüksekliğini mi söylüyorsunuz; işte size örnekler: 1992 yılı rakamlarına göre gayrî safî yurtiçi hâsılanın yüzdesi olarak sosyal güvenlik harcamaları; Kanada’da yüzde 21.7, Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 10.5, Yeni Zelanda’da yüzde 20.2, Danimarka’da yüzde 29,5, Almanya’da yüzde 24,7, İsveç’te yüzde 38,3, Türkiye’de ise ancak 4,9’dur.

Sayın Bakanım, ben size Uganda’dan misal vermiyorum, sizlere, sizlerin de ekonomik yönden gıptayla baktığınız ülkelerdeki sosyal güvenlik harcamalarının gayri safî yurtiçi hâsıla oranlarını veriyorum; fakat, bu ülkelerde, halkın hemen hemen tamamına, ülkemizde ise yüzde 85’ine bu ödemeler yapılırken, bu ülkelerde, yani Batı ülkelerinde faiz ve rant kesimine ödemeler hemen hemen sıfırlanıyor, fark burada. Bizim ülkemizde ise, yan yatanlara, faizle geçinenlere yok yok; üretimle geçinenlere ise hiçbir şey yok...

Bir de gelişmiş ülkeler ile ülkemizdeki çalışma saatlerini karşılaştırmak istiyorum. 1997’de, Amerika Birleşik Devletlerinde işçi başına yıllık ortalama fiilî çalışma süresi 100 alınırsa, ülkemizde ve Avrupa Birliği ülkelerinin mukayesesi aşağıdaki gibidir: Amerika Birleşik Devletleri 100, Türkiye 93, İngiltere 88, Avrupa Birliği ortalaması 86, İtalya 86, Fransa 84, Almanya 80.

Buradan da görülüyor ki, ülkemizde çalışma saatleri, Avrupa Birliği ortalamasının 7, Almanya’nın ise 13 puan üzerindedir.

Son olarak şunu söylemek isteriz ki; iç hukukumuza dahil ettiğiniz, ILO’nun yetkilileri, küreselleşme sonucu elde edilen refahtan çalışanların da adil bir pay almasının, böylece küreselleşmeye sosyal bir içerik kazandırarak toplumsal çekişme ve çatışmaların önlenmesinin güncellik kazandığını ifade ederken, ILO Genel Müdür Yardımcısı Ali Taqi de “küreselleşme ve serbest ticaret yoluyla kaydedilen ekonomik gelişmelerden işçiler de hak ettikleri payı almalıdırlar” demektedir. Söz konusu haklara duyarsız kalmak, ekonomik büyüme ve gelişmenin sürekli olmasını engelleyecektir.

Kısaca, işçinin temel haklarını kabul etmek, saygı göstermek ve geliştirmek, hem sosyal adalet hem de ekonomik kalkınmanın sürekliliği açısından gerekli koşullardır.

Şimdi biraz gerçekçi olalım, işçiler, bu tasarı sebebiyle her gün meydanlardan inmezken ve oy verdikleri siyasî partilerin kendilerini yanılttığını söylerken, onların sesine kulak tıkayıp, bu Mecliste çıkardığınız tüm kanunlarla çalışanları ezip, rant kesimini memnun ederken, hangi ILO şartlarını yerine getiriyorsunuz?! İşte size son bir misal, bu Meclisten, çarşamba günü bir kanun çıkardınız. Bu kanunla ilgili, işte gazete manşetleri: “Para sahipleri rahatladı.”

BAŞKAN – Sayın Polat, sürenizin dolmasına çok az kaldı, toparlayın lütfen.

ASLAN POLAT (Devamla) – Tamam Başkanım, 1 dakika daha verirseniz toparlayacağım.

Niçin? Çünkü, repo ve faiz gelirlerinden beyannameyle alınan ek vergiler kalktı. Böylece, 10,3 katrilyon lira faiz alacak bu mutlu insanlar, sadece yüzde 13,2 stopaj ile vergi öderken, en az vergi ödeyen ücretliler ise, yüzde 15 vergi ödeyecekler. İşte, Sayın Bakanım, çıplak olan bu.

Bu gerçekleri, artık, lütfen, kabul edin diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Yalnız, Sayın Bakanım, burada bir konuya değineceğim; çünkü, biraz sonra konuşma hakkımız yok, o da şu: Bu tasarı, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, bizim verdiğimiz önergeler için “kabul ettiklerinizi ben de kabul ediyorum; etmediklerinizi, etmiyorum” demiştiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ASLAN POLAT (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika müsaade ederseniz, tamamlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ASLAN POLAT (Devamla) – Ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda -bu, tutanaklara da geçti, tutanakları size gösterebilirim- aynen “Sayın Bakanım, bu mertliğinizi Genel Kurulda da gösterecek misiniz? Gerçekten ‘kabul ettiğiniz önergeyi kabul ediyorum, etmediğinizi de etmiyorum’ diyecek misiniz?” dedim. Siz de hemen çıktınız “evet, edeceğim ve ben, bu mertliği göstereceğim” dediniz. Bu mertliğiniz bir akşam sürdü, ikinci gün kaybettiniz. Eğer, tenkitlerimiz sizi çok üzüyorsa, bunları söylemeyelim; ama, inanın ki, biz bunları, her köyde, her kahvede, her yerde söyleyeceğiz. Bırakın söyleyelim, yanlışı varsa, siz de oradan söyleyin. Bizim sözümüzü kesmek için, Plan ve Bütçe Komisyonunun bütün üyelerine takıyye yaptırmayın; takıyye burada yapılıyor işte, takıyye arayan burada arasın ve gerçekçi olun. (FP sıralarından alkışlar) Kabul ettiğimizi kabul edin; etmediğimizi, kabul etmiyorum deyin. Fikirleri dinlemekte sabredin; sabretmezseniz, seçimlerde birileri bunu size hatırlatır.

Hepinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Polat, teşekkür ederim; ancak, cumhuriyet hükümetlerinin bakanlarının hepsi merttir efendim.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 9 uncu maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, kürsüye sırtlarını dönüp konuşuyorlar efendim, burası sohbet yeri mi?!

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu tasarının 9 uncu maddesi, malullük, yaşlılık ve ölüm halinde emeklilik maaşı bağlanması oranlarını ve hesaplanmasını yeniden düzenleyen bir maddedir. Bu madde, daha önce görüştüğümüz maddelerle, bir ölçüde uyumlu hale getirilmiş bir maddedir. Aslında, bu maddenin ötesinde, değerli arkadaşlarım, daha önce de bugün de, bu madde üzerinde görüşlerini bildirdiler; ama, biz, Doğru Yol Partisi olarak, Sosyal Güvenlik Yasasına veya bir başka deyişle -iktidarın deyimiyle- Sosyal Güvenlik Reformuna neden karşı çıkıyoruz? Gerçekten, emeklisine maaş ödeyemez hale gelmiş, aktuaryel dengesi bozulmuş bir sosyal güvenlik sistemini, Doğru Yol Partisi olarak, biz, savunuyor muyuz; hiçbir zaman savunmadık; savunmuyoruz da. Biz, ilk olarak, bu yasa tasarısının hazırlanış biçimine karşıyız. Bu tasarı otokratik bir anlayışla hazırlanmıştır. Biz, bu yasa tasarısının demokratik bir anlayışla hazırlanmasını istiyoruz.

Bu ülkede demokrasiyi yaşatabilmenin temel koşulu, demokrasinin temel kanallarının açık olmasıyla eşanlamlıdır. Eğer, siz, endüstriyel ilişkileri temelinden ilgilendiren yasal düzenlemeleri yapıyor ve endüstriyel ilişkilerin taraflarını kale almıyorsanız; kısacası “ben, yaptım; ben, tepeden inme bunu yaparım” otokratik anlayışıyla, bu yasa tasarısını hazırlıyorsanız, demokrasiyi, en son kurumuna kadar savunan Doğru Yol Partisinin buna karşı çıkması da çok doğaldır.

Değerli arkadaşlarım, bu hükümetin önünde, gerçekten, çok büyük bir fırsat vardı. Bu yasa tasarısını hazırlarken, bu tasarının ilgili taraflarıyla oturup, uzlaşmak, anlaşmak gibi bir fırsat vardı; ama, bu fırsatı, bu hükümet değerlendiremedi.

Değerli arkadaşlarım, biz, burada, daha birkaç gün önce, Tahkim Yasasını çıkardık. O günkü Bakan, geldi bize dedi ki: “Bu Tahkim Yasası çıkmazsa, ben, yabancı kaynak getiremem ve Türkiye’nin en temel gereksinimi olan enerji sorununu çözemem.” Bu Meclis, çok büyük bir uzlaşmayla bu yasayı çıkardı.

Şimdi, Sayın Bakan, gelse, burada, açık ve net, ben, bu yasayı herhangi bir dayatmanın sonucunda hazırladım ve Meclis gündemine getirdim. Eğer, ben, bu yasayı çıkarmazsam, bana dayatmada bulunan kuruluşlar olumlu bakmayacak ve özellikle, bozduğumuz ekonomik sistemi dışarıdan besleyecek kaynakları bulamayacağım ve bunun için de, işçimi ve işverenimi mağdur eden bu yasayı çıkarmak zorundayım dese, bunu anlamak mümkün. Bunu, Meclisimizin de anlaması mümkün; yani, bir yasa çıkarırken, ya daha önce anladığımız gibi, işçi karşı çıkar ya işveren karşı çıkar.

MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN (Eskişehir) – Şu elinizi cebinizden çıkarır mısınız!..

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sen ne diyorsun be!.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Beyefendi, senin Mecliste oturma biçimin bile faul... Duruşun bile faul...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi efendim.

BAŞKAN – Sayın Güven, Büyük Millet Meclisine hitap edilirken, herhalde eli cebinde olmaz. Sayın üyenin müdahale etmesi yanlış; ama...

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Konuşan hatibe laf atma anlayışınızı benimsemiyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, Meclisi, siz mi yönetiyorsunuz; yoksa, kendini milletvekili zannedenler mi yönetiyor?!. Buna müdahale edin... Yeter artık!..

BAŞKAN – Siz, vekâleten yürütmeye kalkıyorsunuz, benim daha müdahaleme meydan vermeden siz yapıyorsunuz Sayın Güven.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sizden ses çıkmayınca, elbette biz müdahale edeceğiz.

BAŞKAN – Biraz sabırlı olun...

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, burada, tepeden inme bir anlayışla hazırlanan bu yasa tasarısına, yine tepeden inme talimatla oy verenler, bize, burada, laf atamaz; atmaya da hakları yoktur.

M. ZEKİ SEZER (Ankara) – Sen ne söylediğinin farkında değilsin.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Biz, burada, ne yaptığımızı biliyoruz, ne konuştuğumuzu biliyoruz; onun için, sizin, burada, bize laf atmaya hakkınız yoktur.

YÜCEL ERDENER (İstanbul) – Sizin var mı?

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Bizim hakkımız var; çünkü, biz, burada, işçinin de, işverenin de, birlikte haklarını korumak için uğraşıyoruz.

YÜCEL ERDENER (İstanbul) – Biz neciyiz?!.

RECAİ YILDIRIM (Adana) – Bu zamana kadar niye yapmadınız?

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Evet, söyleyin...

RECAİ YILDIRIM (Adana) – Elli yıl yönettiniz memleketi, elli...

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Sevgili arkadaşlarım, oraya da geleceğim. Bu zamana kadar, sosyal güvenlik reformu adı altında, biz de yasal çalışmalar yaptık; ama, bu çalışmaları, demokratik bir zeminde yaptık, tarafların katıldığı bir zeminde yaptık; sizin gibi, otokratik bir anlayışla yapmadık. İşte temel farkımız burada. (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, burada...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Memleketin taşlarını yerinden oynattınız. Bugün, bizim, otokratik anlayışla yaptığımızı söylüyorsunuz. Siz, neden bahsediyorsunuz?!.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Gelin, burada konuşun, oradan laf atmayın; burası konuşma yeri.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Orada da konuşuruz; yani...

BAŞKAN – Sayın Seven, lütfen... Bırakın hatip konuşsun efendim. Hür kürsü burası. (MHP sıralarından “hatip Meclise konuşsun” sesleri)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, devamlı müdahale ediyorlar. Lütfen müdahale edin. Böyle bir anlayışla yönetim olmaz.

BAŞKAN – Ben de ediyorum efendim.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Bu kesilen sürelerimi istiyorum; 5 dakika...

BAŞKAN – Sayın Dönen, kaç dakika olduğunu ben hesaplıyorum, hiç kimse sözünüzü 5 dakika kesmedi. Müsaade edin, ben müdahale edeyim efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Süreyi uzatırsanız tamam efendim.

BAŞKAN – Tabiî, efendim, teşekkür ederim.

Buyurun efendim.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını anlatan Sayın Bakan, televizyon kameraları karşısında, sendikaların, yıllardır istedikleri işsizlik sigortası ve iş güvencesi konularını da bunun içerisinde getirdikleri gibi bir tezi savundu. Değerli arkadaşlarım, sendikacılık yapan, avukatlık yapan arkadaşlarımız çok iyi bilir; bugün, 1475 sayılı İş Yasasının 13, 14, 17 nci maddeleri yürürlükte kaldığı sürece, siz, hangi yasal düzenlemelerle iş güvencesini getirebilirsiniz? Bunu getirmeniz mümkün mü?

Değerli arkadaşlar, yine, kimin yöneteceği belli olmayan bir işsizlik sigortasını da buraya alelacele monte ederek toplumun gündemine getirdiniz. Bunun da işlemeyeceği, yeni bir batak fon oluşumu sağlayacağı, şimdiden, açık seçik görülmekte.

Değerli arkadaşlarım, o zaman ne yapmamız gerekir? Türkiye’de endüstriyel ilişkileri yeniden düzenleyen 1475 sayılı Yasayı, hatta 657 sayılı Yasayı; 12 Eylül hukukunu buradan kaldırmak istiyorsak, 1475, 1821, 1822 sayılı Yasaları yeniden düzenleyelim, bir kolektif aklın ürünü olarak toplumumuzun önüne koyalım. Toplum, özellikle, uzlaşılmış olarak bu yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkarılmasını bekliyor; gelin, biz bunu yapalım. Meclisimizde, bu birikimde olan birçok değerli üyemiz var. Bu birikimden bu Meclisin yararlanması ve topluma katkıda bulunması gerekir. Yoksa, biz, burada, bu yasayı engellemek için kuru bir muhalefet yapmıyoruz; haklı bir muhalefet yapıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, onun için, yeni bir anlayışla, endüstriyel ilişkileri düzenlememiz gerekir. Dünyada endüstriyel ilişkiler, artık, emek-sermaye çelişkisi üzerine değil, emek-sermaye uzlaşması üzerine oturmaktadır. Bugün, görüyorsunuz, işçisiyle işvereniyle uzlaşmış, Meclisin önüne bir yeni anlayışı getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işçinin ve işverenin uzlaştığı bir yerde Meclisin uzlaşamaması ve bu yasayı kimin için çıkardığının belli olmaması, gerçekten, Türkiye için üzülünecek bir olay. İşte, az önce söylediğim sözleri bunun için söyledim.

Değerli arkadaşlarım, eğer, Türkiye, dünya pazarlarında rekabet yapacaksa, kaliteli ve ucuz mal üretecekse, işçisiyle işvereniyle birlikte, uzlaşarak üretim yapmak zorunda. Bizim de bunu kale almak gibi bir zorunluluğumuz var.

Sosyal Sigortalar Kurumu ve diğer sosyal güvenlik kurumlarını bir araya getirerek norm birliği sağlamamız gerekir. Bu norm birliğiyle birlikte, 21 inci Yüzyılda, Türkiyemizin, ülkemizin önüne yepyeni bir sosyal güvenlik anlayışını, yepyeni bir sağlık anlayışını getirmek zorundayız. Eğer bunları getirebilirsek, biz, 21 inci Yüzyılda, gerçekten, ülkemizin önünü açmış oluruz.

Yoksa, burada, bu getirdiğimiz tasarıyla, ne iddia edildiği gibi Sosyal Sigortaların aktif pasif dengesi düzeltilebilir ne iddia edildiği gibi kaçak işçilik, kayıtdışı işçilik önlenebilir ne de iddia edildiği gibi Türkiye’de çalışma yaşamı huzurlu bir ortama gelir. Çalışma yaşamını bozmaya hiçkimsenin hakkı yoktur. İktidar olsun, muhalefet olsun, hepimiz, elbirliğiyle çalışma yaşamını yeniden, barış içerisinde düzenlemek zorundayız.

Teşekkür ederim. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, şahısları adına; İstanbul Milletvekili Emre Kocaoğlu, Van Milletvekili Fethullah Erbaş, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz, Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız, Erzurum Milletvekili Aslan Polat, Konya Milletvekili Veysel Candan, İstanbul Milletvekili Rıdvan Budak, Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya söz istemişlerdir; sırasıyla söz vereceğim.

İstanbul Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu’na söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kocaoğlu.

Süreniz 5 dakika efendim.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, zannediyorum, Meclisimizde şimdiye kadar pek görülmemiş olduğunu tahmin ettiğim, bundan sonra da âdet olmamasını temenni ettiğim bir ilginç uygulamanın yayılmasından endişe ediyorum; o da şudur: Galiba, eleştirdiğimiz veya üzerinde konuştuğumuz yasa tasarısını yeterince okumadan veya yeterince anlamadan yorum yapmak alışkanlığımız devam ediyor bazı sözcülerimiz tarafından.

Değerli arkadaşlarım, mesela, az önce konuşan değerli sözcü, endüstri ilişkilerinde, örneğin, bu yasa tasarısının hazırlanmasında taraflararası uzlaşmanın gereğinden söz etti; ama, üzerinde konuştuğumuz madde, sosyal taraflar arasında tam bir anlaşmayla, tam bir uzlaşmayla üzerinde mutabakata varılmış bir maddeydi. Yani, acaba, hangi maddenin üzerinde konuştuğumuz önem taşımıyor mu buralarda söz aldığımız zaman da gelişigüzel, afakî konuşmalarla sizin zamanınızı alma hakkını buluyor bazı arkadaşlarımız.

Üzerinde konuştuğumuz bu madde, emekli olan kişinin, emekli yaşı dolduktan sonra, yaşlılık aylığı almaya hak kazanıncaya kadar geçen süre içerisinde çalışmaya devam etmesiyle, emeklilik aylığını, yani maaşını, alacağı aylığı artırma imkânını veren, fevkalade faydalı, üzerinde uzlaşılmış bir maddedir. Bu madde, hem hep şikâyet ettiğimiz emeklilik aylığını artırma mekanizmasını getirmektedir hem üzerinde uzlaşılmış bir maddedir; her iki konuda da, bunun böyle olmadığına dair şikâyetin, bu madde üzerine teksif edilmesi, hayretten başka bir şeyle karşılanamaz.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Madde üzerinde demedik... Anlaşma, geneli üzerinde...

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sadece bundan da ibaret değil. Şimdi, 506 sayılı Yasayı görüşürken, 1475 sayılı İş Kanunuyla, 2821 ve 2822 sayılı kolektif çalışma yasalarıyla ilgili talepler buraya monte edilmek isteniyor. Öte yandan da, eleştiri olarak “alelacele, her şeyi içerisine koyduğunuz bir metin geldi” deniliyor.

Daha önceki bir konuşmamda da arz etmeye çalışmıştım. Şu 506 sayılı Yasayı, yani sosyal güvenliği düzenleyen yasayı, iş hukukunun başka alanlarıyla karıştırıp bir acayip çorba haline getirmeyelim, içinden çıkılamaz hale geliriz.

Bahsedilen konular, iş güvencesi konusu gibi, diğer konular -iş güvencesi gibi diğer konular- mutlak surette, düzenlenmesi gereken konulardır, gerekli olan konulardır; ama, onlar 2821 ve 2822 sayılı Yasalara 1475 sayılı Yasayı ilgilendiren konulardır. Ferdî iş hukuku ve kolektif iş hukuk diye tasnif edilen alanlara girer ve bu kürsüden, bu yasa tasarısının maddeleri söylenirken de, hani, 1821 veya 2812 gibi, yasaların teknik numarasını dahi öğrenmeye zahmet etmeden, gelip buradan afakî bilgiler verilmesini yadırgadığımı arz etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tekrar ediyorum, 506 sayılı Kanun, bir Sosyal Güvenlik Yasasıdır, elimizdeki yasa esas olarak budur. Bu, şimdi, buradan, SSK’nın battığından şikâyet eden; ama, aslında, kendi iktidarları zamanındaki popülist uygulamalarıyla SSK’yı batıran partinin temsilcileri tarafından sık sık dile getirilmektedir. Bırakın da batırdığınızı biz düzeltelim!

Bu yetmiyormuş gibi, bir de, iş hukukunun başka alanında, teknik olarak ikinci bir aşamada düzenlenmesi gereken, ferdî ve kolektif iş hukukunu da bunun içine katıp bir daha mı çorba yapmak istiyorsunuz?! Lütfen...

BAŞKAN – Sayın Kocaoğlu, toparlayın lütfen.

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim.

Bu duygularla, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, bir iddia var efendim...

BAŞKAN – Efendim, sataşma yok.

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Hatibin... 

BAŞKAN – Sayın Dönen, yok böyle bir sataşma efendim. Siz, bütün gruplara sataştınız, bilgisizlikle itham ettiniz...

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Doğru bilgi veriyorum, sataşmıyorum...

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, kendi okuduğunu anlamayan bir hatip, bizim anlamadığımızı iddia ediyor...

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Yanlış verdiğiniz bilgileri düzeltemeyecek miyiz efendim?

BAŞKAN – İstirham ederim; yok efendim sataşma...

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Hayır... Hayır...

BAŞKAN – Söz sırası, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz’da...

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Hayır; siz, okuduğunuzu da anlamıyorsunuz canım!.. Bu, ölüm sigortası; ölüm sigortasını da anlayamamışsınız!

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Biz, düzeltiyoruz yanlışlığınızı.

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Bizim yanlışlığımız değil, sizin yanlışlığınız...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Bırakın efendim millet düzeltsin kimin yanlış olduğunu, size ne! Siz düzeltmen misiniz?!..

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Yani, yasanın maddesini bize siz mi öğreteceksiniz!

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Bahsettiğiniz konular üzerinde...

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Hayır, afakî konuşuyorsunuz; bilmiyorsunuz, bilmediğiniz üzerinde konuşuyorsunuz.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Aynaya bakıp söylüyorsunuz; aynaya bakıp konuşuyorsunuz...

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Yani, ölüm sigortasını başka bir şey olarak takdim ettiniz...

BAŞKAN – Sayın Dönen...

Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Efendim, üyeler arasındaki söz düellosunun bitmesini bekliyorum!

BAŞKAN – Buyurun efendim.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Siz, okumadan çıkıyorsunuz, ondan sonra gelip bize sataşıyorsunuz.

BAŞKAN – Süreniz 5 dakika Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı tasarının 9 uncu maddesiyle ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette, bir tasarının -biraz önce değerlendirme yapan iktidar partisine mensup sayın sözcü arkadaşımızın söylediği gibi- tamamının yanlış olduğunu söylemek, tamamen hatalı olduğunu söylemek doğru değil. Bu düzenleme içerisinde yapılması gerekli olan iyileştirmeler söz konusudur ve doğaldır da; ama, sistem, özü itibariyle yanlışsa, sonuçları itibariyle sıkıntı meydana getiriyorsa, o zaman, onun içerisinde bölümler halinde bulunan güzelliklerin çok kıymeti harbiyesi olmasa gerektir.

Şimdi, elbette bu 9 uncu maddeyle ilgili düzenleme doğru birtakım iyileştirme yapıyor, bir öncesine göre biraz daha güzelleştiriyor; ama, siz, getirmiş olduğunuz, adına “reform” dediğiniz, mezarda emekliliği getiren tasarıyla ilgili olarak milleti de huzursuz ediyorsunuz, toplumu da huzursuz ediyorsunuz; çalışanlara değil, işsizlere de kötülük ediyorsunuz; dolayısıyla, siyasete kötülük ediyorsunuz.

“Uzlaşma aradık” diyorsunuz; uzlaşma aramak sonuçsuz bırakmak değil ki olayı; uzlaşma aramak, sonuç elde etmektir. Siz, getirdiğiniz şeyde ısrar ediyorsunuz, sonuna kadar dayatıyorsunuz, diretiyorsunuz; ondan sonra da, uzlaşılamadı...

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Yüzde 95 uzlaşılmış bir...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – “İşçiler bu konuda bizimle anlaşmadı” deniliyor. Zaten, uzlaşma aranılan noktanın temelinde yatan asıl unsur nedir; yaştır efendim.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Yüzde 95 uzlaşma...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Evet, doğru; uzlaşılan noktalar vardır diyorum; ama, aslolan şey...

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Yüzde 95...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Zatıâliniz, öğrenebildiğim kadarıyla, sendikalardan gelmektesiniz.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Övünmek gibi olmasın...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Galiba, sendika mensubu arkadaşlarımız ki; burada bir serzenişte daha bulunmak istiyorum: Elbette, tasarı, bu Parlamentodan çıkacaktır; muhalefet görevini, iktidar da gereğini yapacaktır. Bunda söylenecek bir söz yok; ama, sendikaları da buradan uyarmak istiyorum, başından beri, istenilen tavrı, maalesef, koymuyorlar. İsterseniz, gidin, taraflarına, işçilere sorun. Galiba, siz de, yöneticilik makamında bulunduğunuz için böyle davranıyor olabilirsiniz. Şu anda iktidarda değil de, muhalefet sıralarında oturan bir milletvekili olsaydınız, inanıyorum ki, siz, böyle konuşmayacaktınız.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul ) – Benim adıma karar verme, kendi adına konuş.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ben, kanaatimi söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Kocaoğlu... Sayın Kocaoğlu...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, elbette, bir tasarı değerlendirilirken, maddeleri, teknik yönüyle izaha muhtaç olabilir. Teknik noktada, bütün milletvekillerinin, her türlü detayı bilmek gibi bir sorumluluğu da yoktur; ama, olay nedir? Olay şu: Bu tasarının, bu memlekette meydana getirdiği sıkıntıları ve sebepleri; ulaşmak istediği, iktidarın bununla elde etmek istediği sonuç nedir, bunu çok önemsiyorum.

Dünkü görüşmelerde, Sayın Bakanımıza yerimden bir sual sordum. Hakikaten, sual olduğu için değil de, o teknik detayın zabıtlara geçirilip, cevaplandırılmasının toplum tarafından beklenilen bir ihtiyaç olduğu için o suali tevcih ettim; ama, Sayın Bakanımız, maalesef, olayı bir polemik meselesi yaptı ve kapattı.

Değerli arkadaşlar, bakınız, bu ülkede birlikte yaşıyoruz. Bu ülkenin şartları ne kadar iyileşirse, bu memlekette huzur ne kadar çok temin edilirse, elbette, bundan hep memnun oluruz; hiç kimse şikâyetçi olmaz, hiç kimse de, keyfinden sokaklara dökülmez.

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, süreniz dolmak üzeredir; toparlayınız lütfen.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Peki Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

Burada konuşan her arkadaşımız, çok güzel sözler, savunmalar yapabilir; ama, aslolan söz değildir. Ateş, düştüğü yeri yakar. Bugün, çocuğunu okutmakta, ekmek almakta sıkıntı çeken çalışanlarımız, işçilerimiz ve işsizlerimiz bundan endişe duyuyorsa, huzursuzluk duyuyorsa, Parlamento olarak bizim görevimiz, iktidar olarak sizin sorumluluğunuz, bu duyguyu ortadan kaldırmaktır; ama, maalesef, siz, bir inat yoluna girdiniz ve ısrarla bu yolda devam ediyorsunuz. Medyamızdan bir iki tane manşet göstermek istiyorum: “IMF yeşil ışık yaktı”, “IMF işlem tamam”, “Türkiye’ye tam not veren IMF, malî yardım içeren iki yıllık yeni bir anlaşmaya ‘evet’ dedi”, “Taahhütler; sosyal güvenlik reformu sonbahara kadar gerçekleşecek” (MHP sıralarından “hangi gazete”sesi)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum efendim.

Herkesin elinde var; Hürriyet, Milliyet; Türkiye’de en çok satan bütün gazetelerde mevcut.

Şimdi, dikkat buyurun, buna Sayın Bakanımızın ve hükümetin bir tek tepkisi söz konusu olmadı. Sonra, biz, bunları dile getirince, üzülerek söyleyelim ki, değerli arkadaşlarımız, bunlardan rahatsızlık duydular. Neymiş efendim, bu tasarılar çıkarsa, bu taahhütler yerine gelirse Türkiye’ye dolar gelecekmiş! İşte, bizler, bu haklı; ama, anlamsız yola girilmemesi için birtakım uyarılarda bulunuyoruz. İçinde bulunduğumuz toplumu huzursuz etme hakkına sahip değiliz. Bu tip düzenlemeler, sonuç itibariyle, bir huzur, bir rahatlık, toplumu memnun edebilecek bir sonuç meydana getirmiyorsa, bundan yarar bulmak mümkün değil. Yarın, bu Parlamento, tekraren, bunu düzeltmeye mecbur kalacaktır. İnşallah, arkadaşlarımız bu konuda anlayış gösterirler, Sayın Bakan başta olmak üzere. Beklediğimiz sonuç şu: Geliniz bu toplumu rahatlatalım.

Teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kapusuz.

Madde üzerindeki görüşmeler bitmiştir.

Madde üzerinde 4 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım; sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 9 uncu maddesiyle getirilen 506 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendi değişikliğinde yer alan “1/12’si” ibaresinin “Onikide biri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal Uşak

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 9 uncu maddesiyle getirilen, 506 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendi değişikliğinde yer alan “2” ibaresinin “2 puan” ve “1,5” ibaresinin “1,5 puan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal Uşak

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 9 uncu maddesi (c) bendenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Saffet Arıkan Bedük

Sakarya İçel Ankara

Zeki Ertugay Yener Yıldırım Sevgi Esen

Erzurum Ordu Kayseri

“c) Toplam olarak 1 500 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 150 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş olan sigortalının, bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancın yüzde 60’ının 1/12’si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. Bu oran sigortalının 8 100 ila 9 000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2; 9 000 günden sonra ödenen her 360 gün için de 1,5 artırılır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, en son önergeyi okutacağım; ancak, bu önerge, maddeye en aykırı önergedir; okutup, oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 9 uncu maddesi ile 506 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendinin değiştirilmesi hususundaki değişikliğin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak

Sakarya Gaziantep Adana

Bekir Sobacı Ali Coşkun Ali Gören Tokat İstanbul Adana

Faruk Çelik Azmi Ateş Mehmet Çiçek

Bursa İstanbul Yozgat

Musa Demirci Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Sıvas Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç Muğisuddin M. Zeki Çelik Cemil Çiçek

Ankara Ankara Ankara

Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan İsmail Özgün

Ankara Antalya Balıkesir

Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata

Batman Bayburt Bingöl

Zeki Ergezen İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Bitlis Bolu Bursa

Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu

Bursa Çankırı Çorum

Sacit Günbey Seyyit Haşim Haşimi Ömer Vehbi Hatipoğlu

Diyarbakır Diyarbakır Diyarbakır

Latif Öztek Tevhit Karakaya Lütfü Esengün

Elazığ Erzincan Erzurum Fahrettin Kukaracı Aslan Polat Nurettin Aktaş

Erzurum Erzurum Gaziantep

Turhan Alçelik Lütfi Doğan Mustafa Geçer

Giresun Gümüşhane Hatay

Metin Kalkan Ali Güner Abdülkadir Aksu

Hatay Iğdır İstanbul

Azmi Ateş Mustafa Baş İrfan Gündüz

İstanbul İstanbul İstanbul

Ayşe Nazlı Ilıcak İsmail Kahraman Hüseyin Kansu

İstanbul İstanbul İstanbul

Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin Osman Yumakoğulları

İstanbul İstanbul İstanbul

Avni Doğan Mustafa Kamalak Ali Sezal

Kahramanmaraş Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Zeki Ünal Abdullah Gül Salih Kapusuz

Karaman Kayseri Kayseri

Kemal Albayrak Mehmet Batuk Osman Pepe

Kırıkkale Kocaeli Kocaeli

Hüseyin Arı Veysel Candan Remzi Çetin

Konya Konya Konya

Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz Ahmet Derin

Konya Konya Kütahya

Yaşar Canbay Bülent Arınç Sabahattin Yıldız

Malatya Manisa Muş

Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa Mehmet Bekaroğlu

Nevşehir Ordu Rize

Nezir Aydın Ahmet Demircan Musa Uzunkaya

Sakarya Samsun Samsun

Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu Yahya Akman

Siirt Sıvas Şanlıurfa

Zülfükar İzol Ahmet Karavar Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şanlıurfa Şırnak

Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Van Yozgat Yozgat

Önerilen Metin:

“c) Toplam olarak 1 800 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olan sigortalının, bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının yüzde 60’ının 1/12’si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. Bu oran sigortalının ödediği prim sürelerinin her 240 gün için 2, artırılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 9 uncu maddesinin (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

“ c) – Toplam olarak 1 500 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 150 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş olan sigortalının, bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının yüzde 60’ının 1/12’si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. Bu oran, sigortalının 8 100 ilâ 9 000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2, 9 000 günden sonra ödenen her 360 gün için de 1,5 artırılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Tabiî, karar yetersayısını aracağım efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

LÜTFİ YALMAN (Konya) – Komisyon da katılıyor Sayın Başkan, Komisyonu da sayın.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler...Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET YAŞAR ÜNAL (Uşak) – Sayın Başkan, önergelerimizi geri çekiyoruz.

BAŞKAN – Diğer iki önergeyi, önerge sahipleri geri çekmişlerdir.

Maddenin oylamasıyla ilgili olarak açık oylama talebi vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 9 uncu maddesinin açık oyla oylanmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

BAŞKAN – Önergedeki imzaları arayacağım.

Abdüllatif Şener?.. Burada.

Lütfi Yalman?.. Burada.

Şeref Malkoç?.. Burada.

Celal Esin?.. Burada.

Yaşar Canbay?.. Yok.

SUAT PAMUKCU (Bayburt) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz...

Nezir Aydın?.. Yok.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz...

Mahfuz Güler?.. Burada.

Mehmet Bedri İncetahtacı?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Azmi Ateş?.. Burada.

Nevzat Yalçıntaş?.. Burada.

Ahmet Nurettin Aydın.. Burada.

Ahmet Karavar?.. Yok.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz...

Ramazan Toprak?.. Yok.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz...

Şükrü Ünal?.. Burada.

Fahrettin Kukaracı?.. Burada.

Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Bahri Zengin?.. Burada.

Faruk Çelik?.. Burada.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım: Açık oylamanın, elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açık oylama, elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen sayın milletvekillerinin, teknisyen arkadaşlarımızdan yardım istemelerini; bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, 5 dakikalık oylama süresi içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını havi oy pusulasını 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısının 9 uncu maddesinin yapılan açık oylaması neticesini sunuyorum:

Oy sayısı : 322

Kabul : 253

Ret : 67

Çekimser : 1

Mükerrer : 1

Böylece, 9 uncu madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10. – 506 sayılı Kanunun 78 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4 000 000 TL., üst sınırı ise alt sınırın üç katıdır. Üst sınırı alt sınırın beş katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Günlük kazanç alt sınırı her takvim yılı için, ilk olarak Nisan ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safi yurtiçi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1 000 liranın kesirleri 1 000 liraya tamamlanır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Bingöl Milletvekili Sayın Mahfuz Güler; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika efendim.

FP GRUBU ADINA MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının malî konularını içeren 10 uncu maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinize saygılar sunarım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; reform tasarısı olarak kamuoyuna sunulan bu tasarının temel noktalarından bir tanesi de Sosyal Sigortalar Kurumuna taze gelir sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır.

Sayın Maliye Bakanı, bir açıklamasında, sosyal güvenlik kuruluşlarının, 1999 malî yılı bütçesine ek yükünün 6 milyar dolar olduğunu ifade etmiştir. Anlaşılan, şimdi, görüştüğümüz bu maddeyle, bu 6 milyar dolardan Sosyal Sigortalar Kurumuna düşen payın sistem içinde nasıl kapatılacağı düzenlenmiştir.

Bakın, bunun da işçi ve işveren primlerinin artırılarak sağlanmasına çalışılmaktadır. Devletin, burada, sosyal güvenlik sistemine payı düşünülmemiştir. “Kimse işçiyi benden fazla düşünemez” diyen Sayın Başbakanımızın altında imzası olan bu tasarıda devlet katkısı bulunmamaktadır.

Sosyal güvenlik sistemine devlet katkısı sağlayan ülkeler bakımından, bazı Avrupa ülkelerinden örnekler vermek istiyorum: Belçika’da yüzde 28, Almanya’da yüzde 25, İspanya’da yüzde 27, İtalya’da yüzde 29, Portekiz’de yüzde 24 ve Avrupa Topluluğu ortalaması yüzde 28’dir. OECD ülkeleri arasında sosyal güvenlik sistemine prim düzeyinde pay ayırmayan tek ülke, maalesef, Türkiye’dir.

İşte, önümüzde bir fırsat var; işçiden fedakârlık istiyoruz, işverenden fedakârlık istiyoruz, emekliden fedakârlık istiyoruz, devlet olarak da, bu fedakârlığa ortak olmamız; dolayısıyla, sosyal sigorta sistemine katkı sağlamamız gerekmez miydi?

Sayın Başkan, sayın milletvekileri; tasarıda bu görüşler bir tarafa bırakılarak, prim oranları da artırılmayarak Sosyol Sigortalar Kurumuna ek kaynak getirilmek istenmiştir.

Bakın, bu ek kaynak nasıl sağlanıyor:

Tasarı, Sosyal Sigortalar Kurumunun malî yapısında yaşanan “gider fazlası” durumuna ek ve taze kaynak yaratmak üzere, prime esas kazanç (matrah) alt ve üst sınırlarının belirlenmesinde önemli sistem değişikliği getirmektedir.

506 sayılı Yasa uygulamasında “gösterge tablosunun en düşük gösterge rakamı çarpı katsayı “ esasına göre belirlenen prime esas kazancın alt sınırı ile “üst gösterge tablosunun en yüksek gösterge rakamı çarpı katsayı” esasına göre belirlenen prime esas kazancın üst sınırı, tasarıda tamamen değiştirilmiştir.

Tasarıda yer alan yeni sisteme göre, her yıl nisan ayında, bir önceki yılın aralık ayı ile ondan önceki yılın aralık ayına göre, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan ve en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları endeksindeki değişim oranı ve bir önceki yılın gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızına oranına göre artış gösteren ve sabit miktara dayanan rakama dayanarak hesaplanmaktadır. Bu sabit miktar, tasarıda, günlük 4 000 000 liradır. Bu rakama göre, aylık prime esas kazancın aylık taban miktarı, 4 000 000 x 30 = 120 000 000 lira olmaktadır.

Prime esas kazancın üst sınırının belirlenmesi hususunda ise, tasarıda üç kat olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, bu üç kat sınırın, beş katına kadar artırılması hususunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir. Yani, Bakanlar Kurulunun, gerekli görürse, 360 000 000 lira olarak belirlenen üst sınırı, 600 000 000 liraya yükseltmesi de imkân dahilindedir.

Mevcut sisteme göre prime esas kazanç alt sınırı 113 700 000, tasarıya göre prime esas kazanç alt sınırı 120 000 000; mevcut sisteme göre prime esas kazanç üst sınırı 182 100 000, tasarıya göre prime esas kazanç üst sınırı 360 000 000 lira olmaktadır.

Tasarıyla getirilen yeni sistem, mevcut uygulamaya göre, prime esas kazanç alt sınırında binde 5, üst sınırında yüzde 97,6 oranında artış getirmektedir. Bu artış oranlarının, Sosyal Sigortalar Kurumuna ödenecek prim miktarlarına da yansıyacağı tabiidir.

Bu hususu, birkaç örneklemeyle huzurlarınızda arz etmek istiyorum. Örneğin, asgarî ücret alan bir sigortalının yeni sisteme göre prim hesaplaması şöyledir: Asgarî ücret brüt olarak 93 600 000 liradır, çarpı yüzde 14 işçi payı, 13 104 000 lira; 93 600 000 lira çarpı yüzde 20 işveren payı, 18 720 000 lira; 93 600 000 lira çarpı yüzde 34, yani toplam prim, 31 824 000 liraya tekabül eder.

Sosyal Sigorta primi, kanun tasarısının yeni belirlemelerine göre; SSK primine esas kazanç alt sınırı 120 000 000 lira çarpı yüzde 14 işçi payı, 16 800 000 lira; 120 000 000 lira çarpı yüzde 20 işveren payı, 24 000 000; yine, 120 000 000’u yüzde 34 toplam primle çarptığımızda bulunan rakam, 40 800 000 lira olarak hesaplanacak ve kuruma ödenecektir.

Bu örnek belirlemede, sigortalının ücretinden kesilecek prim miktarı 93 600 000 lira çarpı yüzde 14 işçi payı, 13 104 000 lira olmasına karşın, kuruma ödenecek miktar, 120 000 000 lira çarpı yüzde 14, 16 800 000 lira olarak hesaplanacak ve aradaki fark olan 3 696 000 lira, işveren tarafından ödenecektir.

Şimdi, bu örneği, kapıcı çalıştıran bütün apartman dairelerine genelleştirirsek; Sosyal Sigortalar Kurumunun önemli bir açığını, kapıcılar; dolayısıyla, apartman sahiplerinin, kiracıların ödeyeceğini söylemek, kanaatimce yanlış olmayacaktır.

Bakın, bir de üst tavan sınırından örnek vermek istiyorum. Prime esas kazanç üst sınırı üzerinden ödenen sigorta primi:

182 100 000 lira çarpı yüzde 14 işçi payı, 25 494 000 lira etmektedir.

Yine -üst sınır üzerinden- 182 100 000 lira çarpı yüzde 20 işveren payı, 36 420 000 lira etmektedir.

Yani, 182 100 000 lirayı yüzde 34 toplam primle çarptığımızda 61 914 000 lira etmektedir ve kuruma ödenen sigorta primi, yeni sistemde artış gösterecektir.

Tasarıya göre prime esas kazancın üst sınırı; yani, 120 000 000 lirayı 3 ile çarptığımızda 360 000 000 lira olacaktır.

SSK prime esas kazanç üst sınırı olan 360 000 000 lirayı yüzde 14 işçi payıyla çaprtığımızda 50 400 000 lira etmektedir.

Yine, 360 000 000 lira çarpı yüzde 20 işveren payı, 72 000 000 lira etmektedir.

Yani, 360 000 000 lirayı yüzde 34 toplam primle çarptığımızda, 112 400 000 lira etmektedir ve kuruma ödenecektir.

Bu iki karşılaştırmalı örnekten de anlaşılacağı üzere, brüt olarak alınan, çalışanın ücretinden hesaplanan tavan primde yüzde 97,6 oranında bir artış meydana gelmektedir.

Tasarıyla getirilen bu yeni düzenleme, daha çok, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerde ve işverenlerde, Sosyal Sigortalar Kurumuna ödenecek prim bakımından ek ve taze kaynak oluşturacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHFUZ GÜLER (Devamla) – Devlet katkısı olmaksızın Sosyal Sigortalar Kurumunun gider açığını kapatacak olan bu yeni düzenleme, işçi ve işverene yeni ek malî yükümlülük getirecektir.

Tasarıda yer alan bu yeni düzenlemenin diğer bir özelliği de, prime esas kazanç miktarının belirlenmesindeki artış sisteminin, emekli aylıklarının artışıyla olan bağlantının kaldırılması nedeniyle, prime esas kazanç miktarındaki artışların, Sosyal Sigortalar Kurumu emekli ödemelerinde bir artışa neden olmamasıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu teknik ayrıntılar içinde, işçiden, işverenden alınan ek primle Sosyal Sigortalar Kurumunu düzelteceğiz mantığına, siz “reform” diyorsanız; bunu, sizin takdirlerinize arz ediyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Oğuz Tezmen’de.

Buyurun Sayın Tezmen. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA OĞUZ TEZMEN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 10 uncu maddesi, aslında, bu tasarının önemli maddelerinden birisi. Niye önemli; çünkü, prim ödeme sisteminde ciddî değişiklik yapıyor. Prim ödeme sistemi, bir anlamda, asgarî ücret baz alınarak endeksleniyor ve her yıl, enflasyon oranı kadar, tüketici fiyat artışı kadar endeksleniyor.

Tabiî, sisteme bir bütün olarak bakılıp, aslında, çalışma hayatının, ücret sistemini belirleme yöntemlerinin bir bütün olarak ele alınması gerekirken, sadece emeklilik sistemine endekslediğiniz zaman bazı yanlışlara yol açabilir. Ne olabilir? Asgarî ücretin belirlenmesinde TÜFE endeksi geçerli değil. Dolayısıyla, asgarî ücretin, TÜFE’nin altında artışla belirlenmesi halinde ve idarî kararla belirlenmesi halinde -ki, öyle belirleniyor- aynı ücreti alan, ücretindeki artış ile ödediği prim artışı çok farklı sonuçlara yol açabilecektir ve kişiler, gelirlerinde ciddî kayıplarla karşılaşabileceklerdir.

O nedenle, sistemin endekslemesinin bir bütün olarak yapılması lazım. Endekslenecekse, asgarî ücret belirleme sisteminin de TÜFE’ye endekslenmesi lazım. Yani, sistemin emeklilik ayağını endeksliyorsunuz; ama, asgarî ücret belirlemesini endekslemiyorsunuz. O zaman, çarpık sonuçlarla karşılaşabiliriz. Bu belirleme yöntemi, aslında, tüm kanun tasarısının mantığı içinde, idarî kararlardan arınmış, otomatik çalışan bir sistem hedeflenmiş; ki, onun, kendi içinde bir tutarlılığı vardır.

Aslında, komisyona geldiği haliyle o yapı korunuyordu; çünkü, 2001 yılına kadar üç katı uygulanıyordu, 2001’den 2004 yılına kadar dörde çıkıyor, 2005 yılından sonra da taban ücretin beş katı oluyordu; yani, parite 1’e 5 oluyordu.

Şimdi, ne oldu? Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler -sanıyorum, işçi ve işveren kuruluşlarıyla yapılan görüşmeler -sırasında bir önerge verilerek, bu beş kat artıştan vazgeçildi, üç katla sınırlandırıldı ve üç kattan beş kata çıkarma yetkisi Bakanlar Kuruluna verildi. Aslında bu, tasarının sistematiğine aykırı bir düzenlemedir; çünkü, bu kanun tasarısının baştan sona kadar olan yapısı içinde, idarî karara yer yok. İdarî karar olmaksızın, sistem, otomatik olarak endeksleme üzerine kurulmuş. Bakanlar Kurulu müdahalesini getirdiğiniz zaman, sistemi, yine, belli etkilere açık hale getiriyorsunuz, otonom çalışmasını engelliyorsunuz. Bu, bir hata olmuştur. Aslında, olması gereken, ya belli tarihler... Tarihler çok erken gibi gözüküyorsa, o zaman, bunları, belki, daha yukarı çekmek gerekirdi. Bu nedenle, yapılan bu düzenlemede, bence, sistem yara almıştır.

Bir de, tabiî, bu, şu anda, asgarî prim ödeme seviyesi ile en üst prim ödeme seviyesi arasındaki oran 1,7’dir. Dolayısıyla, bu 1,7 oranı 3 kata çıkarılıyor.

Bu, yüksek ücret elde edenlerin daha yüksek emekli maaşı almasına imkân sağlıyor; sosyal sigortalar sistemine de taze kaynak enjekte edecektir. Aslında, sistemi rahatlatıcı bir unsurdur. Özellikle, özel sektörde yönetici kademesinde olan kişiler, sosyal güvenlik sistemine -aldıkları ücretlerle kıyaslandığı zaman- çok düşük ölçüde katkıda bulunuyorlar ve bunun sonucunda da çok düşük ölçüde emekli maaşı alabiliyorlar.

Belki, şunun hedeflenmesi gerekirdi: Bireysel hesaplama, bireysel sigorta sistemine yer verilmesi lazım. Yapılan bu düzenleme yetersiz olmuştur, siyasî kararla sonuçlanacak bazı düzenlemelere yer verilmiştir ve yine 1’e 3 oranı korunmuştur. Belki, nihaî hedef olarak, bu sistemlerin yeniden ele alınıp, bireysel hesaplama sistemine de yer verilmesi lazım gelir; çünkü, düşünün ki, kişi, üst düzey yönetici, daha fazla prim ödemek istiyor, siz diyorsunuz ki “senin ücretin daha fazla olduğu halde, daha fazla prim ödeyemezsin.”

Dikkat ederseniz, prim ödeme sisteminde de adaletsizlik var; yani, üst gelir grubundaki bir kişinin ödediği primi maaşına oranlarsanız, asgarî ücretlinin yükü çok daha ağırdır, alt düzeyde maaş alan kişinin SSK primi çok daha ağırdır. O nedenle, sisteme bu esneklikleri de monte etmek gerekirdi.

Aslında, yapılması gereken -sosyal güvenlik sistemi sadece emekli maaşı bağlama sistemi değil- sosyal güvenlik sistemine bir bütün olarak bakılıp; emekli maaşı bağlama sistemi, sağlık sistemi ve sosyal güvenlik kuruluşlarının çalışma tarzı bir bütün olarak ele alınıp, iş güvencesinin de bunun içinde getirilmesi gerekirdi. Bunlar getirilmediği için, toplumda ciddî eleştirilere konu oluyor. Yoksa, muhalefet hep engeller diye bakıp, olayı basite almamak lazım. Çünkü, bir sosyal güvenlik sistemi, birden çok ayak üzerine kurulu bir sistem. Sadece emekli maaşı bağlama sistemi yeterli değildir; onun ıslah edilmesi, aktüer dengeyi de korumuyor. Sadece matematik olayı değildir; çünkü, harcamalar içinde, sosyal güvenlik sisteminin 2,2 katrilyona varacak açığı içinde, bunun 1,1 katrilyonu, belki de, sağlık sisteminin açığı oluyor. Şimdi, yaptığımız düzenlemelerin, sağlık sistemindeki bu açığa herhangi bir etkisi olmuyor.

Emeklilik sisteminin düzenlenmesi yanında, yaşları yukarı çekiyorsunuz ve diyoruz ki, gerçekten, birçok kimsenin emekli olma hakkını kaybetmesiyle sonuçlanacak; Türkiye’nin çalışma koşulları bunu gerektiriyor. Bunu önlemek için ne yapmak lazım? Bunu önlemek için, ya işgüvencesi getireceksiniz ya da yaşı aşağı çekeceksiniz. İşgüvencesi getirmeyip, yaşı yukarı çekip, prim ödeme gün sayısını da yüksek tuttuğunuz zaman, çok ciddî sıkıntılarla karşı karşıya kalınabiliyor. İstediği halde bunu dorduramayacak çok sayıda insanla karşı karşıya kalacağız ve bunun sonunda da, birçok kimse emekli olamayacak. Emeklilik hakkı gibi, en temel anayasal hakkın, sosyal güvenlik hakkının ortadan kalkmasıyla sonuçlanacak. Endişelerin ve dile getirdiğimiz eleştirilerin çoğu, buradan kaynaklanan eleştirilerdir. Sistem otonom kurulabilir, doğrudur. Sistemin içine bazı rötuşlar yapılması doğru olmuştur. Bu kanun tasarısında, gerçekten müspet yönler de vardır; ama, eksiklikleri dile getirmek, muhalefetin görevidir. Bu eksikliklerin düzeltilmesinin takipçisi olmak da, muhalefetin görevidir. Dediğim gibi, sistemde, teknik olarak bazı eksiklikler vardır; gönül, bu eksikliklerin düzeltilmesini arzu ederdi. Ancak, bakıyorsunuz, hükümet, tasarıya herhangi bir şekilde dokunulmasını istemiyor. Bu nedenle, inşallah, daha sonraki bir ortamda, seçimlerde vatandaşa bu düzenlemelerin eksiklikleri anlatılacaktır, düzeltmek için vatandaşa başvurulacaktır tabiî ki; ondan sonra, belki bu aksaklıkları giderme imkânına kavuşacağız. Ancak, şu haliyle, gerçekten bazı sakıncalar taşıyor, bunları düzeltmek imkânı bulamadık; ancak, topluma bunları anlatmak durumundayız. Toplum bunları değerlendirecektir.

Hepinize teşekkür ediyorum; sağolun. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezmen.

Sayın milletvekilleri, şahısları adına söz alan milletvekillerini okuyorum:

Sayın Turhan İmamoğlu, Sayın Necati Yöndar, Sayın Salih Kapusuz, Sayın İlyas Yılmazyıldız, Sayın Aslan Polat, Sayın Veysel Candan, Sayın Rıdvan Budak, Sayın Saffet Arıkan Bedük, Sayın Musa Uzunkaya, Sayın Mahfuz Güler, Sayın Ahmet Aydın, Sayın Rıza Ulucak, Sayın Osman Yumakoğulları, Sayın Faruk Çelik, Sayın Zeki Okutan, Sayın Altan Karapaşaoğlu, Sayın Fahrettin Kukaracı, Sayın Mehmet Özyol, Sayın Zeki Çelik, Sayın Şükrü Ünal, Sayın Lütfi Yalman, Sayın Yahya Akman, Sayın Ömer Vehbi Hatipoğlu, Sayın Zeki Ergezen, Sayın İrfan Gündüz, Sayın Bekir Sobacı, Sayın Celal Esin, Sayın Nezir Aydın, Sayın Zülfükar İzol, Sayın Suat Pamukçu, Sayın Nurettin Aktaş, Sayın Latif Öztek, Sayın Mehmet Bekaroğlu, Sayın Ahmet Sünnetçioğlu, Sayın Ali Oğuz, Sayın Sabahattin Yıldız.

Sayın milletvekilleri, diğer maddelerde de aynı milletvekillerinin müracaatları var, bir daha okutmayacağım; haberiniz olsun.

Şimdi, söz sırası, Kocaeli Milletvekili Sayın Turhan İmamoğlu’nda; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika efendim.

M. TURHAN İMAMOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 10 uncu maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının 10 uncu maddesi, SSK prim matrahının taban ve tavan miktarlarının tekrar düzenlenmesini yapmaktadır. Alt sınır olarak günlük 4 milyon, üst sınır olarak da günlük miktarın 3 katını düzenlemiştir. Bakanlar Kuruluna ise, bu 3 kat tutarın 5 kata kadar artırılması imkânı tanınmıştır.

Bu düzenlemeyle, gerçek ücretlerden prim tahsilatı yapılması sağlanacaktır. Şimdiye kadar uygulanan miktarla -daha önceki konuşmacı da belirtti- ikisi arasında, tavan ve taban arasında 1,7 gibi bir fark var. Bu, 3 kata kadar artırılıyor. Bakanlar Kurulu 5 kata kadar artırırsa, SSK’ya daha fazla prim tahsilatı sağlamış olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İmamoğlu.

Söz sırası, Bingöl Milletvekili Sayın Necati Yöndar’da.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

NECATİ YÖNDAR (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuzu 114 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin 10 uncu maddesi üzerinde, şahsım üzerine söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinize saygılar sunarım.

506 sayılı Yasanın 78 inci maddesinde yer alan değişiklikle, yine emekçinin gelirini teşkil eden maaş hesaplama sisteminin tamamen değiştirilmesi sosyal güvenlik esaslarına aykırı olup, bu değişikliğin, gerçekte, emeklinin gelirini artırmak yerine, onu yoksulluk ve sefalete iteceği inkâr edilemez bir gerçektir. Neden acaba bu maaş sistemi değiştiriliyor? Emeklinin maaşını artırmak ve refah seviyesini yükseltmek için midir? Hayır. Bu, doğrudan, bir maceraperestlikten başka bir şey değildir. Halbuki, bu konu çok hassas olup, oynamaya gelmez.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 78 inci maddesinde yer alan prim miktarının hesaplanmasında esas alınacak matrah, sigortalının aylık kazancıdır; ancak, bazen aylık kazancın belirsizlik arz etmesi yüzünden, hesaplanmasında güçlük çıkıyorsa, aylık kazanç, günlük kazanca göre belirlenir. Biz bunu, 54 üncü hükümet döneminde değiştirmek amacıyla teklif ettiğimiz yasa tasarısında aynen şöyle dedik: “Bu kanun gereğince, alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı, bu kanuna ekli gösterge tablosundaki en düşük göstergenin katsayısıyla çarpımının otuzda 1’idir. Üst sınırı ise, 25.8.1971 tarih ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre, sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilen günlük asgarî ücretin iki katıdır.

Prime esas kazancın üst sınırını, asgarî ücretin üç katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu şekilde bulunacak günlük kazançların 1 000 liranın altındaki kesirleri hesaba alınmaz.

Prime esas günlük kazancın, Bakanlar Kurulunca yükseltilen üst sınırının, üst gösterge tablosundaki en yüksek göstergenin katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarın otuzda 1’i alınmak suretiyle bulunan günlük kazancın altında kalması halinde, alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesaplanmasında yüksek olan günlük kazanç esas alınır.”

Öte yandan, maddede, günlük kazancın hesaplanması şu şekilde tanımlanmaktadır: “Günlük kazanç alt sınırı her takvim yılı için, ilk olarak Nisan ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1 000 liranın kesirleri 1 000 liraya tamamlanır.”

Şimdi, bu tanımı ben şahsen anladığımı söyleyemem; acaba, anlaşılmayan bu maddeyi, kim anladığını söyleyebilir?! Hem, bu tür maaş hesaplama sistemini hangi ülke uygulamaktadır?

Sigorta matematiği açısından bakıldığında da, bu hesaplama sistemine göre, emeklinin maaşının, yükselmek yerine azalacağı, konunun uzmanlarınca ifade edilmektedir.

Acaba, maaş hesaplama sistemini değiştirmek, emeklinin durumunu iyileştirmek için midir? Hiç de, karışık ve hesaplama açısından da oldukça karmaşık olan böyle bir hesaplama sistemini kabul etmek mümkün değildir. Daha yaygın olan katsayı ve gösterge esasına devam edilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yöndar, sürenizin bitmesine az kaldı, toparlar mısınız lütfen.

NECATİ YÖNDAR (Devamla) – Peki efendim.

Reform diye ortaya atılan kanun taslağı, reform gerçeğinden uzak, dayatmacı, toplumu geren bir kanun taslağıdır; vergi reformunda olduğu gibi, fiyaskoyla sonuçlanan bir reform tasarısı olmaktan öteye gitmez.

Eğer, reform yapılmak isteniyorsa, sivil toplum örgütlerinin ve toplumun tüm katmanlarının uzlaşmasıyla varılacak ortak paydada uzlaşılarak, ülke gerçeklerine göre yapalım; bize yakışan da budur ve bu yapılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ YÖNDAR (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yöndar.

Madde üzerindeki görüşmeler bitmiştir.

Sayın milletvekilleri, yerinden soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlardaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Sayın Uzunkaya, buyurun.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakanımın, şu soruma cevap vermesini arz ediyorum.

Bu maddede ifade edildiği üzere, asgarî ücretin 4 milyon olduğunu farz edersek, artışlar, nisan ayı esas alınacak ve 4 ay önceki aralıkla 16 ay önceki aralık arasındaki, Devlet İstatistik Enstitüsünün tespit ettiği verilere göre verilecek; yani, enflasyon verilerine göre bir artış verilecek. Birinci ayağı bu.

İkinci ayağı ise, gayri safî millî hâsılada yurtiçi payın yıllık artışı da, zannediyorum, hesap olarak, refah payı artı refah payı şeklinde verilecek diye anlıyorum. Durum bu olunca; yani, gayri safî millî hâsıla yüzde 3, yüzde 5, yüzde 6 artış gösterirse, bunu, enflasyon artı yüzde 5 refah payı verilecek anlamına alırsak, ilk altı ayı ekside geçen bu yılın eksisini, enflasyonun altına bir sefalet payı olarak, ücretlilere yükleyecek miyiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sünnetçioğlu, buyurun.

AHMET SÜNNETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, aracılığınızla, aşağıdaki sorularımın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından cevaplandırılmasını arz ve talep ederim.

Sayın Bakanım, görüşmekte olduğumuz maddede “bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1 000 liranın kesirleri 1 000 liraya tamamlanır” deniliyor. Acaba, bu kesirlerin toplamı şimdiye kadar hesaplandı mı, yekûn miktarı nedir, bunun kaydı ve takibi nasıl yapılıyor?

BAŞKAN – Sayın Erbaş, buyurun.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan aşağıdaki sorumun cevaplanmasını arz ve teklif ediyorum.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 78 inci maddesinin birinci fıkrasındaki değişiklikle, hem işçiye hem de işverene ek malî yük getirilmektedir. Bu ek malî yükün, yaş ve yıl hesapları göz önünde bulundurularak, aktuaryel dengeye katkısı ne kadardır veya ne orandadır?

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Pamukçu, buyurun.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. İzninizle, Sayın Bakanıma şu soruyu yöneltmek istiyorum.

Burada, prime esas günlük kazancın alt sınırı 4 milyon lira olarak belirlenmiş, üst sınır olarak da 3 katı olarak belirlenmiş ve ayrıca, Bakanlar Kuruluna, 5 katına çıkarma yetkisi tanınmış.

Bir kere, bu rakamların nereden kaynaklandığını merak ediyorum; yani, mesela bu 4 milyon lira nereden kaynaklanıyor, atmasyon bir rakam mıdır, yoksa bir hesaba mı dayanmaktadır ve üst sınır, niye 3 kat da 5 kat değil ya da Bakanlar Kuruluna, niye 10 katına kadar değil de 5 katına kadar artırma yetkisi veriliyor? Bu rakamların arkasındaki gerçekleri öğrenmek istiyorum; bir.

Bir de, buradaki hesaplamalarda, yani yıllık artışların hesaplanmasında, tüketici fiyatları esas alınmış. Halbuki, bildiğimiz kadarıyla, gerek 55 inci gerek 56 ncı ve gerekse 57 nci hükümetler dönemlerinde, enflasyon rakamı ilan edilirken, hep toptan eşya fiyatları baz alınırdı. Prim alırken, niye tüketici fiyatları baz alınıyor da, enflasyon ilan edilirken toptan eşya fiyatları baz alınıyor? Bunu da anlamakta güçlük çekiyorum. Bu konuda da bilgi verirlerse memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, arkadaşlar benim sualimi sormuş oldular.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Buyurun Sayın Baran.

DOĞAN BARAN (Niğde) – Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanımın şu suale cevabını öğrenmek istiyorum: Görüşülmekte olan 10 uncu maddeyle, yürürlükte olan 78 inci maddede yapılan değişiklik neticesi, prime esasa olan kazancın üst sınırı –mevcut, yürürlükteki yasaya göre 182 100 000 lira iken- 360 milyon lira oluyor. Bu durumda, prim oranı değişmeksizin, tahsil edilen prim miktarında yüzde 100’e yakın bir artış oluyor.

Öğrenmek istediğim husus şu: SSK’da, prime esas üst sınır üzerinden prim ödeyen sigortalıların, toplam sigortalılar içerisindeki oranı nedir ve prim miktarındaki bu yüzde 100 artışın, aşağı yukarı, toplam olarak getireceği kaynak nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Şimdi bir iki konuyu arz edeyim, diğerlerini yazılı olarak cevaplandıracağım.

Önce, en son, Sayın Baran’ın sorduğu oran, toplam içindeki payı yüzde 15 dolaylarındadır. Burada getirilen düzenlemeyle, bir başka milletvekili arkadaşımızın da sorusunun paralelinde...

DOĞAN BARAN (Niğde) – 15 hangisi oluyor efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Yani, bu maddeyle bizim elde etmek istediğimiz gelir katkısı, yaklaşık 832 milyon dolar, bugünkü parasal değeri 358,6 trilyon liralık bir gelir hesabı düşünülüyor. Arz ederim.

Efendim, burada aslolan -demin de ifade edildi- niye 4 milyon lira tutuldu deniliyor. Bugünkü mevcut mevzuatta, zaten, alt sınır 3 800 000 liradır. Biz, bunu 4 milyon liraya çıkarmış oluyoruz. Üst sınır da -esas önemli olan düzenleme- üst gösterge tablosunun en yüksek göstergesinin katsayıyla çarpımının otuzda 1’i olarak şu andaki mevcut yasada var; bu da, üst sınır 6 milyon lira civarında. Şimdi, biz, yeni düzenlemeyle, alt sınırın 3 katına, 12 milyon liraya çıkarıyoruz. Üst sınırın, alt sınırın 5 katına kadar yükseltilmesine de Bakanlar Kurulunu yetkili kılıyoruz.

Bizim, Plan ve Bütçe Komisyonuna ilk getirdiğimizde -demin, Doğru Yol Partisinin değerli sözcüsünün de ifade ettiği gibi- farklıydı; fakat, sosyal taraflarla yaptığımız uzlaşma neticesinde, özellikle, Türk-İş tarafından, bize, bu konuda getirilen öneri doğrultusunda, o uzlaşma sonucunda, bunu, huzurunuza getirilen şekle dönüştürdük. Tabiî, bir taraftan “uzlaşmadınız” sorusuna muhatap oluyoruz, bir taraftan “niye uzlaştınız da, böyle yaptınız” sorusuna muhatap oluyoruz. Bu da, tabiî, takdirlerinize arz edeceğim bir diğer husus.

Burada, aktuaryel hesaba katkısı Sayın Erbaş’ın sorusunda da, zannediyorum, demin verdiğim toplam tutar karşılığı...

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Seven, buyurun efendim.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına sormak istediğim soruları arz ediyorum:

506 sayılı Kanunla katsayı ve gösterge kuralı değiştirildi; bu, sigortalı için neler getirmektedir? Daha önce sakıncaları var mıydı?

İkinci sorum; yine, bu maddeyle ilgili olarak, kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranıyla gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızına göre ajur hale getirilen, yani, güncelleşmiş hale getirilen kazançlarla ilgili hesaplama yöntemi bugüne kadar gerçekleşmiş mi?

Sizin, bu durumu getirmekle, dünya standartlarına göre bir entegrasyonu mu arzuladığınızı anlıyorum?

Bu konuda cevap arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sanay, buyurun.

EYÜP SANAY (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bakandan, delaletinizle bir soru sormak istemiştim; ancak, biraz önce, benden önce konuşan arkadaşımız, bu, temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indekslerini sordular. Onun için, tekrar etmiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim efendim.

Sayın Karapaşaoğlu, buyurun.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, delaletinizle, şunu anlamak istiyorum Sayın Bakanımdan:

Ücretlerin, aylıkların, tavan ve tabanları sınırlı tutulmak suretiyle, acaba, daha fazla gelir imkânı olan veya daha önce emekliliğin bir bölümünü bir başka kurumdan temin etme gayreti içinde olan kimseler için, özel sigorta şirketlerine bir ikinci emeklilik imkânı açmış olmuyor mu?

Bu ikinci emeklilik imkânı, çalışanların bir bölümüne, ikinci bir külfeti getirmek anlamı taşımıyor mu?

Neden Sosyal Sigortalar veya sosyal güvenlik kuruluşları, bu imkânlardan yararlanmayı düşünmüyorlar?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanın süresi dolduğundan, size yazılı cevap verecek efendim.

Madde üzerinde verilmiş 4 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4 000 000 TL, üst sınırı ise alt sınırın 3 katıdır. Üst sınırı alt sınırın beş katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Günlük kazanç alt sınırı her takvim yılı için, ilk olarak Nisan ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırında 1 000 liranın kesirleri 1 000 liraya tamamlanır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 10 uncu maddesindeki “TL” ibaresinin “lira” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Sevgi Esen

Sakarya İçel Kayseri

Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay Yener Yıldırım

Ankara Erzurum Ordu

“Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4 000 000 TL, üst sınırı ise bu Kanunun yürürlük tarihinden 31.12.2001 tarihine kadar alt sınırın 3 katı, 1.1.2002-31.12.2004 tarihleri arasında 4 katı, 1.1.2005 tarihinden itibaren 5 katıdır. Günlük kazanç alt sınırı her takvim yılı için ilk olarak Mayıs ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırının belirlenmesine 1 000 liranın kesirleri bir liraya tamamlanır.”

BAŞKAN – Şimdi, en son okunacak önerge, maddeye en aykırı önergedir; okutup oylayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 10 uncu maddesi ile 506 sayılı Kanunun 78 inci maddesinin birinci fıkrasının değiştirilmesiyle ilgili düzenlemenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak

Sakarya Gaziantep Adana

Bekir Sobacı Ali Güner Faruk Çelik

Tokat Iğdır Bursa

Ali Coşkun Azmi Ateş Mehmet Çiçek

İstanbul İstanbul Yozgat

Musa Demirci Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Sıvas Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Celal Esin Ramazan Toprak

Afyon Ağrı Aksaray

Akif Gülle Oya Akgönenç Muğisuddin Zeki Çelik

Amasya Ankara Ankara

Cemil Çiçek Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan

Ankara Ankara Antalya

İsmail Özgün Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Balıkesir Batman Bayburt

Hüsamettin Korkutata İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Bingöl Bolu Bursa

Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu

Bursa Çankırı Çorum

Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek

Diyarbakır Diyarbakır Elazığ

Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı

Erzincan Erzurum Erzurum

Aslan Polat Nurettin Aktaş Turhan Alçelik

Erzurum Gaziantep Giresun

Lütfi Doğan Mustafa Geçer Metin Kalkan

Gümüşhane Hatay Hatay

Ali Güner Azmi Ateş Mustafa Baş

Iğdır İstanbul İstanbul

İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kapusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Fehim Adak Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış

Mardin Muş Nevşehir

Eyüp Fatsa Şükrü Ünal Mehmet Bekaroğlu

Ordu Osmaniye Rize

Nezir Aydın Ahmet Demircan Musa Uzunkaya

Sakarya Samsun Samsun

Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu Abdüllatif Şener

Siirt Sıvas Sıvas

Yahya Akman Zülfükar İzol Ahmet Karavar

Şanlıurfa Şanlıurfa Şanlıurfa

Mustafa Niyazi Yanmaz Abdullah Veli Seyda Şeref Malkoç

Şanlıurfa Şırnak Trabzon

Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Van Yozgat Yozgat

Önerilen metin:

“Bu kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 25.8.1971 tarihli 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgarî ücret tutarının 3 katıdır. Üst sınırı alt sınırın 5 katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1 000 liranın kesirleri 1 000 liraya tamamlanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4 000 000 Türk Lirası, üst sınırı ise bu Kanunun yürürlük tarihinden 31.12. 2001 tarihine kadar alt sınırın üç katı; 1.1.2002-31.12.2004 tarihleri arasında dört katı; 1.1.2005 tarihinden itibaren beş katıdır. Günlük kazanç alt sınırı her takvim yılı için, ilk olarak mayıs ayında bir önceki yılın aralık ayı ile ondan önceki yılın aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safî yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek günlük kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1 000 liranın kesirleri 1 liraya tamamlanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Sizden evvel söylediler efendim.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, oylamadan önce bir hususu arz edebilir miyim.

BAŞKAN – Oylayayım, ondan sonra...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, arkadaşlarımıza yardımcı olmak bakımından...

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir; karar yetersayısı vardır.

Diğer önergeleri önerge sahipleri geri almıştır. Onun için, 10 uncu maddenin oylamasına geçeceğim; ancak, 10 uncu maddeyi açık oylarınıza sunmadan önce, 10 uncu maddeyle ilgili olarak Komisyonun bir redaksiyon talebi var.

Buyurunuz efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, bu maddenin ilgili fıkrasının üçüncü satırında “Günlük kazanç alt sınırı her takvim yılı için...” diye devam ediyor. Buradaki “takvim” ve “için” kelimelerinin çıkarılarak “Günlük kazanç alt sınırı her yıl... “ diye redaksiyonu uygun görülüyor.

Takdirlerinize arz ederim.

BAŞKAN – Maddeyi bu düzeltmeyle birlikte oylarınıza sunacağım; maddenin açık oyla oylanmasına ilişkin bir talep vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 10 uncu maddesinin açık oyla oylanmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

Abdüllatif Şener?.. Burada.

Mahfuz Güler?.. Burada.

Lütfi Yalman?.. Burada.

Fethullah Erbaş?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Nevzat Yalçıntaş?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Musa Uzunkaya?.. Burada.

Faruk Çelik?.. Burada.

Eyüp Sanay?.. Burada.

Suat Pamukçu?.. Burada.

Şükrü Ünal?.. Burada.

Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Yahya Akman?.. Burada.

Nezir Aydın?.. Burada.

Mehmet Zeki Okutan?.. Burada

Salih Kapusuz?.. Burada.

Ergün Dağcıoğlu?.. Burada.

Eyüp Fatsa?.. Burada.

Zeki Çelik?.. Burada.

BAŞKAN – Efendim, 20 kişi tamamlanmıştır.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır. Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin, teknik personelden yardım istemelerini ve yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar varsa, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini, ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemi başlamıştır.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısının 10 uncu maddesinin yapılan açık oylamasının sonucunu açıklıyorum:

Oy sayısı : 310

Kabul : 246

Ret : 62

Çekimser : 1

Mükerrer : 1

Böylece, 10 uncu madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11.- 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

“Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler Kurumca resen tahakkuk ettirilerek 80 inci madde hükümlerine göre tahsil olunur. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Sıvas Milletvekili Sayın Abdüllatif Şener; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 114 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilk günkü görüşmelerden itibaren burada söz alan hatiplerin, grup sözcülerinin ve diğer milletvekillerinin konuşmalarının ve kamuoyunda bu konuda duyulan infialin özeti şudur: İşbu mezarda emeklilik tasarısı, doğrudan doğruya bir zulüm tasarısıdır. Bu, yalnızca bizim kanaatimiz değildir, tüm kamuoyunun inacı da bu yoldadır.

Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: Yol yakınken, bu tasarıyı, hemen, bir an önce çekmeleri gerekmektedir. Bu perişan halka sıkıntılı günler ve kâbuslar yaşatmak, hiç kimsenin hakkı değildir; hele, halktan oy alarak işbaşına gelen bir iktidar, böyle bir tutum sergileme hakkına hiç sahip değildir. Diyoruz ki, bu tasarıyı çekin, bundan vazgeçin ve kendinize de, halka da işkence yapmaktan vazgeçin; çünkü, işkence anayasal bir suçtur ve işkence bir insanlık suçudur.

Değerli arkadaşlarım, sorumlu bir iktidar, güle oynaya, ısrarla, böyle bir tasarıyı Meclisten geçirmek için enerjisini sarf etmez; çünkü, halkla inatlaşılmaz. Bakın, bu tasarı, yani bu mezarda emeklilik tasarısı, doğrudan veya dolaylı olarak halkın yüzde 90’ının bugününü, yarınını veya geleceğini etkilemektedir.

Üzerinde söz aldığım bu 11 inci madde, sosyal güvenlik sisteminin Türkiye’de mevcut temel zaaflarından birine işaret etmektedir. O zaaf nedir? Bu zaaf, Türkiye’de iş güvencesinin mevcut olmayışıdır. İşten çıkarmalar, Türkiye’de çok yaygın ve kolay bir mekanizma olarak işlemektedir. Hatta, fiilen çalıştığı halde işveren tarafından işten çıkarılmış gibi gösterilen çok sayıda işçinin varlığı da herkes tarafından bilinmektedir. İşte, üzerinde konuştuğumuz bu 11 inci madde, bu durumu düzenlemektedir. Bu durum, iş hayatımızın kangren olmuş en önemli sorunlarından biridir.

Bakın, elimde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çalışma hayatıyla ilgili istatistikler kitabı var. Bu kitapta yer alan verilere göre -ki, en son veriler 1997 yılına ait olduğu için, 1997 yılını veriyorum- 1997 yılında 428 000 kişi özel sektörde işten ayrılmıştır. Bunlardan sadece 8 000’i emekli olmuş, 500’ü de ölüm sebebiyle ayrılmıştır. Kalan 420 000 kişinin hemen tamamı veya büyük bir çoğunluğu, iradesi, isteği dışında, normal olmayan gerekçelerle işinden ayrılmıştır. Bunlardan 250 000’inin ayrılma sebebi, bu kitapta istifa olarak görülmekte ise de, bunun gerçek neden olduğu kanaatinde değilim; çünkü, veriler, işverenlerin bildirimlerine göre düzenlenmektedir. Gerçek sebep, işten atılmalardır veya çalıştığı halde, ayrılmış gibi gösterilip, primleri ödenmeyen işçiler bu gruba girmektedir. 1997 yılı rakamlarıyla ifade edilen bu tablo 1998 yılı için söylenecek olursa veya 1999 yılı için ifade edilecek olursa, ikiye, üçe katlanacak rakamlardır; 800 000’den fazla insanın, özel sektörde işten ayrıldığını ve bu ayrılmaların büyük bir bölümünün de, normal olmayan sebeplerle ortaya çıktığını düşünecek olursak, gerçekten, iş güvencesi, Türkiye’de çalışma hayatının en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir.

İş hayatımızdaki bu tablo, sosyal güvenlik sistemimizi altüst etmektedir. Bir yandan, SSK’nın prim gelirleri düşmektedir, azalmaktadır; diğer taraftan ise, çalışanların emeklilik hakkı açıkça gasp edilmektedir. Bu sosyal bir yaradır, ekonomik, sosyal pek çok gerekçesi vardır ve bu maddeyle yapılan düzenlemeyle de sorunun çözülemeyeceği açıktır; çünkü, kanunlar her şeyi halledemezler.

Bakın, bu 11 inci maddeden önce 10 uncu madde üzerinde görüşmeler yapıldı ve orada, emeklilerin maaşlarının, enflasyon ve millî hâsıla artışına göre ayarlanacağı ifade edildi; ama, işbaşında, yanlış ekonomik politikalar uygulayan, ihtisası, bilgisi zayıf, kararlılığı zayıf bir iktidar varsa, ekonomi küçülüyorsa, millî gelir düşüyorsa, o maddeyle, genel refah payını işçilere vermeyi, emeklilere vermeyi düşünseniz bile, emeklilerin maaşını azaltırsınız. Nitekim, 1999 yılı itibariyle, son verilere göre, ilk altı aylık verilere göre, millî gelirde düşüş vardır. O halde, bir önce çıkarmış olduğumuz maddeyle hükümet ne diyor; diyor ki: “1999 yılında millî gelir eksiye doğru gidiyor. Dolayısıyla, bu sosyal güvenlik yasasıyla yapacağım ilk iş, emeklilerin maaşını azaltmaktır.” 10 uncu maddenin özeti budur. Dolayısıyla, bu 11 inci maddede de, sorunun ekonomik ve sosyal boyutları vardır; Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir ve bir kanun maddesiyle sorunun halledilmesi, çözümlenebilmesi mümkün değildir.

İşte, biz, Fazilet Partisi olarak “bu tasarı bir zulümdür, bir mezarda emekliliktir” derken, bu gerçeğe de, aynı zamanda işaret etmek istiyoruz. Bir yıl sürekli çalıştığı halde, primleri üç beş ay ödenmeyen, yatırılmayan bir işçi, sizin bu tasarıya göre, hayattayken emekli olamaz, emekli olabilmesi mümkün değildir.

Piyasa koşulları içinde, iş güvencesi olmayan, ömrü iş aramak, işe girmek ve çıkmakla geçen bir çalışan, getirdiğiniz bu emeklilik sistemiyle emekli olamaz. Böylesine genç bir nüfus varken, 50 yaşın üzerinde işçi çalıştırma eğilimi olmayan işletmeler piyasanın genel eğilimiyken, kaç kişi acaba 60 yaşında emekli olabilecektir; 60 yaşına kadar kaç kişi çalışabilecektir?

Bu haliyle, bu fiilî durumla, bu ekonomik ve sosyal yapıyla, bu tasarının anlamı şudur: İşçilerin ulaşamayacağı bir hakkı gösteriyor; 60 yaşında emekli olacaksın, 7 000 gün prim ödemekle emekli olacaksın diye bir hedef gösteriyor, bir hakkı gösteriyor; ama, diğer yapılarla birlikte değerlendirdiğinizde, bu hakkın, çalışanlar için hiçbir zaman elde edilemeyeceği görünüyor.

BAŞKAN – Sayın Şener, toparlayın, süreniz bitmek üzere efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Dolayısıyla, ulaşılamayan bir hakkın varlığı, çalışanlar için, olsa olsa, sadece işkence olur. Eğer, bir hak gösteriliyorsa, o hak varsa, o hakkın ulaşılabilir bir hak olması gerekmektedir.

Kamu kesiminde dahi, yılda üç ay çalışan bir geçici işçi, bu sizin getirdiğiniz tasarıya göre, 78 yıl çalıştıktan sonra emekli olabiliyor. Eğer, 22 yaşında işe girmişse, demek ki, 100 yaşında emekli olması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Demek ki, 100 yaşında emekli edeceksiniz. Getirdiğiniz sistem bu. Yılda altı ay çalışan bir geçici işçi ise, 39 yıl çalıştıktan sonra emekli olabilecektir bu sizin getirmiş olduğunuz tasarıya göre.

60 yaş, 7 000 prim ödeme gün sayısı, getirdiğiniz sistemdeki temel ölçülerdir; ama, ağır işlerde çalışanlar için, örneğin maden işçileri için, bunun ne anlama geldiğini, oy vermeden önce sayın milletvekillerinin düşünmesi gerektiği kanaatindeyim.

“Batı ülkelerinde bu iş böyledir” diyorsunuz; ama, Batı ülkeleriyle kıyaslanacak başka ölçüler de vardır; bu bakımdan, Batı ülkeleriyle kıyaslamaların sağlıklı yapılması lazım. Nimette kıyaslama yapmıyor, külfette eşitlik getirmeye çalışıyorsanız, bu da bir zulümdür, bu da bir işkencedir. Onun için, külfetlerde, Türkiye’deki çalışanları Batıyla eşitleyelim demek, hak değildir, adalet değildir.

Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.

Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Kabataş, süreniz 10 dakikadır.

Buyurun efendim.

DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 11 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına, görüşlerimizi sunmak üzere söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

11 inci madde, bakıldığında, çok sıradan, rutin bir madde gibi görülüyor; ama, bu iddialı sözde reform tasarısının önemli maddelerinden birisi. Birbirini tamamlayan tedbirler dizisini düşünürseniz; birincisi, kaçak işçiliği, bu sistemin en büyük sorunu olan kaçak işçiliği önlemede, getirdiğimiz daha önceki maddelerden birinde, işe başlamadan bir ay önce, işveren, çalıştıracağı işçileri kuruma bildirecek; böylece, bir raporlama meselesiyle, bu büyük sorunu, önemli sorunu çözmüş olacağız!...

Kaçak istihdamın ikinci şekli, çalışırken eksik süre bildirimi; üçüncü şekli de, çalışırken, prime esas kazançların düşük bildirilmesiydi. İkinci tedbir bu. Eğer, işveren, çalıştırdığı kişiyi, bir ay çalıştırır, bir aydan daha az süre çalışmıştır şeklinde kuruma bildirirse, kurum bunu araştıracak, daha doğrusu, işveren, bir aydan az çalıştırdığı işçileri, prim bildirgeleriyle kuruma bildirecek; kurum, bunu inceleyecek ve çalıştığı halde çalışmamış gösterilmişse işçiler, işveren adına resen prim tahakkuk ettirecek. Fevkalade güzel bir tedbir, etkili bir tedbir!.. Bugüne kadar her şeyi denetlemiş olan SSK, bu bildirimlerle de her şeyi denetleyecek ve böylece, 5 milyona yakın kaçak işçi, kaçak olmaktan çıkacak, kurum da prim kayıplarından kurtarılmış olacak!.. Bu kadar yüzeysel yaklaşarak bu büyük sorunları çözmemiz mümkün değil sayın milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, sadece birkaç rakama takıldık, yaşla, yaş yükseltme operasyonlarıyla sistemi çözmeye, sistemin sorunlarını aşmaya çalışıyoruz.

Elimde dünyada çok saygın bir kuruluş olan OECD’nin Türkiye’yle ilgili bir raporu var -ilgi duyanlar baksınlar- bu raporda, kaçak işçilik meselesinin Türk sosyal güvenlik sistemindeki sıkıntıları, büyüklükleri, boyutları hakkında detaylı bilgiler var. Türkiye ve Sosyal Sigortalar Kurumu, 5 milyon kaçak işçiyi kayıt altına aldığında, gerçekten, Sosyal Sigortalar Kurumunun, daha bir süre, hiçbir sorunu olmayacak. Sadece bunu yapmak için getirdiğiniz tedbirlerin yüzeyseliği, etkisizliği, ciddiyetten uzaklığı, gerçekten, burada yaptığımız görüşmeler sırasında insanı biraz daha, bizleri biraz daha karamsar hale getiriyor.

Değerli milletvekilleri, pek çok mukayese yapıyoruz; gelişmiş ülkelerle yaş mukayesesi yapıyoruz, gelişmiş ülkelerle prim ödeme gün sayısı yönünden mukayese yapıyoruz; ama, hangi gelişmiş ülkede çalışan nüfusun, sigortaya tabi olması gereken, zorunlu sigortaya tabi olması gereken nüfusun yüzde 10’a yakını kaçak ve hangi idare, bu kadar büyük bir kaçak karşısında bu kadar etkisiz ve güçsüz ve biz, reform yapıyorken, bu sorunu çözmek için, gerçekten, hangi ciddî tedbirleri alıyoruz?! Getirebildiğiniz, nihayet, bu kadar kaçağa neden olan işverene ve işçiye, bunları daha değişik şekilde bize bildirin, rapor edin, biz de inceleyelim şeklinde basit, yüzeysel ve etkili olmaktan uzak tedbirler.

Sayın milletvekilleri, neden Türkiye’deki işverenler ve çalışanlar, sayıları 5 milyon seviyesindeki çalışanı sistemin dışında tutuyorlar?! Bu üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir konudur. Neden küçük, orta boy işletmeler, çalıştırdıkları kişileri sigortaya bildirmiyor; sigortasız çalıştırıyor ya da sigortalı çalıştırırken, çalışma süresinin ancak yarısını kuruma bildiriyor? Bunun nedenleri üzerinde kurum da, Türkiye de, sorumlular da düşünmek zorunda.

Bugün, asgarî ücretle çalıştırılan bir işçinin işverene maliyeti, vergi dahil, yüzde 50 oranında ek yük getiriyor. Yüzde 33,5 ile yüzde 39 arasında işçi-işveren katkı payı var. İşçi payını işveren ödüyor, vergiyi işveren ödüyor, kendi payını işveren ödüyor; böylece, asgarî ücretle çalışan bir işçinin işverene maliyeti, bugünkü piyasa şartları içinde taşınamayacak kadar yüksek.

O nedenle, işveren, bu sistemden kaçınıyor. İşçi, bu yüksek maliyetler nedeniyle, bu yüksek kesintiler nedeniyle, eline geçen ücretin düşüklüğünü telafi etmek için, sigortasız çalışmayı göze alıyor.

Neden bunları düzeltecek tedbirlere bu yasada yer vermiyoruz? 5 milyon insanı bugün sistemin dışında tutarak, bu sistemi düzeltebileceğimize gerçekten inanıyor muyuz?!

Gelin, burada çok daha ciddî bir çalışma yapalım; bu kaçak meselesi üzerinde duralım. Dünyada bu sistem belli, kaçağın nedeni belli. İnsanları itham etmekle, işvereni “siz sistemin dışına çıkıyorsunuz” diye suçlamakla, olayın içinden çıkmak mümkün değil. Gerçekten bugünkü prim oranları ve daha da artırdığımız prim oranlarıyla, bu kaçak işçi meselesini ve sosyal güvenlik sisteminin en derin yarasıyla ilgili sorunu çözmemiz mümkün değil.

Burada, tedbir alalım; gelin, bu primleri indirelim; gelin, bu yükleri taşınabilir hale getirelim; gelin, Sosyal Sigortalar Kurumunu çalışır, çağdaş bir kurum haline getirelim. Dünyanın hangi ülkesinde, 10 milyon olması gereken zorunlu sigortaya tabi çalışan sayısı, 5 milyon olarak kayıtlara geçer ve hangi idare, hangi sistem, bu kadar büyük bir kayba tahammül edebilir? Hangi sistem bunu taşıyabilir?

Değerli milletvekilleri, burası, çözüm üretmek için, Türkiye’nin, ülkenin, tek ve yetkili forumudur. Bu Yüce Mecliste bu sorunu çözelim. Aceleyle, sadece yaş yükseltmesiyle insanları, toplumu tedirgin eden ve uygulanabilirliği de tartışmalı tedbirlerle değil, daha ayağı yere basan, daha doğru, daha rasyonel tedbirlerle sistemin rehabilitasyonu için yola çıkalım.

Sadece burada, biz yaşı yükselttik, biz kahramanız, biz büyüğüz, biz cesuruz yaklaşımından vazgeçelim. Daha doğru, daha rasyonel, daha tutarlı tedbirler için hâlâ bu tasarı önümüzde; ama, bir an önce bitirip, bu kahramanlık gösterisiyle, bu tabloyu kapatmak istiyoruz ve sisteme, bir defa daha yazık oluyor. Bunu, gerçekten üzülerek ifade etmek, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kabataş.

Şimdi söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Bozkurt Yaşar Öztürk’te.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu 11 inci madde üzerinde konuşmama geçmeden önce, sabahtan beri hayretimi mucip olan bazı konuları, çok basit de olsa, kısa cümlelerle dile getirmek istiyorum.

Her ne hikmetse, muhalefetten olan milletvekili arkadaşlar -parti adına konuşanlar, kendi şahsı adına konuşanlar- hiçbir zaman, maalesef, maddelerin içeriği hakkında konuşmadılar.

KEMAL KABATAŞ (Samsun) – Ne hakkında konuştular?!

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (Devamla) – Maddeler üzerinde konuşulurken, her ne hikmetse, hiç isabet kaydedemediler.

Verilen önergelere de dikkat ettim, çok enteresan bir önergeye rastladım; onu da burada dile getirmeden geçemeyeceğim. Ben, şahsım, bir matematikçiyim; önergenin bir tanesinde -kimin verdiğini de bilmiyorum- “1/12 yerine, onikide 1 deyimi kullanılsın” deniliyordu, böyle bir önerge verildi. El insaf!.. Yani, onikide 1 ile 1/12’nin eşitliğini anlamayacak kadar aramızda miletvekili kardeşimiz varsa, lütfen, ilkokul 3 üncü sınıfta okuyan evlatları varsa, onlardan bunun eşitliğini rahatça belirleyebilirler; beni bağışlayın. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – Milletvekiline hakaret ediyorsun; böyle şey olmaz!

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Yani!.. Aman ya Rabbî!..

NEZİR AYDIN (Sakarya) – Naylon önergeler veriliyor ya...

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (Devamla) – Şimdi, 11 inci maddenin içeriğine geçiyorum:

11 inci madde, hem işçi açısından hem de işveren açısından gerçek anlamda sigorta yolsuzluğunu önlemek için, gerçekten isabet kaydeden bir madde; şöyle ki: Şimdiye kadar, genelde, ülkemizdeki geçici işçilerin sigortalı çalışma günlerinin beyanında, bazı işverenler, 30 gün çalıştırdıkları işçiler için, kuruma tespit açısından, bunu, 5 gün, 10 gün, 15 gün olarak bildirerek prim ödeme kaçakçılığı yapıyorlardı. Bu da, bir yolsuzluktur.

Gerçekten, bu madde, işçiyi koruma açısından, kuruma verilecek evrakların sağlamlığı açısından, işçiyi koruma bazında isabet kaydetmiş oluyor.

Tersine de düşünebiliriz; işvereni de koruma açısından, hakikaten güzel bir madde; şöyle ki: Bazı -kaytarıcı deyimini kullanacağım- kaytarıcı işçiler, çalışmadıkları halde, uydurma sebeplerden işyerini terk etmek istemeleri halinde, çoğu hallerde işvereni de sıkıntıya sokmaktadırlar. Şimdi, bu maddeyle, işçi, işini terk etmeme yolunu tercih edecektir; çünkü, işini terk etmesi halinde, niçin terk ettiğini belgeleme konusunda birtakım sıkıntılar olacağı için, belgeleyemeyeceği için, ne olacaktır; işini terk etmeden, işverenin işini aksatmadan üretime katkı payında bulunacaktır.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, süreniz bitmek üzeredir; toparlayın lütfen.

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (Devamla) – Böylece, bu madde, hem işçinin hem de işverenin haklarını koruyarak, yolsuzluklara engel olmuş olacak. Zaten, 57 nci hükümet protokolünün esaslarından biri de, yolsuzlukla mücadele idi. Dolayısıyla, bu 11 inci madde, hem yolsuzlukla mücadele etme bazında hem de işçinin ve de işverenin hakkını koruma bazında, bence, tam isabet kaydetmiş oluyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, bir konuyu arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) –Değerli hatip “kanun metninde bulunan 1/12 ifadesini onikide 1 diye değiştirerek önerge verdiler; anlamayan, bunun eşit olduğunu bilmeyenler” diye ifade ettiler.

Bu önergeyi DSP’liler vermiştir; bilgilerinize arz ediyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş’ta.

Sayın Erbaş yok mu efendim?..Yok.

Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz?.. Burada.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Zeki Çelik’e devrediyorum.

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

M. ZEKİ ÇELİK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının 11 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Bütün konuşmacıların ifade ettiği gibi, 11 inci maddeyle, Sosyal Sigortalar Kanununun 79 uncu maddesine bir fıkra eklenmekte ve işverene, ay içerisinde bazı işgünlerinde çalıştırmadığı ve ücret ödemediği sigortalının prim bildirgesine, neden 30 gün çalıştırmadığını veya neden az çalıştırdığını açıklayan bilgi ve belgeleri ekleme zorunluluğu getirmektedir. Belki, ilk bakışta sigortalının lehine gibi görünen bu konu, aslında, Türkiye’deki ekonomik kriz ve çalışma koşulları dikkate alındığında, sigortalının, belki de zararına birtakım sonuçlar doğuracaktır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in, geçenlerde Karayolları bölge müdürleri toplantısında ifade ettiği gibi, Türkiye, maalesef, bir faiz sarmalı içerisine girmiştir. Şu anda da hükümet, sadece faiz ödemek için para bulma, borcu borçla ödeme durumuyla karşı karşıyadır. Devlet bu durumda iken, özel sektör ve kamu sektörünün farklı bir durumda olması düşünülebilir mi? Hayır. Bilakis, özel sektör ve kamu sektörü değerlendirildiğinde, geçen gün İstanbul Ticaret Odasının açıkladığı rakamlara bakıldığında, ilk 500 firmanın yapmış oldukları kârın, üretimden değil, sadece faiz gelirlerinden elde edildiğini görmekteyiz ve bu rakam, maalesef, yüzde 88’i bulmaktadır. Bu nedir? Alınterinin, emeğin heder edilmesi ve kolaycılıkla para kazanma yolunun açılması demektir.

Demek ki, bu durumda, özel sektör de, kamu sektörü de, maalesef, faiz batağının içerisine girmiştir ve çık çıkabilirsen bu işin içinden. Hafif şiddetli bir rüzgârda yıkılmasın diye ayaklarına faiz kazıklarıyla destek verilen bu sanayi kuruluşları, üretimsiz, istihdamsız, yatırımsız ekonomik düzeni nereye kadar götürebilecekler, doğrusu merak etmekteyiz!..

Yatırımları durmuş ve üretimi en alt düzeye inmiş, fabrikaları yüzde 25 kapasiteyle çalışan bir ekonomik düzende, 1,5-2 milyon insan işten çıkarılmış iken, hükümetin hazırlamış olduğu bu tasarıyla, bütün suçu, işverene ve emekçiye yıkmak haksızlıktır. Yılların birikimi, siyasî yanlışlıklar ve yönetim aksaklıkları, vurgunu, soygunu, talanı, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısıyla işçinin ve işverenin sırtına yüklemek, hangi vicdan sahibinin dâhiyane fikridir; anlamak mümkün değil!..

Eğer, hakkaniyet ölçüleri içerisinde düşünürseniz, adama sormazlar mı; bütün kabahat ev sahibinin mi, hiç hırsızın kabahati yok mu? Tek suçlu, alınteriyle para kazanan, kıt kanaat geçimini sağlayan, evine, çoluk çocuğuna bakmaya çalışan sigortalı mı; yoksa, bunca ekonomik darboğaza, faiz kıskacına, enflasyonist baskıya rağmen yatırım yapıp, üretimi, istihdamı sağlayan işveren mi?!

Çarpıklığa bakınız; hükümet, vergi kanunuyla, 10 bin rantiyecinin faiz gelirlerine getirmiş olduğu vergiyi kaldırıyor, muafiyet getiriyor; ama, öbür taraftan, bunu esnaf ve tüccara yıkmaya çalışıyor. Ne yapacak; faizden vergi almayacak, küçük esnafın gelir vergisini de yüzde 5 oranında artıracak. Peki, bu adalet mi?! Verginin azaltılması gerekirken, maalesef yükseltiliyor. Ödenecek vergi miktarının, büyük ölçüde, mükelleflerin kendileri tarafından belirlendiği bir ekonomide vergi oranının yükseltilmesi, hâsılatı artırmaz; SSK primleri de aynen öyledir ve artmaz. Makul sınırları aştığınızda, maelesef, kaçamak yollar aramaktan başka çare olmadığını görürüz.

Bugün bir gazetede, bir köşe yazısında şöyle bir ifade kullanılıyor: “Türkiye’nin refahtan yana en şanslı kenti Bursa, bugün tekstil krizinin sebep olduğu trajediler yaşıyor” diyor.

BAŞKAN – Sayın Çelik, lütfen toparlayın, konuşma süreniz bitmek üzere.

M. ZEKİ ÇELİK (Devamla) – Bursa’da, 2 işçi birbirinin işini almak için yarışırken, işveren ikisine de iş vermiyor ve ondan sonra aralarında bir kavga çıkıyor, biri diğerine tokat atıyor, düşürüp öldürüyor; birisi hapse, birisi de mezara gidiyor.

Yazısını bir şiirle bitirmiş, müsaade ederseniz onu okumak istiyorum:

“Davacı zengin,davalı yoksulsa

Zenginden yana işler yasa.

Davacı yoksul, davalı zenginse

Davalıya kalır yine nizah arsa.

Davacı da davalı da zenginse davada

Özür diler, çekilir aradan kadı.

Davacı da davalı da yoksulsa, bak,

Sade o zaman işte yerin bulur hak!”

Biz, istihdamın artırılmasını istiyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Madde üzerinde, 8 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 11 inci maddesiyle 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine eklenen birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Bir ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenilk Reformu Kanun Tasarısının 11 inci maddesiyle 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine eklenen ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Sigortalıların bir ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilmesi halinde, otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Biraz önce okunan önergenin işleme konulmaması lazım; çünkü, dikkat edilirse, metin ile önerge arasında büyük bir fark yoktur. Metindeki “beyan edilen” kelimesi çıkarılmış “belirlenen” kelimesi konulmuş. Hiçbir yenilik ve hüküm ifade etmediği için, bunun, bir önerge olarak işleme konulmasında fayda olmadığı görüşündeyim.

Takdirlerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şener, siz de biliyorsunuz, o, onun takdiri.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 11 inci maddesiyle 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine eklenen ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler Kurumca resen tahakkuk ettirilerek gecikme zammı ile birlikte 80 inci madde hükümlerine göre tahsil olunur. Uygulamanın usul ve esasları bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 11 inci maddesiyle 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine eklenen ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler Kurumca resen tahakkuk ettirilerek gecikme zammı ile birlikte 80 inci madde hükümlerine göre tahsil olunur. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 11 inci maddesiyle 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine eklenen birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği belirlenen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 11 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Sevgi Esen

Sakarya İçel Kayseri

Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay Yener Yıldırım

Ankara Erzurum Ordu

“Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların yirmibeş günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 11 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Sevgi Esen

Sakarya İçel Kayseri

Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay Yener Yıldırım

Ankara Erzurum Ordu

“Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların yirmiiki günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

BAŞKAN – En son okutacağım önerge en aykırı önergedir; okutup, oylayacağım efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesi ile 506 sayılı Kanunun 79 uncu madesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralarla ilgili düzenlemenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak

Sakarya Gaziantep Adana

Bekir Sobacı Faruk Çelik Ali Coşkun

Tokat Bursa İstanbul

Mehmet Çiçek Azmi Ateş Musa Demirci

Yozgat İstanbul Sıvas

Mahmut Göksu Mehmet Özyol Sait Açba

Adıyaman Adıyaman Afyon

Ramazan Toprak Akif Gülle Oya Akgönenç

Aksaray Amasya Ankara

Zeki Çelik Cemil Çiçek Rıza Ulucak

Ankara Ankara Ankara

Mehmet Zeki Okudan İsmail Özgün Alaattin Sever Aydın

Antalya Balıkesir Batman

Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata Zeki Ergezen

Bayburt Bingöl Bitlis

İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu

Bolu Bursa Bursa

Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu Osman Aslan

Çankırı Çorum Diyarbakır

Sacit Günbey Seyyit Haşim Haşimi Ömer Vehbi Hatipoğlu

Diyarbakır Diyarbakır Diyarbakır

Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç Tevhit Karakaya

Elazığ Elazığ Erzincan

Lütfü Esengün Fahrettin Kukuracı Aslan Polat

Erzurum Erzurum Erzurum

Nurettin Aktaş Turhan Alçelik Lütfi Doğan

Gaziantep Giresun Gümüşhane

Mustafa Geçer Metin Kalkan Ali Güner

Hatay Hatay Iğdır

Abdülkadir Aksu Azmi Ateş Mustafa Baş

İstanbul İstanbul İstanbul

İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Nevzat Yalçıntaş Osman Yumakoğulları Bahzi Zengin

İstanbul İstanbul İstanbul

Avni Doğan Mustafa Kamalak Zeki Ünal

Kahramanmaraş Kahramanmaraş Karaman

Abdullah Gül Salih Kapusuz Kemal Albayrak

Kayseri Kayseri Kırıkkale

Mehmet Batuk Osman Pepe Hüseyin Arı

Kocaeli Kocaeli Konya

Veysel Candan Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri

Konya Konya Konya

Özkan Öksüz Lütfi Yalman Ahmet Derin

Konya Konya Kütahya

Yaşar Canbay Bülent Arınç Sabahattin Yıldız

Malatya Manisa Muş

Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa Şükrü Ünal

Nevşehir Ordu Osmaniye

Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın Ahmet Demircan

Rize Sakarya Samsun

Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu

Samsun Siirt Sıvas

Yahya Akman Zülfükar İzol Ahmet Karavar

Şanlıurfa Şanlıurfa Şanlıurfa

Mustafa Niyazi Yanmaz Abdullah Veli Seyda Şeref Malkoç

Şanlıurfa Şırnak Trabzon

Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Van Yozgat Yozgat

Önerilen metin:

“Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.

Sigortalıların otuz günden az çalıştığını bilgi ve belgelerin Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler, Kurumca, resen tahakkuk ettirilerek, 80 inci madde hükümlerine göre tahsil olunur. Uygulamanın usul ve esasları, altı ay içinde yürürlüğe konulacak tüzük ile belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 11 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

“Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların, yirmiiki günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin, işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 11 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan (Sakarya) ve arkadaşları

“Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların, yirmibeş günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin, işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Evet efendim, katılıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeler, önerge sahipleri tarafından geri alınmıştır.

Maddenin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır; okutup, imza sahiplerini arayacağım.

Buyurun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 11 inci maddesinin açık oyla oylanmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

BAŞKAN – Abdüllatif Şener?.. Burada.

Bülent Arınç?.. Burada.

Nezir Aydın?.. Burada.

Mehmet Batuk?.. Burada.

Zeki Çelik?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Salih Kapusuz?.. Burada.

Mehmet Özyol?.. Burada.

Mehmet Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Eyüp Sanay?.. Burada.

Mehmet Zeki Okutan?.. Burada.

Azmi Ateş?.. Burada.

Suat Pamukçu?.. Burada.

Süleyman Arif Emre?.. Burada.

Latif Öztek?.. Burada.

Mehmet Bekaroğlu?.. Burada.

Şeref Malkoç?.. Burada.

Turhan Alçelik?.. Burada.

Şükrü Ünal?.. Burada.

Ali Sezal?.. Burada.

Yeterli imza vardır.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın, elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır. Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulularını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakan var ise, hangi bakana vekâleten oy kullanacağını, oyunun rengini, kendisinin ad ve soyadı ile imzasını havi oy pusulasını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmasını rica ediyorum.

Oylamayı başlatıyorum:

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 11 inci maddesinin yapılan açık oylamasının sonucunu açıklıyorum:

Oy sayısı : 298

Kabul : 239

Ret : 59

Bu şekliyle, madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 12.- 506 Sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (a) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (b) alt bendi yürürlükten kaldırılmış ve (c) alt bendi (b) olarak değiştirilmiştir.

“a) İsteğe bağlı sigortalılığa devam etmek isteyenler ödeyecekleri isteğe bağlı sigorta primlerini, bu Kanunun 78 inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında olmak şartıyla kendileri belirler.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Bayburt Milletvekili Sayın Suat Pamukçu; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının 12 nci maddesi üzerinde Grubumuzun görüşünü açıklamak üzere huzurlarınızdayım, hepinize saygılar sunuyorum.

Sosyal güvenlik, ülke insanımızın bugününü ve yarınını güvence altına almayı amaçlayan en temel insan haklarından biridir. Anayasamızın 2 nci maddesindeki, Türkiye Cumhuriyet Devleti sosyal bir devlettir ilkesi, halkın sosyal güvenliğinin sağlanması konusunda devletimizi sorumlu ve yetkili kılmaktadır. Yine, Anayasamızın 60 ıncı maddesinde yer alan “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir” hükmüyle de sosyal güvenliğin şemsiyesi tanımlanmış ve toplumun tamamı kapsam içine alınmıştır. Ne var ki, toplumumuzun tamamının sosyal güvenlik şemsiyesi altına alındığını iddia edemeyiz. Gelmiş geçmiş hükümetlerin ihmalleri ya da yanlış politikaları sonunda, bugün, insanlarımızın yarısı maalesef sosyal güvenlik hakkından mahrum bulunmaktadır.

Her yasada olduğu gibi, sosyal güvenlikle ilgili çıkarılmak istenen yasalar da, toplumun ihtiyaçlarından kaynaklanmalı, toplumun birikmiş sorunlarını çözecek, halka güven ve huzur verecek, halkın tamamının hiç olmazsa kahir ekseriyetinin onaylayacağı yasalar olmalı ki sorunların çözümünü kolaylaştırsın ve rahatlıkla uygulama imkânı bulunabilsin. Bunların aksine, görüşmekte olduğumuz tasarının Meclis gündemine getirilişinde olduğu gibi, sosyal tarafları dikkate alınmadan, memur, işçi, işveren ve diğer kesimlerin ortak tepkilerine rağmen “bizim çoğunluğumuz var, istediğimizi yaparız, tasarıyı yasalaştırırız” mantığıyla hareket etmek, mevcut sorunları çözmek yerine daha da ağırlaştırır ve altından kalkılmaz hale getirir.

Bu hükümetin ve bundan önceki 55 inci ve 56 ncı hükümetlerin de yaptığı gibi, toplumun geniş kesimlerinin tepki gösterdiği ve önüne “reform” kelimesini ekleyerek çıkardığınız yasaların hiçbiri “reform” olamaz; olsa olsa, iktidarın kendisini psikolojik olarak tatmin etmesi olur, tıpkı, karanlıktan korkanların ıslık çalması gibi.

Değerli milletvekilleri, 1995 yılı aralık ayından beri Parlamentoda görev yapan bir kardeşiniz olarak şunu ifade etmek istiyorum ki, 1996, 1997, 1998 ve içinde bulunduğumuz 1999 yaz aylarında, tatil süresinde de bu Meclis çalışmıştır. 1997 yazında, zamanın 55 inci hükümeti, yine önüne “reform” kelimesini ekleyerek getirdiği Sekiz Yıllık Kesintisiz Eğitim Kanunu ile bir reform yaptığını iddia etmiş; ancak, bu reform kanunu sonunda, ülkenin durumu, hepimizin gözleri önündedir; Kur’an kursları, imam hatiplerin ve meslek okullarının orta kısımları kapatılmış, adına da “reform’ denilmiştir.

Bu Meclis, 1998 yazında da çalıştı ve yine bir reform tasarısını görüştü. Bu reform tasarısı da, vergi kanunlarıyla ilgiliydi. Vergi kanunlarıyla ilgili düzenlemeyle, geçtiğimiz günlerde yaptığımız değişiklikler hepimizin malumudur. Bu reformun da, ne anlamda ve ne gibi bir reform olduğu yine hepimizin malumudur.

Şimdi, bu hükümet, piyasayla inatlaşarak sermayeyi ürküten, yatırımcıyı küstüren, dargelirliyi inciten, esnafı iflas ettiren ve kayıtdışı ekonomiyi teşvik ettiren bu vergi reformundan sonra da, bu yaz, daha doğmadan, ana karnında felç olduğu bilinen Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını, reform olarak Meclis gündemine getirmiştir.

Yapılan nedir; vergi gelirlerinin yüzde 90’a yakını rantiyeye faiz olarak ödeniyor, geriye kalanla yatırım yapılamaz duruma gelinmiştir. Ne yapacak; bu iş, böyle geldi, böyle gitsin diyemeyiz, mutlaka tedbir almak zorundayız. Doğrudur. Evet, mutlaka tedbir almak zorundayız; çünkü, ülke, gerçekten iflasın eşiğine gelmiştir.

Burada, biraz önce konuşan bir değerli üyemiz, mukayese yapıyor, hükümetimiz de, kanun tasarısının gerekçesinde aynı mukayeseyi yapıyor, televizyon televizyon dolaşan Sayın Bakanımız da aynı şeyi yapıyor “efendim, Batı ülkelerinde yaş sınırı 60’tır, 65’tir; dolayısıyla, bizim de bu yaş sınırını getirmek mecburiyetimiz vardır” diyor.

Arkadaşlar, mukayese yapılırken şartların tamamıyla ancak bir mukayese yapılırsa mantıklı bir mukayese olur. Bir değerli üyemiz de, efendim, aktüeryal denge hesabı yapıyor burada. Aktuaryel denge hesabını, evet, kurum için yaptığınız zaman, değerli üyemizin ortaya koyduğu gerçekler doğrudur; ancak, müsaade ederseniz, bizim bu konuda da diyeceklerimiz var.

Gelişmiş ülkelerde ücretliler, hem çalışırken hem de emekliliğinde enflasyona ezdirilmiyor; aldığı ücretle oturacağı bir evi, bineceği bir otomobili alabiliyor; çocuklarının eğitim ve öğretim giderlerini rahatlıkla karşılayabiliyor; her yıl tatilini başka ülkelerde yapma imkânı bulabiliyor. Biz de neler oluyor; enflasyon dargelirlinin, çalışanın üzerinden silindir gibi geçiyor; tasarruf yapmayı, tatile çıkmayı bir kenara bırakın, ev kirasına, mutfak masrafına yetişemiyor. Bu ülkede elektriğe, telefona, temel gıda maddelerine, tüpe, akaryakıta, yılda değil, ayda değil, haftada sağanak zam geliyor.

OĞUZ AYGÜN (Ankara) – Maddeye gel.

SUAT PAMUKÇU (Devamla) – Geleceğim efendim.

Bu ülkede 18 ilâ 30 yaş arasında 12 milyon işsiz var. Buna rağmen, Sayın Başbakan “biz Bakanlar Kurulunda hiç akaryakıta zam konusunu konuşmuyoruz, o kendiliğinden dolara ve Türk parasının konumuna göre ayarlanıyor...”

OĞUZ AYGÜN (Ankara) – Maddeye gel, maddeye...

SUAT PAMUKÇU (Devamla) – Geliyorum maddeye efendim, müsaade ederseniz... Madde zaten primlerin tespitiyle alakalı.

Başbakan bunu söylüyor; ama, ücretlilere zam yapın dediğiniz zaman, oturup, yüzde 20’yle sınırlandırıyor. “Haydi gelin bunu da dolara, enflasyona endeksleyin” dediğimiz zaman karşı çıkıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, şimdi yapmak istediğiniz işin aslı nedir, kısaca onu arz edeceğim ve huzurlarınızdan ayrılacağım. Biraz önce bir şey söyledim, bu Hükümet ve bundan önceki hükümetler ülkeyi gerçekten batma noktasına getirmişlerdir. Topladığınız vergilerin yüzde 90’ı, maalesef, rantiyeye faiz olarak gidiyor; geriye kalanla da, ne yatırım yapma imkânınız var ne de kımıldama imkânınız var. Bu tabloyu görünce hükümet ne yapıyor “yatırım yapmak için ne yapmam lazım; sosyal güvenlik için sübvanse ettiğimiz veya bütçeden aktardığımız paralardan kesinti yapmamız, bundan kurtarmamız lazım. Haydi ne yapalım; bunu, yine çalışanların sırtına yükleyelim” aktuaryel denge hesabı yapıyosunuz; ama, bu dengeyi yaparken, sosyal sınıflar arasındaki farkı hiç gözetmiyorsunuz. Bu farkı gözetmediğiniz için de hortum hep bir tarafa çalışıyor. Yani, fakirden, fukaradan, işçiden, köylüden, memurdan alıyorsunuz, üç beş tane rantiyeye aktarıyorsunuz. Halbuki, yapmanız gereken şey nedir; aktuaryel denge hesabı yaparken sosyal kesimler arasındaki bu dengeyi de gözetmeniz gerekirdi ki, sosyal barışı sağlayabilesiniz.

Sokakların halini görüyorsunuz; vatandaş isyan halinde, yapmayın, etmeyin!.. İki gündür, burada “bu tasarıyı geri çekin” diye çırpınıyor, hatta salonu terk ediyor arkadaşlarımız; ama, maalesef iktidarın gözü kararmış, IMF’ye gidecek, üç beş kuruş...

BAŞKAN – Sayın Pamukçu, sürenizin dolmasına çok az bir süre kaldı; lütfen, toparlayın...

SUAT PAMUKÇU (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

...IMF’ye gidip üç beş kuruş kredi alacağım, çantamda bu da bulunsun diye, böyle bir kanunu alelacele çıkarmanın hiçbir manası yoktur ve şunu, aziz milletimize açıkça ilan ediyorum: Bu yaptığınız işi, yarın gelir, inşallah düzeltiriz. Milletimiz müsterih olsun, yeter ki bize güvensin.

Saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pamukçu.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Mehmet Ali Yavuz; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Yavuz, süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 114 sıra sayılı tasarının 12 nci maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek isteyenler, ödeyecekleri isteğe bağlı sigorta primlerini, bu kanunun 78 inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ile üst sınır arasında olmak şartıyla kendileri belirlerler.

Sosyal güvenlik reformu olarak sunulan 506 sayılı kanunla ilgili tasarıda, yenilik olarak, mevcut gösterge katsayı sistemi kaldırılarak, yeni ve karmaşık, prime esas kazanç sistemi getirilmektedir.

Yenilikçi ve reformist tasarıyla, geçmişi ve geleceği uyum içinde düzenleme yerine, âdeta, sigortalılara işkence yaparcasına, yeni bir hesaplama sistemi getirilmektedir.

Burada Sayın Bakana sormak istiyorum, bu getirilmek istenen yeni hesaplama sisteminde, hesaplama, nasıl ve ne şekilde olacaktır; kıstas nedir?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devleti olup, Anayasa hükmü gereği, devlet, çalışanların sosyal güvenliğini sağlamak ve gerekli tedbirleri almak mecburiyetindedir. Bu düzenlemeyle, çalışanların sosyal güvenliği zora sokulmak istenmektedir.

Size, burada, bir örnek vermek istiyorum; bu mealde değişiklikle (B) bendinin (a) alt bendi değiştirilerek isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek isteyenlere, alt sınır ile üst sınır arasında tek tercih hakkı verilerek sigortalının imkânları kısıtlanmaktadır. Bunun ispatı da (b) alt bendinin yürürlükten kaldırılmasıdır. Sigortalılığa devam etmek isteyenlere, ilk müracatta, prime esas kazanç alt sınır ile üst sınır arasında ödeyecekleri primleri belirleme yetkisi verilmiş, tekrar yükseltme yetkisi verilmemiştir.

İsteğe bağlı sigortalılık, çalışıp da işten ayrılan, çıkarılan ve daha sonra sigortalılığını devam ettirmek isteyenlerin sosyal güvenliğe kavuşturulması amacını taşımasına rağmen, bu değişiklikle, isteğe bağlı sigortalılık, âdeta, caydırıcı olarak kullanılmak istenmektedir. Devlet, sosyal güvenliği teşvik edeceği yerde, insanına zarar vermek, zulüm etmek için, caydırıcı tedbir olarak bu yeni kanun değişikliğini getirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu da yetmiyormuş gibi, uyguladığınız yanlış ve taraflı ekonomik politikalarla, işsizlik ve gizli işsizlik artmakta, hükümet buna çözüm bulamamakta, işten çıkarılan ya da çıkan insanımızın, sosyal güvenliğe kendi primini ödeyerek devam etmek isteğine bu değişiklikle engel olunmaktadır. Âdeta, bu kanun değişikliğiyle, kişiye tercih hakkı verilmemektedir. Ey vatandaş, senin tercih hakkın yok, sana, biz, hangi hakkı verirsek onu kabul etmek zorundasın; biz ne dersek o olur mantığı güdülmektedir. Bu, zalimliktir; bu, insafsızlıktır. Siz, bu mantıkla, ülkeye zaman kaybettirmekten başka bir yere gidemezsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 57 nci Hükümetin hazırladığı Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı, ülkemiz gerçeklerine aykırıdır; çalışanların şartlarıyla uyumsuzdur. Bu tasarı, IMF isteklerinin çalışanlara dayatılmasıdır.

Toplumsal uzlaşma sağlanmadan yapılacak düzenlemeler, ölü doğmuş demektir, geri tepmeye mahkûmdur. 6 ncı madde 58-60 yaşı getirdiniz, 7 000 prim gününü getirdiniz. Bunlar üzerinde kiminle anlaştınız? İşveren karşı, sosyal kuruluşlar, işçi, memur sendikaları karşı, herkes karşı; uzlaşma yok. Toplumsal uzlaşma arayışı olmadan, ilgili kuruluşlarla anlaşmadan, bu tasarı, Yüce Meclisin gündemine getirilmiştir. Bu tasarı bu şekilde kanunlaşırsa, kısa sürede değişmeye mahkûmdur. Doğru Yol Partisi, yasalaşacak bu tasarıyı mutlaka değiştirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının, bir reform tasarısı olmadığı, birçok noksanlıkları ve haksızlıkları olduğu da bir gerçektir. Bu tasarı, işçi ve işveren kesimlerinin karşı çıktığı, uzlaşmadan uzak bir dayatma ürünüdür. Toplumun bütün kesimleri bu tasarıya karşıdır. Sosyal ve çalışma barışını bozan bir tasarıdır.

Ülkemizdeki nüfus piramidinin yapısı dikkate alınmadan Avrupa ülkeleriyle paralellikler kurulması yanlıştır. Bu düzenlemeler ülkemizde genç nüfusun işsiz kalmasına yol açacaktır. Afrika ülkelerinden örnek verilmesi yanlıştır; zira, o ülkelerde, çalışanların büyük bölümü sosyal güvenlik kapsamı dışındadır.

Halen çalışmakta olup, henüz emekliliği kazanmamış hak sahiplerine daha esnek geçiş dönemi sağlanabilirdi.

İşsizlik sigortasının iş güvencesi olmadan getirilmesi, işten çıkarmaları kolaylaştıracaktır.

Mevcut sigortalıların yeni sisteme intibakı hak kaybına yol açacaktır.

Tasarıda, bir taraftan kayıtdışı istihdamı önleyeci tedbirler getirilirken, diğer taraftan da, kayıtdışına kaçışı hızlandıran düzenlemelere yer verilmiştir.

İşverenlerin yüksek primlerden şikâyet ettiği bir dönemde, SSK primi işçi ve işveren hisselerini hızla artıracak bir uygulama, aynı zamanda, kaçak işçiliği teşvik edecektir.

SSK emeklilerinde, değişik tarihlerde emekli olanlar arasında büyük maaş farkı bulunmaktadır. Bu dengisizlik, bu tasarıda giderilememiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının reform olabilmesi için, SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’un bir çatı altında toplanması ve aktuaryel dengenin buna göre kurulması gereklidir. Ayrıca, genel sağlık sigortası, iş güvencesi yasa tasarıları birlikte gelmeliydi.

SSK’nın büyük sıkıntıları ve eksiklikleri vardır. Ülkemizde sosyal devletin en önemli dayanağı olan SSK’nın alternatifi, özel hayat sigortacılığı ve özel sağlık sigortacılığı değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kaybedilen zamana yazıktır, günahtır. Gelin, ülkenin önünü böyle mesnetsiz, asılsız kanun tasarılarıyla tıkamayalım; gelin, ülkemizde yaşayanları kutuplara ayırmayalım. Halbuki, çıkaracağımız yasalar, insalarımızı cezalandırmamalı, aksine, sosyal refahı artırmaya yönelik olmalıdır, olmak zorundadır. Toplumun her kesimi, 21 inci Dönem Meclisinden, bu kanayan yaraya çare bulmasını beklemektedir. Bize yakışan da, her kesimle kavgalı değil, uzlaşmacı bir tavırla, gerçek bir reform hazırlamaktır. Bize yakışan budur, toplumun beklentisi budur.

Bu gerçeklerden hareketle, tasarıyı, çalışan sigortalılar lehine olmadığı ve ülke gerçeklerine uymadığı için tasvip etmiyoruz, etmeyeceğiz.

Bu duygularla, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yavuz.

Şimdi, söz sırası, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu’nda.

Buyurun Sayın Kocaoğlu.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, başından beri izlediğimiz ve başından beri belirttiğimiz gibi, işçilerin ve emeklilerin öldürülmüş sosyal güvenliğini ve SSK’sını canlandırıp, yeniden işçilerin ve emeklilerin hizmetine sunma yasasıdır. Üzerinde konuştuğumuz 12 nci madde de, diğer maddeler gibi, aynı amaca hizmet eden, işçilere, emeklilere, işverenlere; yani, Türkiye’nin çalışma hayatına bütünüyle yararlı olacak maddelerden bir tanesidir.

Bu maddenin bu şekilde düzenleniş tarzı için, 57 nci Cumhuriyet Hükümetine ve Sayın Çalışma Bakanına teşekkür ediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kocaoğlu.

Şimdi, söz sırası, Konya Milletvekili Sayın Mehmet Ali Yavuz’dadır.

Sayın Yavuz?.. Yok.

Söz sırası, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz’da.

Sayın Kapusuz?..

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Konuşmayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Başka söz talebi yoktur.

Madde üzerinde görüşmeler bitmiştir.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak

Sakarya Gaziantep Adana

Bekir Sobacı Tevhit Karakaya Ali Çoşkun

Tokat Erzincan İstanbul

Mehmet Çiçek Azmi Ateş Zeki Ünal

Yozgat İstanbul Karaman

Musa Demirci Ali Gören

Sıvas Adana

Önerilen Metin:

MADDE 12. – 506 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (a) alt bendi aşağıdaki şeklinde değiştirilmiştir.

“a) İsteğe bağlı sigortaya devam etmek isteyenler ödeyecekleri isteğe bağlı sigorta primlerini, bu Kanunun 78 inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında olmak şartıyla kendileri belirler.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge sahibi olarak buyurun efendim.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Oya Hanım, konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OYA AKGÖNENÇ MUGİSUDDİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu madde üzerindeki düşüncemiz şu şekildedir: Değişikliği okuduğunuz zaman, getirilen değişiklikler, bazı sınırlamalara ve hukukî yönden bazı kısıtlamalara sebep olmaktadır. Bunu izale edip, onu düzeltebilmek için şöyle bir düşüncemiz vardır: 12 nci maddeyle, 506 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (a) alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini uygun görmekteyiz. Buna göre “İsteğe bağlı sigortaya devam etmek isteyenler, ödeyecekleri isteğe bağlı sigorta primlerini, bu kanunun 78 inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında olmak şartıyla, kendileri belirlerler.” Eğer bunu biz bu şekilde kabul edersek, hem onların imkânlarını artırmış hem de bazı lüzumsuz kısıtlamaları ortadan kaldırmış oluruz.

Gerekçe olarak da “Maddede yürürlükten kaldırılan bentlerin yürürlükte kalması uygun görülmüştür” şeklinde ifade edilmektedir.

OĞUZ AYGÜN (Ankara) – Sizin önergenin farkı ne?

OYA AKGÖNENÇ MUGİSUDDİN (Devamla) – Efendim, farkı, kişiye biraz daha serbestî tanıyarak, mesela, daha çok ödeme yapmak istiyorlarsa, onun sağlanmasından ibarettir.

Efendim, bu imkânı kullanarak bir satır eklemek istiyorum. Bu, biraz değişik bir konudur. Bugün 14 Ağustos. Bu, aynı zamanda, bizim her zaman için yanımızda duran dost ve kardeş Pakistan’ın kuruluşunun 52 nci yılıdır. Burada kürsüde, Büyük Millet Meclisi olarak ve bir dost ülke olarak onu tebrik ettiğimizi belirtmek isterim ve eminim, sizler de buna katılırsınız. Bu şekilde “Jiva Pakistan” diyerek onları da tebrik ediyorum. (Alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akgönenç.

Komisyonun ve hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge, kabul edilmemiştir.

12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Karar yetersayısının aranmasını istiyorum.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 13 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 13. – 506 Sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir;

“Bu Kanuna göre bağlanacak yaşlılık aylıkları, 61 inci maddeye göre bulunacak yıllık ortalama kazancın % 35’inin 1/12’sinden az olamaz.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, süremizin bitimine az bir zaman kalmıştır; birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.47

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Tevhit KARAKAYA (Erzincan), Mehmet AY (Gaziantep)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

1. – Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/495) (S. Sayısı: 114) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet hazır.

Önceki oturumda 13 üncü maddeyi okutmuştum.

Şimdi, madde üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Mahmut Göksu?.. Yok.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 13 üncü maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizler, muhalefet milletvekilleri olarak, bu tasarı üzerindeki eleştirilerimizi gündeme getirdiğimizde, iktidar sıralarından bazı arkadaşlarımız, kalkıp, burada, tasarının maddesini okumadığımız gibi, tasarının görüşülmekte olan maddesinin dışında, geneli üzerinde konuştuğumuz gibi birtakım sataşmalarda bulunuyorlar. Belki haklılar; ancak, arkadaşlarımızın haklı olduğu noktanın, belki de, Türkiye Büyük Millet Meclisine yeni gelmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü, bir tasarının genelinin felsefesini benimsemeden veya felsefesini anlamadan, ne içerdiğini, ne dediğini anlamadan o maddeleri anlatmak mümkün değil.

Şimdi, 13 üncü maddeye bakıyorsunuz; 13 üncü madde, bu yasada, çok ciddî bir değişikliğin sonucu buraya gelmiş. Nedir: Bundan önce, emeklilerimizin, emekliye ayrılma ve emekli maaşlarının yükseltilmesi konusundaki statü değişmiş. Çok farklı bir statüyle artık insanlar emekli olacaklar ve emekli maaşlarının artışı, farklı bir statü içerisinde olacak.

Hükümet ve hükümet kanadından arkadaşlar "iyi ya, işte, her ay TÜFE'ye, yani tüketici fiyat endeksine endeksledik, tüketici fiyat endeksi arttıkça maaşı da artacak" diyor. İşçi arkadaşlar da diyor ki: "Yahu, bu iyiyse, neden Genelkurmay Başkanının maaşı da aynı statüye getirilmiyor; neden milletvekillerinin maaşı da aynı statüde belirlenmiyor?" Siz, onu, Bakanlar Kurulunda, tıpkı eskiden olduğu gibi, her altı ayda bir, yeni bir anlayışla düzenleyeceksiniz; ama, emekli işçinin maaşını farklı bir statüden ödeyeceksiniz...

Şimdi, hükümet, iktidar olan partilerin birçoğu burada konuşuyor ve diyor ki: "Emekliler gerçekten zor durumda; hak ettikleri yaşam standardını elde edemiyorlar." Ben bunların yaşam standardını biraz daha artıracağım diyemez; ama, eskiden olduğu gibi, bu emekli maaşlarının bağlanması ve artırılması yine gösterge cetveli üzerinden yapılsaydı, Bakanlar Kurulunun, aldığı kararla, TÜFE'nin üstünde bir artış sağlama olanağı vardı. Şimdi, yok; şimdi, yasayla, o otomatiğe bağlanıyor. İşte, bunu istemiyor işçiler; bu bizim aleyhimize diyorlar ve haklılar.

Bu temel değişiklikleri genelde biz anlatırken, siz diyorsunuz ki: Biz bu tasarıyı demokratik bir biçimde hazırladık. Biz de diyoruz ki: Hayır, demokratik bir biçimde hazırlanmadı bu tasarılar; yani, bu tasarı öksüz. Toplumda, bu tasarıya sahip çıkan hiç kimse yok; ne işçi sahip çıkıyor ne işveren çıkıyor, kimse sahip çıkmıyor; ortada bir tasarı. Gayet açık, net konuşuyorum: Siz, Türkiye'de, Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur gibi sosyal güvenlik kurumları, gerçekten, devletin karadelikleri haline geldi diyorsunuz. Yani bu kurumlar devletin çok büyük kaynağını alıp götürüyor, bu kaynaklar heder oluyor, bu sübvansiyonu yapacak gücümüz yok diyorsunuz. Şimdi, biz bakıyoruz, göstergeler öyle göstermiyor. Emekli Sandığının 1999 bütçesinden aldığı, 865 trilyon lira. Değerli arkadaşlarım, bunun birçoğu da –bakanlık yapmış, bürokraside bulunmuş arkadaşlarımız bilir- 1 milyona yakın, yaşlılık maaşı alan insanların maaşı... Birçoğu da bu...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Hayır, yanlış söylüyorsunuz.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Kardeşim, 900 000, 1 milyon...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – 1 milyon 977 bin... Eksik söylüyorsunuz.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Hayır, eksik değil. Bakın, rakamlar burada; gelin, bakın.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Yanlış söylüyorsunuz, eksik...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayın lütfen...

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Eksik değil. Bu, Devlet İstatistiğin rakamları. Gelin, burada bakın...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Bakın, 1 977 048...

BAŞKAN – Sayın Seven, karşılıklı konuşmayın efendim.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Bu söylediğiniz rakam ne?

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sizin söylediğiniz rakam.

BAŞKAN – Sayın Dönen, siz de Genel Kurula konuşun.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Emekli maaşı alan?..

EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) – 2 milyona yakın...

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Tamam canım... Ben de 1 milyon civarında dedim; bir şey yok ki...

FİKRET UZUNHASAN (Muğla) – 2 milyon ile 1 milyon arasında 1 milyon fark var.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Hayır, farklı algıladık; yani, 7 800 000 lira yaşlılık maaşı alan insanları söylüyorum ben. 1 milyon civarında bu şekilde maaş alan insanımız var; yani, fakirimiz fukaramız var. Sosyal devlet olmamızın gereği, biz, bunu kesebilir miyiz? Hatta, işte, ordudan atılan, zorunlu emekli edilen insanların maaşı var bunun içerisinde; yani, bizim, sosyal devlet olmaktan kaynaklanan birtakım harcamalarımız da bunun içinde.

Bakıyoruz, Sosyal Sigortalar, yine, bütçeden 640 trilyon pay alıyor. Yine, bakıyoruz, Bağ-Kur 545 trilyon... Yani, bunlar, sağlık harcamalarıyla birlikte, 1999 bütçesinden aldıkları pay; toplam 2 katrilyon 55 trilyon... Yani, 65 milyon insan, 65 milyon nüfus; 220 milyar dolar millî geliri olan bir ülke, kendi fakirine, kendi emeklisine, kendi duluna, yetimine ulusal gelirinin yüzde 2'sini verdiği zaman çok mu arkadaşlar bu; size soruyorum, çok mu? Yani, bütçemizin yüzde 9'u, (yüzde 8,69'u) civarında bu para. Yani, sosyal devlet anlayışında olan bir ülkenin, kendi emeklisine, kendi duluna, yetimine, kendi fakirine fukarasına, sağlık hizmetleriyle beraber bütçesinin yüzde 10'unu verecek; biz de, buna "çok" diyeceğiz...

Değerli arkadaşlar, burada muhalefet milletvekili arkadaşlarımız, sosyal güvenlik reformu yapılmasın demiyor. Siz, bu yasa tasarısına reform diyorsunuz; biz, reform değil diyoruz; çünkü, reform dediğiniz olay, toplumda bir heyecan uyandırır; ama, bunun toplumda bir heyecan uyandırdığı filan yok. Toplumun hiçbir kesimi tarafından, bu yasa tasarısı benimsenmiyor.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Avukatı siz misiniz?..

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Siz, gelirsiniz buraya, sevgili iktidar milletvekili arkadaşlarımız, hayır, sen doğru söylemiyorsun; işçiler bundan memnun, memurlar bundan memnun, işverenler bundan memnun dersiniz; bu kürsüden, bu düşüncelerinizi açıklarsınız.

BAŞKAN – Sayın Dönen, sürenizin bitmesine çok az bir zaman kaldı. Toparlarlayın lütfen.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, diyorsunuz ki, aktif-pasif dengemiz bozuk. Yani, çalışan ile emekliler arasında bir dengesizlik var; gerçekten var... Bakıyorsunuz, yıllık aktif artışı yüzde 5. Yani, çalışma yaşamına yüzde 5 insan katılıyor. Pasif artışı yüzde 7. Siz, diyorsunuz ki, bu 7'yi donduralım. Biz de diyoruz ki, yahu, bu 5'i artıralım. Aramızdaki fark burada. Yani, siz, bu insanları emekli etmeyelim diyorsunuz; biz de diyoruz ki, hayır kardeşim, bu insanları emekli edelim; nimet-külfet dengesinde emekli edelim; ama, bu aktif, yani, çalışanlar kesimini artıralım. Biz, bunu söylüyoruz, gelin, bunu yapalım diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, nüfusumuzun yüzde 85'i...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Bir başka madde üzerinde görüşlerimi bildirmek üzere hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dönen.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Mahfuz Güler; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika efendim.

FP GRUBU ADINA MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının 13 üncü maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

13 üncü madde, yaşlılık aylığının bağlanmasıyla ilgili değişiklik getirmektedir. Bu madde de, diğer maddelerle uyum sağlama açısından, SSK'nın gelirlerini yeniden düzenlemeyi amaçlamaktadır ve "Kanuna göre bağlanacak yaşlılık aylıkları, 61'inci maddeye göre bulunacak yıllık ortalama kazancın % 35'inin 1/12'sinden az olamaz" şeklindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; SSK'nın gelirlerini artırmak, sadece kanundaki düzenlemelerle yetmemektedir. SSK'nın çok ciddî şekilde problemleri vardır. Mutlaka, SSK'nın, ciddî şekilde, bir masaya yatırılarak, gerekli tedbirlerin alınması şarttır. SSK'nın, içinde bulunduğu hantal yapıdan mutlaka kurtulması gerekir. Gayrimenkulleri iyi değerlendirilmeli; yönetimi, demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır. En önemlisi de, SSK'yı sülük gibi emen özel sağlık kuruluşlarına yapılan sevklerin kontrol altına alınmasıdır. Bakınız, sadece İstanbul'da, 1998 yılında, diyaliz hastalarının sevki için ödenen para 36 milyardır. 1999 yılının ilk yedi ayında, yine, diyaliz için özel kuruluşlara ödenen para 24 milyar Türk Lirasıdır. Yönetim isterse, bu ödenen paralarla diyaliz ünitelerini kendisi kurar ve SSK, bir daha hasta sevki yapmadan, kendi kuruluşlarında, kendi hastalarına, sigortalı işçilere bu hizmeti kendisi verebilir.

Yine, 1998 yılında, İstanbul'da özel hastanelere yapılan sevklerden dolayı 4 trilyon 500 milyar ödenmiştir; dikkatinizi çekerim. Bu rakam, 1999 yılının ilk yedi ayında, 5 trilyon 393 milyarı bulmuştur. Keza, 1998 yılında, sadece Ankara'da üniversite hastanelerine, özel sağlık kuruluşlarına, özel laboratuvarlara, görüntüleme merkezlerine ve diğer devlet kurumlarına ödenen para 14 trilyon 248 milyar lirayı aşmıştır. SSK'nın içinde bulunduğu sıkıntı budur. Görüldüğü gibi, SSK, hasta sevkleri nedeniyle âdeta yağmalanmaktadır. Üzerinde durulması gereken hassas konu budur. Bu sevklerin mutlaka önlenmesi, mutlaka asgarî düzeye düşürülmesi şarttır.

Bugün, Türkiye'de sağlık kuruluşları üzerinde yatırım yapan bütün işverenler, fizibilite raporlarını hazırlarken, SSK'nın özel hastanelere, özel sağlık kuruluşlarına ödediği parayı hesaplayarak sağlık yatırımı yapmaktadırlar. Hemen hemen büyük şehirlerde, Anadolu'nun bütün kentlerinde, Sayın Bakanımızın da çok iyi bildiği gibi, hastanelerde, resmî, gayri resmî küçük gruplar, gayri resmî isimler altında, SSK sevklerini yapabilmek için özel şirketler oluşturmuşlar. Maalesef, bu şirketlerin bir kısmında kıymetli meslektaşlarımızın da olduğunu zaman zaman görüyoruz. Yani şunu söylemek istiyorum; SSK'yı sömürmek için, SSK hastalarını dışarıya sevk edebilmek için, kendi meslektaşlarımız da, gayri resmî isimler altında şirketler kurmuş, tomografi merkezleri oluşturmuş veya özel hastanelere ortak olmuşlardır. Bu yağmanın ortadan kaldırılması şarttır.

A. TURAN BİLGE (Konya) – Meslektaşlarınız doktorlar mı, milletvekilleri mi?

MAHFUZ GÜLER (Devamla) – Evet, maalesef...

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Ayıp ayıp, yakışıyor mu hiç!

MAHFUZ GÜLER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; SSK'nın 1998'de ilaç fabrikalarına ödediği ilaç parası 140 trilyon civarındadır. Evet, 140 trilyon...

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman genel müdür yardımcısıydın, niye bunlara engel olmadınız?!

MAHFUZ GÜLER (Devamla) – Olduk, olmadığımızı nereden biliyorsun... Nereden biliyorsun olmadığımızı... Dinle!..

KAMER GENÇ (Tunceli) – Basına açıklayın kimler ortaksa.

MAHFUZ GÜLER (Devamla)– Kesme konuşmamı! Ne diyorum ben sana, 140 trilyon sadece ilaç fabrikalarına ödenmiş; 140 trilyon...

Şimdi bu 140 trilyonun yüzde 20'siyle 5 tane tam teşekküllü hastane kurulabilir. 140 trilyon ilaç parası ödenmişse, bu işte bir art niyet aramak gerekli. Bakın, ben size söyleyeyim, ben kurumun içinden geldim; kurumun İstanbul'da ilaç fabrikası var, çalıştırılmıyor. İlaç fabrikası, 3 tane 4 tane ilacın dışında ilaç üretemiyor. Memur zihniyetiyle oraya insan atanıyor. Memur zihniyetiyle atanan kimyager, biyolok üretim yapabilir mi; yapamaz. İlaç sektörünün, SKK'nın üzerinde çok ciddi bir sömürüsü var. SSK'nın en büyük açmazı budur. Eğer, SSK ıslah edilecekse, mutlaka, kendi kurumlarını geliştirmeli, kendi ilaç fabrikasını faal hale getirmeli, kendi malzeme ve cihaz ünitelerini oluşturmalı. 140 trilyon lira ilaç harcamasından, eğer, yüzde 20 civarında bir tasarruf sağlanabilirse, İstanbul'da, Ankara'da 5 tane, 6 tane tam teşekkülü hastane kurulabilir. Bu, sadece bir yıllık ilaç parasıdır.

İlaç sektörünün, SSK'lı için ürettiği özel ilaçlar vardır. İlaç sektörü, sırf SSK'daki fiyatı düşürmek için, katkı maddesini düşürerek, özellikle SSK'daki ihalelere katılmak için özel ilaç üretmektedir; bunu biliyor muydunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan, bu işe soyunmuş, gerçekten de bu işe gönül vermiş. Aylardır televizyonlarda, medyada Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını savunuyor. Tabiî ki, sosyal güvenliğin, mutlaka, masaya yatırılması gerekiyordu, bir sosyal güvenlikçi olarak bunu kabul ediyorum. Sayın Bakanın getirdiği teşhislerin çoğuna da katılıyorum; ama, tedavide görüş ayrılığımız var. Eğer, bu yasa tasarısı, sosyal tarafların uzlaştıkları bir yasa tasarısı olsaydı, eğer, bu yasa tasarısı, muhalefetin üzerinde anlaştığı bir yasa tasarısı olsaydı; gerçekten de reform niteliğini taşıyabilecekti. Gerçekten de, çok ciddî şekilde, SSK'nın masaya yatırılması ve söylediğim bu konularının gündeme getirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.

Şimdi, söz sırası, Bursa Milletvekili Hayati Korkmaz'da.

Sayın Korkmaz?.. Yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, o kadar da beklemeye gerek yok; nasıl olsa birisi çıkıp konuşur.

BAŞKAN – Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Söz hakkımı Mehmet Özyol'a devrettim efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 114 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 13 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Bu tasarının 506 sayılı Kanunla değişik ilgili maddesinde, emekli olmuş insanlara ödenecek emekli aylığıyla ilgili bir hüküm getirilmektedir. Bu hükümle, uzun yıllar emek vermiş, zahmet çekmiş, alınteri dökmüş ve daha sonradan da emekli olmuş bir insan, neticede, aldığı emekli aylığı ne idiyse, onunla geçinmek mecburiyetinde kalıyor. Dolayısıyla, bakmakla mükellef olduğu insanlara, gerekli hizmeti de yapamamanın sıkıntısını yaşıyor. Türkiye'de, emekli olan vatandaşlarımızın durumu bu iken, her vesileyle mukayese edilen Avrupa ülkelerindeki insanların, o standart içerisinde emekli olan insanların, yaşam biçiminde elde ettikleri rahatlığı, Türkiye'deki emekli olan insanların sıkıntılarıyla mukayese etmeye kalktığımız zaman, hazin manzarayı görmemiz çok mümkün olacaktır.

Bu vesileyle, daimî surette, biz, Avrupa ülkelerindeki standardı baz alarak, eğer diyorsak ki, onların uyguladıkları yaş haddine göre emeklilik işlemi Türkiye'de yapılsın, o zaman, orada emekli olan bir insanın, tatilini dünyanın herhangi bir köşesinde yaparken hiçbir sıkıntı çekmediği halde, Türkiye'de emekli olan bir işçinin ya da bir memurun, bir ay içerisinde tatil yapmak istediğinde, o tatil kendisi için bir yıkım olmaktadır. Bir yıl süreyle, o tatil münasebetiyle borçlanarak yapmış olduğu tatilin masraflarını karşılamak hususunda büyük sıkıntılar çekmektedir.

İşte bu cümleden olarak, biz diyoruz ki, Türkiye'de "Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı" adı altında önümüze getirilen bu tasarıda, insanlarımıza, mutlaka, insanca yaşayabilecekleri bir gelirin hedef alındığı tarzda düzenlenmesi lazımdı; ama, incelediğimizde, maalesef ve heyhat, diyorum ki, bu böyle olmamıştır. Üstelik, bu yasa tasarısı, Meclisimize gelinceye kadar, ümit ederdik ki, sosyal yapıya sahip olan bütün katmanlardaki işçilerin, memurların, Bağ-Kur'luların, hatta özel teşebbüs içerisinde çalışan insanların nasıl çalıştığıyla ilgili, onların bilgi ve kanaatlerine, fikirlerine başvurulsaydı.

Dün, bir vesileyle, Sayın Bakanıma arz ettiğim, cevabını da talep ettiğim bir soru vardı: Acaba, bu yasa tasarısı hazırlanırken, Türkiye gerçekleri ne ölçüde dikkate alınmıştır? Çalışanlar nasıl bir sıkıntı içindedir? Bununla getirilen şeyler, bu insanları rahat ettirebilecek midir? Sözleşmelerin içerisine yerleştirilen hükümlerle, belki işçilerimiz bazı imkânları elde edebiliyorlar; ama, emekli oldukları zaman, çok düşük emeklilik ücreti almaktadırlar.

Diğer taraftan, Türkiyemizde, emekli olan insanların hiçbirisinin rahat bir hayatı yaşayamadığını ifade ettim ama, bugün, çarşı ve pazarı dolaştığımız zaman şu manzarayı göreceğiz; herkesten bir feryadın yükseldiğini göreceğiz.

Bana, gezdiğim yerlerde, tezgâhtarlık yapan insanlar şunu ifade ediyorlar: "Arkadaşlar, biz sizi Meclise gönderdik; lütfen, bizim düşüncelerimize tercüman olunuz." 50 yaşından yukarı hanımları, kimse tezgâhında kesinlikle çalıştırmıyor. Bu itibarla, her bakımdan güçten ve görüntüden düşmüş olan bu hanımları, işverenlerin çalıştırmayacağını bileceğiz. Diğer taraftan, çalışan insanlar, artık, 58 yaşında veya 60 yaşında emekli olma umudunu kaybediyor oldukları içindir ki, kendilerini çalıştıran işyerindeki patronlarıyla özel anlaşmalar yapmak suretiyle emeklilikten vazgeçecekler. Birçok vesileyle ifade edildiği gibi, mezarda emekliliği düşünmedikleri için "bari, şimdiye kadar çalıştığımız bu yerlerde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen efendim.

MEHMET ÖZYOL (Devamla) – ... bize bir fırsat verilsin; hiç değilse, bu şekilde kendi kaderimizi kendimiz tayin edelim" diyorlar.

Devlet, millete rağmen devletlik görevini yaparsa, bu, Hegel'in, zulüm içerisinde tarif ettiği bir devlet anlayışı olacaktır. Ben inanıyorum ki, hükümetimiz müşfik davranacaktır ve bu tasarıyı çekerek, daha insanca ve insanların kabulünü, tasvibini alabilecek nitelikte bir tasarı getirir ve biz de o zaman destek veririz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özyol.

Söz sırası, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz'da.

Buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Vazgeçtim; benden sonraki arkadaşlara veriyorum sıramı.

BAŞKAN – Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız?.. Yok.

Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat?.. Yok.

Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan?..

VEYSEL CANDAN (Konya) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Rıdvan Budak?.. Yok.

Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya?.. Yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Madde üzerinde verilmiş 3 önerge vardır.

Önergeleri, önce, geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 13 üncü maddesi ile değiştirilen 506 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Zeki Çakan İsmail Köse Fikret Uzunhasan Bartın Erzurum Muğla

Aydın Tümen Nazif Okumuş Ankara İstanbul

"Bu Kanuna göre bağlanacak aylıklar, 78 inci maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırının aylık tutarının yüzde 35'inden az olamaz."

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 13 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Sevgi Esen

Sakarya İçel Kayseri

Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay Yener Yıldırım

Ankara Erzurum Ordu

"Bu Kanuna göre bağlanacak yaşlılık aylıkları, 61 inci maddeye göre bulunacak yıllık ortalama kazancın yüzde 35'inin 1/16'sından az olamaz."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, en son önerge, en aykırı önergedir; okutup, oylayacağım efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 13 üncü maddesiyle 506 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak

Sakarya Gaziantep Adana

Bekir Sobacı Musa Demici Ali Gören

Tokat Sıvas Adana

Mahmut Göksu Mehmet Özyol Sait Açba

Adıyaman Adıyaman Afyon

Celal Esin Ramazan Toprak Akif Gülle

Ağrı Aksaray Amasya

Oya Akgönenç Muğisuddin M. Zeki Çelik Cemil Çiçek

Ankara Ankara Ankara

Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan İsmail Özgün

Ankara Antalya Balıkesir

Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata

Batman Bayburt Bingöl

İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu

Bolu Bursa Bursa

Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu Sacit Günbey

Çankırı Çorum Diyarbakır

Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç

Diyarbakır Elazığ Elazığ

Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı

Erzincan Erzurum Erzurum

Aslan Polat Nurettin Aktaş Turhan Alçelik

Erzurum Gaziantep Giresun

Lütfi Doğan Mustafa Geçer Süleyman Metin Kalkan

Gümüşhane Hatay Hatay

Ali Güner Azmi Ateş Mustafa Baş

Iğdır İstanbul İstanbul

İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Bahri Zengin Avni Doğan

İstanbul İstanbul Kahramanmaraş

Mustafa Kamalak Ali Sezal Zeki Ünal

Kahramanmaraş Kahramanmaraş Karaman

Abdullah Gül Salih Kapusuz Kemal Albayrak

Kayseri Kayseri Kırıkkale

Mehmet Batuk Osman Pepe Hüseyin Arı

Kocaeli Kocaeli Konya

Veysel Candan Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri

Konya Konya Konya

Özkan Öksüz Lütfi Yalman Ahmet Derin

Konya Konya Kütahya

Yaşar Canbay Bülent Arınç Fehim Adak

Malatya Manisa Mardin

Sebahattin Yıldız Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa

Muş Nevşehir Ordu

Şükrü Ünal Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın

Osmaniye Rize Sakarya

Ahmet Demircan Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın

Samsun Samsun Siirt

Temel Karamollaoğlu Yahya Akman Zülfükâr İzol

Sıvas Şanlıurfa Şanlıurfa

Ahmet Karavar Mustafa Niyazi Yanmaz Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şanlıurfa Şırnak

Şeref Malkoç Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan

Trabzon Van Yozgat

Mehmet Çiçek

Yozgat

Önerilen metin :

"Bu kanuna göre bağlanacak yaşlılık aylıkları, 61 inci maddeye göre bulunacak yıllık ortalama kazancın yüzde 50'sinin, 1/12'sinden az olamaz."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Özyol; buyurun

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önerge üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Biraz önce, kişisel konuşma yaptığım zaman ilave etmem gereken şeyler vardı, zaman yetmemişti, şimdi onları sizlere arz etmek istiyorum.

Sosyal hakların savunuculuğunu yapan hükümetin, bu tasarıyı Meclise getirmeden önce, işçi örgütleriyle mutabakat sağlaması gerekirdi. Böyle bir mutabakatın sağlanmadığını, sokak ve caddelerdeki yükselen feryatlardan anlıyorum. Hükümetin "bu bir dayatma değildir" demesine rağmen, işçilerin davranışı, onu, o şekilde algılamaktadır.

Ayrıca, bu tasarı kanunlaşırsa, hükümetin beklediği istikrar da olmayacaktır. Bununla, belki, primlerin önemli şekilde gelmesi suretiyle Sosyal Sigortaların vermiş olduğu açığın önüne geçileceği hesap edilmekte ise de, maalesef, özel birtakım girişimlerin sonrasında, primlerin istenilen kasayı gelmeyeceğini, tahsil edilemeyeceğini göreceğiz. Bunun bir örneğini, daha yakın bir zamanda, kararlaştırdığımız, kanunlaştırdığımız vergi tasarısıyla da ifade vermek istiyorum. Önceleri, vergilerin daha iyi bir şekilde geleceği düşünülen malî milatla ilgili kanun uygulaması neticesinin sağlıklı olmadığı anlaşıldı ve onu düzeltmek için yeni bir teklifle önümüze gelindi. Ondan sonra da, bu kanun değişti; inşallah, beklenen sonuç elde edilebilir.

Aynı şekilde, Sosyal Sigortalarla ilgili yapılan, sosyal güvenlikle ilgili yapılan bu uygulamalardan beklenen primin gelmeyeceğini ifade etmek istiyorum.

Toplumu oluşturan işçi, memur ve emekliyle, Bağ-Kur'a tabi olan çalışanların haklarını savunmak gibi önemli bir sorumluluğumuz var; millet bizi bu sorumluluğu dile getirmek için buralara gönderdi. Sayın hükümet, acaba çarşı pazardan haberdar mıdır? Sanmıyorum; çünkü, öyle olsaydı, standart müsait değil iken, bu tasarının kanunlaşması hususunda ısrarcı olmazlardı. Çalışanlar, özel anlaşmalarla, prim yatırmalarının kısılacağını beyan etmektedirler. 45-50 yaşlarındaki bir bayanın, bir tezgâhtar olarak çalışabileceğini düşünebiliyor musunuz? Halkımıza ümitsizlik vaat etmekten zevk alıyorsanız, tasarının kanunlaşmasında da ısrar edebilirsiniz. Bu vesileyle, isteğe bağlı SSK primini yatıran özel kişiler, tedavi giderlerinden yararlanmadığı hususunda da şikâyette bulunmaktadırlar. Bu ise, özel sigortacılık işlemine başvuran insanların prim yatırmalarından vazgeçecekleriyle ilgili bir sinyal vermektedir.

Biz diyoruz ki, bu tasarıyı, eğer mümkünse, çekiniz; olgun ve herkesin tasvibini alan bir nitelikte olarak huzurumuza getiriniz. Hep birlikte, bunu, bir uyum içerisinde, konsensüs içerisinde çözelim ve güzel bir iş yapmış olalım.

Bunu ümit ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özyol.

Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 13 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan

(Sakarya)

ve arkadaşları

"Bu Kanuna göre bağlanacak yaşlılık aylıkları, 61 inci maddeye göre bulunacak yıllık ortalama kazancın yüzde 35'inin 1/16'sından az olamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu efendim?..

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz istiyor musunuz efendim?

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bedük. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 13 üncü maddesiyle ilgili bir değişiklik önergemizi vermiş bulunmaktayız; bu sebeple söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasamızda, devletimizin nitelikleri arasında sosyal devlet anlayışı vardır. Sosyal devlet demek; her kesimin, her türlü sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak, ekonomik bakımdan hayat standardını yükseltecek birkısım tedbirleri almak mecburiyeti bulunmaktadır. Uzun yıllar çalışma hayatında hizmet vermiş olan insanların, daha sonraki dönemde hayat standardını yükseltecek, sağlık ihtiyaçlarını karşılayacak ve güvencelerini temin edecek bir anlayış içerisinde devletin tedbir alması şarttır; ancak -alınacak olan tedbirler, özellikle ve öncelikle- alınmadan önce, ilgili kesimlerin mutabakatını sağlamak da şarttır. Eğer, ilgili kesimlerle mutabakat sağlanmazsa, eğer, aceleye getirilirse, işte o zaman sıkıntı olur.

Değerli milletvekilleri, o sebeple, her ne kadar, devamlı olarak Doğru Yol Partisinin içinde bulunduğu hükümetlerle ilgili tenkitler yapılmaktaysa da, biz, Doğru Yol Partisi olarak şunu söylüyoruz: Sosyal güvenlik tasarısıyla ilgili daha evvelden teklifimiz vardı; ama, daha sonra, biz, sivil toplum örgütleriyle, sendikalarla görüşmek suretiyle, yaş ortalamasını 50-55'e indirdik. Şimdi, en son getirdiğimiz, bütün sosyal kesimlerle mutabakat sağlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ettiğimiz kanun tasarısı üzerinde hiçbir şey söylemiyorsunuz; ama, geçmişle ilgili verilmiş olan teklif konusunda ise, birkısım partilerin sözcüleri bizi tenkit etmek için, âdeta, bir can simidi gibi sarılmış, onun üzerine gidiyor.

Biz şunu söylüyoruz: Daha evvelden yapılmış hesaplara rağmen, getirilmiş olan kanun tasarısında özellikle değişiklik yapılma zaruretini duyduk; sivil toplum örgütleriyle anlaştık, 50-55 yaşı getirdik; gelin, siz de onu kabul edin, etmediniz.

Şimdi, gelelim bu noktaya...

Değerli arkadaşlar, 13 üncü maddede "yaşlılık aylıkları 61 inci maddeye göre bulunacak yıllık ortalama kazancın yüzde 35'inin 1/12'sinden az olamaz" diyor. Şimdi, insafla değerlendirelim; bu kadar hayat pahalılığının olduğu, ekonomik bakımdan büyük sıkıntıların çekildiği, esnafın, sanatkârın kepenk indirdiği, atölyelerin kapandığı ve 506 sayılı Kanuna tabi olan insanların özellikle çok büyük bir ekonomik bunalım içerisinde bulunduğu bir dönem içerisinde, yaşlılık aylığı bağlanırken, az bir oran üzerinden aylık bağlanmasını nasıl kendi içimize sindirebiliriz; orada, tereddütümüz bulunmaktadır.

Biz diyoruz ki; gelin, sosyal devlet anlayışının en güzel örneğini verelim; gelin, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 22 nci maddesinde ifadesini bulan "herkes toplumun üyesi olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir" temel ilkesinden istifade etmek suretiyle, bu sosyal güvenliğin bir sonucu olarak yaşlılık aylığı bağlanacak olan insanlarımıza, 1/6 üzerinden aylık bağlayalım. Böylece, bunların aylıklarını artıralım; artıralım ki, verdiğimiz nispet, hiç olmazsa, hedefini bulmuş olsun.

Öyle ümit ediyorum ki, vermiş olduğumuz önergeyi Yüce Heyetiniz olumlu karşılayacak.

Ben, milletvekillerimizin sağduyusuna inanıyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.

Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 13 üncü maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Zeki Çakan

(Bartın)

ve arkadaşları

"Bu Kanuna göre bağlanacak aylıklar, 78 inci maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırının aylık tutarının yüzde 35'inden az olamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılma arzusundayız; ancak, çoğunluğumuz olmadığı için takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?..

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum :

MADDE 14. – 506 sayılı Kanunun 130 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Teftiş, kontrol ve denetleme yetkisi

Madde 130. – Sigorta müfettişleri, bu Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine haizdirler.

Kurum Yönetim Kurulu kararı ile görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleri ile ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.

Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında, çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını da tespit ederek sigortasız çalıştırılanları Kuruma bildirmek zorundadırlar. Kurum bu bildirimler üzerine gerekli yasal işlemi yapar. İlgililerin itiraz hakları saklıdır. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat...

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Grup adına Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan konuşacaklardır.

BAŞKAN – Fazilet Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Veysel Candan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır efendim.

FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 114 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının 14 üncü maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve grubum adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, yasa tasarısını görüştükçe ülkede sıkıntılar artmaktadır. Bugünkü hükümet kanadını oluşturan partilerin milletvekillerinin basın toplantısını ibretle izledik. Hükümet kanadına bağlı bir milletvekili açıklama yaparken, hükümet ortaklarından birini, bu tasarıda hezeyan yapmakla suçlarken, bir diğeri de, bu tasarının, hükümeti iktidardan edeceğini ifade etmektedir; yani, hükümet ortakları arasında da ciddî bir uyum mevcut değildir. Bu itibarla da, aslında, bu yasa tasarısını sokakta binlerce insan protesto ederken hükümetin gözünü kapaması ve bu tasarıyı çıkarmakta hâlâ ısrar etmesi, kanaatimce çok yanlıştır. Ancak, yine açıklamalardan anlıyoruz ki, beyanatlarda, bu tasarının faturasının üç partiye de kesilmesi şeklinde beyanatlar var. İyiyse, bir partinin sahiplenmesi kadar doğal bir şey yoktur; kötüyse, bu tasarıya devam etmekteki manayı anlamak mümkün değildir.

14 üncü maddede, hükümet, haklı olarak, yasanın ana unsuru olarak, denetim dışı, yani, sigortasız çalışan insanları kapsama alma noktasında denetimi sıklaştırmaktadır. Yine, bu maddede, denetimi -daha önce, yalnız sigorta müfettişleri yapmaktaydı- sigorta müfettişleri yaparken, teftiş, kontrol ve denetleme yapacaklardır. Şimdi, ilave olarak, yönetim kurulu kararıyla görevlendirilenler de denetleme yapabilecek bir işyerinde. Onlar da birtakım tespitler ve yoklamalar yapacaklar. Altı ayda, da bir yönetmelikle nasıl teftiş yapılacağı tespit edilecek.

Üçüncü grup olarak, genel ve katma bütçeli daireler de denetleme elemanı görevi yapacaklar; yani, sigorta müfettişlerine ilave olarak, SSK Yönetim Kurulu kararıyla görevlendirilen bir evrak memuru da gidip denetim yapabilecek; yine, genel ve katma bütçeli dairelerde denetim elemanları, sigorta denetimi yapacak; yani, belediye zabıtası da sigorta denetimi yapacak. Bu, bir noktada, aslında, kanaatimizce denetimin yaygınlaştırılması yanında, denetimin sulandırılmasını da meydana getirir.

Aslında, bu tasarıyı hazırlayanlar, keşke, bir işyerinde 20 işçi çalıştırmış olsalardı ve Sigortayla birtakım ihtilafları olmuş olsaydı; o zaman, bu tasarıyı hazırlarken, öyle zannediyorum ki, işvereni de azıcık düşünmek durumunda olurlardı.

Şimdi, burada, denetimle ilgili olarak hazırlanacak yönetmeliğin muhtevası tam belli olmadığı için, erken bir karar vermek mümkün olmamakla birlikte, belediye zabıtasının sağlık kontrolü mü yapacağı yoksa sigorta denetimi mi yapacağı da tartışma konusu haline gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, denetim güzel şey de, öyle zannediyorum ki, hükümetin getirdiği Vergi Kanunuyla, aldığı birtakım tedbirlerle, ekonomik krizlerle, denetciler çok olacak; ama, denetlenecek insanlar, öyle zannediyorum ki bulunmayacaklar.

Şimdi, aslında, hükümet, öyle tahmin ediyorum ki, malî konularda kurumları denetlemiş olsaydı; yani, bir SSK'yı denetlemiş olsaydı, bir Emekli Sandığını denetlemiş olsaydı... Bakın, raporlar ne veriyor şimdi: Emekli Sandığını bir denetlemiş olsaydık; Emekli Sandığı Yüksek Denetleme Kurulu Raporu sayfa 116, temenni 10. Deniliyor ki "Emekli Sandığı, sosyal güvenlik kurumu olmaktan çıkmıştır. Otelleri, iş hanları, otogarları, tatil köyleri, hatta, plajları, yönetim binaları, sosyal hizmet binaları..." İsim olarak da vermiş; Büyük Ankara Oteli, Stad Oteli, Hilton Oteli, Tarabya Oteli, Maçka Oteli, Bursa Çelikpalas, İzmir Efes Oteli gibi... Yani, hiç görev alanında olmayan konularda, görev, işlev yapmaktadır; ama, bir tek işi yapmamaktadır; o da, sosyal güvenlikte hizmet vermemektedir. İşin çok enteresan tarafı, bunların işletmesiyle ilgili raporun sonuç bölümünde, bir inşaat firmasıyla yapılan anlaşmada, bu işletmelerin tamamının kira gelirlerinin, giderlerini karşılamadığı ve bunların Emekli Sandığına malî yük olduğundan bahsedilmektedir. Dolayısıyla, Sayın Bakan, burada, zabıtadan denetimci, evrak memurundan sigorta müfettişi yapacağı yerde -mademki, Sayın Bakan burada hep ısrar ediyor; biz, burada, bir denge unsuru olmaya çalışıyoruz; gelir gideri; yani, tüccar gibi davranıyorsak, burada trilyonlarca kayıp var; hem o kadar çok müfettişe filan da ihtiyaç yok- doğru dürüst bir iş müfettişi yahut bir maliye müfettişi bu hesapları inceler ve Emekli Sandığına trilyonlar getirir.

Ben, zannediyordum ki, sadece Emekli Sandığı böyle; hayır, o da öyle değil. SSK, Yüksek Denetleme Kurulu, sayfa 147, temenni 38. "Kurum SSK, Oyak İnşaat AŞ'yle ilişkilerinde dikkatli olmalı, rekabet oluşmadan ihale vermemeli, Oyak AŞ'yle yapılan sözleşmeler yeniden gözden geçirilip iptal edilmelidir." Bunun altında da trilyonlar yatmaktadır; demek ki, devletin, sadece zabıtayı işyerine gönderip, sen sigortalı mı çalışıyorsun sigortasız mı çalışıyorsun demesinden ziyade, trilyonların altına gittiği paralara iyi bakmak lazım.

Değerli arkadaşlar "sosyal güvenlik" dediğimiz zaman SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'u görüşüyoruz. SSK'nın hesaplarına baktığımız zaman, 1991'de 128 milyar fazlası var; açığı bırakın, fazla vermiş! 1992'de 2,5 trilyon açık, 1993'de 8, 1994'te 19,4 trilyon, 1995'te 81,8 trilyon, 1996'da 144 trilyon, 1997'de 336 trilyon, 1998'de 597 trilyon, 1999'da katrilyonu aşmış; ama, şimdi, bu rakamları, siz, sigorta işyerindeki denetimle kaldıramazsınız. Şunu ifade etmeye çalışıyorum: Gerek SSK'da gerek Emekli Sandığında gerek Bağ-Kur'da benzer birtakım usulsüzlükler, birtakım yolsuzluklar, birtakım sıkıntılar vardır; bunların mutlaka düzeltilmesi lazım.

Değerli arkadaşlar, şimdi, hükümetin, aslında, bu tasarıda öngörmediği birtakım önemli noktalar var. Bir kere, sosyal fonlar, düşük faizle devlet tahviline yatırılmıştır. Yani, enflasyonun yüzde 80-90 olduğu dönemlerde SSK'nın parasının yüzde 20'yle yatırıldığını görmekteyiz.

Bunları niye ifade etmeye çalışıyorum; sadece emeklilik yaşını yükseltmenin, sadece denetim elemanlarını artırmanın işe çözüm olmadığını, belki, hükümeti uyarma noktasında fayda olur düşüncesiyle veya başka bir ifadeyle, daha önce hükümet edenlerin birtakım yanlışlarının tekrarlanmaması noktasında.

Şimdi, hazırlanan raporlarda, SSK'nın 1965-1993 arası el konulan fonlarının miktarı, bugünkü değerde 20 milyar dolardır. Ben, bunu, SSK'nın kendi raporundan aldım. SSK diyor ki: "Devletin, zaman zaman bize yaptığı müdahalelerle bizden aldığı para 20 milyar dolardır." Dolayısıyla, biz, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını çok dikkatli ele almamız lazım.

Şimdi, sosyal güvenlik alacaklarında, gecikmelerde birtakım farklılıklar vardır. Yani, cari enflasyon yüzde 80 ise, SSK, gecikmelerde yüzde 10 almıştır, yüzde 15 almıştır.

Borçlanma yöntemi getirilmiş, isteğe bağlı sigorta oranı bugün yüzde 25'e ulaşmıştır.

BAŞKAN – Sayın Candan, sürenizin bitmesine az bir zaman kalmıştır; toparlar mısınız efendim.

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Tamam.

Değerli arkadaşlar, burası çok mühim, dikkatinizi çekiyorum: "İflas eden bankaların özel sandıklarının tümü SSK'ya ödettirilmiştir, yüklenmiştir." Yani, kurum nereden batmış, sosyal güvenlik nereden yara almış; ona bakıyoruz.

"Sosyal güvenlik kurumlarının ilaç, araç, gereç israf ve sömürüsü halen devam etmektedir." Bunu, SSK'nın raporundan okuyorum sizlere. "Liyakatli personel istihdamı sağlanamamıştır. Yapılan uygulamalarla, Sigorta, cazibesini kaybetmiş ve kayıt dışına böylece aktarılmıştır." İşte, bu özet rapor bize gösteriyor ki, yapılan bu uygulamalarda, şu getirdiğimiz Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı derde deva olmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Cümlemi tamamlayayım müsaade ederseniz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sokaklarda, binlerce insan yürüyüş yaparken, itiraz ederken... Bakın, işveren itiraz ediyor, çalışan itiraz ediyor, hükümeti oluşturan, yasa tasarısını getiren partiler itiraz ediyor; bu yasa, buradan nasıl çıkıyor; buna aklım ermiyor!

Ben, bir kere daha konunun tezekkür edilmesinde fayda olacağı kanaatindeyim.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Candan.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Yalçınkaya'da.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika Sayın Yalçınkaya.

DYP GRUBU ADINA MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) – Sayın milletvekilleri, Değerli Başkanım, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının 14 üncü maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

506 sayılı Kanunun sigorta müfettişlerinin teftiş, kontrol ve denetleme yetkisiyle ilgili bu 130 uncu maddesi işyeri teftiş ve kontrol hizmetlerine işlerlik kazandırmak, sigortasız çalışanları sosyal güvenlik kapsamına almak amacıyla, müfettişlerin -506 sayılı Kanun uygulamasına ilişkin olarak- teftiş, kontrol ve denetleme yetkileri saklı kalmak üzere, Yönetim Kurulu kararıyla, herhangi bir sigorta memurunu müfettiş olarak tayin etmek üzere tasarıda yer almaktadır. ILO sözleşmelerine göre, bu kontrollerin müfettişler tarafından yapılması gerekmektedir; ama, getirilen yasa tasarısıyla, bu müfettişlerden alınan yetki, sıradan bir evrak memuruna, sıradan bir Sosyal Sigortalar Kurumu memuruna verilmektedir ki, bu, ileride telafisi mümkün olmayan yaralar açacaktır.

Hangi sıkıntılar yaşanacaktır? Bu konuyla ilgili olmayan memurların görevlendirilmesiyle, bu konuda, bir yerde, rüşvetin kapısını aralamış olacağız; çünkü, bu müfettişlerin yeterli bilgileri yoktur, müfettişlik nosyonları yoktur. Yani, Sosyal Sigortalar Kurumunu düzeltmek istiyorsak, müfettişlik müessesesini güçlendirmek lazımdır; bu müesseseye işlerlik kazandırarak, yeteri kadar müfettiş yetiştirmek lazımdır.

Bilindiği üzere, denetim ve teftiş müessesesi, ayrı bir eğitim ve sınav sonrası kazanılan, yetkiyi haiz bir görevdir. Şimdi, denetim elemanlarının yetkisinin, Yönetim Kurulu kararıyla, kısmen de olsa memurlara verilmesi yanlıştır. Bu çerçevede tutulan tutanak ve raporlar, cezalar, ileride büyük sıkıntılar yaratacaktır.

Şimdi, bu Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısıyla ilgili, bizim Grubumuzun ve Partimizin görüşleri bellidir; fakat, bu, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısıyla ilgili bütün sıkıntıları, bugünkü Sosyal Güvenlik Bakanımız Yaşar Okuyan'ın sırtına yüklemek de büyük bir haksızlık olur. Şimdi, Sosyal Güvenlik Yasasıyla ilgili en büyük vebal, Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral'ın omuzlarındadır. Bayram Meral, bildiğiniz gibi, 55 inci hükümet döneminde beşli inisiyatif grubu... Bunlar, memleket batıyor, memleket karanlığa gidiyor diye, bu karanlığı önlemek için bir araya geldiler ve memleketi karanlığa götürmekten kurtardılar; ama, Bayram Meral, işçileri karanlığa rükledi arkadaşlar, karanlığa sürükledi! Bugün, hepsi, sokaklarda, caddelerde. Bunun vebalini ömür boyu çekecektir. Bir sendika genel başkanının, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının kanunlaşmasından sonra koltuğunda oturması mümkün değildir.

Burada, bu sendikacı arkadaşlarımızdan Rıdvan Budak'a da söyleyecek bir çift lafımız var. Kendisi, pırıl pırıl memleket evlatları, MHP'li kardeşlerimiz için "koalisyonu içime sindiremiyorum" dedi.

ZEKİ EKER (Muş) – Ortalığı karıştırma!

MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) – Ama, bugün, 60 yaşında emekli olacak arkadaşlarımızın ve işçilerimizin Sosyal Güvenlik Yasasına imza atarak geceyi nasıl geçirecek, vicdanına nasıl sığacak; onu kendisinden soruyorum. Yapacağı en büyük şey -Başkanımız, geçmişte, sinei millete döndü- sinei sendikaya dönsün, sinei sendikaya dönsün. Yapacağı tek şey budur. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

Bu sebeple, Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumunun sıkıntısını inkâr etmek mümkün değildir; burada, hepimiz bu konuda mutabıkız; fakat, bugün, üzerinde itiraz ettiğimiz tek şey, emeklilik yaşıdır. Özel sektör, 60 yaşına kadar hiçbir kişiyi çalıştırmaz. Bu sebeple, bu yaş meselesini halletmemiz lazımdır. Ben, Zonguldak milletvekili arkadaşlarıma "gözleriniz aydın" diyorum; çünkü, bundan sonra, 60'ında çalışacak işçilerimize, memurlarımıza çok baston lazım olacak. Baston lazım olacağından dolayı şimdiden hazırlıklarını yapsınlar; çok bastona ihtiyaç var. Bu sebeple, Zonguldak milletvekili arkadaşlarımız, Zonguldak-Devrek'ten, gerekli baston temini ve yetiştirilmesi hususunda gereken çalışmayı yapsınlar.

Denetimde bu duruma riayet edilmemek suretiyle, sanki, kaçak işçi çalıştırılmış gibi tutanaklar düzenlenerek, külliyetli miktarda, bu işyerlerine, gerçekle alakası olmayan cezalar kesilecektir. Bu sebeple, bu cezaların önlenmesi, sosyal ve işçi mevzuuyla ilgili, yetişmiş, liyakatli müfettişlerin çalıştırılması lazımdır.

Bu konudaki bütün bu itirazlarımız, bugüne kadar dikkate alınmadı; fakat, umarım ki -daha önümüzde 66 madde var; üç günlük zamanımız var- sokaklardaki bu isyanı, sokaklardaki bu hareketi, buradaki iktidar milletvekilleri dikkate alır; ama "biz, doğrusunu yaptık" diyorlarsa, bugüne kadar doğrusu yapılmadı. Millî eğitimde bir facia yaşandı. Geçmişte, malî milatla ilgili bir facia yaşandı. YÖK'le ilgili bir facia yaşandı. 185 puan alan öğrenci, ilk 1 000'in içerisinde olmasına rağmen, birkaç sayıyla çarpılarak 26 000 inci sıraya düştü. Yani, tıbbiyeyi kazanan bir Anadolu çocuğunu, meslek lisesi çıkışlıdır diye, 26 000 inci sıraya attık.

Bu sebeple, buradaki arkadaşlarımız, her yaptıklarını reform diye milletin önüne getirdiler; fakat, sonu facialarla bitti. Ben, öyle zannediyorum ki, sosyal güvenlikle ilgili getirilen bu kanun tasarısı da, neticede faciayla sonuçlanacaktır. İnşallah, siz düzeltirsiniz; ama, siz düzeltmezseniz, inşallah, bizim iktidarımızda düzelteceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçınkaya.

Şimdi, söz sırası, Yozgat Milletvekili Sayın Mesut Türker'de.

Buyurun Sayın Türker. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

MESUT TÜRKER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 14 üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyor ve inanıyoruz ki, kâinatın en kıymetli varlığı insandır. Tüm bilimsel çaba ve gayretlerin hedefi, insanları daha huzurlu, daha mutlu kılmaktır. Bugün, bir yüzyılı kapatıp, bir sonraki yüzyıla adımımızı atarken, tüm dünya insanlığının ortak görüşü, uzun yaşamayı sağlayacak sosyal, kültürel ve ekonomik tedbirlerin alınması yanında, esas amaç, insan hayatının kalitesini yükseltmektir. İşte bu gerçekten hareketle, dünya devletlerinin tamamı, kendi insanının, doğuştan ölünceye kadar, tüm sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak imkânları sağlayabilmek için yoğun çaba sarf etmektedirler. Ancak, bugün, çeşitli nedenlerle, sosyal güvenlik sistemleri bütün dünyada sıkıntılar yaşamakta ve reform ihtiyacı, gelişmiş ülkeler dahil, hemen hemen her ülkenin gündemini işgal etmektedir. Değişik ülkelere göre, sorunlar, farkılılık taşımakla beraber, bütün ülkelerde yaşanan sorunların ortak yönü, kaynak yetersizliğidir. Bizim ülkemizde ise, maalesef, zamanında gerekli tedbirler alınmadığı için, ciddî sorunlar söz konusudur ve OECD ülkeleri arasında işsizlik sigortasını uygulamayan tek ülke, maalesef, Türkiye'dir.

Ülkemizde şu anda uygulanmakta olan sistemin çok ciddî sorunları vardır. Kurumun yeterli denetleme ve bilgi alma imkânlarının yetersizliği sonucunda, 4,5 milyon insan kayıtdışı durumda kalmış; yani, kaçak işçi, sigortasız işçi çalıştırmakta had safhaya ulaşılmıştır. Bu durumda, devlet, 1,6 katrilyon maddî kayba uğramış; ayrıca, 4,5 milyon insan, ailesiyle birlikte sosyal güvenceden mahrum bırakılmıştır.

Halen yürürlükte bulunan Kanuna göre, işverenler, sigortalı işçi çalıştırmaya başladıkları tarihten itibaren en geç bir ay içerisinde kuruma bildirmek zorundadırlar. Ancak, sigorta müfettişleri yaptıkları denetimde, fiilen çalıştıkları halde sigortasız olduğu tespit edilen işçiler için, bazı işverenler, yeni işe başladıklarını, bir aylık sürenin henüz dolmadığını bildirmektedirler; böylece, idarî ve de para cezası kapsamı dışında kalmaktadırlar ve daha sonra, bu işçiler kuruma bildirilmemektedirler. Kurumun eleman yetersizliği nedeniyle, aynı işyerinde çoğu zaman yeni bir denetim yapılamadığı için, sigortasız işçi çalıştırması, maalesef, önlenememektedir.

Yapılan düzenlemeyle, işverenlerin, çalıştıracağı işçileri, işe başlatmadan önce kuruma bildirmeleri zorunluluğu getirilmiştir. Sigortasız işçi çalıştırmanın önlenmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca, genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeye dahil dairelerin elemanları, kendi mevzuatları çerçevesinde denetim yapmak suretiyle, sigortasız çalışan işçileri ve de sigortasız işçi çalıştıran işverenleri de yerinde tespit etmektedirler ve bu durumu da kuruma bildirmektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Tasarısının gerekliliği konusunda, hem iktidar hem de muhalefet hemfikirdir; ancak, bizim ayrıldığımız konuların ise, ufak tefek ayrıntılar konusunda olduğu kanısındayım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın efendim.

MESUT TÜRKER (Devamla) – Bu bakımdan, tartışmakta olduğumuz tasarıyla ilgili bazı eksiklikler olabilir; ancak, konuya külliyen karşı çıkmanın bir anlamı olamaz. Türkiyemiz, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerine paralel olarak, ileriki yüzyıllarda, daha mükemmel, daha gelişmiş projeler üretecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 inci Yüzyılda ortak vizyonumuz, milletler mücadelesinde, Türk Milletini her konuda layık olduğu seviyeye getirmek olmalıdır.

Türk Milletinin mutluluğu, huzuru ve Türklüğün yükseliş ülküsünün gerçekleşmesi yolunda herkese başarılar diler; saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türker.

Şimdi söz sırası, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç'te.

Buyurun Sayın Genç. (DYP sıralarından alkışlar)

Sürenizi hatırlatmaya gerek görmüyorum Sayın Genç...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğru Yol Partisi, başta Türk-İş Başkanının, Türk-İş çalışanlarının ve bütün emek platformunun, verdikleri onurlu ve soylu mücadeleden dolayı kendilerinin yanındadır. Sayın Bayram Meral de bizim çok değerli dostumuzdur, çok onurlu ve soylu bir mücadele veriyor. (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu madde, SSK'nın denetimiyle ilgili bir düzenleme getiriyor. Bir kurumda denetim, can damarı gibidir; yani, eğer bir kurumda denetim sağlıklı işlerse, orada ne hırsızlık olur, orada ne suiistimal olur, hiçbir şey de olmaz; ama, gelin görün ki, şimdi getirilen bu tasarıyla SSK'da denetim üç gruba yaptırılıyor: Bir, SSK'nın elindeki 130 müfettişe vereceğim; iki, Yönetim Kurulu kararıyla bazı kişilere denetim yetkisini vereceğim; üç, kamu idare ve müesseseleri ile katma bütçeli idarelerin denetim elemanlarına denetim yetkisini vereceğim diyor. Bu, biraz, Sülün Osman'ın kanununa benzemiş. Biliyorsunuz, Sülün Osman, Konak Meydanında gezerken, saate bakan, doğudan gelen bir vatandaşa diyor ki, sen saatini ayarladın, paranı ver.

Şimdi, bunlar da... Denetim elemanını... Belli bilgi ve deneyim isteyen kişiler... Siz, denetim konusunda, SSK konusunda belli bilgisi, birikimi olmayan insanlara denetim yetkisini verirseniz, Sülün Osman gibi vatandaşları soyar. O bakımdan, böyle bir kanun olmaz, böyle bir kanunla da SSK denetlenmez.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan daha yeni geldi buraya. Evet, biraz boyu iri yarı da; fakat, şu SSK'da ne oluyor, ne olmuyor, evvela bunları anla, ondan sonra reform kanununu getir. SSK'da ne oluyor? Suiistimallerin en büyüğü oluyor. SSK paraları bankalara bedava yatırılıyor, SSK'da ilaçlar çarçur ediliyor, SSK'nın mal ve mülkü çarçur ediliyor; evvela, bunları bir öğrenin.

Şimdi, eğer, SSK, ilaç fabrikasını kursa ve SSK, hastalarına özel poşet içinde ilaç verse, bugünkü sağlık giderlerini yüzde 90 azaltır. Bunu bir araştırmak lazım. (DYP sıralarından alkışlar) SSK'da çalışan doktorlar, eğer, hakikaten, SSK'da tedavi yapsalar, ameliyatı orada yapsalar, SSK'nın masrafları yine yüzde 80-90 azalır. Bunları yapmayacaksınız; ondan sonra reform yapıyorsunuz... Yahu, reform değil; bu, uzun boyla yapılacak bir reform değil; bu, beyin ister; bu, kafa ister; bu, deneyim ister.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, şimdi, bugün, bizim Sayın Cumhurbaşkanımız, şu anda, Körtük mü Çörtük mü, neydi... (FP sıralarından "Çörtük" sesleri) Çörtük'ün yatıyla, yanında da Cavit Çağlar'la beraber Anadolu Kulübüne gitmiş. Biraz önce şey ettim. Şimdi, bakın, bu iki kişiyi size çok iyi tarif etmek istiyorum. Şimdi, Cavit Çağlar, İnterbank kanalıyla bankanın içini boşalttı diye, kendisi...

BAŞKAN – Sayın Genç, bir dakika...

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika... Bir dakika...

BAŞKAN – Bunun, maddeyle ne ilgisi var?!

Sayın Cumhurbaşkanının burada cevap verme imkânı yok efendim! Sayın Çağlar da yok burada!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, lütfen!.. Cumhurbaşkanı sizin özel dostunuz olabilir; lütfen!..

BAŞKAN – Olur mu efendim öyle şey!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, buradan bir yere geliyorum.

BAŞKAN – Madde üzerinde konuşun.

KAMER GENÇ (Devamla) – 2,5 milyar dolar almış ve polis arıyor. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, İstanbul Emniyet Müdürü, Cavit Çağlar ve Çörtük'ün yatıyla gidiyorlar... Çörtük kim? Bayındır Holding.

BAŞKAN – Maddeye dönmezseniz sözünüzü keseceğim!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, geleceğim oraya... Bir dakika... Oraya, bir yere bağlantı yapacağım.

BAŞKAN – Ne alakası var efendim?!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Bayındır Holding, Vakıflar Bankasından ve İş Bankasından kredi alıyor, kredilerini ödemiyor; Bayındır Holding, gidiyor, ondan sonra, Antalya Havaalanına ve Vakıflar Bankası ve İş Bankası bunlara ortak oluyor.

Arkadaşlar...

BAŞKAN – Madde üzerinde konuşmazsanız sözünüzü keseceğim!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika! Nereye getireceğim Sayın Başkan... Niye bu kadar hiddetleniyorsunuz!

BAŞKAN – Olur mu efendim! Cumhurbaşkanı...

KAMER GENÇ (Devamla) – Suiistimalleri siz mi destekliyorsunuz?! Arkasında siz mi varsınız?! Cumhurbaşkanıyla ortaklığınız mı var?! Lütfen!..

Bizi buradan milletin kürsüsünde konuşturmayın.

BAŞKAN – Teessüf ederim size!

KAMER GENÇ (Devamla) – Konuşturmamaya çalışırsanız, hareketiniz...

BAŞKAN – Size teessüf ederim! Bu Meclisin Başkanvekilliğini yapmışsınız; neyin, ne zaman, nerede konuşulması gerektiği bilmeniz lazım.

KAMER GENÇ (Devamla) – Değerli arkadalarım, bu toplanan paraları eğer biz sağlıklı harcamazsak, niye vatandaşlardan para alıyoruz?!

Türk Hava Yolları Yönetim Kuruluna, getiriyor, Sayın Mesut Bey, bacanağını atıyor; sırf komisyonu fazla alsınlar diye; emsallerine nazaran yüksek fiyatlarla uçaklar kiralanıyor, her ay da, bizim cebimizden uçak paralarına zam yapılıyor.

Böyle olur mu değerli milletvekilleri?! Bu devlet, aşiret devleti değil ki_ Yani, bizim dediğimiz, bakın, bir devlette denetim müessesesi işlemezse, o devlette yapılan suiistimallerin arkasını almak mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç_

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, bakın_

BAŞKAN – Maddenin üzerine gelemediniz efendim, sözünüzü kestim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Denetimi anlatıyorum...

BAŞKAN – Neyi anlatıyorsunuz efendim?!

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, denetimin önemini anlatıyorum.

BAŞKAN – Sizi, üç kere ikaz ettim; siz, bu Mecliste Başkanvekilliği yapmışsınız. Sayın Cumhurbaşkanının size cevap verme imkânı yok.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Cumhurbaşkanının her vesileyle bana cevap verme imkânı var... Lütfen, 1 dakikamı verin, konuşayım.

BAŞKAN – İçinize siniyorsa, buyurun, konuşun efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Benim içime sinmiyor; ama, sizin taraflı yönetiminizi şiddetle protesto ediyorum. Siz_

BAŞKAN – Ben mi taraflı yönetiyorum?! Ben hayatımda bir şeyin tarafıyım, o da devletimin tarafındayım Sayın Genç! (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Bu devletin başı da Sayın Cumhurbaşkanıdır.(MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Buyurun, devam edin lütfen...

Teşekkür ederim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Şimdi, sayın konuşmacı, burada, devletin denetim elemanlarını "Sülün Osman" benzetmesiyle çok ciddî manada itham altına almıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Lafı anlamamı!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bunu, esefle karşılıyoruz. Zannediyorum bir sürçülisan olmuştur. Bunun kayda geçmesi için, bu konuşmayı yaptım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim beyanımı yanlış yorumladığı için sataşma nedeniyle söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden cevap verin lütfen efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Lütfen_

BAŞKAN – Yerinizden Sayın Başkanım, yapmayın!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, ben dedim ki, denetim bilgisi olmayan, deneyimi olmayan rastgele elemanlara SSK Yönetim Kurulu, eğer, denetim yetkisini verirse, bu, Sülün Osman kanunu olur. Niye; çünkü, denetim elemanlığı, çok onurlu bir görev; bilgisi olacak, deneyimi olacak, mevzuatı bilecek ve bunları bilmeden, yönetim...

BAŞKAN – Anlaşılmıştır efendim... Teşekkür ederim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika efendim!.. Sözümü tamamlayayım!.. Bu kadar korkmayın konuşmalarımdan. Biz, konuşmalarımızda kimseyi korkutmuyoruz. Kaldı ki, kendisi temiz olanların hiç korkmaması lazım. Onun için, lütfen, konuşmalarımızı dinleyin.

Şimdi, diyoruz ki, denetim elemanı bu kadar niteliklere sahipken, hiçbir deneyimi olmayan, Yönetim Kurulu elemanlarının yandaşı bir kişiyi getirip denetim elemanlığına tayin ederse, o zaman, onlar da, Sülün Osman gibi denetim elemanlığı yapar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tamam efendim, mesele anlaşılmıştır; teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, yerinden soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofondaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Buyurun Sayın Dağcıoğlu.

M. ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Sayın Başkan, zatıâlinizin aracılığıyla Sayın Bakanımıza bir soru tevcih etmek istiyorum.

Sayın Bakan "sigorta müfettişleri, bu kanunun uygulanması bakımından İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haizdirler" deniliyor. Güzel; ancak, mevcut statüde, 200-300 kadar SSK müfettişiyle, bu teftiş nasıl yapılacaktır?

Sayın Bakan, ben bir malî müşavirim. Bazı mükelleflerim için, "defter ve vesikaların teftişi hazırdır" diye, 1994 yılında yaptığım müracaat dosyalarını bile, bugün, teftiş ettirebilmiş değilim. Sizin, kadro ihdası bahsine baktım; gassalinden psikoloğuna kadar talebiniz var; ancak, müfettiş talebi görülmüyor. Bu teftişleri -memur diyorsunuz aynı maddede- yoksa, psikologla mı yapacaksınız; merak ediyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağcıoğlu.

Sayın Sünnetçioğlu, buyurun efendim.

AHMET SÜNNETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, hazırlamış olduğum soru, arkadaşımın sorusuna benzer mahiyettedir; vazgeçiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Gülle; buyurun efendim.

AKİF GÜLLE (Amasya) – Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanın aşağıdaki sorumu cevaplandırmasını arz ederim.

Sayın Bakan, denetim elemanlarının kapsamını genişletiyorsunuz. Denetim konusunda gerekli bilgi ve birikimi ve pedagojik altyapıyı haiz olmayan kişilerin yeni problemler çıkaracağının farkında mısınız? Denetçileri denetleyenleri denetlemek gibi bir problemle karşı karşıya kalabileceğinizi düşünüyor musunuz? Köklü bir çözüm olması bakımından, birçok kamu kurum ve kuruluşunda istihdam edildiği gibi, özel yetiştirilmiş kontrolör veya denetim elemanı istihdamını niçin düşünmediniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ünal; buyurun.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Soracağım sorunun Sayın Bakanımız tarafından cevaplandırılmasını arz ediyorum.

Metinde "genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları, kendi mevzuatları gereğince, işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında, çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını da tespit ederek, sigortasız çalıştırılanları kuruma bildirmek zorundadırlar" deniyor. Sigortayla veyahut da fonuyla ilgili olmayan diğer dairelerin memurlarının, bu konuda işyeri sahipleriyle muhatap edilmesinin ne gibi sakıncaları olur? Veya, bu konuda tereddütler var, Sayın Bakanımız ne düşünüyorlar?

Bunları öğrenmek istiyorum; teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Sayın Aydın, buyurun.

NEZİR AYDIN (Sakarya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakandan sormak istediğim soruların birincisi, SSK mensuplarına, memurlarına denetleme imkânı getiriliyor; ancak, bunun, özellikle mükellefler üzerinde psikolojik bir baskı unsuru oluşturacağı kanaatindeyim. Böylece, mükelleflerimizi zora sokma veya çeşitli şekillerde itham altında bulundurmakla karşı karşıya kalmayacak mıyız?

Bir diğer sorum -aslında bu sorumu birkaç madde önce soracaktım, Sayın Başkan söz vermediği için burada sorma durumundayım- Sayın Bakan, gerek Emekli Sandığı emeklileri gerekse SSK emeklilerinin, yani tüm emeklilerimizin, biliyorsunuz, maaşları bankomatla ödenmektedir; bankomatlarda ise, 1 milyonun altındaki bedellerİ bankomat vermemektedir. Bugün, maalesef, emeklilerimiz öyle bir hale gelmiş ki, bu 1 milyona bile muhtaç haldedir; bankomatların bu 1 milyonu vermemesinden şikâyet etmektedirler.

Şimdi, sizler biliyorsunuz, ben bilmiyorum, öğrenmek istiyorum: Tüm emeklilerimizin sayısı nedir? Bankomatların el koyduğu bu 1'er milyon liranın toplam baliğ olduğu rakam nedir? Bunun ödenebilmesi için, memur veya herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı emeklilerimizin bu 1 milyonlarının, en azından, orada beklememesi için ne tür bir tedbir düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Soru sorma süresi dolmuştur.

Sayın Bakanım cevaplar mısınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Şimdi, efendim, bazılarını açıklayayım, diğerlerine yazılı cevap vereceğim müsaadenizle.

Burada yapılmak istenen, sigortasız çalışan işçilerin sigorta kapsamına dahil edilmesi; yani, bir denetim unsuru. Bugün, Sosyal Sigortalar Kurumumuzun aslında 512 denetim elemanı kadrosu mevcutken, şu anda, fiilen çalışan 282 denetim elemanı var. Şimdi, onbinlerce işyerine, SSK'nın 282 denetim elemanıyla denetim yapmasındaki müşkülat açık bir şekilde ortadadır. Bir arkadaşımız tarafından "niye yeni eleman almıyorsunuz" diye bir soru tevcih edildi. Tabiî, yeni elemalar da alınabilir; ama, bir taraftan, devlete yeniden yük getirmeme noktasındaki problemin boyutlarını da dikkate alarak, mümkün olduğunca, mevcutla bu işi nasıl kurtarabiliriz, o çalışmamız var. Aslında, 1 000, 2 000, 3 000 yeni denetim elemanı alsanız, yine, bu işin içinden çıkma şansınız çok zor; ama, onun da, hem kuruma hem devlete getireceği ilave bir yükümlülük var.

Bizim, burada yapmak istediğimiz şey şu: SSK'nın kendi elemanları, bunun, kendi bünyemizde görevlendireceğimiz ayrıca memurlar... Bunlar, sadece tespit yapmakla ilgilidir, herhangi bir işlem yapmıyorlar. Bunun ilavesi olarak da, kamusal alandaki denetim elemanlarının, kendi alanlarıyla ilgili olarak herhangi bir işyerinde yapacakları denetimler sırasında, yine bunlar, sadece tespitle görevlidir, altını çiziyorum, SSK'nın denetim elemanlarının bütün hak ve yetkileri içerisinde, orada, bir denetime, SSK'ya muhatap olan sigortalı mı, değil mi noktasında bir geliş; yani, o tarzda bir yetkiyle donatılmış olarak değil, kendi yetki alanları içerisindeki denetimleri sırasında, o işyerlerinde sigortalı işçinin çalıştırılıp çalıştırılmadığı noktasında bir tespit meydana getirirlerse, bunu, bakanlığa, kuruma bildirmekle yükümlüler.

Şimdi, aşağı yukarı bu şekliyle, biz, yaklaşık 4 000 dolaylarında yeni, en azından SSK ile ilgili olarak sigortasız çalışan işçilerin tespitinde, devlete herhangi bir maddî külfet yüklemeden böyle bir imkân elde ediyoruz. Yani, buradaki amaç, buradaki tespiti yapıp, bildirmekle yükümlüdür. Kaldı ki, 130 uncu maddede, altı ay içerisinde, bunların usul ve esaslarının da bir yönetmelikle belirlenmesi hükmünü getirdik.

Burada, mükellefi rahatsız edecek bir şeyin olmaması lazım; çünkü, itiraz hakkı da var; yani, anında yapılan bu işlem itibariyle. Zaten, neticede, eğer orada sigortasız işçi çalıştırılıyorsa, o tespitten sonra, esasen Sosyal Sigortalar Kurumunun kendi denetim elemanları, bu muameleyi yürüteceklerdir, kendi yoklama memurlarının o hakkı yoktur. Burada, neticede, yeni bir problem çıkmak yerine, mümkün olduğunca sigortasız çalışmayı önleyecek bir denetim mekanizmasını yaygınlaştırmış oluyoruz. Biz inanıyoruz ki, devlete ve kuruma yeni bir yük getirmeden, maddî bir külfet getirmeden bu denetim elemanlarına da bu şekilde bir yetki vererek -tespit yetkisi vererek- biraz daha denetimi yaygınlaştırmış olacağız. Maddedeki esas amaç budur efendim.

Teşekkür ediyorum.

M. ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Ara denetim elemanı olsa iyi olur; kadro ihdasında hiç denetimci yok.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – SSK'ya -daha sonraki maddede geleceğiz- 18 800 kadro alıyoruz; ama, dikkat ederseniz efendim, onlar tamamen SSK hastaneleriyle ilgili. Aslında, sağlık ünitelerimizdeki 36 000 kadro açığımızdan sadece bir bölümünü bu vesileyle zarurî ve çok acil olduğu için ancak talep edebiliyoruz. Yoksa, kadro talep edebiliriz; 2 000-3 000 ara elemanı o dediğiniz tarzda da alabiliriz; ama, bu, devlete önemli ölçüde malî bir külfet getiriyor. Biz mümkün olduğunca bundan kaçınmak istedik.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru sorma süresi bitmiştir.

Madde üzerinde 5 adet önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan sosyal güvenlik kanun tasarısının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Sevgi Esen

Sakarya İçel Kayseri

Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay Yener Yıldırım

Ankara Erzurum Ordu

"Yönetim kurulu kararıyla görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleriyle ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları 2 ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Yener Yıldırım

Sakarya İçel Ordu

Sevgi Esen Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay

Kayseri Ankara Erzurum

"Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında, çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını da tespit ederek sigortasız çalıştırılanları Kuruma bildirmek zorundadırlar. Uygulamanın usul ve esasları iki ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesi ile 506 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinde yapılan değişikliğin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak

Sakarya Gaziantep Adana

Bekir Sobacı Musa Demirci Ali Gören

Tokat Sıvas Adana

Zeki Ünal Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Karaman Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Celal Esin Ramazan Toprak

Afyon Ağrı Aksaray

Akif Gülle Oya Akgönenç Zeki Çelik

Amasya Ankara Ankara

Cemil Çiçek Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan

Ankara Ankara Antalya

İsmail Özgün Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu

Balıkesir Batman Bayburt

Hüsamettin Korkutata Zeki Ergezen İsmail Alptekin

Bingöl Bitlis Bolu

Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz

Bursa Bursa Çankırı

Yasin Hatiboğlu Osman Aslan Sacit Günbey

Çorum Diyarbakır Diyarbakır

Seyyit Haşim Haşimi Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek

Diyarbakır Diyarbakır Elazığ

Ahmet Cemil Tunç Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Elazığ Erzincan Erzurum

Fahrettin Kukaracı Aslan Polat Nurettin Aktaş

Erzurum Erzurum Gaziantep

Turhan Alçelik Lütfi Doğan Mustafa Geçer

Giresun Gümüşhane Hatay

Metin Kalkan Ali Güner Abdülkadir Aksu

Hatay Iğdır İstanbul

Azmi Ateş Mustafa Baş Mukadder Başeğmez

İstanbul İstanbul İstanbul

Ali Coşkun İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak

İstanbul İstanbul İstanbul

İsmail Kahraman Hüseyin Kansu Ali Oğuz

İstanbul İstanbul İstanbul

Mehmet Ali Şahin Nevzat Yalçıntaş Osman Yumakoğulları

İstanbul İstanbul İstanbul

Bahri Zengin Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kupusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa

Muş Nevşehir Ordu

Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın Ahmet Demircan

Rize Sakarya Samsun

Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu

Samsun Siirt Sıvas

Abdüllatif Şener Yahya Akman Zülfükar İzol

Sıvas Şanlıurfa Şanlıurfa

Ahmet Karavar Abdullah Veli Seyda Maliki Ejder Arvas

Şanlıurfa Şırnak Van

İlyas Arslan Mehmet Çiçek

Yozgat Yozgat

Önerilen Metin:

"Teftiş, Kontrol ve Denetleme Yetkisi

Madde 130.- Sigorta müfettişleri, bu Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haizdirler.

Kurum Yönetim Kurulu kararı ile görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleri ile ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.

Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını da tespit ederek sigortasız çalıştırılanları Kuruma bildirmek zorundadırlar. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Sigorta müfettişleri ile vergi denetim elemanları ve işyerlerinde yoklama ve tespit yapmakla görevlendirilen Kurum memurlarınca düzenlenen tutanaklar, aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir."

BAŞKAN – Müteakip önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesi ile 506 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinde yapılan değişikliğin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Bekir Sobacı Mehmet Bedri İncetahtacı

Sakarya Tokat Gaziantep

Yakup Budak Musa Demirci Ali Gören

Adana Sıvas Adana

Zeki Ünal Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Karaman Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç Muğisuddin M. Zeki Çelik Cemil Çiçek

Ankara Ankara Ankara

Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan İsmail Özgün

Ankara Antalya Balıkesir

Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata

Batman Bayburt Bingöl

Zeki Ergezen İsmail Alptekin Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Bitlis Bolu Bursa

Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu

Bursa Çankırı Çorum

Osman Aslan Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu

Diyarbakır Diyarbakır Diyarbakır

Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç Tevhit Karakaya

Elazığ Elazığ Erzincan

Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı Aslan Polat

Erzurum Erzurum Erzurum

Nurettin Aktaş Turhan Alçelik Lütfi Doğan

Gaziantep Giresun Gümüşhane

Mustafa Geçer Metin Kalkan Ali Güner

Hatay Hatay Iğdır

Abdülkadir Aksu Azmi Ateş Mustafa Baş

İstanbul İstanbul İstanbul

İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Nevzat Yalçıntaş Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kapusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa

Muş Nevşehir Ordu

Şükrü Ünal Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın

Osmaniye Rize Sakarya

Ahmet Demircan Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın

Samsun Samsun Siirt

Temel Karamollaoğlu Abdüllatif Şener Yahya Akman

Sıvas Sıvas Şanlıurfa

Ahmet Karavar Mustafa Niyazi Yanmaz Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şanlıurfa Şırnak

Şeref Malkoç Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan

Trabzon Van Yozgat

Mehmet Çiçek

Yozgat

Önerilen Metin :

"Teftiş, Kontrol ve Denetleme Yetkisi :

Madde 130.- Sigorta müfettişleri, bu Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine haizdirler.

Kurum Yönetim Kurulu kararıyla görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleriyle ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önerge, maddeye en aykırı önergedir; okutup, oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesiyle 506 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinde yapılan değişikliğin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak

Sakarya Gaziantep Adana

Bekir Sobacı Musa Demirci Mahmut Göksu

Tokat Sıvas Adıyaman

Zeki Ünal Ali Gören Mehmet Özyol

Karaman Adana Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç Zeki Çelik Cemil Çiçek

Ankara Ankara Ankara

Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan İsmail Özgün

Ankara Antalya Balıkesir

Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata

Batman Bayburt Bingöl

İsmail Alptekin Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu

Bolu Bursa Bursa

Hüseyin Karagöz Yasin Hatiboğlu Sacit Günbey

Çankırı Çorum Diyarbakır

Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç

Diyarbakır Elazığ Elazığ

Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı

Erzincan Erzurum Erzurum

Aslan Polat Nurettin Aktaş Turhan Alçelik

Erzurum Gaziantep Giresun

Lütfü Doğan Mustafa Geçer Metin Kalkan

Gümüşhane Hatay Hatay

Ali Güner Abdülkadir Aksu Azmi Ateş

Iğdır İstanbul İstanbul

Mustafa Baş Mukadder Başeğmez Ali Coşkun

İstanbul İstanbul İstanbul

İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Nevzat Yalçıntaş Osman Yumakoğulları Avni Doğan

İstanbul İstanbul Kahramanmaraş

Mustafa Kamalak Ali Sezal Zeki Ünal

Kahramanmaraş Kahramanmaraş Karaman

Abdullah Gül Salih Kapusuz Kemal Albayrak

Kayseri Kayseri Kırıkkale

Mehmet Batuk Osman Pepe Hüseyin Arı

Kocaeli Kocaeli Konya

Veysel Candan Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri

Konya Konya Konya

Özkan Öksüz Lütfi Yalman Ahmet Derin

Konya Konya Kütahya

Yaşar Canbay Bülent Arınç Sabahattin Yıldız

Malatya Manisa Muş

Mehmet Elkatmış Eyüp Fatsa Şükrü Ünal

Nevşehir Ordu Osmaniye

Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın Ahmet Demircan

Rize Sakarya Samsun

Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu

Samsun Siirt Sıvas

Abdüllatif Şener Yahya Akman Zülfükar İzol

Sıvas Şanlıurfa Şanlıurfa

Ahmet Karavar Mustafa Niyazi Yanmaz Abdullah Veli Seyda

Şanlıurfa Şanlıurfa Şırnak

Şeref Malkoç Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan

Trabzon Van Yozgat

Mehmet Çiçek

Yozgat

Önerilen Metin :

“Teftiş, Kontrol ve Denetleme Yetkisi

Madde 130.- Sigorta müfettişleri, bu Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine haizdirler."

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet, önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesiyle 506 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinde yapılan değişikliğin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler

(Bingöl)

ve arkadaşları

Önerilen metin :

Teftiş, kontrol ve denetleme yetkisi

Madde 130.- Sigorta müfettişleri, bu Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine haizdirler.

Kurum Yönetim Kurulu kararı ile görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleri ile ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.

Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını da tespit ederek sigortasız çalıştırılanları Kuruma bildirmek zorundadırlar. Uygulamanın usul ve esasları alt ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Sigorta müfettişleri ile vergi denetim elemanları ve işyerlerinde yoklama ve tespit yapmakla görevlendirilen Kurum memurlarınca düzenlenen tutanaklar, aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir."

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesi ile 506 sayılı Kanunun 130 uncu maddesinde yapılan değişikliğin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş

(Van)

ve arkadaşları

Önerilen metin :

"Teftiş, Kontrol ve Denetleme Yetkisi

Madde 130- Sigorta müfettişleri, bu Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine haizdirler.

Kurum Yönetim Kurulu kararı ile görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleri ile ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları, altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza...

(FP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarken, toplantı yetersayısı olup olmadığına bakarız; bizim kanaatimize göre var. (FP sıralarından "kimin kanaati..." sesleri)

Kâtip üyelerin efendim... Bir muhalif, bir iktidar her iki kâtip üye de "var" diyor; ama, yine ikna olmamışsanız...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Yoklama istiyorlar...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Karar yetersayısı değil, yoklama isteniyor efendim.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Yoklama istiyoruz; 20 kişi ayağa kalktık.

BAŞKAN – Buyurun efendim, 20 kişi ayağa kalkın.

III. – YOKLAMA

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeterli sayıda milletvekili ayağa kalkarak yoklama istemiştir.

Şimdi, elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Sayın milletvekilleri, yoklama için 3 dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum efendim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şu anda, salonda 234 arkadaşımız vardır.

Toplantı yetersayısı vardır. (MHP sıralarından alkışlar)

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

1. – Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/495) (S. Sayısı 114) (Devam)

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Önergeyi kabul edenler... Önergeyi kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 14 üncü maddesi ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan

(Sakarya)

ve arkadaşları

Yönetim Kurulu kararıyla görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleriyle ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları, iki ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümetin ve Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan

(Sakarya)

ve arkadaşları

Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli dairelerin denetim elemanları, kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında, çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını da tespit ederek, sigortasız çalıştırılanları Kuruma bildirmek zorundadırlar. Uygulamanın usul ve esasları, iki ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümetin ve Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyle ilgili oylamanın açık oylama şeklinde yapılmasına dair önerge vardır. Önergeyi okutup, imza sahiplerini arayacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı yasa tasarısının 14 üncü madde oylamasının açık oylama ile yapılmasını saygıyla arz ederiz.

İsmail Kahraman?.. Burada.

Suat Pamukçu?.. Burada.

Cemil Çiçek?.. Burada.

Lütfi Yalman?.. Burada.

Mahfuz Güler?.. Burada.

İsmail Alptekin?.. Burada.

Şükrü Ünal?.. Burada.

Yahya Akman?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Akif Gülle?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada.

Ergün Dağcıoğlu?... Burada.

Mustafa Geçer?.. Burada.

Fethullah Erbaş?.. Burada.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Nezir Aydın?.. Burada.

Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Fahrettin Kukaracı?.. Burada.

20 kişi tamamlandı efendim.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama makinesiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, maddenin açık oylaması, elektronik cihazla yapılacaktır. Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini; bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar varsa, hangi bakan adına oy kullandığını, oyunun rengini, kendi ad ve soyadını, imzasını taşıyan oy pusulasını, öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama başlamıştır.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısının 14 üncü maddesinin yapılan açık oylaması neticesini arz ediyorum:

Katılan : 320

Kabul : 270

Ret : 49

Mükerrer : 1

Böylece, 14 üncü madde kabul edilmiştir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, 15 inci maddeyi okutuyorum :

MADDE 15. – 506 sayılı Kanunun Ek 5 inci maddesinin son fıkrası ile Ek 24 üncü maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendi yürürlükten kaldırılmış ve Ek 32 nci maddesine birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Sigortalıların çocuklarına verilecek protez, araç ve gereçlerin bedellerinin % 20' si kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin birbuçuk katından fazla olamaz.”

"Sigortalıların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşlerinden % 20, Kurumdan sürekli işgöremezlik geliri, malüllük ve yaşlılık aylığı almakta olanların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden % 10 katılım payı alınmak şartıyla protez, araç ve gereç yardımlarından yararlanırlar. Ancak, sigortalıların eşlerinden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk katından, sürekli iş göremezlik geliri, malüllük ve yaşlılık aylığı alanların eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden alınacak olan katkı miktarı aylık asgari ücretten fazla olamaz."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Fazilet Fazilet Partisi Grubu adına, Siirt Milletvekili Sayın Ahmet Nurettin Aydın konuşacaklar. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Aydın.

Süreniz 10 dakikadır efendim.

FP GRUBU ADINA AHMET NURETTİN AYDIN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının 15 inci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, gelişen ve değişen dünyada yönetimler, idareler, kendi toplumlarıyla, kendi vatandaşlarıyla alakalı yasaları düzenlerken toplum temsilcileriyle, yöneticileriyle bir dayanışma içerisinde, bir istişare içerisinde, bir uzlaşma zemini içerisinde olurlar ve özellikle, toplumun kahir ekseriyetini ilgilendiren konulardaki... Mesela, şu an görüştüğümüz, ülke nüfusunun büyük bir kısmını direkt veya endirekt olarak ilgilendiren bu yasa tasarısı, maalesef, görüyoruz ki, böyle, sanki el yordamıyla, alelacele, mütalaa edilmeden, iyi değerlendirilmeden, tepeden inme bir anlayışla önümüze getirildi ve maalesef, toplumun şiddetli infialine, şiddetli reaksiyon ve tepkisine sebep oldu. Bu cehennemî sıcakta, temmuz-ağustos sıcağında, yüzbinleri meydanlara toplayan bu reaksiyoner yasa tasarısı, bugün kabul görse bile, gelecekte, tıpkı geçen sene böbürlenerek onurla takdim ettiğiniz vergi tasarısı gibi, tekrar, rücu edecek ve bu Meclisin değerli mesaisini, maalesef, tekrar, işgal edecektir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu kalabalıkların demokratik hak arayışlarını, Sayın Başbakanımızın, devlete bir müdahale, devlete bir ihlal olarak nitelendirmesi, fevkalade acı ve esef vericidir. Mazisinde hürriyetçi, özgürlükçü tanınan Sayın Başbakanımızın bu yaklaşımı, bizce ve toplumca kabul görmeyecektir, görmesi de mümkün değildir.

Gönül isterdi ki, şu hafta başında, Meclis çatısı altında şahit olduğumuz o ahenk, o uyum, o birliktelik, seviyeli bir muhalefet-iktidar anlayışı içerisinde devam etseydi, keşke devam etseydi... Hakikaten, çok verimli, randımanlı üç beş günlük bir mesai gördük, göğsümüz kabardı, bir hayli gururlandık. Ancak, ne var ki, halkın tepki ve infialine sebep olan bu yasa tasarısında, nedense hükümet, son derece rijit, radikal, geri adım atmayan bir anlayış ve yaklaşımla, meselelerin üzerine, muhalefetin yapıcı uyarılarına kulak vermeden gitmektedir ve bu, maalesef, toplumdaki reaksiyonu giderek şiddetlendirmekte, tepkileri artırmaktadır. Oysaki, bu tip yasaların hazırlanması devlet-millet dayanışması içerisinde olsaydı, şu an ülkemizin şiddetle ihtiyaç duyduğu huzur, sükûn ve barışın tesisi için fevkalade bir unsur teşkil ederdi, önemli bir adım oluştururdu. Şunu görüyoruz ki -bu 15 inci maddenin birinci fıkrasında görüldüğü gibi- sosyal yardım zammı -maddeden okuyorum- 506 sayılı Kanunun Ek 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "12 919" rakamı 4 690 000 olarak değiştirilmiş. Aynı maddenin ikinci fıkrası ile Ek 5 inci maddenin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Muhterem milletvekili arkadaşlarım, bu, sigortalıların sosyal yardım zammıyla alakalı bir maddedir. 1981'de sosyal yardım zammı olarak, 12 919 lira olarak tespit edilen bu rakam, bilahara, 1989'da değişik birinci maddeyle ilga edilmiş ve sosyal yardım zammı, tamamen, bütünüyle, hükümetlerin, Bakanlar Kurulunun tespitine devredilmiştir.

Peki, bu hükümetin Meclise sevk ettiği 4 690 000 lira nereden gelmiş? 4 690 000 lira, 27 Nisan 1995'te, Bakanlar Kurulunun tespitiyle ortaya çıkmış bir sosyal yardım zammıdır; aradan 4 yıl geçmesine rağmen, revize edilmemiş, gelişen hayat şartlarına cevap veremez hale gelmiş ve maalesef, günün şartlarına adapte edilmemiştir. Oysa ki, Anayasada görülen sosyal devlet anlayışı gereği, bu 4 690 000 liranın, en az 50 milyon liraya iblağ ettirilmesi lazımdı ve şu andan itibaren, bu konunun mutlaka, ama, mutlaka Sayın Başbakan ve Bakanlar Kurulunun gündemine alınarak, süratle, ilgiliyi enflasyonun cenderesinden kurtaracak bir seviyeye getirilmesi lazım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, maddeyle getirilen bir diğer önemli konu da, sigortalıların eş ve çocuklarına verilecek protez yardımlarıyla alakalı bir husus. Madde öylesine kısıtlamalar getirmiş ki, protez araç ve gereçleriyle ilgili maddî katkı, ancak, asgarî ücretin 1,5 katı seviyesinde olacak. Yani, maksimum olarak, bugün, bir protez araç ve gerecine ihtiyaç gösterecek herhangi bir sigorta mensubuna verilecek azamî yardımın, asgarî ücretin 1,5 katı olması, gerçekten çok gülünç. Özellikle, protez araç ve gereçlerinin bugünkü fiyatları herkesçe malumdur; bilhassa, ortopedik araç ve gereçlerin fiyatlarının ne seviyede olduğu hepimizce malum.

Geçenlerde, bir vatandaşımızın iş kazası esnasında, yüksekten düşerek belini kırması neticesinde, hastanede, kendisine 4 milyar liralık bir ortopedik araç-gereç masrafı çıkarılıyor. 4 milyar lira...

Değerli milletvekili arkadaşlarım, onun için, bu yasa tasarısının getirdiği araç-gereç limiti, gerçekten, ihtiyaca cevap vermekten uzak ve gülünçtür.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, üzerinde görüştüğümüz Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı, reform olarak takdim edilirken, neresinden bakarsanız bakın, bunun reformla hiçbir ilgisi yok. Haddi zatında, Sayın Bakanın ifadesiyle -ben söylemiyorum- Sayın Bakanın itirafıyla, şu an 4,5 milyon olan sigortasız işçi sayısını, eğer bu yasa tasarısını bu Meclisten geçirirseniz, inanıyorum ki, ikiye katlayacaksınız. Reform diye nitelediğiniz bu yasa tasarısının kanunlaşmasından sonra, öyle zannediyorum ki, bu Kurumu, bütünüyle tarihe gömeceksiniz; çünkü, bu, tıpkı, kamu iktisadî teşebbüslerinde olduğu gibi, kurumları önce çiftlik haline getirip, zarar ettirip, iflas ettirip, ondan sonra, yok pahasına belirli çevrelere hediye ettiğimiz gibi, bu Kurumu da özelleştirme istikametine doğru götürmekten başka bir şey değil. Buna iştahlanan...

BAŞKAN – Sayın Aydın, sürenizin bitmesine çok az kaldı; toparlar mısınız efendim.

Teşekkür ederim.

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – Sayın Başkanım, geçen konuşmada da, zaten, bu mahiyette bir konu...

BAŞKAN – Efendim, buyurun.

Ben, sözünüzü kesmiyorum; hatırlatıyorum, toparlayın diyorum.

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – Zaman az iken, orijinal bir örnek vereyim. Sayın Bakanımızın ve Genel Müdürümüzün bu Kuruma ne kadar ilgisiz ve bigâne olduklarına dair bir örnek vermek istiyorum.

54 üncü hükümet döneminde, 1997'de, Ellinci Yıl Hastanesi diye, 50 yataklı bir hastanemiz açıldı; ancak, doktorsuzluktan dolayı, bu hastane, hastane niteliği taşıdığı için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) –...hastaları başka yere sevk edemiyor benim Siirt'teki SSK doktorum ve bu yüzden, Batman ve Diyarbakır gibi uzak merkezlere sevk ettiğinden, bizim Sosyal Sigortalar mensubu vatandaşlarımızın büyük mağduriyetine sebep olmaktadır. Ümit ve temenni ediyoruz ki... Siirt'te bu olaya karşı gösterilen infiale karşı, Sayın Genel Müdürüm, sendika temsilcilerine gönderdiği cevapta der ki "Siirt'te bizim Sosyal Sigortalar Kurumunun hastanesi yok, bizim orada küçük bir dispanserimiz var." Yani, 1997'de, bütün haşmetiyle, 50 yataklı tüm alet ve edevatıyla, tıbbî cihaz ve teçhizatıyla orada ihtişamlı bir hastane varken, bizim Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürümüz, sendika temsilcilerine gönderdiği cevapta der ki "bizim Siirt'te hastanemiz yok, orada küçük bir dispanserimiz var." Bizim de temennimiz şudur: Lütfen, Sayın Bakanımız...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Eksüre verdim efendim. İstirham ederim... İkinci kere süre vereyim; toparlayın artık.

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – Sayın Bakanımızı ve Genel Müdürümüzü Siirt'e davet ederek, hastane ile küçük dispanser arasındaki farkı, orada bizzat görmelerini istiyoruz ve doğrusu...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, çok önemli şeyler söylüyor, son bir cümleyle toparlasın.

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – 1 dakika daha süre verin.

BAŞKAN – 1 dakika veremem efendim. Toparlayın, bitirin. Lütfen...

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – Bu yasayla ihdas edilecek 3 000 uzman ve pratisyen doktorun en az 30 tanesinin Siirt Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesine verilmesini şiddetle istiyoruz. Bunun verilmemesi halinde bölgede şiddetli infiallere sebep olacaksınız; çünkü, bu vatandaşın alınteri, göznuru olarak büyük masraflarla inşa ettirdiği hastaneyi doktorsuz bıraktığınızdan, 30-40 bin Sosyal Sigortalar Kurumu mensubuna büyük bir mazlumiyet, büyük bir mağduriyet getiriyorsunuz. Sayın Bakanım, sizden ricamız, bir an evvel, Siirt Sosyal Sigortalar Kurumu Ellinci Yıl Hastanesine çok ivedi bir biçimde bir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın... Sayın Aydın, lütfen...

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – ... uzman doktor göndermenizi temenni ediyoruz. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde soru sorarken, Sayın Bakana yine sorabilirsiniz efendim.

Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) – Bu yasa tasarısıyla ilgili yönelttiğimiz eleştirilerle, bizim oyumuzun olumsuz olduğunu belirtiyor, saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bir açıklama yapmak istiyorum.

Şimdi, sayın konuşmacı demin yaptığı konuşmada Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürünü ve bizi itham etti. Dün de burada bazı arkadaşlarımız, bürokrat arkadaşlarımızı itham etmişlerdi. Benim sizden ricam, değerli milletvekili arkadaşlarımdan ricam, varsa herhangi bir iddia ve itham, onun muhatabı benim. Burada konuşma hakkını haiz olmayan insanları suçlarsak, ciddî yanlışlık yaparız. (ANAP ve MHP sıralarından alkışlar) Bir şey varsa...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen'de.

Buyurun efendim.

AHMET NURETTİN AYDIN (Siirt) – Sigorta temsilcilerine Sayın Genel Müdürün gönderdiği yazılı cevap var.

BAŞKAN – Efendim, yerinizden konuşmayın lütfen!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Beni suçlayın... Bana gönderin, Genel Müdüre değil...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dönen.

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 15 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 15 inci maddeyle düzenlenen olay, sigortalıların bakmakla yükümlü olduğu eş ve çocuklarının veya malullük ve ihtiyarlık aylığı alanların bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocuklarının protez ihtiyaçları olduğu zaman ondan katkı payı alınmasıyla ilgili bir yasal düzenleme, bir madde. Bu maddede bir diğer düzenleme de, herhalde bunun çok fazla olabileceğini düşündü ki idare, belli sınırlamalar getirdi; bir kısmında, asgarî ücretin 1,5 katını, bir kısmına da, asgarî ücreti geçemez diye belirli sınırlamalar getirdi.

Aslında, bunu, hükümetin getirdiği yasada tek başına ele almak mümkün değil, bu maddeyi tek başına ele alıp, sadece madde üzerinde konuştuğumuz zaman, idarenin veya bazı kesimlerin, birhakkın suiistimalini önlemek için bu maddeyi düzenlediklerini, aslında bu maddenin getirisinin çok önemli olmadığını söylemektedirler; yani, her önüne gelenin gözlük almadığı, her önüne gelenin diş yaptırmaya gitmediği yeni bir düzeni getirmek istiyorlar. Kısaca, idare, sigortalısına güvenmiyor, kendi katkı payını da koyarak, sigortalısını kontrol altına almak istiyor.

Değerli arkadaşlarım, sigortanın genel dengeleri içerisine baktığımızda, sigortanın sağlık primi, yani sigortalıdan kestiği sağlık primi, aslında, bazı seneler fazla verir, bazı seneler denk gelir; yani, emekliliğin dışındaki, özellikle sağlık kesintileri, sigorta primleri, çok seneler fazla vermektedir. Peki, özellikle sağlık hizmetleri için kesilen prim fazla veriyorsa, bu katkı paylarını niçin kesiyoruz, bunu düşünmek lazım.

Değerli arkadaşlarım, hükümet, sanıyorum, bu katkı paylarını şunun için gündeme getirdi: Nasıl olsa çalışma yaşı uzatıldı, iş kazaları, özellikle sağlık harcamaları artacak; böylece, bugün fazla veren sosyal sigortalar sağlık primi, o zaman açık vermeye başlayacak. İşte, tasarıyı, geneli, bütünü içerisinde düşündüğümüzde -iktidar milletvekilleri "siz, neden maddeler üzerinde konuşmuyorsunuz" diyorlardı ya bize- biz de diyoruz ki, geneli üzerinde düşündüğümüz zaman, genel bir düzenleme yapıyorsunuz, yeni bir düzenleme yapıyorsunuz, işte bu maddelerde de onun önlemini alıyorsunuz; yani, siz, bundan sonra Sosyal Sigortalar Kurumunun topladığınız sağlık primlerinin artık sağlık hizmetleri vermeye yetmeyeceğini görüyorsunuz, artık bunu kabul etmişiniz; kabul ettiğiniz için de, artık, sigortalıya, sigortalının eş ve çocuklarına yeni yükümlülükler getiriyorsunuz; bu maddeyle getirilmek istenen bu.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, sağlık sorunu çok önemli bir sorun. Türkiye, 65 milyon nüfusa ve 200 milyar dolar millî gelire sahip bir ülke.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, sağlık harcamalarına -yeşil kart dahil- 4 milyar dolar harcamakta, yani ulusal gelirinin yüzde 2'sini harcamaktadır. Düşünün, dünyanın belki de hiçbir ülkesinde bu oranı göremezsiniz. Bunu bile fazla gören hükümet, artık, sağlık hizmetleri vermek için yeni yükümlülükler getirmekte bu maddeyle.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'a bağlı toplam aktif sigortalı sayımız 11 milyon civarında, emeklimiz de 5 milyon civarında. Hani hep diyoruz ya, aktif-pasif dengemiz bozuk.

Değerli arkadaşlarım, 11 milyon aktif sigortalımız var -yani, üç sosyal güvenlik kurumu olarak düşündüğümüzde- 5 milyon da pasif, yani emeklimiz var. 65 milyon nüfus içinde 5 milyon emekli, gerçekten OECD ortalamalarına göre çok düşük; çünkü, nüfus piramidimiz, bizim emeklimizin fazla olmasına da müsait değil zaten. Nüfusumuzun yüzde 70'i, 30 yaşın altında. Ülkenin bu gerçekleri dururken, biz geliyoruz emeklilik yaşını yükseltiyoruz, biz geliyoruz Sosyal Sigortalardan sağlık hizmetleri alan insanlara yeni yükümlülükler getiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Doğru Yol Partisi olarak bizim düşüncemiz, Sosyal Sigortaların, emeklilik hizmeti veren, yani emeklilik maaşı bağlayan bölümüyle, sağlık hizmetleri veren bölümü artık birbirinden ayrılmadır; bunlar, ayrı ayrı, yeni kurumlar altında toplanmalıdır. Hatta, biz diyoruz ki, Sosyal Sigortalar, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'a mensup vatandaşlarımızı bütünüyle, Türkiye'nin çıkaracağı tek ve geniş bir sağlık sigortası çatısı altında toplayalım ve bunların sağlık hizmetlerinden daha iyi yararlanmalarını sağlayacak bir düzenleme yapalım.

Sağlık sisteminde rekabet olmadan, bu sistemin kalitesini artırmanız mümkün değildir. Sanıyorum, Sayın Bakan da, kurumun üst kademe sayın yöneticileri de, Sosyal Sigortaların, verdiği sağlık hizmeterinden çok memnun olmasalar gerek; çünkü, Sosyal Sigortaların rekabete dayanmayan bir sağlık sistemi anlayışı nedeniyle, gerçekten ciddî bir sağlık hizmeti vermediğini ve veremeyeceğini görmekteyiz. Genellikle ülkemizde yeşil kartı da kapsayacak biçimde, sağlık sigortasına katkıda bulunamayanların sigortaları devlet tarafından karşılanmak kaydıyla, yeni bir sağlık sigortasını gündeme getirmek ve bunu, özellikle rekabet koşulları içerisinde uygulamak zorundayız.

Diğer taraftan, emeklilik primleriyle ilgili fon yönetmeliğini çıkarıp, emeklilik primlerimizin değerlendirilmesini günümüzün koşullarına göre yapmamız gerekir. Bugün, eğer, Emekli Sandığının, Bağ-Kurun ve Sosyal Sigortaların sigortacılık alanında açık verdiğini görüyorsak, bunun suçu, sigortalıların değil, bunun suçu, onu toplayarak, özellikle, günün koşullarına göre finans piyasalarında değerlendiremeyen yönetimindir. Bu yönetim, bu hatasını, çalışanlara yükleyemez.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ben sigortalıyım ve bir yurttaşım; bir özel sigortaya kaydolmak istiyorum; özel sigorta, benim önüme şartlar koyuyor, diyor ki, bana şu kadar para verirseniz, ben sizi şu kadar yıl sonra emekli ederim ve şu kadar da maaş bağlarım -benimle bir akit imzalıyor- veya bir sağlık sigortasına kaydolursam, bana diyor ki, sen, şu, şu, şu sağlık sigortasından yararlanabilirsin, ama, bana bu kadar para verirsen yararlanabilirsin. Ben, karşılıklı akit imzalıyorum. Ben yükümlülüğümü yerine getiriyorum, bu özel sigorta da yükümlülüğünü yerine getiriyor; bana sağlık hizmeti veriyor veya emeklilik hakkını elde ettiğim sürede de emeklilik hakkını veriyor.

Değerli arkadaşlarım, peki, devletle bu akti imzalayan binlerce sigortalı şimdi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Ben devletle akit imzalamışım. İşe girerken devlet bana, Sosyal Sosyal Sigortalar Kurumuna üye olursan, 25 yıl içerisinde 5 000 işgünü de prim yatırırsan, yaşın ne olursa olsun ben seni emekli edeceğim demiş. Ben yükümlülüğümü yerine getirmişim; öyle bir noktaya gelmişiz ki, devlet bana diyor ki, hayır, ben, yükümlülüğümü yerine getiremiyorum. Bence, böyle bir anlayış dünyanın hiçbir ülkesinde görülemez. Bu yasa, Anayasa Mahkemesinden, sanıyorum ki, bu ilkeden dolayı tekrar geri döner ve bu Mecliste geri görüşürüz.

BAŞKAN – Toparlar mısınız lütfen.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Toparlıyorum.

Bu, kazanılmış bir hakkın gasbıdır diye düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dönen.

Şimdi, söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu'nda.

Buyurun Sayın Kocaoğlu. (ANAP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; şimdi üzerinde görüştüğümüz 15 inci madde, tek başına, bu tasarının nasıl demokratik bir uzlaşı metni olduğunu ispat etmeye yeterli bir maddedir.

Değerli milletvekilleri, lütfen, elimizdeki şu raporun en başına bakarsak, göreceğimiz şudur: İlk metinde, sigortalıların eşleri ve çocukları için öngörülen protez katkısı, asgarî ücretin 3 mislidir; ikinci metinde 2,5 misline inmiştir; nihaî metinde 1,5 misline inmiştir. Bunun serencamı şöyle olmuştur: Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda, özellikle muhalefetten gelen değerli temsilci arkadaşlarımızın -izin verirlerse, saygıyla, isimlerini de zikretmek istiyorum, Sayın Mahfuz Güler, Sayın Yakup Budak kardeşlerimizin, DYP'den gelen değerli arkadaşlarımızın katkılarıyla- yararlanıldığı görüşlerinden haklı kısımlar alınıp mezcedildiği için, 3 katın aşağı indirilmesi, bir uzlaşma kararı olarak ortaya çıkmıştır; yani, hani o "uzlaşı yok, uzlaşılmadı" deniliyor ya, orada birinci uzlaşma olmuştur.

Sonra, uzlaşmanın hangi temel üzerinde olacağı tartışılırken aynı konuda, sosyal tarafların kendi aralarında uzlaştıkları çok az konulardan, nadir konulardan birinin bu olduğu tespit edilmiştir, oradaki oranın 2,5 olduğu görülmüştür; yani, iktidar ve muhalefet temsilcilerinin ortak kararıyla, sosyal tarafların, işçi ve işverenlerin belirttiği 2,5 kat üzerinde uzlaşılmıştır. Uzlaşmaya sosyal taraflar da girdi; hani, sosyal taraflarla görüşmüyoruz ya (!) işte uzlaşmaya girdiler.

Daha sonra, bu metin, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, yine muhalefetteki değerli arkadaşlarımızın ve yine sosyal taraflardan gelen değerli temsilcilerin isteğiyle 1,5 katına inmiştir; yani, birinci metindeki 3 kat, nihaî metindeki 1,5 kata inmiştir, yarı yarıya inmiştir ve bu tek başına.. Birkaç yerde daha bu kat meselesi geçer; buna benzer pek çok değişme vardır. İlk konuşmamda istirham etmiştim, tekrar istirham ediyorum; ilk metinle son metni lütfedip karşılaştıran arkadaşlarımız, bahsettiğim örneğe benzer pek çok başka örnek göreceklerdir. Nitekim, bu, ülkemizin en büyük işçi konfederasyon lideri tarafından "yüzde 95 oranında uzlaştık" diye ifade edilmiştir. Bu verdiğim örnekler, bu metnin ciddî bir -iktidar ve muhalefet temsilcileriyle ve sosyal taraflarla, işçi ve işveren sendikalarıyla- uzlaşmayla yoğrulduğunu gösteren, başlıbaşına bir delildir.

Değerli milletvekilleri, bir cümleyle de, müktesep hak ve beklenen hak kavramlarının birbirinden ayrı şeyler olduğunu arz etmek istiyorum. Müktesep hak, kazanılmış hak, adı üzerinde; bugün iktisap edilmiş, kazanılmış haktır. Henüz kazanılmadan, kazanılma beklentisiyle ileride kazanılacak olan hak, beklenen haktır. Bu, bir askerlik görevi gibi diyelim; orduya girdiğiniz zaman askerlik birbuçuk sene, arada bir sıkışıklık oluyor "iki seneye çıkardım..." "Hayır, ben seninle akit yaptım, ben birbuçuk sene sonra terhis olacağım" diyebilir miyiz?! Neden diyemeyiz; çünkü o, beklenen haktır, müktesep hak değildir. Burada müktesep hak, kanunun çıktığı tarihte eğer bir kişi emeklilik hakkını fiilen kazanmışsa -beklentiden bahsetmiyoruz, hayalî bir akitten bahsetmiyoruz, fiilen kazanılmışsa- o, müktesep haktır, kazanılmış bir haktır ve çok önemli bir hususu bu vesileyle arz etmeme imkân verdikleri için, muhalefet sözcülerine teşekkür ediyorum. Bu yasada müktesep haklara, hiç -tekrar ediyorum- hiç dokunulmamıştır. Bu dediğimi, hiç dokunulmadığını, yine, işçi ve işveren sendikalarının beyanlarından esinlenerek söylüyorum.

YENER YILDIRIM (Ordu) – Eski yasada, yüzde 20, yüzde 10 var mı?

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Sadece, beklenen haklarda değişiklikler olmuştur; bu, da müktesep hak değildir.

MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) – Yanıltıyorsun sayın sözcü, yanıltıyorsun... Yanlış konuşuyorsun.

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Lütfen, birbirinden çok farklı, ama yine çok önemli bu iki kavramı karıştırmadan yorum yapabilirsek, birbirimizi daha iyi anlarız diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kocaoğlu.

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli sözcü, bu maddenin, komisyondan, Doğru Yol Partisi ve Fazilet Partisi ile uzlaşılarak geçtiğini söyledi.

Şimdi, orada, bence, yanlış bir terim kullandı. Biz, bu maddenin bütünü üzerinde uzlaşma sağlamadık, bu madde üzerinde, konulan yüzde 20 ve yüzde 10 oranlarını kabul etmedik. Bizim kabul ettiğimiz, bu katkı payını asgarî ücretin 3 katı olarak getirdiler, o 3 katı, biz, katkılarımızla 1,5 katına indirdik; yani, sigortalıya kolaylık olsun diye, orada uzlaştık.

Bunu zabıtlara geçirmek için söyledim.

BAŞKAN – Sayın Dönen, mesele anlaşılmıştır; sağ olun, teşekkür ederim efendim.

Şimdi, söz sırası, Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş'ta.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Söz hakkımı, Mehmet Zeki Okutan'a devrediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Okutan.

MEHMET ZEKİ OKUTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu olan maddedeki değişiklik, protez takılması veya hastalık halinde, çalışanlardan yüzde 20, emeklilerden de yüzde 10'luk bir katılım payının alınması idi. Bu, daha önceki kanunda yoktu. Ne oldu da, bu kanunun bu şekilde düzenlenmesi ihtiyacı hissedildi? Dün Sayın İsmail Köse Bey bahsetti, yakınları vardı, vicdanları sızlatacak bir durum vardı, 4 ekstremitesini, 4 azasını da kaybetmiş birisi için protez lazımdı. Dün bunu Sayın Bakanımıza sormuştum. Sayın Bakanımız, sağ olsunlar, çok kolay bir soru olduğunu söylediler ve yazılı cevap vereceklerini ifade ettiler!.. Yazılı cevabı bekliyoruz...

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Cevap gitti.

MEHMET ZEKİ OKUTAN (Devamla) – Şimdi yine soruyorum:Acaba, bu 4 ekstremitesi için, yani 4 azası için, ayrı ayrı takılacak olan protezlere, ayrı ayrı asgarî ücretin 1,5 katı bedeli ödeyecek mi bu hasta?.. Eğer bunu öderse, ne yapar bu; bugünün parası ile 400 milyon lira yapar. Bir işçi düşünün, işçinin maaşı asgarî ücret veya asgarî ücretin üstüdür. 4 ekstremitesini kaybetmiş, zaten yıkılmış, mağdur durumda bulunan bir kişiden, siz tutuyorsunuz, devlet olarak, 400 milyon lira istiyorsunuz, çünkü, onlar, sigortayı devlet bilir, sigortayı ana bilir, sigortayı baba bilir, hastalandığı zaman gider sigortadan medet umar. Medet umduğu yere 400 milyon verecek; zaten kolu gitmiş, bir de 400 milyon; aldığı maaş da gitti. Bunu nasıl izah edeceğiz?!. Bu bir.

İkincisi, katılım payı yoktu. Birtakım suiistimaller oldu ve faturalarda yanlışlıklar yapıldı, o yüzden biz bu kanun tasarısını getirdik deseler; bu malzemeyi kullanan doktor, satan medikalci, alan SSK’cı, ama fatura hastaya!..

Bir yakınım vardı, akrabam idi, sigortalı bir işte çalışıyordu, çıktı, tekrar iş bulamadı -İçinizde bir sürü doktor var, ben de doktorum- ve o çocuk simit satıyordu; araba çarptı, ayağı kırıldı; protez lazım oldu ve protezi, sağ olsun, arkadaşlar taktılar ve çocuk tekrar yürümeye başladı; daha sonra vefat etti, ayrı; ama, o çocuğun o protezi takması, hatta, o protez için bugün öngörülen katkı payını vermesi mümkün değildi.

Biraz sonra oylayacağız. Siz şuna karar vereceksiniz, diyeceksiniz ki: Biz, asgarî ücretin az üstünde maaş alan birisinin cebinden katkı payı olarak şu kadar lira alacağız. Bunu vicdanlarınıza bırakıyorum.

Çok şükür, Meclisin kalitesi çok yüksek. SSK hastanelerinin durumu malum. SSK, hakikaten zor durumda. Bu kanun tasarısının burada tartışılması elzemdi. Bunu getirdikleri için hükümete teşekkür borçluyuz; ama, çözüm, mağdurun cebinde olmamalı.

Vicdanlarınıza bırakıyorum, saygılarımı sunuyorum.

Hürmet ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, affedersiniz...

Değerli arkadaşımız, ismimden bahsederek... Benim daha önceki konuşmamda bahsetmiş olduğum konuyla ilgili Sayın Bakanımızın vermiş olduğu bir cevap var; izin verirseniz, mikrofondan iki saniye...

BAŞKAN – Yerinizden lütfen efendim. (MHP sıralarından "Kürsüden konuşsun" sesleri)

O mikrofonları niye yaptırmışız efendim! Yerinde de mikrofon var. Buyurun... Bu medenî aleti kullanalım yani, değil mi!

Buyurun Sayın Köse.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, kürsüde bir konuşma esnasında, Abdullah Yıldız isimli Erzurumlu bir vatandaşımızın İzmit İlimizde sigortalı olarak çalıştığını, daha sonra malulen emekli olduğunu ve İzmir'de oturduğunu ve bu vatandaşımızın iki bacağını ve iki kolunu kaybettiğini ifade etmiştim ve bu talebimi Sosyal Sigortalar Kurumuna intikal ettirdiğimden dolayı Sayın Bakanımızın konuyla meşgul olduğunu ve görüştüğümüz bu tasarının, işte, bu şekildeki insanlarımızın ihtiyaçlarına cevap verecek olmasından dolayı bir an önce çıkmasının da lüzumundan bahsetmiştim.

Sayın Bakana huzurunuzda teşekkür ediyorum. O konuşmamdan hemen sonra, konuyla meşgul oldular ve bu konunun hangi noktaya geldiği konusunda şahsıma yazılmış olan bir yazı var; protez bacaklar, 18.5.1999 tarihinde teslim edilmiş ve elektronik kol proteziyle ilgili sözleşme ise, 20.5.1999 tarihinde sona ermiş, ihalesi yapılmış ve neticelendirilmesi için yönetim kuruluna bildirilmiştir. Dolayısıyla, Sayın Bakanıma, bu konudaki gayretlerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Şu anda görüşülmekte olan tasarının 62 nci maddesinde de, bu Erzurumlu hemşerimiz ve buna benzer durumda olan vatandaşlarımızdan da herhangi bir ücret alınmayacağı belirtilmiştir. Değerli konuşmacı arkadaşımızın ve sizlerin bilgilerinize sunuyorum.

Sağ olun. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köse.

MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) – Sayın Başkan, reklamlar bölümünü izledik.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Ne oluyor yani... Hangi bölüme sığdırdınız bunu?! Reklam herhalde!..

BAŞKAN – Madde üzerinde4 adet önerge vardır...

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Soru... Soru...

BAŞKAN – ...önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra...

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Görüşmeler tamamlandı, soru faslına geçelim efendim.

BAŞKAN – İstemediniz ki efendim. (FP sıralarından gürültüler)

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – İstedik...

BAŞKAN – Şimdi istediniz, verelim... Hiddetlenmeyin, celallenmeyin... Oturun efendim... Rica ederim... Sakin sakin...

Sayın milletvekilleri, yerinden soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin, şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonundaki kırmızı ışığı yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Sayın Canbay, buyurun efendim.

YAŞAR CANBAY (Malatya) – Sayın Başkan, delaletinizle, aşağıdaki sualimi Sayın Bakana tevcih etmek istiyorum.

Sayın Bakanım, bu madde kanunlaştığı zaman "Sigortalıların çocuklarına verilecek protez, araç ve gereçlerin bedellerinin yüzde 20'si kendilerince ödenir" şeklindeki düzenlemeyle, sigortalıların çok büyük mağduriyete uğrayacağı düşünülmüş müdür?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Okutan.

MEHMET ZEKİ OKUTAN (Antalya) – Sayın Başkan, Sayın Bakanımdan öğrenmek istiyorum: Kullanılacak malzemenin fiyat tespitinde ne gibi kriterler kullanılacak? Neye göre malzeme alımı yapacaklar? Hangi sıklıkla katılım payını almayı düşünüyorlar? Hastalar için, bir ayda iki kere, üç kere icap edecek durumlar olacak. Bunların yazılı veya sözlü olarak cevaplandırılmasında fayda umuyorum.

Hürmet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sünnetçioğlu, buyurun efendim.

AHMET SÜNNETÇİOĞLU (Bursa) – Aracılığınızla, Bakanıma şu soruyu yöneltmek istiyorum: Görüşmekte olduğumuz maddede "Sigortalıların çocuklarına verilecek protez, araç ve gereçlerin bedellerinin yüzde 20'si kendilerince ödenir" deniliyor. Dün akşam da sormuştum; biliyorsunuz, bazı araç, gereç ve protezler yurt dışından temin edilmektedir; burada da "yurtdışı" tabiri kullanılmamaktadır; yurt dışından getirilecek protez, araç ve gereçlerin bedeli ödenmeyecek mi; yoksa, onlardan da yüzde 20 alınacak mı? Bunu nasıl açıklayacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erbaş...

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan, aşağıdaki sorumun cevaplandırılmasını arz ediyorum.

Sanayi kesiminde çalışan 16 yaş üstü işçiler için, altı aylık asgarî ücretin 1,5 katı, hangi kritere göre yapılmıştır? Neden 2 kat değil de, 1,5 kat olarak hesaplanmıştır?

İkinci sorum: Sigortalıların çocuklarına verilecek protez, araç ve gereç bedellerinin yüzde 20'si kendilerince ödenir" denilmektedir. Önceki yasayla yeni yasa arasında ne kadar Türk Lirası fark almayı hesaplıyorsunuz?

Arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bıçakçıoğlu, buyurun.

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum.

Sayın Bakan, demokrasilerde çoğunluk yönetiminden ziyade azınlığın sesinin de çıkması gerekiyor. Bu düşünceyle, muhalefetteki arkadaşlarımızın sormuş oldukları sorulara karşı göstermiş olduğunuz sabra teşekkür ediyorum ve nasıl bir duygu taşıdığınızı öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim efendim.

Sayın Yıldırım, buyurun.

YENER YILDIRIM (Ordu) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan bir sorunun cevabını öğrenmek istiyorum.

İşçi, dargelirli bir kişi; 3 çocuğu -Allah korusun- tren kazası geçirdi ve ayaklarını kaybetti; 3 çocuğu birden mağdur oldu. Birisi 4 yaşında, birisi 6 yaşında, birisi de 8 yaşında. Bu işçi, çocuklarına protez yaptıracak ve bunların bedeli de 9 maaş yapıyor. Bu 9 maaşla çocuklarının protez bedelini öderse bu işçi nasıl geçinecek?

Bir de, bu 9 maaş tutarındaki parayı bu dargelirli işçi nasıl bulacak?

İkincisi, çocuklar her sene büyüyor, iki senede bir protez değişecek. İki senede bir 9 maaşını protez için öderse, bu işçi kardeşimiz nasıl geçinecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Batuk, buyurun.

MEHMET BATUK (Kocaeli) – Sayın Başkan, delaletinizle aşağıdaki sorumun Sayın Bakan tarafından cevaplandırılmasını arz ediyorum.

Şu andaki uygulamayla, çalışanlarımızdan ve emeklilerimizden, protezleri karşılığında herhangi bir katkı payı alınmamaktadır.

Sayın Hükümet ve Bakanımız, tasarıyı reform olarak nitelendirmektedir. Bu reform anlayışıyla, zaten aldığı parayla geçinemeyecek durumda olan, geçinemeyecek seviyede gelire sahip olan insanlara yeni yük getirmeyi nasıl bağdaştırıyorlar?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Enginyurt.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, bu zamana kadar, bütün konuşmacılar, bu tasarının işverenin lehine olduğu yolunda beyanlarda bulundular ve hükümeti, işverenin temsilcisi olmakla suçladılar; ama, 16 Temmuz 1999 tarihinde Türkiye İşverenler Sendikası da, bu tasarıdan memnun olmadığını söyleyerek hükümeti suçluyor. Acaba, bu noktadan bakıldığında, bu yasayı çıkarmak işçi düşmanlığı mı; yoksa, bu, işverenin istemediği bir tasarı mı? Bunu merak ediyorum.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Talimat yasa, talimat!..

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Ne konuşuyorsunuz "işçi düşmanı" bilmem ne diye?!.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bazı sorulara yazılı cevap vereceğim. Bu arada bazı açıklamaları yapmak istiyorum.

Zannediyorum, bazı arkadaşlarımız -sorularından anlaşılıyor- bu maddenin ne için getirildiği noktasında ciddî bir inceleme yapmamışlar. Niye; hemen arz edeyim: Şu andaki mevcut hüküm ne, getirdiğimiz yeni düzenleme ne; bir defa, bu ikisini görmemiz lazım. Bakın, mevcut hükümde, mevcut mevzuatta, sadece sigortalılar, emekliler ve bunların çocukları bu haktan yararlanıyor, eşler yok. Hep konuşuyoruz da, eşleri bu işin içine dahil eden bu getirdiğimiz güzel hükme, niye hiç birimiz değinmiyoruz?

Eşleri bu işin içerisine dahil etmekten dolayı, gider artırıcı bir etki söz konusudur. Bu etki, 2,3 trilyon liradır. Biz, bu tasarıyı gelirleri artırıcı, giderleri azaltıcı mantıkla yaptığımız halde, burada, 2,3 trilyon liralık gider artırmayı hedef alan bir düzenleme yaptık. Ne yaptık? Sigortalının ve emeklilerin eşlerinin de bu haktan yararlanmasını imkân haline getirdik. Peki, bunun karşısında getirdiğimiz, ilgililerden alınacak yüzde 20'lik bedelle elde edilecek –sonuç itibariyle– yekûn nedir? 1,2 trilyon.

Değerli arkadaşlarım, gideri 2,3 trilyon artırıyoruz bu düzenlemeyle; bunun neticesinde, alacağımız bedellerle elde edeceğimiz sadece 1,2 trilyon. Biz, burada, herhalde, bir zorluk olsun, bir külfet olsun, insanlarımızı mağdur edelim anlayışı içinde değiliz. Daha önce de arz etmiştim; bu protez olayında, çok ciddî manada istismar var. Doktor olan, hekim olan arkadaşlarımız, bu işin içinde olan arkadaşlarımız bunu gayet iyi biliyorlar. Nedir istismar? Daha önce yine arz etmiştim; protez kavramı içine her şey giriyor, kullandığınız gözlük bile giriyor. Orada, hiç hak etmediği halde, gözlükle ilgili aldığı reçeteyle, gidip güneş gözlüğü alanlar var ve bu, sadece bundan ibaret değil. Protezle ilgili olan bu düzenlemede -dün de arz etmiştim, tekrar etmekte fayda var- bununla ilgili olarak ortaya konulmuş olan tepki, vatandaştan ziyade, inanın -bana gelen, birçok arkadaşlarımıza gelen- hep bazı doktorlardan geldi. Bunun altını çizmek istiyorum. Burada bir soru işareti var. Niye, vatandaş yerine, bazı doktorlar, bu protezle ilgili olarak böyle bir bedelin konulmasına karşı çıkıyorlar? Yani, bunu, ben, samimiyetle sizinle paylaşmak için arz ediyorum.

Demek ki, burada aslolan, yeni bir mağduriyet değil; tam tersine, mevcut düzenlemede eşler bu hükümden yararlanmıyor, biz, eşleri de bu işin içerisine dahil ediyoruz.

"Yurt dışından getirileceklere ödemelerle ilgili bir şey yoktur" şeklinde bir soru vardı. Burada, herhangi bir şekilde ayırım yoktur.

Yeni ve eski arasında fark nedir? Demin arz ettim bunu.

Bir arkadaşımız "nasıl sabır gösteriyorsunuz" diyor. Ayetel Kürsî okuyorum; başka bir şey yok. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Bravo Sayın Bakan, devam edin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Daha önce de arz etmiştim; bir de, hayatî önemi haiz olan -bunun altını çiziyoruz- durumlarda herhangi bir şekilde kesinlikle ücret alınmıyor.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) – Sayın Bakan "gözlük ve benzeri şeyler de protez içerisinde sayılır" dediğinize göre "bununla ilgili sakıncalı malzemeler bunun dışındadır" diye bir not konulur. Böylece, o uygulamadaki aksaklık önlenmiş olur.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu, bununla ilgili bir yönetmeliğe konulacak; yalnız, sadece gözlük meselesi değil; ben, bir tek şey olarak arz ettim. Burada, sarf malzemesi pozisyonunda olanlardan çok ciddî manada protez... Sizin, her birini ayrı ayrı tespit edip, her birinin üzerinde ayrı ayrı bir değerlendirme yapma imkânına sahip olmadığınız bir hadise; ama, bununla ilgili bir yönetmelik bu düzenlemeyi getirecek.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru sorma süresi bitmiştir.

Madde üzerinde 4 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 15 inci madde çerçevesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Günay İsmail Köse Abdurrahman Küçük

Hatay Erzurum Ankara

Fikret Uzunhasan Zeki Çakan

Muğla Bartın

"Madde 15- 506 sayılı Kanunun Ek 24 üncü maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendi yürürlükten kaldırılmış ve Ek 32 nci maddesine birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir."

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 15 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Sevgi Esen

Sakarya İçel Kayseri

Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay Yener Yıldırım

Ankara Erzurum Ordu

"Sigortalıların çocuklarına verilecek, protez, araç ve gereçlerin bedellerinin yüzde 5'i kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25.8.1971 tarihli, 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgarî ücretin bir buçuk katından fazla olamaz."

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 15 inci maddesi birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan Turhan Güven Sevgi Esen

Sakarya İçel Kayseri

Saffet Arıkan Bedük Zeki Ertugay Yener Yıldırım

Ankara Erzurum Ordu

"Sigortalıların çocuklarına verilecek, protez, araç ve gereçlerin bedellerinin yüzde 6'sı kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25.8.1971 tarihli, 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgarî ücretin bir buçuk katından fazla olamaz."

BAŞKAN – En aykırı olan önergeyi okutuyorum; sonra, işlemini yapacağım :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 15 inci madde metninin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Mehmet Bedri İncetahtacı Yakup Budak Bekir Sobacı

Gaziantep Adana Tokat

Zeki Ünal Musa Demirci Mahmut Göksu

Karaman Sıvas Adıyaman

Ali Gören Mehmet Özyol Sait Açba

Adana Adıyaman Afyon

Celal Esin Zeki Ünal Ramazan Toprak

Ağrı Karaman Aksaray

Akif Gülle Oya Akgönenç Zeki Çelik

Amasya Ankara Ankara

Cemil Çiçek Rıza Ulucak Mehmet Zeki Okudan

Ankara Ankara Antalya

İsmail Özgün Alaattin Sever Aydın Suat Pamukçu

Balıkesir Batman Bayburt

Hüsamettin Korkutata Zeki Ergezen İsmail Alptekin

Bingöl Bitlis Bolu

Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz

Bursa Bursa Çankırı

Yasin Hatiboğlu Osman Aslan Sacit Günbey

Çorum Diyarbakır Diyarbakır

Ömer Vehbi Hatipoğlu Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç

Diyarbakır Elazığ Elazığ

Tevhit Karakaya Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı

Erzincan Erzurum Erzurum

Aslan Polat Nurettin Aktaş Turhan Alçelik

Erzurum Gaziantep Giresun

Lütfi Doğan Mustafa Geçer Metin Kalkan

Gümüşhane Hatay Hatay

Ali Güner Azmi Ateş Mustafa Baş

Iğdır İstanbul İstanbul

Mukadder Başeğmez İrfan Gündüz Ayşe Nazlı Ilıcak

İstanbul İstanbul İstanbul

İsmail Kahraman Hüseyin Kansu Ali Oğuz

İstanbul İstanbul İstanbul

Mehmet Ali Şahin Nevzat Yalçıntaş Osman Yumakoğulları

İstanbul İstanbul İstanbul

Avni Doğan Musatafa Kamalak Ali Sezal

Kahramanmaraş Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Zeki Ünal Abdullah Gül Salih Kapusuz

Karaman Kayseri Kayseri

Kemal Albayrak Mehmet Batuk Osman Pepe

Kırıkkale Kocaeli Kocaeli

Hüseyin Arı Veysel Candan Remzi Çetin

Konya Konya Konya

Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz Lütfi Yalman

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Fehim Adak Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış

Mardin Muş Nevşehir

Eyüp Fatsa Şükrü Ünal Mehmet Bekaroğlu

Ordu Osmaniye Rize

Nezir Aydın Ahmet Demircan Musa Uzunkaya

Sakarya Samsun Samsun

Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu Abdüllatif Şener

Siirt Sıvas Sıvas

Yahya Akman Zülfükar İzol Ahmet Karavar

Şanlıurfa Şanlıurfa Şanlıurfa

Abdullah Veli Seyda Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan

Şırnak Van Yozgat

Mehmet Çiçek

Yozgat

Önerilen metin :

Madde 15 - 506 sayılı Kanunun Ek 5 inci maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve Ek 32 nci maddesine birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümetin ve Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 15 inci madde çerçevesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Günay

(Hatay)

ve arkadaşları

"MADDE 15 - 506 sayılı Kanunun Ek 24 üncü maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendi yürürlükten kaldırılmış ve Ek 32 nci maddesine birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Kabul etmeyenleri sormadınız...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Kabul etmeyenleri de sorabilirdiniz...

Sordum efendim.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 15 inci maddesi 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan

(Sakarya)

ve arkadaşları

"Sigortalıların çocuklarına verilecek, protez, araç ve gereçlerin bedellerinin yüzde 5'i kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25.8.1971 tarihli, 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgarî ücretin birbuçuk katından fazla olamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir efendim.

Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 15 inci maddesi 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Nevzat Ercan

(Sakarya)

ve arkadaşları

"Sigortalıların çocuklarına verilecek, protez, araç ve gereçlerin bedellerinin yüzde 6'sı kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25.8.1971 tarihli, 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgarî ücretin birbuçuk katından fazla olamaz."

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

Şimdi, 15 inci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusundaki değişik şekliyle oylarınıza sunacağım; ancak, açık oylama talebi vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı yasa tasarısının 15 inci maddesinin oylamasının açık oylamayla yapılmasını saygıyla arz ederiz.

BAŞKAN – İsmail Kahraman?.. Burada.

Mehmet Özyol?.. Burada.

İsmail Alptekin?.. Burada.

Suat Pamukçu?.. Burada.

Zülfükar İzol?.. Burada.

Ali Oğuz? Burada.

Akif Gülle?.. Burada.

Ahmet Sünnetçioğlu? Burada.

Nezir Aydın?.. Burada.

Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Maliki Ejder Arvas?.. Burada.

Mustafa Geçer?.. Burada.

Ergün Dağcıoğlu?.. Burada.

Veysel Candan?.. Yok.

Yahya Akman?.. Burada.

Eyüp Sanay?.. Burada.

Latif Öztek?.. Burada.

Sabahattin Yıldız?.. Burada.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Aslan Polat?.. Yok.

Celal Esin?.. Yok.

Nurettin Aktaş?.. Burada.

20 kişi tamamlanmıştır efendim.

Sayın milletvekilleri, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini; yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını, öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa vermelerini rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendi ad ve soyadıyla imzasını da taşıyan oy pusulasını, öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa vermesini rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısının 15 inci maddesinin yapılan açık oylaması neticesini bildiriyorum:

Katılan : 298

Kabul : 250

Ret : 47

Mükerrer : 1

Böylece, 15 inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çerçeve 16 ncı maddeye bağlı ek 38 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 16. – 506 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.

"EK MADDE 38. – Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar ile geçici 76 ncı maddeye göre yapılan telafi edici ödemeler her ay bir önceki aya göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi artış oranı kadar artırılarak belirlenir."

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Elazığ Milletvekili Sayın Latif Öztek; buyurun Sayın Öztek. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA LATİF ÖZTEK (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 114 sıra sayılı yasa tasarısının 16 ncı maddesiyle eklenen ek madde 38 üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, şahsım ve Partim adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Günümüz insanının en önemli haklarından biri sosyal güvenlik hakkıdır. Bu hakkın yasal bir çerçeveye oturtulması insanları mutlu ve huzurlu kılmaktadır. Türkiye'de de, sosyal güvenlik konusu, gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi, her geçen gün daha fazla önem kazanmıştır.

Sosyal güvenlikle ilgili yasaların en kapsamlısı olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu 17 Temmuz 1964'te çıkarılmış ve bu Kanunda günümüze kadar bazı değişiklikler yapılmıştır. Bugün de, sosyal güvenlikle ilgili konularda değişiklikler yapılması amacıyla hükümet tarafından hazırlanan tasarıyı görüşüyoruz. Yüce Meclisimiz, üç günden beri bu kanun tasarısını görüşmektedir. Önümüze getirilen tasarı, insanımızın ihtiyaçlarından çok bazı çevrelerin, IMF'nin dayatmaları dikkate alınarak hazırlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlığı altında birey haklarından bahsetmektedir. Halka rağmen bu tasarıyı çıkarmak isteyenler, bu hareketleriyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını hiçe saymaktadırlar.

Anayasanın 49 uncu maddesi "Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır" demektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde enflasyon oranı yüzde 65 düzeyindeyken, bu hükümet, memura, işçiye, emekliye, 1999 yılının ikinci yarısı için yüzde 20, 1999 yılında kümülatif olarak yüzde 56'lık bir ücret artışı sağlamıştır; yani, çalışanların gelir düzeyini yükseltmek bir yana, düşürmüştür. Yine, uyguladığı ekonomik politikaların yanlışlığı yüzünden işsizlik her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Yetişen genç nüfus, yeni işyeri açılmadığı gibi, çalışanlar da, kapanan işyerleri yüzünden işsiz kalmaktadırlar.

Anayasamızda, çalışanların hayat standardının yükseltilmesi ve korunması öngörülürken, çıkarılması düşünülen bu tasarıyla emeklilik yaşı yükseltilerek, sosyal güvenliğin finansman sorunları çözümlenmek istenmektedir. Halen kötü olan çalışma şartlarının iyileştirilmesi, sendikalaşma önündeki engellerin kaldırılması, örgütlenme özgürlüğünün sağlanması, işsizlik sigortası gibi sorunların çözülmesi, emeklilik yaşını 58-60 yaşına getirmekle çözülmez.

57 nci hükümet, IMF'den almayı düşündüğü birkaç milyar dolar krediyle -ki, bunun da, kısa bir sürede gerçekleşeceğine inanmıyorum- ülkeyi ekonomik yönden rahata kavuşturmak adına Anayasayı ihlal ettiği gibi, toplumsal huzuru da bozmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, caddelerde yürüyen, Kızılay Meydanında toplanan yüzbinlerce çalışanı görmeniz gerekir. Bu insanlar, zevklerinden değil, sorunlarının, sıkıntılarının gözardı edilmesinden dolayı yürüyorlar, mitingler yapıyorlar. 1998 yılı bütçesinde sosyal güvenlik kapsamındaki 52 milyon kişiye yüzde 10 oranında bir pay ayrılırken, 250 bin kişiyi ilgilendiren rantiyeye yüzde 40 pay ayrılmıştır. Yıllardan beri var olan bu sorunları bir anda çözmek mümkün değildir, kimse elindeki sihirli değneğiyle sorunları bir anda çözebileceğini düşünmesin. Hükümet, Anayasanın 56 ncı maddesini de ihlal ederek, vatandaşın beden ve ruh sağlığını bozucu tavırlar içerisine girmektedir.

Değerli milletvekilleri, 16 ncı maddede 506 sayılı Kanuna dört ek madde ilave edilmiştir. İlave edilen ek 38 inci maddede aynen şöyle denilmektedir: "Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar ile geçici 76 ncı maddeye göre yapılan telafi edici ödemeler her ay bir önceki aya göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi artış oranı kadar artırılarak belirlenir." Emeklilerimizi enflasyona karşı korumayı amaçlayan bu ek maddeyi prensip olarak benimsiyoruz, ancak yeterli bulmuyoruz.

7 nci maddede, yaşlılık aylığının hesaplanmasında, tüketici fiyat endeksi yanında gayri safî yurtiçi hâsıladaki artış oranı da dikkate alınarak bir ödeme yapılması düşünülmüştür; yani, çalışan bir insanımız emekli olurken tüketici fiyat endeksi yanında gayri safî yurtiçi hâsıladan da pay almaktadır. Bu düzenleme yerindedir; fakat, ek madde 38 düzenlenirken sadece tüketici fiyat endeksindeki artışlar dikkate alınmıştır, gayri safî yurtiçi hâsıladaki artış oranı dikkate alınmamıştır. Bu millete otuz yıl hizmet etmiş bir çalışanın, emekli olduğunda 300 dolar karşılığı yaşlılık aylığı almaya başladığını kabul edelim. Bu emekli on yıl sonra da yaklaşık 300 dolar karşılığı aylık alacaktır; ama, bu kişiden on yıl sonra emekli olan, aynı işi yapan ve aynı süre hizmeti olan bir başka çalışan, yaklaşık 350-400 dolar karşılığı aylık alacaktır; yani, bu durum, zaman içerisinde aynı işi yapan ve hizmet süresi aynı olan iki çalışan arasında fark oluşmasına sebep olacaktır ki, bu, bir adaletsizliktir; bunun önlenmesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, en makul görülen maddeler bile biraz irdelendiğinde çalışanları memnun etmeyecek durumların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Sanıyorum tenkitlerin fazla olması, konunun aceleye getirilmesinden kaynaklanmaktadır. Beyler, bu aceleniz niye? Şair "Tizi giriftar olan payine damen dolaşır. Erişir menziline aheste giden" diyor. Gelin, bu işleri aceleye getirmeyelim. Bu tasarıyı geri çekin, sivil toplum örgütlerinin, işveren temsilcilerinin, muhalefet partilerinin, konunun uzmanlarının ve üniversite hocalarının görüş ve düşüncelerini alarak, bu ham tasarıyı olgunlaştırın ve milletimizin yararına bir kanun metni haline dönüştürün, sonra Yüce Parlamentoya getirin, bizler de destek olalım ve kısa sürede milletimizin yararına bir kanun çıkaralım. Öyle hazırlayalım ki, çıkardığımız kanun toplumsal huzuru temin etsin. "Bugün kanunu çıkaralım; istikbalde zararını görürsek değiştiririz" mantığıyla çalışırsanız, hükümetin de işi bitmez Parlamentonun da işi bitmez. Parlamentoyu gece-gündüz çalıştırsanız da, tatilde, bayramda çalıştırsanız da işleri bitiremezsiniz.

Örneğin: Geçen sene yaz tatilinde büyük bir övünçle çıkardığınız Vergi Yasasında yaşadık. Bakınız, geçen sene yaz tatilinde çıkarılan ve reform diye lanse edilen Vergi Yasası, ülke ekonomisini krize soktuktan sonra, bu sene yat tatilinde ekonomiyi kurtarmak adına değiştirildi. Yani, geçen sene yaz tatilinde Parlamentoyu çalıştıran hükümet, ülke ekonomisi için faydalı değil, zararlı bir icraatta bulunmuştur. Geçen sene Vergi Yasasını çıkarmasaydı ülke bundan daha kârlı olacaktı.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarının da gelecek yıllarda aynı duruma düşmemesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztek.

Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Oğuz Tezmen'de.

Sayın Tezmen, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA OĞUZ TEZMEN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 16 ncı maddesinin ek 38 inci maddesi önemli bir düzenleme; aslında, Türkiye'deki emekliye ödeme sisteminin endekslenmesine yönelik bir madde. Tabiî, bu endeksleme, her önümüze gelen kanunda yeniden değerleme oranında artırılmasına yönelik; her gelen kanunda parasal değerler yeniden değerleme oranında artırılıyor; buradaysa, her ay bir endekslemeye geçiliyor.

Tabiî, endeksleme belki kitlelerin enflasyonu takip etmesi açısından mantıklı gibi gözüküyorsa da, bunun iki tür sakıncası var: Şu ana kadar devletin belirlediği ücret sisteminde, ileriye dönük enflasyon tahminlerine göre ücret belirlemesi yapılıyor; yani, önümüzde, beklenen enflasyona göre ücret belirleniyor ve idarî bir kararla, Bakanlar Kurulu kararıyla ücret artışları tespit ediliyor. Ancak, bu düzenlemeyle, ileriye dönük ücret belirlenmesi yöntemi bırakılarak, geçmiş enflasyona göre ücret belirlemesi yöntemine geçiliyor. Bu, çok ciddî bir tercihtir aslında, ekonomik sonuçları olabilecek ciddî bir tercihtir.

Bu sürecin hızlanması durumunda, Türkiye'de bir enflasyon yarışması, bir anlamda eşelmobil olan bu sistemin yaygınlaşması tehlikesi vardır. Tabiî, sadece bu alanda sınırlı kalırsa, belki, sakıncası da daha az gibi gözükebilir; ancak, bu sistemin, zincirleme olarak, diğer sektörlerde, asgarî ücret belirlenmesine de geçilmesi söz konusu olabilir, diğer sistemlere de geçildiği takdirde, birçok ülkenin, özellikle Latin Amerika ülkelerinin içine düştüğü ücret-fiyat spiraline düşme tehlikesi vardır. Bunun sonucunda, hiperenflasyonla karşı karşıya kalınabilir; çünkü, kontrol edecek mekanizmaları elinizden bırakıyorsunuz.

Geriye dönük bu enflasyon ayarlamasının bir riski de, benden önceki konuşmacının değindiği gibi, millî gelirden pay verilmiyor bu sistemde, millî gelir artışından pay verilmiyor. Belki, millî gelir artışından pay verilmemesinin ekonomik bir mantığı olabilir; çünkü, emekli kişiler üretimde bulunmuyorlar; millî gelir artışı ise, üretimdeki artıştır. Dolayısıyla, emeklilere, üretimde reel olarak meydana gelen artıştan pay verilmemesi mantıklı gibi gözükebilir. Ancak, Türkiye, bugünkü koşullarda, gerçekten, çok düşük düzeyde emekli maaşı bağlayan bir ülke; millî geliri düşük olduğu için, onun doğal sonucu da, düşük emeklilik aylıkları var ve herkes, özellikle işçi emeklileri, fakirlik seviyesinde bir ücret almaktalar. Şimdi, biz bunu endeksliyoruz; endekslediğimiz zaman, bugün düşük reel ücret seviyesini ilelebet taşıyoruz, ilelebet taşınması sonucuyla karşı karşıya kalınıyor.

Türkiye, tabiî, hep bu krizi yaşayacak değil aslında. Millî geliri, ciddî olarak, büyüme sürecine ister istemez girecek; çünkü, Türkiye, bu dinamizmi olan bir ülke. Millî gelir reel olarak ciddî ölçüde artışlar gösterecektir önümüzdeki yıllarda. Türkiye'de fert başına düşen millî gelir, belki, beş on sene içinde 10 bin dolarlara gelmesi lazım. Türkiye'yi hızlı büyüme sürecine sokmamız lazım. Düşünün ki, bugün, 3 bin dolarlık bir millî gelir seviyesinde fiks edilmiş emekli ücretlerinin, millî gelirin ciddî ölçüde büyüdüğü durumda, çok anlamsız ve büyük uçurumlara yol açma tehlikesi vardır; çünkü, gelirlerin yükselmesi, reel olarak büyümesi durumunda, daha sonra emekli olanlar daha yüksek reel ücretler elde ederken, şu anda çalışanlar, şu anda emekli olacaklar, gerçekten, bu dondurulmuş ücretle yaşamlarını sürdürmek durumuyla karşı karşıya kalacaklar. Sistemin mantığı da, dışarıdan, artık, devlet katkısını ortadan kaldırdığı ve idarî müdahaleleri ortadan kaldırdığı için, gerçekten, ciddî sakıncalara yol açabilme riski vardır. Dolayısıyla, bu endeksleme sisteminin, çok iyi düşünülerek getirilmediği kanısındayım. Aslında, bu sistemin, enflasyonun daha düşmüş olduğu bir ortamda -hükümetlerin katkılarıyla bu ücret seviyesini daha yukarı çekecek bir yapıyı da monte ederek- getirilmesinde fayda var diye düşünüyorum. Bu haliyle, dediğim gibi, bazı riskler ve sıkıntılar taşımakta; ancak, enflasyonun altında ücret veriliyor varsayımını kabul edersek, bir iyileşme gibi gözükebilir; ama, uzun dönemde, ciddî sakıncaları taşıyan bir düzenlemedir. Dediğim gibi, gönül arzu ederdi ki, buraya iyileştirici, gelir dengelerini yukarı çekici bir mekanizma da monte edilebilseydi; ancak, bu öngörülmemiştir. Sakıncalı yönlerinden en önemlisi budur. Dediğim gibi, önümüzdeki dönem düzeltilmesi gereken unsurlardan biri de bu olacaktır.

Hepinize teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezmen.

Söz sırası Bursa Milletvekili Sayın Hayati Korkmaz'da.

Buyurun Sayın Korkmaz.

Süreniz 5 dakika.

HAYATİ KORKMAZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 16 ncı maddesinin ek 38 inci maddesi üzerindeki kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu ek maddeyle, 506 sayılı Kanun gereğince bağlanan gelir ve aylıklar ile geçici 76 ncı maddeye göre yapılan telafi edici ödemelerin, her ay, bir önceki aya göre, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları endeksi artış oranı kadar artırılması esası getirilerek, reel satın alma gücünün korunması hedeflenmektedir. Bu maddeyle, emekli aylıklarının, enflasyon karşısında erimesi önlenecektir.

Bu bağlamda, maddeyi olumlu buluyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Şimdi, söz sırası, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen'de.

Buyurun Sayın Dönen. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakika.

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz yasa tasarısının 16 ncı maddesinin ek 38 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Gerçekten, gecenin bu saatinde, bütün arkadaşlarımızın da yorulduğunu görüyorum, hissediyorum. Arkadaşlar, tabiî ki, çok büyük performans gösteriyorlar. Az önce burada konuşan hatip arkadaşımızın elektronik cihaz konuşmasını kestiği an buradan bir ses geldi "ohh" diye. Yani, arkadaşlar gerçekten yorulmuş.

Ama, bu yasa tasarısı, gerçekten, toplumun yüzde 85'ini ilgilendiren bir tasarı ve çok temel değişiklikler içeren bir yasa tasarısı. Bu yasa tasarısının 16 ncı maddesinin özellikle ek 38 inci maddesi, emekli aylığı bağlama sistemini yeni bir kaideye bağlıyor ve emeklilik sırasında da, emekli maaşlarının artışlarına yeni bir sistem getiriyor.

İlk baktığınızda, bu sistem, gerçekten, TÜFE'ye göre; yani, enflasyona göre, her ay, geçmiş aya göre aylıkları üzerine, aldıkları maaşlar üzerine belirli ücretler eklenerek ikinci ay maaşının ödemesi yapılıyor. Bunun anlamı, ilk baktığımızda, emeklilerin lehine gibi gözüküyor; yani, emeklileri enflasyona ezdirmeme düşüncesinden kaynaklanan bir düzenleme olarak burada yer alıyor ki, İktidar partilerinin sözcüleri de bu doğrultuda konuştular. Ancak, az önce grup adına konuşan arkadaşlarımız da belirtti; bugün ücretlerimiz, özellikle çalışanların ücretleri elbette ki ülkenin bugün içinde bulunduğu koşullara göre düzenleniyor, yani millî gelirine göre düzenleniyor. Bu millî gelir, refah seviyemiz arttığı zaman elbette ki artacak, yani millî gelirden fert başına düşen pay 3 bin dolarlardan, 10 bin dolarlara çıktığında, elbetteki bu paydan bütün çalışanlarımız hakkına düşeni alacaktır; ama, bu düzenlemeyle özellikle emekli olan arkadaşlarımız bu paylarını alamayacak, yani emeklilik maaşları bir ölçüde bu yasa ile dondurulmuş oluyor. Bu da emeklilerimiz adına gerçekten çok yanlış bir uygulama. Biraz önceki konuşmamda da söyledim, bu uygulamayı bunun için yaptıysak, gelin Emekli Sandığında da aynı uygulamayı yapalım, aynı standardı getirelim. Niye standart farklılığı getiriyoruz; yani, Genelkurmay mensuplarının maaşını da böyle artıralım, milletvekillerinin, genel müdürlerin, yargı organlarının da maaşlarını böyle artıralım; ama, ona cesaret edemiyoruz; biz geliyoruz, burada savunmasız, gerçekten sesi çıkmayan emeklilerin maaaşını bu standarda bağlıyoruz... Bu, kanımca, çok doğru bir uygulama değil, bu yanlış bir uygulamadır; ileride özellikle çalışanlarla emekliler arasındaki farkı çok büyük oranda açacaktır. Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Bakmayın, bugün, özellikle, ekonomimizin içine girdiği sıkıntılardan dolayı, ülkenin içine düştüğü ekonomik sıkıntılardan dolayı büyüme hızımızın eksilere doğru kaydığına; ama, bu dinamizmi, ülkenin var olan dinamizmi, ülkemizin millî gelirini 10 bin dolarlara çıkaracak düzeyde. Ancak, eğer biz, bu hallere, 10 bin dolarlara millî gelirimizi çıkarırsak, artan bu refah payından emekliler payını alamayacak. Emekliler, payını alamayacağı için de, bu, emekli maaşlarını dondurma anlamına geliyor; onun için, bu maddeye katılamıyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dönen.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler bitmiştir.

Madde üzerinde 4 önerge vardır; ancak, çalışma saatimiz bitmek üzere olduğundan, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, alınan karar gereğince, 15 Ağustos Pazar günü Saat 10.00'da toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı akşamlar efendim.

Kapanma Saati: 23.55

 

 

BİRLEŞİM 50’NİN SONU