DÖNEM : 21 CİLT : 9 YASAMA YILI : 1

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

48 inci Birleşim

12 . 8 . 1999 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa’nın, fındık üreticilerinin sorunlarına ve fındık taban fiyatlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun cevabı

2. – Manisa Milletvekili M. Necati Çetinkaya’nın, Ege üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun cevabı

3. – Osmaniye Milletvekili Birol Büyüköztürk’ün, çiftçilerin sorunlarına ve zorunlu tarım sigortasına ilişkin gündemdışı konuşması

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 20 arkadaşının, Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler ve uygulanan politikalarla ilgili olarak genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/4)

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında kurulan Ortaklık Konseyinin 19 Temmuz 1999 tarihinde Lefkoşa’da yapılan üçüncü toplantısına ve 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı 25 inci yıl kutlamalarına katılmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yapılan resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi (3/336)

2. – Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in, vaki davete icabetle Kırgızistan’a yaptığı resmî ziyarete, Muğla Milletvekili Metin Ergun’un da dahil edilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi (3/337)

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/258) (S. Sayısı : 136)

2. – İşsizlik Sigortası Kanunu Tasarısı (Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddeleri ile İş Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması, Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun İki Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı) ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/495) (S. Sayısı : 114)

V. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in, Afyon Milletvekili Gaffar Yakın’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması

2. – Bartın Milletvekili Zeki Çakan’ın, Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler’in, partisine sataştığı iddiasıyla konuşması

VI. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödeneklerinden Erzincan İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin yazılı cevabı (7/247)

2. – Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un, Gebze Çoban Mustafa Paşa Kervansarayının tesciline ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez’in yazılı cevabı (7/249)

3. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Emlak Bankasının araç sayısına ve bunların tahsisine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’nun yazılı cevabı (7/269)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 10.00’da açılarak üç oturum yaptı.

Adana Milletvekili İsmet Vursavuş, Çukurova yöresinde üretilen ve önemli ekim alanlarına sahip olan mısır, soya ve yerfıstığı 1999 yılı ürününün değerlendirilmesine, üreticilerin mağdur edilmemesine,

Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız, 3 ve 30 Temmuz’da Balıkesir’de meydana gelen tabiî afetlerde zarar gören çiftçilerin sorunları ile alınması gereken önlemlere,

İstanbul Milletvekili Abdülkadir Aksu, 21 inci yüzyıla girerken, 21 inci Dönem Meclisinin yapması gereken işlere,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2 nci sırasında bulunan, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu, Belediye Gelirleri Kanunu ve Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/500) (S. Sayısı : 135) görüşmelerinden sonra yapılan açık oylama sonucunda, kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Masum Türker, Aksaray Milletvekili Murat Akın’ın, kendisine sataşmada bulunması nedeniyle bir konuşma yaptı.

11.8.1999 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan 136 sıra sayılı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 3 üncü sırasına alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin (2/258) (S. Sayısı : 136) görüşmelerine başlanarak 4 üncü maddesine kadar kabul edildi.

Alınan Karar gereğince, 12 Ağustos 1999 Perşembe günü saat 10.00’da toplanmak üzere, birleşime 00.04’te son verildi.

Mehmet Vecdi Gönül

Başkanvekili

Şadan Şimşek Vedat Çınaroğlu

Edirne Samsun

Kâtip Üye Kâtip Üye

Burhan Orhan

Bursa

Kâtip Üye

No. : 52

II. – GELEN KÂĞITLAR

12.8.1999 PERŞEMBE

Teklifler

1. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili ve Konya Milletvekili Ömer İzgi’nin; Konya İlinin Doğanhisar, Hadim, Taşkent, Bozkır, Güneysınır, Yalıhüyük, Ahırlı İlçelerinin Kalkınmada Öncelikli Yöreler Kapsamına Alınmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/270) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 2.8.1999)

2. – İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Kadastro Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/271) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

3. – Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın; Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun Teklifi (2/272) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

4. – Kayseri Milletvekili Sadık Yakut’un; Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun Teklifi (2/273) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

5. – Trabzon Milletvekili Nail Çelebi ve 12 Arkadaşının; Ortaöğretim Kurumlarında Lise l. Sınıfta İki Yıl Üst Üste Sınıfta Kalarak Okulla İlişkileri Kesilen Öğrencilerin Bir Defaya Mahsus Olmak Üzere Affedilmelerine Dair Kanun Teklifi (2/274) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

6. – Gaziantep Milletvekili Mustafa Taşar’ın; Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun Teklifi (2/275) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.8.1999)

7. – Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/276) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.8.1999)

8. – Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün; Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/277) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.8.1999)

9. – Elazığ Milletvekili Mustafa Gül’ün; Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/278) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.8.1999)

10. – Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve 3 Arkadaşının; Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun Teklifi (2/279) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.8.1999)

11. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 15 Arkadaşının; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Üç Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/280) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.8.1999)

Rapor

1. – Türk Ceza Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/441) (S. Sayısı : 141) (Dağıtma tarihi : 11.8.1999) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa’daki taşımalı eğitime ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/154) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.8.1999)

2. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde tohumluk buğday dağıtımında yapılan yolsuzlukla ilgili bir soruşturma açılıp açılmadığına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/155) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.8.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İzmir-Konak İlçe Belediyesinin bazı uygulamalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/427) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

2. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İsrail İşçi Partisi Merkez Komitesi üyesi bir kişinin ERNK temsilcileriyle görüştüğü iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/428) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

3. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İsrailde yayınlanan bir gazetede Türkiye aleyhinde çıkan yazılara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/429) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

4. – Balıkesir Milletvekili Agah Oktay Güner’in, İstanbul ve Anadolu basınının Devletten aldığı teşvik ve kredi miktarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/430) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

5. – Balıkesir Milletvekili Agah Oktay Güner’in, Balıkesir İlinde bir zeytinyağı borsası kurulmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/431) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

6. – Balıkesir Milletvekili Agah Oktay Güner’in, vergi yasalarında öngörülen değişikliklere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/432) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

7. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, basın ve yayın kuruluşlarına son üç yılda verilen Devlet kaynaklı kredilere ve Anadolu basınına ilişkin Devlet Bakanından (M.Ali İrtemçelik) yazılı soru önergesi (7/433) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

8. – Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Siirt Küçük Sanayi Sitesi inşaatına ve Siirt Organize Sanayi Bölgesi Projesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/434) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

9. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Ankara-Doğubeyazıt hattında bir otoban projesi çalışması olup olmadığına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/435) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

10. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, DSİ 17. Bölge Müdürlüğünün teknik eleman ve ekipman ihtiyaçlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/436) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

11. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van’a yapılan uçak seferlerine ve Kuzey Vangölü Demiryolu Geçişi Projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/437) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

12. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van İlinde turizmi teşvik edici tedbirler alınmasına ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/438) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

13. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, kemik iliği bankası kurulmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/439) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.8.1999)

14. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa İlinde korsan tüp dolum tesislerine karşı alınacak tedbirlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/440) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.8.1999)

15. – Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı’nın, YÖK Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü hakkındaki bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/441) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.8.1999)

16. – Balıkesir Milletvekili Agah Oktay Güner’in, esnaf ve sanatkârlarla ilgili sosyal ve ekonomik tedbirler ile Balıkesir İlinin Kalkınmada Öncelikli Yöreler kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/442) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

17. – Balıkesir Milletvekili Agah Oktay Güner’in, zeytin sineği ile mücadeleye ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/443) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

Genel Görüşme Önergesi

1. – Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 20 arkadaşının, Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler ve uygulanan politikalarla ilgili olarak Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/4) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.8.1999)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 10.00

12 Ağustos 1999 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL

KÂTİP ÜYELER : Burhan ORHAN (Bursa), Şadan ŞİMŞEK (Edirne)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48 inci Birleşimini en iyi dileklerimle açıyor, saygılar sunuyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, fındık tabanfiyatları konusunda söz isteyen, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa'ya aittir.

Buyurun Sayın Fatsa. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa’nın, fındık üreticilerinin sorunlarına ve fındık taban fiyatlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun cevabı

EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fındık üreticisinin sorunlarını dile getirmek amacıyla söz almış bulunuyorum; sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Fiskobirlik'in, üreticiye, geçen sezondan kalan, yaklaşık 4,5 trilyon borcu, depolarında ise 1997-1998 yıllarından, yaklaşık 260 000 ton fındık mevcut iken, Fiskobirlik tarafından yayımlanan bir basın bildirisiyle, fındık tabanfiyatı 1 020 00 Türk Lirası/kilogram olarak açıklanmıştır; ancak, bu açıklama, şimdiye kadar hiç görülmemiş bir yöntemle olmuştur. Bu basın bildirisiyle, hükümetin fındık politikası var mı yok mu belli değil. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, açıklanan bu fiyatın neresinde? Hükümet, açıklanan bu fiyatın neresinde? Böyle fındık fiyatı açıklamanın anlamı "biz, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak, biz, hükümet olarak, fındığa sahip çıkmayacağız; Fiskobirlik Genel Müdürlüğü ne yaparsa yapsın, fındık üreticisinin ne hali varsa görsün" demektir. Hükümet, fındık tabanfiyatını açıklamayarak, sorumluluktan kaçmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içerisinde Fiskobirlik'in de bulunduğu bölge ziraat odaları ve ticaret odalarının kapsamlı araştırmaları sonuçlarına göre, fındığın maliyet hesabı yapılmıştır. Bu hesaba göre, fındığın üreticiye maliyeti, yaklaşık 800 000 Türk Lirası/kilogramdır; bu sonuç ortadayken, 1 020 000 Türk Lirası/kilogram olarak açıklamak, fındık üreticisini memnun etmemiştir. Bütün bu şartlara rağmen, Fiskobirlik tarafından yapılan açıklama, üreticinin tedirginliğini bir kat daha artırmıştır; çünkü, açıklamada, geçmiş yıllardan uygulanagelen, dövize endeksli fiyat artışı kaldırılmıştır; peşin ödeme yapılacağına dair bir taahhüt de yapılmamıştır. Yayımlanan bu basın bildirisinde, fındık parasının nasıl ödeneceği belli değildir. "Gereken, titizlikle yerine getirilecektir" denilmektedir; yani "olursa veririm, olmazsa canınız sağ olsun..."

Fındığın alım tarihi de belli değildir; oysa, fındık toplanmaya başlanmış, hatta, fındığını kurutup çuvallayanlar varken, alım tarihinin hâlâ belli olmamasını anlamak mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, fındık üretiminde ve pazarlamasında yapısal bir sorun mevcuttur. Üretimle ilgili olarak, 16.06.1983 tarihinde kabul edilen 2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana, uygulaması ve denetimi yapılmadığı için, Çarşamba, Terme, Bafra ve Düzce gibi başka zengin ürünlerin üretilmesine de imkân sağlayan taban arazilerde fındık dikilmektedir; bu ise, arz ve talep dengesini, büyük ölçüde üretici aleyhine bozmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka problem de, dünya fındık fiyatlarının oluşumundaki eksikliğimizdir. Dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 80'i Türkiye'de üretilmektedir; fakat, ne gariptir ki, dünya fındık fiyatları, Almanya Hamburg'da belirlenmektedir. Bunun en büyük sebebi, ülkemizde bir fındık borsasının kurulmamış olmasıdır. Halbuki, ülkemizde fındık üretimi ve işlemesiyle uğraşan yaklaşık 600 esnaf mevcuttur; bu, dünyadaki diğer ülkelerle kıyas götürülmeyecek bir rakamdır; bunun, 270 adedi de Ordu İlimizdedir. Bütün bu göstergeler, Ordu İlimizde, bir fındık borsasının oluşturulmasını zarurî hale getirmiştir. Ülkemizde, yıllık 1 milyar dolar döviz girdisi sağlayan fındık ürününü, hükümetimizin, biraz daha ciddiye almasında zaruret vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, ürettiği fındığın yüzde 80'ini ihraç etmektedir. Bu, ilk bakışta çok sevindirici bir oran olarak değerlendirilebilir; ancak, fındığı uç ürünler halinde işleyecek fabrikalara teşvik ve destek verildiğinde, bugün elde edilen kazancın ikiye katlanacağı açıktır.

Bu teşvik ve desteklemenin bir başka faydası ise, bölgemizde had safhada bulunan işsizlik problemine de büyük ölçüde çözüm getirecektir; çünkü, bizden ham fındık alan Avrupa ülkelerinin pek çoğu, elde ettikleri uç ürünleri, yine, bizlere geri satmaktadır. Bunun çözümü, bölge insanına hak ettiği desteği sağlamakla mümkün olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Fatsa, 1 dakika eksüre veriyorum; buyurun efendim.

EYÜP FATSA (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî ekonomiye 1 milyar dolara yakın döviz girdisi sağlayan ve 8 milyon Karadenizli insanın geçim kaynağı olan fındığa verilen tabanfiyatın yeniden gözden geçirilmesini ve bundan daha önemlisi, üreticiye, ürününün karşılığı olan bedelin peşin olarak ödenmesini sağlayacak kaynakların bir an evvel Fiskobirlik'e aktarılması hayatî önem taşımaktadır.

Fındık üreticisine, hasat mevsiminin hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyor, bu fırsatı bana veren Sayın Başkana teşekkür ediyor, Muhterem Heyetinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fatsa.

Gündemdışı konuşmayı cevaplamak üzere, Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu söz istemişlerdir; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa'nın gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere huzurlarınızdayım; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Fındık, Karadeniz Bölgesi insanının vazgeçilmez gelir kaynağı olduğu gibi, ülkemizin önemli bir ihraç ürünüdür. Ayrıca, üretildiği bölgenin büyük kısmında alternatif üretim imkânı da bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, yıllardan beri, ülkemiz fındık üretiminin, tüketimden fazla olduğu bilinmektedir. Bu üretim fazlasının, ihraç fiyatları ve üretici üzerindeki olumsuz etkisinin giderilmesi için gerekli politikalar oluşturulmaktadır. Esasen, fındık konusundaki politikamızı, ayrıntılı olarak, 13 Temmuz 1999'da,,,, Genel Kurulda bir gündemdışı konuşmayı cevaplandırırken anlatmıştım.

Ülkemiz fındık üretimi tüketilememektedir. Devlet destekleme alımları dönemlerinde olduğu gibi, destekleme sonrası dönemde de, Fiskobirlik, piyasadan, dengeyi sağlayacak miktarda ürün alarak, fiyatlardaki düşmeyi engellemiş ve üreticinin gelir düzeyi korunmuştur.

Hükümetimiz de fındığa gereken önemi vermiştir ve bundan sonra da verecektir. Fiskobirlik alımlarının finansmanı, 1995 yılından itibaren Destekleme Fiyat İstikrar Fonu kaynaklı kredilerden sağlanmaktadır. Bunun yanında, arz fazlası stokların piyasa üzerindeki olumsuz etkisinin giderilmesi amacıyla, Bakanlar Kurulunda, 1996, 1997 ve 1998 yılı ürünü fındıkların yağlığa ayrılması kararlaştırılmıştır. Fiskobirlik'in bu stoklarının yağlık olarak işlenmesi sonucu uğrayacağı zarar hazinece karşılanacaktır.

Fiskobirlik satış politikasının belirlenmesinde, piyasa dengesinin üzerinde hassasiyetle durulmaktadır. Bu anlamda, Fiskobirlik, talebi aşan miktarda, dolayısıyla, fiyat çöküntüsü yaratacak şekilde piyasaya fındık sürülmemesine de özen göstermektedir. Bunun yanında, satışlar ve şartları tüm ilgililere duyurulmak suretiyle satış yapılmakta ve haksız rekabete neden olunmamaktadır.

Fiskobirlik stoklarındaki ürünün yararlı bir şekilde tüketilmesi için de ayrıca çaba harcanmaktadır. Millî Savunma Bakanlığına uygun şartlarla fındık verilmiş, Millî Eğitim Bakanlığı aracılığıyla okullara fındık verilme çabaları da devam etmekte ve bu konuda da anlaşılmıştır.

Ayrıca, fındığın, tanıtımı yoluyla tüketiminin artırılması için, Türk Hava Yollarına ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla da yurtdışı temsilciliklerimize fındık verilmesi çalışmaları da sürdürülmektedir.

Üreticinin mağdur olmaması, piyasa şartlarıyla, ürün hasat dönemi gözetilerek, kabuklu fındık alım fiyatları, birkaç gün değişmekle birlikte, genellikle ağustos ayının ortalarında açıklanmakta. 1998-1999 -yani geçen dönem- ürün alım döneminde de fiyatlar, Fiskobirlikçe, 19 Ağustos 1998 tarihinde açıklanmıştı. Bu yıl da, fındık alım fiyatları, 10 Ağustos 1999 tarihinde, bir basın açıklamasıyla 1 020 000 TL/kilogram olarak, yani 2,36 dolar olarak ilan edilmiştir. Bu fiyat, kampanya süresince yeniden değerlendirilebileceğinden, ürün teslimi konusunda üreticinin, acele davranmasına da gerek bulunmamaktadır. Bu bağlamda, fındık alım fiyatlarının açıklanmasında bir gecikme söz konusu olmayıp, üreticinin lehine olan politikaların uygulanmasına da devam edilecektir.

Birlikler, 1994 yılından itibaren, kendi nam ve hesabına alım yaptıklarından, fiyat açıklamasını da, bu arada, birliğimiz, yani, Fiskobirlik yapmıştır.

Özetlemek gerekirse, bizim fındık politikamız -hükümetimizin- şu şekildedir: Fındık, esas itibariyle, bir ihracat ürünümüzdür; ihracatının yüzde 97'si özel sektör, yüzde 3'ü de Fiskobirlikçe yapılmaktadır. İhracatçı ve tüccarın ticarî faaliyetlerini bir düzen içinde yürütebilmesi için devlet, bu konuda bir aracı kullanarak -yani, Fiskobirlikçe- izlenecek politikalarını açık ve istikrarlı bir şekilde uygulamaktadır.

Fındık ihracından fona kesilen paraların, yine, fındığın sorunlarının çözümü için kullanılması isabetli olacaktır. Bugünkü şartlarda, arz fazlası fındığı alıp, yağlığa ayırmak, buna karşılık ihracat gelirini yüksek düzeyde oluşturmak uygun bulunmaktadır. Fiskobirlikçe üreticiden alınan fındığın, bedellerinin geciktirilmeden ödenmesini sağlayacak tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır. Bu suretle, Fiskobirlik'e güven duyan üreticimiz de mağdur edilmemiş olacaktır.

Fındık fiyatları, Hamburg Borsasında belirlenmektedir; ancak, Türkiye'nin izlemiş olduğu kararlı tutum sonucu, fiyatların ülkemizce belirlenmesi yolu da açılmıştır. Böylece, fındık ihracından elde edilen döviz geliri yıllık yaklaşık 1 milyar dolar düzeyine erişmiştir. Fındık fiyatının talep esnekliği düşük olduğundan, fiyat ile talep arasında bir bağlantı bulunmamakta; dolayısıyla, fındık fiyatlarının, ülkemiz döviz gelirlerini maksimize edecek şekilde belirlenmesi, kısa ve orta dönem politikalar olarak mümkün görünmektedir.

Fındık üretim alanları daraltılmalı, orta ve uzun vadede, talebi aşan üretim ortadan kaldırılmalıdır. Bugün için önemli olan husus, Türkiye'nin millî fındık politikası esaslarının, ne tamamen ekonomik ne de tamamen sosyal ihtiyaçların baskısıyla popülist olunamayacağı bir noktaya gelmiş olmasıdır.

Bakanlık olarak, 1999 ürünü kampanya döneminde de bütün tedbirleri aldığımızı bir kez daha belirtiyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sanayi ve Ticaret Bakanımıza, verdiği izahattan dolayı teşekkür ediyoruz.

Gündemdışı ikinci söz, Ege üzüm üreticilerinin sorunları konusunda söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya'ya aittir. (DYP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Çetinkaya.

Süreniz 5 dakikadır.

2. – Manisa Milletvekili M. Necati Çetinkaya’nın, Ege üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun cevabı

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, Yüce Meclisi, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Evliya Çelebi'nin "dağlarında yağ, ovalarında bal akan" diye tarif ettiği Manisa'nın Gediz Vadisi, tarih boyunca bir uygarlık vadisi ve tarihte en nefis üzümleri yetiştirmesiyle tanınan bir bölgemiz olarak nitelendirilmiştir.

Türkiye, takribî 700 bin tonluk dünya üzüm üretiminde,, 250 bin tonla Amerika Birleşik Devletlerinden sonra ikinci, yine 450 bin tonluk dünya ihracatında ise, 200 bin tonla yüzde 44 nispetindeki ihracatı elinde tutan bir ülke olarak birinci sırada yer almaktadır.

Türkiye açısından önemi büyük olan çekirdeksiz kuru üzüm, ağırlıklı olarak yetiştirildiği Ege Bölgemiz için büyük bir önem arz etmektedir. Üzüm, Ege Bölgemizde 60 bine yakın üretici ailenin tek geçim kaynağıdır. Dışpazarlama sırasındaki değişik aşamaları da dikkate alacak olursak, ülke ekonomisine büyük bir katkı sağlamaktadır.

Ülkemizin ve Ege Bölgemizin ekonomisinde önemi bu denli büyük olan çekirdeksiz kuru üzüm sektöründe üreticilerimizin büyük sorunları vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uygulanan tarım politikaları, çiftçilerimizi âdeta canından bezdirmiştir. Ekonomik kriz nedeniyle, ülkemiz ekonomisinin sıkıntısının faturası çiftçimize kesilmektedir. 1998 yılında yaşanan yüzde 70'lik enflasyonla ürün yetiştiren üreticilere, 1999 yılında, ürün fiyat artışı olarak, yüzde 28 ilâ azamî yüzde 50 oranında fiyat verilmiştir. Oysa, akaryakıtta yüzde 126; diğer girdilerde yüzde 150; tarım asgarî ücretinde yüzde 132 dolayında zam yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke ekonomisinin bugün dahi yüzde 80'nin kaynağını sağlayan tarım sektörü ve ülke nüfusunun yüzde 45'ini teşkil eden üreticilerimiz, bu dönemde, zarar ettikleri için, borçlarını ödeyemez hale gelmişlerdir. Ülke ekonomisinin kaynağını teşkil eden tarım sektörünün üreticileri, bugün serbest ekonomi modelinin uygulanmasıyla ve dünya tarım ürünleri fiyatlarıyla desteksiz yarıştırılması sonucu, âdeta iflas etmiştir.

Tarım sektöründeki sorunların yanı sıra, Ege üzüm üreticimizin de sorunları mevcuttur ve finasman, bağ sahalarındaki artış ve sınır ticareti kapsamına sokulan İran üzümü, Ege üzüm üreticimizin büyük sorunudur; çünkü, "sınır ticareti" adı altında, maalesef, yetiştirilen ve evsafı son derece düşük olan İran üzümünün, gümrüksüz olarak ülkemize sokulması ve üzümlerimizle karıştırılarak, gerek Tekele gerek yurtdışına ihraç edilmesi bakımından, üzümlerimize karşı olan talebi de son derece düşürmüştür.

Üreticilerimizin rahatlatılması için gerekli finansmanın sağlanması gerekmektedir. Bu konuda, üreticilerimizin yardımına koşan Tariş'in malî kaynaklarının artırılması, sorunu, bu konuyu büyük ölçüde çözecektir.

1998-1999 üretim yılında 19 trilyon 831 milyar Türk Lirası tutarında 75 171 ton ürün Tariş tarafından alınmış ve bunun 5 trilyon 746 milyar 600 milyon Türk Lirası, Ziraat Bankası köprü kredisi, 9 trilyon 990 milyarı DFİF kaynaklı kredi, 4 trilyon 94 milyar 851 milyonu da birlik kaynaklarıyla, toplam, 19 trilyon 831 milyar...

Birlik kaynakları, ürün alımları için gerekli finansmanı, ancak yüzde 20.6'yı karşılamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, sürenize 1 dakika ilave ediyorum; buyurun.

M.NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Bu ürünlerin tamamının satışı, alıcı talepleri doğrultusunda 1,5-2 yıl içerisinde gerçekleştirilmektedir. 63 bin ton olarak alımı gerçekleştirilen 1997 yılı üzümünün tamamının satış ve sevkiyatı, 1999 Haziran ayı içerisinde gerçekleştirilmiş; ama, gelin görün ki, bugün depolarımızda bunların, 41 bin ton serbest üzüm stoku bulunmaktadır.

İran üzümü, bir problemdir; bunu, biraz önce kısaca arz etmiştim. Bunun mutlaka önü alınmalıdır ve kapılarımızda gerekli tedbirler alınmalıdır. Hem üretici hem de tüketici olan üreticilerimizin alım gücünün yitirilmesi neticesinde, esnaf, tüccar ve sanayicimiz de kriz ateşinin ortasına çekilmiştir.

Yine, çiftçilerimizin talepleri arasında, kısa vadeli faizli ürün bedeli ödemelerinde kullandırılan Ziraat Bankasının vadesi geçmiş köprü kredi borçlarının da, kullanıldığı tarih itibariyle yüzde 50 faizli DFİF kredi borcuna dönüştürülmesi yararlı olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Çetinkaya.

M.NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bu konuda gerekli desteğin verilmesini özellikle istirham ediyorum.

Bugün. kuru üzüm piyasasında yapılan hesaplarda masraflar dahil olmak üzere, 363 000 lira kilo başı maliyeti. Buna yüzde 30 kârı da ilave edildiği takdirde -84 bin lirayı da ilave edersek- bu sene, üzüm üreticisi, asgarî 447 bin lira fiyat beklemektedir.

Bunu, hükümetin dikkatine arz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çetinkaya.

Hükümet adına bu konuda açıklamayı, Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu yapacaklardır.

Buyurun efendim. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Manisa Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya'nın, üzün üreticilerinin sorunlarına dair gündemdışı konuşmasını cevaplamak üzere bir kez daha huzurlarınızdayım.

Öncelikle, bu gündemdışı konuşmayla, bana, kuru üzüm kampanya dönemi öncesi bu konuda konuşma fırsatı veren Sayın Çetinkaya'ya teşekkür ediyorum.

Kırsal alanda yaşayan ve geçimini tarımdan sağlayan nüfusa kaynak transferi, birliklerin, DFİF kaynaklı satın alımıyla sağlanmaktadır. Bu şekilde, köyden kente göçün hızı yavaşlatılarak, kentlerde, çok pahalı altyapı, eğitim ve diğer kentsel yatırım maliyetleri hafifletilmekte ve ortaya çıkabilecek diğer sorunlar kısmen önlenmektedir.

Diğer taraftan, kırsal alanda tutulan nüfusla, ülke arazileri değerlendirilmekte ve arazinin işlenmesiyle katmadeğer üretilmektedir. Ülke ekonomisine katmadeğer sağlayan ve ihracatıyla döviz kazandıran ürünlerin desteklenmesi, her dönemde temel ilke olmalıdır. Burada önemli olan, destekleme alımlarının nasıl yapılacağı, üreticinin, hangi ölçüde destekleneceğidir. Belli miktarın ve fiyatın altında alımlar, üreticinin, spekülatörlere mahkûm olmasına sebep olmaktadır. Yetersiz kaynak transferi, üretim çarkının döndürülmesine katkıda bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, alım miktar ve fiyatlarının, gerektiğinden cazip olması, yeni üretim alanlarının açılmasına ve dolayısıyla arz fazlasına yol açmaktadır. Arz fazlası, piyasa fiyatlarını düşürmekte, bunun sonucunda da, yine üretici mağduriyeti ortaya çıkmaktadır. Ülkemiz çekirdeksiz kuru üzüm üretimi, her geçen gün, üretim alanlarındaki gelişmeye paralel olarak artmaktadır. Üretimimiz, son yıllarda, ortalama 220 bin ton civarındadır. İç tüketimimiz ise yaklaşık 25 bin tondur. Çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde ülkemiz, Amerika Birleşik Devletlerinden sonra ikinci sırada yer almakta olup, dünya üretiminin de yaklaşık üçte birini gerçekleştirmektedir.

Ülkemizin tarımsal ürün ihracat gelirleri içinde önemli bir paya sahip olan çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı, her yıl artan bir seyir izlemektedir. İhracatımızın, son üç yıllık ortalamasını dikkate aldığımızda, yaklaşık yüzde 80'inin ihraç edildiğini görüyoruz. 1998 yılında ihracat gelirimiz, bu meyanda 212 milyon dolar civarındadır. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatımızın önemli bir bölümü, Avrupa Birliği ülkelerine, özellikle de, İngiltere, Hollanda ve Almanya'ya yapılmaktadır.

Son yirmi yıldır, Ege Bölgesindeki çekirdeksiz üzüm ekim alanları sürekli genişlemektedir. 1981 yılında 540 400 dekar olan bağ alanı, 1998 yılında yüzde 38 oranında artarak 746 690 dekara ulaşmıştır. Üretimdeki bu artış, ihraç fiyatları ve Tariş Üzüm Birliği stokları açısından, zaman zaman sıkıntıları da beraberinde getirmektedir.

1994 yılından bu yana, Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerinin alım yaptığı diğer ürünlerde de olduğu gibi, çekirdeksiz kuru üzümde de, devlet destekleme alımları yapılmamaktadır. 1995 yılından itibaren Tariş Üzüm Birliği, alımlarını, Destekleme Fiyat İstikrar Fonu kaynaklarından sağlanan kredilerle gerçekleştirmektedir. Birlik, üretimdeki fazlalık nedeniyle, üreticinin olumsuz yönde etkilenmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Son üç yıl ortalamasına baktığımızda, Tariş Üzüm Birliği, ülkemiz üretiminin yaklaşık yüzde 26'sını alarak, yine, piyasada düzenleme görevini başarıyla yerine getirmektedir.

Çekirdeksiz kuru üzüm ihraç fiyatlarının son dört yıllık ortalamasına baktığımızda, ürünün, ülkemiz ihraç fiyatının 1 110 dolar/ton olduğunu görüyoruz; birliğin ihraç fiyatının ise, ortalama, 1 180 dolar/ton. Fiyatların açıklandığı tarihler itibariyle bir göz attığımızda, eylül ayı ortalama dolar kuru üzerinden Tariş, 1994 yılında 0,59; 1995 yılında 0,84; 1996, 1997 ve 1998 yıllarında da ortalama 0,95 dolar karşılığı fiyatla alım yapmıştır.

Tariş Üzüm Birliği, 1998-1999 ürün döneminde 260 000 TL/kilogram fiyatla 75 171 ton çekirdeksiz kuru üzüm satın almıştır. Söz konusu alıma ilişkin olarak, üreticilere 19,8 trilyon ödemede bulunulmuş olup, şu anda üreticilerin alacaklarında bir gecikme yoktur.

Alımların yüzde 21'i birlikçe karşılanmış olup, yüzde 79'u DFİF dediğimiz Destekleme Fiyat İstikrar Fonu kaynakları ve diğeri de Ziraat Bankası kredileriyle ödenmiştir.

Tariş Üzüm Birliği, 1998 yılı ülkemiz çekirdeksiz kuru üzüm rekoltesinin yüzde 30,1'ini almıştır. Tariş Üzüm Birliği, yine, 1998-1999 sezonunda, 15 Temmuz 1999 tarihi itibariyle 6 506 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihraç ederek, karşılığında 7 milyon 513 bin dolar tutarında döviz geliri elde etmiştir. Aynı dönemde içpiyasaya da 16,3 trilyon lira tutarında yaklaşık 59 bin ton ürün satışı gerçekleştirmiştir.

Tariş Üzüm Birliği, üreticiyi koruma amacına yönelik alımlarını yürütmekle birlikte, aldığı ürünün bir kısmını değerlendirirken sorunlar yaşamaktadır. Bu kapsamda Tariş ile Tekel arasında yapılan protokolle, Tekele, geçen dönemlerde 15 bin ton, Millî Savunma Bakanlığıyla yapılan protokolle de, bu Bakanlığa 2 bin ton civarında satış gerçekleştirmiştir.

Birliğimizce, 1999-2000 alım döneminde, yaklaşık 30 bin ton civarında bir stok devrolunacağı söylenmektedir; ancak, bu yıl, Amerika Birleşik Devletleri ve İran'da çekirdeksiz kuru üzüm rekoltesinin düşük olacağı tahmin edildiğinden, bu stok miktarının sorun yaratmayacağı tahmin ediliyor.

Öte yandan, çekirdeksiz kuru üzüm sınır ticareti kapsamından çıkarılmış olmasına rağmen, İran'dan ülkemize kaçak üzüm girişleri devam etmektedir. Bu durumsa, Birlik ve ülke stoklarının artmasına, fiyatın düşmesine, ülkemiz ürününün kalitesinin bozulmasına ve ihraç ettiğimiz ülke alıcılarının da şikâyetlerine neden olmaktadır.

İran'dan kaçak üzüm girişinin engellenmesi amacıyla, gümrüklerin disiplin altına alınması, girişlerde tam tespitin yapılması ve ayrıca, Tekel tarafından bu tür üzümlerin alınmaması konusunda dikkatli davranılması gerekmektedir. Bakanlığımız, bu hususlardaki tedbirleri almaya devam ediyor.

Önümüzdeki dönem için, çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin, ürünlerini makul fiyattan satabilmesi ve ihraç fiyatlarının düşürülmemesine yönelik olarak, Hazine imkânlarının da elverdiği ölçüde, gereken çalışmalar yapılacaktır.

Bu kampanya döneminde de bütün tedbirleri alacağımızı belirtiyor, Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum.

Gündemdışı üçüncü söz, tarım sigortası konusunda söz isteyen Osmaniye Milletvekili Sayın Birol Büyüköztürk'e aittir.

Buyurun Sayın Büyüköztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

3. – Osmaniye Milletvekili Birol Büyüköztürk’ün, çiftçilerin sorunlarına ve zorunlu tarım sigortasına ilişkin gündemdışı konuşması

BİROL BÜYÜKÖZTÜRK (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Türkiyemizdeki değişik nedenlerle zarar gören çiftçilerimizin sıkıntıdan kurtulması için öngördüğüm zorunlu tarım sigortası yapılması hakkında söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, kıymetli üyeler; bildiğiniz gibi, memleketimizde, değişik bölgelerde, değişik zamanlarda, kuraklık, dolu, sel baskını gibi sebeplerden ötürü çiftçilerimizin mahsulleri yok oluyor ve dolayısıyla, büyük bir maddî zarara giriyorlar. Ayrıca, bu nedenle, değişik kurumlardan aldıkları kredi borçlarını ödeyemez duruma gelerek büyük bir faiz borcu altına giriyorlar. Bu da, felaketin başlangıcı oluyor. Bunu bilen Tarım ve Köyişleri bakanları, zarar gören çiftçilerimizin tohumluk gider ihtiyaçlarını karşılıyor; ama, kredi borçlarının faizsiz ertelenmesi için yetki kendilerini aştığından dolayı, konuyu Bakanlar Kuruluna götürüyorlar, orada bazen kabul ediliyor bazen kabul edilmiyor. Tabiî, burada, Bakanlar Kurulu ve hükümetleri de suçlamak istemiyorum; onlar da, biliyor ve inanıyorum ki, yeterli maddî imkânlar olsa, bu talepleri karşılayacaklardır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; burada, sizlere bazı bilgiler sunmak istiyorum: 18 Nisandan bu yana; yani, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisimizde 85 gündemdışı konuşma yapılmış; bunun 21 tanesi, yani yaklaşık yüzde 24'ü çiftçilerimizin sorunlarıyla ilgili; ikinci sırada, 6 taneyle dışişleri gelmekte, diğerleri de yüzde 2 ve yüzde 1 diye gitmektedir.

Bu da göstermektedir ki, çiftçilerimizin afet ve diğer nedenlerden dolayı karşılaştıkları sorun, hiç de küçümsenmeyecek boyuttadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 1997 yılında, 57 bölgede, 161 786 çiftçi ve 8 833 673 dekar alan zarar görmüş; 1998 yılında ise 61 bölgede, 116 656 çiftçi ve 4 508 380 dekar alan zarar görmüştür. Memleketimizde, yaklaşık 40 milyon dekar alan sulanabilir, 45 milyon dekar alan sulamaya açılabilir durumdadır ve yaklaşık 90 milyon dekar alan da tarıma elverişlidir. Ayrıca, 50 milyon dekar alan da, nadasa kalacak şekildedir; yani, kısaca, yaklaşık 235 milyon dekar alan, tarım yapılabilecek şartlarda; ancak, 50 milyon dekar alan nadasa kaldığından, yaklaşık 185 milyon dekar alan her sene tarıma elverişli durumdadır.

Zarar gören alanları tarım yapılan alanlara oranlarsak, 1997 yılında, yüzde 4,5'i 1998 yılında da yüzde 2,4'ü zarar görmüştür. Bu da göstermektedir ki, zorunlu tarım sigortası yapılarak, dekar başına çiftçilerden alınacak cüzî bir miktar ve devletin katkısıyla oluşacak olan, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı, Ziraat Bankası aracılığıyla zorunlu tarım sigortasında toplanacak para sayesinde, o yıl büyük bir felaketin eşiğine gelen mağdur çiftçilerimizi koruyarak, bir sosyal yaranın oluşmadan önlenmesi sağlanmış olacaktır.

Burada örnek olarak, zorunlu taşıt sigortasını da verebiliriz. Taşıtlarda kasko sigortası olduğu gibi, bir de, zorunlu taşıt sigortası işlemi var. Bu, taşıtların kazalarda hata oranı kadar birbirlerinin zararlarını karşılayarak, kısmî bir rahatlama sağlamaktadır. Tarım sigortasında da, ürünleri oluşacak muhtemel miktar ve gelirine göre sigorta yapılmaktadır. Bu, taşıtlardaki kasko gibi, biraz da maddî yönden ağır geldiğinden, çiftçilerimizin büyük çoğunluğu bu sigortayı yaptırmamaktadır; ama, zorunlu tarım sigortası uygulamasıyla, çiftçiden alınacak cüzî bir miktar ile devletin katkıları da eklendiğinde oluşacak olan zorunlu tarım sigortası, çiftçilerimize rahatlama sağlayarak, muhtemel felaketleri de hafifletilecektir.

Sayın Başkan, sayın üyeler; tüm bu bilgilerin ışığı altında, devamlı olarak çiftçilerimizin başına böyle afetler geldiğinde, yok Tarım Bakanı ilgilenecek mi, yok hükümet bu talebi karşılayacak mı diye çiftçilerimizin kara kara düşünmelerini önlemek için, bir an önce zorunlu tarım sigortasına geçiş yapılarak, davulu eline verip tokmağını sakladığımız Tarım ve Köyişleri Bakanlığına tokmağı vermiş olmuyoruz; ama, yine de, ince bir çubuk vererek, kısmî ses getirmesini sağlamış oluruz diyerek, Yüksek Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, böylece, üçüncü gündemdışı söz de tamamlanmış oldu.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Bir genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 20 arkadaşının, Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler ve uygulanan politikalarla ilgili olarak genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/4)

10.8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son zamanlarda Kuzey Irak'ta Türkiye'nin millî güvenliğini yakından ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Yaşanan bu gelişmeler, kaydedilen merhaleler, endişe ederiz ki, ülkeyi bir gün bir emrivaki ile karşı karşıya bırakabilir. O sebeple, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu gelişmelerin ve uyguladığımız politikaların gözden geçirilmesinde, gerekiyorsa, yeni politikaların Türkiye Büyük Millet Meclisince belirlenmesinde millî bir zaruret olduğu kanaatini taşıyoruz. Bu konuda kendimizi tarihimize, milletimize ve devletimize karşı sorumlu hissediyoruz.

Bu sebeple, Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 102 ve 103 üncü maddelerine göre, öncelikle ve ivedilikle bir genel görüşme açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

1.- Cemil Çiçek (Ankara)

2.-Bülent Arınç (Manisa)

3.-Şükrü Ünal (Osmaniye)

4 - Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)

5 - Azmi Ateş (İstanbul)

6 - Fahrettin Kukaracı (Erzurum)

7 - Mehmet Çiçek (Yozgat)

8 - Sabahattin Yıldız (Muş)

9 - Mehmet Bekaroğlu (Rize)

10 - Mahmut Göksu (Adıyaman)

11 - Mehmet Ali Şahin (İstanbul)

12 - Mehmet Özyol (Adıyaman)

13 - Süleyman Akif Gülle (Amasya)

14 - Metin Kalkan (Hatay)

15 - Maliki Ejder Arvas (Van)

16 - Musa Uzunkaya (Samsun)

17 - Rıza Ulucak (Ankara)

18 - Mustafa Geçer (Hatay)

19 - Ahmet Sünnetçioğlu (Bursa)

20 - Mustafa Niyazi Yanmaz (Şanlıurfa)

21 - Avni Doğan (Kahramanmaraş)

Gerekçe :

Türkiye, birkaç yıldan beri, içpolitika sorunları, seçimler, yeni hükümet çalışmaları, ekonomik ve sosyal rahatsızlıklarla uğraşırken, dışpolitikada çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle Kuzey Irak'ta meydana gelen gelişmeler, ABD'nin inisiyatifinde ve hatta yönlendirmesinde başlayan süreç, Türkiye'nin millî güvenliğini, toprak bütünlüğünü, hatta bu süreç başarıyla tamamlanırsa, devletin üniter yapısını etkileyecek bir mahiyet ve derinlik kazanmaktadır.

Kuzey Irak'daki aşiret reisleri Barzani ve Talabani sık sık ABD'ye çağrılmakta, aralarındaki ihtilaf sona erdirilerek Kuzey Irak için yeni bir statünün tesisi noktasında yoğun çabalar harcanmaktadır. Bunda da epey mesafe alındığı da aşikârdır. Nitekim, bu bölgede seçimler yapılmakta, parlamento ve hükümet kurulmaktadır. İçgüvenliği sağlayacak birimler oluşmuş bulunmaktadır. İhtilaflar, bu bölgede, Irak kanunlarına göre değil yerel anlayış ve kurallara göre çoğu zaman çözülmektedir. Barzani ve Talabani'nin silahlı güçleri, giderek, silahlı kuvvetler standardına yükseltilmektedir.

Bunlara ilaveten, geçtiğimiz günlerde Barzani'nin yeni bir bayrak çekeceği ve millî marşını da ilan edeceği açıklanmıştır. Bir süre sonra da kendi adına para basacağı iddiaları vardır.

Bütün bu gelişmelerin nereye gittiği açıktır. Türkiye'nin çoğu zaman bu konuda yeterli bir müdahalede bulunduğunu söylemek de mümkün değildir. Ortadoğu'da başlayan barış süreci bir süre sonra bu bölgede müstakil bir devletin kurulmasına yardımcı olabilir. Türkiye, bir başka bölgede uğraşırken, Kuzey Irak'ta bir emrivaki ile karşı karşıya kalabilir.

Türkiye Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, Kuzey Irak'taki Türkmen varlığını ve neticede kendi millî güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve üniter devlet yapısını koruyabilmesi açısından Kuzey Irak'ta olup bitenleri ciddiyetle takip etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin olumlu katkılarının sağlanması, uyguladığı politikaları bir de Türkiye Millet Meclisinin zemininde gözden geçirmesi şarttır.

Bu genel görüşme önergesi böyle bir maksadın temini için verilmiştir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemdeki yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş tezkeleri vadır; sırasıyla okutuyorum :

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında kurulan Ortaklık Konseyinin 19 Temmuz 1999 tarihinde Lefkoşa’da yapılan üçüncü toplantısına ve 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı 25 inci yıl kutlamalarına katılmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yapılan resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi (3/336)

10.08.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti arasında kurulan Ortaklık Konseyinin 19 Temmuz 1999 tarihinde Lefkoşa'da yapılan 3 üncü toplantısına ve 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı 25 inci yıl kutlamalarına katılmak üzere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yapılan resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederiz.

Bülent Ecevit

Başbakan

Ali Ilıksoy (Gaziantep)

Murat Sökmenoğlu (İstanbul)

Mehmet Vecdi Gönül (Kocaeli)

Aydın Tümen (Ankara)

Ali Güngör (İçel)

Turhan Güven (İçel)

İsmail Kahraman (İstanbul)

Işılay Saygın (İzmir)

Cumali Durmuş (Kocaeli)

Fehim Adak (Mardin)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, tezkerenin oylamasında karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresini oylarınıza sunacağım; ancak, karar yetersayısının aranılması istendiği için de, oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, 5 dakika süre vereceğim, bu süre zarfında, Başbakanlık tezkeresini kabul edenler ve kabul etmeyenler, oylarını, elektronik oylamayla, lütfen, belli etsinler.

Elektronik cihaza giremeyenler, lütfen, yardım istesinler.

Vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar, lütfen, usulüne göre oylarını kullansınlar.

Oylamayı başlatıyorum

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; tezkere kabul edilmiştir. (DSP, ANAP MHP ve FP ve sıralarından alkışlar)

İkinci tezkereyi okutuyorum:

2. – Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in, vaki davete icabetle Kırgızistan’a yaptığı resmî ziyarete, Muğla Milletvekili Metin Ergun’un da dahil edilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi (3/337)

10.08.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp'in, vaki davete icabetle, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 20-24 Temmuz 1999 tarihlerinde Kırgızistan'a yaptığı resmî ziyarete, Muğla Milletvekili Metin Ergun'un da iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Bülent Ecevit

Başbakan

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tezkere kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Malumları olduğu üzere, gündemin 1 inci sırasında, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Ecevit, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Sayın Mesut Yılmaz ve 282 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu raporu yer almaktadır.

Teklifin birinci görüşmesi, 11 Ağustos 1999 Çarşamba günü, saat 03.54'te bitmiştir.

İçtüzüğün 93 üncü maddesinde, Anayasanın değiştirilmesine dair tekliflerin ikinci görüşmesine, birinci görüşmenin bitiminden 48 saat geçmeden başlanamayacağı hükmü yer almaktadır. Bu sebeple, teklifin ikinci görüşmesine başlayamıyoruz.

Gündemin 2 nci sırasında yer alan, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya'nın Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/258) (S. Sayısı : 136) (Devam) (1)

BAŞKAN – Komisyon?.. Hazır.

Hükümet?.. Hazır.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Hatırlanacağı üzere, geçen birleşimde, teklifin 3 üncü maddesi kabul edilmişti; şimdi, teklifin 4 üncü maddesini okutuyorum:

MADDE 4.—Siyasî Partiler Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiş ve ikinci fıkrasının (b) bendinin (6) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

“Onsekiz yaşını dolduran, medenî ve siyasî hakları kullanma ehliyetine sahip bulunan her Türk vatandaşı bir siyasî partiye üye olabilir.

Ancak;

a) Hâkimler ve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasî partilere üye olamazlar.”

“Yükseköğretim elemanları, yasaklamanın dışındadır. Bunlar hakkında Yükseköğretim Kanunu uygulanır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, Grubum adına ben konuşacağım efendim.

(1) 136 S. Sayılı Basmayazı 11.8.1999 tarihli 47 nci Birleşim tutanağına eklidir.

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 4 üncü maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, şahsım ve Partim adına, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz bu kanun teklifi, aslında 1995 yılında, özellikle Anayasamızda yapılan birkısım değişikliklerden sonra, yasalarda yapılması gereken yeni düzenlemeleri ihtiva etmektedir. Anayasamızın 1995 yılında 4121 sayılı Kanunla yapılan değişikliğinde, 68 ve 69 uncu maddelere açıklık getirilmiş ve siyasî partilerin Türk demokrasisindeki yeriyle ilgili daha açık, daha berrak, daha şeffaf bir şekilde ve daha işler bir hale getirilmesine yönelik bir gayretin içerisinde olunmuştur. O sebeple, bu getirilen kanun, aslında, 1995 yılında Anayasada yapılmış olan değişikliğin bir sonucu ve bir uyum yasası olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Görüşmekte olduğumuz bu 4 üncü maddeyle, Siyasî Partiler Kanununun, siyasî partilere üye olma esasını düzenleyen 11 inci maddesinde bazı değişiklikler yapılmakta ve bazı ilaveler getirilmekte ve bazı hükümlerini de yürürlükten kaldırmaktadır.

Bilindiği gibi, 2820 sayılı Kanunun 11 inci maddesine göre, 21 yaşını doldurmuş, medenî ve siyasî hakları kullanma ehliyetine sahip bulunan her Türk vatandaşının bir siyasî partiye üye olabileceğine dair hüküm ihtiva etmekteydi. Bu kanun maddesi halen yürürlükte; ama Anayasamızda 18 yaş getirilmiş ve 18 yaşına basmış olan ve medenî ve siyasî hakları kullanma ehliyetine sahip olan her kişinin bir siyasî partiye üye olabileceğini hükme bağlamıştır. Görülüyor ki, Anayasayla yasa arasında bir tenakuz söz konusu olmaktadır.

İşte, bu noktadan hareket etmek suretiyle 68 inci maddenin birinci fıkrasında "parti üyeleri olabilmek için 18 yaşını doldurmuş olmak gerekir" hükmü böyle bir yasanın çıkmasına da özellikle neden olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasada yapılan değişiklikler çerçevesinde, Siyasî Partiler Kanununda yapılan diğer bir değişiklik ise, yükseköğretim üyelerine, Yüksek Öğretim Kanunu hükümleri içerisinde siyasî partilere üye olmalarına imkân da tanımaktadır. Diğer yandan, yükseköğretim öğrencilerinin de istemleri halinde siyasî partilere üye olmalarına da fırsat verilmektedir ve bütün bunların hepsinin gerçekleştirilebilmesi için, Yüksek Öğretim Kanununda özellikle bir değişiklik yapmak suretiyle, hangi hallerde ve nerelerde görev yapacağı da yine hükme bağlanması gerekmektedir.

Sonuç olarak, müzakere etmekte olduğumuz 4 üncü madde, Siyasî Partiler Kanununun 11 inci maddesi olumlu yönden değerlendirilmekte, siyasî partilere üyelik yaşı 18'e indirilmekte ve siyasî partilere üye olamayacaklar da, yine, Anayasanın 68 inci maddesinde ifadesini bulan yargı mensupları ve özellikle Silahlı Kuvvetler mensuplarının olamayacağı hususundaki konuyu da yine hükme bağlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasî partiler, demokrasinin en önemli unsuru, vazgeçilmez temel ögesidir. Siyasî partiler, özellikle demokrasinin yaşatılmasını sağlayan en önemli örgütlerdir. Demokrasi, 20 inci Asrın bütün insanlığa hediye ettiği en önemli emanetidir. Dolayısıyla, demokrasiyi 20 inci Asırda aldığımız noktadan, 21 inci Asırda toplumların bilim ve teknolojide rekabet edebileceği, yarışabileceği bir ortamda daha ileri noktalara götürmek bütün toplumların, bütün milletlerin ana hedefi olması gerekir ve öyledir de. Aksi halde, demokrasinin olmadığı yerde, insan haysiyetinden de bahsetmek mümkün değildir. insanların, özellikle yaradılmışların en mütekâmili olduğu noktasından hareket etmek suretiyle, çağımızda ve gelecek çağlarda da hür ve bağımsız yaşayabilmesi için mutlak surette demokrasinin tüm unsurlarıyla gerçekleşmesi ve uygulanması gerekmektedir. İnsan hak ve hürriyetleriyle güçlendirilmiş olan bir demokrasi, bütün toplumların da hedefidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasî partiler, aslında, partiler demokrasisini yaşatan temel unsurdur ve bir demokrasi, siyasî partisiz olamaz. Siyasî partilerin olmadığı yerde demokrasiden bahsetmek mümkün değildir; ama, siyasî partiler, bazen, demokrasinin ölümüne neden olabilecek birkısım davranışlar da sergileyebilmektedir, bunu kabul etmek lazım. O halde, yapılması gereken şey ne? Siyasî partilerin mevcudiyetlerinin sebebi olan ortamı korumak ve özellikle kendilerini meydana getiren o düzenlemelerin hepsine uymak ve bu suretle de, var oluş sebeplerini, gerçekten, hiçbir surette unutmamaları lazımdır. Eğer siyasî partiler var oluş sebeplerini unuturlarsa, eğer siyasî partiler korumak durumunda oldukları demokrasiyi o ülkede yok edecek birkısım davranışlar sergilerlerse, orada sonuç almak mümkün değil; önce kendilerine, sonra da temsil ettikleri toplumlara büyük zarar verirler.

Bu itibarla, siyasî partilerin, kendilerine dönük, hem iç bünyelerinde parti içi demokrasiyi yaşatmaları gerektiği gibi, dışa dönük de, mensup oldukları toplumun tüm demokratik ilkelerini yaşatmaları, geliştirmeleri, statükocu değil, daha dinamik, daha aktif ve daha evrensel boyutta meseleleri tahlil ve değerlendirmeleri de gerekir. Partinin en önemli özelliği de budur.

Eğer bir yerde parti varsa, o, çoksesliliğin bir ifadesidir. Bir toplum düşünün, o toplumun içerisinde çeşitli düşünceler vardır, ihtiyaçlar vardır ve bu ihtiyaçların giderilmesiyle ilgili çareler vardır. İşte, gerek o toplumun içerisindeki ihtiyaçlar, düşünce ve fikirler ve gerekse onların çözüm önerilerini ortaya koyan temel örgütler de siyasî partilerdir.

O halde, biz, bir taraftan siyasî partileri mutlaka koruyacağız; ama, siyasî partilerin de, temsil ettikleri görüşün, düşüncenin ve var oldukları toplumun veya ülkenin düzenine ve nizamına uymak ve ona göre hareket etmek mecburiyetinde olduklarını da unutmamaları gerekir.

İşte, siyasî partilerin bir diğer noktası da; özellikle, bir programa bağlı olmalarıdır, sözleridir ve taahhütleridir. Eğer, bir siyasal parti, seçime gittiği zaman veyahut seçimden önce, topluma yansıttığı fikirleriyle bir taahhütte bulunuyor, bir program ifade ediyor, sözler veriyor ve sonra da bunları yerine getirmiyorsa, onlar da demokrasiye zarar verir ve aynı zamanda, gerçekten, halkı dikkate almamaya neden olur. Bu da, bir güvensizlik işaretidir; güvenin olmadığı yerde, demokrasi zaafa uğrar.

Değerli milletvekilleri, bugün üzerinde durduğumuz nokta şudur: Demokrasi, tam demokrasi ve demokrasiyi gerçekleştirmenin ana hedefi insan, insanın huzur ve güvenini temin etmek, refahını sağlamak; ama, bütün bunların hepsini gerçekleştirirken de, siyasî partileri de korumaktır.

Ancak, demokrasinin mabedi, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisinin hükmî şahsiyetini rencide edecek birkısım yazılara, değerlendirmelere neden olursak; eğer, birkısım siyasal partilerin tutum ve davranışları, halkın beklentilerine, halka vaat ettikleri şartlar içerisinde yerine getirmeyecek bir anlayışı sergilerlerse, o zaman, hem o demokrasiye zarar veririz hem milletvekillerine zarar veririz hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin güven yitirmesine neden oluruz. Netice itibariyle, en büyük zararı demokrasiye vermiş oluruz.

Bu itibarla, ben, altını çizerek belirtmek istiyorum; partisiz bir rejim, kesinlikle demokrasi olamaz, çokpartili rejim demokrasidir; ama, demokraside, siyasal partilerin kendisini mutlak suretle ifade etmesi gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Siyasî Partiler Kanununa bakıyorsunuz, bir partiye üye olan vatandaş, birden fazla partiye üye... Ben yaşadım, öyle zannediyorum ki, birkısım milletvekili arkadaşımız da yaşadı; vatandaş geliyor, cebinden cüzdanını çıkarıyor, bir bakıyor, kartlar arasında Doğru Yol Partisinin üye kartını gösteriyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bedük, sürenize 2 dakika ilave ediyorum, buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Diyorum ki "o cüzdanınızda başka kartlar da var, ona bakabilir miyim?" Bakıyorsunuz, DSP de var, MHP de var, Fazilet de var, ANAP da var, Cumhuriyet Halk Partisinin kartını da gördüm; biz, bunları yaşadık.

Değerli milletvekilleri, size bir şey daha ifade edeyim: Bir önseçim yapılır; önseçimde oy kullanacak kişileri takip edersiniz, o oy kullanan kişiler, inanın, başka başka siyasal partilere mensup. Benim başımdan geçen, bizzat takip ettiğim bir ildeki önseçimde, Cumhuriyet Halk Partisinin bir ilçedeki ikinci başkanı bizde oy kullanmaya geldi, "ben üyeyim, eskiden öyleydim, siz de kaydetmişsiniz" dedi.

Değerli arkadaşlar, netice itibariyle şunu söylemek istiyorum: Demokrasiyi tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için, siyasal partilerin ,kendi iç düzenini, sağlıklı kayıtlarını ve sağlıklı altyapılarını mutlaka hazırlamaları lazım. Bu sağlıklı altyapı olmadığı takdirde, partiler, gerçekten, kendileriyle ilgili değerlendirmeleri yapamayacakları gibi, kendi iç bünyelerindeki demokrasiyi de gerçekleştiremezler, parti içi demokrasiyi de gerçekleştiremezler. O itibarla, üye kayıtlarının yenilenmesi şarttır.

Üye kayıtlarının yenilenmesiyle birlikte, özellikle hâkimlerin nezaretinde üye kayıtlarının yapılması ve daha sonra delege seçimlerinin yine hâkim nezaretinde yapılması, delegelerin de belediye başkanları ve milletvekillerini, yine hâkim nezaretinde tespit etmesi gerekir. Böylelikle, gerçekten, tabana dayanan bir milletvekilinin, tabana dayanan ve katılımcı demokrasinin daha ağır bastığı bir parlamenter sistemi, bir demokratik sistemi Türkiye'de de gerçekleştirmiş olabileceğimiz kanaatini taşıyoruz. O itibarla, biz ikinci demokrasi programına bunları koyduk. Hatta, siyasî parti genel başkanları 5 olağan kongrede seçildikten sonra, bir daha seçilmemesi hususunda da bir madde koyduk. Bu suretle lider sultasını ortadan kaldıracak bir anlayışı, ikinci demokrasi programına yerleştirmiş bulunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Bunu da Sayın Çiller, bizzat kendisi koydurdu.

BAŞKAN – Sayın Bedük, lütfen tamamlayınız efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte, bu anlayış içerisinde, gelişen toplumun, gelişen çağın ortaya koyduğu birkısım demokratik ilkeleri, Türk demokrasisine, Türk yönetimine, Türk parlamenter sistemine de getirmek, hepimizin boynunun borcudur.

Bu anlayış içerisinde, Siyasî Partiler Kanunu Teklifinin 4 üncü maddesine olumlu baktığımızı belirtiyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bedük.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına olan söz taleplerini sırasıyla okuyorum:

İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya, Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş, Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin ve Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik.

İlk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak'ın.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasî partiler,. demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Dolayısıyla, bu yolda atılan adımlar, doğru yolda atılan adımlardır.

Hepinizi tebrik ediyor, sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya?.. Yok.

Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş?.. Yok.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan?.. Yok.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç; buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Siyasî Partiler Kanunu gibi çok önemli bir kanunu müzakere ediyoruz.

Aslında, benim bu teklif üzerinde yaptığım konuşmalar, Siyasî Partiler Kanunu Teklifini engellemek için değil, bunun arkasından gelecek Sosyal Sigortalar Kanunu Tasarısıyla ilgili engellemeye öncülük etmektir. Tabiî, bu teklif, Fazilet Partili arkadaşlarımızı çok yakından ilgilendirmeseydi, onlar da bunu herhalde bu şekilde rahat rahat geçirmezlerdi. Nitekim, dün, Vergi Yasası geçti; baktım, hiç konuşmadılar. Bakıyorum, bu kanunun da çok süratle geçmesi için sabırsızlık içindeler. Tabiî, biz aynı düşüncede değiliz, onu, peşinen söyleyeyim. Bizim amacımız engellemek değil; ama, daha sonra gelen kanun tasarısının geçmesini engellemek; çünkü, bu tasarının karşısında bütün emek kesimi var. Bu emek kesiminin istekleri karşısında, burada, tasarıyı kolay kolay geçirmemeleri için, bu kanun tasarısında da normal olarak hakkımızı kullanıyoruz; bundan dolayı da kimsenin bize kızmaması gerekir; ama, kızarlarsa da, ben de kendilerine kırılmam.

Değerli milletvekilleri, bu, siyasî partilere üye olmayla ilgili 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun değişikliği; yani, Anayasadaki değişikliğe uygun olarak yapılan bir uyum kanunudur. Biliyorsunuz, 1982 Anayasası, siyasî partilere üye olmayı çok dar bir kadroya inhisar ettirmişti. İşte, öğrenci üye olamıyor, öğretim görevlisi olamıyor, belirli kamu görevlileri olamıyor; dolayısıyla, üyeliği, kala kala, sokaktaki, yani çalışan esnaf ve emekli memurlara bırakmışlardı. Bu, tabiî, Türkiye'deki katılımcılığı büyük miktarda tahrip eden; yani, siyasî partilerin bünyesinde var olması gereken çoğulculuk ve katılımcılık ilkesini yok eden bir düzenlemeydi.

Bu kanun teklifiyle, Anayasada son yapılan değişiklikle, özellikle yükseköğretim gören gençlerin, üniversite hocalarının; ki, bu iki potansiyel bir siyasî partinin bünyesinde çok önemlidir; çünkü, hem gençliği siyasî partiye kazandıyoruz hem de öğretim görevlilerini. Biliyorsunuz, 1980 öncesindeki birçok partinin yönetim kurullarında, denetim kurullarında öğretim görevlileri, üniversitede ders veren hocalarımız vardı. Bunlar, siyasî partilere büyük bir dinamizim kazandırıyorlardı. Dolayısıyla, siyasî partileri böyle bir kaynaktan yoksun bırakmak, siyasî partilerin siyasî faaliyette bulunmasına engel olabilecek önemli birtakım engeller getirmekti; bu da rejime çok büyük sıkıntılar yaratıyordu.

Bilgiden beslenmeyen, ilimden beslenmeyen bir siyasî parti bilgi yoksunuysa, dolayısıyla, dünyadaki gelişmelerden yoksunsa -ki, bunların en güzel takipçisi üniversite hocalarıdır- bunların, siyasî partilerin yönetim kadrolarına aksetmemesi, o siyasî partinin memleketteki birçok şeyden habersiz olması, hatta, doğru dürüst bir program yapmaması, siyasî partilerin bünyesindeki birçok dar kadronun oluşması ve üretim yapmaması, bu sebepten meydana geldi. Bu kanun teklifi, tabiî, bunları önlemek için getirilen çok önemli bir adımdır. Keşke, bugün değil de bundan on sene önce getirilseydi; hiç olmazsa, siyasî partilerimiz içindeki bu üretimsizlik, bilgisizlik ortadan kalkardı; belki de, siyasî partilerin, şu aşamada, Parlamentonun şu kadrosunda, Türkiye'ye, daha sağlıklı, daha isabetli hizmet edebilecek kadroları oluşurdu. Yine de, şu safhada bunun getirilmesi bir kazanımdır.

Ancak, şurada bir şey belirtmek istiyorum. Son zamanlarda, özellikle hâkimlerin, siyasî partilerle ilgili konularda, ben, bir hususu kabul etmiyorum. Özellikle, bakıyorsunuz, bir hâkim veya bir Yargıtay üyesi, geliyor, bir siyasî partiden aday oluyur, ondan sonra dönüyor, tekrar, eski görevine geliyor.

Değerli arkadaşlarım, bence, bu, adalet mekanizmasının sağlıklı çalışmasını engelleyen bir konudur. Bir kişi Yargıtay üyesi ise, hâkim ise, gelip, bir siyasî partiden aday olduktan sonra, bana göre, hâkimlikten çekilmesi lazım. Aksi takdirde, siyasî düşüncesi açık olan bir hâkim, ne kadar dürüst karar verirse versin, ne kadar tarafsız karar verirse versin, daima, denilir ki, bu, bağlı olduğu siyasî partinin düşünceleri paralelinde oy verir. Bu da, bence, yargı mensubu gibi, hâkimler gibi, olgun, dolgun, tarafsız, bilgili bir meslek mensubunu zedeleyen bir görüntüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, sürenize 1 dakika ilave ediyorum.

Buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bence, siyaset yapmak, hâkimlerin de, savcıların da doğal hakkıdır; ama, hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği tarafsızlık görüntüsünün çevrede zedelenmemesi için, bu arkadaşlarımızdan, hakikaten, hâkimlik ve savcılık statüsünde olup da siyasete atılanların, tekrar mesleğe dönmemesi lazım. Nitekim, ben, 1980'lerde, siyasî konulardaki düşüncelerimi belli ettikten sonra, o zaman Danıştay savcısıydım, daha, çok genç olmama rağmen, bu düşünceyle Danıştaya gidip bir daha göreve başlamadım. Ben, orada, ne kadar tarafsız karar verirsem vereyim, insanlar, bize, işte, belli bir düşüncenin insanıdır diye, verdiğimiz kararlara şüpheyle bakar.

Bazı arkadaşlarımız gülüyor... Bunları kavramak için, memleketin bazı gerçeklerini anlayacak kabiliyette olmak lazım. Bunları anlamayınca da, tabîi, bizim söylediklerimize gülüyorsunuz. Ben, doğruları söylediğime inanıyorum.

Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, 4 üncü madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5. —Siyasî Partiler Kanununun 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 31. —Siyasî partilerin merkez teşkilâtı Ankara il merkezinde; il ve ilçe teşkilâtları, ilgili il ve ilçe merkezlerinde; belde teşkilâtları, il ve ilçe merkezleri hariç olmak üzere, belediye teşkilâtı olan yerlerde; yan kuruluşları ve yurtdışı temsilcilikleri ise tüzüklerinde belirtilen yerlerde bulunur.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 5 inci madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Eskişehir Milletvekili Sayın Sadri Yıldırım ifade edeceklerdir.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi ve televizyonları başında bizi izleyen tüm vatandaşlarımı saygılarımla selamlıyorum.

Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin, kanunun 31 inci maddesini değiştiren 5 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Demokrasinin temel unsuru olan siyasî partiler, kurulurken, izin alınmadan kurulur; ancak, çalışmalarında, faaliyetlerinde kanunlara uygun olmaları gerekir. Her vatandaş siyasî parti kurabilir ve üye olabilir.

Siyasî partiler, insanların amme hizmetini görmelerini sağlayan siyasî kuruluşlardır. Siyasî partiler, millî iradenin temsil edildiği yerlerdir. Millî irade olmazsa demokrasiden bahsedilemez. Bir memlekette demokrasinin yerleşmesi ve o ülkenin demokratik ülke olabilmesi, ancak, çok partili devirle ve rejimle mümkün olur. Yani, 1'den fazla parti olmazsa, idareler, demokratik kurallar içinde çalışamaz. Öyleyse, siyasî partiler, demokratik rejimin işlemesini sağlayan unsurlardır. Daha doğrusu, toplumu, demokratik ve hukuk kuralları içinde ayakta tutan, siyasî partilerdir.

Değerli milletvekilleri, hepimizin partisi vardır. Siyasî partiler olmazsa, demokrasiden bahsetmek mümkün olmadığı gibi, halkın, millî iradenin oyuyla seçilip gelmek de mümkün olmaz. Öyleyse, hepimiz, siyasî partilerin önemini bilelim, eksikliklerini de tespit edelim ve çok yakında, Siyasî Partiler Kunununu yeniden gözden geçirelim.

Siyasî Partiler Kanununu, önseçimin ve üyelerin daha sıhhatli ve gerçekçi olması için, üye yazımını nazara alarak yeniden düzenleyelim. Hâkim huzurunda üyeyle seçim olabilmesi için gerçekçi üye yazımı yapalım. Bu da, ancak, seçim kurullarına bağlı olarak çalışacak siyasî sicil bürosu veya memurluğu kanalıyla mümkündür. Bu büroyu, 1'den fazla partiye kaydı önlemek için kuralım.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 5 inci maddeyle değiştirilen Siyasî Partiler Kanununun 31 inci maddesine göre, teşkilatlar düzenlenmiştir. Kurulan siyasî partiyi ayakta tutan teşkilatlardır. Siyasî partilere gerçekçi üye yazımını ve teşkilatlarının eksikliklerini düzenlemek, ancak -yukarıda belirttiğim gibi- Siyasî Partiler Kanununu yeniden düzenlemekle olur.

Kısacası, siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasî partiler, Anayasamızın İkinci Kısmının Dördüncü Bölümünde "Siyasî Haklar ve Ödevler" başlığıyla yer almış; 66 ncı maddesinde Türk vatandaşlığı, 67 nci maddesinde seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları düzenlenmiş. Seçme ve seçilme hakkına sahip her vatandaş, bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir denilmektedir. Yine, Anayasamızın 68 inci maddesinde siyasî partilerle ilgili hükümler düzenlenmiş. Buna göre; parti kurma, partilere girme ve partilerden çıkma, açık ve teferruatlı olarak düzenlenmiştir. Anayasamızın 69 uncu maddesinde, siyasî partilerin uyacakları esaslar düzenlenmiştir.

Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 5 inci maddesiyle, Siyasî Partiler Kanununun 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir...

Siyasî partilerin 1'den fazla olması, yani, çokpartili sistem, demokrasinin varlığının sebebidir.

Anayasamızın 2 nci maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Öyleyse, siyasî partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Madde 5'le değiştirilen 31 inci maddede "siyasî partilerin merkez teşkilatı Ankara il merkezinde" denilmiştir. Partilerin diyaloğu ve demokrasinin birlik ve beraberlik içinde yürümesi için bu uygundur.

Siyasî partilerin, Anayasada düzenlendiği ve hak verildiği halde, bu kanun teklifiyle, teşkilat kanunu olacaktır ve eksiklikler tamamlanacaktır. Ancak, partilerin binaları nerede olursa olsun, yani, beldelerde olsun, ilçelerde olsun, illerde olsun, merkezde olsun, Emniyet tarafından korunması gerekir ve korunmalıdır. Yine, 31 inci maddede yapılan önemli bir değişiklik de "yurtdışı temsilciliklerinin kuruluşu" denilmiştir ki, bu husus da demokratik bir adımdır; çünkü, yurt dışında bulunan işçilerimizin ve vatandaşlarımızın da hakları nedeniyle belirtilmiştir; bu husus da uygundur.

Değerli milletvekillleri, yine, bu teklifle yapılan değişiklikle, kadın kolları ile gençlik kolları düzenlenmiştir. Bunlar da, biliyorsunuz, demokrasinin birer unsurlarıdır.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanun teklifine, Türkiye'de demokrasinin kurumsallaşması ve siyasî partilerin demokratikleşmesi için, Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına olumlu oy vereceğimizi bildirir, Yüce Heyetinize saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahısları adına söz talebinde bulunan sayın milletvekillerini sırasıyla okuyorum: İstanbul milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak, Samsun milletvekili Sayın Musa Uzunkaya, Diyarbakır milletvekili Sayın Osman Aslan, Van milletvekili Sayın Fethullah Erbaş, Tunceli milletvekili Sayın Kamer Genç, İstanbul milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin, Ankara milletvekili Sayın Zeki Çelik.

Sırasıyla davet ediyorum.

İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı ıIıcak...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Efendim, ben, söz hakkımı, Sayın Mehmet Ali Şahin' e devrediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Mehmet Ali Şahin. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin bu çerçeve 5 inci maddesiyle, Siyasî Partiler Kanununun 31 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. 1995'te yapılan anayasa değişikliğiyle, artık, siyasî partilerimizin yan kuruluş yasağı kalkmış, yurt dışında da temsilcilik bulundurabilecekleri hükmü getirilmişti. Çok isabetli bir şekilde, geç de olsa, dört yıllık bir gecikmeden sonra da olsa, 1995'teki anayasa değişikliğine paralel olarak, Siyasî Partiler Kanunumuza bu değişiklik yansımaktadır. Siyasî hayatımıza, Türk demokrasisine ve siyasî partilerimize hayırlı olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya?..Yok.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Aslan, süreniz 5 dakikadır.

OSMAN ASLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan, Siyasî Partiler Yasasını değiştiren teklifin 5 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, demokrasi denilince ilk akla gelebilecek olgu, Siyasî Partiler Yasası ve siyasî oratamın istikrarıdır. İnsan hayatının her ortamında, her yer ve her zeminde, siyasetin, insan için vazgeçilmez müspet bir unsur olduğu herkesçe kabul edilmektedir. Özellikle, demokrasiyle idare edilen ülkelerde olduğu gibi, bugün, Türkiyemizde de, Siyasî Partiler Yasasının görüşülmesinin, demokraside eksik olan bir konunun giderilmesi konusunda atılmış bir adım olduğunu memnuniyetle ifade etmek isterim.

Siyasî Partiler Yasasıyla ilgili tadilatların yapılabilmesi için emek veren, bu konuyu gündeme getiren ve özellikle, Yüce Meclisin huzuruna getiren muhterem milletvekili arkadaşlarımıza, ağabeylerimize, bu konunun hassasiyetine binaen şükranlarımı, teşekkürlerimi sunar, hepinizi saygıyla selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Komisyona soru soracağım...

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fazilet Partili arkadaşlar beni engelleyince...Beni engelleyemezsiniz; bakın, soru soracağım...

Sayın Başkan, bu maddenin orijinalinde, matlabı, '"teşkilat merkezleri" diyor.

HASAN METİN (İzmir) – Böyle bir usul yok!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biraz dinleyin, ondan sonra öğreneceksiniz...

Şimdi "31 inci madde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir" diyoruz da, maddenin başlığı ne olacak? Bu, bir. ( "Mikrofona konuşsun" sesleri)

BAŞKAN – Cevap, mikrofondan verilecektir

KAMER GENÇ (Tunceli) –Evet, isterseniz, mikrofonu açarsanız, ben buradan....

BAŞKAN – Efendim açmakta sıkıntı var; zatıâlinizin sesi, maşallah, duyuluyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, bu maddenin matlabı "teşkilat merkezleri " dir. Komisyondan soruyorump; bu, ne olacaktır?

İkinci sorum...

Tek tek mi cevaplandıracak; yoksa, hepsini sorayım, ondan sonra mı cevaplandıracak?

BAŞKAN – Soru, Komisyonca anlaşıldı mı efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Soruyu anlayamadık efendim.

BAŞKAN – Soruyu tekrarlar mısınız; anlaşılmamış...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biliyorsunuz, maddenin orijinalinde, matlabı, teşkilat merkezileri... Siz "Siyasi Partiler Kanununun 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir" demişsiniz, maddenin başlığını almamışsınız. Maddeyi tam değiştirdiğinize göre, başlık ne olacak ? Bunu öğrenmek istiyorum.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Başlık, yine "teşkilat merkezleri" efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, orada kalacak... Tutanaklara geçsin diye söylüyorum.

İkinci sorum: Partilerin yan kuruluşları...Komisyon olarak, partilerin yan kuruluşları olarak hangilerini kabul ediyorsunuz? Yani, yan kuruluş olarak, kadın kolları ve gençlik kolları dışında herhangi bir yan kuruluş var mıdır yok mudur; varsa, bunlar nelerdir ?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Herhangi bir sınırlama getirilmemiştir "ve benzerleri denilmek suretiyle fevkalade geniş tutulmuştur; herhangi bir sınırlandırma yoktur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benzerleri, biraz tutanağa geçseydi; iyi olurdu.

Efendim, yurtdışı temsilcilikleri... Biliyorsunuz, siyasî partilerin yurt dışında para toplamaları, Türk tabiyetinde olmayan kişilerin bağışta bulunmaları yasaktır. Peki, yurt dışında teşkilat kuran partilerin, bu yasaklara aykırı gelir sağlayıp sağlamadığını nasıl kontrol edeceksiniz?

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Duyamıyoruz Sayın Başkan...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sağladıkları takdirde, nasıl bir tedbir almayı düşünüyorsunuz?

YAŞAR ERYILMAZ (Ağrı) – Kaç soru var!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bitmedi canım, daha sorularımız bitmedi.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Bununla ilgili düzenlemeler vardır. Bunlar, Siyasî Partiler Kanununa tabi olan hususlardır, yurtdışı yasaklara da tabidir. Söyleyeceklerimiz bunlardan ibaret.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sorularım daha bitmedi Sayın Başkan.

YAŞAR ERYILMAZ (Ağrı) – Ses gelmiyor, yazılı ver yazılı...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, efendim, bu değişiklik, siyasî partilerin tüzüklerinde belirtilir diyor. Biliyorsunuz, Siyasî Partiler Kanununa göre, siyasî partilerin tüzüklerini değiştirmeleri; ancak, büyük kongrenin görevindedir. Yani, büyük kongrenin görevinde olunca ve herhangi bir siyasî parti, kendi büyük kongresini yapmadıkça, bu değişiklikleri yapamaz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Bu konuyu düzenleyen geçici madde bulunmaktadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bir dakika; sonuna kadar söyleyeyim de...

Dolayısıyla, bazı partilerin kongreleri yakın bir tarihte, bazılarının, Siyasî Partiler Kanununun, üç yılda bir yapılır hükmü karşısında, bu kongreler yapılmadığı zaman -gerçi, siz, geçici madde diyorsunuz; ama, ben daha böyle bir şeye rastlamadım- bazı partiler de kongrelerinin toplanması için üç yıl beklemek zorundadırlar. Bu konuda bir kolaylık getirmeyi düşünüyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Bu, geçici madde konuşulurken tartışılacak bir husustur; geçici maddede bunlar düzenlenmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, arkadaşları daha fazla üzmemek için sorularımı burada kesiyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Nezaketinize teşekkür ediyoruz efendim.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Herhangi bir önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 6. —Siyasî Partiler Kanununun 61 inci maddesinin başlığı “Gelirler ve kaynakları” şeklinde değiştirilmiş ve aşağıdaki birinci fıkra eklenmiştir.

“Siyasî partilerin gelirleri amaçlarına aykırı olamaz.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere, Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın'a aittir.

Buyurun Sayın Akın. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 6 ncı maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Siyasî Partiler Kanununun 61 inci maddesini değiştiren söz konusu maddeyle, kanunun 61 inci maddesinin "Gelir Kaynakları" olan başlığı "Gelirler ve Kaynakları" şeklinde değiştirilmiş olmaktadır.

Anayasanın 69 uncu maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir" amir hükmü çerçevesinde, söz konusu teklif görüşülmektedir.

61 inci maddenin tamamına şöyle bir baktığımız zaman; "Siyasî partiler aşağıda belirtilen gelirleri elde edebilirler" denilerek; (a) bendine göre "Parti üyelerinden alınacak giriş aidatı ile üyelik aidatı"; (b) bendine göre "Partili milletvekillerinden alınacak milletvekili aidatı" denilerek, (h) bendine kadar sayılmış çeşitli gelir kaynaklarından oluşmaktadır.

Siyasal partiler, toplumun geniş kesimlerinin artan siyasal katılma ihtiyaçlarından doğmuşlardır, bu katılmanın daha da genişlemesine, etkilenleşmesine büyük katkıda bulunmuşlardır. O kadar ki, modern demokrasilerde, partiler olmaksızın düşünmeye imkân kalmamıştır. Partilerin faaliyetleri, siyasal demokrasiye sosyal ve ekonomik muhteva kazandırmaktadır. Diğer bir deyimle, partilerin, sosyal eşitliği daha geniş ölçüde gerçekleştirmekte büyük rol aldığı söylenebilir. Gerçekten, sosyal ve ekonomik bakımdan zayıf olan toplumların sosyal haklarını elde etmelerinde en önemli etken, bu sınıfların, siyasal partiler çerçevesinde giriştikleri örgütlenmiş siyasal eylemleri olmaktadır. Dolayısıyla, siyasal partiler, aynı zamanda, insanlara, millete hizmet etmekte bir araçtır. Bu araç, ülke lehine iyi bir şekilde kullanıldığı takdirde, iyi bir hizmet verilmiş olacaktır.

Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akın.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Kişisel söz talebinde bulanan sayın üyeleri -listeyi okumuyorum; çünkü, aynı liste- sırasıyla davet ediyorum.

Birinci sırada, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Ilıcak, süreniz 5 dakikadır.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, bu vesileyle, bazı gazetelerde çıkan pazarlık konusuna değinmek istiyorum. Hiç demokrasinin pazarlığı olur mu; demokrasi bir temel haktır ve Türk Milleti demokrasiye layıktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

İkinci söz talebi, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya'nın.

Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Uzunkaya, süreniz 5 dakikadır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanunundaki değişiklikle alakalı teklifin 6 ncı maddesindeki parti gelirlerinin amaçları dışında kullanılmamasının doğru ve halkı bir talep olduğuna inanıyor, Yüce Meclisin aynı duygularla maddeyi geçireceğine duyduğum saygıyla hepinizi selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte oldumuzun madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Herhangi bir önerge yoktur.

Maddeyi, Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 7. — Siyasî Partiler Kanununun 66 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Bağışlar

Madde 66. — Genel ve Katma bütçeli dairelerle mahallî idareler ve muhtarlıklar, kamu iktisadî teşebbüsleri, özel kanunla veya özel kanunla verilen yetkiye dayanılarak kurulmuş bankalar ve diğer kuruluşlar, kamu iktisadî teşebbüsü sayılmamakla beraber ödenmiş sermayesinin bir kısmı Devlete veya bu fıkrada adı geçen kurum, idare, teşebbüs, banka veya kuruluşlara ait müesseseler, siyasî partilere, hiçbir suretle taşınır veya taşınmazmal veya nakit veya haklar bağışlayamaz ve bu gibi mal veya hakların kullanılmasını bedelsiz olarak bırakamazlar; bağlı oldukları kanun hükümleri dışında siyasî partilere aynî hakların devrine dair tasarruflarda bulunamazlar. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları ile bunların üst kuruluşları, dernekler, vakıflar ve kooperatifler, özel kanunlarında yeralan hükümlere uymak koşuluyla siyasî partilere maddî yardım ve bağışta bulunabilirler.

Yukarıdaki fıkranın dışında kalan gerçek ve tüzel kişilerin her birinin bir siyasî partiye aynı yıl içerisinde iki milyar liradan fazla kıymette aynî veya nakdî bağışta bulunması yasaktır. Bağış veya bağışların bağışta bulunana veya yetkili temsilcisine veya vekiline ait olduğunun partice verilen makbuzda açıkça belirtilmesi gerekir. Böyle bir belgeye dayanılmaksızın siyasî partilerce bağış kabul edilemez.

Siyasî partiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden herhangi bir suretle aynî veya nakdî yardım ve bağış alamazlar.

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubunun madde üzerindeki görüşlerini Van Milletvekili Sayın Hüseyin Çelik ifade edeceklerdir.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 7 nci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Malum olduğu üzere, siyasî partiler sivil kuruluşlardır; gerek kuruluşları ve gerekse de kaynakları itibariyle, hazine yardımı aldıkları halde, kamusal alanın dışındadırlar ve olmak zorundadırlar. Belli ilke ve esaslar çerçevesinde devletin siyasî partilere yaptığı hazine yardımının dışında, devlet kuruluşlarının, genel ve katma bütçeli daireler, mahallî idareler, muhtarlıklar, KİT'ler ve ödenmiş sermayesinin bir kısmı devlete ait olan kurum, teşebbüs, banka veya diğer kuruluşların siyasî partilere yardım yapamaması son derece isabetlidir; çünkü, devlet, siyasî partiler karşısında hakem olma konumundadır. Demokrasilerde, sadece maddî değil, devlet, manevî olarak da bir partiye meyledemez, destek olamaz veya bir partinin karşısında yer alamaz. Devlet partisi veya devletten destekli parti anlayışı, son olarak, komünist ülkelerde mevcuttu ve bu da, günümüzde fiilî olarak ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bizim tarihimizde, özellikle, tek partili dönemlerde, devletle özdeşleşmiş olan partilerin bulunması, aslında, onların yaptıkları, tek partili dönemde yapılan icraatların toplumu son derece rahatsız ve rencide etmiş olması, devletin partiler karşısında tarafsız ve mesafeli olması gereğinin bir tezahürüdür. Dolayısıyla, 22.4.1983 tarihinde çıkarılan Siyasî Partiler Kanununun 66 ncı maddesindeki bu anlamdaki hükümlerin, halihazırda ele aldığımız değişiklikte de korunuyor olması isabetlidir. Ancak, 12 Eylül darbesinden sonra, bütün toplum kesimlerine teşmil edilen depolitizasyon politikasının bir sonucu olarak, siyasî partilerle paralel kuruluşlar arasında yatay ilişkinin, maddî destek meselesinin yasaklanması antidemokratik bir uygulamaydı.

Meslek kuruluşlarının, işçi ve işveren sendikalarının, derneklerin, vakıfların, kooperatiflerin, 7 nci maddeyle getirilen değişiklikle, özel kanunlarında yer alan hükümlere uymak şartıyla siyasî partilere yardım ve bağışta bulunabilmelerinin sağlanması, demokratik bir tavır olduğu gibi, sivilleşme yönünde atılmış olumlu bir adımdır. Biz, Doğru Yol Partisi Grubu olarak, bu değişikliği destekliyoruz.

Gerçek ve tüzelkişilerin, aynı yıl içerisinde siyasî partilere 2 milyardan fazla nakdî ve aynî yardımda bulunamaması da, siyasî yozlaşmanın önüne geçilmesi açısından son derecede önemlidir. Kanunun eski şeklinde 50 milyon olarak belirtilen bu miktarın bu değişiklikle güncelleştirilmesi de rasyonel bir teşebbüstür.

Siyasette kirlenmenin gündemde olduğu bir dönemde, gerçek ve tüzelkişilerin siyasî partilere yaptıkları yardım ve bağışların sınırlı ve kontrollü olması, bir zarurettir. Aksi takdirde, yardım ve bağış adı altında siyasî partilere yapılan yardımlar, ülke yönetimine talip olan siyasî partilerin, şu veya bu şahsın vesayetine girmesini doğurabilir, böyle bir sonuç ortaya çıkarabilir. Yapılan nakdî ve aynî yardımların adının yardım veya bağış olması da çok önemli değildir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bildiğiniz gibi, eski hukukta bir prensip vardır. Eski hukuktaki bu prensip der ki: Tebdili esma ile hakikat tebeddül etmez" Yani, bugünkü Türkçeyle, isim değiştirmekle gerçeği değiştiremezsiniz. Bir şeyin adının ne olduğundan ziyade, o şeyin mahiyeti önemlidir. Yapılan bu şeyin adının yardım veya bağış olması mahiyetini değiştirmez. Bildiğiniz gibi, dünyanın çeşitli ülkelerinde, şahıslara, kuruluşlara veya kurumlara verilen bazı rüşvetler vardır. Ülkelere göre, bunların ismi değişiyor. Mesela, İran'da dolaştığınız zaman, sizden rüşvet isteyen insanlar, hiçbir zaman "bana rüşvet ver" demezler "bana yadigâr ver" derler; orada, rüşvetin adı "yadigâr"dır. Türkî cumhuriyetlerde rüşvetin adı "bene hörmet et" şeklindedir; orada da, rüşvetin adı "hörmet"tir. Adına ister "hediye" deyin ister "behiye" deyin ister "bağış" deyin ister "eşantiyon" deyin ne derseniz deyin... Bakın, Namık Kemal'in güzel bir tespiti var; Namık Kemal "simsiyah bir zenci karısına gülbeyaz adı takmakla beyazlatamazsınız" der. Yani, bir şeyin ismini değiştirmekle, ona başka isimler vermekle, o şeyin mahiyetini ve manasını değiştiremezsiniz.

Saygıdeğer milletvekilleri, siyasî kirlenmenin, siyasî yozlaşmanın gündemde olduğu, Parlamento üzerinde, siyasî partiler üzerinde spekülasyonların yapıldığı günümüzde, özel ve tüzelkişilerin siyasî partilerle olan ilişkileri, siyasî partilere yapmış oldukları yardımlar meselesi son derece hassas bir konundur.

Dolayısıyla, 7 nci maddeyle getirilmiş olan bu değişiklik, her ne kadar miktar ile ilgili ise de, ancak, bunların sınırlı ve kontrollü olması gerekmektedir. Aksi takdirde, ülke yönetimine talip olan partiler, ülke yönetimine talip olan siyasî kadrolar, bir başka kurumun, bir başka kişinin veya bir başka sermayenin vesayeti altına girer; bu da siyasetimiz için, demokrasimiz için ve ülkemiz için son derece olumsuz bir sonuç olur.

Bu vesileyle, Siyasî Partiler Kanunu, yeni şekliyle, demokrasimiz için, siyasî hayatımız için hayırlı olsun diyorum. En eski partimizin son derece genç olduğu, siyasî parti kapatmanın, siyasî partilere yönelik yaptırımların dünyanın hiçbir yerinde görülmediği kadar antidemokratik olduğu ülkemizde, Siyasî Partiler Kanununun, demokrasimiz için, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, Doğru Yol Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Grupları adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına söz sırası, Sayın Nazlı Ilıcak'ın.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, ben söz hakkımı Sayın Mehmet Ali Şahin'e devrediyorum.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz teklifin 7 nci maddesiyle, Siyasî Partiler Kanununun "Bağışlar" başlıklı 66 ncı maddesinde iki önemli değişiklik yapılıyor. Bunlardan birisi, bir yıl içerisinde bir gerçek ve tüzelkişi bir siyasî partiye 50 milyon liradan fazla yardım ve bağışta bulunamazken, bunun üst sınırı 2 milyara çıkarılıyor. Ayrıca, sivil toplum örgütlerinin de özel kanunlarındaki koşullara uyma şartıyla, siyasî partilere bağış yapabilecekleri hususu düzenleniyor. Böylece, sivil toplum örgütlerinin de siyasete ilgi duymalarının yolu açılıyor ki, demokrasimiz açısından bunun fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum ve diğer demokratik adımların da arkasından gelmesini temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Şahsı adına ikinci söz, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya'nın.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Vazgeçtim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan'ın.

Buyurun.

Sayın Aslan, süreniz 5 dakika.

OSMAN ASLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 7 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, şunu ifade etmek istiyorum: İnsanlara insanca yapılacak hizmetlerin huzur, refah ve mutluluk oluşumunun teminatı demokrasidir. Demokrasi hür iradenin ürünü, gerçek insan anlayışının en güzel mahsulüdür ve biz, bugün, bu güzellikler üzerinde görüşüyoruz. Demin de ifade ettiğim gibi, gerçekten mutluyuz, zannediyorum bütün arkadaşlarımız da mutludur.

Bu mutluluğu tekrar paylaşırken, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 7 nci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Herhangi bir önerge yoktur.

Maddeyi Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8.—Siyasî Partiler Kanununun 67 nci maddesinin başlığı ile birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Ticarî faaliyet, kredi ve borç alma yasağı”

“Siyasî partiler ticarî faaliyette bulunamazlar, kredi veya borç alamazlar.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen ifade edeceklerdir.

Buyurun efendim.

Sayın Dönen, süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 8 inci maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapılan Anayasa değişiklikleriyle ilgili uyum yasalarının Meclisten ittifakla çıkması, gerçekten, hepimizi memnun etmektedir. 1980 sonrası yasaklanan birçok hakkın yeniden elde edilmesi, yani, 1980 öncesine dönülebilmesi için, hiç olmazsa, bu değişiklikleri yapabilmek bizi mutlu etmektedir. Biz isterdik ki, Siyasî Partiler Yasası günün koşullarına göre yeniden düzenlensin ve demokrasinin bütün erdemlerini içinde taşıyan yeni bir yasa çıkarılsın.

Değerli arkadaşlarım, Siyasî Partiler Yasası, daha önce, feodal toplum ilişkilerinin hüküm sürdüğü dönemlerde çıkarılmış bir yasadır. Siyasî partilere bakacak olursak, o dönemin koşullarına göre örgütlenmişlerdir. Aslında, devlet de öyle örgütlenmiştir; yani, devletin merkezî örgütlenme biçiminin bir değişik versiyonu da siyasî partilerimizin örgütlenme biçimidir. Siyasî partilerimizin devlet gibi örgütlenmesinden kaynaklanan en büyük sıkıntı, siyasî partilerimizin değişen koşullara uyum gösterememeleri ve özellikle, toplumla, toplumun sorunlarıyla kucaklaşan bir anlayışı gündeme getirememeleridir.

Değerli arkadaşlarım, siyasî partilerin aldıkları oylara bakarsak, siyasî partiler yeni programlarla ortaya çıktıklarında, belirli dönemlerde çok yüksek oylar alırlar; ama, iktidarda kaldıkları sürede o oylarını hızla kaybetmeye başlarlar ve belirli bir oranın altına düşerler.

Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye'de en büyük partinin aldığı oy yüzde 21'dir veya 22'dir. Bu da gösteriyor ki, siyasî partilerin yaptıkları programlar, toplumun taleplerini karşılayacak nitelikte değildir veya o nitelikte, örgütlenmeleri gereği, toplumla iç içe giremedikleri için, toplumla uzlaşamadıkları için, kendi programlarını anlatamamışlardır.

Bugün, özellikle, sanayi-üretim ilişkisinin hâkim olduğu toplumumuzda, siyasî partilerimiz, daha yatay bir örgütlenme biçimini kabul etmek durumundalar. Eğer, bunları kabul edemezsek, bunları Siyasî Partiler Yasamıza uygulayamazsak, yine toplumun taleplerini karşılayacak programları, projeleri yapmakta zorlanırız; elit insanların yaptıkları projelerle toplumun karşısına çıkarız; bir müddet sonra da, onu uygulayamadığımızı görüp, oy kaybetmeye başlarız ve bundan da demokrasimiz yara alır.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Ankara'yı örnek verecek olursak, Ankara'da, "Siteler" diye tabir edilen organize sanayi bölgesinde 45 000 işyeri, aşağı yukarı 300 000 çalışan var; ama, hiçbir siyasî partinin, buralarda örgütlenme şansı yok, bunların talepleriyle, bunların sorunlarıyla ilgilenme şansı yok. İşte, siyasî partilerin örgütlenme yasaklarıyla ve özellikle, ekonomik kaynak elde etme yasaklarıyla dolu bu Siyasî Partiler Yasası, gerçekten, değerli arkadaşlarım, günümüzün koşullarına uygun gözükmemektedir. Bugünün koşullarında, elde edebildiğimiz nispette, 12 Eylül hukukunun ne kadarını üstümüzden kaldırabilirsek, onunla yetinmek zorunda olduğumuzu görüyorum bu yasa teklifinde.

Değerli arkadaşlarım, konuştuğumuz, özellikle görüştüğümüz 8 inci maddede, siyasî partiler kredi alamaz deniliyor. Devlet kredi alıyor, siyasî partiler niye kredi alamasın?! Yani, örneğin, geliriyle giderinin denk düşmediği bir noktada, siyasî partiler de, kredi, borç alabilmeli. Ha, siyasî partiler, bu yasağa rağmen borç almıyorlar mı; elbette ki, alıyorlar. Siyasî partiler, bu yasaklara rağmen, birtakım yerlerden daha yüksek bağışlar almıyorlar mı; alıyorlar. Çünkü, siyasî partilerin, bu yasada belirlenen şartlar doğrultusunda, bugünkü örgütlenme yapılarını bile sürdürebilmeleri mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, onun için, bizim görüşümüz, siyasî partilerin, daha ileri düzeyde bir siyasî partiler yasasına kavuşması ve Türk demokrasisinin temel taşları olan siyasî partilerimizin için, daha demokratik ortamda, daha açılımcı, toplumun bütün katmanlarıyla kucaklaşabilen, demokrasinin bütün kanallarını açmış yeni bir siyasî partiler yasasını getirmek, elbette ki gönlümüzden geçer; ama, bulduğumuzla yetinerek, 12 Eylül hukukunun bir ölçüde toplumun üstünden kaldırılmasını sağlayan bu yasa teklifine de destek veriyor, hepinizi saygılarla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dönen.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına, birinci sırada, Sayın Nazlı Ilıcak...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Talebimi geri aldım efendim.

BAŞKAN – Bu madde için talebinizi geri aldınız.

Sayın Musa Uzunkaya?..

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Efendim, ben de geri aldım.

BAŞKAN – Sayın Osman Aslan?..

OSMAN ASLAN (Diyarbakır) – Ben de talebimi geri aldım.

BAŞKAN – Sayın Fethullah Erbaş?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Geri aldım.

BAŞKAN – Sayın Kamer Genç, konuşacak mısınız efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşacağım efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede, siyasî partilere, ticarî faaliyet, kredi ve borç alma yasağı getiriliyor; "siyasî partiler, ticarî faaliyette bulunamazlar, kredi ve borç alamazlar" deniliyor. Şimdi, bu madde, tabiî, öteden beri, siyasî partilerin, sermayeden özgür, sermayedarın emrine girmeden siyasî faaliyette bulunması için getirilen bir maddedir. Tabiî, siyasî partilerin özgür iradesiyle siyasî faaliyette bulunması için, Anayasa koyucu ve kanun koyucu, siyasî partilere devletin yardım etmesini öngörmüştür. Aksi takdirde -ama tabiî fiiliyat böyle midir- siyasî partiler, birtakım holdinglerin emrine girer; ki, maalesef giriliyor da çağımızda. Büyük sermaye grupları, siyasî partilere, onlar üzerinde söz sahibi olabilecekleri kadar büyük ekonomik yardımlar yapmaktadırlar ve gizli yardımlar yapılmaktadır. Bu, siyasî partiler ticarî faaliyette bulunamazlar, kredi veya borç alamazlar yolundaki hüküm niye uygulanmıyor? Tabiî ki, siyasî partilerin hesaplarının denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmaktadır, Anayasa Mahkemesi bu konudaki denetim görevini, bana göre, sağlıklı yapmamaktadır.

Bir bakıyorsunuz, bir siyasî parti seçimlerde trilyonlar harcıyor, altınlar dağıtılıyor, un dağıtılıyor; yani vatandaşın oyunu almak için her türlü melanetler yapılıyor; ama bir bakıyorsunuz, yahu bu para nereden geliyor?..

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Nereden geliyor?

KAMER GENÇ (Devamla) – Nereden geliyor?.. Bu para nereden geliyor?

Değerli arkadaşlarım, bakın, bir insanın oyu, namusu ve haysiyetidir. Ben her yerde söylüyorum. Haysiyetini ve namusunu düşünen insan... Başkasının oyunu parayla satın alan kişi, haysiyetli ve namuslu insan değildir. Ben bunu kabul ediyorum. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar) Parti de değildir. Zaten, partiler insanlar kanalıyla idare ediliyor.

Dolayısıyla, siyasî ahlâk, siyasî sorumluluk, siyasî bilinç eğer ülkede ve insanlarda teşekkül edilse, bu memlekette ne rejim tehlikeye girer, ne de holdingler burada çıkan kanunları telefonlarla idare ederler. İşte, dün burada gördük, kanun çıktı, cep telefonları çalıştı ve ondan sonra maalesef kanunun birçok maddesinde şu fonlar, bu fonlar vergilendirme dışı kaldı; dolayısıyla devlet trilyonlar kaybetti. Bunlar nereden kaynaklanıyor; burada, siyasî partilerin ekonomik olarak bazı kurumlara bağlı olmasından kaynaklanıyor.

Bunları önlemek bizim görevimiz, Parlamentonun görevi; bunları önlemedikten sonra... Haa, önlemek, tabiî, kanunla olmaz; kanun ne kadar mükemmel çıkarsa çıksın, maalesef bu kanunlar deliniyor, bu kanunların gizliliği aşılıyor. Bence, özellikle seçimler zamanında ev ev dolaşarak altın dağıtan, gıda dağıtan insanları yakalayıp, bunlara şiddetli ceza vermek lazım. Yani, bir siyasî partiyi kapatırken bazı kurallar koymuşuz; bana göre, seçimlerde vatandaşın oyunu almak için rüşvet vermeyi para dağıtmayı, gayri meşru yollara sapmayı, partiler için bir kapatma sebebi kabul etmemiz lazım; aksi takdirde Türkiye'de rejimi çıkmaza götürüyoruz.

MEHMET GÜL (istanbul) – Destekliyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Birçok parti, hakikaten, halkın karşısına, yaptıklarıyla, gerçek programlarıyla, üyelerinin ve kadrolarının dürüstlükleriyle çıksa ve halk, onlara o haliyle oy verse, o zaman Türkiye'de sağlıklı bir rejim oluşur; ama maalesef insanlarımız oylarını dahi... İşte, aç insan çok memleketimizde, adam, ne olacak diyor.. Bir de, bazıları getirip Kur'an üzerine yemin ettiriyorlar, bunlar gerçek şeyler sayın milletvekilleri, bunları yapmamak lazım.

Bu memlekette, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakikaten çağdaş bir ülke olduğu, insanlarının, fertlerinin dünyanın en uygar ülkelerdeki insanlardan daha çağdaş, daha tarafsız, daha ülke sever, daha objektif kriterlerle kendi yönetimlerini, yöneticilerini belirleyecek bir ehliyet ve nitelikte ve kişilikte olduklarını ispat etmeleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, sürenize 1 dakika ilave ediyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki efendim, çok teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla bu siyasî partilerin gelirlerinin kontrolünü, harcamalarının kontrolünü çok özel bir şekilde yapmak lazım ve buna aksi hareket edenlerin de gözünün yaşına bakmamak lazım.

Dün, belki, Sayın Başkanla fazla da kırıcı konuşmamızın nedeni şudur:

Siyasî Partiler Kanunu, çok hayatî bir kanundur. Bu teklifin daha dağıtılmadan, ondan sonra, sunuşlarda Danışma Kurulu kararıyla gündeme alınmadan, gündemin kanunlar sırasında müzakere edilirken, oradan dönüp tekrar gündeme alınmasının... Bakın, bu kadar sıkıntı yaratmasının nedeni budur. Çok önemsediğim bir kanundur, rejimin Anayasası kadar, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasası kadar, rejim için önemli olan bir kanundur. Bunun, çok ince, ayrıntılı düşünerek konuşulması ve bunun da, konuşmaktan ziyade, tedbir alması lazımdır. İşte, bir seçim geliyor. Yani, bakın, hakikaten, vatandaşın gerçek oyu sandığa yansımıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Hepinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Şahıslar adına ikinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik?.. Mevcut değil.

Böylece, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Madde değişikliğiyle ilgili herhangi bir önerge yoktur.

Maddeyi, Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. – Siyasî Partiler Kanununun 70 inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “beşbin” kelimesi “beş milyon” olarak değiştirilmiş ve aşağıdaki birinci fıkra eklenmiştir.

“Siyasî partilerin giderleri amaçlarına aykırı olamaz.”

BAŞKAN – Görüşmekte olduğumuz madde üzerinde Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Bursa Milletvekili Sayın Oğuz Tezmen ifade edeceklerdir.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA OĞUZ TEZMEN (Bursa) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

9 uncu maddeyi görüşüyoruz. Bu 9 uncu maddede konuşulacak fazla bir şey yok gibi gözüküyor; ama, aslında, çok ciddî bir hata var. Ben, onu vurgulamak için burada söz aldım.

Şimdi, bazı düzenlemeler yapılırken, tabiî, işin tekniğine de dikkat etmek lazım. Özellikle malî düzenlemeler yaparken, konunun uzmanlarından da yararlanmak lazım. Ben, Anayasa Komisyonunun bu konuda bir teknik yardım alıp almadığını bilemiyorum; ancak, şimdi söyleyeceğim konulara dikkat ederseniz, gerçekten, istenenin ötesinde bir düzenleme yapılmış gibi görünüyor. Ayrıca "Siyasî partilerin giderleri amaçlarına aykırı olamaz" diye de bir hüküm eklenmiş. Tabiî, giderlerin, amaçlarına aykırı olmaması gayet doğaldır; o zaman, gider olmaz zaten. Yani, bunu anlamak zordur; daha doğrusu, buraya yazılmasının çok fazla anlamı yok. Tabiî ki, bir gider amacına uygun değilse, o onun gideri değildir zaten; başka türlü yapılmış bir harcama reddedilir.

Şimdi, burada "Siyasî Partiler Kanununun 70 inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen "beşbin" kelimesi "beş milyon" olarak değiştirilmiş ve aşağıdaki birinci fıkra eklenmiştir " deniliyor. Şimdi, bu nedir?.. 70 nci madde maddenin ikinci fıkrasında "Beşbin liraya kadar harcamaların makbuz, fatura gibi belge ile tevsik edilmesi zorunlu değildir. Ancak, bütün harcamaların yetkili organ veya merciin kararına dayanması şarttır. Şu kadar ki, yetkili organca onaylanan bütçede öngörülmüş bulunmak kaydıyla beşbin lirayı aşmayan harcamalar ile genel tarifeye bağlı giderler için ayrıca karar alınmasına gerek yoktur" deniliyor.

Şimdi, bu görüşmekte olduğumuz teklifin 22 nci maddesine geçiyorum. 22 nci maddesinde, sistemde bir endekslemeye geçiliyor sistemde ve "Ek madde 6.– Bu Kanunun 66, 70, 111, 114 ve 115 inci maddelerinde yer alan para cezaları ve parasal değerler 1 000 kat arttırılmıştır" deniliyor. Şimdi, bakıyorsunuz, 66 ncı maddede, 50 milyon liradan 1 milyar liraya burada çıkarıldı partilere yapılacak bağışlar. Şimdi bunu 1 000 kat artırıyoruz, sonradan gelecek maddeyle 1 000 kat artıracağız. 1 milyar liraya burada çıkarıp Meclis kabul ettikten sonra, 22 nci maddeyle, bu, tekrar 1 000 kat artırılıyor. Aynı şekilde, 5 000 lira 5 milyon liraya çıkarılıyor 9 uncu maddede. Bu 5 000 lira 5 000 000 lira olduktan sonra, 22 nci maddede yine 1 000 kat artırıyoruz. Aslında, bu bir teknik hata olmuş; yani, amaçlanan bu değil. O zaman, 66 ve 70'i, burada, 22 nci maddede bahsetmemek lazım, endekslemeye tabi tutmamak lazım. Ya buradaki limitleri artırmayacaksınız, eski haliyle bırakacaksınız ve "buradaki limitleri 1 000 kat artırıyoruz" diyeceksiniz... O zaman mantıklıdır. Ancak, hem burada artırıyorsunuz, ondan sonra da "1 000 kat artırılmıştır" diyerek, bir de yeniden değerlemeye tabi tutuyorsunuz. O zaman 1 milyar lira bağış haddi 1 trilyon lira olur; 5 000 000 lira da, 1 000 kat artırırsanız 5 000 000 000 lira olur. Dolayısıyla -benim tavsiyem- yeniden değerleme maddesi geldiğinde, yani 22 nci madde geldiğinde, Komisyonun bunu geriye çekmesinin ve redakte etmesinin doğru olacağına inanıyorum.

Aslında, tabiî, bu tür düzenlemeler yapılırken, malî uzmanlardan da yararlanmak doğru olur; aynı şekilde, malî düzenlemeler yapılırken de hukukçulardan yararlanmak daha yararlı olur ki, bu tür hatalar olmasın, bu tür açıklara düşülmesin, çok ciddî bir yanlışlığa yol açmasın.

Ben, bu doğrultuda sözlerimi tamamlarken, hepinize saygılar sunuyorum. Tahmin ediyorum ki, Komisyon bu hususu değerlendirecek ve teklifi düzeltecektir.

Teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tezmen.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına -deminki sıranın aynısı olduğu için tekrarlamıyorum- birinci sırada, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun efendim.

Sayın Ilıcak, süreniz 5 dakika.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, bu madde, tabiî, bir bütünün parçası. Dolayısıyla, Türkiye'ye demokrasiyi getirmeye hizmet etme yolunda bir adım daha atılıyor. Türk siyasî tarihi, maalesef, siyasetçilere konulan yasakların ve bu yasakları kaldırma yolunda girişilen gayretlerin tarihidir. Eğer bir nebze bunu bertaraf edebileceksek, ne mutlu bize.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

İkinci söz, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya'ya ait.

Buyurun efendim.

Sayın Uzunkaya, süreniz 5 dakika.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan bu 9 uncu madde, partilere yapılan yardımlar, harcamaları ve harcamaların belgelendirilmesiyle alakalıdır. Kanaatimce, 5 000 000 liralık belgenin de gösterilmesi, bugün için düşük bir rakamdır; ama, yapılan bu değişikliğe, şahsım adına söz aldığım bu noktada olumlu oy vereceğimi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya.

Böylece, görüşmekte olduğumuz 9 uncu madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmış oldu.

Madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi, Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 10. – Siyasî Partiler Kanununun 74 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 74. – Siyasî partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır. Anayasa Mahkemesi, siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin Kanuna uygunluğu denetler.

Siyasî partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilâtının kesin hesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesine ve bilgi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına vermek zorundadırlar. Bu belgelere, ilgili siyasî partinin aynı hesap döneminde edindiği taşınmaz ve değeri yüz milyon lirayı aşan taşınır malların, menkul kıymetlerin ve her türlü hakların değerleri ile edinim tarihlerini ve şekillerini de belirten listeleri eklenir.

BAŞKAN – Görüşmekte olduğumuz madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam ifade edeceklerdir.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Sağlam, süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 10 uncu maddesi üzerindeki görüşlerimi Doğru Yol Partisi Grubu adına arz etmek üzere huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Siyasî partilerin siyasî sistem içerisinde en önemli fonksiyonları, örgütlü toplum yapısı içerisinde halkın istek ve ihtiyaçlarını karar mekanizmalarına ulaştırma, bu karar mekanizmalarının kararlarının uygulanmasından sonra ortaya çıkacak eksiklikleri de, tekrar, örgütlü toplum yapısı kanalıyla, siyasî sisteme getirebilme yetenekleridir. Onun için, siyasî partilerin varlığı, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak Anayasamızda belirlenmiş.

Şimdi, bunların denetimiyle ilgili 74 üncü maddeyi, görüştüğümüz kanun teklifi, 10 uncu maddesiyle, biraz daha ayrıntılı bir biçimde düzene sokuyor. Şimdi, bu düzene sokma, siyasî partilerin denetimiyle ilgili. Temelde, eski maddede de bu maddede de -yenisinde de- Anayasa Mahkemesi bu denetimle görevlendirilmiş. Bu maddeyle, siyasî partilerin her türlü mal edinmelerini, gelir ve giderlerini ayrıntılı bir biçimde, aşağı yukarı haziran ayı sonuna kadar, parti genel başkanlarının, onaylanmış listeler halinde, Anayasa Mahkemesine bildirme ve cumhuriyet başsavcılığına da bilgi vermesi şeklinde bir düzenleme getirilmiş ve elbette ki, siyasî partilerin her türlü taşınmaz mallarının ve belli bir miktarı -ki, teklifte 100 milyon lirayı- geçen taşınır mallarının edinilme şekilleri de bildirilmek suretiyle, listeler halinde, Anayasa Mahkemesine bildirileceği öngörülüyor.

Esasen, değiştirilen 74 üncü maddede de buna benzer hükümler var; fakat, asıl benim üzerinde durmak istediğim şudur, özellikle bu 10 uncu maddede, siyasî partilerin, yalnız genel merkezlerinin değil, il, hatta ilçe teşkilatlarının mal edinmelerinin bile, listeler halinde, Anayasa Mahkemesine bildirilmesi zorunluluğunun getirilmesidir.

Şimdi, dünyanın birçok eski demokrasilerinde, mesela, demokrasinin beşiği sayılan İngiltere'de -ondan sonra- ikiyüz yıldır seçim yapan Birleşik Amerika'da partilerin bu kadar büyük teşkilatları yok. Parti teşkilatlarını, âdeta, halkın istek ve ihtiyaçlarını siyasî sisteme ulaştırma göreviyle görevli olan siyasî partilerin de ötesinde bir amaç gibi ele almak, bizim demokrasilere benzeyen demokrasilerde var. Geçmişine bakarsanız, partilerin, en küçük köy, bucak, belde birimine kadar teşkilat kurmaları ve şimdi, gençlik ve kadın kollarını da kattık, yan kuruluşları da katıyoruz... Parti teşkilatlarını bir amaç haline getirmek, acaba, demokrasilerde, demokrasiye hizmet etmek bakımından yararlı mıdır; yoksa, belli sınırlar içerisinde tutmak mı daha yararlıdır; Bunun da tartışılmasının zamanı gelmiş iken, il ve ilçe teşkilatlarına kadar ayrıntılı biçimde -mal edinmeleri dahil- denetime tabi tutmak ne derece yararlıdır sorusunun sorulması zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Halbuki, biz, şimdi bunu yeniden düzenliyoruz. Bugün birçok ülke var ki, artık, parti teşkilatlarının sürekli teşkilatlar olarak, hele de il ve ilçe düzeyinde, belde düzeyinde teşkilat olarak kalmalarında sakınca görmeye başlamış. Bu ülkelerin birçoğunda, mesela Birleşik Amerika'da, seçimlere birkaç ay kala kendiliğinden oluşan gruplar belirli seçimler için bir araya gelirler, seçim biter, herkes de işine gücüne döner.

Bir zamanlar, Türkiye'de siyasî faaliyeti meneden bir zihniyet hüküm sürüyor eleştirileri olmuştur. Daha sonra da, siyasî faaliyetin en küçük yerleşim birimine kadar yaygınlaştırılması, buna tepki olarak ortaya çıkmıştır. Öyle zannediyorum ki, her iki yönden -yani, ifrat ve tefritten- kaçınarak belli ölçüler içerisinde parti genel merkezlerince yapılacak bir düzenleme ve siyasî partilerin teşkilatlarını bütün ayrıntısıyla toplumda bir amaç olarak ele alma, siyasî sistemin gelişmesine fazla bir katkıda bulunmayacaktır.

Çağdaş siyasî sistem teorisyenleri veya bilim adamları, aslında, siyasî sistemlerde üç ayrı parçadan bahsediyorlar. Birincisi, örgütlenmiş toplum yapısı. İşte, meslek kuruluşlarıyla, üçüncü sektörüyle, vakıflarıyla, dernekleriyle toplumun çeşitli kesimlerinin siyasî sisteme istek ve ihtiyaçlarını duyuracakları bir mekanizma.

Şimdi, toplum ne kadar örgütlenmiş biçimdeyse, siyasî partilerin halkın istek ve ihtiyaçlarını siyasî karar mekanizmalarına ulaştırmaları da o kadar kolay; çünkü, onların kendi kesimleri için istek ve arzularını, organize biçimde, örgütlenmiş biçimde siyasî partilere ulaştırmaları kolaylaşıyor. Yani, siyasî partiler, halkın istek ve ihtiyaçlarını ne kadar fazla biçimde, ne kadar gerçekçi biçimde karar organlarına taşıyabiliyorlarsa, orada demokratik yapının daha gelişmişliğinden söz ediliyor; halkın istek ve ihtiyaçları siyasî karar mekanizmalarına taşınamıyorsa, toplumda çeşitli kesimlerin örgütlenmesi, teşkilatlanması tamamlanamamışsa, o zaman, siyasî sistemde gelişmemişlikten söz ediliyor.

Dolayısıyla, daha çok ideal olan, toplumdaki çeşitli kesimlerin kendi menfaatlarını, daha doğrusu kendi hak ve menfaatlarını savunacak bir teşkilatlanma yapısına kavuşturulmaları ve bu teşkilatlanma yapısına, siyasî sistemin, sosyal yapının, hukuksal yapının zemin hazırlamasıdır. Onun için, bugün, siyasî partilerin ayrıntılı bir biçimde teşkilatlanmaları ve bunların denetimleri mi daha doğrudur; yoksa, toplumun çeşitli kesimlerinin, işte dernekler, vakıflar, kamu tüzelkişilikleri, meslek kuruluşları şeklinde örgütlenerek, kendi menfaatlarını, toplum içinde savunmaları ve çeşitli siyasî partilere daha gerçekçi bir biçimde yansıtmaları mı daha doğrudur tartışması yapılmaktadır ve birçok ileri ülkede, siyasî parti teşkilatları, daha çok, halkın istek ve ihtiyaçlarını siyasî mekanizmalara yansıtma yönünde, toplumun organize olmuş kesimlerini kullanmaktadırlar. Türkiye'de de, bunun daha çok geliştirilmesinden yanayız; toplumun çeşitli kesimlerinin örgütlenmelerini, teşkilatlanmalarını tamamlamaları ve siyasî partiler kanalıyla siyasî sisteme, karar mekanizmalarına istek ve ihtiyaçlarını ulaştırmalarından yanayız.

Son günlerde, görüyoruz ki, çeşitli kesimlerde, çeşitli problemler halkın gündeminde bulunmasına rağmen, bir türlü, siyasî karar mekanizmalarına halkın bu istekleri yansıyamıyor. İşte, 1,5 milyon öğrencinin, bir hafta daha, on gün daha süre verdiğiniz takdirde, üniversiteye girişte ağırlıklı başarı puanlarını bilerek seçim yapmaları kendileri için hayatî bir önem taşımasına rağmen, Yüksek Öğretim Kurumu Başkanı "biz toplandık; ama, gündemimizde böyle bir madde yok" diyor. Şimdi, düşününüz, bütün bir kamuoyu ayağa kalkmış, Türkiye'nin en büyük gazetesi "bu nasıl bir inatlaşmadır" diye manşet atmış, Türkiye'nin çok önemli bir gazetesi 5 gün üst üste manşet atmış "bu sorunu çözün" diyor; yani, bir hafta daha, on gün daha bu çocuklara süre verin... Bununla görevli olan kamu kuruluşunun başı "bizim gündemimizde böyle bir olay yok" diyor. İşte, size, duyarsız bir siyasal sistemin, karar mekanizmalarının örgütlenmiş toplum yapısı kanalıyla, siyasal partiler kanalıyla bir baskıya maruz kalmadığı zaman ne kadar duyarsız olacağının, halkın istek ve ihtiyaçları karşısında ne kadar sessiz kalacağının, âdeta görevini kabul etmeyeceğinin tipik bir örneği.

Bakınız, önümüzdeki ekim ayında, üniversiteler açılacak. Üniversiteler Kanunu "üniversiteler ekim ayının ilk haftasında açılır" der. Hepiniz göreceksiniz ki, 1 Ekimde açılan üniversite de olacaktır, 8 Ekimde açılan üniversite de olacaktır, hatta, bazı devlet büyükleri açılışa gelecekse, 10'unda, 15'inde açılan üniversite de olacaktır. Demek ki, bir üniversitenin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sağlam, sürenize 2 dakika ekliyorum; lütfen, toparlayınız.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Bugünkü sistem içerisinde, bir üniversitenin 1 Ekimde açılması ile 8 Ekimde açılması aynı derecede yasaldır. Öyleyse, bu gençlere bir hafta daha süre verildiğinde telafisi imkânsız şeyler olacağını Sayın Başbakanımıza söylemek, ne derecede bir mesuliyet duygusuyla bağdaşır; Yüce Meclisin takdirine bırakıyorum. Burada, göreceksiniz, 1 Ekimde de üniversite açılacaktır, 5 Ekimde de, 8 Ekimde de, 10 Ekimde de. Öyleyse, bu çocuklara vereceğiniz on günlük bir sürenin, hiç de, Sayın Başbakana arz edildiği gibi, yanlış bir biçimde arz edildiği gibi, büyük sakıncalar doğuracak bir sonucu olmamasına rağmen, bu gençlerin, doğru dürüst, istikballerini yüzde yüz etkileyecek bir on günlük süreden mahrum bırakılmaları... İşte, biraz evvel arz etmeye çalıştığım, siyasî sisteme, karar mekanizmalarına duyarlı siyasî partilerin baskıları ile halkın ihtiyaç ve arzuları.

Şimdi, 1,5 milyon öğrenci, 5 kişi deseniz, 7,5 milyon nüfus eder bu ülkede. Yani, ülke nüfusunun 7,5 milyonunu direkt ilgilendiren bir konuda, bir karar mekanizması "benim gündemimde yoktur" diyebilmektedir. Halbuki, neredesinden bakarsanız bakın, sakıncalı bir durum çıkaracak bir şey yoktur. Kaldı ki, dahası da var, gerekirse, üniversitelerin birinci sınıfları on gün sonra başlayabilir eğitime. Buna gerek bile yoktu ve bu sorun, bu gençlerin istediği şekilde çözümlenebilirdi.

Değerli milletvekilleri, bu örneği vermemin sebebi -tekrar ediyorum- şudur: Siyasî partilerin özellikle halkın ihtiyaç ve arzularını karar mekanizmalarına ulaştırma yönündeki fonksiyonlarını en ufak bir biçimde engelleyecek denetim mekanizmalarından çekinmek gerekir, sakınmak gerekir. Başka türlü, halkın -işte, her iktidar değişikliğinde gördüğünüz- bu koridoların alamayacağı kadar Meclise hücumunun sebebi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bitiriniz efendim.

MEHMET SAĞLAM Devamla) – ... sistemin, halkın istek ve ihtiyaçlarına duyarsızlığıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sağlam.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına söz talepleri, aynı liste ve Sayın Nazlı Ilıcak'la başlıyor.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Mehmet Ali Şahin'e devrediyorum efendim.

BAŞKAN – Peki efendim.

Önce İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Ali Şahin konuşacaklar, sonra Komisyon Başkanımıza söz vereceğiz.

Buyurun Sayın Şahin.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; şu anda görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 10 uncu çerçeve maddesi üzerinde görüşmeler yapıyoruz. 10 uncu çerçeve madde, 74 üncü maddede değişiklik içeriyor.

Bu, kanun teklifi içerisinde en önemli maddelerden biridir; çünkü, siyasî partilerin güvencede olmadığı bir ülkede, demokrasi de güvencede değildir; demokrasi de gelişemez, ülke de gelişemez. Siyasî partilerin malî denetiminin münhasıran Anayasa Mahkemesinde olduğu, 1995 Anayasa değişikliğinde vurgulanmış ve şimdi de, bu düzenlemeyle, aynen, Siyasî Partiler Kanununa geçmektedir. Çok isabetli bir düzenlemedir.

Ayrıca, burada, para miktarı itibariyle de, artık kullanılmayan para birimi bugün kullanılan bir para limitine çıkarılmakta; böylece, isabetli bir değişiklik yapılmış olmaktadır.

Ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Komisyon Başkanımıza söz veriyorum.

Buyurun Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çerçeve 7 nci maddede bir yazım hatası olmuştur. Özne ile fiil arasındaki uygunluğa baktığımızda, burada "bağışlayamaz" olması gerekirken, bir yazım hatasıyla "bağışlanamaz" şeklinde yazılmıştır; bunun düzeltilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Sayın Komisyon Başkanımız tarafından bir yazım hatası olduğu ifade edildi. Maddede geçen bu kelimeyi, Sayın Komisyon Başkanının ifade ettiği şekliyle düzeltiyoruz efendim.

Şahısları adına söz isteyen sayın milletvekillerimizi sırasıyla okuyorum:

Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya?..

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Konuşmayacağım.

BAŞKAN – Konuşmayacaksınız.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan?..

Buyurun Sayın Aslan.

Sayın Aslan, süreniz 5 dakikadır.

OSMAN ASLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 10 uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, her kurum ve kuruluşta olduğu gibi, denetim gerekliyse, siyasî partilerin de Anayasamızın emirleri doğrultusunda denetlenmesi olgusuna memnuniyetle katılıyoruz; ancak, şunu ifade etmek istiyorum: Demokrasi platformunda siyasetle uğraşan ve siyasî oluşumlar teşkil eden insanların, her türlü baskıdan, kısıtlayıcı ve hürriyeti bağlayıcı sıkıntı ve ıstıraplardan uzak olmaları gerekir. Siyaset, insanoğlunun varlığında ve ruhunda yaratılışıyla birlikte gelmektedir. Siyasete ve siyasî düşünceye sınır getirmek, insan anlayışıyla bağdaşamaz. Bugünkü görüşmelerimizden de anlaşılmaktadır ki, bu sıkıntı ve ıstırap yaratan hürriyeti kısıtlayıcı müeyyidelerden de kurtulma umudu, hissiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

Sayın milletvekilleri, böylece, görüşmekte olduğumuz 10 uncu madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmış oldu.

Madde üzerinde herhangi bir değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi, Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 11.—Siyasî Partiler Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddenin son fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu denetimi, Sayıştaydan yardım sağlanarak hazırlatacağı raporlar üzerinden yapabileceği gibi, siyasî partilerin genel merkezlerinde ve mahallî teşkilâtlarında doğrudan doğruya veya kendi üyeleri arasından görevlendireceği bir naip üye veya mahallin en kıdemli adlî veya idarî yargı hâkimi niyabetinde yaptıracağı inceleme ve araştırmalar üzerinden de yapabilir.”

“Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonucunda vereceği kararlar kesindir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Trabzon Milletvekili Sayın Ali Naci Tuncer açıklayacaklar.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Tuncer, süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA ALİ NACİ TUNCER (Trabzon) – Teşekür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 11 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

11 inci maddede neyi düzenliyoruz; Siyasî Partiler Kanununun 75 inci maddesini düzenliyoruz. Bu düzenleme, Anayasadaki değişikliğe uygundur. Maddenin başlığı "Denetim." Yani, siyasî partilerin Anayasa Mahkemesince malî yönden denetlenmesini hüküm altına almaktadır. Anayasa Mahkemesinin siyasî partileri denetlerken nelerden yararlanacağını, nasıl yapacağını bu maddeyle düzenlemiş bulunuyoruz. Halen yürürlükte olan Siyasî Partiler Kanununda, Anayasa Mahkemesinin bir siyasî partiyi malî yönden denetlerken, bizzat kendisi bu işi yapabileceği gibi, bir naip üye tayin etmek suretiyle, parti merkezlerine veya teşkilat merkezlerine göndermek suretiyle denetimini yapabileceği veya mahallindeki adlî ve idarî yargı hâkimlerine görev verebileceği belirtilmektedir.

Burada önemli olan husus, bunlarda, kendisine yardımcı olacak kurumlarda değişiklik yapılmıştır. Halen yürürlükte olan yasada, Sayıştay denetçilerinden, Maliye uzmanlarından ve kamu kuruluşlarının diğer uzmanlarından yararlanılabileceği ifade edilmesine rağmen, şimdi, yalnız Sayıştaydan yardım istenebileceği belirtilmektedir. Anayasada bu değişikliğe niye lüzum hissedilmiş? Saygıdeğer arkadaşlar, biz, siyasîlere güven olmamasından dolayı. Maliye uzmanına güven duyamıyoruz, Maliye uzmanını çıkarıyoruz, diğer kamu kuruluşlarının -örneğin, Başbakanlık Teftiş Kurulunun, gümrük müfettişlerinin vesaire- raporlarına itibar edemeyeceğimizi belirtiyoruz. Bu, partilere, Anayasamızın verdiği değeri ifade etmektedir. Çünkü, bu kurumların başında siyasî bir otorite bulunabilmekte; bu otoritenin, bu kurumların uzmanlarına tesir edebileceğini Anayasada tescil ediyoruz.

Saygıdeğer arkadaşlarım, devlet yapısında ne kadar acı bir görüntü; devletin elemanlarına, devletin kurumlarına güvenemiyoruz. Bunların tesir altında kalabileceğini ve demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan partilerin Anayasaca denetlenmesinde hakikate ulaşamayacağımızı düşünerek Anayasayı değiştirdik; ama, aynı kurumların raporlarına, bir siyasî parti liderini linç etmede verdiği raporlara, hiç tereddütsüz itibar etmekteyiz. Saygıdeğer arkadaşlar, gelin, bürokrasiden bu siyasetin çirkin elini çekelim ve devletin kurumlarına güvenelim.

Tabiî, bu uyum yasası, Anayasaya uygun, ona diyeceğimiz bir şey yok; ama, kendi elimizle, devletin bazı kurumlarına güvenemeyeceğimizi Anayasamıza sokmak zorunda kaldık. Onun için, hep ifade ediyoruz ki, devleti yeniden yapılandıralım ve devlet kurumlarına siyasî bir müdahale yapmayalım ve bu kurumlara güvenelim.

Saygıdeğer arkadaşlarım, daha ileriki maddelerde de konuşacağım. Siyasî partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasî partisiz demokrasi olmaz ve Anayasamız bunlara çok büyük değer vermiştir. Bundan sonraki maddede yapacağım konuşmamda belirteceğim; bunların kapatılmasını zorlaştıralım, mümkünse hiç kapatmayalım. Devletin egemenlik haklarına, devletin hükümranlığına tesir etmeyecek hiçbir olayda parti kapatmayalım. Bu değişiklikleri korkmadan yapalım; ama, bürokrasimizi de zedelemeyelim, bürokratlarımızı iyi yetiştirelim ve bürokratlarımızın memleket hayrına yapacağı işlere de müdahale etmeyelim.

Burada, yüksek yargı olmamasına rağmen, malî mahkeme olan Sayıştaya işi gönderiyoruz, oradan yardım alabiliriz diyoruz.

Burada mahkemelere inandık; ama, birkaç gün sonra görüşeceğimiz tahkim yasasında, Anayasada yapacağımız değişiklikte, yargı denetiminden kaçıyoruz, Danıştayı devre dışı bırakıyoruz. Böyle, ikilem içinde olmamamız lazım. Kendimize güvenelim; biz partiler olarak, memleketin hayrına olan her şeyi yapacağız; ne Anayasa denetimi olsun ne yargı denetimi olsun, biz kendi kendimizi denetleyelim; kendimize güvenemiyorsak, o zaman, bari, devletin kurumlarına güvenelim.

Ama, maalesef, çirkin örneklerini görmüş bulunuyoruz. Artık, eski huylarımızdan vazgeçip, yeni bir asra girmekte olduğumuz bugünlerde, demokrasimize yeni işlerlikler kazandıralım; partilerimiz, Anayasanın emrettiği hükümlerin çizgisi dışına çıkmasın ve demokrasi için çok acı olan kapatılma davaları ve onun neticelerini ortadan kaldırmak için, şuradaki tabloyu, halkımızın önünde bir daha sergilemeyelim arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuncer.

Gruplar adına başka söz talebi yok.

Şahıslar adına ilk söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak'ın.

Buyurun Sayın Ilıcak.

Süreniz 5 dakika.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çerçeve 11 inci madde hakkında söz almış bulunuyorum. Çerçeve 11 inci madde, 75 inci maddede değişiklik yapmaktadır.

Bu değişikliğe göre, Anayasa Mahkemesi haricinde hiçbir kurum, siyasî partileri malî olarak denetleyemeyecektir. Bu, son derece yerinde bir hükümdür. Şahsım adına aldığım sözde, bu hükmü destekliyorum.

Yalnız, bu vesileyle küçük bir şeye işaret etmek istiyorum. Zamanımızda, maalesef, konjonktür icabı, siyasetçiliğe kuşkuyla bakıldığı, siyasetçinin "vur abalıya" gittiği bir ortamdan geçiyoruz. Hatta, ben buna biraz latife olarak "konjonktür hazretleri" diye takılıyorum; ama, eğer bizler elele verirsek, zannediyorum bu konjonktür hazretlerini yenebileceğiz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ilıcak.

Şahısları adına ikinci söz talebi Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya'nın

Buyurun Sayın Uzunkaya.

Süreniz 5 dakika.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 uncu ve 11 inci maddeler, birbirlerinin mütemmimi durumunda olan maddelerdir. Siyasî partiler, bilindiği üzere, hem malî açıdan hem diğer denetimler açısından, daha önceki yasada da, Anayasa Mahkemesinin sürekli kontrolüne tabi idi.

Buradaki değişikliği tasvip ettiğimizi arz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, soru soracağım. Şimdi arkadaşlara "konuşmyacağım" dedim de o nedenle...

BAŞKAN – Efendim, herhangi bir mütalaa eklemeden yalnız soruyu lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tabiî efendim.

Şimdi, biliyorsunuz, Anayasa hükmü gereğince bütün siyasî partilerin merkezleri Ankara'dadır. Şimdi, bu kanun teklifinin 11 inci maddesi diyor ki: “... Sayıştaydan yardım sağlanarak hazırlatacağı raporlar üzerinden yapabileceği gibi, siyasî partilerin genel merkezlerinde ve mahallî teşkilâtlarında doğrudan doğruya veya kendi üyeleri arasından görevlendireceği bir naip üye veya mahallin en kıdemli adlî veya idarî yargı hâkimi niyabetinde yaptırağı...” Şimdi, siyasî partilerin bütün hesapları Ankara’da toplandığına göre, buradaki “mahallî” kelimesi, bana göre, fuzuli değil midir?

İkincisi, bu, Ankara’da olduğuna göre, bunu Anayasa Mahkemesine bırakmaktansa -şunu tayin et, bunu tayin et diyeceğine- meselâ Ankara’daki en kıdemli bir yargı kişisini burada belirtmek mümkün değil midir efendim, onu sormak istedim

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Denetimle ilgili yapılabilecek işlem, merkezde olabileceği gibi mahallî teşkilatta da olabilir. Buna cevap vermek üzere düzenlenmiştir ve bu denetimin, bağımsız, tarafsız kişiler eliyle, yargı eliyle, Sayıştay eliyle yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Ancak, Anayasa Mahkemesi adına yapılacaktır.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Şüphesiz...

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Herhangi bir değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 12. – Siyasî Partiler Kanununun 76 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak bağış kabul ettiği, mal veya gelir edindiği, Anayasa Mahkemesince tespit edilen siyasî partilerin, bu yolla elde ettikleri gelirlerin tamamının, Kanunda belirtilen miktarlardan fazla gelirlerle, taşınmaz malların kanunî miktarı geçen kısmının karşılığının Hazineye irad kaydedilmesine, taşınmaz malların ise Hazine adına tapuya tesciline karar verilir”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere, Sakarya Milletvekili Sayın Nevzat Ercan'ın.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Teklifinin 12 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, tabiî, bu maddede getirilen düzenlemeyle, siyasî partiler, kanuna aykırı olarak elde ettikleri değerleri, devletin hazinesine aktarmak zorundadırlar. Bu değerler, eğer taşınmazsa, Hazineye tescil edilecek, değilse -yani taşınmaz değilse- devletin gelir hanesine geçecektir. Elbette ki, bundan tabiî bir şey olamaz. Ancak, Türkiye'de, bundan böyle olmasını istemediğimiz, ama geçmişte yaşanan, siyasî partilere yönelik müdahalelerle, kapatmalarla, tasfiyelerle ilgili olarak, zaman zaman, siyasî partilerin, taşınır, taşınmaz mallarına el konulmuş ve bu şekilde tasfiyesi yoluna gidilmiştir.

Değerli milletvekilleri, siyasî partiler, demokrasimizin temel dokusudur. Bir sistemde partilerin var oluşu ile partilerin, partileşmenin gerçekleşmesi, birbirlerine karıştırılmamalıdır. Türkiye'de partiler vardır; ama, itiraf etmek gerekir ki, partileşme oluşmamıştır. Takdir edersiniz ki, bugün Türkiye'de en yaşlı parti 16 yaşındadır. Bu, Türkiye için bir nakısadır, büyük bir eksikliktir. Devlet idaresi, politikasız olmaz. Zaman zaman darbeler de olsa, ihtilaller de olsa, siyasî partiler kapatılsa,tasfiye edilse, kadrolar biçilse, yasaklansa da, ama iki sene sonra ama üç sene sonra -neyse yani- yeniden, Türkiye, siyasî partilerin kuruluşuna, siyasî faaliyetlere fırsat vermek, imkân vermek, o yolda düzenleme yapmak gereğini duyuyor; ama, bütün bu acı tebrübelerden ders almamız gerektiğinin altını bir defa daha çiziyorum.

Nasıl oluşsun partileşme? Batı'da 100-150 yaşında partiler var. Bu partiler okul görevi üstlenmiş; buralarda, cemiyeti, toplumu, devleti sevk ve idare etme sanatı öğretiliyor; buralarda, pişe pişe, deneyim kazana kazana ve birtakım tecrübeler edinerek yetişiyor insanlar. Churchill'in çok güzel bir sözü var: "Siyasî kültür, siyasî tecrübe ve siyasî olgunluk, siyasî yaşamın en önemli kriterleridir" diyor; ama, bizde çok ucuz bu. Haydi, eskidi, atın... Efendim, şu kadar yıl, bunlar, devletin belirli kesimlerinde çöreklenmiş; şu kadar yıllık lider, falan, vesaire... Bunlar, çok ucuz Türkiye'de. Oysa, Türkiye'nin dışında, bunlar, çok pahalı şeyler; yani, Türkiye dışındaki siyasî gelişmelere, siyasî tarihe baktığımız zaman, otuz kırk yıl siyasî hayatın içinde bulunmuş insalara rastlıyoruz; yirmi yıl sonra, siyaseti terk etmiş politikacılara, o ülkelerin yeniden ihtiyaç duyduğunu ve onların yeniden davet edildiğini biliyoruz, okuyoruz bunları.

Değerli milletvekilleri, ben, parti var diyorum da -bilmiyorum, kaç parti var- ama, partileşme oluşmamıştır diyorum. Aslında, tartışılacak olan önemli konu bu.

Parlamento, bir kanunun hukuk sınırlarını, elbette ki tartışacaktır; ama, kurumlaşma sorunu, hukuklaşma sorunundan daha temel ve öncelikli bir sorun olmalı. Kendileri sayesinde -yani, biz politikacılar olarak söylüyorum- var olduğumuz partilerin partileşme sorununu tartışmamız kadar doğal bir şey olamaz. İşin bu boyutu, tartışma ve değerlendirme dışında bırakıldıkça, problemin kalıcı şekilde çözümü mümkün değildir. Partileşmenin sosyal zemini, engelleri, kapatılmaları, malî yardımları, tümüyle, bilhassa partiler tarihindeki olaylar gerçeğinde, o noktada, o çizgide ele alınarak tespit edilmeli.

Siyasî partiler, milleti ve bireyi yönetime ve karara katan önemli kuruluşlardır. Türkiye'de partileşmenin oluşup oluşmadığına, partilerin yaşam süreleri değerlendirilerek hükmedilebilir. İşte onu ifade ettim; 16 yaşında en yaşlı parti. O zaman, tabiî, halkın, politikacıya, partilere bakışı farklı.

Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyoruz, halkın içindeyiz; bilhassa seçim dönemlerinde, propaganda dönemlerinde, kampanya çalışmalarında, bunu, yoğun bir biçimde hissediyoruz. Devamlı, Türkiye'de, belirli kesim, maksatlı olarak, siyasetçiyi kötülemiştir siyaseti kötülemiştir; "politikacı, siyasetçi çirkin adam, politika da çok çirkin bir iş..." Hep böyle söylenilmiştir, hep öyle söylene söylene gelinmiştir. Şimdi, biri, Anayasaya aykırı bir biçimde müdahale edecek, bir darbe olacak, ihtilal yapacak, partileri kapatacak -hukuk bir tarafa- sonra kapattığınız partilerin bütün mensuplarını, liderlerini ve kadrolarını biçeceksiniz; elbette ki, onları kötüleyeceksiniz, karalayacaksınız, meydan meydan dolaşacaksınız. Bunları hep gördük, yaşadık biz. Siyaseti ve siyasetçiyi kötüleyerek... Zaten, böyle müdahalelerle, darbelerle, siz birilerini kıyıma uğrattığınız zaman, onları kötülemenin dışında başka bir argümanınız yok; dayanağınız o, hep kötüleyeceksiniz. Hep böyle oldu, bugünlere böyle gelindi. O zaman "politikacı, çirkin adam, çok kötü bir adam, siyaset de çok kötü bir iş..." İşte, asıl tehlikeli olan nokta da budur Türkiye için. Türkiye'de siyasetle meşgul olmak, âdeta tehlikeli bir iş noktasına getirilmiş. Ne olacağı belli değil; sabahleyin kapısı çalındığında kim gelecek, o belli değil; nereye gidecek, o da belli değil. Bunları yaşadık. Değerli milletvekilleri, Türkiye bunları öylesine yaşadı ki, 6 defa gidip 7 defa gelen bir politikacı, devlet adamı, bugün Cumhurbaşkanı ve elbette ki olmalı; büyük bir devlet adamı; bugün, Türkiye'nin ona daha çok ihtiyacı var, bundan böyle de ihtiyacı var. Ama, bunlardan ders almamız lazım.

Burada birtakım şeyleri konuşuyoruz, bu iyi de, güzel de; ama, asıl tartışma konusu, bana göre, partileşme noktasında, kurumlaşma noktasında, demokratikleşme noktasında, demokrasi noktasında olmalı; o zaman, ancak, belki, siyasetçiye bakış farklılaşabilir; politikaya, vatandaşın, halkın yaklaşımı farklılaşabilir.

Öyle zannediyorum ki, bir ortak görüşteyiz. Vardığınız köyde, mahallede, bir sohbette, hemen onu hissediveriyorsunuz, vatandaşın size bakışını. Bunu gidermek, hepimizin görevi. Saygınlık ve güvenilirlik noktasındaki asıl zaaf zaten bundan kaynaklanıyor.

(Mikrofon otomatiz cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ercan, sürenize 2 dakika ilave ediyorum.

Buyurun efendim.

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Hemen tamamlayacağım.

Kapat partiyi, biç kadroları... Kolay mı?!. Partiler kapandı, ben tabelayı aldım, mensup olduğum partinin tabelasını asmak için kasabaya vardığımda, ilçeye vardığımda, o günün konjonktüründe, ihtilalin, darbenin yarattığı korku, dağına taşına, mezrasına sinmiş, hiçbir vatandaştan ses çıkmıyor; boş bir binaya, boş bir yere, mülk sahibi, mal sahibi, size, bir partinin tabelasını astırmak noktasında tereddüt duyuyor; belki sorgulanabilecek, belki birileri onu alıp götürebilecek gibi bir kaygıyı taşıyor. O zaman, nereye varacak bu Türkiye?! O zaman, politikacıdan, siyasetçiden şikâyet hakkımız olabilir mi?! O bakımdan, partilerin kapatılması olayını da, gelin, Batı'daki standart neyse, yani, demokrasinin standardı neyse, onları yasal düzenlemelere taşıyarak, Anayasaya ve ilgili yasalarına taşıyarak ele alalım. Bu, benim partimin, senin partinin, onun partisinin bir meselesi değil; bu, bizim ortak meselemiz, ortak sorunumuz; ona değinmek istiyorum.

Bana söyleyebilir misiniz; kapatılmadan, sürekli yaşayan bir parti örneği gösterin bana; hanginiz varsınız?! Grubu olan 5 siyasî partiden hangisi kapatılmamış; hangisi var, kilit vurulmamış kapısına?! Devletin kilit vurmadığı bir parti gösterin bana. Bunları tartışmamız lazım değerli arkadaşlar.

Partileri, kanun merciinden, kültür ve zihniyet merciine aktarmamız lazım ve kurumlaştırmamız lazım; ancak o zaman biz bu çıkmazdan kurtulabiliriz diyor, bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ercan.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına -aynı liste, tekrarlamıyorum- birinci sırada, Sayın Nazlı Ilıcak.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Mehmet Ali Şahin'e devrediyorum söz hakkımı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Siyasî Partiler Kanunumuzun 76 ncı maddesinde yapılan değişikliği görüşüyoruz.

Bugün sabahtan beri görüştüğümüz 5 madde, siyasî partilerin gelirleri ve giderleriyle ilgili uymaları gereken esasları düzenliyordu. 76 ncı madde de, bu esaslara uyulmaması halinde hangi müeyyidenin uygulanacağını düzenlemiştir. Hiç şüphesiz ki, müeyyidesiz kural işlevsiz kalır, hiçbir işe yaramaz. Her siyasî parti, kurallara uymalıdır; gelir ve giderlerini, mutlaka, Siyasî Partiler Kanunundaki usullere göre yapmalıdır; aksi halde, 76 ncı madde yürürlüğe girer ve Hazine el koyar.

Ben, tüm siyasî partilerin bu kurallara uyma noktasında gerekli hassasiyeti göstereceklerine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bu maddenin tamamlanması için bir konuşmaya ihtiyaç var. Süremiz tamamlanmak üzere. Bu maddenin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam etmeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Son konuşma, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya'nın.

Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Siyasî Partiler Kanununun 76 ncı maddesindeki "kayıtdışı" tabir edebileceğimiz gelirlerin, malların, edinilen menkul ve gayrimenkullerin Hazineye irat kaydedilmesine dair olan bu madde, tabiî, diğer yasaların da gerektirdiği bir husustur. Eğer, hakikaten, yukarıdaki maddelere rağmen, partilerin edindiği mallar, belgeler kapsamı dışındaysa, yapılması gereken işlemin bu olduğuna inanıyor, maddenin hayırlı olması dileğiyle saygılar sunuyorum. (FP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.

Görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyi geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz tamamlanmıştır. Saat 14.00'te toplanmak üzere, 48 inci Birleşime ara veriyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Kapanma Saati : 12.58

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL

KÂTİP ÜYELER : Burhan ORHAN (Bursa), Şadan ŞİMŞEK (Edirne)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu en iyi dileklerimle açıyor, saygılar sunuyorum.

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/258) (S. Sayısı : 136) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin kaldığımız maddesinden müzakerelere devam edeceğiz.

Maddeyi okutuyorum:

MADDE 13.— Siyasî Partiler Kanununun 79 uncu maddesinin (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (b) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

“c) Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden herhangi bir suretle, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, yardım kabul edemezler, bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye’nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam’ın.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Sağlam, süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 13 üncü maddesiyle ilgili Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; Grubum ve şahsım adına, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Madde, temelde, yurt dışında teşkilat kurulmasına ilişkin Siyasî Partiler Kanununun 79 uncu maddesinin (b) bendini yürürlükten kaldırıyor ve (c) bendiyle de siyasî partilere bazı yasaklar getiriyor.

Şimdi, ilk önce, bu “yurt dışında teşkilat kuramazlar” hükmünü, 79 uncu maddenin (b) bendini yürürlükten kaldırıyoruz. Şimdi, medenî dünyaya baktım; hiçbir ülkenin bir başka ülkede parti teşkilatı zaten yok. Anayasayı değiştirirken buna niye gerek görmüşler, anlamakta güçlük çekiyorum; yani, yurt dışında teşkilat kurma konusunu, kuramazlar konusunu yürürlükten kaldırıyorsunuz ya da kaldırıyoruz. Herhalde bunun amacı şu olsa gerek: Arkadaşlardan öğrendiğim kadarıyla, Anayasa değişikliğiyle uyum kanunu olarak getirildi bu. Demek ki, herhalde, yurtdışında siyasî parti teşkilatı kuracağız gibi bir iddiamız var. Şimdi, böyle bir uygulama yok dünyada; yani, o ülkenin mevzuatı var, o ülkenin kendine göre kuralları var. Bizim ülkemizde herhangi bir ülkenin siyasî partisi gelip teşkilat kursa, bizim yasalarımız da müsait mi? Bu da ayrı bir konu. Şimdi, bu, olsa olsa, yurtdışına çalışmaya gönderdiğimiz vatandaşlarımızın, şimdiye kadar olduğundan daha fazla bir şekilde, herhalde paralarından istifade etme gibi gerçekten meşruluğunun sorgulanması gereken bir amaca yönelik olsa gerek. Ümit ederim ki böyle değildir; ama, böyle de değilse, bugünkü dünya pratiği karşısında hiçbir maksada hizmet edebileceğini sanmıyorum; ama, uyum yasası olarak 79’un (b)sini kaldırıyoruz; yani, herhalde, belirli yerlerde, siyasî partilerimiz, gidip teşkilat kurabileceklerini umuyorlar; ama, böyle bir uygulama yok. Böyle bir uygulamaya hiçbir devletin de müsaade edeceğini sanmıyorum.

Şimdi, 79’un (c)si ise, bazı yasaklar getiriyor. Bunlardan birisi, yabancı devletlerden yardım alma, emir alma. Elbette ki, herhalde, Türkiye’de hiçbir siyasî parti, yabancı bir devletten emir alarak, yardım alarak ya da Türkiye’nin bağımsızlığı ya da ülke bütünlüğü aleyhindeki kararlarını ya da faaliyetlerini tasvip edecek bir şeye girmemelidir. Buradaki, getirilen hükümler bunlar.

Bir ikincisi de, uluslararası kuruluşlardan yardım ve emir almama var. Son zamanlarda Avrupa Birliği ile ilgili bazı şikâyetlerin gittiğini biliyoruz. Geçmişte de bazı kurumların, Türkiye’yi bazı uluslararası kuruluşlara şikâyet ettiklerini de biliyoruz; ama, en azından, şimdiye kadar, ciddî, meşru bir siyasî partimizin böyle bir davranışı da görülmedi, iyi ki de görülmedi.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden de yardım almayı, emir almayı menediyor siyasî partilerimize. Burada, belki, asıl üzerinde durulması gereken, son zamanlarda, globalleşme dolayısıyla, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde, özellikle, ülke bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü tehdit eder düzeyde, uluslararası kuruluşlarla, özellikle bilgi aktarma bakımından bazı yanlışlara düşmemizdir. Burada, daha çok, ülke gerçeğini ifade ederim düşüncesiyle, bazı yayın organlarında çıkan, ülke gerçekleriyle bağdaşmayan şeylerin, uluslararası düzeyde aleyhimize kullanıldığı çok oluyor. Siyasî partilerimizin, en azından, bu konularda belirli bir sorumluluk duygusu içerisinde hareket ettikleri kesin; ama, özellikle ülke bütünlüğü ve bağımsızlığıyla ilgili faaliyetlerde, kararlarda, bazen, araştırılmadan, hatta uluslararası düzeyde nasıl kullanılacağı bilinmeden atılan manşetlerin, yapılan yayınların, çoğu zaman, ülke aleyhine kullanıldığına da şahit oluyoruz.

Burada, işte, asıl dikkat edilmesi gereken noktanın, siyasî partilerimizin bu konuda faaliyetlerinin bulunduğuna dair imalar veya doğru olmayan haberlerin, yayınların Türkiye aleyhine kullanılma tehlikesinin, buradaki uygulama bakımından, çok daha dikkatle üzerinde durulması, yoğunlaşılması gereken bir konu olduğunu Yüce Meclise belirtmek istiyorum. Aksi takdirde, gerek Anayasada gerekse uyum yasası şeklinde getirilen, 13 üncü maddede konulan bu kurallar, bir ölçüde, evrensel kurallar. Hiçbir medenî ülkenin, çağdaş ülkenin kendi siyasal kendi siyasal kuruluşlarının, ülke dışındaki kuruluşlardan şöyle veya böyle yardım almasını kabul ettiğini de sanmıyorum, emir almasını da kabul etmeyecektir; kendi ülke ve milletinin bütünlüğü için, bağımsızlığının devamı için, siyasî partilerin, ülke toprakları içerisinde faaliyetine müsaade edeceğini de sanmıyorum. Yani, bence, burada getirilen hükümler ve biraz önce arz ettiğim 79 uncu maddenin (b) bendi hariç -o da yürürlükten kaldırılmış- çağdaş, demokratik, medenî ülkelerin kendi siyasî partilerinden beklentileridir. Dolayısıyla, bunlara ülkemizin siyasî partilerinin uymalarının, demokrasimizin yaşaması, ülkemizin bütünlüğü, bağımsızlığı açısından fevkalade önemli olduğu düşüncesindeyiz. Dolayısıyla da, olumlu karşılıyoruz.

Bir kere daha ifade ediyorum ki, yurt dışında teşkilat kurma konusunun yürürlükten kaldırılmasının, siyasî partilerimizin yurtdışı teşkilatı kurma konusunda tek taraflı bizim düzenlemelerimizin veya faaliyetlerimizin, uluslararası hukuk veya o ülkelerin kendi millî hukukları düzeyinde fazla bir anlam ifade edeceği kanaatinde değilim; ama, buna rağmen, maddenin, özellikle (c) bendiyle ilgili düzenlemelerin, ülkemize, siyasî hayatımıza yarar getireceğine inanıyoruz. Dolayısıyla da, bu konuda olumlu oy vereceğimizi arz ediyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sağlam.

Madde hakkında, Sayın Komisyon Başkanımız bir açıklamada bulunmak istiyorlar.

Buyurun Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 82 Anayasasında var olan “siyasî partiler yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz” hükmü, 68 inci maddenin altıncı fıkrası, 1995 değişikliğiyle kaldırıldığı için, ona paralel olarak, yasada da kaldırma söz konusudur; ayrıca, getirilen düzenlemede teşkilatlanma değil temsilcilik kurma söz konusudur; bunları arz etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Grupları adına müzakereler tamamlanmıştır.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun efendim.

Konuşma süreniz 5 dakika.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; çerçeve 13 üncü madde hakkında söz almış bulunuyorum.

Çerçeve 13 üncü madde, Siyasî Partiler Kanununun 79 uncu maddesinde değişiklik getirmekte ve burada, (b) bendini yürürlükten kaldırarak yurt dışında teşkilatlanma hakkını partilere tanımakta; aynı zamanda, yurt dışındaki Türk uyruklu vatandaşların, Türkiye’deki siyasî partilere yardım yapması imkânını da getirmektedir. Dolayısıyla, dar sokakta siyaset yapılan bir ortamda siyasal alanın genişletilmesi yolunda atılan her adımı olumlu karşıladığımı ifade etmek isterim.

Hepinize saygılarımı sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

Samsun Milletvikili Sayın Musa Uzunkaya?.. Yok.

Diyarbakır Miletvekili Sayın Osman Aslan?.. Yok.

Van Milletvekili Fethullah Erbaş?.. Yok.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç?.. Yok.

İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin?..

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Vazgeçiyorum efendim.

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik?.. Yok.

Sayın milletvekilleri, böylece, madde üzerindeki müzakereler tamamlanmış bulunuyor.

Madde hakkında herhangi bir önerge yok.

Maddeyi komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 14. - Siyasî Partiler Kanununun 95 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kapatılan siyasî partiler ve mensuplarının durumu

Madde 95. - Kapatılan siyasî parti bir başka ad altında kurulamaz. Bir siyasî partinin kapatılmasına söz veya eylemleriyle neden olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazete’de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamazlar. Siyasî partiler bu kişileri hiçbir suretle seçimlerde aday gösteremezler.”

BAŞKAN – Madde hakkında, gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya’ya aittir; aynı zamanda teklif sahibidir.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın İyimaya, süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkan, Yüce Parlamentonun değerli üyeleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu anda görüşülmekte olan uyum maddesi, gerek basında gerek bilim ve yorum kamuoyunda en yoğun şekilde tartışılan bir madde. Maddenin özüne geçmeden önce, iki üç temel değer veya değerlendirme konusunda, Yüce Heyetle bir düşünce paylaşımında bulunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir ülkenin siyasal partiler sistemi, o ülkede varolan rejim hakkında hüküm verilmek için kullanılan temel bir ölçüdür. Bir ülkede, siyasal partiler sistemi oturmamış, çok aralıklı ve kısa süreli şekilde değiştiriliyorsa, orada, rejim istikrarlı değildir ve tam oturmuş değildir denilebilir.

Yine, bir ülkede siyasal partilerle ilgili zihniyet algılamaları ve kültür biçimlenmesi çok önemli bir sorundur ve değerdir. Bugün, Türkiye’de, siyasal partilere yüklenmek istenilen görev ve misyon, seçime girmek, iktidar olmak veya muhalefet olmaktır. Bu, doğru değildir, noksandır. Değerli Mehmet Sağlam Beyefendi, sabahleyin, tahlillerinde, sistem analizlerinde kullanılan bir değeri dile getirdi; eğer, siyasî partilere toplum talepleri gereğince taşınamıyor, siyasî partiler ve sistem o talepleri çözemiyorsa, geri tepme kuralına göre, sorunları havuzda biriktirirsiniz, o havuz baraj olur ve ondan sonra, işte, ararejimler dersiniz, o buzullarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Bugün, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu, özel alanda, kamu alanı dışında, kamu alanı karşısındaki en büyük sorun, dar ufuklu ortak ilgisizlik sorunudur. Ufuk, genişletilir ve ortak ilgisizlik de ilgiye dönüştürülürse, zannediyorum, çoğulculuğun ve bilimselliğin ışığında, sorunları rahat bir tarzda çözebileceğiz.

Değerli arkadaşlar, 1982 siyasal partiler rejimi, tartışmakta olduğumuz 95 inci madde bağlamında, özgürlükler değil, demokrasiye hayır, bireysel üye olma özgürlüğüne hayır rejimi idi. Bugün, şunun seslendirilmesini dilerdim: Aslında, tartışmakta olduğumuz ve yürürlükte bulunan Siyasî Partiler Yasası, demokratik bir yasa değil, antidemokratik dönemden demokrasi dönemine, o rejim aktörlerince çıkış garantisi olarak düşünülen bir model idi. Orada, gerçekten, dava tarihinde, sözgelimi bir kapatma davası tarihinde, bütün milletvekillerinin milletvekilliği düşüyor idi ve her kademedeki yönetim ve disiplin kurulu üyelerinin, bir partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi olma hakları sürekli olarak, ömür boyu elinden alınıyordu ve kapatmaya neden olan kişilerin siyasete belli türde katılma hakları da on yıl süreyle kısıtlanıyor idi. Ceza hukukunun, Anayasa hukukunun illiyet bağı, cezaların şahsiliği gibi temel kriterler tamamen bir tarafa atılmış idi. Yani, hukukun hukuku değil, ideolojinin hukuku idi. İşte, 1995 yılındaki demokratik dalga, meseleyi olabildiğince demokrasi standartlarına uygun bir şekle getirdi, olabildiğince diyorum. 1996 yılında -ki, 1995 yılında değişiklikten kısa bir süre sonra seçim yapıldı- uyum komisyonu kuruldu ve uyarlama çalışmaları eşit temsilli o komisyonda yürütüldü ve bir formül oluşturuldu. Tam o yasa teklifini o dönemde görüşecektik ki, konjonktürel dalgalanmalar oldu, belli hassasiyetler içerisinde o teklif buraya gelmedi, yine, bu dönemde, Anayasa Komisyonu, benimseme yoluyla, o yasa teklifini müzakere etmeksizin kabul etti ve şu anda görüşüyoruz. Soruluyor; kanun teklifinin bu maddesiyle Anayasa Mahkemesinin müeyyidelendirdiği ve üyelikleri, milletvekillikleri düşen kişilere bir kapı mı aralanıyor?

Değerli arkadaşlar, Parlamentonun şu anda yaptığı yasama faaliyeti, 1995 yılında gerçekleşen temel iradenin, Anayasa normunun uygulama kuralına aktarılmasından başka bir şey değildir. Anayasa ne emrediyorsa o yazılmıştır, hatta belli bir çekinme duygusu içerisinde, belli bir hassasiyet duygusu içerisinde yazılmıştır. Bu kanun teklifi hangi anlamı ifade ediyorsa, kimleri kapsıyorsa, kanunların genelliği ilkesi içerisinde, kapsam dışındakiler yararlanamayacak, kapsam içerisindekiler yararlanacaktı; ancak, parlamentonun itibarı veya muteber parlamento kriteri bakımından ben bir yaklaşımda bulunmak istiyorum: Gerçekten, şu anda, 95 inci madde, şu anda uyarlanması yapılmamış olan, meri, yürürlükte olan 95 inci madde, kapatmaya sebebiyet verenlerin milletvekilliğine -bağımsız olsun, bir partiden olsun- aday olamayacaklarını düzenlemekte; Anayasa ise, burada tersine bir hüküm veya tersine düzenlemeye imkân veren bir hükmü öngörmektedir.

Yasama organı olarak şunu yapmamız gerekmez miydi; Anayasanın, milletvekilliği parti kapatmasına sebebiyet veren kişinin, milletvekilliği düşen kişinin bağımsız olarak aday olup olmaması meselesini uygulamaya mı bırakmalıydık; yasama organı mı bu konuda bir hüküm sevk etmeliydi? Bana sorarsanız, bir anayasacı olarak bana sorarsanız, bir hukukçu olarak bana sorarsanız, demokratik özgürlüklerin veya demokratik yasaların, yorum makamlarınca değil, bizzat yasama organınca, irade izharı yoluyla açığa çıkarılması gerekirdi diye düşünüyorum. Eğer milletvekili adayı olamayacaksa “olamaz” demeliydik, milletvekili adayı olabilecekse “olabilir” demeliydik ve burada asıl kuruluşu, hikmeti vücudu, özgürlükleri ortaya koymak, kamusal alan ile özel alandaki farklılıkları veya sınır çizgilerini çizmek zorunda olan yasama organının meskût davranmaması ve tercihini bir kurucu organ olarak ortaya koyması gerekirdi.

Bu vesileyle, değerli milletvekili arkadaşlarım, bir temennimiz de, partimizin ve bizlerin bir temennisi de, gerçekten, Anayasa Mahkemesinin denetimine götürülemeyen ve karakteri itibariyle yumuşak anayasa niteliğinde olan 1982 siyasal partiler rejimini, demokratik konsept içerisinde yeniden gözden geçirilmesini ve uyumla yetinmeyerek, çok yakın gelecekte, Avrupa standartlarına, demokratik evrensel standartlarla bağdaşır bir siyasal partiler kodunu oluşturmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

Bu vesileyle Yüce Parlamentoyu gönülden selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına başkaca söz talebi yoktur.

Şahısları adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak’ın.

Buyurun efendim.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çerçeve 14 üncü madde hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum, 95 inci maddeye ilişkin.

95 inci maddedeki değişiklik, zaten, Anayasanın 69 uncu maddesinde yer almaktadır. Anayasanın 69 uncu maddesine göre, bir partinin kapatılmasına sebebiyet verenler, bir başka partinin sadece kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar; dolayısıyla, aslında, milletvekili seçilmelerine mani bir hal yoktur. Bunu, yoruma bırakmayan 95 inci madde değişikliğini görüşüyoruz.

Meselelere, yasakçı bir zihniyetle yaklaşmak yerine, özgürlükçü bir zihniyetle yaklaşmanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü, eğer bir insan, bağımsız milletvekili seçilmek üzere, arkasında,aşağı yukarı 40 bin oy varsa, bırakalım, milletin dediği olsun.

Türkiye’de, maalesef, siyasetçiyi karalamak son derece kolaydır, bilhassa özel konjonktürlerde... Zaten, siyasî partiler de, her zaman özel konjonktürlerde kapatılmış, siyasetçiler de o tip konjonktürlerde yasaklanmıştır.

Biz politikacılar için “tencereyi pislettiler” denilen bir siyasî kültürden gelmekteyiz ve işte, şimdi “tencereyi pislettiler” dediklerinin biri, çok şükür ki, Başbakan, diğeri de Cumhurbaşkanı mevkiindedir. Dolayısıyla, millet, özgürlükçü zihniyetle hareket etmektedir. Bizim de, onun istikametinde yol alıp, yasaklayıcı değil, özgürlükleri genişletici adımlar atmamız gerektiğine inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

Şahısları adına ikinci söz sırası Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’da.

Buyurun Sayın Uzunkaya.

Süreniz 5 dakikadır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; 95 inci madde, az önce de ifade edildiği gibi, Anayasanın 69 uncu maddesindeki yapılan değişikliğe paralel olarak bir değişime uğramıştır. Sayın İyimaya’nın az önce ifade buyurduğu gibi, gerçekten, Avrupa standartlarına uygun bir siyasî partiler kanunu ve gerekirse Anayasada böyle bir düzenlemenin olmasının hepimizin özlemi olduğuna inanıyorum; ama, zannediyorum, bugünkü konjonktürde bu kadarı yapılabildi.

Bu maddenin de hayırlı bir değişim olduğuna inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir soru sormak istiyorum.

BAŞKAN – Mütalaa eklemeden, buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, zaten, mütalaa pek eklemiyorum; yani, bir soruyu sormak için biraz açıklık getirmek lazım.

Temelli kapatılan bir siyasî partinin üyesi veya yöneticisi olan arkadaşlar, bu getirilen kanunla bağımsız milletvekili adayı olabiliyor mu? Yani, aslında, siyasî partilerin kapatılmasına sebebiyet verecek derecede ağır bir suç işlemiş bir kişi, siyasî idamına kendisi karar vermiş demektir. Eğer, Türkiye’yi düzenli korumuyorsa, Türkiye’de demokratik ve laik cumhuriyeti korumuyorsa veyahut da bütünlüğüne aykırı hareket ediyorsa, bu tıynetteki bir kişinin, siyasî hayattan da yasaklanması lazım. Sayın Komisyonumuz, getirilen bu teklifle temelli olarak bir partinin kapatılmasına sebebiyet veren bir kişinin, bağımsız milletvekili olma hakkının var olup olmadığını Komisyon Başkanından öğrenmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Uygulamaya taalluk eden bir konu; ancak, Sayın Başkanın takdirlerine bırakıyorum.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, biz, burada, bir genel düzenleme yapmış bulunuyoruz. Sayın İyimaya, bu konuda kendi şahsî görüşlerini söyledi. Ona katılan arkadaşlarımız olabilir; ancak, biz, genel düzenlemeyi, Anayasanın 69 uncu maddesinin yedinci ve sekizinci fıkrasını maddeye aynen dahil etmekle ve ona da, genel telakkileri de dikkate almak suretiyle bir ek cümle ilave etmekle düzenlemiş bulunuyoruz. O ek cümlede de “siyasî partiler bu kişileri hiçbir surette seçimlerde aday gösteremezler”dir. Onun üzerindeki düzenleme, Anayasa hükümlerinin maddeye aynen geçirilmesine dairdir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekilleri, herhangi bir değişiklik önergesi yok. Müzakeresini tamamladığımız maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Sayın Başkan, usul hakkında söz almak istiyorum.

Benim önergemi, konuşma istemimi gündeme almadınız. Bu, usule, esasa, Anayasaya, Tüzüğe hepsine aykırıdır.

BAŞKAN – Sizin önergeniz bana intikal etmedi.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – 14 üncü madde hususunda ben dilekçemi gönderdim.

BAŞKAN – Sayın Aydınlı, özür dilerim, sonradan yan tarafa ilave edilmiş, göremedim; ancak, Tüzüğümüze göre, iki kişiye söz verebiliyorum; ama, usul hakkındadır; buyurun efendim.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Değerli Meclisin saygıdeğer üyeleri, aslında önümüze getirilen Siyasî Partiler Yasasını, genelde, ben de, kişisel olarak, olumlu buluyorum; ancak, şimdi tartıştığımız ve oylamasına geçilecek olan 14 üncü madde ile muğlak ifadeler bulunan 17 nci madde ve müteakip 18 inci madde üzerinde kuşkularımız vardır. Öncelikle, 14 üncü madde üzerinde açıklamada bulunmayı, bir milletvekili olarak, vicdanımın gereği kabul ettim.

Hepinize teşekkür ederim.

Muhakkak ki, siyasî partiler, siyasî hayatımızın ayrılmaz parçasıdırlar; ancak, siyasî partiler de, başta Anayasa olmak üzere, yasalar, tüzükler...

BAŞKAN – Affedersiniz, bir dakika efendim... Müsaade eder misiniz...

Usul hakkında söz aldınız; yani, size, şahsınız hakkında söz talep etmenize rağmen, söz vermemem konusunu tartışacaksınız.

İSMAİL AYDINLI (Devamla) – Başkan, bu sizin yaptığınız usulsüzlüktür.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Daha öğreneceksin bu işleri.

BAŞKAN – Maddeyi okutuyorum:

MADDE 15.—Siyasî Partiler Kanununun 98 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Siyasî partilerin kapatılması davaları, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Anayasa Mahkemesinde açılır.”

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyasî partilerden incelenmek üzere gerekli gördüğü belgeleri isteyebilir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerini ifade etmek üzere, Trabzon Milletvekili Sayın Ali Naci Tuncer’in; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA ALİ NACİ TUNCER (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 15 inci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15 inci maddede ne getirilmektedir? 15 inci madde, Anayasanın 69/4 maddesinde yapılan değişikliğe uygun olarak, siyasî partilerin kapatılması davalarının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılabileceğini hükmetmektedir; son fıkrada da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, istediği her belgenin kendisine verileceği ifade edilmektedir. Yürürlükteki yasamızda ne vardı; davaların, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya vekili tarafından açılabileceği ifade ediliyordu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve başsavcı vekili -her ikisi de Yargıtay üyesidir, yüksek yargı mahkemesi üyesidir- yüksek yargı mahkemesi üyelerine verilen teminatlardan istifade eden hâkimlerdir. Bu değişikliğe neden zaruret hissedilmiş; -Anayasamızın, partilere verdiği, dolayısıyla, demokrasiye verdiği değerin ifadesidir- aynı statüde olan iki şahıs dava açabilirken, Anayasamız, çok önemli gördüğü için, bu yetkiyi, münhasıran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına vermiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Anayasanın, partilerimize atfettiği bu saygınlığa biz de layık olmaya çalışmalıyız. Maalesef, geçtiğimiz dönemlerde, Anayasanın, demokrasiye ve partilere verdiği değeri bazı gruplar hiçe saymış ve Türkiye’de çalkantıya sebep olmuştur. Ümit ediyorum ki, bundan sonra, Anayasanın, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan partilere verdiği bu değeri hepimiz bileceğiz ve en erdemli meslek olan politikaya ve politikacılığa yakışan tutum içerisinde olacağız.

Saygıdeğer arkadaşlarım, 98 inci maddede değişiklik yaparken terminoloji birliğini kaybettik. Teklifle “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı” sıfatı getirilmiş -doğrudur- ama, aynı madde içerisinde, üçüncü fıkrada, bugün mevzuatta olmayan “cumhuriyet savcılığı” sıfatı, sorgu hâkimliği kaldırıldığı halde “sorgu hâkimliği” sıfatı, “Yargıtay cumhuriyet savcıyardımcılığı” sıfatları kalmıştır. Bugün mevzuatta olmayan Yargıtay cumhuriyet savcıyardımcılığı -ki, bu isim Yargıtay savcısı olarak değiştirilmiştir- sorgu hâkimliği müessesesi hukukî sistemimizden çıkmıştır. Hiç olmazsa, yasanın tamamında değiştiremediğimiz bu sıfatları, ele aldığımız bu maddede değiştirelim. Birinci fıkrada “Yargıtay cumhuriyet başsavcısı” deniliyor, üçüncü fıkrada “cumhuriyet başsavcısı” deniliyor; “Cumhuriyet Başsavcısı” sıfatı bugün mevzuatta yok. Ümit ediyorum ki, komisyon, bu maddeyi, bu yönden yeniden tedvin eder, hiç olmazsa bu madde içerisinde terminoloji birliğini sağlamış olur veya -yasanın daha birçok maddelerinde bu sıfatlar devam etmektedir- komisyon bunu geri çekip, bu sıfatların yeni sıfata dönüştürülmesini de bir geçici maddeyle sağlayabilir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Grubumuz, her madde üzerinde söz almaktadır. Biz, bu söz almaları, bu teklifi engellemeye yönelik yapmıyoruz. Zaten, elimizdeki, dağıtılan gündeme baktığımızda, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporunu; yani, mensubu olduğum Gruptan bir arkadaşımın, bir hukukçu arkadaşımın, büyük hukukçu olduğu tartışılmaz bir arkadaşımın verdiği kanun teklifini görüşüyoruz, ki, Anayasaya göre de, yapılması zorunlu olan bir uyum yasasıdır. Keşke, seçimden önce getirilebilseydi; ama, bugüne kısmet oldu. Biz, buna muhalefet etmiyoruz; ama, bazı teknik hususları düzenlemek gerekiyor.

Kanunların en idealini çıkarmak Parlamentonun görevidir. Bizler, burada yön vereceğiz. Tatbikatta, bizim konuşmalarımız, bizim tutanaklardaki sözlerimiz dahi değerlendiriliyor; ama, bakıyorum ki, diğer gruplardan hiç ses çıkmıyor. Hele, Anamuhalefet Partisinin alışık olmadığımız kanun müzakere tarzını sizlerin takdirine ve milletimizin takdirine sunuyorum. Uyumlu olmak çok iyi bir şey. Ümit ederim ki, Anamuhalefet Partisi olan Fazilet Partisi, bundan sonraki kanun çalışmalarında da, eğer doğruysa, eğer millet yararınaysa, aynı uyum içinde hareket eder.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Ne yapacağımızı senden mi öğrenceğiz?!.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuncer.

Gruplar adına başka bir söz talebi yoktur.

Şahıslar adına talepler aynı listeyi taşımaktadır.

İlk sırada, Sayın Ilıcak var.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Söz hakkımı Mehmet Ali Şahin Beye devrediyorum.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisimizin saygıdeğer üyeleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 15 inci maddesiyle, Siyasî Partiler Kanununun 98 inci maddesinde değişiklik yapılıyor.

Siyasî Partiler Kanunumuzun beşinci kısmı, siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili maddeler içermektedir; 10 maddedir ve bu maddelerden ilki de 98 inci maddedir. 98 inci madde, siyasî partilerin kapatılmasını veya kapatılmasıyla ilgili davayı hangi organın yerine getireceğini ve bu davanın nerede açılacağını düzenlemiştir. 1 inci madde, şu andaki mevcut kanunda oldukça uzundur, bu Anayasaya uygun olarak yeniden düzenlenmiş ve 1 inci maddenin birinci fıkrasında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilliği gibi bir makam varken, bu, şu anda uygulanmadığından, madde metninden isabetli olarak çıkarılmış ve ayrıca, Cumhuriyet Başsavcılığının, siyasî partilerin kongrelerini izleme gibi bir yetkisini de ortadan kaldırmış, sadece siyasî partilerle ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, incelenmek üzere, gerekli gördüğü takdirde belgeleri isteyebileceği hükmü, yine 1995 anayasa değişikliğine paralel olarak madde metnine getirilmiştir. Böylece, bu düzenleme 1995 anayasa değişikliği paralelinde mutlaka yapılması gereken bir düzenlemeydi. Bu bakımdan isabetli bir düzenlemedir.

Anamuhalefet Partisi olarak kanun teklifinin görüşmelerinde bizim takip ettiğimiz usulü biraz önce DYP Grubu adına konuşan arkadaşımız eleştirdi, ama hemen şunu söyleyeyim ki, iki yıldan beri üzerinde anlaşılmış olan bir kanun teklifidir, üstünde de herhangi bir ihtilaf yoktur, hiç şüphesiz ki, Anamuhalefet Partisi olarak da böylesine önemli bir kanunun çıkarılmasına yardımcı olmak, bir an önce yasalaşması konusunda elimizden gelen yardımı göstermek de herhalde görevimizdir. Bunun eleştirilecek bir yönü olduğu kanaatinde değilim.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Sayın Komisyon Başkanımız bir açıklamada bulunacaklar; buyurun efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 136 sıra sayılı kanun teklifinin evveliyatına baktığımızda; bu teklif 20 inci Dönemde uyum komisyonunda üç ay süreli yoğun bir çalışmanın eseridir. Teklif, uyum komisyonunun çalışmalarından sonra Kasım 1997’de Anayasa Komisyonuna gelmiş ve Anayasa Komisyonunda 7 ayrı birleşimde yoğun çalışmalar sonucu kabul edilmiştir. Komisyonumuz, bu çalışmayı benimseme yoluyla görüşmüş ve bu sonuca varmıştır. Bu birlik, Anayasanın 68 ve 69 uncu maddelerinin uyumunu sağlama yolunda yapılan yoğun çalışmaların sonucudur. Ben, bunu özellikle Sayın Tuncer’in beyanından sonra arz etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Şahısları adına son söz, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’nın.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Benim yerime Yahya Bey konuşacak.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahya Bey sırada var mı efendim?

BAŞKAN – Sırada söz talebi yok.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Uzunkaya, söz hakkını bana devrediyor.

BAŞKAN – Hayır, demin Mehmet Ali Şahin’e, onun söz talebi daha önceden olduğu için söz verdim. 

Sayın Uzunkaya, buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Anayasaya uyum çerçevesinde yapılan bu değişiklik, 20 nci Dönemde yapılan genel çalışma içerisinde, partilerin kapanmaları veya akabinde yapılacak adlî muamelelerle ilgili olan çalışmalardır. Anayasaya uyum açısından faydalı olduğuna inandığımız bu değişikliği tasvip ettiğimizi, kişisel olarak da oyumun beyaz olduğunu arz ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Herhangi bir değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi, komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 16. — Siyasî Partiler Kanununun 101 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılması

Madde 101. —Anayasa Mahkemesince bir siyasî parti hakkında kapatma kararı;

a) Bir siyasî partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi,

b) Bir siyasî partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,

c) Bir siyasî partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alması,

Hallerinde verilir.”

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde hakkında siyasî parti grupları olarak ilk görüş, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük’ün; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanununun 16 ncı maddesi üzerinde Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 20 nci Asrın en önemli sistemi demokrasidir dedik ve bu demokrasinin 21 inci Asırdaki en önemli özelliği olarak da, katılımcı demokrasinin, millete, topluma ve kendi ülkesine daha fazla hizmet verme anlayışının hâkim olacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Dolayısıyla, katılımcı demokrasilerde en önemli unsurlar, sivil toplum örgütleri ve siyasî partiler olduğuna göre, siyasî partilerin ve sivil toplum örgütlerinin, belli ilkeler çerçevesinde, halkın beklentilerine cevap verebilecek, meselelerini çözümleyebilecek birkısım arayışları ve kendi çözümlerini belli bir program dahilinde sunmak ve ona paralel olarak hizmet etmek mecburiyetinde oldukları da muhakkaktır.

Devlet yönetiminde, ülke yönetiminde, özellikle, milleti temsil edenlerin, yine millet tarafından, halk tarafından seçildiğini gördüğümüz demokrasilerde, siyasî partilerin programları, vaatleri ve sözleri, gerçekten, yerine getirilmesi gereken çok önemli görevler ve ilkelerdir.

Bu anlayış içerisinde, pek tabiî ki, siyasî partiler, bir taraftan kendi isteklerini, programlarını yerine getirecekler; ama, bir taraftan da içinde bulundukları ortamın, yaşadıkları toplumun değer yargılarını ve devleti, özellikle anayasal rejimi de koruyacaklar ve kollayacaklardır. Nasıl, bir milletvekili, milletvekilliğine başlarken, and içtiğinde, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü dahil olmak üzere, cumhuriyetin temel ilkeleri de dahil olmak üzere, onları korumak ve kollamakta yemin ediyorsa, siyasî partilerin de, aynı anlayış içerisinde, kendi ülkelerinin temel nizamını korumak ve kollamakta hassas ve özellikle, ülke için gerekli birkısım hassasiyetleri korumak için ellerinden gelen gayreti göstermek durumunda oldukları muhakkaktır.

Değerli milletvekilleri, söz konusu edilen bu madde -yani 16 ncı madde- Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasının bir devamı, aynı zamanda, kanunla ortaya konmuş olan uygulamasını özellikle içermektedir. “Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz ve suç işlenmesini teşvik edemez” deniliyor. İşte, bu Siyasî Partiler Kanun Teklifinin 16 ncı maddesiyle, 101 inci maddede derpiş edilen ve esas alınan, hükme bağlanan, Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde, partilerin hangi hallerde kapatılacağı ifadesi tespit edilmiş, hükümleri esas alınmış ve bu suretle, bu maddenin özellikle (a) fıkrası, doğrudan doğruya, Anayasadaki biraz evvel okuduğum şekliyle burada da yer almıştır.

Bir diğer husus da, bir siyasî partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti halinde, yine, siyasî parti kapatılabilecektir.

Değerli milletvekilleri, odaklaşma hadisesi, geçmişte, sadece yargıya bırakılan bir husustu. Bu şekliyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendi yetkisine sahip çıkarak, odaklaşmanın tarifini yaparak, bir noktada, uygulamacılara da bir işaret vermektedir. Dolayısıyla, biraz evvel okunan maddedeki odaklaşma noktasından hareket etmek suretiyle eğer bir odaklaşma varsa, eğer siyasal partinin, biraz evvelki ifade ettiğim, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü dahil, cumhuriyetin temel nitelikleri dahil, insan hakları ve hürriyetleriyle ilgili birkısım haksızlıklara, eşitsizliklere, adaletsizliklere aykırı davranışlar veya faaliyetler içerisinde olduğu tespit edilir ise, o takdirde, pek tabiî ki, Anayasa Mahkemesi, bu getirilen hüküm çerçevesinde kapatma durumunda olacaktır.

Bir siyasî partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden maddî yardım alması da, yine, bir kapatma sebebi olarak, Anayasa Mahkemesine, özellikle bir hak, bir yetki, bir görev olarak verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, aslında, bir siyasal partinin, özellikle mensupları tarafından işlenen bir suçtan dolayı kapatılmasını, kendi demokratik anlayışımızla bağdaştırmıyoruz. Çağdaş demokrasilerde, partiler demokrasisinde de, gerçekten, bu anlayış içerisinde kapatılan bir parti anlayışı veya mevzuatı söz konusu değildir. Bizim altını çizerek belirtmek istediğimiz husus şudur: Partiler demokrasisinin hâkim olduğu parlamenter demokratik sistemlerde, mensuplar, eğer suç işliyorsa, cezayı, şahsî olarak onlar almalıdır; ama, siyasî partileri kapatmak, gerçekten, çağımıza uygun bir davranış değildir. Ancak, siyasî partilerin de, mensuplarına yönelik, iç bünyelerindeki birkısım sistemleri çalıştırmak suretiyle, yemin ettikleri ve mensubu oldukları ülkenin, içinde bulundukları düzenin getirdiği birkısım temel ilkelere uymak durumunda olduklarını da unutmamak gerekir.

İşte, bu iki ekstrem örnek içerisinde, özellikle siyasî partilerin kapatılması gündeme gelmekte ve bu suretle de bugün bu münakaşayı burada yapmak durumunda olmaktayız. Keşke, gerçekten, siyasî partileri kapatma anlayışını sadece millete bıraksak ve böylece, siyasî partiler, seçilen siyasî parti mensupları ve genel başkanları, millete vaat ettiklerini, söz verdiklerini, ortaya koydukları programları yerine getirmedikleri takdirde, o sözleri ve o taahhütleri yerine getirmedikleri takdirde, yanlış bir uygulamaya ve saplantıya girdikleri takdirde, sadece millet tarafından cezalandırılabilecek bir sistem olsa; gerçekten, o, hepimizin kabul edeceği, çağdaş demokrasilerin de kabul ettiği, benimsediği bir uygulamadır.

İşte, bu anlayış içerisinde, gelecekte, o noktaya gidebileceğimizi düşünüyoruz; ama, gelin, bu anlayış içerisinde, siyasî partilerin, önce kendi iç bünyelerindeki sistemleri değiştirmeleri ve demokrasiyi tam olarak uygulayacak bir anlayışı hem kedi iç bünyelerinde hem de millete ve söz verdikleri, özellikle, toplumlara ne yapmaları gerektiğini de çok iyi bilmelerini hatırlamaları gerekir. Milleti, demokrasi vakasında ve ortamında yaşatmak mı istiyoruz; partinin milleti terkibini hafızalardan silmek lazım. Bunu gerçekten kabul etmek mümkün değil; ama, milletin partisi tanımlamasını bütün unsurlarıyla hayata geçirdiğimizde hem Meclis hem siyaset itibarın doruğuna çıkacak ve gerçekten, bugün içerisinde bulunduğumuz şartlar itibariyle, milletvekilleri ve parlamento, millet tarafından, bu kadar güvensiz bir anlayış içerisinde değerlendirmeye tabi tutulmamış olacaktır. Partilerin sistemi, sürekli ameliyata yatırılan bir sistem, adı ne olursa olsun tam demokratik olmaz; devamlı olarak, ille de, bu partileri veya bu demokrasiyi istediğimiz gibi yapacağız diye bir anlayış olamaz. İleri ülkelerdeki, çağdaş ülkelerdeki demokrasi neyse, insan hak ve özgürlükleri neyse, o insan hak ve özgürlükleriyle güçlendirilmiş olan bir demokrasi, çağdaş demokrasi, ileri ülkelerde uygulanan demokrasi bizim de vazgeçemeyeceğimiz ve mutlak surette uygulamak durumunda olduğumuz demokrasi anlayışıdır.

Yine, bu demokrasinin en önemli temel felsefesi uzlaşmadır. Siyasal partilerin kendi aralarında uzlaşması da, keza, aynı şekilde, hem bu partiler sisteminin daha iyi çalışmasına neden olacak hem de partilerin birbirlerini yıpratma anlayışını ortadan kaldıracak ve daha gerçekçi bir ortam içerisinde, ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal meselelerini tartışılır duruma getirecektir. O sebeple, biz, uzlaşmayı hem kişisel hem de siyasal parti olarak, gerçekten, üzerinde durulması gereken vazgeçilmez temel unsur olarak görüyoruz. Uzlaşma, şafaktan ürküp, gündüze tahammül edemeyip, ülke ve ülke insanının dışında çözümsüzlük senaryoları üretip, demokrasiyi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bedük, sürenizi 2 dakika uzatıyorum.

Buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

...engizisyon ruhuyla arkadan hançerleyip, zar atıp, millet iradesine, millî iradeye ipotek koymak değildir. Uzlaşma, kendilerinin, hayallerinde bile göremeyecekleri büyük medeniyet projelerine imza atanları, sırf bu imzalarından dolayı, gece kadar karanlık bir ruhla, iftiralarla çürütmek, mantık ilmini iftiranın kör kuyusuna atmak, hakaret etmek veya adabımuaşerete aykırı davranışlarda bulunmak da değildir. Demokrasi ve uzlaşma, ararejim senaryolarını ayağa düşürmek ise hiç değildir. Bizim için, uzlaşma, tüm sahteliklerden yüz çevirmek için atılan ilk adım, bütün insanî yükselişlerin şahika noktası, insanımızın asırlık ıstıraplarının, sevgide var olma olarak kutlu bir nefesle dindirme ve insanımızla bütünleştirmenin tek dili, müşterek dili ve müşterek noktasıdır.

Bu anlayış içerisinde, demokrasimizin geleceğine umutla bakıyor ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bedük.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına, yeni bir talep yok. Sırasıyla davet ediyorum; İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Efendim söz hakkımı Sayın Mehmet Ali Şahin’e veriyorum.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun.

Sayın Şahin, süreniz 5 dakikadır.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yeniden hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Şu anda, çerçeve 16 ncı madde üzerinde görüşme yapıyoruz. 16 ncı madde, Siyasî Partiler Kanununun 101 inci maddesinde değişiklik içeriyor; zannediyorum, şu anda görüşmekte olduğumuz Siyasî Partiler Kanunundaki değişiklik teklifinin en önemli maddelerinden biridir; çünkü, bu madde, siyasî partilerin kapatılma hallerini yeniden düzenlemektedir. 1995 anayasa değişikliği, artık, siyasî partilerin ancak üç nedenle kapatılabileceğini düzenlemiştir. Bunlar da, biraz önce Başkanlık Divanı tarafından okundu; buraya isabetli şekilde girmiştir.

Dikkat ederseniz, şu anda yürürlükte bulunan kanunun 101 inci maddesinin başlığı, dördüncü kısımdaki yasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılması; ama, şu anda getirilmekte olan teklifteki başlık, Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılması. Bu ikisi arasında, çok büyük bir fark var; çünkü, dördüncü kısımdaki yasaklara aykırılık hali kaldırılıyor, böylece, dördüncü kısımdaki 20 tane maddedeki kapatılma sebepleri artık kapatılma nedeni sayılmayacaktır, sadece o üç neden sayılacaktır.

Bu, siyasî partiler için 1995 yılında atılmış çok önemli demokratik bir adımdır. Dört yıl gecikmeyle de olsa, bunu, Siyasî Partiler Kanununa yansıtmış olmayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından fevkalade önemsediğimi belirtmek istiyorum.

Bir misal vererek huzurunuzdan ayrılacağım. Mesela, 89 uncu maddesi var Siyasî Partiler Kanununun, dördüncü kısımda; Diyanet İşleri Başkanlığının mevcut durumunu, genel idare içerisindeki durumunu, tartışma ortamına getiren bir siyasî parti kapatılabilir, hakkında dava açılabilir; ama, 1995 Anayasa değişikliğinden sonra, artık, 89 uncu maddenin tatbikatı mümkün değildir. İşte, bu değişiklikle, böylesine önemli bir adım atıyoruz.

Ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Söz sırası, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’da.

Süreniz 5 dakikadır; buyurun efendim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Muhterem Başkan, değerli milletvekilleri; 16 ncı maddenin getirdiği değişiklik, Siyasî Partiler Kanununun 101 inci maddesini değiştirmeyi amaçlayan değişikliktir.

Tabiî, her madde üzerinde konuşan arkadaşlarımızın ifadesi ve beyanları şu olmuştur: 1982 Anayasası, bir darbenin ardından gelmiş bir Anayasadır; bir yığın yasaklar getirmiştir. Neticede, çok enteresandır, Anayasada dört yıl önce yapılan değişiklik, maalesef, Parlamentomuzda, ancak, bir dört yıl zaman geçtikten sonra, yasakların, âdeta, zımnen devamını arzu eder tarzda bir gecikmeye uğramıştır.

Bu gecikmeye rağmen yapılan değişikliğin hayırlı olacağına inanıyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Herhangi bir değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi, Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum; buyurun efendim:

MADDE 17.— Siyasî Partiler Kanununun 102 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Parti büyük kongresi, merkez karar ve yönetim kurulu veya bu kurulun iki ayrı kurul olarak oluşturulduğu haller, Türkiye Büyük Millet Meclisi grup yönetim kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi grup genel kurulu, parti genel başkanı, dışında kalan parti organı, mercii veya kurulu tarafından Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükümlere aykırı fiilin işlenmesi halinde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak iki yıl geçmemiş ise, Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu organ, mercii veya kurulun işten el çektirilmesini yazı ile o partiden ister. Parti üyeleri 68 inci maddenin dördüncü fıkra hükümlerine aykırı fiil ve konuşmalarından dolayı hüküm giyerler ise Cumhuriyet Başsavcılığı bu üyelerin partiden kesin olarak çıkarılmasını o partiden ister.

Siyasî parti, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde istem yazısında belirtilen hususu yerine getirmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesinde o siyasî partinin kapatılması hakkında dava açar.Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenmiş iddianamenin tebliğinden itibaren otuz gün içinde ilgili siyasî parti tarafından söz konusu parti organı, mercii veya kurulun işten el çektirilmesi ve parti üyesi veya üyelerin partiden kesin olarak çıkarılmaları halinde, o partinin kapatılması hakkındaki dava düşer. Aksi takdirde Anayasa Mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak, Cumhuriyet Başsavcısının ve siyasî parti temsilcilerinin sözlü açıklamalarını, gerekli gördüğü hallerde diğer ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları da dinlemek suretiyle açılmış bulunan davayı karara bağlar.”

BAŞKAN – Görüşmekte olduğumuz 17 nci madde üzerinde grupların söz talepleri var mı?.. Yok.

Şahısları adına, müzakerelerin başında arz ettiğim listeye ilaveten İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Aydınlı, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman da söz talebinde bulunmuşlar ve sıradaki yerlerini almışlardır.

Şimdi, sırasıyla, iki arkadaşımıza söz vereceğim.

Birinci sırada, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak.

Buyurun efendim.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 17 nci madde hakkında söz almış bulunuyorum.

17 nci madde, Siyasî Partiler Kanununun 102 nci maddesini değiştirmektedir. Aslında, 101 inci maddede daha önce düzenlenen uyarı sistemi 102 nci maddeye aktarılmakta; kanuna aykırı bir durum hâsıl olduğu takdirde, cumhuriyet başsavcısının, gerek o siyasî partinin organları, gerekse üyeleri hakkında uyarı mekanizmasını kullanması bu maddeye derç edilmektedir.

Aslında, gönül isterdi ki, odaklaşma konusunda da böyle bir uyarı mekanizması işletilsin; ama, maalesef, bu konu, şimdilik gündeme getirilmemiştir. Çünkü, amaç, esas itibariyle, siyasî partileri kapatmak değil, siyasî partilerin kanuna aykırı davranmasını önlemektir. Zaten, 1995 Anayasa değişikliği de, demokrasi paketi içinde getirilmiştir. Dolayısıyla, daha büyük bir demokrasiye, daha ileri bir demokrasiye geçilen bir adımdır; ama, maalesef, ters dönmüş ve sanki, siyasî partiler daha kolay kapatılır hale gelmiştir. Dolayısıyla, bugün bu uyum yasalarıyla, bu yanlış uygulamaların önünü kesmeye gayret ediyoruz.

Bu adımı, daha da ileri adımların takip edeceği umuduyla, hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

İkinci ve son söz, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’nın.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Yahya Akman Bey’e devrediyorum; talebi var.

BAŞKAN – Peki, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman; buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 136 sıra sayılı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapan Kanun Teklifiyle ilgili şahsî görüşlerimi açıklamak üzere, huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, çerçeve 17 nci maddede, aslında, Siyasî Partiler Kanununda mevcut olan 54 üncü madde ve devamındaki disiplini düzenleyen hükümler, bir nevi, işler duruma getirilmek isteniyor. Türkiye’de, halihazırda, herhangi bir memurun dahi, suç işlediği zaman, Memurin Muhakematı Hakkında Kanuna göre, kendi iç mekanizması içerisinde savunması alındıktan, lüzumu muhakeme kararı verildikten sonra hakkında muhakeme edilip edilmeyeceğiyle ilgili olarak karar verilmektedir.

Türkiye çapına hitap eden, her tarafta teşkilatlanmış olan siyasî partiler gibi müesseselerde, muhakkak ki, bir insanın veya bir kurumun hata yapabilmesi mümkündür.Bu tip hataların parti tarafından telafi edilmesine imkân tanıyan bir madde olduğu için, olumlu bir değişiklik olarak görüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, oylama sırasında karar yetersayısının aranmasını istiyorum.

BAŞKAN – Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 17 nci maddesinin oylanması sırasında karar yetersayısı istenmiştir.

Oylamayı elektronik cihazla yapmak suretiyle, karar yetersayısı arayacağım.

Oylama için 5 dakikalık süre vereceğim. Bu süre zarfında cihaza giremeyenler lütfen, yardım istesinler. Vekâleten oy kullanacak olan sayın bakanlar da, o istikâmette iradelerini beyan buyursunlar.

Oylamayı başlatıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli)– Sayın Başkan, oylamanın elektronik cihazla yapılması için karar almadınız.

BAŞKAN – Açık oylama için karar alınır.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN– Sayın milletvekilleri, karar yetersayımız vardır ve görüşmekte olduğumuz 17 nci madde, elektronik cihazla yapılan oylama sonucu kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18. – Siyasî Partiler Kanununun 103 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Bir siyasî partinin yasak eylemlere odak olması hali

Madde 103. – Bir siyasî partinin Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı hususu Anayasa Mahkemesince belirlenir.

“Bir siyasî parti; birinci fıkrada yazılı fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.”

BAŞKAN – Görüşmekte olduğumuz tasarının 18 inci maddesiyle ilgili olarak, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya ifade edeceklerdir.

Buyurun Sayın İyimaya. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkan, değerli üyeler; sözlerimin başında, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Demokrasi, siyasal partilerin, diktatörlükler ise kişilerin rejimidir. Demokrasinin var olabilmesi ve düşük yoğunluktan kurtulabilmesi için, siyasal örgütlenme özgürlüğünün başlangıcından sonuna kadar, bir bütün olarak, çağdaş, demokratik standartlara uygun şekilde kurgulanması lazımdır.

Bu noktada ifade edilebilir ki, devlet, bireye veya siyasal örgütlere güvensizlik içinde yaklaşıyorsa, orada, sivil alan ile kamusal alan arasında tam bir denkleşme, bağdaşma ve uyum sağlanamamıştır.

Yine denilebilir ki, kurallar ideolojik hassasiyetlerle yorumlanıyor, demokratik tutarlılık ve duyarlılık esirgeniyorsa, yine demokrasi düşük yoğunluktadır.

Değerli arkadaşlar, demokrasilerin siyasal örgütlenme özgürlüğündeki en büyük yapısal ve kurumsal sorunları, antisistem partileri, sisteme karşı savaş veren partiler konusunda alması gereken tavrın ve korumanın hangi seviyede meşru olup olamayacağının belirlenmesi problemidir.

Değerli arkadaşlar, demokrasilerde tehlikeli örgütler olabilir; ama, hiçbir şekilde tehlikeli düşünceler olamaz. Demokrasilerde, her demokratın tüylerini ürpertecek düşünceler, hayretler içerisinde bırakacak ifadeler olabilir; ama, demokrasinin, onu hoşgörüyle karşılaması ve oradaki, az da olsa, doğrudan zenginlik noktasında payesini ve payını alması gerekir.

Demokrasilerde, partilerin kapatılmasında kural, istisnailiktir. Demokrasilerde partiler, seçimler yoluyla seleksiyona uğrarlar, tarihe karışırlar ve antisistem partilerinin de entegrasyonu, evvela kapatma yoluyla değil, koalisyon yollarıyla entegrasyondur. Koalisyon, belki tarihî gelişimi içerisinde, liberal partilerin, bilhassa Belçika’da tarihten silinmesinin bir çaresiydi; ama, diyelim ki, 1920 yılında Fransa’da Sosyalist Parti iktidara gelseydi, Fransa, belki de şu anda, şu demokrasi seviyesinde olamayacaktı; çünkü, belli dönemlerde, zor toplumların, örgütlere karşı hassasiyetleri vardır. Örgütlere karşı hassasiyetin yoğunlaştığı noktada, örgütlerin entegrasyonunu ihmal anlayışı içerisinde olursanız, o zaman, imkânsız toplumlara doğru, parçalanmalara doğru, bölünmelere doğru sosyolojik bir yol alırsınız.

Değerli arkadaşlar, şu anda, Türkiye’de, gerçekten, parti kapatması noktasında, 1995 yılında öngörülen ölçütlerden, kriterlerden bir tanesinin yasaya uyarlanması gayreti içerisindeyiz, bir uyum yasası gayreti içerisindeyiz.

Bir defa, bugün, Anayasamızın 69 uncu maddesi, parti kapatma sebeplerini 3 ana kategoride toplamış ve onun dışında, parti kapatmaları yasaklamış; parti kapatma sebeplerini öngörmemiştir. Numerus clausus diyoruz. Anayasanın 69 uncu maddesinde varolan sebeplerin dışında, partilerin kapatılması mümkün değil; ama, şu anda, uyumunu sağladığımız yasada, maalesef, Anayasanın 69 uncu maddesinin sebepleri dışındaki kapatma sebeplerini de -mesela 104 vesaire, bakalım- öngörmüşüzdür. Bu, tamamen, Anayasaya aykırı, anayasal öngörüye aykırı bir kapatmadır.

Zaten, bu kanunların adı, demokratik literatürde (lelois kontre chemise) demokrasinin zırh kanunlarıdır ve demokrasiler, şu anda, genellikle 2 kategoride mütalaa edilmektedir; bunlardan bir tanesi militan demokrasiler; yani, korumalarını, yasal önlemlerle, kapatmalarla, zırh kanunlarıyla sağlayan demokrasiler; öbürüyse, sosyolojik entegrasyonlarla, evrimin aklıyla hareket eden demokrasiler ki, biz, herhalde, bu anlayış içerisinde, bu zihniyet içerisinde o noktaya varmamız için, birkaç nesil, gömleği değiştirmek zorunda kalacağız.

Değerli arkadaşlar, 69 uncu maddede, parti kapatma sebeplerinden birisi olarak, odaklaşma öngörülmüştür.

Odaklaşma, 1982 döneminin Siyasal Partiler Yasasında -halen değiştirilmiş şekliyle, yine önümüzde var- tarif edilmişti; fakat, bir partimizin hakkında açılan kapatılma davası sebebiyle, Anayasa Mahkememiz, odaklaşmayı, belli bir anlam çerçevesinde ele aldı ve uyum komisyonumuz, bu odaklaşmayı, Anayasanın 69 uncu maddesine uygun olarak tanımlamaya çalıştı. Önünüzdeki metin, o metindir ve gelecekte uygulamaya da ışık tutmak bakımından, o noktada, birkaç hususu açmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Anayasa Mahkememizin verdiği kararla, Anayasamızın 69 uncu maddesinin birlikte yorumu yoluyla odak noktasında çıkan prensipleri, menfi ve müspet yönleriyle şu şekilde belirleyebiliriz:

1- Şu anda, Anayasa Mahkemesince iptal edilen kanunda, odağın teşekkül etmesi için, behemehal odak oluşturduğu iddia olunan partinin fiilleri noktasında bir uyarı mekanizmasının öngörülmesi gerekirdi. Bu, cumhuriyet savcısı olabilir; bu, parti yasakları kurulu olabilir; ama, Anayasa Mahkememiz, Anayasanın 69 uncu maddesi çerçevesinde, böyle bir mekanizmanın öngörülemeyeceğini karara bağladı.

2- Bir alt mahkemenin sübutu olabilirdi. Yine, Anayasa Mahkememizin kararı ve Anayasamızın sistemi, böyle bir kriteri kullanmamıza mani oldu ve Anayasa Mahkememiz, bana göre, yorumunda, Anayasanın da anlamını daraltacak şekilde bir yöntem belirledi. Gerçekten, bir bilimsel, bir analitik ve akademik tahlil içerisinde, Anayasa Mahkememizin ara dönemlerindeki kararları ve kriterleri ile demokratik dönemdeki kararları mukayese edildiğinde, demokratik sınav bakımından çok menfilikler taşıdığı söylenebilir.

Şimdi şu deniliyor: “Biz, Parlamento olarak “odak”ı tanımlar isek, tespiti Anayasa Mahkememize ait olan yetkiyi Anayasa Mahkememizden almış olmaz mıyız?” Arkadaşlar, bu düşünce tarzı çok yanlıştır. Gerçekten, Anayasamız, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılı yasak eylemin veya eylemler topluluğunun “odak” oluşturup oluşturmadığını tespit edecektir, sübutunu arayacaktır. O halde, burada, eylemler kategorisinin odak oluşturup oluşturmadığı belirleyecektir. Ama, yetmiyor, Anayasa Mahkememiz, belirsiz kavram olan “odak”ı nasıl tarif edecektir? İşte bunu tarif, 69 uncu maddesinin son fıkrasına göre Parlamentoya verilmiş “Odak”ın kriterlerini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın iyimaya, sürenizi 2 dakika uzatıyorum.

Buyurun efendim.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – ...odaklaştığı iddia edilen eylem topluluğunun tartışılacağı ve tartılacağı hukuk terazisini yasama organı belirleyecektir.

Bugün, değerli bilim adamı, değerli hocam Sayın Hikmet Sami Türk’le birlikte yaptığımız, Anayasanın anlamına uygun, Anayasanın Parlamentoya yüklediği görevler çerçevesinde kalan bir faaliyettir ki, orayı teşrih ederseniz, önünüze çıkacak kriterler, alt organlar ve üyeler bakımından “odak”ın teşekkül edebilmesi için, eylem veya eylemler topluluğunun belli bir yoğunluğa ulaşması ve merkez organlarının, bu eylemler topluluğunu ve bu aykırılığı, zımnen veya açık olarak benimsemiş olması lazımdır. Zımnî ve açık benimsemenin, artık, hukukta tartışmasız bir tarifi vardır. Diyelim ki, bir alt örgüt, il örgütü, eylemleri, toplu şekilde veya bir eylem grubu değil de, tekerrür eden sayıda işlemesi halinde, merkez organının onu görevden almaması veya disiplin yoluyla ihraç etmemesi halinde, rahat rahat, zımnî benimseme ortaya çıkabilecektir.

Merkez organlarında ise, o eylem veya eylem topluluğunun, bir yoğunluğa ulaşmakla birlikte, kararlılık içerisinde işlenmesi lazımdır. Tekerrür yerine, kararlılık kriteri benimsenmiştir; fakat, bütün bunlar, demokratik hassasiyetin değil, ideokratik hassasiyetin, ideoloji devleti hassasiyetinin normları olarak görülmeli ve gerçekten, militan demokrasiden veya demokrasinin zırh kanunlarından, özgürlüğün erdemine ulaşacak yolda yürümeliyiz diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına, arz ettiğim talep listesine yeni bir ilave yok; sırasıyla davet edeceğim.

İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Efendim, Sayın Mehmet Ali Şahin’e devrediyorum söz hakkımı.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu kanun teklifinin en önemli ve kamuoyunda en çok tartışılan maddelerinden biri üzerinde kişisel görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım.

Biraz önce, 101 inci maddenin değerlendirmesiyle ilgili görüşlerimi arz ederken de ifade etmiştim: Artık, siyasî partiler, 1995 Anayasa değişikliğine göre, üç nedenle kapatılabilecekler; bunlardan bir tanesi de, odak olma halidir. Hiç şüphesiz ki, bir siyasî partinin, parti yasaklarına eylemlerin odağı haline gelip gelmediğinin tespitini, Anayasanın 69 uncu maddesine göre, Anayasa Mahkememiz yapacaktır. Ancak, hangi haller zuhur ederse, bir siyasî parti, yasak eylemlerin odağı haline gelir? Bunun kriterlerini koymayı, yine, Anayasanın 69 uncu maddesinin son fıkrası yasama organına vermektedir. O bakımdan, 103 üncü maddede bu kriterleri mümkün olduğunca ortaya koymuş olmak, bir noktada, 1995 anayasa değişikliğinin de gereğini yerine getirmek anlamına geliyor; bu da, büyük ölçüde yerine getirilmiştir. Belki, daha mükemmeli olabilirdi; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonumuz, şu anda, Anayasaya paralel olarak, uyum sadedinde, böylesine bir değişiklikle Genel Kurulun huzuruna gelmiştir. Biz, şu aşamada, böyle bir değişikliği dahi yeterli görmekteyiz. İleride, inanıyorum ki, Parlamentomuz, siyasî partilerin, demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olması sadedinde, önündeki engelleri, özgürlük bakımından daha da açıcı çalışmalar yapacaktır.

Bu temennilerle hepinize, yeniden, sevgiler, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

İkinci ve son konuşma, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’nın.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Konuşma hakkımı Sayın Yahya Akman’a veriyorum.

BAŞKAN – Sayın Akman, talebiniz devamlı mıydı?

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Maddeler üzerinde devamlı söz istedim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Siyasî Partiler Kanununda değişiklik yapan kanun tasarısının 103 üncü maddede değişiklik yapan bu maddesinde, özellikle olumlu gelişme olarak kabul edebileceğimiz husus, odak tanımının yapılmış olması.

Doğru Yol Partisi hatibi Sayın Ahmet İyimaya’nın çok veciz ve güzel bir şekilde tarif ettiği gibi, odak tanımı yapılırken bazı eksiklikler olduğunu görüyoruz. Örneğin -benim dikkatimi çeken bir eksiklik- üyelerin yoğun bir şekilde, Anayasanın 69 uncu maddesinde öngörülen bazı suçları işlediğinden ve bunların da partinin büyük kongresi ve diğer karar organlarınca tasvip görmesinden bahisle, partinin odak olabileceğinden söz edilmektedir. Bu durumda, bir önceki görüştüğümüz maddede, esasında, suç teşkil edebilecek bir eylemde bulunan şahsın ihraç edilebileceği, ihraç edilmesi hususunda Cumhuriyet Başsavcısının partiye uyarıda bulunacağı gibi bir mekanizma konulmuş; ama, bu odak tarifinde, bu ihraca rağmen, partinin odak olmaya devam edip etmeyeceği konusunda bir açıklık, ben göremedim. Yalnız, yine de, bir önceki yürürlükteki kanuna göre yapılan değişikliğin, hiç olmazsa, bir tanım getirilmiş olması hasebiyle olumlu bir gelişme olduğunu görüyorum ve belirtiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Böylece, görüşmekte olduğumuz maddeler üzerindeki müzakereler tamamlanmış oldu.

Maddeyi, komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 19.— Siyasî Partiler Kanununun 104 üncü maddesinin kenar başlığı “Diğer sebeplerle başvuru” ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bir siyasî partinin bu Kanunun 101 inci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazı ile başvurulur.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Sevgi Esen’in.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin Yüce Mecliste görüşülmesi nedeniyle, teklifin 19 uncu maddesi hakkında, Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimizi arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarla selamlarım.

Siyasî Partiler Kanununda değişiklik yapılmasının bir Anayasaya uyum gerekliliği olduğu noktasında şüphe yok. Bu gereklilik, söz alan sayın milletvekilleri tarafından da açıkça ifade edilmiştir. Kanunlar hiyerarşisine dikkat etmek ve kanunların Anayasaya uyumunu ivedi kılmak, demokrasinin temel kurallarından biri olduğu noktasında Meclisimizde görüş ayrılığı yoktur. Bunu, bir şans olarak değil, bundan sonraki uzlaşmalara kapı olarak görüyorum. Bu nedenle, oluşan bu değerin hassas bir biçimde kullanılması ve yeni düzenlemelerde de hata yapılmaması gerekir.

Değerli milletvekilleri, konumuz siyasî parti. Anayasanın 68 inci maddesinde izin almadan kurulacağı hükme bağlanan bir kurumun, kapatılması söz konusu olunca da aynı ruh ve hassasiyetle konuyu ele almak gerekir.

Siyasî Partiler Kanununun 104 üncü maddesi, siyasî partilerin “Diğer sebeplerle dava açılması” başlığını taşımaktadır. “Diğer sebep” kavramının üzerinde ciddî bir biçimde durmak gerekir. Gerçekte beklenen odur ki, kanunlaşma çalışmalarında hedefin belirlenmesinden sonra, sınırların altının kesin olarak çizilmesi ve hiçbir şekilde yoruma yer verilmemesi, dolayısıyla toplum düşüncesiyle özdeşleşmesi sağlanmalıdır. Toplum yargısından farklı bir konum yaratılması, demokratikleşme yolundaki hedefi yok eder.

Şu anda, Parlamentoda siyasetin içinde filizleneceği, hayat bulacağı yapıyı yeniden inşa etmeye çalışıyoruz. Sosyal fırtınalara dayanıklı, buzlardan ve yağmurlardan etkilenmeyecek mükemmellikte inşa etmek beceri sınırlarımız içindedir; ama, geçmiş zamanda bunun başarıldığını söylemek mümkün değildir. Kuşkusuz, yakın gelecekte, bizim için de bir hüküm cümlesi kurulacaktır.

Değerli milletvekilleri, özgürlük, bir şeyi yapma ya da yapmama serbestliğidir. Bu öz kavramın sınırının dahi çizilmesi, bir şeyi yapmamanın serbestlik ilkesiyle buluşması, görüşülmekte olan yasanın önemini vurgulamaktadır.

Buna karşılık “hak” terimi, ifade edilen serbestlikleri ve özgürlük haklarını içermenin yanı sıra, devletten ve özel kişilerden birtakım somut edimleri isteyebilme yetkilerini de bağrında taşır; bu nedenle, daha geniş kapsamlıdır. “Hak” kavramının başına “insan” kelimesinin getirilmesiyle de “insan hakları” tamlaması, insanların sahip olmaları gereken bütün hak ve özgürlükleri ifade eder ve pozitif hukukun dışında ve üstünde bir anlam taşır.

Bu ideal oranın aranması, ulaşılması gereken hedefe yönelinmesi, demek odur ki, sürekli bir arayışı ve yürüyüşü ifade eder. Bu yüzden de, insan hakları teriminin içeriğini dolduran hammade hukuk ise, ona yön çizen ve ivme kazandıran asıl itici güç, kendini dar hukuk kalıpları içine hapsetmeyen düşünce ve siyasal eylemdir.

Hukuk, gerçek yaşamın kaynaşmalarından doğan kıvılcımları daima geriden ve gecikerek saptar, yazıya ve kurala döker; ancak, felsefesi insana saygı olan düşünce, tarihinde de en öndedir; şüphe yok ki, bundan sonra da temel hedef olacaktır.

Yine, hiç kuşku yok ki, Türkiye’nin ya da başka ülkelerin insan hakları tablosu, yüzlerce, belki de binlerce sorundan örülüdür. Bu sorunları en aza indirme yarışı, demokrasi yarışıyla aynı yöndedir.

Gerçekten, demokratik bir toplum sayılabilmek için, gerekli ortalamaların somutlaştırılması, bir ölçü konulması, ölçünün netlik arz etmesi, farklı yargılama düşüncelerini ortadan kaldıracaktır.

Partilerin kurulması amacından başlayan topluma hizmet değerinin, her zaman yükselen değer olması dileklerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Esen.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir dakikanızı rica ediyorum.

Demin, 17 inci maddenin görüşülmesinde, listede olmasına ve kürsüde belirtmenize rağmen, bana söz hakkı vermediniz; böylece, benim söz hakkımı gasp ettiniz ve bir anlamda da, usulsüzlük yaptınız.

Bunun böyle bilinmesini istiyor; size teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İsmail Bey, usulü biraz okuyun.

Bu arkadaşlar listelere girebilmek için...

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Beyefendi, siz ismimi belirttiniz -iki kişi belirttiniz- ama, bana söz hakkı vermediniz; yani, burada tüm arkadaşlar biliyor, zabıtlar açık.

BAŞKAN – Bana müsaade eder misiniz...

Bu arkadaşlarımız söz hakkı alabilmek için, sıra sayısı basıldığı ilk gün, sabahleyin, erkenden gelip sıraya girdiler. Zatıâliniz de bu zahmete katlanırsanız; emriniz olacaktır efendim!.. (FP sıralarından alkışlar)

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Ben, onu, daha maddelerin başında belirtmiştim; ama, siz, ince bir taktik yaptınız, yoklamaya geçtiniz. Böylece, konuşma hakkımı gasp ettiniz.

BAŞKAN – Takdir sizin efendim.

Sayın milletvekilleri, şahısları adına söz isteyen milletvekillerimizin isimlerini -aynı listeye Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman da dahil oldu- zamanınızı almamak için tekrarlamıyorum.

Birinci sırada, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak var.

Buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 uncu madde hakkında söz almış bulunuyorum.

19 uncu madde, Siyasî Partiler Kanununun 104 üncü maddesini düzenlemekte; esas itibariyle, mevcut Siyasî Partiler Yasasının ilgili maddesinin bir tekrarı mahiyetindedir.

Yalnız, burada, şu noktaya kısaca temas etmeyi arzu ediyorum: Siyasî Partiler Yasasının 101 inci maddesine göre, bir siyasî parti sadece üç sebeple kapatılabilir; tüzük ve programının kanuna aykırı olması sebebiyle, odaklaşma sebebiyle veya dış yardım sebebiyle. Dolayısıyla, daha önce, Doğru Yol Partisi sözcülerinin temas ettikleri hususa ben de katılıyorum. Siyasî partilerin başka sebeplerle de haklarında dava açılmasına müsait olan bu hüküm, umut ediyoruz ki, ileride değiştirilecektir; çünkü, siyasî partilerin üzerinde Demokles’in kılıcını sallandırmak, arzu edilen verime ulaşılmasını engellemektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sırayla okumaya devam ediyorum:

Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya.

Buyurun efendim.

Konuşma süreniz 5 dakika.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 19 uncu madde, eski Siyasî Partiler Kanunundaki 101 inci madde kapsamı dışında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının resen başvurusuyla, partilerin kapatılabileceğine dair bir hükmü ihtiva etmektedir. Zaten, uygulamanın da böyle olduğu malumdur.

Ben bu maddenin de hayırlı olmasını diliyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya.

Görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.

Herhangi bir değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi, komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 20. – Siyasî Partiler Kanununun 116 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Kanuna aykırı bağış, kredi veya borç alınması, borç verilmesi

Madde 116. – Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak bağışta bulunan kimse ve bağışı kabul eden parti sorumlusu, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kredi veya borç veren veya alanlar ile bu krediyi veya borcu alan veya veren parti sorumlusu hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden yardım veya bağış kabul eden parti sorumlusu veya aday veya aday adayı bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

BAŞKAN – 20 nci madde üzerinde, gruplar adına ilk söz talebi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Sayın Hüseyin Çelik’e aittir; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; madde üzerinde, grubum ve şahsım adına görüşlerimi arz etmeden önce, salı günü Van’ın Özalp İlçesinin Aşağı Sağmallı Beldesinde meydana gelen ve büyük tahribata yol açan sel felaketinden dolayı zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi bildiriyor ve sayın hükümetten, bu zarar görmüş vatandaşlarımızın yaralarını bir an önce sarması için istirhamda bulunuyorum.

Efendim, madde üzerinde görüşlerimizi arz etmeden önce, burada, birkaç maddî hataya değinmek istiyorum. Bir kanun teklifindeki üç ayrı maddede, bir kelime, üç ayrı biçimde kullanılmış ve işin garip tarafı, üçünde de yanlış kullanılmış.

Bakın, 13 üncü maddede “Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyruğunda olmayan_” diye bir ifade yer almaktadır. Aslında, Türk uyruğu meselesi, bu “uyruk” kelimesi, kulağa son derece hoş gelmeyen, sevimsiz bir kelime olmakla beraber, bugün “tebaiyyet” kelimesi karşılığında kullanılmaktadır.

Ancak, 16 ncı maddede, bu sefer, bu “uyruk” kelimesi “Türk uyrukluğu” şeklinde geçmekte ve şu anda, üzerinde grubumun görüşlerini arz edeceğim 20 inci maddedeyse, bu “uyruk” kelimesi, bu sefer “uyrukluluk” şeklinde geçmektedir.

Efendim, bakın, akabinde de, sadece “gerçek kişilerin uyrukluluğu”ndan değil -bunu tırnak içerisinde söylüyorum- “tüzelkişilerin de uyrukluluğu”ndan söz edilmektedir. Bizim bildiğimiz “uyruk” meselesi, “tebaiyyet” karşılığında kullanılan bu kelime, gerçek şahıslar için geçerli olan bir kelimedir.

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Nüfusa nispet...

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Evet, bu, nüfusa nispetle kullanılan bir kelimedir, vatandaşlığa nispette kullanılan bir kelimedir. Şu veya bu firmanın, şu veya bu tüzelkişiliğin uyruğu falan olmaz.

Türkçemiz, aslında, son derece zengin ve güzel bir dildir. Türkçe, bir imparatorluk dilidir. Böyle “uyrukluluk” gibi sevimsiz bir kelimeyi bir kanun maddesine yazarak, Türkçeyi katletmeye hiçbirimizin hakkı yoktur.

Bakın, bu konuda, Sayın Kültür Bakanımız da buradayken, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adı, buradaki üç kelimenin hiçbirisi Türkçe değildir. “Türkiye”nin “iya”sı Türkçe değildir orijin itibariyle, “cumhuriyet” kelimesi orijin itibariyle Türkçe değildir, “devlet” kelimesi orijin itibariyle Türkçe değildir, “Meclis” değildir, “Parlamento” değildir. Özellikle, bu dil politikamız konusunda ırkçı yaklaşımlardan kaçınmamız gerektiğine inanıyorum. Dilin bir selaseti vardır, dilin bir müzikalitesi vardır ve aslında, Türkçe buna sahiptir. Bunu, bu şekilde “uyrukluluk” gibi kelimelerle bozmaya hiçbirimizin hakkı yoktur.

Sayın hükümet, hükümet programında, Türkçenin doğru kullanılması ve yazılmasıyla ilgili gereken hassasiyetin gösterileceğine dair bir taahhütte bulunmuştur. Her ne kadar, hükümet programında da, bendeniz, onlarca cümle düşüklüğü ve ifade bozukluğu tespit ettimse de, bunu, burada tekrar dile getiriyorum. İsteyenlere, bu altını çizdiğim kitapçığı takdim edebilirim. Türkçe konusunda, Türkçe üzerindeki hassasiyet konusunda, Sayın Parlamentonun, bence çok daha duyarlı olması gerektiğine inanıyorum.

Bu işlerin üstadı olan Sayın Milletvekilimiz Ahmet İyimaya Beye, bu “uyrukluğu” meselesini nereden buldunuz diye sorduğumda “efendim, Anayasada var” dedi. Şimdi, bakın, hukukta “suimisal, misal olamaz” diye bir kural vardır; yani, yanlış örnek, örnek olamaz. Anayasada böyle bir şeyin yer almış olması, ille de bunun doğru olduğu anlamına falan gelmez. Anayasanın neresi doğru ki!..

Değerli milletvekilleri, bu Parlamento, istediği zaman günde 15, 16 saat çalışarak -Tahkim Yasasında olduğu gibi- Anayasada bazı maddeleri değiştirebiliyor. Gelin, hep birlikte, elbirliğiyle onyedi onsekiz yıldır bir askerî darbenin, bir askerî darbeden sonra oluşan olağanüstü şartlarda, hatta “oluşan” demek belki doğru olmaz, bir askerî darbeden sonra oluşturulan, fevkalade olağanüstü şartlarda hazırlanan bu Anayasayı hep birlikte değiştirelim ve bu 21 inci Dönem milletvekilleri olarak da hayırlı bir hizmet yapmış olalım. Bunları belirttikten sonra, esas mevzua geçmek istiyorum.

Bu madde, yurt dışında faaliyet gösterdiği halde Türkiye Cumhuriyeti Devletine bağlı olan; yani, tüzelkişiliği Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından verilmiş olan kuruluşların siyasî partilere yardımda bulunabileceği hükmünü getirmektedir. Şahsım ve partim adına söylüyorum, bu, doğru bir yaklaşımdır; çünkü, Türkiye, 1930’lu yılların Türkiyesi değildir ve Türkiye, şu anda Avusturalya’dan Kanada’ya kadar olan, çok büyük bir alanda mensupları bulunan, vatandaşları bulunan ve oralarda işadamlığı yapan insanlara sahip büyük bir ülkedir. Dolayısıyla, bu yaklaşımı olumlu buluyorum.

İşin diğer tarafına gelince; yabancılardan, yabancı kuruluşlardan; yani, Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle hukukî bir bağı bulunmayan firmalardan veya yabancı insanlardan yardım alınması son derece sakıncalıdır.

Burada, bir hassasiyetin ifadesi olarak, ben, tarihî bir anekdot anlatarak sözlerime son vermek istiyorum:

Sultan Abdülhamid döneminde, Sultan Abdülhamid’in padişahlığının ilk yıllarında -yıl 1878- Ruslarla Osmanlı Devleti arasında Osmanlı-Rus savaşı çıkmış, son derece hassas bir dönem var. Sultan Abdülhamid, İngiliz Büyükelçiliğinin, o zamanki “birinci kâtip” dedikleri genel sekreterini huzuruna çağırıyor ve çok kıymetli elmaslarla süslü olan bir enfiye kutusu hediye etmek istiyor -bunları, bendeniz, İngiliz gizli belgeleri arasında buldum, ilginç bir yazışmaydı, bunu dikkatlerinize arz ediyorum- Mr. Sandison, Sultan Abdülhamid’e diyor ki: “Majesteleri, bu hediyenizi kabul etmeden önce Sayın Büyükelçime danışmam lazım.” İngiltere’nin o zamanki İstanbul Büyükelçisi Henry Layard. Layard’a geliyor, diyor ki: “Majeste Sultan bana böyle böyle bir hediye vermek istiyor; ne diyorsunuz? “ Hanry Layard diyor ki: “Ben bu konuda karar veremem; istersen, bunu, Dışişleri Bakanı Lort Salisburry’e yazalım.” Büyükelçi, Lort Salisburry’e bir yazı yazarak, Sultan Abdülhamid’in Mr. Sandison’a bir enfiye kutusu hediye etmek istediğini, Mr. Sandison’un alıp almamakta tereddüt gösterdiğini, kendisinin ne buyuracağını sorar. Bunun üzerine, uzun selam ve kelamdan sonra, Lort Salisburry mektubunda, yani cevabî yazısında diyor ki: “Mr. Sandison’un bu hediyeyi alıp almaması, Padişahın bundan beklediği hizmete bağlıdır!”

Türkçede güzel bir atasözü vardır: “Kaz gelen yerden, tavuk esirgenmez.” Özellikle menfaatın, maddî menfaatın hâkim olduğu Batı âleminde, eğer birileri bize bir tavuk yumurtası veriyorsa, bilin ki, mutlaka, bunun karşılığında devekuşu yumurtası beklediği içindir. Biz bunlardan doğrudan almıyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, ayrıca şunu belirtmem lazım: Biz, millet olarak hulleciliği çok iyi beceririz -buna “hülle” deyin “hulle” deyin- yabancı firmalardan doğrudan doğruya almayız veya yabancıların bazı lobilerinden almayız; ama, onların Türkiye’de taşeronları vardır; özellikle bu taşeronlara son derece dikkat etmemiz lazım, bu konuda da gerekli duyarlılığı ve hassasiyeti göstermemiz lazım; siyasî partiler, bu yönüyle topluma ayna olmak zorundadır.

Bu duygu ve düşüncelerle, şahsım ve Grubum adına Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Gruplar adına başka söz talebi yok.

Şahısları adına söz talebi listesinde yeni isimler yer aldı. Ben, belki Sayın İsmail Aydınlı’yı da tatmin ederiz diye listeyi baştan aşağıya okuyorum:

Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya, Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Göksu, Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Aslan, Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş, Osmaniye Milletvekili Sayın Şükrü Ünal, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin, Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman, İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş, Ağrı Milletvekili Sayın Celal Esin.

Şahısları adına söz talebinde bulunan sayın milletvekillerimizden; Sayın Yasin Hatiboğlu, Sayın Cevat Ayhan, Sayın Mahmut Göksu ve Şükrü Ünal, verdikleri dilekçelerle, söz haklarından vazgeçmişler ve bu sebeple, diğer maddelerde uyguladığım sıra yürürlüğe girmiştir.

Şimdi, birinci sırada, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak var.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 20 nci madde hakkında söz almış bulunuyorum. 20 nci madde, Siyasî Partiler Yasasının 116 ncı maddesini değiştirmektedir.

Biraz önce konuşan değerli Doğru Yol Partisi sözcüsü, Türkçe hataları üzerinde durdu. Biz -hem şahsım hem de Fazilet Partisi- güzel Türçeye itina gösteren bir partiyiz. Bu “uyrukluluk” kelimesi, bana “mutluluk” kelimesini hatırlatıyor. Bir zamanlar bu “mutluluk” kelimesi yeni çıktığında, hem “bahtiyar”ın hem “mesut”un hem “saadet”in hem keyifli bir hayatın, hepsinin yerine geçmiş ve Türkçeyi zayıflatmıştır. O bakımdan, gerçekten, bu kanunları kaleme alırken, güzel bir Türkçeyle kaleme alınması hususunda itina göstermemiz gerektiğine ben de şahsen inanıyorum.

Burada, 116 ncı madde, maddî konularda itina gösterilmesi gerektiğini vurgulamakta. Gerçekten, siyasetçiler gibi gündemde olan, vitrinde olan insanlar, maddî meselelere değer vermek ve kamuoyunda her zaman hesabını vermek zorunda olmalı; ama, siyasetçiye kuşkuyla bakan, siyasetçiyi potansiyel bir suçlu gibi gören zihniyet de bir an önce giderilmeli.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

İkinci sırada Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya var.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, söz hakkımı Nevzat Yalçıntaş Hocama devrediyorum.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yalçıntaş.

Süreniz 5 dakikadır.

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki noktayı belirtmek için huzurlarınızı işgal ediyorum, bundan sonraki demokrasinin gelişmelerinde nazarı dikkate alınır ve zabıtlara geçer diye. Birincisi, yine aynı davranış şekli, hapisler, efendim altı ay, bir yıl, üç sene -zaten bizim demokrasimiz yasaklı bir demokrasi sınıfında- polis, zabıt tutmalar, ifadeler, savcılar, hapisler, kelepçeler ve bunların etrafında uyanan sansasyonel gelişmeler... Bu, bir zihniyetin bize intikali. Suçların maksatla ölçülmesi lazım gelir.

Şimdi, 1946’dan bu yana, acaba şu bahsettiğim zihniyetin kurbanı olanların bir araştırması yapılsa; yani, en üst seviyesinden, siyasî partilerimizin lider kademesinden, merkezlerde -eskiden- ocaklarda bucaklarda, sonra ilçelerde çalışan parti mensupları, binlerce kişi mahkemelere gitmiştir, binlerce kişi hapse girmiştir. Hayatını kaybedenler, hayatı sönen insanlar... Bu, bir zihniyet, bir yasaklı demokrasi. Yani, Sayın İyimaya, “bir idiokrasi” diye gayet güzel belirtti. İdeolojiye oturturtursanız devleti... Çağı bitmiş ideolojiler bunlar. İdeoloji devri geçmiş. İlim var, hukuk var, vicdan var, insan hakları var; işte, böyle bir madde karşımıza çıkar. Herhalde zarurî; çünkü, kendisinin hukuk bilgisine çok güvendiğim Sayın İyimaya da teklifinin başına koymuş; ama, sonradan bağış alanlar hakkında, onu, para cezası olarak geçiştirmiş, koymuş.

Arkadaşlar, maksat, bir politikacıyı satın almak, bir partiyi satın almak, bir ülke üzerinden siyasî ve ekonomik menfaat temin etmek maksadıyla yabancılar, kuruluşlar –tüzel ve özel kişiler- hareket ederlerse, elbette bunun cezası olacaktır ve ağır olacaktır. İşte, Amerika’da son cereyan eden Çinli, Koreli bazı para babalarının Başkanın kampanyasına yardımları meselesi; ama, böyle cereyan etmiyor ki modern demokraside her şey, istisnai şeyler; çok daha aşağıda, çok daha masumane cereyan ediyor.

Örnek olarak arz edeyim: Londra’da belediye seçimleri olur, Kuzey Londra ve bazı semtlerde Türk asıllılar adaylıklarını koyar, Yunanlılar koyar; oradaki Türkler, bizler bile talebe olarak para veririz, destekleriz, ederiz. Neden? Çünkü, işte, Türk asıllı olan; ama, bir İngiliz Commonwealth vatandaşı olan kişi kazansın diye belediye başkanlığını veyahut da belediye üyeliğini. Kimse gelip sizin yakanıza yapışmaz, böyle bir şey olmaz, siz, yabancıydınız, Türktünüz, desteklediniz diye. Bunu belirtmek isterim; bir.

Bir demokrasinin işlemesinde, her şey, böyle, dramatik ölçülerde -satın almalar, iktisadî, ekonomik çıkarları sağlamalarla- cereyan etmiyor, normal zeminlerde ediyor. Buralara, böyle, ağır şeyler, hapisler falan koyarak yapmak yerine, belki para cezası vesaire...

İkinci nokta: Bu teklifle, yine, biz, dışarıda -bence normal- mümessillikler, yani siyasî partilerimiz, dış ülkelerde mümessillikler açacaklar, temsilciler olacak. Bunlar nerede olacak; Türklerin yoğun olduğu yerlerde olacak. O Türklerin çoğu çifte vatandaş ve biz, bunu teşvik ediyoruz; yerinde bir şey yapıyoruz.

Peki, o vatandaşlar, Türkiye’ye gelerek veya orada bağışta bulunamazlar mı; bulunurlar. Nitekim, son Almanya seçimlerinde, onların partilerinden birini desteklemek için, bizim siyasî partilerimizden biri harekete geçti. Geçmese dahi bu olur; siyasetçilerimiz gider, Türkiye’nin menfaatı icabı böyledir der. Alman Hükümeti harekete geçmedi. O Türkleri bir bir arayıp, siz şu partiyi desteklediniz demedi. Bu iş bize de döner. Yani, oradaki Türk vatandaşları, şu veya bu partiye bağışta bulunabilir veyahut o bağışı almış olan bir aday, aday adayı vesaire... Bunların cezaları üç yıla kadar hapis. Kelepçeleri vuracağız... Doğru dürüst de ispat edilemez.

Efendim, hâkimler bunları nazarı dikkate alsın... Hâkimlerimizin çoğu normatif hukuk kurallarına göre yetiştirilmiş. Biz, bunlara soruyoruz, yahu kardeşim, niçin bu kadar ağır ceza veriyorsunuz? Talebemiz oluyor, tanıdığımız oluyor... Bundan önceki dönemde...

BAŞKAN – Sayın Yalçıntaş, sürenize 1 dakika ilave ediyorum.

Buyurun efendim.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Komünizmin “k”sini bilmeyen bir kişiyi, komünizm suçundan bilmem kaç sene hapis... Allah’tan bize gelir, bunları inceleriz. Bu zatın ne komünizmden ne teorisinden hiçbir şeyden haberi yok. Bir sosyal infial içindedir; bir yerde bir şeyler söylemiştir; müesses nizamı, ırk, cinsiyet vesaire, bir sınıfı, öbür sınıfa... Ne alakası var?! Ne sınıfı bilir, ne şeyi bilir...

İşte, Türkiye’nin ve dünyanın realiteleri bunlar. Dolayısıyla, bu madde, elbette, şimdi kabul edilecek -ben de elimi kaldıracağım- ama, hiç olmazsa zabıtlara geçsin; demokrasimizi, yasaklı demokrasiden normal bir demokrasiye götüreceksek, siyasî partilerde çalışmayı, yer almayı, rizikolu bir şey, tehlikeli bir şey, tehlikeli bir alan haline sokmayalım, herkes için bu hale sokmayalım. Kanunları biz yapıyoruz, siyasî hizmet, önemli bir kamu hizmetidir; oradaki insanları, hapislerle, cezalarla, kelepçelerle, mahkemelerle, bilmem nelerle uğraştıracak bir anlayışı terk edelim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, teşekkür ediyorum arkadaşlar. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçıntaş.

Sayın milletvekilleri, böylece, görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmış oldu.

Madde üzerinde herhangi bir değişiklik önergesi yok.

Maddeyi, Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 21. — Siyasî Partiler Kanununun Ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Bu ödenek yukarıdaki fıkra gereğince Devlet yardımı yapılacak siyasî partiler arasında, bu partilerin genel seçim sonrasında Yüksek Seçim Kurulunca ilan edilen toplam geçerli oy sayıları ile orantılı olarak bölüştürülmek suretiyle her yıl ödenir.”

“Bu Kanunun 76 ncı maddesi hükmü dairesinde gelirleri Hazineye irad kaydedilen ve taşınmaz malları Hazine adına tapuya tescil edilen siyasî partilere, bu madde gereğince yapılacak Devlet yardımından, Hazineye irad kaydedilen gelirin Hazine adına tapuya tescil edilen taşınmazların toplam değerinin iki katı indirilir.”

BAŞKAN – Siyasî parti grupları adına söz talebi?.. Yok.

Şahısları adına, demin arz ettiğim söz taleplerine, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak da ilave edilmiş bulunuyor, diğer isimler baki kalmak kaydıyla.

Sayın milletvekillerini sırasıyla kürsüye davet edeceğim.

İlk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak’ın.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Efendim, söz hakkımı Sayın Celal Esin’e devrediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Esin. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

CELAL ESİN (Ağrı) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 21 inci madde üzerinde şahsım adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye, demokratik bir hukuk devletidir. Bizim de, bu hukuk devletinde, amacımıza ulaşabilmemiz ve faydalı olabilmemiz açısından, Türkiye için, ayrıca Ağrı İlini de temsilen, görevimizi layıkıyla yapmamız lazım. 21 inci Dönem milletvekilleri olarak, bu görevi yerine getirirken, ilham kaynağımız, milletimizdir.

Bayrağın son dalgalandığı il, Ağrı İlidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki 5 parti, bu kanuna destek vermektedir. Halkın sözcüsü olan ve halkın kendisini temsil eden bu Parlamento, halkı memnun etmiştir ve biz de bu memnuniyetimizi Parlamento kürsüsünden dile getirmekten mutluluk duyarız.

Bu kanunlar, uyum kanunlarıdır. 1995’te değişiklik yapılmıştır; bugüne kadar, maalesef, bekletilmiştir.

Bugün, Mecliste görüşmeleri devam eden ve bütün partilerin destek verdiği bu teklifin, ülkemize, milletimize ve insanlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyor; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Esin.

Şahıslar adına ikinci konuşma hakkı, Sayın Musa Uzunkaya’da.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, söz hakkımı Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak’a devrediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ramazan Toprak.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Değerli Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Siyasî Partiler Yasasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 21 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, şahsım ve Partim adına saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 21 inci maddesinde açıkça izah edildiği üzere, siyasî partilere, Yüksek Seçim Kurulunca ilan edilen son genel seçimde almış oldukları geçerli oy sayıları nazara alınmak suretiyle, devlet tarafından bir yardım yapılmaktadır.

Yine, bunun yanında, Siyasî Partiler Yasasının 76 ncı maddesinde, bağışların alınma şekliyle ve usulsüz bağışlarla ilgili birtakım düzenlemeler getirilmiştir. Siyasî Partiler Yasasının 76 ncı maddesi kapsamında, usulsüz olarak alınan bağışların Hazineye irat kaydedilmesi, gelir kaydedilmesi ya da bu şekilde alınan taşınmazların Hazine adına tescil edilmesine ilişkin hükümler mevcuttur. Bu getirilen değişiklikle, siyasî partilerin, 76 ncı madde uyarınca gerek Hazineye irat kaydedilen gelirlerinin ve gerekse Hazine adına tapuya tescil edilen taşınmazlarının tescili değerlerinin iki katı miktarınca, yapılan devlet yardımından kesinti yapılmaktadır.

Bu, rutin bir düzenlemedir; ancak, burada, bizim, bu düzenlemenin bir tür sonucu olduğunu düşündüğümüz, bugüne kadar, anayasa değişiklikleri üzerinde, bütün siyasî partilerin birlikte çalışmak suretiyle, bir konsensüs içerisinde, ülke yararlarını, yüce milletimizin yararlarını göz önünde bulundurmak suretiyle, ne denli güzel uygulamalar, yasal düzenlemeler yapılacağını ortaya koyması açısından, biz, bu değişikliği son derece yerinde; ancak, yetersiz buluyoruz. Bu yüce milletimiz, bu Yüce Meclis her şeyin en güzeline layıktır; Meclisimiz bunu yapabilecek kapasitededir. Yeter ki, taraflar birbirlerine karşı olumlu yaklaşım içerisinde bulunsunlar, iktidar ya da muhalefet ayırımı yapılmaksızın karşılıklı bir anlayış havası hâkim olsun. Bu takdirde, bu Yüce Meclisin üstesinden gelemeyeceği bir sorun asla olmayacaktır. Siyasî Partiler Kanunu Teklifi üzerinde - her ne kadar geçen dönemde kadük olarak, yenilenmiş olarak tekrar gelse de- böyle bir uyumun, gecikerek de olsa ortaya konulmuş olmasından dolayı, gerçekten memnun olduk. Biz, bu ahengin bundan sonraki çalışmalarla da devam ettirilmesi yönündeki temennilerimizi sunuyor; hepinize saygılarımı arz ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, böylece, görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi, Komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

MADDE 22. – Siyasî Partiler Kanununun, 111 inci maddesinin (a) ve (b) bentlerinde yazılı “beşbin liradan onbin liraya kadar hafif para cezası” ibareleri “onbeş milyon liradan otuz milyon liraya kadar hafif para cezası”, aynı maddenin (c) bendinde geçen “ellibin liradan az olmamak üzere ağır para cezası” ibaresi, “altmış milyon liradan az olmamak üzere ağır para cezası”, 114 üncü maddesinin birinci fıkrasında yazılı “onbin liradan yirmibeş bin liraya kadar hafif para cezası” ibaresi, “otuz milyon liradan yetmişbeş milyon liraya kadar hafif para cezası”, 115 inci maddesinin birinci fıkrasında yazılı “beşbin liradan onbin liraya kadar hafif para cezasına” ibaresi “onbeş milyon liradan otuz milyon liraya kadar hafif para cezasına” olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Oğuz Tezmen’in.

Buyurun.

Sayın Tezmen, süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA OĞUZ TEZMEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, Türkiye’de yüksek enflasyon, gerek para cezalarını gerekse parasal hadleri zaman içinde büyük ölçüde erozyona uğratıyor ve sistemi bir şekilde enflasyona uyumlu hale getirmediğiniz zaman, gerek parasal hadler gerekse cezalar anlamını yitiriyor; verilen cezalar komik duruma dönüşüyor, parasal hadler gerçekçi olmaktan uzaklaşıyor, bunun sonunda fiilî durumlar oluşuyor. Nasıl fiilî durumlar oluşuyor?! İşte, bir partiye yapılacak bağış en fazla 50 milyon lira derseniz, o zaman ne olacaktır; ihtiyaç vardır, ihtiyacını yasal olarak karşılayamayınca kayıt dışına itecektir.

Yine, partiler, kampanyalarını yapmak için, belli bağışları bir şekilde toplama ihtiyacı içindedirler; ama, ne oluyor; sistemin kayıt dışına itilmesine yol açıyor. Bu, bir şekilde finanse ediliyor ve bu paralar alınarak kampanyalar finanse ediliyor.

Aynı şekilde, parasal cezalar da zaman içinde anlamını yitiriyor. İşte, 10 bin lira, 5 bin lira... Komik! 5 bin lirayı, bugün isteseniz, arasanız bulamazsınız; ama, 5 bin liralık cezalar var. Nitekim, bu maddeyle, bu parasal cezaların limitleri artırılmış ve Meclisten bu dönemde çıkan ve 1 Ağustosta Resmî Gazetede yayımlanan, para cezalarının artırılmasına ilişkin yasayla da, artık, bundan böyle, para cezaların, her yıl enflasyon oranında endekslenmektedir. Gerçekten de, bu endeksleme sistemi sayesinde, yeniden değerleme oranında, her yıl, cezalar ayarlanacaktır ve caydırıcılığını da sürdürmeye devam edecektir.

Ancak, burada unutulan bir konu vardır, o da, 66 ncı ve 70 inci maddelerdir. Siyasî partilere yapılacak bağışlarla ilgili olan 66 ncı maddede bir endeksleme sistemi düşünülmemiş, getirilmemiş.

Bir diğeri de, 70 inci maddedir. Bu madde de, makbuz düzenleme limitine ilişkin bir düzenlemedir. Bunların da burada yer alması ve endekslenmesi gerekirdi.

Bu eksikliği gidermek üzere, sayın teklif sahibiyle birlikte bir önerge verdik; sanıyorum, bundan sonraki maddede görüşülecek. Böylelikle, 66 ncı ve 70 inci maddelerdeki parasal hadler, yeniden değerleme oranına endekslenerek yeniden değerleme oranında artacak ve güncel olarak yerini koruyacaktır. Gerçekten, bağış, anlamlı olacak, parasal hadler anlamını kazanacak ve böylelikle, sistemin, rasyonel olması ve sistemin kayıt dışına itilmesi büyük ölçüde önlenmiş olacaktır.

Bu nedenle, bu madde, doğru bir maddedir; ancak, dediğim gibi, bu eksikliğin de giderilmesi gerekiyor. Bundan sonraki maddede görüşülecek önergenin kabulü halinde bu eksikliğin de giderileceğini ümit ediyorum. Maddeyi destekliyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına yapılan taleplere ilaveten, İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak da söz istemişlerdir.

Sırayla davet edeceğim.

Birinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak’a ait.

Buyurun efendim.

Süreniz 5 dakikadır.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 22 nci madde hakkında söz almış bulunuyorum.

22 nci madde, Siyasî Partiler Yasasının 111 inci maddesini düzenlemekte ve para cezalarını enflasyon oranında artırmaktadır. Türkiye’de, enflasyon, bir türlü son bulmuyor. Bu yüzden, diğer kanunlarda da ceza artırımına gidiliyor. Eğer, Hazinenin gelirlerinin çok önemli bir bölümü faizlere gitmeye devam ederse, zannediyorum, biz, bu enflasyon belasını alt edemeyeceğiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, sabahtan beri, yoğun bir gayret içinde, çok önemli bir başarıya imza atmak üzere. Siyasî partileri teminat altına alan her adımı, biz, Fazilet Partisi olarak destekliyoruz ve şu düşüncedeyiz: Hem ekmek hem hürriyet hem güvenlik... Eğer, insanlar, güvenlikleri uğruna hürriyetlerinden vazgeçerlerse, bir gün gelir, her ikisinden de olurlar.

Rahmetli Özal Amerika’ya gittiğinde, kendisine, Türkiye’deki hürriyetlerin sınırlı olduğu söylenilmiş; o da “bir gün, biz, Amerika kadar zengin olursak, biz de, vatantaşlarımıza bu kadar hürriyet veririz” cevabını vermiştir. Oysa, Amerika, özgür bir ülke olduğu için, vatandaşlarına geniş hürriyetler tanıdığı için zengin bir ülke olmuştur; bunu bilmemiz gerekir.

O bakımdan, sabahtan beri girişilen faaliyetleri son derece hayırlı faaliyetler olarak niteliyor, saygılarımla huzurlarınızdan ayrılıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

İkinci söz, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’ya ait.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Efendim, söz hakkımı Sayın Ramazan Toprak’a devrediyorum.

BAŞKAN – Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Yasasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 22 nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Takriben onbeş yirmi gün kadar önce, benim de alt komisyon üyesi olarak görev yaptığım, Türk Ceza Kanunu ve Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda değişiklik içeren, gerek tasarı ve gerekse bizim alt komisyon tarafından yapılan kanun teklifiyle ilgili olarak, Genel Kurulda, oybirliğiyle bir yasa çıkarmıştık. İki hafta aradan sonra, yine, aynı şekilde, oybirliğiyle, aynı içerikte yeni bir yasa çıkarmak üzereyiz. Bu getirilen kanun teklifinin 22 nci maddesindeki değişiklikle, iki hafta önce, mahkemelerce verilen para cezalarının yüksek enflasyon karşısında caydırıcı niteliğinin kaybolması nedeniyle, bir yeniden değerleme oranı getirilmişti. Her ne kadar, bu kanun teklifinde, yeniden değerleme oranıyla getirilen bu para cezaları artırılmamış olsa da, bu, rutin bir düzenlemedir, olumlu bir düzenlemedir.

Bu maddeyle, Siyasî Partiler Kanununun 111 inci maddesindeki, cumhuriyet başsavcılıklarınca istenen sicilleri vermeyen görevliler hakkında feri para cezası niteliğindeki çok komik sayılabilecek rakamların artırılmasına ilişkin, keza, yine aynı yasanın 114 üncü maddesindeki, mükerrer kayıt yapan siyasî parti görevlileriyle ilgili verilecek para cezaları ile 115 inci maddesindeki resmî mercilere bildirim görevini gereği gibi yerine getirmeyen siyasî parti görevlileri hakkında verilecek olan para cezalarının artırılmasına yönelik rutin bir düzenleme getirilmektedir.

İki hafta önce, Yüce Meclisin oybirliğiyle çıkarılan bir kanundan sonra, yine, aradan iki hafta geçti, yeni bir kanun oybirliğiyle çıkmak üzere. Biz, bu birlikteliğin, bu hoşgörünün, bu anlayışın, Meclisin bütün faaliyetlerinde egemen olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Toprak.

Böylece, görüşmekte olduğumuz 22 nci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmış bulunmaktadır.

Madde hakkında herhangi bir değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni bir madde ihdası mahiyetinde bir önerge var. Önergenin konusu, üzerinde çalışmakta olduğumuz teklifle çok yakından ilgilidir. 87 nci maddenin dördüncü fıkrası, bu gibi önergelerde, komisyonun, salt çoğunlukla önergeye katılması halinde, önergeye, yeni bir madde işlemi yapılacağı; aksi takdirde, önergenin işleme konmayacağı hükmünü taşımaktadır. Komisyonumuz 25 kişiden müteşekkildir, 13 kişiyle katılması gerekmektedir.

Önergeyi okutup, komisyonun katılıp katılmayacağını soracağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

136 sıra sayısıyla görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanununa 23 üncü madde olarak aşağıdaki hükmün eklenmesini ve madde numaralarının teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sevgi Esen Nevzat Ercan Ahmet İyimaya

Kayseri Sakarya Amasya

İsmet Attila Oğuz Tezmen

Afyon Bursa

Madde 23. – Siyasî Partiler Kanununa aşağıdaki 6 ncı ek madde eklenmiştir.

Ek Madde 6.– Bu Kanunun 66 ve 70 inci maddelerinde yer alan parasal değerler, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için, 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır.

BAŞKAN – Komisyonumuz katılıyor mu efendim?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Katılıyoruz efendim; çoğunluğumuz var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeni bir madde olarak müzakereye açacağım için, metni yeniden okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

136 sıra sayısıyla görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanununa 23 üncü madde olarak aşağıdaki hükmün eklenmesini ve madde numaralarının teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sevgi Esen Nevzat Ercan Ahmet İyimaya

Kayseri Sakarya Amasya

Oğuz Tezmen İsmet Attila

Bursa Afyon

Madde 23. – Siyasî Partiler Kanununa aşağıdaki 6 ncı ek madde eklenmiştir.

Ek Madde 6- Bu Kanunun 66 ve 70 inci maddelerinde yer alan parasal değerler, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için, 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır.”

BAŞKAN – Gruplar adına söz talebi?..

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, maddeyle ilgili kişisel söz talebinde bulunuyorum.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Ben de istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki.

Gruplar adına söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına ilk söz, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu’na ait.

Buyurun efendim.

Süreniz 5 dakikadır.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, Yüce Heyetin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, bendeniz, senelerdir hep onu söyleyegeldim; keşke, demokratik anlamda, edep ve adabı bozmadan, eğer, kavga edeceksek, usuletle, sühuletle bunu komisyonlarda yapsak, yani, bütün tartışmalarımızı orada bitirsek...

MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN (Eskişehir) – Çok güzel!

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Sonra, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olması iddiasında hangimizin eksiği var? Türkiye Cumhuriyetini sevme babında hangimizin kusuru var? Ya da birimizin bir başkasına aksini isnatta ne hakkı var?

Biz, ülkemizi seviyoruz. Biz, ülkemizin esenliğine, ümranına ömrümüzü vakfetmeye söz vermiş insanlarız. Bunu göstermek zorundayız; göstermezsek, tırnak içi ve mealen ifade ediyorum: “Yapmadığınızı niye söylüyorsunuz” diye, bize sorarlar.

Onun için, ben biliyorum ki, bütün arkadaşlarımız aynı fikri, aynı niyeti taşıyor, hiç eksiği yoktur.

O halde, biz, meselelerimizi komisyonlarda tartışalım, komisyonlarda bitirelim ve burada, sırf, millî iradeye mazhar olup olmadığının testini yapalım; yani, oylamasını burada yapalım.

Ha, olabilir; komisyonlar nihayet, 25 kişilik üyelerden oluşuyor, burada çok değerli 550 insan var, katkıları olabilir; ama, kavgası bitmiş bir tartışmaya yapılacak katkı başkadır, tartışması yarıda kalmış “efendim, mademki itiraz ediyorsunuz, haydi, oylayalım” mantığıyla Genel Kurula inmiş meseleler başka; bu meseleler bizi kördüğüm hale getiriyor. Eğer, o düğümü kendimiz çözemezsek, çabaladıkça düğüm sıkar; olan, bu.

Ben bunu Muhterem Heyetinize niye arz ediyorum; şunun için arz ediyorum: Bakın, bunun çok güzel bir örneği var; anayasa değişikliğinin birinci tur görüşmesini yaptık, yedi defa oylama yaptık; onyedi defa daha yapsak hiçbir sıkıntı olmazdı. Arkasından, çok önemli bir kanun, 2820 sayılı Kanun... Anayasa, bir üst hukuk normudur, onun uygulanmasının metnidir bu, çok önemlidir; ama, bakın, pırıl pırıl konuşuluyor ve gayet rahat da geçiyor.

Heyetinize arz etmek istediğim şu: -Hep öteden beri, kürsüde bulunduğum zaman da, zaman zaman arz ve ifade etmiştim- Ne olursunuz, bu kavgalarımızı -modern kavgalarımızı, o anlamda söylüyorum- tartışmalarımızı komisyonlarda yapalım, uyuşalım. Biz uyuşamazsak, temsil ettiğimiz halkı, kendi arasında uyuşturmamız mümkün olmaz; o bakımdan, uyum komisyonuna teşekkür ediyorum. Bu, yeni teklif edilen ve madde niteliğinde müzakere edilen hususa da olumlu oy vermemiz lazım. Zaten, arkadaşım da ifade etti, Adalet Komisyonunda, bundan bir süre önce, cezaların, enflasyon da dikkate alınarak, Türkiye’nin, bugün içerisinde bulunduğu ekonomik değer kayıpları dikkate alınarak, zaten düzenlemeleri yapılmıştı... Böylece, uyumlu Parlamentomuz, bu iki ayrı kanun arasında da uyumu sağlamış olur.

Efendim, Sayın Karakoyunlu dostuma, buradan özellikle saygı sunuyorum; zaman babında bendenizi ikaz buyurduğu için.

Saygı sunuyorum, teşekkür ediyorum (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hatiboğlu.

İkinci ve son söz, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak’a ait.

Buyurun efendim.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifine bir ek madde ile... Biraz önce, gerek mükerrer kayıt gerekse cumhuriyet savcılıklarına istenen bilgileri gereği gibi bildirmeyen görevliler hakkında, resmî mercilere gerekli bildirimleri zamanında ve gereği gibi yapmayan görevliler hakkında verilecek olan gerek aslî ve gerekse ferî ceza niteliğindeki para cezalarına yeniden değerleme oranı getirilmediğini ifade etmiştim. Aslında, Hükümetin Komisyona gönderdiği tasarıda, bu değişiklik önergesinde belirtilen husus ifade edilmiş; ancak, zannediyorum zühulen geçilmiş. Bu verilen önergeyle, bu noksanlık giderilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, onbeş gün önce, gerek Türk Ceza Kanununda ve gerekse 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunda getirilen değişikliklere paralel para cezalarının artırılması ve artırılan bu para cezalarının her takvim yılı için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi uyarınca belirlenen ve ilan edilen yeniden değerleme oranı nispetinde her yıl artırılmasına ilişkin getirilen bir düzenlemedir.

Bu düzenleme, yargı mensupları tarafından verilen ve yüksek enflasyon karşısında ceza olma niteliğini âdeta kaybeden para cezalarının, sürekli artırılmak ve güncelleştirilmek suretiyle, tam olmasa da, bir tür bu para cezalarının caydırıcı niteliğini muhafaza etmesi bakımından olumludur.

Bu uyumlu çalışmanın devamını temenni ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Toprak.

Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 87 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince yeni bir madde olarak görüştüğümüz önerge metni üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Önergenin, teklifin 23 üncü maddesi olarak metinde yer almasını ve bundan sonraki maddelerin ona göre teselsül etmesi de dahil olmak üzere, önergeyi bu şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; böylece, teklifte 23 üncü madde olarak yer almıştır.

23 üncü maddeyi 24 üncü madde olarak okutuyorum:

MADDE 24. – Siyasî Partiler Kanununa aşağıdaki geçici madde “Geçici Madde 18” olarak eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 18. – Siyasî partilerin merkez karar ve yönetim kurulları, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içerisinde gerekli görülen tüzük değişikliğini yapmaya yetkilidir. Bu değişiklikler izleyen ilk büyük kongrenin onayına sunulur.

BAŞKAN – Gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, teklif sahibi, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya’nın.

Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkanım, saygıdeğer üyeler; sözlerimin başında, yeniden hepinizi selamlıyorum.

Bu madde, uyum yoluyla ortaya konan hükümleri, partilerin kendi tüzüklerine yansıtmasını sağlayacak bir geçiş hukuku karakterli maddedir. Yüce Parlamentonun ulusa ait olan bu kürsüsünden, yine, İçtüzük hukukunun sınırları içerisinde konuşmayı prensip edinen bir arkadaşınızım. Bu maddenin ariz amik, ayrıntılı şekilde konuşulabilecek bir yönü yoktur; ancak, iki üç hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasal partilerin anayasaları kendi tüzükleridir. Gerçekten, bizim siyasal parti geleneğinde, tüzükleri mukayeseli şekilde incelediğimiz zaman, iç demokrasilerinin, demokrasi ruhuna uygun şekilde kurulamadığını ve tanzim edilemediğini rahatlıkla görebiliriz. Genel kurulun yasal yetkisinde olan tüzükleri, demokratik içeriğe ve partileşme kavramına uygun şekle getirmenin yolu, bu hükümle, geçici şekilde, genel kurulun dışındaki organlara tevdi edilmektedir.

Ben, bu uyum anlayışının, diğer yasalarda da uzlaşma temelinde oluşturulmasını diliyor, Yüce Heyeti gönülden saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahısları adına yeni bir söz talebi yok.

Şahsı adına söz alanları sırasıyla davet edeceğim.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 24 üncü madde hakkında söz almış bulunuyorum. 24 üncü maddeyle, geçici 18 inci madde Siyasî Partiler Kanununa eklenmektedir. Şimdi, burada birçok olumlu değişiklik yapılmakta, elbette ki, bu olumlu değişiklikler arzu edildiği takdirde tüzüklere geçirilecek, bununla ilgili bir madde.

Ben genel olarak şunu söylemek istiyorum: Parlamentoda bir uyum sağlandığı takdirde ne kadar ileri adımlar, ne kadar başarılı adımlar atıldığı ortada. Bu, demokratikleşme çabalarının önümüzdeki aylarda da devam edeceğini umuyorum. Bilhassa, eğer bir uyum sağlayabilirsek, 312 nci madde hususunda, bence, çok önemli bir adım atılabilir. Şöyle ki; 312 nci madde 12 Eylül öncesi hale getirilebilir.

Malumu âliniz, 312 nci madde 12 Eylülden önce şu şekildeydi: “Umumun emniyetini bozacak şekilde halk arasında kin ve düşmanlık yaratmak...” Fakat, 12 Eylülün o baskılı döneminde, buradaki hüküm ağırlaştırıcı bir sebep olarak konuldu ve “umumun emniyetini bozacak şekilde...” ibaresi sadece ağırlaştırıcı bir unsur olarak kaldı. Buna gerek kalmadan, bu unsur olmadan da suça tahrik, daha doğrusu kin ve düşmanlığa tahrik cezalandırıldı.

Ben diyorum ki, bu güzel adımdan sonra, Siyasî Partiler Yasasında gerçekleştirilen bu ileri adımdan sonra, 312 nci madde üzerindeki 12 Eylül tozunu silkelim ve yine 12 Eylül döneminde getirilen 312 nci madde dolayısıyla, milletvekili seçilme yasağı veya siyasî partilere üye olma yasağını da kaldıralım; demokrasi yolunda daha büyük bir adım, daha ileri bir adım atalım.

Bu temenniyle sözlerime son veriyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

Madde üzerinde, son söz, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’nın.

Buyurun.

Süreniz 5 dakika.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Anayasaya uyum çerçevesinde, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi üzerindeki görüşmeleri tamamlamak üzereyiz ve Siyasî Partiler Kanununa geçici madde olarak eklenen geçici 18 inci maddeyle, Siyasî Partiler Kanunu çerçevesinde yapılan bu düzenlemelerdeki değişikliklerin, parti tüzüklerine de yansıması için, partilerin yetkili organlarına altı ay içerisinde gerekli değişimi yapma zorunluluğunu getiriyor. Gayet tabiî, bunların olması gerekecektir.

Benim, burada, esasen, bu son maddeden veya yürürlük maddelerinden önce, bu noktada arz etmek istediğim husus şudur: Gerçekten, bütün partilerimize, burada, medyunu şükran olduğumu, şahsen ifade etmek istiyorum. Demek ki, partilerimiz, omuz omuza verirse, halkın ve milletin yararına olduğuna inandığı -bugüne kadar da buna benzer yasalar geçmiştir; onu da arz edeyim- toplumun yararına olduğuna inandığı yasaları, maddeleri uzun da olsa, rahatlıkla değerlendirip geçirebilme şansına sahiptir. Bu Yüce Meclisin, demokratikleşme, insan hakları, özgürlükler ve Türkiye’nin gerçekten kalkınmasını sağlayıcı yasal düzenlemeleri, gerekiyorsa Anayasada da söz konusu olabilecek değişiklikleri, inşallah, bizi 21 inci Yüzyıla taşırken yapacağına da inanıyorum. Bu millet, gerçekten büyük bir millet ve Parlamentosu da, bu mehabete uygun hizmetleri verecektir diye düşünüyorum.

Elbette, bundan sonra da, siyasî partilerimizin, müşterek alınan kararlar doğrultusunda millî menfaatların, ekonomide ülkenin büyümesini sağlayacak ve özellikle, 21 inci Yüzyıla kanun devleti değil, hukuk devleti görüntüsünü verebilecek bir mantıkla değişimi sağlayabilecek her türlü çalışmasına, hem kişisel olarak hem de partimiz olarak her türlü destek ve katkıya hazır olduğumuzu ifade ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın miletvekilleri, komisyon raporunda 23 numarayla yer alan ve daha sonra, oylarınızla, 24 numara olan madde üzerindeki müzakere tamamlanmıştır.

Değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Eski 24, yeni 25 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 25. – Siyasî Partiler Kanununun 9 uncu maddesi, 68 inci maddesinin son fıkrası, 79/b, 91, 92, 97 ve Ek 4 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN –Gruplar adına söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun.

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Yeni 25 inci madde hakkında konuşmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Bu maddede, Siyasî Partiler Yasasında yapılan değişikliklere uygun olarak 79, 91, 92 ve 97 nci maddeler çıkarılmaktadır. Burada sadece 97 nci madde üzerinde duracağım. Dikkat ederseniz, 97 nci maddeyi okuyorum. Şu anda halen Siyasî Partiler Yasasında mevcut bir maddedir. “Siyasî Partiler, Anayasanın başlangıç kısmında yazılı sebeplerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekâtına ve Millî Güvenlik Konseyinin karar, bildiri ve icraatına karşı herhangi bir tutum, beyan ve davranış içinde bulunamazlar.”

Bugüne kadar böyle bir maddenin Siyasî Partiler Yasasında muhafaza edilmiş olmasını gerçekten hayretle karşılamak gerekiyor. Aynı zamanda yine, mesala 96 ncı maddedeki, diyelim ki, komünist parti kurma yasağı devam etmektedir. Dünyada komünizm tehlikesi kalkmış; ama, biz, hâlâ Siyasî Partiler Yasamızda komünist parti kurma tehlikesini veya komünist parti kurma yasağını sürdürmekteyiz. Dolayısıyla, gönül arzu ediyordu ki, bu defa, hiç değilse komünist parti kurma yasağı kaldırılsın; ama, inşallah bir dahaki sefere bu yanlışlıklar da giderilebilir.

Hepinizi bu düşüncelerle hürmetle selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak.

İkinci ve son söz, Sayın Musa Uzunkaya’ya ait.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Efendim, Sayın Yahya Akman konuşacak.

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakikadır.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin, bana göre en önemli maddesi, şu anda görüşmekte olduğumuz, sıra kayması nedeniyle 25 inci sırada olan maddedir; zira, demin sayın arkadaşımın da değindiği gibi, Siyasî Partiler Kanununun, siyasî partilerin demokratik yapılanması önündeki en büyük engeller olarak sayabileceğimiz altı yedi tane maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Metne bakıldığı zaman, bunların ne olduğu ilk etapta anlaşılamıyor; ama, özetle söylemek gerekirse, 9 uncu madde, Cumhuriyet Başsavcısının partileri denetlemesiyle ilgili; 68 inci madde, Dernekler Kanununun 52 nci maddesinin son fıkrasının siyasî partiler hakkında da uygulanacağına dair bir madde; 79/b maddesi, yurt dışında partilerin teşkilatlanmasının önündeki engelin kaldırılmasıyla ilgili; yürürlükten kalkması suretiyle bu engel ortadan kalkmış oluyor. 91 inci madde, partilerin, kadın kolları, gençlik kolları ve benzeri yan kuruluşlar kurabilmesine imkân tanımaktadır; yine arkadaşımın değindiği 12 Eylül rejimiyle alakalı eleştiri yasağını da ortadan kaldıran bir maddenin, 97 nci maddenin yürürlükten kalktığını görüyoruz.

Bunlar, çok olumlu gelişmeler. Görüşmekte olduğumuz tasarının artık son maddelerini konuşuyoruz. Görüşümüz, bu değişikliklerin yeterli olmadığı yönündedir. Daha demokratik bir siyasî partiler yasasının en kısa zamanda, önümüzdeki yasama yılında kabul edilmesi dileğiyle, yapılmakta olan değişikliğin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, böylece, görüşmekte olduğumuz madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmış bulunuyor.

Herhangi bir değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Müteakip maddeyi okutuyorum:

Madde 26.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, Grubum adına konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Saffet Arıkan Bedük, Doğru Yol Partisi Grubu adına konuşacaklar.

Buyurun.

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanunuyla ilgili teklifin son olarak değişik şekliyle 26 ncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Grubum adına ve şahsım adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin son maddesine gelmiş bulunmaktayız. Demokrasinin üzerine oturduğu temel ayaklarından birisi ve belki de başlıcası siyasî partilerdir. Bir başka ifadeyle, bugün, sadece bir siyasî partiler yasası çıkarmıyoruz, yeni bir demokrasiyi inşa ediyoruz. Yaşadığımız tecrübelerden edindiğimiz sonuçları bu yeni düzenlemeye yansıtmamız gerekiyordu, yapıldı. Türkiye’nin ileriye dönük demokratikleşme perspektifini ve acil ihtiyacını da bu düzenlemeye yansıtmamız gerekiyordu, yapıldı ve nihayet, bu düzenlemeyle, siyaset kurumunun, artık, kronik bir hal almış itibar erozyonuna da çözümler getirmemiz gerekiyordu, belli bir oranda getirmeye çalışıldı, yapıldı.

Unutmayalım ki, siyasî partilerin işleyişi, toplumla ilişkisi ne kadar demokratikse, Türkiye’de de o kadar demokrasi vardır; Türkiye, o kadar demokrat olacaktır. Siyasî partiler hangi düzeyde bir yapılanmaya sahipse, siyaset kurumunun seviyesi de o olacaktır. Siyasî partiler, ülke yönetiminde ve ülkenin önünde yeni ufuklar açmada ne ölçüde muteber, ne ölçüde kale alınan kurumlarsa, siyaset kurumunun itibarı da o seviyede olacaktır. Siyasî partilere ilişkin yasal düzenlemenin, bu kurumlara potansiyel suç örgütü gözüyle baktığı bir ülkede, siz, siyaset kurumunun itibarından söz edemezsiniz. Türk siyaseti çok büyük darbeler yemiştir; yenilen darbelerden sonra, pek tabiî ki, kendisini yenilemek ihtiyacını da duymuştur ve duymaktadır. Bu düzenlemelerin, parti, demokrasi ve siyasî özgürlük tariflerine razı olduğu içindir ki, icazetli siyaset görüntüsünden ve gerçeğinden bir türlü yakasını da kurtaramamıştır. Bu kadar çok, bu kadar kolay bir parti kapatma anlayışı, demokrasilerde, sadece çok ender ülkelere aittir. Milyonlarca taraftarı, milyonlarca gönül vereni, milyonlarca emek vereni olan siyasal partilerin suç odağı haline gelebileceğini düşünmek, temelden sakat bir düşüncedir ve esas itibariyle, devletin kendi halkına güvensizliğinin bir sonucu olarak da değerlendirilebilir. Ancak, her ne suretle olursa olsun, siyasal partiler ve milletvekilleri dahil olmak üzere, hepimiz, üzerimize düşen görevi yapmak mecburiyetinde olduğumuzu da unutmuyoruz ve unutmamamız gerekir.

Hepimiz, siyasetteki seviyesizlikten söz ediyoruz, güvensizlikten bahsediyoruz ve bahsettik; hatta, kimimiz, siyasete atıldığımız için de istediğimizi bulamamanın hüsranı içerisinde de olduk ve bazen, bazı insanlar siyaset yapmak istediklerinde de siyasetle ilgili yapılan menfi değerlendirmelerden etkilenerek, âdeta siyasetten kaçtı. İster siyasetin ve siyasal partilerin üzerine konulan baskı ister siyasî partilerin kendi iç bünyesi içerisindeki çalışma ve düzen ister faaliyetler olsun; ama, nereden bakılırsa bakılsın, mutlak surette, siyaseti ve siyasetçiyi, Türk Milletine ve Türk kamuoyuna sevdirmek, hepimizin boynunun borcudur; bunu yerine getirmek, hepimizin görev ve sorumluluğudur. Siyasî partileri her türlü ithamlardan ve töhmetlerden kurtarmak, bize düşen bir görevdir. Özgürleşmekten korkan bir anlayışın tanzim ettiği siyasal ortamdan, seviyeli bir siyaset pek tabiî ki çıkmaz. Kendisi özgür olmamış bir siyaset, özgürleşmenin yolunu açamaz.

Bu düşüncelerle, yeni yasanın siyasî partilerimize, demokrasimize bir nefes aldırmasını diliyorum ve umut ediyorum. Bundan dolayı da, özellikle mutluluk duyduğumuzu belirtiyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bedük.

Grupları adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahısları adına yeni bir talep yok. Aynı listeden davet edeceğim. Birinci sırada İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak...

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Sayın Başkan, ben, Sayın Mehmet Ali Şahin’e söz hakkımı devrediyorum.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; çok önemli bir çalışmanın sonuna geldik. Türkiye Büyük Millet Meclisi, gerçekten, dört yıl önce yapılması gereken bir çalışmayı, dört yıl sonra bir konsensüsle hallediyor, ortaya koyuyor; Bu, çok takdir edilecek bir çalışmadır.

Ben, yürürlük maddesi üzerinde söz aldım. Genellikle yürürlük maddesi üzerinde konuşmak âdet değildir; ama, işte bu kanun yürürlüğe girdiğinde ne olacak; hiç şüphesiz ki, siyasî partilerle ilgili yan kuruluş yasağı ortadan kalkıyor; siyasî partilere, geniş halk kitleleriyle, sivil toplum örgütleriyle daha yakın temas kurma imkânı sağlanıyor; derneklerle, vakıflarla, kooperatiflerle, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla da işbirliği yapma imkânı sağlanıyor. İşte, artık hiçbir anlamı kalmamış, işlevi kalmamış olan 12 Eylül Harekâtına karşı beyan ve tutum yasağı kaldırılıyor ve siyasî partilerin akıbetinin, zaman zaman, bir tek kamu görevlisinin iki dudağı arasında olması gibi bir antidemokratik durum, tam anlamıyla değilse de, büyük ölçüde halledilmiş oluyor.

İnşallah, bu çalışmaların hemen akabinde, yurt dışında yaşayan, milyonları aşan vatandaşlarımızın beklediği, onların genel seçimlerde oy kullanmalarını sağlayacak, yurt dışındaki vatandaşlarımıza da oy kullanma imkânı sağlayacak olan kanunu da, yine, böyle ciddî bir çalışmayla, konsensüsle halleder, onu da yasalaştırırız diye düşünüyorum; ancak, bir kaygımı da belirtmeden geçemeyeceğim.

Şimdi, televizyonları başında bizleri izleyen vatandaşlarımız şöyle düşünürler diye de gönlümden geçiyor açıkçası. İşte, burada bulunan milletvekillerinin tamamına yakını, siyasîdirler, politika yapıyorlar ve bir siyasî partiye de mensupturlar. Kendileriyle ilgili konularda, işte, kolayca anlaşıyorlar ve bu tür kanunları da kolaylıkla geçiriyorlar; ama, bizimle ilgili, toplum kesimleriyle ilgili kanunlarda bunlar anlaşamıyorlar şeklinde bir eleştiri filan kafalarından geçiyorsa, ben inanıyorum ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, toplumun her kesimini ilgilendiren, çözüm bekleyen sorunlarını halledecek olan kanunlar hususunda da oturur, konuşur, asgarî müştereklerde anlaşır. İnşallah, o tür yasaları da, bu Parlamentodan, bugün yaptığımız çalışmaya benzer şekilde çıkarırız diye umut ediyorum. Buna Türkiye’nin ihtiyacı var.

Bu temennilerle, bu duygularla, yeniden, hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Madde üzerinde, ikinci ve son konuşma, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Efendim, Sayın Nevzat Yalçıntaş Bey konuşacaklar.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya yerine, İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yalçıntaş. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye’de problemler var. Bütün canlı organizmaların problemleri olur. Türkiye gelişiyor, gelişecek ve gelişme sırasında yine problemleri olacak. Problemlerin nihaî çözüm mercii, bu çatıdır ve daima bu çatı olmak durumundadır.

Ben, iktidar partilerimize, muhalefet partilerimize ve bu kanun teklifi görüşülürken söz alan bütün milletvekillerine teşekkür için burada bulunuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi önemli bir adım attı. Çok uzun zamandan beri halledilemeyen bir mesele, bugün çözüme bağlanıyor. Bu, bir başarıdır. Bu başarıyı, sadece burada biz değil, zannediyorum, hassas olan Türk Milleti de paylaşıyor. Güzel örnekler veriliyor.

Siyaseti küçültmekle, siyasetçiyi tehlikeli bir iş yapan kişi haline getirmekle, siyaset alanını bir mayınlı tarla haline dönüştürmekle ülke kaybeder, medeniyet yarışında geriye düşer. Fikirlerden çekinmemek lazımdır. Siyasetçi serbest olmalıdır. Siyasî parti kapatma konuları çok gerilerde kalmalıdır. Ufak tefek, 2 000-3 000 kişilik şiddet partileri, dünyanın her tarafında esasen suç konusudur. Biraz evvel, benden önce belirtildi. Milyonların reyini almış partiler, hangi cenahtan hangi düşünceden olursa olsun, ancak millî idareyle gelişirler, küçülürler, parlamento dışına düşerler, kapanırlar veya kapanmazlar; onu millet takdir eder.

Çok güzel bir mesai yapılmıştır. Gece gündüz çalışılmıştır. Yürürlük maddesindeyiz; biraz sonra oylanacak, herhalde ittifakla kabul edilecek. Ben, sadece, bu hislerimi, teşekkür duygularımı açıklamak için söz aldım. Yine, teşekkürlerimi arz ediyorum ve kanunun, milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temmeni ediyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçıntaş.

Böylece, görüşmekte olduğumuz eski 25, yeni 26 numaralı maddeyle ilgili müzakereler tamamlanmış oldu.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Teklifle ilgili son maddeyi okutuyorum:

MADDE 27.—Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Gruplar adına söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına, daha evvel arz ettiğim listeye, Gaziantep Milletvekili Sayın Bedri İncetahtacı yeni bir taleple dahil olmuş bulunuyor. Ben, baştan itibaren davette bulunacağım:

İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak?..

AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Söz hakkımı, Sayın Bedri İncetahtacı’ya devrediyorum.

BAŞKAN – Gaziantep Milletvekili Sayın Bedri İncetahtacı; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakika efendim.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütün medenî ülkeler, kendi milletleri için çok hayırlı sonuçlara ulaşmak amacıyla büyük bedeller ödemişlerdir. Batı’nın, bugün, birçoğumuzun imrendiği, gelmiş olduğu medenî nokta, o ülkede yaşayan siyasilerin, aydınların ortak alınterleri ve çabaları sonunda gerçekleşmiştir.

Burada bulunan bütün milletvekillerimizin hedefi, ülkemizi, devletimizi ve elbette bütün milletimizi mesut yaşatmaktır. Hepimiz çok acı tecrübeler geçirdik. Bu geçirdiğimiz tecrübeler, yarınlara nasıl gitmemiz gerektiği konusunda bize çok güçlü bilgiler de vermiştir; dolayısıyla, bugün yaptığımız bu çalışmayı, bu çalışmayla sınırlandırma hakkına sahip değiliz. Hepimiz, ülkenin geleceği için, çok ciddî çalışmaları yapmak zorundayız. Ben inanıyorum ki, burada gördüğümüz bu başarı, bundan sonra daha büyük başarıların da yapılabileceğine bir nevi teminat niteliği taşımaktadır.

Biz, Fazilet Partisi olarak, ülkemizi daha müreffeh, insanlarımızı daha mutlu, devletimizi daha güçlü yapmak için üzerimize düşen her türlü fedakârlığı yapmaya hazır olduğumuzu her vesileyle beyan ettik. Yine beyan ediyor ve bu yasanın çıkmasında emeği geçen bütün milletvekillerimize en derin saygılarımı arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İncetahtacı.

İkinci ve son söz, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya’ya ait.

Buyurun efendim.

Konuşma süreniz 5 dakika.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son maddesine geldiğimiz Siyasi Partiler Kanunuyla ilgili teklifin, Parlamentomuza, parlamentoda bulunan veya bulunmayan tüm partilerimize, ülkemize ve aziz milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, 27 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler_ Kabul etmeyenler_ Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece, teklifte yer alan bütün maddeler oylanmış ve kabul edilmiştir.

Şimdi, teklifin tümünü oylarınıza sunacağım; yalnız, İçtüzüğün 86 ncı maddesi gereğince, oyunun rengini belli etmek üzere, lehinde olmak kaydıyla, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu söz talep etmiştir.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, Yüce Heyetin değerli üyeleri; telif eser neticelenince, hep sonuna, şöyle, çok hoşuma giden bir cümle konulur.

MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN (Eskişehir) – Elini indir.

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Efendim, özür diliyorum; bazen elim cebime gidiyor. Bu, bilesiniz ki, size olan saygısızlığımdan değildir. Bu, kesinlikle, senelerdir, 1954 yılından bu tarafa kürsüde bulunan bu kardeşinizin bir alışkanlığıdır. Lütfen, beni o halimle kabul ediniz.

Kitaplar, telif eserler bitince, çok hoşuma giden bir cümle konulur, eser için “hitam buldu kitap, elhamdülillah” denirdi. Şimdi, çok önemli bir yasaburada tamamlandı. Herkesin katkısı var, kamuoyunun katkısı var. Burada sözünü dillendiremedi, seslendiremedi, ama, aracılığınızla görüşlerini ifade etti; halkın katkısı var. Vakıa, birkısım basın mensupları, huzursuzluk duyduklarını ifade etmeye gayret ettiler. Bunun için, fazla söylemeye gerek yok. “Herkes -beni bağışlayınız- cibilliyetinin gereğini iktiza eder” diye bir atasözü vardır; tırnak içi kullanıyorum. O bakımdan, onları derkenar ederek, sizlere teşekkür etmek istiyorum.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Gençlerin anlayacağı şekilde söyleyin Sayın Başkan.

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Acaba, içinizden ve yüreğinizden geçen düzeyde bir yasa düzenlemesi yapabildik mi; hayır. Ben biliyorum ki, yürekleriniz bunun çok üzerindedir, istekleriniz bunun çok üzerindedir. Bu kadar kusur kadı kızında da bulunur. Diyeceksiniz ki, kadı kızındaki kusurun neticesi ile bir yasadaki, hem de demokrasiyi düzenleyen bir yasadaki kusurun neticesi aynı mıdır; hayır. Kadı kızında kusur varsa evde kalır, o kadar; ama, demokrasiyi düzenleyen, çağdaşlığın temeli, görüntüsü demokrasiyi düzenleyen yasalarda fazla kusur hâsıl olursa, demokrasi zarar görür. Bugün, çağdaşlığın ölçüsü demokrasidir. Çağdaşlığını geliştirmiş, üst düzeye yüceltmiş ülkelerin en çok titrediği ve titizlendiği, demokrasidir. Bütün bunlara, eksiklerine rağmen, yeniden, belki ileride bir sayfa açmak üzere, bütününü gözden geçirmek üzere, inanıyorum ki, Heyetiniz mutlaka çaba sarf edecektir.

Benim oyumun rengi, hep sizde gözlediğim, izlediğim oy rengidir; hep beyaz oy kullandınız. Size ters düşmek, ülkenin demokratik beklentilerine ters düşmek, bana yakışır, yaraşır mı?! Öyleyse, hatırınıza, beyaz oy kullanacağım.

Saygılar sunuyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hatiboğlu.

Sayın milletvekilleri, teklifin tamamını oylarınıza sunacağım; ancak, ufak bir redaksiyon yapmıştık, onu hatırlatmak istiyorum.

7 nci maddede, değiştirilen 66 ncı maddenin 11 inci satırındaki “bağışlanamaz” kelimesi “bağışlayamaz” şeklinde yazımı değiştirilmek suretiyle, teklifin tamamını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın Ahmet İyimaya tarafından hazırlanan, komisyonumuzda olgunlaştırılan ve sizlerin oylarıyla kabul edilen teklif, devletimize ve milletimize hayırlı olsun. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, böylece, görüşmekte olduğumuz teklif kanunlaşmıştır.

Şimdi, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan, 114 sıra sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, TC Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

2. – Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/495) (S. Sayısı : 114) (1)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Sayın milletvekilleri, raporun okunup okunmamasını oylarınıza sunacağım: Okunmasını uygun görenler... Uygun görmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde müzakereye başlıyoruz.

Gruplar adına söz talebi?..

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, Grubumuz adına, Kayseri Milletvekilimiz Hasan Basri Üstünbaş konuşacaklardır.

BAŞKAN – Yazılı olarak gönderir misiniz efendim.

Şu ana kadar Divana intikal eden talep yok.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Hasan Basri Üstünbaş konuşacaklar.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Üstünbaş, süreniz 20 dakikadır.

(1) 114 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

MHP GRUBU ADINA HASAN BASRİ ÜSTÜNBAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizlere, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına saygılarımı sunuyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, sosyal güvenlik kurumları reform kanunu tasarısı hakkındaki görüşlerimizi sunacağım. Bu görüşlerimizi üç bölüm altında sunacağım; ilkönce, sosyal güvenlik kurumları hakkında bir genel bilgi, daha sonra sorunları ve daha sonra da, Milliyetçi Hareket Partisi olarak düşündüğümüz çözüm yollarından bahsedeceğim.

Günümüzde, idare sistemi ve ideolojisi ne olursa olsun, tüm ülkelerin yeterli veya yetersiz bir sosyal güvenlik sistemi vardır. Sosyal güvenlik, esas olarak, fertlerin istek ve iradeleri dışında meydana gelen ve onların mal varlığında, gelirlerinde ve/veya çalışma güçlerinde kayıplara yol açacak, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin hayatlarının devamını güçleştiren veya imkânsız hale getiren tehlikenin zararlarını telafi ve tanzim etmeye yönelik işlemlerden oluşur.

Çağdaş devletin esas görevlerinden biri, belki de en önemlisi, sosyal güvenliği sağlamaktır. Dünya devletleri, sosyal güvenlik hakkı da dahil, bütün insan haklarında bir eşitliğin sağlanmasına gayret göstermektedir. Bu gayretler, gerek insan haklarıyla ilgili kuruluşların gerekse milletlerarası diğer kuruluşların çalışmalarıyla, bütün dünya ülkelerini etkileyecek bir kamuoyu oluşturmaya yönelik olarak sürmektedir.

Ülkemiz, sosyal güvenlik politikalarını oluştururken, başlıca iki etki altında kalmaktadır; iç ve dış etkiler. Dış etkilerden de en önemlisi, ILO riskleridir. ILO tarafından tespit edilen dokuz riskin, çağdaş bir sosyal güvenlik sisteminde karşılanması gereklidir. Bunlar şunlardır: İş kazaları, meslek hastalıkları, hastalık, analık, yaşlılık, maluliyet, ölüm, işsizlik, aile kurma. Bu dokuz riskten son ikisi, halen millî sosyal güvenlik sistemimizde yoktur.

Avrupa Topluluğuna tam üyelik için başvurmuş Türkiye’nin, sosyal güvenlik haklarında, milletlerarası standartların gerisinde kalmasını haklı kılacak hiçbir gerekçe yoktur, olmamalıdır.

Sosyal güvenlik kapsamı ve sağlanan haklar belirlenirken, ülkelerin kendi şartlarının da dikkate alınması gerekir. Sosyal güvenlik, sosyal, siyasî ve ekonomik hayatın pek çok yönüyle karşılıklı ve çok yönlü iletişim halinde olan bir sistemdir. Sosyal güvenliğin, devamlılığının sağlanabilmesi için, şu unsura sahip olması gereklidir: Riskler gerçekleştiğinde, ortaya çıkan ihtiyaca cevap verecek yapıda olması; yani, finansman bakımından güçlü ve emniyetli kaynaklara sahip olması lazımdır; yani, sağlam aktüer dengelere sahip olması gereklidir.

Sosyal güvenlik sisteminin iyi işleyebilmesi, sadece iyi bir sistem kurulmasıyla mümkün değildir. Sosyal güvenlik sistemini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörler, sırasıyla şunlardır:

1. Ekonomik durum:

İyi bir sosyal güvenlik sistemi, devamlı büyüyen bir ekonomi içerisinde işler. Ekonomideki büyüme azaldığı, durduğu veya zayıfladığı zaman, sosyal güvenlik sisteminde de, buna bağlı istenilmeyen sonuçlar ortaya çıkar. Şu anda ülkemizdeki durum gibi.

2. Genel Sağlık Düzeyi:

Bir ülkede sağlık düzeyi yükseldikçe sosyal güvenlik sistemi daha iyi çalışmaktadır.

3. Nüfus yapısı:

Nüfusun büyüme hızı, çalışma çağı içi ve dışı nüfusun oranı gibi nüfusun yapısal nitelikleri, sosyal güvenliği etkilemektedir. Çok fazla genç nüfus, çok fazla yaşlı nüfus, tüm nüfusun hızlı artışı, nüfus artışının durması ve azalması sosyal güvenlik sistemini olumsuz olarak etkilemektedir. İyi işleyen bir sosyal güvenlik sisteminde dengeli bir nüfus yapısının bulunması gereklidir.

4. Kamu sosyal yardım ve hizmet sisteminin mevcudiyeti:

Bu sistemler, sosyal güvenlik bakımından olmazsa olmaz nitelikte önemli sistemlerdir. Devletler, primli sisteme iştirak gücü olmayan insanlara, sosyal güvenliği bu sistemler yoluyla sağlamaktadır. Muhtaçlığın yok edilmesi, ancak iyi organize edilmiş, yeterli finansal kaynaklara ve altyapı imkânlarına sahip bir sosyal yardım ve sosyal hizmet sistemiyle mümkün olabilir.

5. Konut ve aile yardımları:

İnsanların konut ihtiyacı karşılanmalı; ayrıca, evlenme ve çocuk bakımından doğan gider artışlarına karşılık asgarî bir gelir devletçe sağlanmalıdır. Bütün bu yardımlar sosyal güvenliğin yükünü hafifletecek destek faaliyetleri olarak kabul edilmelidir.

6. Sosyal güvenlikle ilgili baskı gruplarının varlığı:

Sosyal güvenlikte sağlanan hakların iyileştirilmesi isteniyor ve kapsamının ülke düzeyinde genişletilmesi bekleniyor ise, sosyal güvenlikle ilgili baskı gruplarının oluşturulması, mevcutlarının güçlendirilmesi ve etkin kılınması büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’de sosyal güvenlik yönünden mevcut durum ve sorunlar: Türk sosyal güvenlik sistemi, primli rejimler olarak da bilinen ve ilgilinin katkısıyla işleyen sosyal sigortalar ile devlet tarafından finanse edilen kamu sosyal güvenlik harcamaları üzerine kurulmuştur.

Anayasamız ve sosyal güvenlik sistemimiz:

1982 Anayasası, hazırlanışı ve pek çok hükmü tenkit ediliyor olmasına rağmen, sosyal güvenlik açısından çağdaş anlayışı ülkemize yerleştiren bir anayasa niteliğini taşımaktadır. Madde 60, 61 ve 62 sosyal güvenlikle ilgili hükümleri kapsamaktadır. Bu hükümler, 60, 61 ve 62 inci maddeler, siyasî iktidarlara, gelecekte iyi bir sosyal güvenlik sisteminin kurulabilmesi bakımından gerekli anayasal desteği sağlamaktadır.

Sosyal güvenlik sistemimiz kısaca şu şekildedir:

Türk Sosyal Sigorta Sistemi.

1- Hizmet akdiyle çalışanları (işçileri) kapsayan SSK. 2- Kamu görevlilerini kapsayan Emekli Sandığı. 3- Kendi nam ve hesabına çalışanları kapsayan Bağ-Kur.

1983 yılında çıkarılan 2925 ve 2926 sayılı Kanunlar: Ülkemizde, tarım kesiminde geçici olarak hizmet akdiyle çalışarak hayatını kazananlar, isteğe bağlı olarak, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunuyla ve tarımda kendi adına çalışanlar ise, mecburi olarak, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunuyla sosyal sigortalar sistemi içerisinde sosyal güvenliğe kavuşturulmuş bulunmaktadır. Ülkemizde çalışanların tamamını kapsama alabilecek kurumsal yapı ve mevzuat olmasına rağmen, işgücünün ancak yüzde 47,6’sı kapsama alınabilmiştir.

Sosyal sigorta kurumlarımızın koruma garantisi sağladıkları sosyal güvenlik riskleri itibariyle kapsamları incelendiği zaman, ILO’nun asgari normları çerçevesinde sayılan 9 sosyal güvenlik riskinden 2’sinin -işsizlik ve aile yardımı- hiçbir sosyal sigorta kanunu kapsamında düzenlenmediği görülmektedir.

Sosyal sigorta sistemimizin sorunları nelerdir:

1- Sosyal güvenlik için tahsis edilen kaynaklar yetersizdir. Kaynaklar etkin kullanılmamaktadır. Gelişmiş ülkeler, gayri safî yurtiçi hâsılanın yüzde 20-35’ini bu amaçla tahsis edebilmekte iken, ülkemizde bu oran yüzde 9,2’dir. Sağlık harcamaları hariç tutulursa, bu oran yüzde 4,9’a düşmektedir.

2- Sistem, genel sosyal güvenlik prensipleriyle işletilememektedir.

a) Yapılan çok çeşitli müdahaleler, başta aktif/pasif sigorta oranı olmak üzere, sosyal sigorta kurumlarının temel göstergelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Son 16 yıllık dönem değerlendirildiğinde prim ödeyen aktif sigortalıların sayısındaki artışın yüzde 81; buna karşılık, aylık alanların sayısındaki artışın ise yüzde 272 olduğu görülmektedir.

Bu gelişme, yaş şartı getirilmeden emeklilik hakkı sağlanması, işgücünün sadece yüzde 47,6’sının sigortalı olması sonucu ortaya çıkmıştır.

b) Sağlıklı bir sosyal sigorta kurumunun aktif/pasif sigortalı oranının, en az 4’e 1 olması gerekir. Bu oran, Türkiye genelinde tek tek sosyal güvenlik kurumlarında 1,8’e 1’dir.

ILO tarafından yapılan hesaplamalara göre, SSK’da, 2020 yılında, aylık alanların sayısı ile prim ödeyenlerin sayısı birbirine eşit olacaktır. Bu durumda, Sosyal Sigortalar Kurumunun ayakta kalması mümkün değildir. Aynı durum, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur için de geçerlidir.

c) Başta yaşlılık sigortası olmak üzere, aylık alma kolaylaştırılmıştır ve yaşlanmadan yaşlılık aylığı veren bir sosyal güvenlik sistemimiz oluşmuştur.

Türkiye, çok yaygın bir deyimle, genç emekliler ülkesi haline gelmiştir.

Yapılan uygulamalar sonucu, pasif sigortalılık süresinin aktif sigortalılık süresinden daha uzun olduğu garip bir durum ortaya çıkmıştır.

d) Sosyal sigortalar, nimet-külfet dengesi üzerine kurulan kurumlar olmasına rağmen, külfeti ortadan kaldıran uygulamalar söz konusu olmuştur.

Borçlanma düzenlemeleri bunların başında gelmektedir. Bugüne kadar SSK’yla ilgili olarak 11 borçlanma kanunu çıkarılmıştır. Bu tür uygulamalar sisteme olan güveni ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, yükümlülüklerini zamanında yerine getirenlerin cezalandırılması anlamına gelmektedir.

e) Sosyal sigorta kurumlarının imkânları, seçim meydanlarında, politik yatırım malzemesi olarak kullanılmıştır. Şöyle:

Hak kazanma şartları kolaylaştırılmıştır.

Belirli dönemlerde aylıklar, ödenen primlerle ilişkisi olmayacak şekilde yükseltilmiştir.

Sosyal yardım zamları da aynı şekilde yükseltilmiştir.

Siyasî iktidarlar, bu kurumların yarattığı fonları, amaçları dışında ve düşük getiri oranlarıyla kullanarak, âdeta eritmiş, bu fonlar, bir hesaplamaya göre, sadece enflasyona karşı değerini koruyacak şekilde değerlendirilebilseydi, bugün, Sosyal Sigortalar Kurumunun kasasında 24 milyar dolarlık bir kaynak olacaktı.

3- Türk sosyal güvenlik sistemi, çok sebepli ve ciddî bir finansman krizi içindedir.

a) Sosyal sigorta kurumlarının açıkları her geçen yıl artmaktadır. Bu açık, 1995 yılında gayri sâfi yurtiçi hâsılanın yüzde 1,8’ine denk iken, 2020 yılında yüzde 4,3’e yükselecektir. Bunun anlamı, sistem bu şekilde devam ederse, 1995 yılı için de kazançlarının yüzde 50’sine varan bir oranda prim tahsil edilmesi gerekirken, bu oran, 2020 yılında yüzde 86’ya çıkacaktır. Bu kadar yüksek oranlarla sistemin çalışması mümkün değildir.

Prim tahsiliyle ilgili sorunlar:

Prim afları:

Emekli Sandığı için prim tahsili problemi yoktur. SSK’da, prim tahsili oranı yüzde 70 ile 80 arasındadır; hiçbir zaman, primlerin tamamını tahsil etme imkânı olmamıştır. Prim tahsilinin yüzde 100 olmamasının en önemli nedeni, zaman zaman yapılan prim affıdır. Bu aflar, prim ödeme ahlakını bozmuştur.

Primleri ödememenin yaygın olarak kullanılan bir yöntemi de, sigortalıların çalışma gün sayısının veya prime esas kazançlarının eksik bildirilmesidir. SSK tarafından verilen bilgilere göre, sigortalıların yüzde 51,4’ünün primleri eksik ödenmektedir. Bağ-Kur kapsamındaki sigortalıların yüzde 26’sı hiç prim ödememiştir.

Türkiye’de prim ödeme tabanı genişletilememiştir. Tabanı genişletmenin önündeki en önemli engeller, kayıtdışı sektörün genişliği ve işgücünün önemli kesiminin tarım kesiminde istihdam edilmesidir.

Türkiye’deki işyeri ölçeğinin küçük olması, bir diğer sebep. Bir yandan kaçak sigortalı çalıştırmayı teşvik ederken, diğer yandan da denetim yoluyla sigortalıların artırılmasını âdeta imkânsız kılmaktadır.

4- Sosyal güvenlik kurumları tarafından sağlanan koruma garantisi yetersizdir. Bugün, Türkiye’de, gelinen noktada, aylıkların düzenli ve sürekli olarak ödenememesi gibi bir tehlike söz konusudur. Verilen aylıkların ve ödeneklerin seviyesi oldukça düşük ve yetersizdir. Bu düşüklüğe, kronik hiperenflasyon, prime esas kazançlar, ödenen primlerin düşüklüğü ve aktuaryel hesap dengelerindeki bozulmalar sebep olmaktadır.

Bugün, Türk sosyal sigorta sisteminde aylık alma süresi, prim ödeme süresinden daha uzundur. Sosyal güvenlik fonlarının ilave getiri sağlayacak şekilde değerlendirilememesi de bir diğer sebeptir.

5- Sosyal güvenlik kurumlarının teşkilatlanma ve yönetimle ilgili ciddî sorunları vardır. Sosyal güvenlik kurumları arasında bir koordinasyon yoktur. SSK, Bağ-Kur Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, Emekli Sandığı Maliye Bakanlığına, kamu sosyal güvenlik hizmeti veren kurumlar Başbakanlık ve çeşitli bakanlıklara bağlı olarak faaliyet göstermektedir.

Koordinasyon eksikliği, kaynak israfına sebep olmakta ve sosyal güvenlik kurumları arasında norm ve standart birliği sağlanmasını önlemektedir.

Yönetimle ilgili çok çeşitli sorunlar vardır. SSK ve Bağ-Kur’un, kuruluş kanunlarında, idarî ve malî bakımdan özerk kurumlar oldukları belirtilmesine rağmen, gerçekte, bu özerklik hayata geçirilememiştir. Bu kurumlar, ağır işleyen, hantal bir organizasyon yapısına sahip görünmektedir. Bu kurumlarda merkezî karar alma süreci mevcuttur. Yapılması gerekli işlemlerle ilgili, bakanlık ve devlet kuruluşlarından izin almak gereklidir.

Bu durum, sosyal sigorta kurumlarının çabuk ve stratejik kararlar almalarını mümkün kılmamakta ve kurumların özerkliğini zedelemektedir.

Sosyal sigorta kurumlarının, hizmetlerini etkin olarak götürmelerini sağlayacak donanım eksiklikleri vardır.

Sosyal sigorta kurumlarının denetim faaliyetleri de yetersizdir.

6- Sosyal güvenlik mevzuatıyla ilgili sorunlar:

Mevzuat karmaşık, anlaşılması ve takibi güç bir yapıdadır; çok sık değişikliklere uğramaktadır. Emekli Sandığı Kanunu şimdiye kadar 200’den fazla, SSK Kanunu da 250’ye yakın değişikliğe uğramıştır.

7- Sosyal yardım ve sosyal hizmet sistemimiz:

Esas kurum, Başbakanlığa bağlı olarak hizmet gören Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumudur, diğeri, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfıdır. Bu kurumlara politik etkiler olabilmekte, dolayısıyla, kendilerinden beklenen hizmetleri yapamamaktadırlar.

Çözüm yolları neler? Milliyetçi Hareket Partisi olarak, çözüm yollarıyla ilgili görüşlerimiz de şunlar:

21 inci Yüzyılın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir millî sosyal güvenlik sisteminin kuruluşunda aşağıdaki esasların bulunmasının gerekliliğine inanıyoruz.

1- Sosyal güvenlik sistemi, ekonomik gelişmeye paralel bir gelişme sağlayabilir. Bu nedenle, ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınması çok önemlidir.

2- Devlet, asgarî ölçüde bir sosyal güvenlik sağlamakla yükümlü olmalıdır.

3- Vatandaşlar azamî fedakârlıkta bulunmalıdır.

4- Sosyal güvenlik sistemi idarî ve malî bakımdan tam özerk olmalıdır, sistemin belkemiği, sandıklar olmalıdır. Devlet, sistemde ancak garantör olmasının gerektirdiği kadarıyla var olmalı ve hiçbir şekilde kararlarda belirleyici bir oy gücüne sahip olmamalıdır. Böylece, siyasî iktidarların sistem üzerinde tasarrufta bulunmalarının önü kesilmiş olacaktır.

5- Ülkede herkes sosyal güvenlik hakkına sahip olmalıdır.

6- Sosyal güvenlikten sorumlu bakanlık teke indirilebilir; ülkemizdeki sosyal güvenlik sisteminde sosyal güvenlik kuruluşları çokbaşlı durumdadır, bu çokbaşlılıktan kurtarılması gereklidir. Biraz evvel bahsettim, tekrar bahsediyorum; SSK ve Bağ-Kur Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına; Emekli Sandığı, Maliye Bakanlığına bağlıdır; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, Başbakanlığa bağlı bulunmaktadır.

Merkezî idaredeki bu çokbaşlılık, devletin sağlıklı ve istikrarlı politikalar üretme ve icra etme imkânını vermemektedir.

Sorunun çözümünde teşkilat yapısı şu şekilde olmalıdır: Bu sistemde, merkezî idare birimi Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmalıdır. Diğer bakanlıklara ve Başbakanlığa bağlı tüm kuruluşlar, bütün varlıklarıyla bu Bakanlığa devredilmelidir.

Bakanlığın görevi:

a) Sosyal güvenlikle ilgili gelişmeleri takip etmek,

b) Bu gelişmelere göre yeni politikalar tespit etmek,

c) Sosyal güvenlik kurumlarının denetimini yapmak,

d) Bu kurumlara devlet adına gönderilecek temsilcileri seçmek,

Olmalıdır.

Yeni sosyal güvenlik sisteminde aşağıdaki kurumlar mevcut olmalıdır:

1- Emekli sandığı

2- Sağlık sandığı

3- İşsizlik sigortası kurumu

4- Sosyal yardım ve sosyal hizmet kurumu

5- Özel sigortalar

6- Munzam sosyal sigorta kurumları

1- Emekli sandığı:

Halen mevcut olan sosyal sigorta kurumları (SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı) bu kurum altında birleştirilmelidir.

Emekli sandığı, vatandaşlarımıza, yaşlılık, malullük ve ölüm risklerine karşı sosyal güvenlik sağlamalıdır. Sandık, sosyal sigorta esaslarına göre aktuaryel dengeleri sağlayacak biçimde çalışmalı, tek gösterge ve tek oranlı prim esası geçerli olmalıdır.

Kişilerin derece ve basamak yükselme sisteminde, sigortalılık süresi, ödediği prim gün sayısı ve yaşlılık aylığını talep yaşı etkileyici esas olmalıdır.

Emekli aylık miktarı, hiçbir şekilde, prime esas gelir miktarının yüzde 90’ını geçmemelidir.

2- Sağlık sandığı:

Sağlık sandığı, doğumdan itibaren, bütün vatandaşları, hastalık, analık, iş kazası ve meslek hastalığı risklerine karşı sosyal güvenlik altına almalıdır.

Yönetim, malî ve idarî açıdan tam özerk olmalıdır.

Sağlık sandığı, sağlık hizmetleri üretmeyecek; sağlık sandığı, hasta ile hekim ve hastaneler arasındaki para alışverişini ortadan kaldıracaktır.

Bu uygulamayla, sağlık ve emeklilik fonlarının birbirinden ayrılması sağlanacaktır.

3- İşsizlik sigortası kurumu: Kanunda var; onun için, geçiyorum.

4- Sosyal yardım ve sosyal hizmet kurumu:

Bu sistem, sosyal sigorta sisteminden yardım alma imkânı olmayan ve gelir durumu, belirlenecek asgarî yıllık gelir seviyesinin altında olanlara, fakirlik kontrolü altında asgarî gelir garantisi sağlayacaktır.

Aylık gelirler bütünüyle devlet bütçesiyle finanse edilecektir.

Halen, Sosyal Dayanışma ve Yardım Vakfı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve diğer sosyal yardım kuruluşlarına kanunla verilen gelir kaynakları bu kuruma aktarılacaktır.

Ayrıca, hayırsever vatandaşların fitre, zekât, kurban derisi ve diğer bağışların da bu kuruma yapmaları teşvik edilecektir.

5- Özel sigortalar:

Sistemimizde, özel sigortalar teşvik edilecektir; ancak, özel sigortalar, sosyal sigortaya alternatif olarak kabul edilmeyecektir.

6. – Munzam sosyal sigorta kurumları:

Kanunla kurulacak ve mecburî nitelikli ve primli olan bu sistem, mecburî sosyal sigorta kuruluşlarını destekleyecek, bu kurumlar emekli, dul ve yetimlere asgarî düzeyde gelir garantisi sağlayacaktır. Ülkemizde bu nitelikli halen üç sandık vardır:

İlkokul Öğretmenleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Sandığı (İLSAN)

Amele Birliği

Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK)

Sistemimizde, OYAK aynen korunacaktır; buna, aşağıda saydığım kurumlar eklenecektir:

(İYAK) İşçi Yardımlaşma Kurumu. Amele Birliği Kurumu buraya bağlanacaktır.

(MEYAK) Memur Yardımlaşma Kurumu. İLKSAN bu kuruma katılacaktır.

(EYAK) Esnaf ve Yardımlaşma Kurumu.

(ÇIYAK) Çiftçi Yardımlaşma Kurumu.

Sosyal güvenlik sistemimizdeki prim ödemeleri:

Bu sistemde prim ödemelerinin çok fazla olabileceği akla gelebilir. Bu sistemde, sandıkların kurulması ile iştirakçilerin çok ağır bir prim yükü altında kalabilecekleri akla gelebilir. Yaptığımız çalışmalarda, halen SSK, Bağ–Kur ve Emekli Sandığına yapılan kesintilerin aynı miktarı bu kurumlara kesildiği zaman, hizmetler aynen devam edecek; fakat, çalışanlarımız, işsizlik sigortası ve aile yardımı gibi ek güvencelere de kavuşacaklardır.

Sosyal güvenlik sistemimizde, yerel yönetimler de teşvik edilecek, bunun yanında, gönüllü kuruluşlar da, sosyal güvenlik alanında çalışmaları için teşvik edilecektir.

Sistemimizin sağlıklı çalışabilmesi için aşağıdaki kanunların çıkarılmasına gereklilik vardır:

1- Sosyal güvenlik temel yasası

2- Emekli sandığı kanunu

3- Sağlık sandığı kanunu

4- İşsizlik sandığı kanunu (Bu kanunda mevcut)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üstünbaş, sürenizi 2 dakika uzatıyorum; buyurun efendim.

HASAN BASRİ ÜSTÜNBAŞ (Devamla) – 5- Sosyal yardım ve sosyal hizmetler kurumu kanunu

6- Munzam sosyal yardım kurumları kanunu

7 - Özel sigortaların teşvik ve denetimlerine dair kanun

8 - Sosyal güvenlik amaçlı dernek, vakıf ve diğer kuruluşların teşvik ve denetimine dair kanun.

Şu anda gündemde bulunan kanun tasarısı, biraz evvel bahsettiğim, Milliyetçi Hareket Partisinin tespit ettiği birtakım sorunların bir kısmına çözüm getiriyor; devamının muhakkak gelmesi lazım. Bu kanundaki ikinci kısmın geleceğini biliyoruz, önümüzdeki yasama döneminde ikinci bölüm gelecektir. Bu bölüme, sağlık reformuyla ilgili kanun tasarısının da gelmesi, bir bütünlük sağlayacaktır ve her iki kanun da çıktığı anda, ülkemizdeki önemli bir sorunu halletmiş olacağız.

Hepinize, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstünbaş.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Yakup Budak konuşacaklar.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, Fazilet Partisi Grubu ve şahsım adına hepinize sevgiler, saygılar ve selamlarımı sunuyorum.

Bugün burada hükümet tasarısı olarak Meclisin huzuruna getirilen, sosyal güvenlik yasalarındaki değişiklikleri ihtiva eden bir kanun tasarısıyla karşı karşıyayız. Tabiî ki, bu kanun tasarısı Meclisimize nasıl geldi, kim getirdi, kimler etki ederek bu Meclise getirdi, onun üzerinde de durulması gerekir; ayrıca, getiriliş üslubu üzerinde de durulması gerekir. Bunun yanında, hükümetin getiriş tarzı, takdim ediş tarzı itibariyle de bu yasa tasarısının üzerinde durulması gerekir.

Hükümetin beyanlarına göre, bu, büyük bir reformdur. Acaba reform mudur yoksa deform mudur, uygulanmaya başlandığı zaman birlikte görülecektir veya bu yasa tasarısı bu Meclisten geçecek olursa, bu hükümeti de deforme edecektir, bu ülkenin sosyal güvenlik sistemini de deforme edecektir, zihinleri de deforme edecektir. Onun için, daha sözlerimin başında diyorum ki, reform olarak bu olaya bakamayız, bu tasarıyı reform olarak değerlendiremeyiz. Her ne kadar, hükümet üyeleri ve ilgili bakan, televizyon televizyon koşarak “reformdur, reformdur” dese de, sonunda bunun deforme olduğu ortaya çıkacaktır. Niye; dün daha Mecliste, Vergi Yasasıyla ilgili, Millî Eğitim Yasasıyla ilgili konularda reform diye tutturuldu; Eğitim Yasasının, ülkenin eğitim sistemini ne hale getirdiğini gördük, Vergi Yasasının, ekonomiyi nasıl içinden çıkılmaz hale getirdiğini, esnafımızın belini nasıl büktüğünü, sanayicimizi nasıl bağırttığını, hatta, hükümet üyelerinin bile reform dedikleri, değiştirilemez dedikleri, kendi çıkardıkları kanunu değiştirme noktasında nasıl gayretler sarf ettiklerini hep birlikte gördük.

Öyle ümit ediyoruz, arzu ediyoruz ki, buna gerek kalmadan, bu hükümet, bu tasarıyı, işin başında geri çeksin, tekrar bir değerlendirmeye tabi tutsun, sosyal tarafların düşüncelerini, fikirlerini, tekliflerini alarak ve olması lazım gelenleri yaparak, Türkiye’nin ekonomisiyle bağdaşacak, sosyal hayatıyla bağdaşacak bir yapıya tekrar kavuşturarak bu Meclisin huzuruna getirsin diyoruz.

Tabiî ki, hükümet, her ne kadar, reform diyorsa da; ama, hazırlamış olduğu genel gerekçede bakın ne diyor: “Hazırlanan yasa tasarısı, sosyal güvenlik kurumlarının içinde bulunduğu ciddî sorunlardan acilen müdahale edilmesi gereken konuları kapsamaktadır.” Yani, birkaç konu tespit edilmiş, çok acil olarak tespit edilmiş, ona müdahale ediyorlar. Şimdi, böyle, kısmî bir müdahaleye, sanki umumî bir müdahale gibi, bütün sosyal güvenlik sistemini kurtaracak bir müdahale gibi bakmak ve takdim etmek, zannediyorum, meseleyi abartmak olur, meselenin içerisinde boğulmak olur, meseleyi anlamamak olur. Onun için de, zaten, gerekçede böyle diyorlar, her ne kadar ilgililer böyle söylemese de...

Acaba, sosyal güvenlik sistemimiz, müdahale edilecek ciddî birkaç noktaya parmak basmakla veya değişiklik yapmakla, hele hele, sosyal güvenlik gibi bir konuda, sadece geçiş sürelerini düzenlemekle ya da emeklilik yaşını yeniden tespit etmekle düzenlenebilecek kadar, içerisinde memleketin istediği sosyal barışı ve adaleti sağlayacak kadar basit bir konu mudur?! Elbette, bu, olaya bakış açısıyla ilgilidir.

Görüyoruz ki, Sayın Bakana kim söylemişse söylemiş; Sayın Bakan diyor ki: “Bu zamana kadar hiç kimse, kral çıplak dememişti; ben, kral çıplak diyorum.” Doğru; bu zamana kadar gelip geçen hükümetlerin, bu konuyla ilgili hemen hemen tüm devlet bakanları “kral çıplak” demişti. Kralın çıplak olduğunu, Türkiye’nin battığını, ekonomisinin battığını, içinden çıkılmaz hale geldiğini.. Onlarca yıl önce, Zelenka Raporu diye, sosyal güvenlik sistemimizi kurtarmak üzere dışarılardan uzmanlar getirtmişiz, inceletmişiz; sonra, SSK’nın tozlu raflarına koymuşuz. Yani “kral çıplak” demek, meseleyi çözmüyor. Mesele, kralı kim soydu; kralı çıplak hale kim getirdi; bu soruya cevap verebilmektir. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Yani, şimdi, kralı soyanları ortaya koymadan, kralın çıplak olduğunu söylemenin ne anlamı var, siz söyleyin?!. Acaba, SSK’yı, güvenlik sisteminde yer alan Bağ-Kur’u veya Emekli Sandığını, işçiler, memurlar, 60’ındaki, 70’indeki emekliler mi soydu, yoksa, devri iktidarlarında hayalî ihracatlarla milyarlarca dolarları götürenler mi soydu?!.

Şimdi, hükümet “efendim, sosyal güvenlik sistemimizde, bu sene 2,2 katrilyonluk açık olacak” diyor. O rakamlar da doğru değil, abartıyorlar. Niye abartıyorlar; on yıllık hesaplar çıkarıyorlar; efendim, işte, 1999 yılında şu kadar olurmuş, 2005 yılında şu kadar olurmuş, bir zaman gelirmiş 10 milyar dolar olurmuş... Aynı bakana sormak lazım; bu sene, hükümetin, 1999 bütçesinde, faize ayırdığı -27 katrilyonluk bütçedeki- pay 14 katrilyondur; yani, bütçenin yüzde 50’sinin üzerindeki 14 katrilyon faize ayrılmış. Acaba, bu gidişle, on sene sonra, faize ayrılacak pay ne olacak; onun hesabını niye sormuyorlar?!. Niye, o pastadan küçültüp, bu pastaya biraz vermek istemiyorlar?!. Onun için, rakamları abartmayalım; kamuoyunu tek yönlü oluşturmayalım.

“Efendim, 38 yaşında, 43 yaşında emekli oluyorlar; böyle güvenlik sistemi mi olur!” diye ortalıkta dolaşıyorlar. Doğru; Türkiye’de, emeklilik yaşına karşı çıkan insanların hiçbirisi de, zaten, 38 yaşında emekli olunsun, 43 yaşında emekli olunsun demiyor ki. Bu yasa tasarısına karşı çıkan partiler de zaten böyle demiyorlar. Sokaklarda, milletin sesi olan, işçinin, memurun, emeklinin sesi olan, bizim sivil kuruluşlarımız, sendikalarımız, vakıflarımız, derneklerimiz de böyle demiyorlar; ama, adaletli olsun, hakka, hukuka uygun olsun, bu memleketin gerçeklerine uygun olsun, bu memleketin sosyal hayatına, ekonomisine uygun olsun diyorlar; yoksa, adaletsizlik olsun, hukuksuzluk olsun, herkes 38 yaşında emekli olsun diyen de yok zaten. Ama, yetkililer çıkıyorlar “38 yaşında, 43 yaşında emekli olunuyor” diyorlar. Acaba, bu sosyal güvenlik sistemi kapsamında olan insanlardan yüzde kaçı 38 yaşında emekli olmaktadır?!. Zaten, bu, hukuken mümkün olmakla birlikte, çoğunluk için fiilen mümkün değildir; 38 yaşında... Kim bu memlekette... Üniversiteyi bitirdiği zaman adam iş bulamıyor; bırakın ki, herkes 18 yaşında işe girecek; hanımsa 38 yaşında emekli olacak, erkekse 43 yaşında emekli olacak; Türkiye’de bu mümkün mü?! Çok az sayıda var; o da, genellikle, güvenlik güçlerimizin kapsamında olan işkollarında var ki, zaten, bu yasa tasarısı da, onlara bir önlem getirmiyor; yine devam edecek demektir.

Onun için, tek yönlü olarak kamuoyunu yönlendirmek, tek yönlü olarak çıkaracağımız yasa tasarısına, bu ülkenin gerçekleriyle bağdaşmayacak tarzda toplumu değişik yönlere kanalize etmek de, zannediyorum yanlış olur. Hele hele, hakkını isteyen, hukukunu isteyen “yıllarca çalıştım, alınterimin karşılığını istiyorum” diyen insanlara, bunun için de yollara düşmüş, sokaklara düşmüş, caddelere düşmüş, hükümete sesini duyurabilmek için uğraşan insanlara, aslî görevi de, kendi temsil ettikleri grupların, yani işçilerin, memurların, emeklilerin sesini hükümete duyurmakla görevli olan sendikalara, sivil toplum kuruluşlarının yetkililerine -ben Sayın Başbakana da pek yakıştıramıyorum ama- “provokatör” kelimesinin kullanılmış olması, sosyal barışa her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız olduğu bir dönemde kullanılmış olması, gerçekten, yersiz, anlamsız ve hele hele, böyle bir konunun gündemde olduğu bir zamanda ifade edilmesi de yanlış olmuştur. Onun için, meseleleri doğru ortaya koymamız lazım, güzel ortaya koymamız lazım; insanlarımızı incitmeden, toplumumuzu gücendirmeden, bütün toplum kesimleri arasında, sosyal taraflar arasında konsensüs sağlayarak bu meseleyi çözmek lazım.

Muhterem arkadaşlar, bu bağırtı çağırtı olmadan, kavga dövüş olmadan olmaz mı; olur, niye olmasın. 54 üncü hükümet zamanında da, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili bir yasa değişikliği bu Meclise geldi ve o yasa değişikliği, tartışıldı, konuşuldu; kanunlaşamadı; ama, sosyal taraflardan kimse itiraz etmedi. Niye itiraz etmedi; bütün partiler, sendikalar, işçi kurumları, emekli cemiyetleri geldiler, oturdular, Sosyal Konseyde anlaştılar ve ne yaptılar; güzel bir tasarı ortaya çıktı. Bu tasarı da Meclise geldi; ama, kanunlaşamadı.

Şimdi, demek ki, kavga etmeden, toplumun kesimlerini karşımıza almadan, yıllarca bu memleket için çalışmış çabalamış, alınteri dökmüş, emek sarf etmiş insanları gücendirmeden de, bu yasa tasarısının Meclise gelmesi mümkündür; ama, bu hükümet “biz, sosyal tarafları barıştıracağız, bu ülkede barışı temin edeceğiz” diyerek iktidar olmuştur “sağ ile solu birleştirdik” demişlerdir; ama, maalesef, kendi tabanlarını karşılarına almışlardır ve kendi istemedikleri durumların ortaya çıkmasına da sebep olmuşlardır.

Ben öyle inanıyorum ki, bu yasa tasarısını buraya hükümet getirmiştir. Bu hükümetin içerisinde olan partilere mensup olan arkadaşlarımızın birçoğu -kendileri ifade ediyorlar- içlerine sindiremiyorlar; ama, birileri dayattığı için de buraya getiriyor. Hükümete soracak olursak, bu yasa tasarısını kendileri getirmiştir. Ben buradan sormak istiyorum: Bu yasa tasarısını Hazine mi hazırlamıştır, ilgili bakanlık mı hazırlamıştır, Sosyal Sigortalar Kurumu mu hazırlamıştır? Bunu bilmemiz lazım, yani kim hazırladı? (FP sıralarından alkışlar)

İlk tasarı ortaya çıktığı zaman -geldi, pazartesi günüydü- Sosyal Konseyde birtakım tartışmalar oldu; tartışmların sesi hızlanınca Sayın Başbakan çıktı dedi ki: “Hükümetin böyle bir tasarısı yoktur.” Ondan sonra birtakım değişiklikler yapıldı; çünkü, tasarının ilk hazırlanış biçimi Hazineci gözüyle hazırlanmıştı ve dolayısıyla da sonradan birtakım değişiklikler oldu.

Sayın Başbakan Sosyal Konseyi çok önemsiyor, önemsenecek bir kurumumuzdur; sendikalarımız var, değişik sosyal grupların orada temsilcileri var. En sonunda, işçilerin temsilcileri olan insanlar “böyle bir Sosyal Konseyde olmaktansa olmamayı tercih ederiz” dediler; ondan sonra da hükümetin birtakım talihsiz beyanları oldu. Dolayısıyla da, kavga etmeden, gürültü etmeden, uzlaşarak bu metnin çıkarılması mümkündür; ama, malesef, bu gerçekleştirilememiştir. Niye gerçekleştirilemiyor; çünkü, bu hükümetin bu tasarısının hazırlanmasında kendi iradesi yoktur. Niye; IMF reçetesi neticesinde hazırlanmıştır bu. Her ne kadar inkâr etseler de, IMF’nin klasik reçetesidir. “Şunları şunları yaparsanız size birkaç milyar dolar vereceğiz” demektedirler. Amerika’ya giden arkadaşlarımız, ilgili bakanlıkların görevlileri, Maliyenin ve Hazinenin yöneticileri biliyorlar; IMF’yle masaya oturduklarında ne diyorlar: “Tarımsal ürünlerin destekleme fiyatlarını ayarlayacaksınız, emeklilik yaşını şuna getireceksiniz, tahkimi çıkaracaksınız; ondan sonra da, biz, tekrar altı aylık bir deneme süresi vereceğiz; bakacağız, yani, bunlar neticeyi icra ediyor mu etmiyor mu; neticeyi güzelce uyguluyor musunuz uygulamıyor musunuz; altı ay da sizi gözetim altında tutacağız, ondan sonra birkaç milyar doların akması için size bir göz kırpacağız.” Vereceğiz de demiyorlar yani.

O halde, bu kadar kavga, toplumsal barışı bozacak bu kadar çaba niye?!. Hükümet de diyecek ki, efendim, biz çalıştık, çabaladık, Meclisi gece gündüz, 02.00’lere, 03.00’lere kadar çalıştırdık, bu kanun tasarılarını gerçekleştirdik; en fazla çalışan Meclistir diyecekler... Elimizi vicdanımıza koyalım; işte, bilmem şu kadar günde, şu kadar yasa çıkardık diyorlar; gazetelerde de -birtakım medyanın da niye desteklediğini çok iyi biliyoruz- “en fazla çalışan hükümet, en fazla kanun çıkaran hükümet” diye de toplumu yanlış yönlendiriyorlar. Ne çıkarılmış; 15-20 tane, bilmem, tek maddelik uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler imzalanmış, ondan sonra da, çalışan kesimlerin, işçi kesimlerinin aleyhine olabilecek bir sosyal güvenlik yasa tasarısı Meclisin huzuruna getirilmiş...

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Yavaş, yavaş...

YAKUP BUDAK (Devamla) – Muhterem arkadaşlar, siz, şöyle böyle diyebilirsiniz; dinleyeceksiniz, anlayacaksınız; hepimiz anlamaya çalışacağız; işi boğuntuya getirmeden meseleyi halledeceğiz. Burada, şimdi konuşacaksınız, sözler de söyleyeceksiniz, burada, gelip bunları da savunacaksınız; ama, bu tasarıya “evet” oyu verecek arkadaşlarımız, bu Meclis tatil olduktan sonra, o kendilerinden oy aldıkları işçinin, memurun karşısına nasıl çıkacaklar, kendilerini destekleyen sivil toplum örgütlerinin yanına nasıl gidecekler, oylarına ipotek koydukları sendikaların kapısını nasıl çalacaklar; ben, onu düşünüyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Ecevit “biz, otuz senedir yanlış yaptık, her yeniliğe karşı çıktık” diyor; o zaman, Sayın Ecevit işçilerin, köylülerin, halkın, emekçilerin yanındaydı; galiba, bu noktada da, onların yanında olmakla yanlış yapmış olacak ki, şimdi onları bir kenara itiyor “ben, IMF’nin dayatması olan sosyal güvenlik yasa tasarısını Meclisin huzuruna getirdim” diyor; ben, böyle anlıyorum...

HASAN GÜLAY (Manisa) – Anlamamışsın, anlamamışsın...

YAKUP BUDAK (Devamla) – Siz nasıl anlarsanız anlayın; nasıl değerlendirirseniz, öyle değerlendirin... (FP sıralarından alkışlar)

HASAN GÜLAY (Manisa) – Sen hep yanlış anlıyorsun...

YÜCEL ERDENER (İstanbul) – Biz anlıyoruz; siz yanlış anlıyorsunuz...

YAKUP BUDAK (Devamla) – Muhterem arkadaşlar, yanlış mı anladık, doğru mu anladık; bunun cevabını millet verecek...

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım efendim.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Şimdi, ben şunu ifade etmek istiyorum arkadaşlar: Anlamaya çalışalım meseleleri; ben yanlış konuşuyorum diyelim, 54 milyon insan da mı, şu sokaklarda, Kızılay’da toplanan milyonlarca insan da mı yanlış düşünüyor, yanlış konuşuyor!.. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Oy isterken, o insanlardan oy istemedik mi; bizi Meclise gönderin, sizin haklarınızı savunalım, alınterinizin karşılığını verelim, bu ülkenin kaynaklarını adaletli bir biçimde özgürce paylaştıralım demedik mi; yani, siz söyleyin. İşte, ne yaptık; şimdi, birtakım vergi kanunları çıkardık, faiz gelirlerini vergidışı tuttuk, ondan sonra borsanın gelirlerini vergidışı tuttuk; daha dün Meclisten vergiyle ilgili bir yasa tasarı geçti, bir madde ilavesiyle, yatırım fonlarının kârlarını da vergidışı tuttuk. Şimdi, ranttan, finans çevrelerinden elde edilen kârları vergidışı tutuyoruz da, bu ülke için çalışan, emekli olma yaşına gelmiş insanlardan bunu niye esirgiyoruz?

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) – Anayasamızı da biraz anlat.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Anayasamıza da geleceğiz.

Anayasamız ne diyor: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsi, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, sosyal güvenliği gerçekleştirmek için gerekli tedbirleri alır ve teşkilatını kurar” diyor.

Burada, genel gerekçe hazırlanırken “sosyal güvenlik sisteminde iki sistem var; birisi karşılıksız sosyal zamlar, birisi de primli sistem” diyorlar. Halbuki, gelişmiş ülkelerin hepsinde üçüncü bir sistem daha uygulanıyor; devlet katkılı primli sistemler uygulanıyor; ama, hükümet burada, güya işte birtakım laf ebeliği yapacak, orayı çizmiş; “dünyada iki sistem var” diyor. Peki, niye Avrupa ülkelerindeki devlet katkılı primli sistemi buraya yazmıyoruz da “biz sadece primli sistemi kabul ettik”demiyoruz?

Muhterem arkadaşlar, onun için, gerçekçi olmamız lazım; halkı, kamuoyunu tek yönlü yönlendirmememiz lazım. IMF’ye hizmet edebilmek için, üç-beş dolar alabilmek için, bu toplumu yanlış yönlendirmeyelim, yanlış bilgilendirmeyelim; yarın bu insanlar bizim karşımıza çıkar, yakamızdan tutar, hepimizden hesap sorar.

Zaten, hiç kuşkunuz olmasın, ne icraat yaparsa yapsın bu hükümete soracaklar; bu, çalışan insanların alınterine saygı duymadıklarının ifadesi ve belgesidir (FP sıralarından “Bravo”sesleri, alkışlar)

Muhterem arkadaşlar, emeklimizin, memurumuzun halini ben anlatmak istemiyorum. Geçenlerde Sayın Bakanımız Komisyona geldiler “saat 04.00’te Sosyal Sigortalar Kurumuna gittim; on günde en azından yirmi hastane dolaştım; saat 04.00’te emekli insanlarımız kuyruğa girmişlerdi” dediler. Peki, o kuyruğa giren insanların kuyruğunu azaltabilmek için niye öncelikli tedbirleri almıyoruz?

Sosyal sigortalar dengesinin aktif-pasif dengesinden bahsediyorlar; aktif-pasif dengesi 1,8’e düşmüş.

Şimdi, sizlere soruyorum: Aktif-pasif dengesi yıllar önce şu kadarken, bugün 1,8’e düşmüşse, bunun sorumlusu emekliler midir, çalışanlar mıdır, yoksa bu kararı alan iktidarlar mıdır, bu zamana kadar gelen hükümetler midir? Yani, niye, bu aktif-pasif dengesini sanki çalışanlar bozmuş gibi bir ima meydana getirmeye çalışıyoruz. Aktuaryel denge diyoruz; nedir yani aktuaryel denge; efendim, işte, prim gelirleriyle harcamalar arasındaki dengenin kurulamamasıymış. Biraz da böyle yabancı kelime katmak suretiyle meseleyi anlaşılmaz hale getirmenin de âlemi yok, sosyal sigortalar dengesindeki primler ile sunulan hizmetler arasındaki dengeyi, maalesef, popülist politikalar uygulayan hükümetler bozmuşlardır.

Şimdi de arkadaşlarımız, efendim, biz böyle demek istemiyorduk, yaşı bu hale getirmek istemiyorduk; ama, memleketimizin durumu bu diyorlar. Ben şimdi birkaç satır okuyacağım müsaadelerinizle. Bunu, bir partimiz, 1995 yılında, yine, sosyal güvenlik yasa tasarısıyla ilgili bir broşür hazırlamış, o broşürde, o zaman da o partinin genel başkanı olan, sonra da başbakan olan bir değerli genel başkanımız “bu yasa, yani bu yeni düzenleme, mezarlıktan önce emekli olmanın yolunu kapayan bir düzenlemedir...”

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Kim o, kim?..

YAKUP BUDAK (Devamla) – “...eğer bu kanun çıkarsa, o, bilhassa çalışma günü olarak 7 bin küsur günlük düzenleme kesinleşirse, belki bundan sonra, on yıl sonra, yirmi yıl sonra insanların mezar taşlarına şöyle yazılacaktır: Eğer yaşasaydı 15 sene sonra emekli olacaktı”

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Kim o, kim?..

YAKUP BUDAK (Devamla) – “Onun için, bu yasa tasarısına bizim, o haliyle destek olmamız mümkün değildir” diyor.

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Adını bağışla...

YAKUP BUDAK (Devamla) – Kim diyor bunu; kim diyor... (DYP sıralarından “kim, kim” sesleri) Altında bir imza var, Sayın Mesut Yılmaz. (FP sıralarından alkışlar, DYP sıralarından gülüşmeler)

Şimdi, arkadaşlar “bizim, bu haliyle, bu yasa tasarısına evet dememiz mümkün değildir” diyorsunuz, broşürler hazırlıyorsunuz, bu broşürlerle de milletten oy istiyorsunuz; ondan sonra da gelip “sosyal güvenlik sistemi batmış, kral çıplak, onun için, bu yasa tasarısını çıkarmamız gerekir” diyorsunuz. O gün mü doğru söylüyordunuz, yoksa bugün mü doğru söylüyorsunuz? Ben, öbür kelimeyi kullanmak istemiyorum; ama, milleti de yönlendirmeyelim.

Yine, diğer partilere mensup arkadaşlarımızın parti programlarında, işçilerin, emeklilerin alınterleriyle ilgili kaç pragrafın olduğunu, burada bulunan arkadaşlarımız çok iyi biliyorlar. Hayatları bu yolda geçmiş olan insanların, birtakım yanlış düzenlemelerle milletin huzuruna çıkmaları, elbette milletimizi de üzmektedir. Biraz önce bir Anayasa maddesi okuduk “sosyal güvenlik herkesin hakkıdır” deniliyor; ama, bu sosyal güvenlik yasa tasarısında bugün getirilen mantık nedir; serbest piyasa mantığıdır. Serbest piyasa mantığıyla dünyanın hiçbir yerinde sosyal güvenlik olmaz. Bugün, gelişmiş Batı ülkelerinde de, Amerika’da da, Uzakdoğu ülkelerinde de, serbest piyasa mantığıyla, sigortacılık, sosyal güvenlik sistemi olmamaktadır, bir tane örnek gösteremezsiniz.

Bugün, İsveç’te devletin sosyal güvenlik sistemine katkısı yüzde 38’dir, Danimarka’da yüzde 30’dur, komşumuz Yunanistan’da yüzde 10’dur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Budak, sürenize 2 dakika ekliyorum.

Buyurun efendim.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Bunun, değişik ülkelerde değişik uygulamaları var. Elbette ki, sadece bu rakamları vermek de yeterli değildir; çözümün de ortaya konulması lazım gelir.

Bu devletin enflasyon altında ezdiği halka... Ekonomiyi çıkmaza sürükleyen politikalar değiştirilmedikçe ve IMF reçeteleri dikkate alınmadan milletin dedikleri gerçekleştirilmedikçe ve rantiyeye kaynak aktarma şeklindeki ekonomik politikalar bir yana bırakılmadıkça, yaşı 60’a değil, 70’e, 80’e çıkarsanız bile, yine, sosyal güvenlik sisteminin kurtulması, düzlüğe çıkarılması mümkün değildir.

Ne oluyor burada?.. Sermayenin çekmesi lazım gelen yükü, devletin bir kısmını yüklenmesi lazım gelen bir yükün tamamı, ömrünü bu devlete, bu millete, bu ülkeye alınteri dökerek çalışmış olan emekliye -bütün yük- yükleniyor. İnsaf edelim, merhamet edelim; zaten, bugün, emeklimizin almış olduğu maaş, asgarî geçim standardının yarısı kadar bile değildir; bir kuru ekmeği kalmıştır, o kuru ekmeğe de göz dikmeyelim; göz dikmeyelim ki, yarın vatandaş bizi güzel duygularla ansın.

Eğer, bu yasa tasarısı bu şekliyle kanunlaşırsa, bilmiyorum, bu millet, bu ülkede çalışan insanlar, bu hükümeti ve bu yasa tasarısını savunan insanları hangi kelimelerle, hangi hayır dualarıyla yâd edecekler, onu düşünmek istemiyorum. Onun için, meseleleri doğru ortaya koymamız lazım gelir.

SSK niye bu hale düşmüştür; SSK, maalesef, yasasında özerk bir kurum olarak tanımlanmasına, tarif edilmesine, teşkilat yasasında ifade edilmesine rağmen, hükümetler genel müdürünü atamakta, yönetim kurulunun çoğunluğunu atanmışlar teşkil etmekte, kaynaklarını nasıl kullanacağı, toplanan primlerin nerede, nasıl değerlendirileceği noktasında ipin tamamı hükümetlerin elinde. Hükümetlerin aldığı kararlar, bu sosyal güvenlik sistemini ve kurumlarını çıkmazın içine sokmuş. Bu kararların yükünü, faturasını da ne yapıyoruz; işçilere, memurlara, emeklilere çıkarmaya çalışıyoruz. Olmaz böyle şey!.. Yapılacak iş, yeniden yapılanmayı sağlamaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Budak, süreniz tamamlandı efendim.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Bunun sağlanması için de, SSK’nın tekrar gözden geçirilmesi ve gerçek sahiplerine verilmesi gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Budak.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı üzerinde, Doğru Yol Grubunun görüşlerini, Genel Başkan, İstanbul Milletvekili Sayın Tansu Çiller ifade edecekler.

Buyurun Sayın Çiller. (DYP sıralarından ayakta alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

DYP GRUBU ADINA TANSU ÇİLLER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün, Meclis, sosyal güvenlik gibi çok önemli bir konuyu ele almış bulunmaktadır. Nüfusumuzun çok büyük bir bölümünün, yaklaşık yüzde 85’inin doğrudan, bugününü, yarınını veya geleceğini etkileyecek bir tasarıyı, bugün ele almış bulunuyoruz; bu vesileyle, Doğru Yol Partisi adına, tüm değerli milletvekillerini ve yine, televizyonlarının başında bizi izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sosyal güvenlik reformu adı altında getirilebilecek bir yasa tasarısının, bunu bu şekilde tanımlamaya hak kazanacak bir yasa tasarısının, hiç kuşkusuz, üç sacayağı olmalı idi ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri, hatta aktüer dengesi denen meselelere olan nüfuzu açısından da bunun eşanlı ve birbirinden koparılmadan ele alınması zarurî olurdu. Nedir bu üç sacayak; bunlardan birincisi, hiç kuşkusuz ki, sosyal güvenlik reformunun, sağlık meselesidir. Sağlık güvencesi, böyle bir reformun öncelikli ayağıdır. Eğer, alınacaktı ise, ilk önce de, buradan başlamak gerekirdi. Bunların birbirinden ayrılması, yani, sağlık, iş güvencesi ve emeklilik meselelerinin de ilk etapta ve eşanlı birbirlerinden ayrılması, reform mahiyetini alacak her yaklaşımın temel unsuru olmalıydı.

Sağlık meselesi öncelikli dedim. Niye?.. Çünkü, bugün itibariyle, nüfusumuzun yüzde 33’ünün, 21 milyondan daha fazla insanımızın sağlık güvencesinden yoksun olduğunu biliyoruz; devletin büyük aktarmalar yaptığını biliyoruz; fakat, sağlık hizmetlerinin çok ciddî aksadığını biliyoruz. Liberal ekonomiyi yeni anlamaya ve öğremeye çalışanlarsa, bilmelidir ki, oradaki devletçilik esas unsurdur, mühim olan doğrudan doğruya vatandaşa kaynağı aktaran, global ve liberal ekonomi kültürünün temelini sağlık reformuna aktarabilmektir. Görülüyor ki, bundan yoksun bir girişimle karşı karşıyayız.

Hemen arkasından, işgüvencesi meselesinin de iki sacayağından; yani, işten çıkarılmanın bir platforma oturtulması tamamen ihmal edilmişken, işsizlik sigortasının, âdeta gökten zembille iner gibi, hiçbir hazırlığı ve hiçbir kaynağı olmadan gündeme getirilmesidir ki, bu getirilen tasarıyı ana amacından tümüyle koparmaktadır.

İşsizlik sigortası, Meclisimizin, bütün partilerimizin millete taahhüdüdür. Burada hiçbir sıkıntımız yok; bu mutlaka getirilmelidir; ancak, unutmayın ki, fabrikaların ardı ardına kapandığı; bugün, Hatay’dan tutun, Kahramanmaraş’a, Adana’ya, Uşak’a kadar her tarafta fabrikaların -battaniye, tekstil, her türlü imkânın- kapandığı, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü bir ortamda, işsizlik sigortası hiçbir hazırlık yapmadan getirilirken, bu tasarının amacı olan bütçe açıklarını yok etme felsefesini de tümüyle ortadan kaldırmaktadır.

Bu tasarıyla ve bu anlayışla işsizlik sigortası yeni bir SSK’ya dönüşmeye adaydır. İktidara ve onun bunu hazırlayanlarına “bunca işsize bu imkânı nereden bulacaksınız” dendiğinde verilen cevap “gerekirse bütçeden aktaracağız” olmaktadır. O zaman “devlet batıyor” diye bu tasarıyı milletin önüne getirenler, yarın “devlet batıyor” felsefesiyle, yepyeni ve düzgün başlaması gereken bir kapsamı ve anlayışı, işsizlik sigortasını da açıkça baltalamış olacaklardır.

Böyle bir reformun üçüncü sacayağı, hiç kuşkusuz, emeklilik olmalıydı. Emeklilik meselesini 62-63 yaşla ve bütün iktisadî kültürümüze ve geleneklerimize ters düşecek biçimde, kadınlarımızı da aynı yaşta emekli yapan bir anlayışla karşı karşıyayken, gördük ki, bütün çabalara rağmen, değişiklik, ancak iki yıllık bir farkı, kadınlarımızda 58 yaşı ve erkeklerimizde ise 60 yaşı, getirmiştir. Bunu, bir talihsizlik olarak görüyorum; çünkü, bu geleneğin tahribatı yanında, bütçe açığına katkısının olmadığını da biraz sonra rakamlarla ortaya koyacağım.

Yine, 10 800 prim ödeme gününden, ilk önce 8 300’e, şimdi 7 000 güne inenler, daha, dün, bunu tamamen bir kampanya halinde “mezarda emeklilik” kampanyaları halinde millete sunarak, milletten oy isteyenlerdir. Bunu, ciddî bir talihsizlik olarak görüyorum.

Ayrıca, bir başka talihsizlik de “dünyada hiçbir yerde, emeklilik, 55 yaşın altında değildir” diyenlerin, Uganda’yı, Türkiye’nin önüne bir örnek olarak koymalarıdır. Bundan, milletimiz rencide olmuştur. Emeklilik yaşı 55 olan Uganda’nın yaş ortalamasının ve ömür beklentisinin 42-43 yaş olduğunu düşünürsek, Türkiye’nin önüne konan örneğin mezarda değil, ahrette bir emeklilik platformunu tanımladığına hiç şüphe kalmaz.

Şimdi, bugün itibariyle neyi istediğimizi ve hangi bütçe açığının, nasıl kapanacağını rakamlarıyla ortaya koymakta yarar görüyorum. Deniyor ki, “2,2 katrilyonluk bir açıkla karşı karşıyayız; bunu kapatmazsak, devlet batar.” İlk önce “devlet batar” diyenlerin, bundan önce, seçimlerden önce iktidar olduklarını unuttuklarını ve böyle bir ortamda, o günün iktidarının, bugünün aynı ekonomi yönetiminin başında olduğunu düşünürsek eğer, böyle bir gerekçeyi ortaya koyanlar, devleti biz batırdık itirafını ortaya koyanlarla eşdeğerdir. (DYP sıralarından alkışlar)

Bugün itibariyle 2,2 katrilyonluk bir açığın, faizlerle birlikte 5 katrilyon olacağını iddia edenler, bırakın aktüer dengesini, faiz hesabını dahi yapamamışlardır. Bu 2,2 katrilyonun içinde sadece Emekli Sandığının transfer hacminin 660 trilyon olduğunu ve peyderpey ödenen faizlerin sadece 1 katrilyon olabileceğini düşünürsek eğer, toplam rakamın 5 katrilyon değil, 3-3,5 katrilyon civarında olduğunu itiraf etme durumundayız.

Şimdi, böyle bir ortamda Doğru Yol Partisi olarak, iktidardaki çizgimize, imzaladığımız tasarının özüne sahip çıkarak, çizgilerinde hiçbir değişiklik olmayan ama uzlaşmaya dayanan bir tasarıyı gündeme tekrar getirmekte yarar görüyorum. Evet, Doğru Yol Partisinin iktidarı döneminde altında imzası bulunan reform, ciddî bir reformdur. İlk önce 38 yaşında emekli olan kadınlarımızı bir etapta 50 yaşına çıkaran ve yine 43 yaşında emekli olan erkeklerimizi de bir etapta 55 yaşına çıkaran radikal bir değişimi uzlaşma çerçevesinde ortaya koymuş olan bu tasarı, 5 000 prim ödeme gününü ve 15 yıl çalışmışların da müktesep haklarının saklanması gereğini ortaya koyan bir uzlaşma olmuştur. Biz, iktidarda ne diyorsak, bugün, buradaki kürsüden aynısını söylüyoruz. (DYP sıralarından alkışlar)

Ancak, uzlaşma kavramının altını çizmekte çok ciddî bir yarar görüyorum; çünkü, demokrasi kültürü, böyle bir uzlaşmayı şart koşmanın ötesinde. Bugün, Hazine, bir tahvile bir faiz taahhüdü gündeme getiriyorsa eğer, yapılan bir anlaşma eğer iki taraflı bozuluyorsa, tıpkı bir faiz taahhüdünü yerine getirmeyen bir iktidar anlayışını, tek taraflı olarak, bu defa dayatma biçiminde, emeklilere dayatıldığını görmekteyiz. İşte uzlaşma kültürünün anlamı budur ve daha önce iktidar partisi olarak ortaya koyduğumuz uzlaşılmış tasarının özünde, ancak, çift taraflı, kendi haklarından feragat eden bir anlayışın gerçekçi olduğunu da ifade etmek isterim.

Bugün, Türkiye’nin yaş ortalamasının 65 olduğu Dünya Bankası verilerindedir; yani, emeklilerin, bugün itibariyle yaş ortalaması 65 yıldır. Dolayısıyla, bugün yarı zamanlı çalışanlara -ki, mevsimsel çalışanlar, büyük ölçüde, Türkiye’de çalışan nüfusun önemli bir bölümünü oluşturmaktadırlar- bakıldığı zaman, 20 yaşında başlayan mevsimsel çalışan bir işçinin, 50 yıl daha çalışması gereklidir bu prim gününü doldurabilmesi açısından. Bu da, 70 yaşında bir emekliliği gündeme getirir.

Avrupa ortalamasını ortaya koyanlar bilmelidirler ki, Avrupa’nın ve OECD’nin ömür ortalaması 77 yıldır, beklentisi budur. Dolayısıyla, bu elbisenin bu topluma uyması mümkün değildir.

Yine aynı ücret kategorilerine bakıldığı zaman, açıkça görülüyor ki, bugün bizim emeklilerimiz, mesela bir avukat, bugün itibariyle, sadece 173 milyon - üstelik de 1 inci dereceden emekli olan- emeklilik ücreti almaktadır, mesela, bir tekniker 165 milyon, bir başkomiser 128 milyon almaktadır.

Eğer Avrupa ile bir ölçek karşılaştırması yapacaksak, ücretiyle, yaş beklentisiyle, bir bütün halinde ele alınması gereken bir karşılaştırma gündeme gelmeliydi.

Türkiye’nin demografik yapısı da son derece farklıdır. Türkiye’de yaşlılar azınlıktadır, Türkiye’de gençler çoğunluktadır; piramit terstir. Bu nedenle, bakıldığı zaman, bu tasarıyla, bugün emekli olan ve emekli maaşı alacak olanların bir tablosunun ifadesi şudur: Emeklilerin -bugün itibariyle, eğer, farklı bu tasarıyla emekli olsalardı- yüzde 60’ı emeklilik maaşına hak kazanmayacaktı. Niye; bakıldığı zaman, 40 ile 44 yaşları arasında emekli olanların oranı sadece yüzde 7’dir, 45 ile 49 arasında olanlar yüzde 16,9’dur. Böylece, 60 yaşından önce emekli olanların toplama oranı açık bir biçimde yüzde 60’tır. Dolayısıyla, mağdur bırakılacak kesim, projeksiyon olarak, böyle bir çerçeve içerisinde tanımlanma durumundadır ve yine, böyle bir ortamda, bu tasarının, mutlaka, devlet katkısını ortaya koyması gerekirdi. OECD ortalaması, prime devlet katkısı yüzde 16,8’dir. Eğer, Türkiye’de bu katkı yüzde 10 olsaydı, 8 katrilyon olurdu. Dolayısıyla, böyle bir meselenin tümüyle açıkta kaldığını görüyoruz.

Peki, bu tasarı, bu dayatma, açığı kapatabilecek midir; kesinlikle hayır. Yine, Vergi Yasasında olduğu gibi, ne yapıldığı ve hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan bir yaklaşım içinde olduğunu görmekteyiz. Bu bütçe açığı kapatılmaz; neden; bütçe açığını kapatacak olan beş unsuru sayıyorum; bunların hiçbir tanesi bu tasarıda yoktur.

Bunlardan birincisi, kaçak işçilerdir. Kaçak işçilerin 4,5-5 milyon civarında olduğu ve bunların, devletin verdiği bütün imkânları “hayır, ben istemem; ben, senin emekliliğini de istemiyorum, emekli maaşını da almayacağım” diyerek reddettikleri bir ortamda, bütün imkânları reddettikleri bir otamda, eğer, çalışsalardı, açık bir biçimde çalışarak prim toplanabilseydi, 1,7 katrilyonluk prim toplanabilirdi. Bununla ilgili ne yapacaksınız diyoruz; “biz, denetçileri milletin üstüne salacağız...” Bunun, toplumsal nedenleri inceleyen ve onun öne inen bir yaklaşımla ilgisi olmadığı açık; dolayısıyla, birincisi, bu tasarıda görülmesi gereken, kaçak işçiler olurdu.

İkincisi, fonların işletilmesidir. Dünyada, 300 milyar dolarlık emekli sandığı fonları işletilmekteydi -1990 öncelerinde, 1989 yıllarında- bugün itibariyle, bu, 700 milyar dolardır. Bütün dünyada dolaşarak, ilk önce devlet katkısıyla, ama, işletilerek gelir getiren fonlardır; buna ilişkin en ufak bir önlem yoktur; bu, ikinci eksikliktir.

Üçüncüsü; görüyoruz ki, yeni açıklara neden olacak iki kategori mevcuttur; bunlardan birincisi, yeni kadrolardır. SSK’ya yeni kadrolar almak için bir çığır açıldığı duyumu ve bilgisi vahimdir. Bugün itibariyle, SSK’nın 18 800 yeni personel alacağı, yüzlerce aşçı, yüzlerce terzi, yüzlerce şoför, berber ve sadece, 4 371 hademenin alınacağı, buna mukabil, SSK’ya, sadece, 3 405 doktorun alınacağı bir personel alımıyla karşı karşıyayız. Hiç kuşkunuz olmasın ki, bütün bunlar, bütçe açığını kapatmak değil, tam tersine, onu açmak için bir adım olacaktır.

Bir diğeri de, biraz önce ifade ettiğim, işsizlik sigortasının kaynağı ve hazırlığı belli olmadan, yeni bir SSK misali, yeni bir imkânı gündeme getirmesidir.

Bu tasarıda vahim olan ve değiştirilmesini elzem gördüğümüz bir diğer mesele, hiç kuşkusuz, enflasyona ücretlerin endekslenmiş olduğu gerçeğidir. Acaba, bu ekip, yine ne yaptığını biliyor mu? Liberal ekonomide, acaba, yeni öğrenmeye çalışılan bu liberal ekonomide böyle bir şeyin yeri var mı? Varsa, eğer, stagflasyon olan bir ülkede, tıpkı Brezilya örneği gibi, bir hiperenflasyona davetiye çıkarıldığını hiç fark ediyor musunuz?

Dolayısıyla, bu meselenin, özde, son derece yanlış bir yaklaşımı... Bugün asgarî ücret üzerinden işçi katkısının yüzde 14, işveren katkısının yüzde 20 olduğu primlerin ciddî olarak indirilmesi, fiilî olarak asgarî ücret üzerinden yüzde 40 olan bu prim oranının indirilmesi, hiçbir biçimde vazgeçilemez bir öğesi olma durumunda olmalı idi bu yasa tasarısının.

Görülüyor ki, sosyal güvenlik meselesi, bir reform mahiyeti olmaktan çıkmıştır. Onu bırakın, amaca hizmet etmemektedir. Bir bütçe açığını kapatmak gibi bir durumda değildir ve bu elbise, bu ülkeye uymamaktadır. Açıkça söylüyorum: Ya bu elbise değişecek ya bu terzi!.. (DYP sıralarından alkışlar) Öyle gözüküyor ki, bu terzi değişecek; çünkü, bilmeyenler, bu kadar anlamayanlar gider, bu işi bilenler ve bu işi yapabilenler gelir. Demokrasinin gereğidir bu. (DYP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bir konuya dikkat çekmeyi son derece önemli görüyorum. Bu reform, toplumsal ve sosyolojik öğelerin son derece sıkıntılı olduğu bir dönemde gelmektedir. Memur, bugün itibariyle ezilmiştir; enflasyonun çok altında bir ücret artışıyla -bir evvelki yıl yüzde 99 enflasyonken yüzde 70 ücret artışı- bu yıl tekrar reel ücretlerin düştüğü bir ortamda ciddî bir eziklik içindedir. Bugün, bütün büyük kesimler, bugün itibariyle yine bakıldığında tarım kesimi, bugün bakıldığında esnaf ciddî sıkıntılar içindedir. Bugün görüyoruz ki, herkese, herkesin her şeyi dağıttığı bir ortamda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çiller, sürenize 2 dakika ilave ediyorum.

Buyurun efendim.

TANSU ÇİLLER (Devamla) – Teşekkür ederim.

...herkese her şeyin dağıtıldığı, bir ahbap çavuş demokrasisinin devam ettiği böyle bir ortamda sadece kaynak aktarmak istiyorsanız eğer, 1,5 katrilyon yüzde 10 faiz düşüşüyle sadece iki bankaya kaynaksa eğer, 2,5 milyar doların verildiği, bütün ahbap çavuş demokrasisi içinde herkesin istediğini aldığı; ama, geniş halk kitlelerinin ezildiği bir ortamda, bugün, üniversitelerin de ayağa kalkmaya hazır olduğunu -potansiyel olarak sonbaharda- çeyrek asrını üniversitenin içinde sarf etmiş bir kişi olarak, bu konuda duyduğum endişeleri sizlerle paylaşmayı görev biliyorum.

Toplumun her kesimi, son derece büyük sıkıntı içindedir, acı içindedir. Böyle bir ortamda, böyle bir dayatmayı kamuoyunun önüne getirenler bilmelidirler ki, Türk toplumunun sosyolojik bünyesini ve psikolojsini olağanüstü şartlara itmektedirler.

Bugün, liberal ekonomi adına bunu yapıyoruz diyorlarsa, bunun liberal ekonomiyle hiç ilgisi olmadığını söylemek ve öğretmek yine bize düşecektir. Dün tahkime hayır diyenler, dün PTT’nin T’sinin özelleştirilmesi fırsatını kaçıranlar, bugün, eğer bu dayatmayı gündeme getiriyorlarsa, bunun halkçılıkla ilgisi olmadığı kesin; ama, bir şeyi daha söylemek gerekir ki, bunun global ve liberal ekonomiyle de hiçbir ilgisi yoktur.

Öneriyoruz; bu tasarıyı geri çekin ve bir şûra toplayın. Bu şûra, bir sosyal güvenlik şûrası olsun. Doğru Yol Partisi olarak, geniş hazırlıklarımızı ve bu konudaki katkılarımızı, pozitif siyaset anlayışı içerisinde, bu platforma aktarmaya hazır olduğumuzu ifade ediyor; hepinize saygılarımı sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Genel Başkan Sayın Çiller’e teşekkür ediyorum.

Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini, İstanbul Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu ifade edeceklerdir.

Buyurun Sayın Kocaoğlu. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır efendim.

ANAP GRUBU ADINA EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik reformuna ilişkin yasa tasarısı üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini sunmak için huzurunuza geldim; Partim ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; uzunca bir süredir ve özellikle şimdi dinlediğimiz eleştiriler, aslında, çok haklı olabilirdi; yalnız bunların haklı olması için bir küçük şart var: Eğer konuştuğumuz yasa tasarısı, şu yasa tasarısı olmasaydı; başka bir ülkede, başka bir tasarıyı tartışıyor olsaydık; sosyal güvenlik sistemini kendi popülizmleri uğruna batıran kişiler kalkıp burada konuştukları zaman inandırıcı olmadıklarına göre, belki o durumda inandırıcı olabilirlerdi. (ANAP sıralarından alkışlar)

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sözcü, bak; buraya bak! Allah’tan kork!.. Arkasında imza var “Mezarda Emeklilik...”

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – İşçilere “asalak” diyenler, sıfır zam verenler, eğer bugün işçi sınıfı mücahidi kesildilerse, bu büyük intibahı, bir siyasî ihtida olarak kabul ediyorum, mutlu bir ihtida olarak kabul ediyorum. İnşallah, gerçekten, doğru yolu bulmak yolunda devam ederler.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Allah’tan kork!..

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; biliyoruz ki, sosyal güvenlik çok önemli. Biliyoruz ki, sosyal güvenlik yarınımızdır, ailemizdir, çocuklarımızdır. Sadece insanların huzuru değil, aynı zamanda rejimin de teminatıdır. Bütün bunlar iyi; ama, acaba ülkemizde gerçekten sosyal güvenlik fiilen var mı? Acaba devletimiz, Anayasanın emrine uygun şekilde, fiilen ve gerçekten bir sosyal devlet mi? Acaba emeklimiz, şimdiye kadar hükümet olmuş, iktidar olmuş bütün siyasî partilerin sayeyi devletlerinde aldığı yaşlılık aylığıyla rahat geçinebiliyor mu? Avrupalı bir emekli gibi kışını kışlık evinde, yazını dünyanın plajlarında geçirebiliyor mu? Acaba emekçimiz, SSK hastanesinde iyi muamele görüyor mu, güler yüzle karşılanıyor mu, doktora istediği şekilde gidebiliyor mu, iyi tedavi görüyor mu? Yani, işçimiz ve emeklimiz, SSK’dan yararlanması gereken insanlarımız, SSK’dan memnun mu değerli milletvekilleri? Tabiî ki, hayır. Tam tersine, işçiler ve emekliler, sosyal devletin kâğıt üzerinde kalması, iflas etmesi yüzünden, iflas ettirilmesi yüzünden, fiilen işlememesi sebebiyle büyük sıkıntı çekiyor.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının bugün burada gündeme gelmesinin ciddî sebepleri var. 57 nci hükümet, dertsiz başına dert almak için bu konuyu icat etmiş değil.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Emirle yapıyor, emirle!

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Yılların popülizmi, SSK’yı o kadar tahrip etmiş ki, o yılların popülizminden sorumlu olanlar dinlemek istemeseler de, işçilerin ve emeklilerin sosyal güvenlik umudu şimdi onların yüzünden can çekişiyor.

SSK, mevcut haliyle, emeklimize 80-90 milyon lira gibi komik bir sürünme aylığını ancak verebiliyor. Popülizm yüzünden SSK’yı mahvedenlerin sayesinde oldu bu. SSK bu haliyle, işçimize, ancak eksik bir sağlık hizmeti verebiliyor. Yıllardır yeni hastane yapılmamış, kadrolar eksik, bina var doktor yok, hizmetli de yok, şoför de yok, berber de yok. SSK hastanesinde yatmamış olanlar bunların ne kadar yararlı olduğunu bilemez. Orada her görevi yapacak insanlar için gerekli kadroların alınması lazım; ama, lütfen, orada hangi kadronun lazım olduğuna, hayatı boyunca SSK hastanesine adım atmamış olanlar değil, oranın çilesini çekmiş olanlar karar versin.

Değerli milletvekilleri, işçiler, emekliler, aileleri, doktorlar, hemşireler herkes SSK’dan şikâyetçi. SSK’dan memnun bir tek kişi gösterebilir misiniz? SSK elden gitmek üzere. Acil tedbir lazım; ama, yıllardır tedbir yok; çünkü, popülizm gelince tedbir elden gider. Yıllarca böyle olmuş ve popülizm yüzünden SSK batma noktasına gelmiş. Şimdi, 57 nci hükümet, bu zulmü yenmek için iyiniyetle yola çıkmış; popülizmi reddetmiş. Belki de, siyasî tarihimizde ilk defa bu hayırlı işi yapmış ve popülizmi reddetmiş. Çalışanların sosyal güvenliğini kurtarmak için bir reform paketi hazırlamış. Elimizdeki tasarı, bu reform paketinin ilk adımıdır; yani, can çekişen SSK’yı kurtarıp, işçilerin SSK’sını tekrar canlandıracak acil ameliyatın başlangıcıdır.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlikteki çöküşün günahkârı çoktur; pek çok siyasetçi, pek çok sendikacı, pek çok yönetici derece derece kusurludur; ama, asıl kusur, hiç kuşkusuz, 1992’deki popülizm darbesidir. Bu husus, istatistik olarak da sabittir. Bu istatistik gerçekler, bu siyasî gerçekler karşısında, 1992 popülizm darbesi sırasında iktidarda olanların, şimdi, sadece, kendi günahlarını kabul etmenin ötesinde söyleyebilecek hiçbir sözleri yoktur. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bunu, o dönemin hükümetini suçlamak için söylemiyorum; SSK’nın neden battığını doğru tespit edelim ki, tedaviyi de doğru yapalım diye söylüyorum.

Anavatan Partisi, 1992’de hükümeti devrettiğinde, sosyal güvenlik sisteminin bir kuruş açığı yoktu. 1992 popülizm darbesinden sonrası ise, tam anlamıyla bir açığın, iflasın ve çöküşün hikâyesidir.

Anavatan Partisi Manisa Milletvekili Sayın Ekrem Pakdemirli Hocamın yaptığı bir araştırmayı gördüm, eğer tam hatırlayabiliyorsam, 1992 popülizm darbesinden sonra, bu yıl sonuna kadar kümülatif olarak sistemin açığı 20 katrilyon lirayı bulacaktır. 1992’den bu yana sistemin toplam açığı 22 katrilyon lira civarında. Devletin bütün içborcu 17 katrilyon değerli milletvekilleri. Sosyal güvenlik açığının devletin maliyesini nasıl çökerttiğini, “hayır, çökertmemiştir” diyen yüksek bilim sahiplerinin idrakine arz ediyorum.

Devletin sosyal güvenlik açığını kapatmak için verdiği para, devletin toplam kamu yatırımının birkaç katı. Devletin katkısı yok diyoruz; sadece bu yıl yüzde 37 açık kapamak suretiyle, devlet katkıda bulundu. Bu rakam, en yüksek katkıyı veren İskandinav ülkeleri düzeyinde, Yunanistan’ın 4 misline yakın; ama “devletin katkısı yok” deniliyor.

Değerli milletvekilleri, yani, devlet, yol, okul, hastane, fabrika yapamıyor; çünkü, kaynakları, sosyal güvenlik açığına gidiyor. Bu çarpıklığı kabul edebilir miyiz? Devletten yol, okul, hastane, fabrika bekleyen, işçilerdir; işçiler bunu kabul edebilir mi, eğer, kendilerine doğruyu, gerçekleri anlatırsak?

Sosyal güvenlik açığı, aslında, işçiye hizmet değil zulüm yapmaktadır; işçiyi sadece hastanesiz bırakmıyor, işçiyi işsiz bırakıyor, yoksul bırakıyor. Bu sebeple, bu reform mutlaka yapılmalı ve işçilerin SSK’sı tekrar canlandırılıp işçilerin hizmetine sunulmalıdır.

RIDVAN BUDAK (İstanbul) – Ama, işçiler de yönetmeli.

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Popülizm yüzünden sosyal güvenliğimiz iflas ettiği için, şimdi, SSK emeklileri 80 milyon, 90 milyon liralık aylıklarla çile çekmeye mahkûm edilmişler. Popülizm yüzünden -siyasî ve sendikal popülizmi kastediyorum- siyasî ve sendikal popülizm yüzünden işçiler ve aileleri, SSK hastanelerinde hizmet yerine işkence görüyor. Yani, bugünkü uygulama itibariyle, Anayasamıza rağmen bir sosyal devlet yok. Anayasa “sosyal devlet” diyor; ama, sendikal ve siyasî popülizm yüzünden, belki de, dünyanın en asosyal uygulaması var. Buna, bir son vermek durumundayız.

Milletin huzur kaynağı olması gereken sosyal güvenliği, huzursuzluk sebebi haline getirmişiz. İşçinin sorununu çözmek üzere kurulan SSK’yı, kendi başına, bir sorunlar yumağı yapmışız. Popülizm, güya, işçilere göz kırpmış; ama, aslında, yine, işçileri sömürmüş, onları işsiz ve yoksul bırakmış, onların parasını rantiyelere aktarmış, onların SSK’sını iflasa sürüklemiş. Peki ama, bu bozuk düzen böyle devam mı etsin, yoksa, işçinin, memurun, emeklinin, emekçinin lehine düzelsin mi? Kritik soru budur, cevap vermemiz gereken soru budur.

YENER YILDIRIM (Ordu) – Kıyamette emeklilik...

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – İşte, bugün, bozulmuş sosyal güvenlik sistemini yeniden kurmanın, canlandırmanın, işçilerin hizmetine vermenin günüdür; Anayasadaki sosyal devlet hükmünü raftan alıp, hayata indirmenin günüdür; Atatürk’ün emrettiği şekilde, cumhuriyeti, tekrar, kimsesizlerin kimsesi yapmanın günüdür.

Değerli milletvekilleri, önce, teşhisimizi doğru yapmalıyız. Nedir sosyal güvenlik sistemini bozan şey? Temeldeki sebep nedir? Neyi yapmalı, hangi sebebi kaldırmalıyız ki, sistem düzelsin? Bu, teknik bir sorudur. Teknik soruya, teknik konuya, teknik açıdan bakmalıyız. Bu konu, siyasî, sendikal veya hissî değildir, tamamen tekniktir. Konuya, siyasî veya hissî bakanlar, hatta sendikal bakanlar, önce, bazı kesimlerin sempatisini belki kazanırlar; ama, sonuçta, sorunu çözmek şöyle dursun, daha da vahimleştirip, milletin yarınını tehlikeye atarlar.

Değerli milletvekilleri, elimizde ağır bir hasta var; kan kaybından ölüyor. Şimdi, bizim, buna, siyasî bakmaya, hissî nutuklarla çevredeki insanları ağlatıp, hastayı ölüme terk etmeye hakkımız var mı? Hislerimizden arınıp, konuya teknik bir açıdan baktığımızda, sorunların kaynağında tek bir temel sebep görüyoruz. Sosyal güvenlik sistemimizde, aktif/pasif oranı bozulmuştur ve sistem, bu sebeple kan kaybından erimektedir.

Bütün dünyada, sosyal güvenliğin temelinde şu denklem vardır: Kaç kişi çalışırsa kaç emekliye bakar? Bu sorunun cevabına sigortacılık dilinde aktif/pasif oranı deniliyor. Ülkemizde sosyal güvenliğin kurulduğu ilk yıllarda bu oran 9/1 idi; 9 kişi çalışır 1 emekliye bakardı ve sistem gayet mükemmel işlerdi; ama, aynı sistem, zaman içerisinde o kadar dejenere edildi ki, şimdi, bu oran 1,8/ 1 gibi vahim bir hale düştü. Şimdi, 1,8 çalışana karşı 1 emekli var. Acil ameliyat ve tedavi yapılmasa, çok yakında 1/1’e düşecek; yani, 1 kişi çalışacak ve 1 emekliye bakacak; yani, her çalışanın geliri 2’ye bölünecek ve geri kalan yarısı 1 emekliye gidecek.

Değerli milletvekilleri, oysa, bizim demografik şartlarımız Batı’dan çok daha müsait; nüfusumuz genç, emeklilik bekleyen yaşlımız Batı’ya nispeten az, Batı’daki demografik şartlar onların sosyal güvenlik sistemini bozmak için ne kadar uygunsa, bizdeki demografik şartlar bizim sistemimizi beslemek ve güçlendirmek için o kadar uygun; ama, bu elverişli şartlara rağmen, popülizm yüzünden aktif/pasif oranını öylesine bozmuşuz ki, öylesine bozmuşlar ki, yaşlı Avrupa’da bile görülmeyen vahim bir krize düşmüşüz; düşürmüşler ülkemizi bu krize.

Değerli milletvekilleri, aktif/pasif oranı, dünya pratiğinde 6/1 veya 4/1 oluyor, ideal oran 6/1. Batı’da nüfus yaşlandığı için bu oranı koruyamamışlar, 4/1 ile iktifa etmeye karar vermişler, mecbur kalmışlar ve bunun, sistemin yürüdüğünü görmüşler. Yani, en kötü şartlarda bile, en kötü demografik şartlarda bile, bu oran en azından 4/1 olmalı; yani, en az 4 çalışan en çok 1 emekliye bakmalı ki sistem yürüsün. Şimdi, bu sistemin bozulduğu Almanya bile aynı bizim yaptığımız gibi emeklilik yaşını ileri çekmeye çalışıyor; 65, 67’ye çıkarmaya çalışıyor. Bu oran bozuldu mu çünkü iş bitiyor, mesele, bu oranı koruyabilmek.

Tabiî, başka sebepler de var SSK çökmesinde. Tabiî ki, kötü yönetilmiştir, primler ödenmemiştir, kaynaklar yağmalanmıştır vesaire; ama, hiç unutmamamız gereken kritik sorun şudur; temel sebep, binanın temelindeki aktif/pasif oranının bozukluğudur. Bu oran bozuk olduğu sürece ne kadar iyi yönetmeye çalışırsak çalışalım sistem çürür ve çöker.

Bir başka deyişle değerli milletvekilleri, SSK’da başka hiçbir sorun olmasaydı; yani, SSK çok iyi yönetilseydi, primleri ödenseydi, kaynakları iyi değerlendirilseydi, mevcut aktif/pasif oranı bozukluğu sebebiyle bu kriz er geç yaşanacaktı; belki üç ay sonra, belki altı sonra; ama, mutlaka yaşanacaktı bu kriz. Bu sebeple, şimdi, yapmamız gereken, artık, işi siyasî platformdan çıkarıp teknik platforma çekmektir; yani, öncelikle aktif/pasif dengesini düzeltmektir. Mevcut şartlarda elimizdeki hastayı; yani, sosyal güvenliğimizi canlandırıp ayağa kaldırmanın tek çaresi budur. Değerli arkadaşlarım, işte, elimizdeki hükümet tasarısı da aynen bunu yapmaktadır ve bu sebeple çok yararlı bir tasarıdır.

Değerli milletvekilleri, yılların biriktirdiği bu vahim tabloyu gören hükümet partileri, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Anavatan Partisi ile onların genel başkanları Sayın Bülent Ecevit, Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Mesut Yılmaz, ortak iradeyle duruma el koydular, yılların belası popülizme ilk defa “Hayır” demeye cesaret ettiler ve bu zor ameliyata giriştiler. Sonucu itibariyle, işçilerin, işverenlerin ve milletin hayrına olan bu zor görevde, 57 nci hükümete ve Çalışma Bakanımız Sayın Yaşar Okuyan’a başarılar diliyoruz.

Elimizdeki hükümet tasarısı, bir yandan, kayıtdışı istihdamı SSK kaydına alıyor. Kayıtdışından az önce burada şikâyet edenler zahmet edip şu tasarıyı okusalardı, eleştirdikleri tasarıyı okuyarak buraya gelselerdi, göreceklerdi ki, çok ciddî şekilde, dünyada bu konularda mevcut olan dört tedbirin dördü de, hatta işçi konfederasyonları tarafından önerilen çok ciddî bir tedbir dahil, buraya konulmuştur ve kayıtdışı ekonomiyi çok kısa zamanda kayda alabilecek bir mekanizma kurulmuştur.

Yani, değerli arkadaşlarım, bir yandan aktifi artırmayı amaçlıyor bu yasa tasarısı, kayıtdışını kayda almakla; bir yandan da, emeklilik yaşını yeniden düzenleyerek pasifi azaltmayı amaçlıyor. Bu açıdan bakınca, hastalığa doğru teşhis konulmuştur ve önerilen tedavi de doğru tedavidir. Fakat, lütfen, konuya bu açıdan, yani, teknik açıdan bakalım, siyasî ve ideolojik açıdan değil. Bu meselede cevabı siyaset değil matematik versin ve matematik diyor ki sayın milletvekilleri, eğer kayıtdışı istihdamı SSK’da kayda almazsanız, eğer yaş ve prim şartlarını dünya normlarına getirmezseniz, eğer şimdiki 1,8/1 oranında kalırsanız, işçileri ve emeklileri yarın daha fazla perişan edersiniz. Matematik bunu diyor ve duygusal sloganlarla matematiğe karşı çıkılamaz. Eğer, matematik gerçeklere karşı sendikal, siyasî ve duygusal sloganlar faydalı olabilseydi, hayat çok kolay olurdu değerli milletvekilleri. Karşımızda enflasyon mu var, basardık bir siyasî nutku, patlatırdık en duygusal sendikal sloganları, fiyatlar düşüverirdi ve o zaman, matematikteki ve ekonomideki Nobel ödüllerini bilim adamları almazdı, siyasîler ve sendikacılar alırdı.

RIDVAN BUDAK (İstanbul) – Ama, biz iktidarda değiliz ki!

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Ama, gerçek hayatta böyle olmuyor sayın milletvekilleri.

RIDVAN BUDAK (istanbul) – Ama, biz iktidar olmadık ki! Ne anlatıyorsun?! (DYP sıralarından alkışlar)

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Gerçek hayatta, siyasetin ve

sendikacılığın hissî sloganları değil, matematiğin ve aklın soğukkanlı rakamları geçerli; sendikal sloganlara, siyasî sloganlara karşı matematiği öneriyorum. Bunun yanlış olduğunu söyleyebilecek bir kişi çıkarsa da, çok hayret ederim. Matematik, SSK’nın kurtuluşu için, aktif/pasif oranının düzeltilmesini emrediyor. Bu açıdan, elimizdeki tasarı, emekçilerin ve emeklilerin lehinedir. Türkiye’nin emekçilerini ve emeklilerini, ya tasarıyı yanlış anladıkları için ya da yanlış anlamayı tercih ettikleri için yanlış yönlere sevk edenlere tekrar söylüyorum, işçilerimizin ve emeklilerimizin huzurunda, televizyonları başında bizleri seyreden işçilerimize ve emeklilerimize tekrar söylüyorum; bu tasarı, işçilerin ve emeklilerin SSK’sını kurtarmaya matuftur, başkalarının elinde batırılmış olan SSK’yı kurtarmaya matuftur.

İşçilerimiz, fiilen, SSK’dan mahrum edilmişlerdir; hastanelerde sürünmektedirler, emeklilikte sürünmektedirler. Biz, bu gidişten mennun değiliz. 57 inci hükümet, bu gidişe dur demek için, işçileri doğru dürüst bir sağlık bakımına, emeklileri doğru dürüst bir emekli yaşantısına kavuşturabilmek için ameliyata girişti ve ölmekte olan SSK’yı yeniden canlandırmaya başladı. Bu açıdan, bu hükümet, işçiler ve emekliler tarafından takdir edilecek bir hükümettir. (DYP sıralarından “Sokaklara bak” sesleri, gürültüler)

Değerli milletvekilleri, sendikacılık bir talep müessesesidir. Gerçek bir sendikacı, temsil ettiği kesimler için daima daha iyisini ister. Bu sebeple, sendikacı, az teşekkür eder; ama, daima talep eder. Sendikacının iyisi, ilke olarak muhaliftir. Muhalefet de, elbette iktidara karşı yapılır. Bu, bütün demokratik ülkelerde böyledir ve demokrasi, biraz da bu dinamik sayesinde gelişmiştir dünyada.

Şimdi, bu işçi yanlısı tasarıya rağmen bize teşekkür etmeyen ve daha fazlasını isteyen sendikacıları anlayışla karşılıyoruz. Hiç şüphesiz, eylemler, yasal olduğu sürece demokratiktir ve umudumuz, eylemlerin yasal sınırları aşarak, devleti müdahaleye zorlamamasıdır.

Sendikacıların, işçileri maceraya itmeyeceklerine, işçilikle ilgisi olmayan bazı provokatif unsurların; yani, sosyolog Michels’in deyimiyle “dövüş antrenörlerinin” tuzağına düşmeyeceğine, işçileri devletle karşı karşıya getirmeyeceklerine inanıyoruz.

Türk-İş gibi, DİSK gibi, Hak-İş gibi köklü federasyonların yöneticileri de, elbette, kendilerine yakışır şekilde deneyimli ve sağduyuludur; ama, işçi dostu geçinen bazı işçi dışı unsurlar kışkırtıcılık yapabilirler. Konfederasyonların yönetimleri, işçilikle ve konuyla ilgisi olmayan bu gibi kışkırtıcı unsurlara karşı her zamanki gibi dikkatli ve uyanık olacaklardır.

Sayın milletvekilleri, milletimizle paylaşmak istediğimiz bir husus daha var; hiç şüphesiz, kim ne derse desin, bu tasarı bir dayatma metni değil, bir uzlaşma metnidir.

YENER YILDIRIM (Ordu) – Kiminle uzlaştınız!

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Meydanlara bakın!

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Demin bir sayın genel başkan, tasarının ilk metninden ne kadar vazgeçildiğini, nerelere gelindiğini eleştiri olarak söyledi. Bu, tam tersine, savunulması, beğenilmesi gereken bir demokrasi erdemidir. Ne mutlu 57 nci hükümete ki, getirdiği ilk metni, sivil toplum kuruluşlarının ve muhalefetin görüşlerinden yararlanarak, esinlenerek zenginleştirmiş, değiştirmiş ve o şekilde huzurunuza getirmiştir. Alkışlanması gereken bu fazilet örneğinin, fazileti sadece bir siyasî parti ismi sananlar anlamayabilirler; ama, siyasî fazilet örneği olarak tarihe geçmesini istiyorum.

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Hangi matematik teorisi bunu söylüyor?!.

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu bahsettiklerimin somut bir kanıtı, ülkemizin en büyük işçi örgütü liderinin; yani, Türk-İş’in Genel Başkanı Sayın Bayram Meral’in bir hafta önce “isteklerimizin yüzde 90’ı, 95’i kabul edildi” demesidir. Evet, ilk metindeki yaş hükmü korunmuştur; ama, bakınız, prim gün sayısı gibi, geçiş süresi gibi ve emeklilik halinde kıdem tazminatı gibi, işçi olanların, emekçi olanların gerçekten çok yakından bileceği; ama, işçilerle ilgisi olmayanların seçimden seçime veya kürsüden kürsüye işçiyi hatırlayanların katiyen kavrayamayacakları şekilde, bunlar işçiler için son derece hayatî çıkar meseleleridir.

MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) – Geçici işçileri biz biliyoruz... İşçilere Allah yüz sene ömür versin.

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, prim gün sayısı, geçiş süresi, emeklilik halinde kıdem tazminatı, mevsimlik işçiler gibi bugünün meselesi olan hususlar, sendikaların talepleri doğrultusunda iyileştirilmiştir. Tekrar ediyorum, Türk-İş’in Sayın Genel Başkanının ifadesiyle, sendikal taleplerin yüzde 95’i bu tasarıya monte edilmiştir. Tasarının ilk metninde, Türk sendikacılığının en önemli üç talebinden ikisinin metne alındığını ve böylece üç kronik sorundan ikisinin halledildiğini görüyoruz. Bu iki konudan biri -tasarıyı, belki, şimdiden sonra okuma fırsatını bulacak değerli sözcülere saygılarımla söylüyorum- işsizlik sigortasının kurulmasıdır. Evet, işsizlik sigortası, okuyanlar bilsinler işsizlik sigortası bu tasarıda vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kocaoğlu, sürenize 2 dakika ilave ediyorum; lütfen, toparlayınız.

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – İkincisi de, kayıtdışı istihdamın, yani kaçak işçiliğin, SSK’da kayda alınmasıdır.

Çalışma hayatımızın üçüncü büyük kronik sorunu iş güvencesidir. İş güvencesinin eksikliği ciddî ve haklı bir şikâyettir. Bu, bir sosyal güvenlik meselesi, 506 sayılı Kanunla ilgili bir mesele değildir. 1475 sayılı Kanunla, iş hukukuyla, iş akdiyle ilgili ayrı bir konudur. O bağlamda ele alınacağına dair Sayın Çalışma Bakanımız ve sayın liderlerimiz, bundan sonraki reformun ikinci adımında bu konunun ele alınacağının teminatını vermişlerdir; hukuken doğru olanı da budur. 506 sayılı Kanunla iş akdi meselelerinin karıştırılması elimizdeki çorbayı daha da çorba hale getirirdi; yapılması gereken budur. Şimdi, bu ikinci adımın da bir an önce atılmasını bekliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, işçi liderlerinin yüzde 95’inin iyidir dediği bir metin, demokratik bir uzlaşı metnidir. Bu metne “dayatmacı” denilemez. Ayrıca, hemen sonuç olarak arz edeyim: Daha önceki iki komisyonda da muhalefet partilerinin değerli temsilcilerinin (Fazilet Partisinin ve Doğru Yol Partisinin değerli temsilcilerinin) katkılarının metnin nihaî hale gelmesinde büyük payı olmuştur; kendilerine, bu demokratik katkılarından ötürü teşekkür ediyoruz. Onların katkılarını dikkate alan, onların bu şekildeki katkılarını, saygıyla metne yansıtan hükümete de, bu demokratik anlayışından ötürü ayrıca teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, işçi liderlerinin “yüzde 95’i dahil edildiği” dediği bir metin, dayatma metni değil, uzlaşma metnidir. Yok, eğer, dersek ki, “biz, yüzde 95’le yetinmiyoruz, yüzde 100 istiyoruz” dayatmacılık bu olur, inat bu olur. Bunun için, yüzde 95’le yetinmeyip “yüzde 100’ü isteriz” deme dayatmacılığından vazgeçileceğini ümit ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; eğer, yüzde 95 uzlaşmaya rağmen, hâlâ, bunu, işçilere anlatmamakta devam eden kişiler çıkarsa, ileride -sendikacılar veya politikacılar kim çıkarsa çıksın- aldattıkları o işçilere, bunu izah etmek yine kendilerine düşecektir.

Şimdi, bazı kışkırtıcı unsurlar da var; bunlar, işçileri yanıltıp, sokağa çıkarırlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kocaoğlu, süreniz tamamlandı efendim.

EMRE KOCAOĞLU (Devamla) – Peki efendim, bitiriyorum.

Sonuç olarak efendim, son söz olarak, biz, Türk emekçisinin ve emeklisinin daha iyi yaşamasını, hastanede daha iyi muamele görmesini istiyoruz; reform bunun içindir. 57 inci hükümetin bu zor, ama, şerefli reform ataklarında ülke ve millet hayrına başarılarının devam etmesini diliyoruz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kocaoğlu.

Sayın milletvekilleri, sayın hatip, Manisa Milletvekili Sayın Ekrem Pakdemirli’nin adını, soyadını ve bir eserini zikrederek, bir fikrine temasta bulundu; Sayın Pakdemirli, 69 uncu maddeyle ilgili olarak söz istiyor.

Lütfen açıklar mısınız neden söz istiyorsunuz?

EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) – Tutanaklara yanlış geçmesin...

BAŞKAN – Yanlış intikal etti; öyle mi efendim?

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, arkadaş hep yanlış söyledi; o da düzeltecek.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Çok kısa olmak üzere, yanlışı düzeltin.

EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sosyal güvenlik şemsiyesi 1991’in sonuna kadar hiçbir açık vermemişti; sayın hatip de böyle ifade etti; ama, 1992 yılından itibaren, yapılan değişiklikle, malum, yaş hadleri ortadan kaldırılmış, 38 yaşında hanımlar, 43 yaşında da beyler emekli olma hakkına kavuşmuşlardı. Bu sırada açık vermeye başlıyor sistem ve ilk açık, toplam 4 trilyon 32 milyar. Her yıl belli açıklar veriyor üç güvenlik şemsiyesi. Bu açıklar eğer sadece güvenlik şemsiyesi tarafından yapılsaydı ve bankadan almış olsalardı, ama, banka faizlerini de tefeci faizi değil, Hazinenin borçlanma faizleriyle alabilselerdi, bugüne kadar yapılacak olan ödeme, yani, birikmiş borçları 20 katrilyon olacaktı. Hazinenin, biraz daha altında borçlanabileceğini düşünürsek, işte, 3 puan, 5 puan, 10 puan daha eksik borçlandırma yaparsak, 17 katrilyon lira oluyor; bu da, Türkiye’nin şu andaki içborcu demektir. Yani, 1992 yılında vurulan darbe, bugün, Türkiye’nin içborcunu ortaya koymuş vüsattedir.

Şimdi, burada, bu sistemi düzeltmeye çalışan hükümete yükleniyor dışarıdaki demokratik güçler; ama, sistemi bozana bir şey söylemiyor; onlar gayet rahat oturuyorlar; şimdi de, sistemi niye düzeltmeye çalışıyorsunuz, bırakın öyle kalsın demeye getiriyorlar herhalde.

BAŞKAN – Sayın Pakdemirli, fikrinizi değil...

EKREM PAKDEMİRLİ (Devamla) – Bunu arz ediyor, saygılar sunuyorum efendim. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekilleri, tümü üzerinde -gruplar adına bir sayın milletvekilimizin konuşması kaldı- Demokratik Sol Parti Grubu adına Afyon Milletvekili Sayın Gaffar Yakın konuşacaklar.

Şahısları adına -müracaat sırasına göre okuyorum- Hakkâri Milletvekili Sayın Evliya Parlak, Bingöl Milletvekili Sayın Mahfuz Güler, Ordu Milletvekili Sayın Yener Yıldırım, İstanbul Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan, İstanbul Milletvekili Sayın Rıdvan Budak söz istemişlerdir.

Çalışma süremizin bitimine 6 dakika kalmış bulunuyor.

FİKRET UZUNHASAN (Muğla) – Sayın Başkan, Demokratik Sol Parti Grubu sözcüsü konuştuktan sonra yemek molası vermenizi talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teklifinizi oya sunacağım efendim -çünkü, bu, yemek süremizden aşağı yukarı 15 dakikalık bir zaman kullanmamız manasına gelecektir- kabul görmesi halinde, memnuniyetle efendim...

Görüşülmekte olan tasarının tümü üzerinde grupların sözlerinin tamamlanabilmesi için, son grup olan Demokratik Sol Parti Grubu sözcüsünün konuşmasının bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın Gaffar Yakın, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DSP GRUBU ADINA GAFFAR YAKIN (Afyon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisimizin görüştüğü bu önemli kanun tasarısıyla ilgili, Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, şahsım ve Partim adına saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce tüm işçilerimizi ve bilhassa, geçen hafta talihsiz bir suikasta kurban olan Şemsi Denizer’i rahmetle anıyor, Türk-İş’e ve ailesine sağlıklar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce burada söz alan Sayın Emre Kocaoğlu’nun, benim, Sayın Tansu Çiller’in ve Sayın Başbakanımız Ecevit’in bir müştereğimiz var; aynı okuldan aynı eğitimi aldık ve bize orada şunu öğrettiler: Herhangi bir konuda herhangi bir şey söylemeden, o konu hakkında çok iyi hazırlık yapın, tüm kaynakları okuyun, tüm belgeleri araştırın, ondan sonra yazın ve söyleyin.

Emre Ağabey, siz dediniz ki: “Sayın Tansu Çiller bu hazırlanan kanun tasarısını okumadan konuştu.” Ben de şunu söylüyorum: Sayın Tansu Çiller, bizzat altında kendisinin de imzası olduğu kanun teklifini, SSK kanun teklifini, maalesef, okumadan veya unutarak burada konuşmasını yapmıştır. (DSP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Nereden biliyorsun?..

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Kendisine verebilirim.

Ve temel olarak dedi ki: “Bu tasarı bir reform paketi değildir; eğer, reform olmuş olsaydı, birtakım özellikleri taşıması gerekirdi. Sizin getirmiş olduğunuz, sadece ve sadece yaş değişikliğinden başka bir şey değildir.” Kendisinin getirmiş olduğu kanun teklifinde de yaştan başka bir şey yok ve dedi ki: “Bir reform olarak biz anında yaşı 50’ye, 55’e çıkardık.”

Sayın milletvekilleri, kanun teklifinin geçici 82 nci maddesini okuyorum: “Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihte;

a) Sigortalılık süresi 15 yıl ve daha fazla olanlar, kadın ise 20, erkek ise 25 yıllık sigortalılık süresini doldurmuş olmaları ve en az 5 000 gün malullük, yaşlılık primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından yararlanabilirler.

b) Sigortalılık süresi 10 yıldan fazla, 15 yıldan az olanlar, kadın ise 41, erkek ise 46 yaşını...

c) Sigortalılık süresi 5 yıldan (5 yıl dahil) fazla olanlar, 10 yıldan az olanlar, kadın ise 43, erkek ise 46...”

Yani, bir geçiş dönemi var; birdenbire olmamış.

Sağlık reformundan, yönetiminden, işsizlik güvencesinden ve yapılacak diğer düzenlemelerden hiçbir eser yok; hiçbir şey yok...

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Demagoji yapma.

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Okuyabilirsiniz tabiî...

HAYRİ KOZAKÇIOĞLU (İstanbul) – Sen, yeni tasarıdan bahset, eskiyi bırak.

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, maalesef, Türkiye’de, sosyal güvenlik kavramında da tam anlaşılamamış. Sosyal güvenlik, insanların insanca yaşayabilmesi için, çalışanların daha önce çalışanları primleriyle sübvanse ettikleri, maaşlarını sağladıkları insanca ve hakça bir sistem; ekonominin daha verimli, daha iyi işlemesini sağlamak için yapılmış.

Türkiye’deki sosyal güvenlik sisteminin içerisinde, hepimizin karıştırdığı sosyal yardımlar var; yeşil kart sosyal yardım, asker ailelerine yapılan yardımlar sosyal yardım, 65 yaşın üzerindekilere yapılan yardımlar sosyal yardım ve bunların tamamını devlet finanse ediyor. Bir de, kendi ödedikleri primlerle kendi ekonomik sistemi içerisinde ayakta kalan bir sosyal sigorta sistemi var. Sosyal sigorta sisteminin temel felsefesi, kesilen primlerle ayakta kalmasıdır.

Şimdi, ben, size, devletlerin sosyal güvenlik katkılarını söylemek istiyorum: Almanya’da, işveren katkısı yüzde 41, çalışan katkısı yüzde 30, devlet katkısı yüzde 25; İspanya’da, işveren katkısı yüzde 52, çalışan katkısı yüzde 19, devlet katkısı yüzde 26; Fransa’da, işveren katkısı yüzde 51, çalışan katkısı yüzde 27, devlet katkısı yüzde 18; İngiltere’de, işveren katkısı yüzde 27, çalışan katkısı yüzde 16, devlet katkısı yüzde 43. Türkiye’de ise, işveren katkısı yüzde 33, çalışan katkısı yüzde 23, sosyal güvenliğe devlet katkısı ise yüzde 37.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Devlet katkısı sıfır.

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik sistemleri sadece Türkiye’de problem teşkil etmiyor; bütün dünyada problem olmaktadır. Bunun iki sebebi vardır. 1.- Gittikçe yaşlanan nüfusun oranının yükselmesidir, yani daha fazla maaş vermek zorundasınız. 2.- Sağlık alanındaki teknolojik gelişmelerdir ve sağlık alanındaki daha masraflı, yani by–pass ameliyatlarının, nakil ameliyatlarının, beyin ameliyatlarının yapılmış olmasıdır. Yani, sadece bizim ülkemize mahsus bir problem değil, tüm dünyada da bu problemler vardır.

Peki, şimdi şunu sormak lazım. Biz hükümet olarak, her şey güllük gülistanlıktı, emeklilerimiz çok iyiydi, SSK hastanelerimiz çok iyiydi, Bağ-Kurlularımız çok iyi yaşıyorlardı, sağlık sistemimiz çok iyiydi de, biz, hükümeti, sokakta milyonlarca işçiyle, emekliyle karşı karşıya getirecek bir kanun tasarısını niye getirdik?!. İnsanın böyle bir durumu yapmış olması, akılla, izanla bağdaşacak bir şey değil.

Bugün, eğer sosyal güvenlik sistemlerimiz çok iyi olmuş olsaydı, bu hükümet böyle bir kanun tasarısı mı getirecekti; hayır. Peki, bugün bakalım çalışanlarımız, içinde bulundukları, yani bugüne kadar hükümet edenler, bugüne kadar iktidarda olanlar ve bugüne kadar mesuliyeti taşıyan insanlarımız, emeklimize, işçimize, Bağ-Kurlumuza neyi verdiler, ne durumdalar? Bugün, insanlarımız, emeklilerimiz insanca yaşama imkânına mı kavuşmuş durumdalar?. Bugünün sağlık sisteminde hastanelerimizde insanlar çok mu iyi muayene oluyorlar? Bugün doktorlarımız hastalarımıza çok mu iyi muamele etmek zorundalar? Bugün emekli olunca kaç tane insanımız ikinci bir iş bulmadan hayatını geçindirebilmek durumunda? Bugün kaç tane emeklimiz yurt dışına gezmeye gidebiliyor? Bugün kaç tane emeklimiz torununa gönlünce bir hediye alabiliyor? Bugün Türkiye’de emekli olanların yüzde 71’i tekrar yeni bir işte çalışmak zorundalar; çünkü, verilen emekli maaşları yetersiz.

Değerli milletvekilleri, araştırdık; 1990’dan itibaren bugüne kadarki emekli maaşlarında çıkan çarpıcı bir sonuç var, o da şu: 1.1.1990 ve 1.7.1999 yılları arasında verilen en yüksek asgarî aylık, dolar bazında, 1.1.1999’da 224 dolar; en düşük asgarî aylık ise, 1.7.1994’te 98 dolardır. İşçilerimize ve emeklilerimize layık gördükleri işte bu kadar farklı bir maaştır. 1994’te kimin başbakan olduğu malum. İşte, işçi emeklilerimize, yaşaması için verebildiğimiz emekli maaşında son 10 yılın ortalaması 200 doların altındadır; yani, asgarî ücret düzeyindedir. Bu sistemle mi emeklilerimiz yaşamaya devam etmeliler?!.

Sağlık sistemimiz nasıl... Bugün, buyurun, Amerikan hastanelerine veya yurt dışındaki hastanelere değil, Internationallara değil, hemen buradaki Dışkapı SSK Hastanesine veya gelin, Afyon’daki SSK Hastanesine gidelim de, insanların nasıl kuyrukta olduğunu, bir doktorun 250 hastaya nasıl baktığını, nasıl otomatikman reçete yazıldığını ve insanlarımızın, nasıl o hastane kuyruklarında perişan olduklarını, insanlarımızın nasıl yanlış tedavilerin kurbanı olduklarını hep birlikte görelim; var mısınız?!.

YENER YILDIRIM (Ordu) – Bu tasarı ne gibi bir düzenleme getiriyor?

GAFFAR YAKIN (Devamla) – İşte, bugünkü sosyal güvenlik sistemini bugüne kadar getirenler, işçileri, verimsiz, kaynak israfından başka, düşük kalitedeki bir sağlık hizmetine ve insanca yaşayabilme standartlarının altındaki bir maaşa mahkûm etmişlerdir.

YENER YILDIRIM (Ordu) – Onun için mi yüzde 20 verdiniz?!

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Onlar istiyorlar ki, insanlarımız hâlâ o seviyede kalsınlar; ama, biz, insanlarımıza, insanca yaşayabilecekleri bir sistem için, her türlü fedakârlığı yapmaya peşinen hazırız.

Mevcut durumun neresi iyi ki, neresi güzel ki de biz değiştirmeyelim? Biz, bunu, değiştirerek insanlarımızla, işçilerimizle, bize rey veren insanlarla karşı karşıya gelerek, onlara derdimizi anlatamamaktan dolayı, birtakım insanların olayları çarpıttırmasından dolayı, niye kötü olalım?.. Bunun bir mantığı var mı? Bunun bir izanı var mı?

Bu işçilerimizin içinde yaşadığı şartların devamını kim isteyebilir; birileri ister; ancak işçi düşmanları ister, emekli düşmanları ister ve insanlığa yakışmayan insanlar isteyebilir bu düzenin devam etmesini. (DSP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, müdahale edilmese, sosyal güvenlik sistemimiz ne olacaktı, nereye gidecekti? Bugün sigorta kapsamımızdaki nüfus yüzde 84’tür. Aktif toplam sigortalılarımızın sayısı -prim ödeyenler- 11 milyon, pasif sigortalı ise, yani, emekli aylığı alanlar 5 milyon 400 bin, bağımlı nüfus 38 milyon; yani, çalışan nüfusumuzun oranı korkunç derecede az.

Aktif-pasif oranına baktığımızda; değerli milletvekilleri, emeklilik sisteminin temelinde -vermeden almak Allah’a mahsustur- birileri prim yatıracak, verecek, birileri de bunun karşılığında maaş alacak, hizmet alacak ve bunun dünya standartlarındaki -eğer araştırırsak, eğer okursak, eğer bakarsak- oranı, normalde 6 çalışana 1 emeklidir, asgarî, 4 çalışana 1 emekli olması gerekir. Bilim ve akıl bunu diyor. Peki, Türkiye’de nasıldır; SSK’da bu oran 1,8; Bağ-Kur’da 2; Emekli Sandığında 2,1’dir.

Değerli milletvekilleri, başlangıçta kendi kaynaklarıyla finanse edilen sosyal güvenlik sisteminin dengeleri 1980’lerden sonra bozulmaya başlamıştır. Bunda kabahatli aramanın, sendin kabahatli, bendim kabahatli diye kabahatli aramanın, hastane kuyruklarında bekleyen işçiye ve emekli maaşı kuyruklarında ölen emekliye bir faydası yoktur. Bizi seçen insanlar, çözüm bulmamız için, çare bulmamız için bize rey verdiler, onların yaşam standartlarını daha yükseltmek için rey verdiler; mazeret üretmek, dedikodu üretmek için değil... (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bugünkü sistem devam ederse, yani, açıklar devlet bütçesinden finanse edilerek gidilirse, bu oranlar, şu anda, gayri safî millî hâsılanın 3,2’sine ulaşırken, önlem alınmazsa, 2005 yılında 4,6; 2010 yılında 5,1; 2020 yılında 7,5; 2050 yılında 16,8’e ulaşacaktır.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kurumlarımızdan, SSK, 1992 yılından itibaren açık vermeye başlamıştır. Açık vermesinin sebebi, popülist politikacılardır. Açık vermesinin sebebi “onlar ne veriyorsa, ben, 5 katını veriyorum” diyenlerdir; erken emekliliği teşvik edenlerdir; halkın sırtından bir yerlere gelenlerdir. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Her nedense unutulan başka bir gerçek daha var; o hükümetlerin, eski Meclis salonunda sabahlara kadar çalışılarak çıkarılan o afların, o kanunların da sorumlusu, bu konularda karar verici icraatı, Sayın Tansu Çiller’dir. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Sayın Çiller’in devri zamanında, Bağ-Kur, SSK açıkları, 1994 yılında 1 milyar 313 milyon dolarken, 1995 yılında 2 milyar 367 milyon dolar, 1996 yılında 4 milyar dolar, 1997 yılında 4 milyar dolar, 1998 yılında 5 milyar dolara gelmiştir. Bu böyle devam ederse, katlanarak gidecek; sadece SSK ve Emekli Sandığı sistemi batmayacak, ekonomik dengelerimiz de altüst olacaktır. 1991 yılında, bütçedeki yatırımların oranı yüzde 13,5 iken, 1998 yılında, bu, yüzde 6’ya düşmüştür. Bütçedeki sosyal güvenlik transferleri, 1991 yılında yüzde 1 iken, 1998 yılında yüzde 10’lara yükselmiştir.

Değerli milletvekilleri, özet olarak, sosyal güvenlik sistemimiz çökmüştür; çalışanlar da, doktorlar da, kimse memnun değildir; kayıtdışı istihdam yaygındır, 4,5-5 milyon işçi vardır; sosyal yardımlar dağınık ve yetersizdir, insanca yaşamak imkânı tanınmamaktadır; sağlık hizmetleri verimsiz ve yetersizdir; işsizlik sigortası kurulamamıştır; kişisel emeklilik programları yoktur.

Sistemin önemli sorunları vardır; bu sorunlarla devam edilebilmesi mümkün değildir. Dünyanın karşılaştığı problemlerle Türkiye de karşılaşmaktadır. Dünya genelinde yaşlı nüfus artmaktadır; Türkiye’de de, yüzde 7 olan 60 yaş üzeri nüfus, 2030’da yüzde 16’ya, 2050’de yüzde 30’a yükselecektir. Ne yapmak lazım; tablo bu? Ya popülist politikalara devam edeceksiniz, insanlarımıza aspirin tedavisi yapacaksınız ve o sistem çökecek, insanlarımız çökecek, ölecek ya da tüm popülizme karşı çıkacaksınız; ülke için kendinizi feda edeceksiniz; ülke için, gelecek için, kendi siyasî istikbalinizi tehlikeye atacaksınız... Bu da, her babayiğidin yapabileceği bir iş değil; mangal gibi yürek lazım. (DSP sıralarından alkışlar) Bunun için, ciddî devlet adamı olmak lazım. Bunun için, tarihe karşı, millete karşı, halka karşı ve gelecek nesillere karşı sorumluluk duygusu taşımak lazım. Koltuk düşünmemek gerek, istikbal düşünmemek gerek, para pul düşünmemek gerek ve gerekirse, kendini feda etmek gerek. Türkiye için; bir büyük reforma ihtiyaç vardır.

Değerli milletvekilleri, eğer okunmuş olsaydı -ben, samimî duygularımla söylüyorum- bu yasa tasarısının başlangıcında, içine girdikçe... Alt komisyondaki tartışmaların tamamına katıldım, özellikle şunu söylüyorum: Bu yasa tasarısını, keşke, milletvekillerimize çok daha geniş anlatabilme imkânım olsaydı. Bu yasa tasarısı, inanın, temel felsefe ve mantıklar itibariyle, gerçek manada bir reformdur... (FP ve DYP sıralarından gürültüler)

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Kızılay’da anlat... İşçilere anlat...

GAFFAR YAKIN (Devamla) – ööögerçek manada tutarlı bir mantık içerisindedir.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sizin anlatmanıza gerek yok; okumamız yazmamız var bizim...

YENER YILDIRIM (Ordu) – Kızılay’da anlat...

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım efendim; hatibi dinleyelim.

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu reform, aşamalı bir reform, iki kademeli bir reformdur. Birinci aşamasında, işsizlik sigortası, emeklilik yaşının yükseltilmesi, normal emeklilik için prim ödeme gün sayısının yükseltilmesi, prime esas ücret tavanının yükseltilmesi, kayıtlılığı ve tahsilatı artırıcı tedbirler; yani, sorun olan, tüm eleştirdiğimiz, havuza suyun girmesine mani olan, havuzdan kaçakları artıran tüm engeller tıkanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, çok basitçe anlatmak icap ederse, sosyal güvenlik sistemini bir havuza benzetebiliriz. Bu havuzun girdilerinin artması, çıktılarının az olması ve dengede, dörtte bir dengesinde olması gerekiyor. Erken emeklilik, girdileri azaltıyor, bu kaldırıldı. Prim müddetinin uzatılması 6-7 bin güne geldi. Yeni primlerin alınması, yani destek primi ve katkı payı; kayıtdışı işçi sorunuyla ilgili, hem işverene hem de işçiye bildirim zorunluluğu getirildi. İlk defa, işçiler, sigortalı olduklarını SSK’ya bildirme hakkını elde etmektedirler. Denetimler artırıldı, ek personelin denetimleri. Onu da söyleyeyim, aynı denetimler, Sayın Çiller, sizin yasa teklifinizde de var. Resen tescil imkânı getirildi; yani, insanlarımız -bakın, çok önemli- bir ay çılışıyor, üç gün çalıştı gösteriliyor. Değerli milletvekilleri, burada o defektler yok ediliyor.

Ayrıca, insanlarımız, emeklilik maaşında, tüm çalıştıkları dönemin maaşlarının ortalamasını alacaklarından dolayı; yani, yükseltilmiş, o yılki emekli olacakları yıla getirilmiş maaşlarının ortalamasını alacaklarından dolayı, insanlarımızın hepsi reel maaşları üzerinden primlerini yatırmak zorundadırlar; yani, prim gelirleri artırılıyor.

Burada tamamen reel bir politika uygulanmaktadır. İnsanlarımızı, gerçek değerleri üzerinden prim yatırmaya mecbur bırakmaktadır, daha fazla prim yatırmaya ve otuz günlük primlerini doldurmaya. Sistemin tüm kaçakları tıkanmaktadır.

Ayrıca, emeklilik maaşlarını TÜFE sistemine bağladığı için, emeklilik maaşları, TÜFE’yle birlikte her ay artacaktır; yani, insanlarımıza ve emeklilerimize, insanca yaşayabilecekleri bir maaş sistemi, havuç olarak gösterilmektedir.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Biraz da o tarafa bakarak anlat.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Biz biliyoruz, oraya anlat, oraya...

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Ben, sizlere anlatmak istiyorum; öğrenin diye anlatıyorum!.. (DYP sıralarından gürültüler)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Biz çok iyi biliyoruz; Kızılay’dakilere anlat!..

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Okuyun diye anlatıyorum, okumamışsınız; öğrenin diye anlatıyorum.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Biz çok iyi biliyoruz; sen oraya anlat.

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Şimdi, TÜFE sistemiyle, insanlarımıza, gerçek emekli maaşlarını almayı sağlıyoruz.

BAŞKAN – Sayın hatip, Genel Kurula hitap ediniz lütfen...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, konuşmacı, devamlı olarak ismen zikrediyor; yanlıştır, İçtüzüğe aykırıdır konuşması...

BAŞKAN – İkaz ettim efendim.

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Anlamıyor, anlamıyor Başkanım...

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu, bir yangın söndürme operasyonudur; bu, acil bir tedavidir; yani, sizin hastanenize ölüm-kalım halinde gelmiş bir hastanın evvela hava yollarını açmaktır, evvela kan vermektir, evvela serum takmaktır...

Sayın milletvekilleri, reformun ikinci aşamasında, tamamlayıcı ikinci ayak bireysel emeklilik sisteminin altyapısı oluşturulacaktır. Kayıtlılık ve tahsilatı artırıcı tedbirler devam edecektir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Sendika genel başkanı, sizin grupta, ona anlat...

BAŞKAN – Sayın Yakın, 2 dakika süre veriyorum; buyurun efendim, tamamlayın lütfen...

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Kurumsal reformlar hızla tamamlanacak, SSK’nın özerkliği ve hastanelerin özerk hastane haline dönüşmesi sağlanacaktır. SSK’da sağlık hizmetlerinin sunumu ile alımı değişecektir.

Sonuç olarak, kendi ayakları üzerinde duran, özerk yönetimine sahip, emeklilerine insanca maaş verebilen, kaliteli ve ulaşılabilir sağlık sistemini, bu reform tasarısı, sizler istemeseniz de, bu hükümetin fedakârlığıyla, bu milletvekillerinin fedakârlığıyla ve bu milletvekillerinin, bu hükümetin, kendisini, ülke çıkarları, ülke menfaatı için feda etmesiyle, işçilerimize sağlanacaktır; istemeseniz de olacaktır. (DSP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, 58-60’a yükseltilen emeklilik yaşı 2040 yılının sorunudur. 2040 yılına ulaştığımızda Türkiye’nin önünde on tane seçim, kaç tane hükümet olacaktır... Türkiye, Avrupa Birliğine girecektir 2040 yılında. Siz, Avrupa Birliğinin içerisinde, Avrupa Birliği standartlarının dışında bir uygulamayla mı devam edecektiniz?!. Siz, insanlarınıza, çağdışı bir yöntemle, insanlarınıza, insanca yaşayamayacakları bir maaş mı verecektiniz?!.

Değerli milletvekilleri, bugünkü geçiş dönemi yaşları da, on yıllık periyoda uygundur. Son on yılda, kadınlarımız ortalama 47, erkeklerimiz 51; 1995’te 47-50; 1996’da 47-50; 1997’de 47-50 yaşlarında emekli olmuşlardır. Geçiş dönemi de buna uygundur.

İşsizlik sigortasıyla, Türkiye’de yeni bir devir başlamaktadır. 1963 yılı, çalışma hayatımızda bir milattı; 1999 yılı da, çalışma hayatımızda yeni bir milat olacaktır; hayırlı olsun. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Sayın Başkan, 2 dakika süre rica ediyorum; bitiriyorum.

BAŞKAN – Efendim, yalnız selamlama cümlenizi, lütfen, son cümlenizi ifade edin.

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, halkımız bizden iki şeye dikkat etmemizi istiyor...

BAŞKAN – Son cümleniz efendim, son cümleniz...

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Bütün, bunları yaparken, halkımızdan bu fedakârlıkları isterken, halkımız, son 18 Nisan seçimlerinde verdiği işaretle, yolsuzluk istemiyor, soygun istemiyor, devletin malının talan olmasını istemiyor; 18 Nisan seçimlerinde hangi partiler kazandıysa, hangi partiler iktidar olduysa, işte, bu sebepten dolayı olmuştur.(DSP ve MHP sıralarından “Bravo”sesleri, alkışlar)

İkinci husus: Değerli milletvekilleri, bütün millete 58-60 yaşını ve bu emekli şartlarını sunarken, milletvekilleri olarak bizler, iğneyi kendimize batırmak zorundayız. Milletvekili emekliliklerinin de insanlarımızla aynı, eşit düzeyde olması gerekir.

H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Eşitiz zaten.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli ) – Kaç defa parti değiştirdin sen?

BAŞKAN – Sayın Yakın, son cümleniz...

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Karamsar olmayalım; yarınlar, aydınlıktır.

BAŞKAN – Sayın Yakın, son cümleniz lütfen...

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını hazırlayan, getiren, bütün bürokratlarımıza, Hükümetimize ve onun Başbakan ve Başbakan Yardımcısına teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yakın.

V. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in, Afyon Milletvekili Gaffar Yakın’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük, sayın hatibin, Sayın Çiller’e yönelik sataşmasından dolayı 69 uncu madde gereğince açıklama istemektedirler.

Hatırlatmak istiyorum. İçtüzüğümüz, cevap hakkının aynı oturumda kullanılmasını şart koşmaktadır. (DYP sıralarından alkışlar)

Lütfen, sabrınızı rica ediyorum; ancak, açıklama hakkının ne yolda kullanılacağını, Saffet Arıkan Bedük, lütfen, açıklasınlar.

Buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli konuşmacı, biraz evvelki konuşmalarında, Genel Başkanımız Sayın Çiller’e yönelik doğrudan doğruya bir kısım ithamlarda bulundu ve ayrıca, konuşmalarını yanlış anlamış ve çarpıttı.

Dolayısıyla, Sayın Genel Başkanımız, sataşmadan dolayı cevap vermek istiyorlar, takdirlerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Bizzat mı cevap vereceksiniz efendim?

TANSU ÇİLLER (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Çok kısa olmak kaydıyla buyurun efendim. (DYP sıralarından ayakta alkışlar)

5 dakika süre veriyorum efendim.

TANSU ÇİLLER (İstanbul) – Sayın Başkan, liberal ekonomiyi öğrenmeye çalışanlara, liberal ekonominin bazı noktalarını... (DSP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim efendim.

TANSU ÇİLLER (Devamla) – ...açıklama fırsatı verdikleri için teşekkür ediyorum.

Anlaşılan, buraya gelen arkadaşımız, bizimle aynı okula gitmiş; ama, ben, o okulda yıllarca hocalık yaptım, profesörlük yaptım, bölüm başkanlığı yaptım. (DYP sıralarından alkışlar)

Bu kürsüyü kullanırken, gerçekten hazırlıklı olmak lazım.

Yıl 1993 -bilerek konuşun- Dünya Bankası projesiyle, Türkiye, ilk sağlık reformu programını hazırlamıştır. (DSP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Dinleyelim efendim.

TANSU ÇİLLER (Devamla) – Bu büyük sağlık reformu, gerçekten sosyal güvenlik reformunun ilk sacayağı olmalıdır, bu doğrudur ve 1996 yılında, finansmanı Dünya Bankasından hazırlanılmış olan bu büyük reform, Birleşmiş Milletlerin ve Dünya Bankasının da övgüleriyle, bir büyük rapor haline getirildikten sonra, 1996 yılında komisyona indirilmiştir. İlk atılan adım, sağlık reformu çerçevesindedir.

Şimdi bir kere, buradaki liberal ekonominin en önemli öğesi, devletçilikten uzaklaşan ve sağlıkta finansmanı, devlet hastanesine değil, doğrudan vatandaşa veren ve vatandaşı müşteri yapan, baştacı yapan, gittiği zaman, maaşını ve orada çalışan doktorlar dahil olmak üzere, özerkleşmiş hastanelere, bu imkânı, finansman olarak vatandaşların sağlayacağı bir büyük reformu, adı geçen emeklilik yaşından önce, 1996 yılında komisyona indirdik.

Buradaki en önemli farklılık, liberal ekonominin, hatta, dünya ufkunda olduğundan da bir iki yıl önce Türkiye’de uygulanmasının öngörüsüdür.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Vay be!..

TANSU ÇİLLER (Devamla) – Yıl 1996, komisyonda ortaya konulan sosyal güvenlik reformunun, sağlık reformuyla yapısal uyum programı çerçevesinde eşzamanlı çıkması için inmiştir bu; dolayısıyla, eksik olan budur. (DYP sıralarından alkışlar)

YÜCEL ERDENER (İstanbul) – Sataşmaya cevap değil bu.

TANSU ÇİLLER (Devamla) – Eğer, bu yapılabilmiş olsaydı; eğer, vakit kalmış olsaydı, bugün, devletçilik zihniyetinden uzaklaştırılmış özerk hastaneler, ilk önce belirli bölgelerden başlayan pilot uygulamalarla, bütün ülkede, Türkiye’de gerçek bir liberal ekonominin, sosyal güvenlik çerçevesinde altyapısını oluşturmuş olurduk.

İSMAİL AYDINLI (İstanbul) – Gerekli desteği vermediniz ki...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Dinle, dinle!.. Ayıp!..

TANSU ÇİLLER (Devamla) – Dolayısıyla, gerçekten, bu kürsüyü kullanmadan önce iyi bilgi sahibi olmak şartı vardır.

GAFFAR YAKIN (Afyon) – O reform tasarısını hazırlayan benim Sayın Çiller.

TANSU ÇİLLER (Devamla) – İkincisi uzlaşmadır. Bizim çalıştığımız, bizim gündeme getirdiğimiz meselenin en büyük farkı uzlaşmadır. Ne yapacaksınız; yarın esnafın yanında, çiftçinin yanında; yarın işçiler sokakta, ne yapacaksınız bunun için? Toplumsal patlamayı ve bu ülkenin sabırlı insanlarının sabrını taşırmayı gündeme getiriyorsunuz; ne düşünüyorsunuz bunun hakkında? Böyle bir ortamın en önemli özelliği uzlaşma olma durumuydu. Bundan yoksun bir yaklaşım içerisinde bunu getirmiş olanların, demokrasinin hiçbir öğesini anlamadığı açıktır.

Gelelim amaca... Bu bütçe açığını, bu harika önlem, reform itibariyle...

GAFFAR YAKIN (Afyon) – Sataşmaya cevap vermiyor... (DYP sıralarından gürültüler)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Lütfen, yerine otursun...

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Bu ne yahu!..

GAFFAR YAKIN (Afyon) – Sayın Başkan... Sayın Başkan... (DYP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, konuşmayı kesmeye hakkı yoktur.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Efendim, konuşmasını kesemez...

BAŞKAN – Efendim, lütfen, yerinize oturun.

GAFFAR YAKIN (Afyon)– Sayın Başkan... Sayın Başkan, nerede sataşmışım? Benim sataştığım hususlar nedir? (DYP sıralarından gürültüler)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Efendim, konuşmasını kesmeye hakkı yok.

BAŞKAN – Sayın Yakın, lütfen, yerinize oturun.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Konuşmasını kesmeye hakkı yoktur.

GAFFAR YAKIN (Afyon) – Ben, tasarıyı okumadan geldiğini söyledim; buna cevap versin.

MUSTAFA ÖRS (Burdur)– Sen dinlemesini öğrenememişsin!...

TANSU ÇİLLER (Devamla) – Her tasarıda geçiş dönemi vardır. Geçiş dönemi olup olmadığını iddia etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla, bir yanlış algılama söz konusu; ama, hayati soru budur. Bunca insanı sokağa döküyorsunuz. Peki, bana söyleyin; bunun, bütçe açığına katkısı bu yıl ne olacak? Gelecek yıl ne olacak? Ondan sonraki yıl ne olacak? Bir IMF dayatmasını, tıpkı Vergi Kanununda olduğu gibi, gündeme getirenler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çiller, sürenizi 1 dakika uzatıyorum; lütfen, toparlar mısınız efendim.

TANSU ÇİLLER (Devamla) – ... ülkeyi bir yaz boz tahtasına çevirmişlerdir. Tekrar işaret ediyorum, uyarıyorum, vergide yaptığımız gibi uyarıyorum: Bundan, yeniden (u) dönüşüyle, bu toplum geri dönmek mecburiyetinde kalacaktır. Bu ülkeyi, kimse, daha fazla, bilgisizliğiyle, yaz boz tahtasına çevirmesin. (DYP sıralarından alkışlar)

Bilerek konuşun!.. Mesele bundan ibarettir. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, daha önce aldığımız karar gereğince, birleşime saat 19.00’da ara verip, bir saatlik yemek molasından sonra, saat 20.00’de tekrar başlayacaktık.

Şu anda saat 19.25; yani, bu bir saati kullanmayı arzu eder misiniz, yoksa 20.30’da mı başlayalım? (“20.30’da başlayalım” sesleri)

Efendim, saat 20.30’da başlamayı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Saat 20.30’da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.25

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.30

BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL

KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne) , Burhan ORHAN (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu en iyi dileklerimle açıyor, saygılar sunuyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

2. – Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/495) (S.Sayısı 114) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Sayın milletvekilleri, daha önceki oturumda, tasarının tümü üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi, şahısları adına söz talebinde bulunan sayın millevekillerine söz vereceğim.

İlk talep, Hakkâri Milletvekili Sayın Evliya Parlak tarafından yapılmıştır.

Sayın Parlak, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Tasarının tümü üzerindeki konuşma süreniz 10 dakika.

EVLİYA PARLAK (Hakkâri) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşülmekte olan sosyal güvenlik kurumlarının kanunlarında değişiklik yapan tasarıyla ilgili kişisel düşüncelerimi arz etmek üzere huzurunuza çıkmış bulunmaktayım; sözlerime başlarken, hepinize, en içten duygularla, saygılarımı sunarım.

Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime, bu tasarıyı Yüce Meclisin huzuruna getirme cesaretini gösteren 57 nci hükümeti tebrik ve takdir etmekle başlamak istiyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) Bu arada, bu hükümetin bir üyesi olan Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızı da “kral çıplak” deme cesaretini göstererek, bunu sürekli ifade ederek, bu tasarıyı getirdiği için takdir ediyorum.

Niçin takdir ettiğimi de arz edeceğim. Bunun anlamı şu değildir; bu tasarı tümüyle dört dörtlüktür. Dokuz on yıldan beri, hangi hükümet işbaşına gelmişse ekonominin kötü olduğundan bahsetmiş ve sebeplerini dizerken de en başta “sosyal güvenlik kurumları bütçe için birer kara deliktir” demiştir; ama, 57 nci hükümetin, işbaşına geldiği, bunu programına aldığı gün gösterdiği bu cesareti, bugüne kadar hiçbir hükümet gösterememiştir. Onun için, kendilerini kutluyorum.

Tasarının maddeleri görüşülürken, iyi yanları yanında, düzeltilmesi gereken veya eksik olan taraflarını da arz edeceğim. Dileğim şudur; inşallah bunları da 57 nci hükümet tamamlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu arada, emek platformunun temsilcilerini de, bu tasarı tartışmaya açıldığı günden bugüne kadar, olgun bir şekilde, hukuka uygun şekilde haklarını aradıkları için kutlamak istiyorum. Dileğim, bu platformun, bundan sonra da, hukuk kuralları içerisinde ifadeye devam etmesidir.

Tasarının en önemli kısmı, bence, herkesin sözünü ettiği, çalışma alanındaki 4,5 milyon sigortasız çalışanın kapsama alınması yönünde getirilen tedbirdir. Yürürlükteki kanunlarda, çalışan kişileri bir ay içinde bildirme mecburiyeti vardı. Şimdiki tasarıda bu kaldırılmış ve işveren, çalıştıracağı kişileri önceden bildirme mecburiyetiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu düzeltmenin yanında, gerçekten denetimin çoğaltılması da bir başarıdır; bu da, mutlaka gereklidir. Eğer, 4,5 milyon çalışanı kapsama alırsak, karadeliğin en büyük kısmını kapatmış olacağımıza inanmaktayım.

Tasarının en kıymetli ve reform anlamını en çok taşıyacak kısmı, işsizlik sigortasının, artık, Türkiye’de de yasal bir çerçeve içerisinde yer almış olmasıdır. Yıllardan beri iki şey söylenir; ama, yapılmaz: Genel sağlık sigortası ve işsizlik sigortası. Eksik olabilir, noksan olabilir; ama, hükümet, bunu, kanun tasarısına koyma cesaretini göstermiş ve başlangıcını yapmıştır; bu yönüyle de kutluyorum.

Bu tasarıda, işsizlik sigortasının primini temin edecek olan geçmişteki zorunlu tasarruf kaldırılıyor; bir yerde, bunun yerine, bu ikame ediliyor. Bu, belli bir ölçüde, ne işçiden ne çalışandan ne işverenden ne de devletten yeni bir alım söz konusu olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bugüne kadar yapılan kesintiler, böylece, işsizlik sigortasının ana kaynağını oluşturuyor. Ancak, hükümetten bir eksiği ifade etmesini istirham edeceğim: Bugüne kadar, çalışanların zorunlu tasarrufları, emekli olduklarında ödeniyordu; bu yasa tasarısında hiçbir ifade yok. Çalışanlar, bundan kuşku duyuyorlar ve “acaba, biz, bundan sonra, şimdiye kadar olduğu gibi, emekli olduğumuzda bu primlerimizi alabilecek miyiz” diyorlar. Bu konuda bir açıklama getirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 57 nci hükümetin, buna paralel olarak, önümüzdeki yasama yılının başında, inşallah, işsizlik sigortasının dayanağını teşkil eden ve tam kurulmasını sağlayacak olan çalışma işgüvencesini ve bütün çalışanların sendikalaşmasını sağlayıcı yasaları da inşallah Yüce Meclisin huzuruna getireceklerdir.

Bu arada, özellikle Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı, Bağ-Kur’un mümkün mertebe idarî ve malî özerkliğe kavuşturulması için de tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu tasarının çok eleştirilen, bana göre düzeltilmesi gereken en önemli kısmı yaş sınırıdır. Gerçekten, Türkiye’deki bugünkü yaşama şartları, bugünkü çalışma koşulları karşısında, bütün çalışanları 58 ve 60 yaş sınırı ürkütmektedir, moralman çökertmektedir. Bir arkadaşımızın dediği gibi, belki 2040 yılını hedefliyor; ama, bugün, bütün toplumun, bütün emek platformunun -benim tahminimce ve muhalefetin sözcülerinden de öğrendiğim kadarıyla- en çok karşı olduğu nokta bu nokta; yani, 58 ve 60 yaş sınırının yüksek olduğu söyleniyor.

Halbuki, Yüce Meclisin, Plan ve Bütçe Komisyonuna tasarı gelirken, geçiş bu kadar yumuşak değildi; ama Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri ile emek platformunun temsilcileri ve hükümet temsilcileri bir arada uzlaştılar, geçişi yumuşak bir hale getirdiler.

Benim Yüce Meclisten dileğim ve hükümetten de istirhamım; bu tasarıyla ilgili verilecek önergeler doğrultusunda, kısmî de olsa, belli geçişi sağlayacak şekilde de olsa, mutlaka, bunun, biraz aşağıya çekilmesi gerektiği inancını da ifade etmek istiyorum.

Tasarının en önemli hususlarından biri, bence, çoğunluğu sağlık personeli kadrosu olan 18 800 kadronun tahsisidir. Gerçekten, sağlık kurumları perişandır, elemansızdır; hepimiz söylüyoruz. Çaresi nedir? Yeni hastaneler açmak. Çaresi nedir? Doktor, hemşire, ebe; ne lazımsa, o elemanı vermek... Veriyoruz “bu yanlıştır vermeyin” diyoruz. O zaman, burada bir çelişki var. Bu yasa çözümü ortaya koymuş.

Ben, Sayın Bakandan istirham ediyorum, özellikle, bu hizmeti dağıtırken, Hakkâri gibi, hiçbir Sosyal Sigortalar dispanserinde tek bir pratisyen doktor bile yok. Bu tür illeri öncelikle ele almalı ve sağlık hizmetini dengeli dağıtmalıdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu yasanın direkt içinde olmasa bile, ben, bir şeyi de yüce huzurunuzda arz etmeden edemeyeceğim. Bu tasarı gündeme geldiği günden beri, Meclisimizin çok takdir edilen çalışmasına karşılık, bir yumuşak karnı var. Basına bakalım, topluma bakalım; yavaş yavaş bu 21 inci Dönemi takdir ediyorlar. Şahsen, üyesi olmakla büyük kıvanç duyduğum bu Meclis, gerçekten, dört aydan beri, gecesini gündüzüne katarak, 57 nci hükümetin getirdiği tedbirleri oluşturmak üzere çalışan bir Meclistir. Artık kamuoyu, geçmişte çok eleştirdiği Meclisin eleştirilerini bırakmış, yavaş yavaş takdir etmeye başlamıştır; ama, bir noktada, bizim yumuşak karnımız var; o da, emeklilik konusu ve sosyal haklarımız. Neden böyledir? Yıllardır, bu Mecliste tedbir alınırken, geceyarısı, yangından mal kaçırır gibi -sanki haksız bir şey yapıyoruz- polis kanununa, itfaiyecinin kıdem tazminatı kanununa yamalar yaparak yasalar çıkardık.

Ben, başta Yüce Meclisin Başkanından, hükümeti oluşturan bütün partilerin genel başkanından, muhalefeti oluşturan gruplardan, kısacası bütün Meclisten istirham ediyorum, çekinmeyelim, doğrusu neyse, yasama, yürütme ve yargı erkinin dengesini koruyan bir sistemi, anayasa değişikliği gerekliyse anayasa değişikliği, kanun değişikliği gerekliyse mutlaka yapalım; ama, bir şartla, kamu vicdanını...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika eksüre veriyorum, buyurun.

EVLİYA PARLAK (Devamla) – ... rahatsız etmeyecek şekilde yapalım ve alnımızın akıyla haklarımızı savunur hale gelelim. Bu yumuşak karnımızı mutlaka tedavi etmeliyiz. İnanın, bu Meclis, tarihte gelmiş geçmiş en Yüce Meclis haline gelecektir, benim istirhamım budur.

Bu tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinize en içten saygılar sunuyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Parlak.

Sayın milletvekilleri, hükümet adına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Yaşar Okuyan söz istemişlerdir.

Süreniz 20 dakikadır efendim; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, sözlerime başlamadan önce, hepinize saygılar sunuyorum.

Bugün, 65 milyonumuzu, bütün Türkiyemizi ve geleceğimizi, çocuklarımızın geleceğini ilgilendiren çok önemli bir yasa tasarısını görüşmeye başladık.

Sosyal Güvenlik Reform Yasa Tasarısı, bu Parlamento çatısı altında, Parlamentomuz kurulduğundan bu yana görüşülen, belki de en önemli yasa tasarılarından bir tanesidir. Gelinen nokta itibariyle, özellikle geleceğimizi doğrudan doğruya ilgilendiren bir reform tasarısı olması bakımından, herhalde, üzerinde en fazla tartışılan, üzerinde en fazla spekülasyon yapılan, doğru ya da yanlış; ama, hepsini samimî değerlendirme olarak kabul edeceğim eleştiriye muhatap olan bir yasa tasarısıdır.

Önce, huzurunuzda kendime bir soruyu soruyorum: Acaba, 57 nci cumhuriyet hükümeti olarak, daha ikibuçuk ayını doldurmamış bir hükümet olarak, niye, biz, insanlarımızı mutsuz edecek, çalışanlarımızı, işçilerimizi, memurlarımızı rahatsız edecek böyle bir yasa tasarısı hazırlama durumunda kaldık? Acaba, Türkiye’nin sorunları bittiydi de, hükümetimizin önünde yapacağı başka iş yoktu da, kendi kendimize bir iş mi icat ettik?! Herhalde değil.

Burada, bir şeyi açık ve net ifade etmemiz lazım. Bugün, Türkiye’de, halkla siyasetçi arasındaki sıkıntılı pozisyonları hepimiz görüyoruz. Halk, siyasetçisinden, siyasî partilerinden umudunu kesmiş; soğumuş...Tartışılan konular bunlar değil mi? Bunlar, her gün gündeme gelmiyor mu? Neden?.. Bunun sebepleri çok; ama, en önemli şey şu: Halkın siyasilerden beklentisi, günü kurtarmak değil; geleceğini, çocuklarının geleceğini; bu güzel ülkemizin, Türkiyemizin geleceğini öne çıkaracak, onu sahiplenecek icraatlardır; ama, çoğu zaman, maalesef, geçmişte gördük ki -hiçbir ayırım yapmıyorum, bütün siyasî kadroları da, kendimizi de dahil ederek söylüyorum- çoğu zaman, gelmişiz, belli bir noktada -zaman zaman, kimimizdeki payı şu, kimimizdeki payı bu olmuş- hepimizin, o günün şartlarında yapılmaması lazım gelen; ama, yaptığımız bir sürü yanlışlıklarımız olmuş.

Şimdi, bugünkü sistem içerisinde değerlendirdiğimizde, konunun iki üç cephesi var. Birincisi, çok açık bir tablo ortada. O tablo nedir? O tablo, bugün, bu sistemin, gayri safî millî hâsıla içindeki oranı itibariyle her geçen gün çok büyük ölçüde açık vermesidir; işin esası bu. Biz ne yapıyoruz; bu açığı asgarîye indirebilecek, hatta mümkün olursa, başabaş noktasına getirebilecek bir düzenleme yapıyoruz, esas manası bu.

Şimdi, değerlendirmeye bu sistem içerisinde baktığımızda, eğer bugün bu sisteme müdahale etmezsek; mesela, bugün 2,76 durumunda olan gayri safî millî hâsıla içindeki açık payı, on yıl sonra, 2010 yılına gelindiğinde 5,22’ye, bunun devamında otuz yıl sonra 11,44’e, elli yıl sonra da 16,22’ye çıkıyor. Bu dediğimiz rakamların Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütçesi içerisinde bu açıkları karşılaması mümkün değil. Bu sisteme müdahale edilmediğinde, fazla söylemiyorum, çok uzak bir tarihten bahsetmiyorum ve ikibuçuk aydır bunu paylaşıyorum kamuoyunun huzurunda, beş yıl sonra, emeklisine... Bugünkü şartlarda emeklilere verdiğimiz maaşın rakamsal durumu da ortada; hiçbirinin de tatmin edici bir durum olmadığı da açık bir gerçek; ama, buna rağmen, bu rakamları dahi veremeyecek noktaya gelmiştir; sistem iflas etmiştir. Bir defa bu gerçeği görüp, bu gerçekten günümüze gelmemiz lazım.

Bakın, ilk defa Türkiye’de emeklilik koşullarını, sigorta koşullarını düzenleyen kanun, 1 Nisan 1950 tarihinde bu Meclis tarafından kabul edilmiş ve o tarihte, en fazla üzerinde spekülasyon yapıldığı için, en fazla tartışma konusu... Sanki, bu yasa tasarısında başka hiçbir madde yok; çalışanlarla ilgili, işçilerle ilgili, memurlarla ilgili, insanlarımızla ilgili hiçbir iyi tarafı yok; ama, sadece yaşı yükseltmiş gibi, maksatlı olarak, bir yaş konusu üzerinde spekülasyon yapıldığı için arz ediyorum. 1950 yılında, bu Meclis tarafından çıkarılan o yasada emeklilik yaşı, kadın ve erkekte 60 olarak belirlenmiş ve yıllarca böyle devam etmiş; ta ki 1965 yılına kadar. 1965 yılında siyasî popülizm müdahale yapmış, 1969’da müdahale yapmış, 1976’da müdahale yapmış, 1992 yılında müdahale yapmış.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Biz mi yaptık? Başbakan kimmiş?

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Evet açıklasın, Başbakan kimmiş?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Bu müdahalelerin olduğu tarihlerde hangi partinin iktidarda olduğunu kamuoyu biliyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ben, burada, geçmişle hesaplaşmaya girmek istemiyorum. Geçmişle hesaplaşmaya girersek, söyleyeceğimiz çok şey vardır ve bizden önce bu kürsüde polemik yapan bazı arkadaşlarımıza vereceğimiz cevaplar onları mahçup eder. (DYP sıralarından “etsin” sesleri) Onları mahçup eder... Onları mahçup eder...

VEYSEL CANDAN (Konya) – Açıkla da mahçup olsunlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Onları mahçup eder...

YENER YILDIRIM (Ordu) – O zaman Süleyman Demirel Başbakandı

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – O zaman Başbakan kimmiş?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Bu tarihlerde hangi parti iktidardaydı? Bu popülizmi kim yaptı? Acaba bir partimiz geçmişini inkâr mı ediyor?! Geçmişinizi inkâr ediyorsanız, onu bilelim! (ANAP sıralarından alkışlar)

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Bakan, bu ne bu?! Yaşar Bey, bunu biliyor musun?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Onların cevapları var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayalım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Onu, siz yeni okudunuz. Ben, biraz sonra, size, onun cevabını vereceğim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Bunun arkasında Genel Başkanınızın “mezarda emeklilik” diye notu var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Gayet tabiî, doğrudur... Gayet tabiî doğrudur...

BAŞKAN – Efendim karşılıklı konuşmayalım; lütfen, karşılıklı konuşmayalım...

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Gayet tabiî... Ben, size, onun cevabını arz edeceğim; mahçup olmayasınız.

Biz bu tasarıyla ne yapmak istiyoruz? Bu tasarının iki yönü vardır; biri, aktüaryel dengeyi, yani aktif/pasif dengesini kurmak. Eğer, bugün, bu sistem içerisinde devam ederse, demin arz ettiğim tablo kaçınılmaz. O halde, bütün sigortacılık sisteminde olan, bütün dünyada var olan sistemin aslına bunu revize etmek; birinci yapılan iş budur, ama, bundan ibaret değildir. Esasen 1952 yılından bu yana, bütün işçi sendikalarının toplantılarında, kongrelerinde dile getirilen; yani, yaklaşık kırksekiz yıldan beri işçilerin haklı olarak talep ettikleri üç tane temel ana noktadan biz, ikisini, bu tasarıyla hayata geçiriyoruz; hiç kimse bunları konuşmuyor! İlk defa, 1952 yılında Türk-İş’in kurultayında dile getirilen, ondan sonra bütün platformlarda dile getirilen işsizlik sigortası, iş güvencesi ve sigortasız çalışanları sigortalı hale getirecek, yani, kayıtdışı istihdamın kayıt altına alınması... Kırksekiz yıldır konuşulan bu mevzulardan iki tanesini; kırksekiz yıldan beri konuşulan, çalışma hayatı için, emekçiler için, işçiler için, insanlarımız için en önemli hayatî meselelerden iki tanesini bu kanun tasarısıyla hayata geçiriyoruz; burada niye konuşulmuyor?! (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Burada konuşan bazı değerli sözcüler, kendi dönemlerinde hazırladıkları tasarılardan bahsediyorlar. Şimdi, sormak lazım; o hazırladığınız tasarılar elimde, bana gösterebilir misiniz hangi maddesinde iş güvencesi var; hangi maddesinde işsizlik sigortası var; hangi maddesinde kayıtdışı istihdamı kayıt altına alacak unsurları içeren bir düzenleme yapıyorsunuz? Var mı? Yapılan ne? Sadece yaşı yükseltiyorsunuz. Nasıl yükseltiyorsunuz? 1992 yılında ekonomiden sorumlu devlet bakanının da bulunduğu kabine, işte, 38 yaşında emeklilik hakkını getiriyor, popülizm yapıyor, iki sene sonra da sadece yaşı yukarı çıkarıyor. O zaman, tabiî ki, ona, Anavatan Partisinin itirazı olmuştur.

O noktada, eğer söylenecekse, bu tasarı elimizde, polemiğe girmek istemiyorum. 14 Nisan 1995 tarihli Sayın Çiller’in Başbakan olarak Meclise sevk ettiği tasarı elimde, bu tasarının yaşla ilgili, bugün itiraz ettiğiniz ve hele hele Anavatan Partisini geçmişte suçladığınız konuyla ilgili esas muhatap olunan konuyu da, bakın okuyayım: “a)Sigortalının kadın ise 55 yaşını doldurmuş olması ve en az 7 000 gün, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması ve en az 9 000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması şarttır.

b) Kadın ise 60, erkek ise 65 yaşını doldurmuş, en az 3 600 gün malullük, yaşlılık, ölüm sigortaları primi ödemiş bulunan sigortalılar da indirimli yaşlılık aylığına hak kazanırlar.” Bunu ben yazmadım. Bu, sizin döneminizde hazırlanan, Meclise sevk edilmiş kanun tasarısı. İşte, o, “mezarda emeklilik” dediğimiz hadisenin bir gerekçesi. İki yıl önce 38 yaşına indiriyorsunuz; iki sene sonra da, tutup, 60 yaşında, 65 yaşında emeklilik noktasına getiren bu kanun tasarısını hazırlıyorsunuz; olayın esası budur. (ANAP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) – 96’ya gel, 96’ya...

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumu, 1969’dan bu yana, genel kurullarında, çeşitli mahfillerde ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin salonlarında, bu salonda, hep tartışma konusu olmuş. Ne ilginçtir ki, bu kürsüde Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilgili yapılan tartışmalarda -ki, sadece bir örneğini vereceğim, arz edeceğim; çünkü, vaktim kısa- hep aynı şeyler konuşulmuş; o dönemdeki bazı milletvekilleri, çıkmış “SSK’nın batacağını” ifade etmişler, bazı parti grup sözcüleri “siz, olayı abartıyorsunuz; böyle bir şey yok” demişler. Ta, o tarihlerde, 1971 yılında “Zelenka raporu” diye anılan bu dosya, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından Türkiye’ye gönderilen eksperlerin hazırladığı -ki, bu eksperleri de Türkiye’ye Türk-İş yönetimi davet etmiştir- bu rapor alınmış, o tarihteki siyasîler, o tarihteki sendikacılar... Bunun hepsini beraber yapacağız; öyle, sırf, siyasîlerin üzerine sorumluluğu yüklemek mesele değil. Siyasîlerdeki sorumluluk kadar, sendikacılarda da sorumluluk var, hepimizde bir sorumluluk var. Bunun adını doğru koyacağız. Bu raporda, o günkü sistemin iflas edeceğinin haberi var. Bu raporu incelediğinizde, bakıyorsunuz, diyor ki: “Eğer, emeklilik yaşını yükseltmezseniz, geri ödemeleri durdurmazsanız, sistem açık verecek ve neticede emekli maaşı veremeyecek, iflas edecek.” Bunun özeti bu. Yaş olarak önerileri var; O aktuaryel hesapları koymuş arkasına, ne olması lazım geldiğini koymuş; koyduğu, o tarih itibariyle 55-60 yaş. 1971’den bahsediyorum. Sistem o tarihlerde açık vermiyor; fakat, bu rapor, tozlu raflara tevdi edilmiş.

Hep aynı şeyleri konuşmuşuz. Bakın, 23 Şubat 1972 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi oturumu. Bu oturumda, Çalışma Bakanlığının bütçesi üzerinde konuşuluyor. Mesela, bir milletvekilinin o tarihte yapılan bir konuşmasından bir cümle okuyorum: “SSK’ya gelince, gazetelerden okuyoruz, ilgililerden dinliyoruz, bir yabancı uzmanın vermiş olduğu rapor “felaket” deniliyor, hakikaten, SSK aktuaryel hesapları felaket midir? Bunun sebepleri nedir? Neden bu duruma gelmiştir? Arkadaşlar, gelmiş geçmiş hükümetler ve bugünkü hükümet, bundan sonra gelecek hükümetler, artık SSK’dan ellerini çeksinler.” Bakın, aynı tarihteki aynı oturumda, o tarihteki Çalışma Bakanı Sayın Ali Rıza Uzuner’in konuşmasından bir iki cümle: SSK’nın şu andaki malî yapısı ciddî bir sıkıntı içindedir. Burada, olaya tamamıyla gözü kapalı olarak, yapılacak değişikliklere “evet” demek istemiyoruz; ama, çok acil, Sosyal Sigortalar Kurumunda düzenleme yapılması da şarttır; mealen söylüyorum. Daha burada neler var; işsizlik sigortasını tartışmışlar, kayıtdışı istihdamı tartışmışlar. Hangi yılda; 1972 yılında, bu sıralarda. Eğer, bugün, bizler, bu meseleyi ciddî bir reform niteliğinde bir müdahale yapamazsak, biliniz ki, daha, çok yıllar sonra, on sene, yirmi sene sonra da, bu Parlamentoda, bu mesele tartışılmaya devam edecek; ama, sonuçta, zannediyorum ki, o tarihlerde, sorun, bugünden daha da ağırlaşmış olacak.

Biz, bu tasarıyla ne yapmak istiyoruz? Demin de arz ettim; ilk defa, işsizlik sigortası getiriyoruz. Bugün, işsizlik sigortası, herkesin, öyle “canım, ne olacak” deyip geçeceği bir olay değil. İşte, demin arz ettim, kırksekiz yıldan beri konuşulan bir konu, ilk defa 57 nci cumhuriyet hükümetine nasip oluyor; bu Parlamentoya nasip olacak; muhalefetiyle, iktidarıyla hepimize nasip olacak; çünkü, biz biliyoruz ki, muhalefeti de, iktidarı da, hepimiz Türkiye için varız; bu Parlamento Türkiye için var. Bu onur, sadece hükümetin değil, hepimizin olacak. Öyle bir kıskançlığımız da yok. Biz, işsizlik sigortasıyla, kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalması halinde, belli koşullar getirerek, işini kaybetmiş olan insanlara, on aya kadar, prim esasına göre, belli ödeme şartlarına göre, işsizlik sigortası ödemesini getiriyoruz.

Sadece o mu? Yeni bir iş bulmasına yardım ediyoruz. Sadece o mu? Kendi mesleğiyle ilgili yeni kurslara tabi tutuyoruz, eğitiyoruz. Sadece o mu? O işsiz kaldığı süre içerisinde, o koşullar çerçevesinde, sağlık imkânlarından yararlandırma hakkını getiriyoruz.

Bugün, 4,5 milyon civarında kayıt dışında olan çalışandan bahsediyoruz; yani, ucuz emek sömürüsü içerisinde, kaderleriyle başbaşa bırakılmış 4,5 milyon çalışanımızdan bahsediyoruz. Bu insanlar sigortalı değil. Asgariden, bir sağlık problemiyle karşı karşıya gelse, iş kazasına uğrasa, bu insanların gidebileceği bir hastane kapısı bile yok. İşte, hükümet olarak getirdiğimiz tasarı bu. 57 nci cumhuriyet hükümeti olarak getirdiğimiz tasarıda, buna önlem getiriyoruz. Nasıl önlem getiriyoruz? Bugünkü mevcut yasadaki eksikliği gidererek, işverene diyoruz ki, işçi işe başlamadan bir gün önce, işe başladığını ilgili kuruma bildireceksin. Bugünkü mevzuatta, bu, böyle değil; işe başladıktan bir ay sonrasına kadar bildirme hakkı var. Denetleme yaptığınızda, işveren “daha on gün oldu, ben, bildireceğim” diyor. Biz bunu, başlamadan getiriyoruz.

İkinci bir yenilik getiriyoruz; işçiye, çalışana diyoruz ki, sen de işe başladığın tarihten itibaren bir ay içinde, işe girdiğini, hangi tarihte girdiğini, hangi işyerine girdiğini ilgili kuruma bildireceksin. Yani, birbirini kilitleyen, denetleyen bir sistem getiriyoruz. Ayrıca, denetimi artırıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Sosyal Sigortalar Kurumunun elinde, sayıları 300 bile olmayan denetim elemanı var. Yüzbinlerce işyerini, SSK’nın 300 denetim elemanıyla denetlemeniz mümkün değil. 20 – 30 bin yeni kadro getirelim mi? Bu da mümkün değil. Biz, orada bir düzenleme yaptık, dedik ki, kamusal alanda yapılan denetimlerde, örneğin maliye denetiminde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, sürenizi 2 dakika uzatıyorum; lütfen tamamlayınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Maliye Bakanlığının denetim uzmanları gidince, sigortasız işçi varsa, onu tespit ederse, onu bildirecek; dolayısıyla, bu rakamı kat be kat fazlalaştırıyoruz.

Başka bir şey daha yapıyoruz. Çalışma hayatında hepimizin başına gelen bir iş var -kötü niyetli işverenlerden bahsediyorum- sigortaya girişinizi yapıyorlar, iki gün sonra çıkartıyorlar. Vizite istediğinizde tekrar giriş yapıyorlar, tekrar çıkartıyorlar. Şimdi, buna bir düzenleme getirdik, dedik ki, 30 günden az çalıştırdığınız işçinin niye 30 günden az çalıştırıldığını belgeleyeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, Türkiye’de, kamuoyunda tartışılmıyor, bunlar huzurunuzda tartışılmıyor; tartışılan, varsa yoksa, bir yaş meselesi... Yani, yaş konusunun aktuaryel bir hesap olduğunu demin arz ettim. Bu Parlamento, ta 1950 yılında, yani elli sene önce, emeklilik yaşını 60 olarak belirlemiş. O zaman hayatta kalma beklenti yaşı kadınlarda 41, erkeklerde 38. Bugün, bunun, hangi noktaya geldiği belli, Dünya Bankasının en son rakamlarına göre 70 – 71 yaş seviyesine gelmiştir. Şimdi, bizim, burada, bugünkü tarih itibariyle 58 – 60 yaş önerimiz, şu anda çalışanlarla ilgili bir hadise değil. Tasarı kanunlaştıktan sonra yeni gireceklerle ilgili. Yani, bu mesele, otuz sene, kırk sene sonraki Türkiye’nin meselesi. Eğer, otuz sene, kırk sene sonraki Türkiye bugünkü gibi kalacaksa, bu eleştiriler haklıdır; ama, biz bunu reddediyoruz. Biz diyoruz ki, otuz sene sonraki Türkiye, lider bir ülke olacaktır, dünyada saygın bir ülke olacaktır! Bunun için çaba veriyoruz 57 nci cumhuriyet hükümeti olarak! (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen, tamamlayınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, muhterem heyetinizin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, muhalefetiyle iktidarıyla bütün hepimizin, Türkiyemizin geleceği olan, çocuklarımızın geleceği olan bu reform yasa tasarısına sahip çıkacağına inanıyorum. Bu inancımla, hepinize saygılar sunuyorum, dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Yaşar Okuyan’a teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki son konuşma, Bingöl Milletvekili Sayın Mahfuz Güler’e aittir.

Sayın Güler, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Sosyal güvenlik reformu adı verilen bu tasarı, Türkiye gerçeklerine, kamuoyunun beklentilerine, çalışanların emeğine cevap oluşturacak bir niteliğe sahip değildir. Bu tasarıya reform demek de mümkün değildir; çünkü, tasarı, sosyal güvenlik sistemimize yeni bir düzenleme getirememektedir. Sadece, sistemin, emeklilik yaşı ve buna ilişkin bazı sorunlarını iyileştirmeyi, daha fazla gelir elde etmeyi hedeflemektedir. Kaldı ki, tasarı, bu haliyle, bunu dahi gerçekleştirecek nitelikte değildir.

54 milyon insanımızı doğrudan ilgilendiren bu yasa tasarısı, çok aceleye getirilmiş, ilgililer tarafından tartışılmadan, üniversitelerin, sosyal güvenlik uzmanlarının görüşü alınmadan hazırlanmıştır. Ayrıca, detaylı şekilde bir aktuaryel hesabın yapıldığı kanısında da değilim. Getirilen yaş ve yıl hesaplarının aktuaryel dengeyi nasıl etkileyeceği bilinmemektedir.

Tasarıya reform diyebilmek için, birinci olarak, önce, üç sosyal güvenlik kuruluşunun tek çatı altına alınması gerekirdi.

İkincisi, sosyal güvenliğe devletin katkısı mutlaka sağlanmalıydı. Sosyal güvenliğe, Avrupa Birliği düzeyinde bir devlet katkısı yapılsa, SSK’nın herhangi bir açığı kalmayacaktır. Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırıldığında, görülecektir ki, sosyal güvenliğe devlet katkısı olmayan tek ülkedir. Yoksa, demin bir sayın konuşmacının dediği gibi, “yüzde 37” diye bir katkının aslı astarı yoktur; bu, tamamen palavradır.

Üçüncüsü ve en önemlisi, SSK’nın sağlık ve sigortacılık hizmetlerinin kesinlikle birbirinden ayrılmasını sağlamak gerekir. Tasarıda, bununla ilgili herhangi bir düzenleme yoktur. Yasa tasarısında, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine ilişkin hiçbir düzenleme bulunmamaktadır.

Bakınız, Türkiye’de sosyal güvenliğe bütçeden ayrılan pay, rant kesimine ödenen faizin yanında çok düşük kalmaktadır. Evet, sosyal güvenlik kapsamındaki 52 milyon kişiye, 1998 bütçesinde yüzde 10 oranında bir pay aktarılırken, 250 bin rantiyeciye yüzde 40 pay ayrılmıştır. Rakamsal ifadeyle, üç sosyal güvenlik kurumuna 1,4 katrilyon, faize ve rantiyeciye 5,9 katrilyon aktarılmıştır. Yani, 52 milyon insanımıza 1,4 katrilyon, 250 bin faizci ve rantiyeciye 5,9 katrilyon aktarılmıştır. İşte, asıl üzerinde durulması gereken budur, Türkiye’nin acı gerçeği de budur.

Yeni tasarıyla ne getirilmek isteniyor? Kadınların 58, erkeklerin 60 yaşını doldurması ve en az 7 000 gün prim ödemesi veya kadınların 58, erkeklerin 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4 000 gün prim ödemesi şeklindedir.

Bunlara niçin karşı çıkıyoruz? Karşı çıkmamızın nedenleri şunlardır: Türkiye’de, günümüzde, birçok kamu kuruluşunda, örneğin, Devlet Su İşlerinde, Köy Hizmetlerinde, Şeker Fabrikalarında, işçiler, yılda, üç ay veya altı ay gibi sürelerde çalışmaktadırlar. Yeni düzenlemeye göre, yılda üç ay çalışan bir işçinin 7 000 gün prim ödeme gün sayısını doldurabilmesi için, yaklaşık 75 yıl çalışması gerekiyor. Yine, altı aylık bir işçinin 7 000 gün prim ödeme gün sayısını doldurabilmesi için, en az 40 yıl çalışarak emekli olması gerekiyor. Bunun adı “mezarda emeklilik” değil “ahrette emeklilik” olur.

Türkiye’de, ortalama yaşam süresi, gelişmiş ülkelerin çok altındadır. Getirilmek istenilen düzenleme, işsiz gençlerin iş bulmasına engel olacaktır. Bizim önerimiz -54 üncü Refahyol Hükümeti döneminde; hatta, 55 inci hükümetin de katkıda bulunduğu; tüm sendikaların, sosyal tarafların, işçi, işveren ve emekli kuruluşlarının mutabık kaldıkları- kadınların 50, erkeklerin 55 yaşını doldurması ve 5 000 gün prim ödemesi veya kadınların 50, erkeklerin 55 yaşını doldurması, 15 yıl sigortalı olması ve 3 600 gün prim ödemesidir.

15 yıldan fazla hizmeti olan sigortalıların, yeni tasarıdan etkilenmemeleri gerekirdi. Bu işçilerimizin kazanılmış haklarının korunması şarttır.

Sayın Başbakan “benden fazla işçiyi düşünen olmaz” demektedir. İşçiyi düşünen, işçiye sahip çıkar. İşçiyi düşünen, işçinin, elli yılda, dişiyle tırnağıyla elde ettiği kazanımları bir kalemde yok edip atamaz.

Bu tasarıyla çalışma hayatımız felç olmuştur. Sosyal demokrat geçinenler, bir kez daha sınıfta kalmışlardır. Bu tasarı, işçiyi, haklı olarak sokağa dökmüştür; çalışanları perişan etmiştir.

Bakınız, Sayın Bakanın partisi, Anavatan Partisi, geçen dönem seçim broşürleri bastırmış, 55 yaş için “mezarda emekliliğe hayır” demiştir. Bunları siz bastırmadınız mı?! Bunlara bugün nasıl cevap vereceksiniz?!

Anavatan Partisi, bir defa daha suçüstü yakalanmıştır. Patronların, kartellerin emrinde olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. MHP ise, iki arada bir derede kalmış, şaşkınlığı hâlâ üzerinden atamamıştır. (MHP sıralarından gürültüler) Ama, işçimiz, memurumuz, emeklimiz, esnafımız, kendisine reva görülen bu zulmü unutmayacaktır; onlar da, size, günü geldiğinde bunun hesabını soracaklardır.

Bu tasarı, IMF’nin dayattığı ve Türkiye gerçekleriyle bağdaşmayan acı bir reçetedir. Bu hükümet, sosyal tarafları, maalesef, yok saymıştır. Sendikalarımızı, emekli kuruluşlarımızı adam yerine koymamıştır; çağırmış, dinlemiş; ama, sonunda bildiğini okumuştur. Bu hükümetin yapacağı en hayırlı iş, bu yasa tasarısını hemen geri çekmesidir.

Bizim önerilerimiz şunlardır:

Kaçak işçilikle ve bordroda düşük ücret ve kısa süreli çalışma gösterme uygulamasıyla etkili bir biçimde mücadele edilmelidir.

Kaçak işçi çalıştırmanın cezası artırılmalıdır.

Devletimiz, tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, sosyal güvenliğin finansmanına katkıda bulunmalıdır.

SSK’nın alacakları hızla tahsil edilmeli, prim borçlarının affı yoluna bir daha gidilmemelidir.

SSK, yeniden yapılandırılmalıdır.

SSK’nın fonları, iyi değerlendirilmelidir.

SSK’ya cihaz ve alet takviye edilerek, kurumun sunduğu sağlık hizmetinin kalitesi yükseltilmeli, böylece, kurum dışına hasta sevki sona erdirilmelidir.

Bugün, Ankara’da ve hatta Türkiye’de bütün özel hastanelerin gelirleri SSK’nın imkânlarıyla öngörülmektedir. Sağlık konusunda yapılan bir yatırımın fizibilitesi çıkarılırken, işverenler, iş çevreleri, SSK’nın imkânlarını göz önünde bulundurarak sağlık yatırımı yapmaktadırlar.

Yeni borçlanma yasası bir daha çıkarılmamalıdır.

SSK’nın sağlık personelinin sayısı artırılmalı, çalışan doktor, hemşire ve diğer sağlık elemanlarına prim esası mutlaka getirilmelidir.

SSK’nın ilaç ve tıbbî malzeme fabrikası yeni yatırımlarla geliştirilmeli, SSK’nın ilaç ve malzeme ihtiyacı SSK kuruluşları tarafından sağlanmalıdır.

SSK’da had safhada olan ilaç israfı önlenmelidir. 1998 yılı rakamlarıyla SSK’nın sadece ilaç masrafı 140 trilyonu aşmıştır. SSK’da ilaç masrafları önlenmeli, bilgisayar ağları kurularak, istismara meydan verilmeden ilaç teminine gidilmelidir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sözcü arkadaşımız, partimize sataşmada bulunmuştur; müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum... İçtüzüğün verdiği hakka istinaden, müsaade ederseniz kürsüden cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Açıklamada bulunmak istiyorsunuz...

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. Çok kısa...

V. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2. – Bartın Milletvekili Zeki Çakan’ın, Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler’in, partisine sataştığı iddiasıyla konuşması

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biraz önce, Fazilet Partisinden şahsı adına konuşan değerli arkadaşımız, özellikle, Anavatan Partisine sataşarak, “kartellerle ilişkide bulunup, suçüstü yakalanmıştır” gibi bir ifade kullanmıştır. Bu çatı altında, böyle bir ifadeyi, ben, kendilerine yakıştıramadığımı, kendilerine iade ettiğimi Grubum adına arz etmek istiyorum; ancak, yurt dışında bazı ilişkilerde suçüstü yakalananları da Yüce Meclisin ve kamuoyumuzun takdirine bırakıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

2. – Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, T.C. Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/495) (S.Sayısı: 114) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Açık oylama istiyoruz. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından “Oylamaya geçildi” sesleri)

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, açık oylama istiyoruz.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler... Tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) – Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Geç kaldınız efendim.

1 inci maddeyi okutuyorum :

İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU TASARISI

(SOSYAL SİGORTALAR KANUNU, TARIM İŞÇİLERİ SOSYAL SİGORTALAR KANUNU, TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU, ESNAF VE SANATKÂRLAR VE DİĞER BAĞIMSIZ ÇALIŞANLAR SOSYAL SİGORTALAR KURUMU KANUNU, TARIMDA KENDİ ADINA VE HESABINA ÇALIŞANLAR SOSYAL SİGORTALAR KANUNU, SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARINA TABİ OLARAK GEÇEN HİZMETLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUNUN BAZI MADDELERİ İLE İŞ KANUNUNUN BİR MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ VE BU KANUNLARA EK VE GEÇİCİ MADDELER EKLENMESİ, İŞSİZLİK SİGORTASI KURULMASI, ÇALIŞANLARIN TASARRUFA TEŞVİK EDİLMESİ VE BU TASARRUFLARIN DEĞERLENDİRİLMESİNE DAİR KANUNUN İKİ MADDESİNİN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMASI İLE GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI)

I. BÖLÜM

SOSYAL SİGORTALAR KANUNU İLE İLGİLİ DEĞİŞİKLİKLER

MADDE 1. – 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten önce Kuruma doğrudan vermek veya iadeli taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şu ana kadar bize yapılan müracaatta, grupları ve şahısları adına söz talebinde bulunan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Grupları adına; Fazilet Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Derin.

Şahısları adına; Bursa Milletvekili Sayın Ali Rahmi Beyreli, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mustafa Niyazi Yanmaz, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan, İstanbul Milletvekili Sayın Rıdvan Budak.

Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini, Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Derin ifade edeceklerdir.

Buyurun Sayın Derin.

Süreniz 10 dakikadır. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA AHMET DERİN (Kütahya)– Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 114 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım. Öncelikle, hepinizi, saygıyla, tekraren selamlıyorum.

Malum olduğu üzere, aylardan beri bu yasanın muhatapları sokaklarda... Bir dönem, resen emeklilik... İşçiler, kurumlar tarafından, KİT kuruluşları tarafından resen emekli edilmek durumunda bırakıldı; ama, bugün, ne olduysa, çalışsınlar; 58 yaşına, 60 yaşına kadar çalışsınlar diyoruz. Bu, aslında bir tenakuz idi; ya o doğruydu ya bu yanlış. Bir kararsızlık var, 54 üncü hükümet döneminde, tarafların anlaştığı, mutabakat sağladığı bir metin, komisyonlardan geçmiş, gündeme alınmıştı. İki yıl geçti aradan, bu iki yıl içerisinde, 55, 56 ve şu andaki 57 nci hükümetin iki büyük ortağı, sosyal güvenlik kuruluşlarımızın bu durumunu bilmesine rağmen, tarafların anlaştığı ve komisyonlardan geçen bir metin, bir tasarı, Genel Kurul gündeminde olmasına rağmen -iki şey daha ilave etmek istiyorum- 54 üncü hükümet döneminden sonra, 55 ve 56 ncı hükümetlerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanları tarafından da tasvip görmüş olan, o, 50-55 yaşı esas alan ve muhatapların 15 yılını müktesep hak kabul etmiş yasa tasarısı Genel Kurulda olmasına rağmen, hatta, iki üç ay önce, Sosyal ve Ekonomik Konseyde, 55-55 yaş üzerinde işçi, işveren ve hükümet temsilcileri anlaştıkları halde, bir anda, ne oluyorsa, 57 nci hükümet döneminde, bir birbuçuk ay içerisinde, SSK ve sosyal güvenlik kuruluşlarının yöneticilerinin bile haberi olmadan, bir gün, kamuoyuna, Sayın Bakan tarafından bir kanun taslağı getiriliyor. Bu taslak, pazartesi günü sunuluyor basına. Pazartesi günü sunulan taslak ile bir gün sonra basına deklare edilen taslak bile farklı.

Öyleyse, bu tasarı, kurum tarafından, kuruluş tarafından, sosyal güvenlikten sorumlu Bakan tarafından hazırlanmamış. Nereden çıktı?.. İşte, IMF heyeti geldi, şu andaki hükümetin paraya ihtiyacı var, iç borçlar korkunç boyutlara ulaşmış, bütçe açıkları korkunç boyutlara ulaşmış, sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarının 6 katı faiz ödemek mecburiyetinde kalan bir bütçeyle karşılaşılmış, bunun üzerine, IMF’nin, açıkları kapayabilmek için yıllardan beri ileri sürdüğü sosyal güvenlik açıklarına öncelik verilmiş.

Sayın Bakanım aylardan beri televizyona çıkıyor, bir hesap yapıyor, diyor ki: “Bugünkü açık sene sonunda 2,5 katrilyon olacak...” Belli değil... Bir ihtimal 2 katrilyon; hesaplıyorlar, bir ihtimal 2,2 katrilyon; Bakanım, gittikçe büyütüyor bunu. Gayri safî millî hâsıla hesapları yapıyor, diyor ki: “İşte, bugün için açık, gayri safî millî hâsılanın yüzde 2,7’si, on yıl sonra şu olacak, elli yıl sonra yüzde 16 olacak.” elli yıl sonra...

Elli yıl sonrasını düşünüyor, gayri safî millî hâsılanın yüzde 16’sı olacak diye; ama, bugün, gayri safî millî hâsılanın yüzde 8’ini, yüzde 10’unu götüren, bütçenin yüzde 40’ına tekabül eden faiz giderlerinin elli yıl sonra veya beş yıl sonra nereye ulaşacağının hesabını hiç yapmıyor. (FP sıralarından alkışlar) Bu gerekçe, ücretler açısından, açıklar açısından yapılan bu gerekçe, bana göre yersizdir, hatalıdır, sadece popülist bir değerlendirmedir; başka hiçbir şey değil, popülist bir değerlendirmedir. Siz, bir yıl sonra bütçe gelirlerinin tamamını faize verecek bir noktaya gelmişsiniz, tutuyorsunuz, sosyal güvenlik kuruluşları devlet tarafından yüzde 30-35’lere varan oranlarda sübvanse edilen bir dünyada, diyorsunuz ki, 2,5 katrilyon -bütçenin yüzde 8’i- sosyal güvenlik kuruluşlarına para ayırmam lazım; kral çıplak...

Şimdi, evet, 1 inci madde faydalı bir maddedir. Eskiden nasıldı? Daha önceki durumunda, işte “bir ay içinde verecek” deniliyordu. Vardığında sigorta müfettişi, “işte, işçiler yeni başladı” deniliyordu ve o güne kadar, eğer bir müfettiş gelmediyse, teftiş olmadıysa, sigortasız olarak işçiler çalışmış oluyordu; ama, şu anda ne yapılıyor? 2 nci maddede, hem işçiye hem işverene anında bildirme yapacağından dolayı, bildirme mecburiyetini getiriyor. 1 inci madde diyor ki: “İşçi çalıştırmaya başladığı tarihten bir gün önce, kurumca tespit edilmiş formu götürür verir veya taahütlü olarak gönderir.” Faydalı bir madde. Niye; çünkü, bu kuruluşu batıran, işçiler değil, prim ödeyenler değil; yıllardan beri, bu kuruluşu özerk hale getirmeyen siyasî zihniyet. Bakanım buradan diyor ki, bu kuruluştan, siyasiler, elini çeksin. Pekâlâ Bakanım, siz çeksenize şu anda bu kurumdan elinizi; özerkleştirsenize şurayı!.. (FP sıralarından alkışlar) Paralar benim, servet benim... KİT’leri özelleştiriyor devlet küçülsün diye; ama, sosyal sigortalar ve sosyal güvenlik kuruluşlarına gelince, genel müdürü siz atayacaksınız, yönetim kurulunu siz atayacaksınız, adamlarınızı, milletvekilliğini, belediye başkanlığını kazanamayan insanları getirip yönetime koyacaksınız; işçinin parası ve serveti üzerinde siyasî iktidarı orada tesis edeceksiniz, ondan sonra da diyeceksiniz ki, eyvah, battı bu kuruluş.

Her şeyden önce, aktif-pasif dengesini şöyle düşünüyoruz... Diyor ki Bakanım, bugün veya iki sene sonra emekli olacakları bu ilgilendirmiyor. Biz, kademeli yaptık bu işi. Şu anda işe başlayacak olanlar, ancak, 58-60 yaşında olacak diyor. 30 sene sonrasını niye düşünüyorsunuz?

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Doğru...

AHMET DERİN (Devamla) – Doğru da, bu aktif-pasif oranını 2’ye 1 veya 1,8’e 1 oranından, 6’ya 1’e doğru yükseltmek için yapılan şu uygulama, bu oranı kaç yıl sonra ideal rakama ulaştırır? Bu mantıksız; kurtarmaz bununla. Sosyal güvenlik kuruluşlarının, mutlaka, bir reforma ihtiyacı vardır, yeniden yapılandırılması gerekir. Sağlık ve emeklilik ayrılması gerekir. Hatta, sağlık kuruluşlarının, primi toplayıp, sağlık kuruluşlarının özelleştirilip, özel hastaneler gibi hizmet verebilecek bir noktaya getirilmesi gerekir. Kuruluşun yeniden yapılandırılıp, hantal vaziyetten kurtarılması gerekir. O, inşaatla, işverenle, şununla bununla uğraşmayacak bir noktaya getirilir, iki tarafın mutabakatıyla, sosyal grupların mutabakatıyla çok geniş kapsamlı bir reform, bir yenileşme, yeniden yapılandırma gerçekleştirilebilirse buna reform denir. Bu tasarıya reform denmez. Aktuaryel dengeyi nereden bulacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Derin, sürenizi 2 dakika uzatıyorum.

Buyurun efendim.

AHMET DERİN (Devamla) – Bugünkü ekonomik sistemde, bırakın, yeni sigortalı işçi eklenmesini, mevcut olan işçi sayısında, mevcut sigortalı sayısında, aktif sigortalıda bir yıl içerisinde 600 bine yakın düşme meydana geldi. Yani, basında yazılanlara göre, şu bir yılın içerisinde, krizlerden dolayı, bir hesaba göre 300 bin, bir hesaba göre 600 bin kişinin işinden olduğu ifade ediliyor. Bu açıdan, bu sadece 1 inci madde veya şu getirilen yasa tasarısındaki önlemlerin, katiyetle, bu aktuaryel dengeyi bir anda hemen sağlayabilmesi mümkün değildir.

Bunu bozan kimdir? Bu rakamlar büyütülüyor; milletin gözü korkutuluyor; katiyyetle... Bakın, şu ana kadar, ilk dört ay içerisinde SSK’ya hazineden yapılan yardım 387 trilyon lira; aynı kuruluşun, SSK’nın özel sektör ve kamu kuruluşlarından alacağı tam 415 trilyon lira. 415 trilyon lirasını zamanında almış olsaydı, bugün Sosyal Sigortalar Kurumu açık vermeyecekti.

Bakın, sosyal güvenlik kuruluşu diyoruz; Emekli Sandığı da açık veriyor, Bağ-Kur da açık veriyor. Niye Bağ-Kur ve sosyal güvenlik kuruluşları gündeme getirilmiyor da sadece SSK getiriliyor?

EROL AL (İstanbul) – Diğerleri de aynı.

AHMET DERİN (Devamla) – Diğerleri de aynı.

Sadece SSK’nın üzerinde duruluyor. Çünkü, onların ellerinde greve gitme, işi yavaşlatma, üretimi durdurma hakları var; memurun böyle bir hakkı yok, onlara sendikal hakları verilmemiş. O açıdan, durmadan Sosyal Sigortalar Kurumunun üzerine gidiliyor. Bakın, 415 trilyon lira alacağı olan bir kuruluşa, devlet bugüne kadar hazineden sadece ve sadece 387 trilyon lira para aktarmış. Sosyal Sigortalar Kurumu kaç milyon kişiye hizmet veriyor; 32 milyon kişiye hem emeklilik hem sağlık hizmeti veriyor. Bunun dışında, sosyal güvenlik kuruluşları sadece bunlara değil; şeref aylığı, şehit aylığı, yaşlı aylığı ödüyor. Bunları zaten devletin ödemesi gerekir.

Devletin ödemesi gerekenleri kişinin üzerine yüklemenin bir reform olmadığını ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Derin.

Gruplar adına ikinci söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Sevgi Esen’in.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Reformu Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlarım.

İkinci demokrasi programıyla, ülke geleceğine dönük ve büyük Türkiye hedefine yönelik tüm program ve projelerini ortaya koyan ve programın takibini halkı adına görev sayan Doğru Yol Partisinin bir milletvekili olarak, Sosyal Güvenlik Reformu Tasarısına bakışımız da, çok net ve çok bilinen olacaktır. Bu nedenle, çok büyük huzur duyduğumu ve popülist politika yapmadığımızı, yüce milletin huzurunda ifade etmek, gerçeği ifade etmek istiyorum. Gerçek odur ki; “okumamışsınız, bilmiyorsunuz” diye kürsüye yürüyerek veya “biz yaparız olur”, “yaptığımız doğrudur”, “yanlışsa döneriz” politikalarıyla bu tasarıdaki boşlukları gizlemek mümkün değildir. (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ülkemizin biriken sorunları içerisinde yapılması beklenen reformların içerisinde, hiç şüphe yok ki, sosyal güvenlik reformu baş sıralardan birini almaktadır. Eğer, reform beklentileri, nüfusun yarısını ilgilendiriyorsa ve bu nüfusun yarısının beklentisi, bu maddelerin değişikliği görünümü değil gerçek reform ise, tabiî ki, beklentisi de çok büyük olacaktır. Bu açıdan sosyal güvenlik tasarısına baktığımızda, yaş saplantısına takılmış, ülke ve çalışan gerçeklerinden soyutlanmış, ne çalışanı memnun eden ne işvereni memnun eden, bu arada sosyal güvenlik kavramından çok uzak bir düzenlemeyle karşı karşıya kaldığımız anlaşılmaktadır.

Tartışmasız olan şudur ki, sorunların, öncelikle doğru biçimde tespitidir. Bu konuda, zannediyorum, gruplar ile hükümet ve bakanlık arasında bir görüş farkımız yoktur.

Yıllarca yapılan yanlış uygulamalarla, ülkenin temel taşı sosyal güvenlik kurumları çökertilme noktasına getirilmiş, bu işlemlerde hiç olumsuz katkısı olmayan çalışanlar adına düzenlemeler yapılmak istenerek, olumsuz netice çalışana ve dolaylı olarak da, tüm kamuoyuna fatura edilmiş ve günümüz, sosyal bir kaosa getirilmiştir. 4,5 milyon kayıtdışı istihdamı ve bunu destekleyen taşeron sistemini çalışanlar mı yaratmıştır?! ILO normlarını sakın hayata geçirmeyin mi demişler?! Kayıtlı çalışanların asgarî ücret düzeyinde beyan edilmesine göz mü yummuşlar?! Sigortalılardan devlete gelir transferinin yapılmasını yine çalışanlar mı istemiştir?! Hiç şüphe yok ki, kurum alacaklarının takibinde de, borçlanma yöntemiyle kuruma yük getirilmesinde de çalışanların günahı yoktur. Hiçbir geçmiş hikâyesi bugün doğru yapmayı engelleyemez. O halde, Yüce Meclisin yapacağı, hakkı haklıya teslim etmek olmalıdır. Esasen, yasamanın, yürütmenin, yargının uymakla mükellef olduğu ana kural, Anayasanın 2 nci maddesinde devlet -millet çizgisi belirtilirken, sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanarak, 49 uncu maddesinde çalışmanın hak ve ödev olduğu, devletin, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli bir ortam yaratmak, devlet- işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri almak hükümleri yer almıştır.

Anayasa hükümlerinden günümüze gelelim. Anayasaya uyum nerede? Barış nerede? Tedbir nerede? Çalışanların hayat seviyesini yükseltmek nerede? Çalışanları korumak nerede? Biz, nerede sorusuna büyük bir samimiyetle toplumsal uzlaşmada diyoruz.

Değerli milletvekilleri, Anayasanın 60 ıncı ve 61 inci maddelerine bakalım. Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu, dulların, yetimlerin, yaşlıların özel olarak korunması gerekliliğini amir bu maddelerin ruhundan uzaklaşabilir miyiz? 2000’li yıllara yaklaşırken, bireyin hakları önplana çıkarken, bireyi bir bilinmeze, ahretteki emekliliğe göndermeye bu tasarıdan başka ne yasalarımız müsaittir, ne de Türk örf ve âdetleri.

Değerli milletvekilleri, biz biliyoruz ki, sosyal güvenlik kurumlarıyla ilgili ciddî tedbirler almak, gerçek bir reform yapmak millete olan borcumuzdur. Özel sandıkların yükünün Sosyal Sigortalar Kurumuna bindirilmesine, sosyal güvenlik kurumlarının ilaç, tıbbî araç gereç ihtiyaçlarının giderilmesinin sömürülmesine, yanlış istihdam ve liyakat sisteminden uzaklaşılmasına, kayıtdışının özendirilmesine, çalışanların sistemden çıkarılmasına izin vermemiz mümkün değildir.

Yine, pozitif siyaset anlayışı içinde, sizlere ve millete, sorunun çözümlerini, bu kanunun görüşülmesi sırasında, bu kürsüden ısrarla söyleyeceğiz.

Bir de olaylara hayatın içinden bakalım: Yasal güvence, çalışma güvencesi olmayan bir düzenlemenin yaratacağı gelecek, sadece “emeklilik” kelimesinin lügatlardan silinmesidir. Hiç kuşku yok ki, gelecek nesiller “emekli” kelimesini öğrenemeyeceklerdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri, kazanılmış hakların yok edilmesi hangi sistemde görülmüştür?! Eğer, görüşülmekte olan kanun tasarısı, bu özeleştirilerden, ilgililerin tüm iyi niyetli önerilerinden uzak olarak, sadece sayısal güçle kanunlaşacaksa, tasarının 1 inci maddesinde belirtilen, işveren, işyeri bildirgesini işçi çalışmaya başlamadan evvel kuruma ha vermiş, ha vermemiş, hiç önemi yok; kurum da, örnek hazırlamak gibi bir sıkıntıya girmesin.

Bizim, milletimiz için, bu sayısal güç ısrarında, bu tabloda söyleyeceğimiz tek şey, bütün çalışanlara Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Esen.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına yapılan söz taleplerine geçiyorum.

İlk söz, Bursa Milletvekili Sayın Ali Rahmi Beyreli’nin. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

ALİ RAHMİ BEYRELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunarım.

Hükümetimiz tarafından hazırlanarak Yüce Heyetinizin huzurlarına getirilen sosyal güvenlikle ilgili kanun tasarısının 1 inci maddesiyle, bir sonraki maddede yapılacak düzenlemeye işlerlik kazandırılması amaçlanmaktadır. Buna göre, sigortasız işçi çalıştırılmasının önlenmesine yönelik bir adım atılmaktadır.

Maddeyle, işyerinin, Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirimde bulunma süresi olan bir aylık süre kaldırılmakta ve işverenin, işyeri bildirgesini, işçi çalıştırmaya başladığı tarihten önce Kuruma bildirme zorunluluğu getirilmektedir.

Umuyor ve diliyorum ki, bu düzenleme, hepimizin şikâyet ettiği ve ülkemizde büyük boyutlara ulaşan kayıtdışı işçilik problemine çözüm getirsin.

Maddenin, insanımıza güzellikler getirmesini diler, hepinize saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beyreli.

İkinci söz, Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın.

Buyurun.(FP sıralarından alkışlar)

Sayın Yanmaz, süreniz 5 dakikadır.

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 1 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Tasarının 1 inci maddesinde, özetle “işveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini, işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten önce Kuruma vermekle yükümlüdür” deniliyor.

Değerli arkadaşlar, tasarının 1 inci maddesi, 2 nci maddesine işlerlik kazandırabilmek için düzenlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de, hemen hemen herkes, muhalefetiyle iktidarıyla, sokaktaki vatandaşıyla, yediden yetmişe, herkes, sosyal güvenlik sistemimizin çöktüğü hakkında hemfikirdir; sosyal güvenlik sisteminin rehabilite edilmesi konusunda da mutabık; fakat, bu konuda, her nedense, muhalefet kesiminin, emek platformunun, son iki üç aydır iktidarı yumuşatmaya yönelik takındığı tavır, iktidarı bir türlü yumuşatmıyor.

Değerli arkadaşlar, iktidar sözcüleri burada konuşurken, hep, geçmişteki siyasîlerin popülizminden bahsettiler. Doğrudur, hakikaten, siyasîler, geçmişte, o zamanın şartlarında popülist davranmışlar, yaş, prim, işgünü konusunda birtakım iyileştirmeler yapmışlar ve erken emekliliğe sebebiyet vermişler.

Değerli milletvekilleri, her nedense, bizde ya ifrat ya da tefrit var. Geçmişte, popülist davranılmış, oysa bugün, zulüm yapıldığına inanıyorum. Bu nasıl bir yasa?! Bu nasıl bir yasa?! Muhalefet karşı çıkıyor, emek platformu karşı çıkıyor, sendikalar karşı çıkıyor, işçiler, emekliler, herkes karşı çıkıyor; ama, iktidar diyor ki, illa bu olacak.

Arkadaşlar, Türkiye’deki mesele, cep meselesi değil, Türkiye’deki mesele, kafa meselesidir. Biz, bu dayatmacı zihniyetten vazgeçmediğimiz sürece, Türkiye, içinde bulunduğu bu durumdan bir türlü çıkamaz.

Arkadaşlar, bu maddeyle aktuaryel dengenin bozulması önlenmeye çalışılıyor. Aktuaryel denge, sadece işçi yaşının, emeklilik yaşının yükseltilmesiyle, prim, işgününün artırılmasıyla mı olur? Aktuaryel denge, toplanan primlerin oluşturduğu fonların rantabl kullanılmasıyla da, SSK’nın sahibi olduğu gayrimenkullerin, günün rayiçlerine göre kiraya verilmesiyle de olur. Bakın, SSK’nın sahip olduğu gayrimenkullere:

2 katrilyon liralık borç batağında bulunan, memur ve işçiler başta olmak üzere, tüm çalışanların tepkisini çeken, sosyal güvenlik reformuyla kurtarılmaya çalışılan Sosyal Sigortalar Kurumu, gayrimenkul zengini. Yurdun değişik yerlerinde, büro, dükkan, mağaza, otel, lokanta, sinema, kafeterya, garaj, düğün salonu gibi 2 941 gayrimenkulü bulunan Sosyal Sigortalar Kurumunun bu varlıklarını kimin işlettiği ve kuruma yılda ne kadar gelir getirdiği bilinmiyor.

SSK’nın sahip olduğu gayrimenkuller şöyle: 1 783 büro, 786 dükkân, 194 mağaza, 50 depo, 46 çay ocağı, 4 otel, 7 lokanta, 9 sinema, 1 düğün salonu, 4 kafeterya, 6 pastane, 2 otogar, 2 konferans salonu, 9 vitrin, 14 gezinti alanı, 22 WC ve 2 garaj.

Değerli milletvekilleri, bu Meclis, hakikaten var gücüyle çalışıyor, bu yazın ortasında mesaisini, insanına, halkına adamış; fakat, arkadaşlar, madem bu kadar çalışıyoruz, madem bu kadar yoruluyoruz, gelin halkımızı da hoşnut edecek, insanımızı da hoşnut edecek şeyler yapalım. Yaptığımız, çıkaracağımız tasarının insan merkezli olması lazım; fakat, görülüyor ki, getirilen bu sosyal güvenlik yasa tasarısı, tamamen finans kaygısıyla yapılan bir tasarı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sürenizi 1 dakika uzatıyorum.

Buyurun efendim.

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine tekrarlıyorum, bu tasarıdan, iktidarın dışında, hiç kimse ama hiç kimse memnun değil. Ben inanıyorum ki, iktidar partisinin değerli üyelerinden de memnun olmayanlar var. Nitekim, DSP’nin kendi içinde ikna edemediği arkadaşlar var; fakat, suizan etmiyoruz; görünen köy kılavuz istemez; bu yasa tasarısından memnun olan sadece bir mihrak var, o da IMF. Memur maaşları, enflasyonun altında, yüzde 20 artırıldı; tahkim yasası çıkarıldı; şimdi de sosyal güvenlik sistemimizle ilgili bu yasanın çıkarılmasıyla işi tamamlamış oluyoruz, gelsin IMF’nin kredileri diyoruz.

Değerli arkadaşlar, muhalefet olarak, tekrar tekrar söylüyoruz, bunu yazboz tahtasına çevirmeyelim; Zekeriya Temizel’in vergi yasasına çevirmeyelim; bir yıl sonra kafanıza dank eder; ama, iş işten geçmiş olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yanmaz.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 1 inci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Bu madde üzerinde verilmiş dört tane önerge vardır; önergeleri, önce veriliş sırasına göre okutacağım; sonra, aykırılık sırasına göre işleme koyacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten önce Kurumun ilgili birimine doğrudan vermek veya iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten önce işyerinin bulunduğu ildeki sigorta müdürlüğüne doğrudan vermek veya iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten önce Kurumun ilgili sigorta müdürlüğüne doğrudan vermek veya iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – 4 üncü ve son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen 17.7.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kunununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Mehmet Bedri İncetahtacı Mehmet Çiçek

Sakarya Gaziantep Yozgat

Zeki Ünal Yakup Budak Musa Demirci

Karaman Adana Sıvas

Bekir Sobacı Ali Coşkun Azmi Ateş

Tokat İstanbul İstanbul

Ali Gören Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Adana Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç Muğisuddin M. Zeki Çelik Rıza Ulucak

Ankara Ankara Ankara

Mehmet Zeki Okutan İsmail Özgün Alaattin Sever Aydın

Antalya Balıkesir Batman

Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata İsmail Alptekin

Bayburt Bingöl Bolu

Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz

Bursa Bursa Çankırı

Yasin Hatiboğlu Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu

Çorum Diyarbakır Diyarbakır

Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç Tevhit Karakaya

Elazığ Elazığ Erzincan

Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı Aslan Polat

Erzurum Erzurum Erzurum

Nurettin Aktaş Turhan Alçelik Mustafa Geçer

Gaziantep Giresun Hatay

Metin Kalkan Ali Güner Azmi Ateş

Hatay Iğdır İstanbul

Mustafa Baş İrfan Gündüz İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kapusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Mehmet Elkatmış Sabahattin Yıldız Eyüp Fatsa

Nevşehir Muş Ordu

Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın Ahmet Demircan

Rize Sakarya Samsun

Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu

Samsun Siirt Sıvas

Yahya Akman Zülfükar İzol Ahmet Karavar

Şanlıurfa Şanlıurfa Şanlıurfa

Abdullah Veli Seyda Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan

Şırnak Van Yozgat

Mehmet Çiçek

Yozgat

Değiştirilen Metin :

“İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini, işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten sonra 15 gün içinde Kuruma vermek veya iadeli taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, en aykırı önergeden başlayarak, önergeleri işleme koyuyoruz.

En aykırı önerge, en son okunan önergedir; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen 17.7.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları

Değiştirilen Metin :

“İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini, işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten sonra 15 gün içinde Kuruma vermek veya iadeli taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükümet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge sahibi, gerekçe mi okunsun, yoksa, konuşacak mısınız?

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Konuşacağım efendim.

BAŞKAN – Önerge sahibi, önergesini açıklamak üzere 5 dakikalık bir konuşma yapacaklardır.

Buyurun.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz için çok önemi haiz bir reform tasarısını görüşmeye çalışıyoruz. Öncelikle bir hususu belirtmekte fayda mülahaza ediyorum: Dünyanın her yerinde, reform niteliğinde yasalar hazırlanırken, o yasaya en önemli destek, hazırlanan bir bilimsel analiz raporu olur. Bu bilimsel analiz raporunun olmaması, o reform için en büyük eksikliktir. Ben, burada hatırlıyorum, gerek Sekiz Yıllık Temel Eğitim Kanunu çıkarken gerek Vergi Kanun Tasarısı çıkarken gerek bu tasarı çıkarken, hep bu bilimsel analiz raporunu dikkatle takip ettim, acaba, gerçekten, böyle bir rapor var mı diye; fakat, şu ana kadar böyle bir raporun bulunmadığına şahitlik ediyorum, bu beni üzüntüye sevk ediyor.

Şimdi, bakınız, böyle bir şey olduğu zaman, bir hususu düzeltmeye çalışırken, bazı noktalarda aşırılığa kaçıyoruz.

1 inci madde şöyle bir düzenleme yapıyor ve diyor ki: “İşveren, örneği Kurumca hazırlanacak işyeri bildirgesini işçi çalıştırmaya başlayacağı tarihten önce Kuruma doğrudan vermek veya iadeli taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.” İlk bakışta baktığımız zaman bu doğru bir düzenleme ve işçiden yana bir düzenleme; ama, gerçekçi mi; hayır, gerçekçi değil; çünkü, biz biliyoruz ki, bir işyerinin çalışmaya başlayabilmesi için, işçilerle olan ilişkilerini sağlıklı bir zemine oturtabilmesi için, asgarî 15 günün geçmesi lazım. Biz, bu önergeyi verirken, çalıştırmaya başlayacağı tarihten 15 gün sonra Kuruma vermek şeklinde bir düzenleme yaptık.

Bunu yaptığımız zaman neyi amaçlıyoruz? İşçi ile işveren arasındaki ilişkinin sağlıklı bir zaman ve zemine oturmasını amaçlıyoruz; fakat, böyle bir şey olmadan, diğer meselelerdeki açığı bu noktalarda yapılacak düzenlemelerle kapatmaya çalıştığımız zaman, burada birtakım aşırılıklara sebebiyet veriyoruz.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında “bilimsel analiz raporu” derken, işte, bunu kastetmiştim. Eğer, bir yasa tasarısı -bu reform olur veya başka bir yasa tasarısı olur- o ülkenin gerçeklerinden, o ülkenin işveren ve işçi gerçeklerinden hareket ederek hazırlanmazsa, masa başında hazırlanırsa, Sayın Bakanımız ne kadar iyiniyetli olursa olsun, ne kadar Türkiye’nin bu meselesini çözmek için gayret sarf ederse etsin, netice alması mümkün olmayacaktır. İşte, 1 inci madde, işçiden yana görünmesine rağmen, gerçekçi değildir ve gerçekçi çözümler üretmemektedir.

Bakınız, ben inanıyorum ki, şayet, bu yasa yürürlüğe girerse, çalıştırmaya başladığı tarihten itibaren işçi bildiren işverenlerin sayısında süratle bir azalma meydana gelecek ve bunun takibi, bizim, maliyetinden daha pahalı birtakım ödemeler yapmamıza sebebiyet verecektir.

Dolayısıyla, bu önergemizin, daha gerçekçi olacağı şekliyle düşünüldüğünden, milletvekillerimizin bilgisine arz edilmesinde fayda mülahaza ettik; bunu bildirdik.

Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim efendim. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İncetahtacı.

Önergeye, Komisyon ve Hükümet katılmamıştır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum...

MEHMET YAŞAR ÜNAL (Uşak) – Sayın Başkan, 3 önergemi geri çekiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yaşar Ünal, önergelerini geri almıştır.

Teşekkür ederim.

Böylece, 1 inci maddenin müzakereleri tamamlanmış oluyor.

Maddenin oylamasına geçeceğiz; ancak, maddenin açık oylanması konusunda bir talep vardır.

Önerge sahiplerinin salonda bulunduklarını arayacağız efendim.

Saffet Arıkan Bedük?.. Burada.

Turhan Güven?.. Burada

Hayri Kozakçıoğlu?.. Burada.

Necati Yöndar?.. Burada.

Hacı Filiz?.. Burada.

İbrahim Konukoğlu?.. Burada.

Sebahattin Karakelle?.. Burada.

Mehmet Ali Yavuz?.. Burada.

Nevzat Ercan?.. Burada.

Ali Şevki Erek?.. Burada.

Mustafa Eren?.. Burada.

Hakkı Töre?.. Burada.

Teoman Özalp?.. Burada.

Yener Yıldırım?.. Burada.

Mustafa Örs?.. Burada.

Ramazan Gül?.. Burada.

Salih Çelen?.. Burada.

Oğuz Tezmen?.. Burada.

Ahmet İyimaya?.. Burada.

Bir kişi eksik.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Tekabbüllerimiz var; Burhan İsen arkadaşımız tekabbül ediyor. (ANAP sıralarından “Olmaz” sesleri)

TURHAN GÜVEN (İçel) – Niye olmaz?! İçtüzüğün 143 üncü maddesine göre 15 imza lazım zaten, 20 değil.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 20 kişiye ulaşılmıştır. Böylece, İçtüzüğün 81 inci maddesi uyarınca açık oylama yapılacaktır.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Açık oylama için 5 dakikalık süre vereceğim.

Cihaza giremeyenler, lütfen, yardım istesinler.

Sayın Bakanlardan vekâleten oy kullanacaklar, usulüne göre oy kullansınlar.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, önerge oylaması mı, madde oylaması mı; bir açıklık getirir misiniz?

BAŞKAN – Müzakeresini tamamladığımız 1 inci maddeyi oyluyoruz. Zaten, onun üzerine talep yapılmıştı.

Oylamayı başlatıyorum efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1 inci maddenin yapılan açık oylaması sonucunda, 371 sayın üye oy kullanmış; 1 üyemiz çekimser, 85 üyemiz ret, 285 üyemiz ise kabul oyu kullanmışlardır. Böylece, tasarının 1 inci maddesi, komisyondan geldiği şekliyle kabul edilmiştir.

Şimdi, tasarının 2 nci maddesini okutuyorum :

MADDE 2. – 506 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün Kuruma veya iadeli-taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleri ile Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde Kuruma verilen veya iadeli- taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2 nci madde üzerindeki söz taleplerini okuyorum :

Gruplar adına; Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu.

Şahısları adına; İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural, Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan, İstanbul Milletvekili Sayın Rıdvan Budak.

Önce, konuşmalara, gruplar adına talep edilen sözlerle başlıyoruz.

Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sıra sayısı 114 olan, sosyal sigortalar, sosyal güvenlik kuruluşlarına ilişkin yasa tasarısıyla ilgili olarak Grubum adına söz almış bulunuyorum.

Bahis konusu olan madde, 2 nci madde. Değerli arkadaşlar, bu 2 nci maddede, yasa, işverene, çalıştıracağı kimseleri işe başlamadan önce Kuruma bildirme yükümlülüğü getiriyor. İlk defa işyeri açanlara ise, ilk işe başlayan işyerlerine ise, bir aylık bir süre içerisinde bildirme imkânını getiriyor. Tabiî, bu arada, yeni açılan işyerleri için, bu, güzel bir imkân; ancak, 1 inci maddede belirtilen hükümle ilişkili olarak düşündüğümüz zaman, yeni açılan işyerlerine bu bir aylık imkân verilirken, yıllardır çalışmakta olan, uygulamaları yapmakta olan, halihazırda çalışmakta olan, piyasanın, ekonominin sıkıntılarını göğüslemekte olan, üstlenmekte olan firmalardan bu esirgenmiş bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, bugüne kadar bir uygulama vardı; işe başlayan işçilerimiz, bir ay içerisinde, işverenler tarafından sosyal sigortalar kurumlarına yahut sosyal güvenlik kurumlarına bildiriliyor idi. Bu bildirgeler neticesinde de, çalıştığı gün sayısı, ödediği prim miktarı, aldığı net veya brüt maaşı, işyerinin görülebilecek bir yerinde, işçinin görebileceği bir şekilde bir duvara asılmak suretiyle ilan ediliyordu. Dolayısıyla, burada, bu yeni getirilen uygulamada, işyerlerine, öyle zannediyorum ki, birtakım sıkıntılar gelecek. Tabiî, bu tasarıyı hazırlayan arkadaşlar, kurum açısından düşünerek hazırlamışlar; ama, bu tasarının hazırlanışında, bir de çalıştıran açısından, işveren açısından, piyasa açısından düşünülmesi gerekiyordu.

Düşünebiliyor musunuz; bir tarım işletmesi, üç günlük işçi çalıştıracak, beş günlük işçi çalıştıracak, hemen daha işe başlamadan bildirgesini gönderecek, üç gün sonra, tekrar, ayrıldığını gösteren bildirgeyi gönderecek... Halbuki, daha önceki uygulama, daha ilmî, daha kolaylaştırıcı, her iki işi -bildirme ve ayrılma işini- aynı bildirgede gösterme imkânı veren bir düzenlemeydi. Bu düzenlemeden şimdi sarfınazar edildi; başlamayla ilgili ayrı bir düzenleme geliyor, işi bırakmayla ilgili ayrı bir düzenleme geliyor.

Gönül isterdi ki, eski uygulama korunsun. Bildirmemekten doğan bir sıkıntı varsa, bildirmemek gibi bir endişe varsa -ki, o amaçla hazırlandığı kanaatini taşıyorum- onunla ilgili olarak başka türlü bir düzenleme, daha başka türlü bir yaptırım maddesi buraya konulması mümkün oluyordu; ancak, tabiî, ülkemizde, yönetimler, daima muhataplarını suçlu görme alışkanlığı içindeler. Zaten, devlet kurum ve kuruluşlarının mantalitesi de bu.

Dolayısıyla, insanların bir bütün olarak hakları ele alınmıyor, taraflar olarak haklar ele alınıyor; devletin daima haklı olduğu, devlet müesseselerinin daima haklı olduğu, onların yanlış yapmayacağı, karşılarındaki muhataplarının hata içinde oldukları kabul edilerek düzenlemeler yapılıyor.

Ben, çok iyi hatırlıyorum; rahmetli Özal, bir perensibi vardı, “benim vatandaşım doğru ifade ediyor, benim vatandaşım doğru söylüyor, benim vatandaşım doğru beyan ediyor prensibini önüme koyup bu şekilde yasaları hazırlarım, bu şekilde kurumlarım davranış içinde bulunurlar” diyordu; ama, şimdi görüyorum ki “efendim, benim işverenim beni yanıltır, benim işverenim beni kandırır, benim işverenim beni yanlış yere sürükler” gibi bir imajla, piyasanın üzerine bir taraftan yükleniliyor, işçinin üzerine de diğer taraftan yükleniliyor. Nasıl mı diyeceksiniz; işte, bu tip düzenlemelerle, işverenlerimiz mutazarrır ediliyor, rahatsız ediliyor. Rahatsız edilme duygusu, insanda iş kapasitesini azaltır, iş yapma aşkını, şevkini düşürür.

Diğer taraftan da, işçilerimize “siz bu yaştan önce emekli olamazsınız” demek suretiyle, Türkiye’nin ekonomisini ayakta tutan, çalışan ve çalıştıran kesimleri temsil eden kimseler rahatsız edilmek suretiyle, gündeme bir huzursuzluk getirilmiş bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, hak anlayışının zedelendiği ülkelerde, hemen peşinden ekonomide bozulmalar, ekonomide bozulmaların arkasından özgürlürlerin kısıtlanması, özgürlüklerin kısıtlanmasının ardından da yaşam standartlarının bozulmasının geldiğini görüyoruz. İşte, bugün, ülkemizde yaşadığımız olay budur, hadise budur. Toplumla yönetim arasında, toplumla toplumun kesimleri arasında, yönetimde, hatta yönetimin birimleri arasında bir güvensizlik vardır. Bu güvensizliği ortadan kaldırmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık 54 milyon insanı ilgilendiren bu yasa tasarısında, biz, Fazilet Partisi olarak, uzlaşmayı mutlaka arayacağız. Siz, haklı olduğunuzu düşündüğünüz maddelerde bile bizi karşınızda göreceksiniz; sizi tenkit edeceğiz. Neden tenkit edeceğiz; çünkü, neredeyse toplumun bütününü ilgilendiren bu yasa tasarısında, uzlaşılmış olması şartı vardı. Biz, uzlaşmamış bir taraf olarak, uzlaşma imkânı bulamamış bir taraf olarak, herhalde takdir edersiniz, 54 milyon insanın yanında olmak durumunda ve mecburiyetindeyiz. Eğer bir ülkede bir düzenleme yapılıyorsa, o ülkenin insanı için yapılıyor, o ülkenin selameti için yapılıyor. Dolayısıyla, bizim, mutlaka arayacağımız unsur, uzlaşma olacaktır ve bunda da ısrarlı bir şekilde davranacağız.

Bu tasarı, ne iktidar ne de muhalefet tartışmasına, aslında, konu olmamalıydı. Bu tasarı, iktidarıyla muhalefetiyle 54 milyon insanın yanında olacak bir tasarı olmalıydı. Aslında, yasalarda yapılan düzenlemeler, verilen haklar, geri almak suretiyle değil, daha iyileştirmek suretiyle geliştirilmeliydi.

OECD ülkelerinin raporlarında -baktığımız zaman- tabiî, bizim önümüze birtakım bilgiler konuluyor; ama, bu bilgiler, şu bardağın yarısı boş veya yarısı dolu şeklinde takdim ediliyor. Bakın, 1988 OECD raporları... Bunu, doğrudan doğruya OECD’den getirttik. Fransa’da, 1960 yılında, sosyal emeklilik, ortalama olarak 64,5 yaş iken, 1995 yılında 59,2; geriye çekilmiş. Yani, OECD ülkeleri, batılılaşmış ülkeler, vermiş oldukları hakları işçi lehine iyileştirmişler; ekonomileri iyileştikçe, emeklilerine daha iyi imkânlar sağlamışlar. Takdir edersiniz ve bilirsiniz; ekonomide, işleyen taraf, gerek çalışan gerek çalıştıran taraf ne kadar genç ve ne kadar dinamik ise, o ülkenin ekonomisi o kadar dinamiktir, o kadar ataktır, o kadar işlev yapma gücüne sahiptir; ama, siz, bu yasayla, bu düzenlemelerle, daha başında işvereni güvenilir olmamak gibi bir ithamla yasaya başlıyorsunuz. Tabiî, bu yasanın sonuna doğru, işçiyi ilgilendiren kısımlarındaysa, tabiî, aynı sıkıntı, aynı rahatsızlık işçi kesimine geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karapaşaoğlu, sürenizi 2 dakika uzatıyorum.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, biraz önce de belirttiğim gibi, bir uzlaşma tasarısı olmalıydı. Aslında, iktidar partileri, dayatma gibi bir tutum içinde bulunurlarsa, böyle bir tutum sergilerlerse, bu tavır muhalefet partilerine karşı bir tutum olmaz. Yani, sizin bu tutumunuz, muhalefete karşı bir tutum değildir; sizin bu tutumunuz, 54 milyonu ilgilendiren bir yasada, bu 54 milyona karşı bir tutumdur.

Biz, bir dostluk anlayışı içerisinde, bir işbirliği anlayışı içerisinde, sizin, bu yasayı çalışan lehine, çalıştıran lehine daha iyileştirmek mecburiyetinde olduğunuzu ifade ediyoruz ve bu yasa tasarısının bazı maddelerinin iyileştirileceği kanaati ile Değerli Başkanımıza ve Değerli Parlamentomuza, siz değerli arkadaşlarımıza, Grubumuz adına saygılarımızı sunuyoruz. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karapaşaoğlu.

Gruplar adına ikinci söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş’ın; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 114 sıra sayılı sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilgili yasa tasarısı üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bugün, Türkiye’deki nüfusun yüzde 85’ini doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren çok önemli bir yasa tasarısını müzakere ediyoruz. Sayın Bakan, konuyu, hem Bütçe Komisyonunda hem Genel Kurulda takdim ederken, biraz, Sosyal Sigortalar Kurumundan sorumlu bakan gibi takdim ediyor. Oysa, Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi var, diğer sosyal güvenlik kuruluşları var ve sosyal güvenlik sisteminin sorunları var. Bu sorunları, doğru ortaya koymadan, gerçek rakamlarla, gerçek durumu yansıtacak tanımlarla ortaya koymadan çözmek imkânımız yoktur. Onun için, adına reform da desek, başka tanımlarla da versek, bu, bir reform falan değil, mevcut 506 sayılı Kanunun birkaç maddesinde yer alan rakamların kendi içinde yükseltilmesinden ibaret.

Türkiye, sosyal güvenlik konusunu doğru tartışmak, doğru ortaya koymak zorunda. Önemli bir konu ve Türkiye nüfusunun yüzde 85’ini ilgilendiren bir konu.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin sosyal sigortalar sisteminde, sosyal güvenlik sisteminde, sosyal yardımlar dahil, sosyal hizmetler dahil, tüm harcamaları, 63 milyon insan için ve bundan yararlanan 53 milyon insan için, sadece, millî gelirinin yüzde 7’sinden ibaret ve 5 milyon da emeklisi var. 63 milyon nüfusu olan bir ülkenin 5 milyon da emeklisi var. Dolayısıyla, 5 milyon insana ortalama 180 dolar civarında verdiğimiz aylıkla Türkiye’nin battığını, çöktüğünü ve ekonomik yönden ayakta kalamaz hale geldiğini iddia etmek, işi, gereğinden fazla abartmak anlamındadır.

Evet, bizim de üyesi olduğumuz OECD’de sosyal harcamaların millî gelire oranı yüzde 25, Türkiye’ninki, her şey dahil, sağlık yardımları dahil, yeşil kart dahil, sadece yüzde 7. Dolayısıyla, birkaç rakama bakarak, içinden çıkılmaz bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek doğru değil.

Efendim, Türkiye’de, yine, dar rakamlar üzerinde konuşulan bir aktif-pasif meselesi var. Türkiye’de Sosyal Sigortalar Kurumuna üye olanlar içinde aktif sigortalıların pasif sigortalılara oranı 1,8 -Sayın Bakan öyle diyor- aslında, 2,2 gibi bir rakam da ifade ediliyor. Her ne olursa olsun, bu bir denklemse, bu denklemin hem aktifine hem pasifine bakmak lazım. Tedbir için ne getiriyor bu tasarı; pasifi küçültmeye çalışıyor. Neyle küçültecek; emeklilik yaşını kadınlarda 38’den 58’e, erkeklerde 43’ten 60’a çıkarmak suretiyle. Böylece, pasif olanlar, yani sigorta sisteminden aylık alanlar daraltılacak, küçültülecek; ama, bu denklemin, gerçekte bir de aktifi var. Bu aktifte, gerçek anlamda 5 milyon adet kayıp var; sosyal sigorta sisteminin, sosyal güvenlik sisteminin gerçek sorunu bu. 5 milyon kaçak, kayıtdışı sigortalı, mevcut aktife ilave edildiğinde, SSK’nın aktifteki iştirakçi sayısı 10 milyona çıkıyor. 10 milyon sayısı 3,2 veya 3,5 sayısıyla düzeltildiğinde, aktif-pasif oranı 3,7’ye geliyor.

Türkiye, bu en temel sorunu -sosyal sigorta sistemini özünden zedeleyen bu temel sorunu- doğru tarif etmeden, önceliği bu noktaya taşımadan, bu sistemin içinden çıkamaz. Sayın Bakanın verdiği rakamlara göre, bugünkü yaş sisteminin katkısı sadece 2010 yılından itibaren efektif anlamda etkili olacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, çok önemli bir konuyu görüşüyoruz. 5 milyon kayıp kayda alındığında, Sosyal Sigortalar Kurumunun 2010 yılına kadar sorunu kalmıyor. Bu, elimizdeki raporlarda, OECD’nin yayınlarında tespit edilmiş, üzerinde çalışılmış ve mutabık kalınmış bir gerçek.

Bütün bunları bir çerçeve olarak ortaya koyduktan sonra, şu hususa işaret etmek istiyorum: Bu tasarıyla, gerçekten, sosyal güvenlik sisteminin, sosyal sigorta sisteminin en temel sorunu olan kayıtdışı işçilik sorununu çözmek için getirilen tedbirler neler? Getirilen tedbirlerin, gerçekten, maalesef ciddî bir boyutu yoktur.

Nedir üzerinde konuştuğumuz maddeyle getirilen değişiklik; işverenler çalıştırdıkları işçileri, işe girdikleri tarihten itibaren 1 ay içinde bildirirlerse, kaçak işçi çalışması için fırsat varmış, işe başlamadan önce bildirirlerse, kaçak işçilik önlenecekmiş. Yani, sadece, işverenin çalıştırdığı işçiyi bir kuruma rapor etmesinde getirilen küçük bir düzenlemeyle kayıtdışı işçiliğin önleneceğine inanmak, gerçekten mümkün değil ve gerçekten yüzeysel, fevkalade basit bir yaklaşımın ifadesi. Bir form düzenleyeceksiniz, mucize bir form ve kayıtdışı işçilik meselesi çözülecek; sigorta da, senede 1,7 katrilyon ek prim tahsil edecek; çok güzel!..

Peki, bu hadisenin öbür tarafında ne var; yani, kayıtdışı işçilik meselesinin sigortanın genel malî dengesine, aktuaryel dengesine katkısı ne? Buna bakmıyoruz; bakılması gereken hadise bu, düzeltilmesi gereken, işin düzeltilmesi gereken yönü bu.

Yaş meselesinde, yanlış argümanlar tartışıyoruz. Bugün, SSK’dan, kadın iştirakçi olarak 38 yaş üzerinde aylık alanların sayısı, sadece 6 100 civarında. Şu anda, 45 - 60 yaş arasında emekli aylığı alanların yüzdesi, yüzde 54. Dolayısıyla, yaş meselesini, bu sorunun çözümünde çok radikal bir yaklaşımla ele almak yanlış. Buradaki önceliği doğru tespit etmek ve bütün stratejiyi, kayıtdışında çalışan 5 milyon insan üzerinde yoğunlaştırmak lazım. Bu insanlar, bu kadar işveren, bu kadar çalışan, sigortanın bu kadar avantajına rağmen, neden sistem dışında çalışıyor, neden sistem dışında kalıyor sorusuna gerçekten ciddî cevaplar bulmak ve buna da ciddî çözümler üretmek zorundayız. İşin esasını kaybettik; bir yaş yarışı, yaş tartışması üzerinde, fevkalade yanlış bir arayış, fevkalade yanlış bir strateji içindeyiz ve bu yaş meselesi, gerçekten çalışanları da, emeklileri de rahatsız ediyor. Buradaki stratejik yaklaşımın değişmesi ve hükümetin, yaş konusundaki meydan okuma anlayışını, bugünden yarına bir katkısı olmayan bu slogan anlayışını ve “biz, popülist değiliz; bundan önce bu millete emeklilikte destek veren herkes popülistti” anlayışını gerçekten terk etmesi lazım. Evet, bu memlekette sadece 180 dolar emekli aylığı bağladığımız insanları “çok erken emekli oldunuz” diye incitmeye hakkımız yok. Sistemin gerisinde başka ve ciddî sorunlar var; yönetim sorunu var. Sayın Bakan, yönetim konusunda ne yapacağını bu tasarıyla getirmeliydi. SSK, bugünkü dağınık yapısında, bugünkü klasik yapısında bu sistemi yönetemiyor; bunu hep birlikte teşhis etmek, buna çözüm bulmak zorundayız.

Her sorunu emekliye, yaşa bağlayıp, bu kolaycılıktan gerçekten vazgeçmek durumundayız diye düşünüyorum. Yönetim konusunda, idareyi, hükümeti ve tüm ilgilileri daha ciddî çalışmaya ve Türkiye’nin önünde gerçekten hiçbir ülkenin sisteminde olmayacak ölçüde ciddî sorun yaratan bu kaçak işçi meselesine ve çözümüne dikkat çekmek istiyorum.SSK’nın bugünden yarına ve gelecekte en temel sorunu bu; bu sorunu çözmeden, sosyal güvenlik sorununu çözmek mümkün değil. Bunu tekrar vurgulayarak sözlerime son veriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabataş.

Sayın milletvekilleri, grupları adına başka söz talebi Divana intikal etmiş değil.

Şahısları adına ilk söz, Çanakkale Milletvekili Sayın Sıtkı Turan’ın. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sıtkı Turan, Sayın Oktay Vural’ın yerine konuşacaklar.

Buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

SITKI TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 2 nci maddesi üzerinde şahsî görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Maddenin muhtevasında “işverenin, çalıştıracağı kişileri işe başlamadan önce Kuruma bildirmesi esası” dikkati çekmektedir. Bunun yanında “inşaat işinde çalıştırılacaksa, işe başladığı gün bildirilir” hükmü yer alıyor.

Asıl maksadın, çalışanları korumak olduğunun açıkça anlaşıldığı bu metinden, bazılarının ifadesiyle “erken de bildirilse, geç de bildirilse, kaçak işçi çalıştıracak olan gene çalıştırır” tarzındaki tenkitler, bir ölçüde manasını kaybediyor. Zira, belki, insanların, tehditle değil, gönüllü olarak, ister kanuna uymak iddiasıyla, ister Allah korkusuyla, çalıştırdığı insanların emeğinin karşılığını alnının teri kurumadan vermek üzere, sosyal sigorta haklarını da bu manada gasp etmemek üzere, bildirmesi esas olmalıdır.

Ancak, bugüne kadar görünen şey, birtakım insanların bu konuda yaptıkları istismarların varlığı dikkati çektiğinden, kanun yapılırken, çalışanları kanun zoruyla korumak gibi bir mecburiyetten doğmaktadır. Yıllar yılı, halkın aydınına, aydınının da halkına güvenmediği, birbirine tepeden baktığı, ters baktığı bir toplum içerisinde, vatandaşın devletine, devletin de vatandaşa güvenememesini yadırgamamak lazım aslında. Ha, olması gereken bu değildir; olması gereken, devletin vatandaşına güvenmesi, vatandaşın da devletine güvenmesidir. Bu, gerçek manada tahakkuk ederse, o zaman kanun maddesiyle “işçini şu günde bildirmek zorundasın” diye, insanlara zorlamada bulunmak gerekmeyebilir; ama, bugün için bunda zaruret olduğu görülüyor. Çalışanların hakkının gasp edilmemesi, sigortalı çalıştıkları süre zarfında kendilerinden kesilen sigorta primlerinin Kuruma aktarılmaması suretiyle gasp edilmemesi için böyle bir kanunî düzenlemeye gitmek zarureti doğmuştur.

Bu tasarı kanunlaşırsa, inşallah, memlekette, çalışanlarla çalıştıranların, Sosyal Sigortalar açısından; çalışanlarla devletin, Emekli Sandığı açısından ve kendi nam ve hesabına çalışanların da kendi içerisindeki huzursuzlukları, huzursuzlukların kaynağı olan problemler bir nebze önlenebilir diye düşünüyorum. Bu manada, bu 2 nci maddenin de, böyle bir faydaya sebep olabileceği düşünülerek tertiplenmiş olduğu kanaatini taşıyorum.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Şahıslar adına ikinci söz, Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük’ün. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

Buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 2 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının daha başlangıcında, düşünülerek, tartışılarak ve özellikle bilerek getirilmiş bir kanun tasarısı olmadığı anlaşılıyor. Neden; çünkü, özellikle, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvelin kanun hükmünde kararnameden ayrılmak suretiyle kanunlaştırılmasına yönelik böylesine bir maddenin burada yer alması, bir defa, Anayasaya da, İçtüzüğe de aykırı.

Anayasaya göre, hükümetlerin, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vardır; çıkarılır ve en sonunda Meclise gönderilir ve Meclis Genel Kurulunda görüşüldükten sonra kanunlaşır.

İçtüzükte ise -doğrudan doğruya ifade edilen şekliyle, özellikle ifade etmek istiyorum- “Kanun hükmünde kararnameler varsa, değişiklikleriyle birleştirilerek bütünüyle görüşülür. Bölünerek, ayrı metinler haline getirilerek kanunda değişiklik yapılamaz” deniliyor. Bakın, İçtüzük açık. Bütün bunlara rağmen, bunun bu şekilde getirilmiş olması, aslında, meri mevzuatımız çerçevesinde, Anayasaya, İçtüzüğe göre mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik, bir ülke halkının bugününün ve yarınının güven altına alınması şeklinde tanımlanmaktadır. Sosyal güvenlik, meslekî, fizyolojik ve sosyal, ekonomik nitelikteki risklere karşı fertleri korumayı ve risklerden doğan zararları gidermeyi amaçlayan sistemdir. Sosyal güvenlik, geçici ve dayatmacı hükümetlerin müdahaleci politikalarının uygulanacağı bir alan değildir. Çözüm önerileri, sosyal güvenliğin temel eseslarına göre dizayn edilmiyorsa, yani esaslardan sapma varsa, bu, çözüm değil, sorun üretmektir; başka hiçbir şeye yaramamaktadır.

İşte bizim üzerinde durduğumuz nokta, sosyal güvenlik yasası çıkarılmalıdır; ama, bu şekliyle değil. Eğer bu şekliyle getirirseniz ne olur; çalışanları ezersiniz.

Dayatmacı bir anlayış içerisinde getirdiniz ve biraz evvel konuşan konuşmacılardan birkısmı teşekkür ediyor; ben teşekkür edemiyorum. Niye edemiyorum; ben, bir milletvekili olarak, eğer, kamu çalışanlarının -oradan gelen bir insan olarak söylüyorum- meselelerini dile getiremiyorsam, kamu çalışanlarının isteklerini yerine getiremiyorsam; ben, onların temsilcisi, sözcüsü olarak bu kürsüde onların dertlerini dile getiremiyorsam ve onlara da çareyi burada bulamıyorsam, o zaman, benim hiçbir surette buna “evet” demem mümkün değil. Efendim, diyorlar ki “birkısım sendikalar kabul etti.”

Değerli milletvekilleri, sendikalar kabul etmedi; ne Türk-İş kabul etti ne diğer sendikalar kabul etti ne de memur sendikaları kabul etti. Nereden çıkarılıyor; onu da anlayamıyorum. Sendika mensubu 15 arkadaşımız bizi ziyaret ettiler, bu kanun tasarısıyla ilgili olarak, özellikle, büyük tepkilerini ortaya koydular. Eğer böyle bir anlayış içerisinde hazırlanmışsa, sayın sözcüye rica ediyorum; bunun neresine teşekkür edilebilecek?! Bir defa, öncelikle, demokrasilerde temel unsur, uzlaşmadır; uzlaşmanın olmadığı bir yerde demokrasiden bahsedemezsiniz. Siyasî partilerin en önemli gidiş yolu, yine uzlaşmadır. Eğer uzlaşmayla gitmezseniz, meseleleri çözümleyemezsiniz. Çözümleyemediğiniz gibi, ne olur o zaman; reform diyorsunuz; reform olmaz, deform olur. Niye deform olur; çünkü, eğer, sivil toplum örgütlerinin söylediklerini dikkate almak suretiyle hazırlamazsanız, gerçeklere uygun hazırlamazsanız ve toplum kesimlerinin dertlerini dinlemezseniz, bugün 21 inci Asra girerken katılımcı demokrasinin daha ön safhaya gittiği bir dönemde, o zaman siz, katılımcı demokrasinin neresinden bahsedersiniz?! Bir kanun çıkarıyoruz; o kanunda, birkısım güçlere imkân veriyorsunuz. Vergi kanunu çıkarıldı; orada, muafiyetler çıktı, birilerine muafiyet verdik; ama, çalışana gelince, çalışana muafiyet yok ve çalışanlarla ilgili, maalesef hiç de istenilen sonuçları almak mümkün değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1997 yılı itibariyle 21 800 000 olan sivil istihdamın ancak yüzde 56,2’si sigortalı olup, kalan 9 757 000’i sigortasız durumdadır. Böylece, gerçekten sigortasız, yani kayıtdışı bulunan, çalışan insanlar, işçilerimiz vardır. Kayıtdışındaki bu işçilerin, mutlak surette devreye konulması gerekmektedir. Eğer bunu koymazsanız, o zaman işte, Sigortada sıkıntılar yaratırsınız, sosyal güvenlik kuruluşlarında batmaya neden olursunuz. Sosyal güvenlik kuruluşlarının batmasına neden olmayı sadece yaşa bağlamak yanlıştır. Bu, yanlış bir tespittir; nerede tespit ediliyor, bunu anlamakta zorluk çekiyorum. deniliyor ki “birkısım bürokratlar, birkısım ülkelere gittiler, orada tespit ettiler ve geldiler, onu Türkiye’de uyguladılar.”

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kuruluşlarının...

BAŞKAN – Sayın Bedük, sürenize 1 dakika ilave ediyorum; buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kuruluşlarının özellikle bu şekilde kötü noktaya gitmesinin sebebini, -bilhassa altını çizerek belirtmek istiyorum- yönetimde aramak lazım, yapılanmada aramak lazım, altyapısındaki eksikliklerde aramak lazım. Onu eğer yakalarsanız, o zaman çözüm bulacaksınız. Nitekim, Sayın Başbakan da, Sayın Bakan da konuşmalarında “biz, sosyal güvenlik yasa tasarısının kanunlaşmasından sonra, etkisini, ancak on sene sonra göreceğiz” diyorlar; eğer, on sene sonra görecekseniz, o zaman bunun acelesi ne; niye bu kadar acele ediyorsunuz?! O halde, burada üzerinde durulması gereken bir nokta var. Sosyal güvenlikle ilgili, gerçekten reforma ihtiyaç var, yeniliğe ihtiyaç var; ama, gelin, sosyal güvenlikle ilgili, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların hepsiyle görüşmek suretiyle bir uzlaşma arayın, uzlaşma! Uzlaşmayı aramadığınız yerde, demokrasiyi bulamazsınız.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bedük.

Sayın milletvekilleri, böylece, görüşmekte olduğumuz 2 nci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmış oldu.

Madde üzerinde verilmiş 4 ayrı önerge vardır; veriliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Turhan Güven Nevzat Ercan Sevgi Esen İçel Sakarya Kayseri Burhan İsen Yener Yıldırım Saffet Arıkan Bedük Batman Ordu Ankara

Madde 2.- 506 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan beş gün önce örneği kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleri ile kuruma bildirmekle yükümlüdürler.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği kurumca hazırlanacak sigortalı işe giriş bildirgeleriyle kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün kuruma veya iadeli taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleriyle kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde kuruma verilen veya iadeli taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Reformu Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Yaşar Ünal

Uşak

“İşveren işe alacağı işçileri, işe başlatmadan önce örneği kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün kuruma veya iadeli taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleriyle kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde kuruma verilen veya iadeli taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılır.”

BAŞKAN – 4 üncü önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler M. Ergün Dağcıoğlu Fethullah Erbaş

Bingöl Tokat Van

Cevat Ayhan Bekir Sobacı Mehmet Bedri İncetahtacı

Sakarya Tokat Gaziantep

Yakup Budak Azmi Ateş Ali Coşkun

Adana İstanbul İstanbul

Mehmet Çiçek Ali Gören

Yozgat Adana

Musa Demirci Mahmut Göksu Mehmet Özyol

Sıvas Adıyaman Adıyaman

Sait Açba Ramazan Toprak Akif Gülle

Afyon Aksaray Amasya

Oya Akgönenç Muğisuddin M. Zeki Çelik Rıza Ulucak

Ankara Ankara Ankara

Mehmet Zeki Okutan İsmail Özgün Alaattin Sever Aydın

Antalya Balıkesir Batman

Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata İsmail Alptekin

Bayburt Bingöl Bolu

M. Altan Karapaşaoğlu Ahmet Sünnetçioğlu Hüseyin Karagöz

Bursa Bursa Çankırı

Yasin Hatiboğlu Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu

Çorum Diyarbakır Diyarbakır

Latif Öztek Ahmet Cemil Tunç Tevhit Karakaya

Elazığ Elazığ Erzincan

Lütfü Esengün Fahrettin Kukaracı Aslan Polat

Erzurum Erzurum Erzurum

Nurettin Aktaş Turhan Alçelik Mustafa Geçer

Gaziantep Giresun Hatay

Metin Kalkan Ali Güner Azmi Ateş

Hatay Iğdır İstanbul

Mustafa Baş İrfan Gündüz İsmail Kahraman

İstanbul İstanbul İstanbul

Hüseyin Kansu Ali Oğuz Mehmet Ali Şahin

İstanbul İstanbul İstanbul

Osman Yumakoğulları Avni Doğan Mustafa Kamalak

İstanbul Kahramanmaraş Kahramanmaraş

Ali Sezal Zeki Ünal Abdullah Gül

Kahramanmaraş Karaman Kayseri

Salih Kapusuz Kemal Albayrak Mehmet Batuk

Kayseri Kırıkkale Kocaeli

Osman Pepe Hüseyin Arı Veysel Candan

Kocaeli Konya Konya

Remzi Çetin Teoman Rıza Güneri Özkan Öksüz

Konya Konya Konya

Ahmet Derin Yaşar Canbay Bülent Arınç

Kütahya Malatya Manisa

Mehmet Elkatmış Sabahattin Yıldız Eyüp Fatsa

Nevşehir Muş Ordu

Mehmet Bekaroğlu Nezir Aydın Ahmet Demircan

Rize Sakarya Samsun

Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu

Samsun Siirt Sıvas

Yahya Akman Zülfükar İzol Ahmet Karavar

Şanlıurfa Şanlıurfa Şanlıurfa

Abdullah Veli Seyda Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan

Şırnak Van Yozgat

Mehmet Çiçek

Yozgat

Önerilen Metin :

“İşveren, çalıştıracağı kimseleri işe başlatmasından sonra 60 gün içinde örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleri ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, önergeye katılıyorum.

BAŞKAN – Peki.

Sayın milletvekilleri, 4 önergeyi de dinlediniz.

Şimdi, en aykırısından başlayarak önergeleri işleme koyacağım.

En aykırı önerge birinci okunan önerge; tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

Turhan Güven

(İçel)

ve arkadaşları

Madde 2 - 506 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan beş gün önce örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma bildirmekle yükümlüdürler.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükümet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet ve Komisyon önergeye katılmadı.

Sayın Güven, gerekçe mi okunsun, yoksa konuşmak mı arzu edersiniz?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Müsaade ederseniz arz edeyim efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 65 milyonun hemen hemen tamamını ilgilendiren çok ciddî bir kanun tasarısı görüşülüyor; muhalefetin mevcut grupları, burada, bu tasarının yanlışı üzerinde, kendi bilgileri çerçevesinde bir şeyler söylemeye çalışıyor ve 65 milyonu ilgilendiren bu kanun tasarısı üzerinde, ne enteresandır ki, hükümeti oluşturan partilerin gruplarının tek bir sözcüsü yok. Yani, bu, bu kadar mı basit, sizlere bu kadar mı enteresan gelmeyen bir olay ki, bir konu üzerinde tek bir cümle sarf etmek gereğini duymuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, konu, ciddî bir konudur. Bu ciddî konu üzerinde, en azından, değerli fikirlerinizi, çıkıp, burada yansıtın; değerli fikirlerinizi, çıkıp, burada yansıtın ki, işin gerçeği ve işin gereği neyse, o görüşülsün.

Doğru Yol Partisi olarak değil, milletvekili olarak önergeler verdik. Bu önergelerde -özellikle, 2 nci madde için söylüyorum- bir süre konulması söz konusudur; yani, biz, oradaki bir aylık süreyi, beş güne indirdik ve beş gün içinde, Kurumun hazırlamış olduğu belgeleri Kuruma tekrar vermesi hususunu gündeme getirdik.

Burada, bir ay çok fazla bir süre, beş gün makul bir süre. Ben, umut ediyorum ki, bu 2 nci maddede verdiğimiz önerge, değerli oylarınızla kabul edilir. Yoksa, baştan başlayan yanlışlığı sonuna kadar devam ettirirseniz, yine, dün akşam değerli kardeşim Sayın Ercan’ın dediği gibi, bir pişmanlık yasası diye buraya getireceksiniz. Bir ay sonra getireceksiniz, belki bir yıl sonra getireceksiniz; ama, neresinden bakarsanız bakın, bir yanlışlığın içinde olduğunuzun bilincinde olmanız lazım. Yanlış şeyler yapılıyor. Bu yanlışlıklar devam ettiği sürece, bu kanunları uygulama imkânına sahip olamayacaksınız, olmanız da mümkün olmayacak.

Bu nedenle, gelin, bizim önergelerimiz üzerinde biraz hassasiyet gösterin. Bu önergeler üzerindeki hassasiyetimize siz de katılırsanız, bu önergelere katılırsanız, umut ediyorum ki, hiç değilse, bu kanun tasarısı -aslında, yapılacak en güzel şey Komisyonun geri çekmesi; ama, öyle olmayacağı anlaşılıyor- belki, biraz düzgün hale gelir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güven.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET YAŞAR ÜNAL (Uşak) – Sayın Başkan, önergelerimi geri alıyorum.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Yaşar Ünal, önergelerini geri alıyor.

Kalan tek önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 114 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesiyle değiştirilen 506 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahfuz Güler

(Bingöl)

ve arkadaşları

Önerilen metin :

“İşveren, çalıştıracağı kimseleri işe başlatmasından sonra 60 gün içinde örneği kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleri ile kuruma bildirmekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükümet katılıyor mu?..

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet ve Komisyon katılmadı.

Önerge sahibi olarak açıklamada bulunmak üzere; Sayın Polat, buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Gerçekten bugün burada, belki de 54 milyonu bire bir ilgilendiren bir kanun tasarısını görüşürken, verilen önergeler üzerinde konuşuyoruz. Ancak, ne yazık ki, yalnız İktidar kanadına mensup arkadaşlarımız, burada verdikleri önergelerini müdafaa etmek cesaretinde bile olamadıkları için, burada konuşulmadan geri çekiyorlar. Buraya dikkatinizi çekiyorum...(DSP sıralarından gürültüler)

EMİN KARAA (Kütahya) – Siz öğrettiniz, sizden öğrendik.

ASLAN POLAT (Devamla) – Tamam, siz de gelin, burada konuşun, tartışın.

Sayın milletvekilleri, bakın şimdi konu şu; gerçekten Türkiye’nin en büyük sorunlardan birisi, birtakım insanları sigortasız çalıştırmaktır; bu doğrudur. Bazı anketlere göre,Türkiye’de hemen hemen 4,5 milyon civarında işsiz vardır. Bu işsiz insanların sigortalı olmaları durumunda, en az 1 katrilyon 300 trilyon ya da 1 katrilyon 400 trilyon arası bir paranın sigortaya geleceği ve sigortanın 2,2 katrilyon olan açığının önemli bir bölümünün kapanacağı da bir gerçektir. Yalnız şunu düşünmek gerekir; acaba bu insanlar neden sigortasız çalışabiliyorlar; çünkü, Türkiye’de işsizliğin bu kadar arttığı bir dönemde, asgarî ücretle, hatta asgarî ücretin altında dahi çalışmaya muhtaç gibi görünen insanlar, maalesef çoğu zaman sigortasız çalışmayı da kabul etmek zorunda kalıyorlar. Bunun bir başka sebebi daha var. O da şu: Eğer çalışan bir insan, bilhassa geçici işçiyse, yani, mevsimlik işçiyse, bir sezonda üç, dört veya beş ay çalışan bir adamsa ve sigortalı olmaktan ümidini kesiyorsa, sigortalı çalıştıran o işverene, sigortaya vereceğin primini bana ver, ben sana o parayla çalışayım der ve daha az bir miktarla çalışmak ister. Onun için de, sizin, yaşları ileri atmanız, sigortasız olan çalışanların sigortalı olmasına değil de, sigortasız çalışmasına sebep olacaktır. Bunu da size burada söylemek istiyorum.

Bir başka konu da şu. Siz, bilhassa, inşaatlarda, yazın mevsimlik çalışılan yerlerde, tarımda, yazın köylerde hasat zamanlarında çalışan insanların, bu durum karşısında, yani, işe başladığı gün veya işe başlamadan sigortaya beyannamelerinin verilme işinin yürüyeceğine inanıyor musunuz? Allah için, inanıyorsanız söyleyin. Bir düşünün yani; bir insan gelmiş, doğuda veya güneydoğuda, bir dağın başında bir beldede inşaat almış, bir sıva yaptıracak; akşam veya sabahtan bir sıvacıyı bulmuş, hemen onun orada bildirgesini verecek; o bildirge gidecek oraya, ondan sonra, iki gün sonra gidecek, bir başka sıvacı gelecek, onunkini verecek... Bu olacak şey değil. O, daimî işyerlerinde olabilir; ama, geçici işçi çalıştıran, tarım işçisi çalıştıran ve bilhassa mahrumiyet yerinde çalıştıran insanlarda, bu bildirgeleri, böyle günlük verme imkânınız olmaz.

Bakın, şimdi biraz daha açık olalım. Dün ve evvelsi gün burada Vergi Kanununda bazı değişiklikler yaptık. Ne yaptınız; tuttunuz, faiz geliri olanların beyanname vermelerinden vazgeçtiniz. Niye... İki şeyden vazgeçtiniz. Birincisi, bahane ettiniz, dediniz ki, efendim, işte, beyanname vermekten faiz alanlar zorlanıyorlar falan... Bunların sayısı kaç kişi; 40 bini geçmezdi. 40 bin insanda dahi bu beyannamede problem olduğuna inanıyorsunuz veya öyle olduğunu zannediyorsunuz, 4 milyon, 11 milyon insanın her gün sigorta beyannamesi vermesini -hem de, işverenden başka bir de işçi veriyor bunun devamında- karşılıklı olarak vermesini... Hem işçinin hem de işverenin verdiği beyannamelerin karşılaştırılmasının çok kolay olacağını mı zannediyorsunuz?

Burada, çalışan bir insan için sigortaya beyanname verilmesine karşı olmak mümkün mü yani? Herkes buna karşı değil; ama, iktidar mensubu arkadaşlar ne diyorlar: çalışanın hakkının, alın teri kurumadan verilmesini istiyoruz. Allahaşkına söyleyin, madem öyle dediniz; siz, bu zamanda, çalışanlara yüzde 20 zam vererek, onların alın terleri kurumadan hakkını verdiğinizi mi zannettiniz? İnandınız mı buna yani? İnandınızsa, ben de inanayım. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Sonra bir şey daha söyleyeceğim. Sayın Bakanım, iki de bir buraya çıkıyorsunuz... Bakın, sizin bir sözünüzü kabul ettim; mertlik ettiniz, Plan ve Bütçe Komisyonunda dediniz ki: “Ben kabul etmediğim önergelere evet demeyeceğim.” Şimdi de öyle gidiyorsunuz, inşallah, bu lafınızdan caymazsınız. Ama, bir şeyi size soracağım. Geliyorsunuz buraya, 2010 yılında, 2020 yılında, 2030 yılında, yani, kırk sene, elli sene sonraki durumlarımız ne olacak diye bize birtakım rakamlar veriyorsunuz.

Bakın, ben size çok açık bir şey konuşuyorum. Hükümet, bize bir bütçe getirdi. Ne zaman getirdi; kasım ayında getirdi. Sonradan, siz, o bütçeyi aynen aldınız, hiç değiştirmeden Plan ve Bütçe Komisyonuna getirdiniz, dediniz ki: “Bu sene gördüğümüz açık 5,2 katrilyon.” Plan ve Bütçe Komisyonundan onbeş gün sonra çıktınız, dediniz ki: “Hayır efendim; açık 9,6 katrilyon.” Onbeş gün içerisinde getirdiğiniz bütçede yüzde 65 oranında yanıldınız.

Şimdi, onbeş gün ilerisini göremeyen ve yüzde 65 oranında yanılan bir hükümetin, otuz sene sonraya, kırk sene sonraya rakam vermesini kime inandıracaksınız, yani, kime inandırırsınız. (FP ve DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bakın, size bir şey daha söyleyeyim. Geliyorsunuz buraya “çalışanların hakkını koruyorum” diyorsunuz. Evet, size bir şey daha söyleyeyim; bakın, çok net söylüyorum.

Sayın Bakan, şimdi, siz, burada, en az çalışan işçiden yüzde 15 vergi alıyorsunuz. Peki, daha iki gün önce, Maliye Bakanlığı Bütçesinde, gelir bütçesinde, tutup da faiz geliri alan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslan, sürenizi 1 dakika uzatıyorum; lütfen, tamamlayın.

ASLAN POLAT (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkanım.

Bakın, size, şunu söyleyeceğim, iki gün önce burada vergi tasarısı görüşülürken, faizlere bu bütçeden 10,3 katrilyon ödeyeceğinizi söylediğiniz... O da yanlış; çünkü, ilk getirdiğinizde 8,9 katrilyon dediniz; onbeş gün sonra, bunu, 1,4 katrilyon artırıp, 10,3 katrilyon dediniz. Sene sonunda da, bunun, 12 katrilyon olacağı açık. 12 katrilyon faiz ödediğiniz insanlara, yalnız yüzde 12 stopajla yetiniyorsunuz; en az ücret alan bir işçiden yüzde 15 vergi almaktan da çekinmiyorsunuz, ondan sonra da “bunun açığını örteceğiz” diyorsunuz. Açık böyle örtülmez!

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

Okunan önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

2 nci maddeyi, komisyondan geldiği şekliyle oylarınıza sunacağım; ancak, açık oylama talebi vardır; okutup, imza sahiplerinin salonda mevcut olup olmadıklarını arayacağım.

Okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 2 nci maddesinin oylamasının açık olarak yapılmasını arz ederiz.

Sebahattin Karakelle?.. Burada.

Mustafa Eren?.. Burada.

Hakkı Töre?.. ( DSP ve ANAP sıralarından “yok, yok” sesleri)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tekabbül ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kamer Genç mi dahil oluyor; peki efendim.

İbrahim Konukoğlu?.. Burada.

Salih Çelen?.. Burada.

Hacı Filiz?.. Burada.

Necati Yöndar?.. Burada.

Burhan İsen?.. Burada.

Sevgi Esen?.. Burada.

Mustafa Örs?.. Burada.

Doğan Baran?.. Burada.

Ufuk Söylemez?.. Burada.

Razaman Gül?.. Burada.

Kemal Kabataş?.. Burada.

Mehmet Ali Yavuz?.. Burada.

Mehmet Sadri Yıldırım?.. Burada.

Mehmet Yalçınkaya?.. Burada.

Saffet Arıkan Bedük?.. Burada.

Nevzat Ercan?.. Burada.

Oğuz Tezmen?.. Burada.

Yahya Çevik?.. Burada.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, açık oylamanın şekli konusunda oylarınıza başvuracağım.

Açık oylamanın elektronik cihaz kullanılması suretiyle yapılmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Açık oylama için 5 dakikalık süre vereceğim.

Cihaza giremeyenler, lütfen, yardım istesinler.

Sayın bakanlar vekâleten oy kullanacaklarsa, usulüne göre, oylarını lütfen kullansınlar.

Görüşülmekte olan tasarının 2 nci maddesinin, komisyondan geldiği şekliyle açık oylamasına başlıyoruz.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, açıkoylama sonucunu arz ediyorum :

Katılan milletvekili sayımız : 362

Ret : 92

Kabul : 270

Bu suretle, görüşmekte olduğumuz tasarının 2 nci maddesi, komisyondan geldiği şekliyle kabul edilmiştir.

Şimdi, 3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- 506 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin (B) bendine aşağıdaki alt bent ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Protez, araç ve gereç bedellerinin %20’ sini sigortalı öder. Ancak, ilgiliden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin birbuçuk katından fazla olamaz.”

“Sigortalıların, bu maddenin (A), (B) ve (D) bentlerinde yazılı yardımlardan yararlanabilmeleri için, 60 günü hastalığın anlaşıldığı tarihten önceki altı ay içinde olmak üzere toplam olarak 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş olmaları şarttır.”

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, söz taleplerini arz ediyorum:

Gruplar adına; Fazilet Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Sacit Günbey. Şahısları adına; İstanbul Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu, Tokat Milletvekili Sayın Ergün Dağcıoğlu, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan, İstanbul Milletvekili Sayın Rıdvan Budak, Van Milletvekili Sayın Fethullah Erbaş.

Gruplar adına ilk söz, Fazilet Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Sacit Günbey’in.

Buyurun Sayın Günbey; süreniz 10 dakikadır. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 114 sıra sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda değişiklik öngören tasarının 3 üncü maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, çok geniş bir kesimi ilgilendiren bir tasarı üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Kanun tasarısı, uzun süreden beri kamuoyunda tartışılıyor. Sayın Bakan, her platformda, tasarının nimetlerini anlatıyor; ancak, kanun tasarısının muhatabı olan sivil toplum örgütlerinin talepleri, maalesef, hükümet tarafından dikkate alınmamaktadır. Kendilerini “Emek Platformu” olarak tanımlayan birçok sivil toplum örgütü ve sendikaların hak aramak için yapmış oldukları eylemlere, maalesef, kulak tıkanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, son hafta içinde hükümetin, muhalefetle sağlamış olduğu uzlaşmayı olumlu karşılıyoruz. Aslında, görüştüğümüz bu kanun tasarısında da uzlaşmayı önemseyeceklerini umuyorduk ve halen daha bu kanun tasarısını, hükümetin geri çekeceğini ve uzlaşmayı arayacağını umuyoruz; ancak, hükümet, ilgili taraflarla uzlaşacağı yerde, IMF ile çok daha kolay uzlaşabilmektedir. Çalışanlarla uzlaşmaya yanaşmamaktadır; benim dayattıklarımı kabul ederseniz, uzlaşırız demektedir. Ülkemizde, yıllardan beri IMF reçeteleri uygulanmasına rağmen, ülkenin sorunları azalacağına, daha da ağırlaşmış durumdadır. IMF reçetelerinin uygulandığı hiçbir ülkeye barış gelmemiş, hayır getirmemiştir. 55 inci hükümetten itibaren insanımız, sürekli hak kaybına uğramakta, çıkarılan kanunlarla, hak ve özgürlüklerin alanları daraltılmaktadır; üstelik bunlar, reform ambalajı ile takdim edilmektedir. Reform denildiğinde, insanların ufkunu açan, huzur ve saadet getiren düzenlemeler anlaşılmalıdır. Oysa, yapılan bu düzenlemelerin hepsi, toplumda huzursuzluklara neden olmuş, sosyal ve ekonomik dengeler her gün biraz daha bozulmuştur. Reform diye takdim ettiğiniz tasarıların bazılarını da, daha bir yıl geçmeden değiştirme ihtiyacı içerisine girmişsiniz. Reformlar, üzerinde uzun süre düşünülür, çalışılır, sonra hayata geçirilir; bir yıl içerisinde değiştirme ihtiyacı ortaya çıkmaz.

Sayın milletvekilleri, hükümet, sosyal güvenlik kurumlarının ekonomimiz üzerinde büyük yük olduğunu ifade etmektedir; emeklilik yaşını 60’a çıkararak, 40 yıl sonrasının hesabını yapmaktadır. Bütçe rakamları incelendiğinde, sosyal güvenlik sistemlerinin açığını kapamak için tahsis edilen para, bütçenin ancak yüzde 8’ini teşkil ederken, faizlere giden paranın ise, bütçenin yüzde 40’ını teşkil ettiği görülecektir. Acil ve doğru olan, süratle faize giden oranın düşürülmesidir; bu yöndeyse, maalesef, herhangi bir gayret görülmemektedir.

Ülkemizde 40 yaş civarında emekli olanların ortalama oranı yüzde 6; 40 yaşındaki insanların yüzde 6 civarındaki bir kısmı emekli olmaktadır. Emekli yaşı ortalaması ise 49’dur. Nüfusumuzun ancak yüzde 7’si 60 yaşın üzerindedir. Yani, emeklilik yaşı 60’a çıkarılırsa, çalışanların en çok yüzde 7’si emeklilik şansı elde edebilecektir. Geçici işçilerin emekli olma şansları ise hiç olmayacaktır. Hiçbir işyeri 45 yaşın üzerindeki işçiyi çalıştırmaya yanaşmayacaktır. Zaten, bu yaştaki insanlardan verim almak da mümkün değildir.

Bu kanun tasarısında, maalesef, hanımların da, yaş hadleri yükseltilmek suretiyle, çalışma şartları zorlaştırılmıştır. Halbuki, hanımlar için değişik alternatifler getirmek, erken yaşta emekli olmalarını sağlayacak alternatifler getirmek mümkün olabilirdi.

Daha önceki yıllarda erken emeklilik teşvik edilmiştir; hatta, resen emeklilik uygulamaları olmuştur. Böylece, gençlere iş imkânı sağlanması ve ucuz işgücü amaçlanmıştı. Türkiye, genç nüfusa sahip bir ülkedir. Batıda emeklilik yaşının yüksek olması, genç nüfusunun az olmasından kaynaklanmaktadır. Genç nüfusa iş imkânı bulunamazsa, sosyal sıkıntılar ortaya çıkar. Ayrıca, genç nüfus, kalkınmanın en önemli dinamiklerindendir.

Bugün, SSK emeklilerinin en büyük sorunu, emekli maaşları arasında çok büyük farkların olmasıdır. Aslında, yapılması gereken en önemli reform, bu farklılığın ortadan kaldırılmasıdır.

Ayrıca, memurlarımız da üç ayda bir maaş almaktan rahatsızdır. Düzeltilmesi gereken konulardan biri de budur.

Sayın milletvekilleri, tasarının 3 üncü maddesinde “protez araç ve gereç bedellerinin yüzde 20’sini sigortalı öder” denilmektedir. Bu madde, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Zaten, sigortalı, çalıştığı günlerde sağlık giderlerinin karşılanması için prim ödemektedir. Olumsuz çevre şartları dolayısıyla hastalanan, herhangi bir organını kaybeden veya kalp kapağı gereken sigortalıya, psikolojik çöküntü içindeyken “bu aylık maaşını protezin için kesiyoruz” demek devlete yakışmaz. Zaten, çoluk çoğununun ihtiyacını bu hayat şartları içerisinde karşılayamayan sigortalı, bu sefer, maaşını protez için verecek ve ekmek bulamaz duruma gelecektir. Zaten, hastalığı nedeniyle masrafları artmıştır. Devlet, öncelikle, bu protez parasını tahsil edeceğine, hastalığı oluşturan, sakatlıklara sebep olan çevre şartlarını düzeltmek için gayret göstermelidir.

Bakınız, geçtiğimiz günlerde, Diyarbakır’da, kanalizasyon suyunun içme suyuna yoğun şekilde karışması sonucu, çok sayıda vatandaşımızın sağlığı bozuldu. Ülkemizde çok yerde altyapı yetersizliği vardır ve bulaşıcı hastalıklar gelişmiş ülkelerden çok daha fazla görülmektedir. Kimse hastalanmak istemez ve hastalığından da sorumlu tutulmamalıdır.

Ülkemizde, özellikle, trafik kazaları yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Trafik kazalarında çok sayıda vatandaşımız ya hayatını kaybetmekte ya da sakat kalmaktadır. Hükümetlerin yapacağı, sakat kalan vatandaştan protez parasını tahsil etmek değildir, özürlülük yapan sebepleri ortadan kaldıracak koruyucu tedbirleri almaktır; sosyal devlet olmanın gereği budur.

54 üncü Hükümet döneminde, özürlü vatandaşlarımızın araç, gereç ve protez ihtiyaçlarını karşılamak için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşfik Fonundan, diğer sosyal güvenlik sistemlerine ilave olarak, 1 trliyon lira kaynak kullanıldı.

Bu kanun tasarısının 3 üncü maddesinde, sigortalı hastaların tevadi giderlerinin karşılanması için hastalandığı tarihten önceki 6 ay içinde en az 60 gün, toplam 120 gün sigortalı olması şartı da getirilmektedir. Yani, sigortalıya, hastalanacağı tarihi iyi ayarlaması tavsiye edilmektedir. İşsizlik ve sağlık sigortasının olmadığı ülkemizde, bu insanlar ölüme mi terk edilecektir? Batılı ülkelerde, çalışmayan insanların sağlık giderlerini karşılamak devletin görevidir. Bizim Anayasamızda da vatandaşın sağlığı güvence altına alınmıştır.

Bir de, güya gerçekleri ifade etmek bakımından, Sayın Bakanın sık sık kullandığı “kral çıplaktır” tabiri, bugün ülkemize uymamaktadır, ülkemizde kral değil, halk çıplaktır maalesef. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Ben, hükümet üyelerine ve Sayın Bakana başta bir fedakârlık yapmak gerekiyorsa kendilerinin yapmasını tavsiye ediyorum; eğer, 60 yaşına gelmeden önce emekli olmuşlarsa emekliliklerini iade etmelerini ve 60 yaşına kadar beklemelerini tavsiye ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Günbey, sürenize 2 dakika ilave ediyorum.

Buyurun efendim.

SACİT GÜNBEY (Devamla) – Böylece, bu kanundan etkilenecek olanlar, hiç olmazsa, bu hükümetin samimi olduğunu göreceklerdir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günbey.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Niğde Milletvekili Sayın Doğan Baran; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA DOĞAN BARAN (Niğde) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 506, 2925, 1479 ve 2925 sayılı Yasalar ile 2829 sayılı ve 5434 sayılı Yasalarda düzenlemeler öngören ve işsizlik sigortası sisteminin oluşturulmasını sağlayan tasarının 3 üncü maddesi üzerinde görüşlerimi ifade ederken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir ülkede yaşayan insanların bugününün ve yarınının sosyal ve ekonomik gereksinimlerinin, asgarî düzeyde de olsa güvence altına alınması demek olan sosyal güvenlik sistemi, bildiğiniz gibi, sosyal devletin, demokratik devletin ve toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir unsuru, bir insanlık hakkıdır. Nitekim, Anayasamızda da Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir devlet olduğu, sosyal güvenliğin doğuştan kazanılmış bir hak olduğu ve devletin sosyal güvenlikle ilgili görevlerinin de aslî görev olduğu hükme bağlanmıştır.

1991 yılına kadar ağır aksak devam eden sosyal güvenlik sistemi, gelir ve gider dengesindeki aksaklıklar nedeniyle, 1991 yılından sonra emekli maaşlarını veremez hale gelmiş ve nitekim, 1995’te genel bütçeden 108 trilyon, 1996’da 335 trilyon, 1997’de 760 trilyon, 1998’de 1,2 katrilyon bir kaynak aktarılmıştır, 1999 yılında ise, Hazineden aktarılacak kaynağın, aşağı yukarı 2,5 katrilyon olduğu tahmin edilmektedir.

Gerçekten, sosyal güvenlik sistemindeki aksaklıklar, daha 1970’li yıllarda fark edilmiş ve o zaman, ILO uzmanı olan Zelenka Türkiye’ye davet edilmiş ve Zelenka’nın hazırlamış olduğu raporda, sosyal güvenlik kuruluşlarında ivedi önlemler alınması; aksi halde, bu kuruluşların yasal vecibelerini yerine getiremeyeceği ifade edilmiştir.

1993 yılında, Doğru Yol Partisinin iktidar olduğu koalisyon hükümeti zamanında, Hazine Müsteşarlığının Dünya Bankasından finansmanını sağladığı bir kaynakla, ILO’ya, sosyal güvenlik sisteminin ve Avustralya Sağlık Komisyonuna da, Türkiye’deki sağlık sisteminin incelenmesiyle ilgili bir çalışma hazırlattırılmıştır. Sosyal güvenlik sistemiyle ilgili hazırlanan raporda, Türkiye için dört seçenek öngörülmüş, bu seçeneklerden hangisi uygulanırsa uygulansın, sosyal güvenlik sisteminin ödemeler dengesindeki açığının uzun yıllar devam edeceği ifade edilmiştir.

Sağlık sistemimizle ilgili yapılan araştırma neticesinde ise, Türkiye’de nüfusun aşağı yukarı yüzde 20’sinin sağlık açısından sosyal güvenlik kapsamında olmadığı, ama bunun için gerekli olan altyapının oluşturulduğu ve sağlık göstergelerinde gelişmiş ülkeler düzeyine yakın bir şekilde altyapı bakımından hazırlıklı olduğu ifade edilmiş ve gerekli sağlık reformunun en kısa zamanda Meclise getirilmemesi için en ufacık bir sebep bulunmadığı ifade edilmiş ve o zaman hükümet tasarısı olarak, sağlık reformu, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmiş, Sağlık Komisyonunda görüşülürken erken genel seçim nedeniyle kadük olmuştur.

Sosyal güvenlik sisteminin üzerinde yapılan çalışmalarda daha önce Sayın Bakanın ifade ettiği gibi, Cumhuriyet Halk Partisiyle koalisyon hükümeti olduğumuz dönemde Sayın Aydın Güven Gürkan’ın hazırlamış olduğu bir yasa tasarısı kadük olmuş, Refahyol Hükümeti zamanında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını yapmakta olan Sayın Necati Çelik’in zamanında yeniden bir sosyal güvenlik tasarısı hazırlanmıştı.

Şimdi, bugün, yeni bir sosyal güvenlik tasarısıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Biz, tasarının 3 üncü maddesine ret oyu vereceğiz; çünkü, bu tasarı, toplumsal uzlaşmayı, sosyal taraflarla olan uzlaşmayı sağlamadan getirilmiştir. Nitekim, bu tasarının karşısında, bu sistemin karşısında, 54 milyon insanı oluşturan, toplam nüfusun yüzde 84’ünü teşkil eden bir kitleyi oluşturan işçisiyle, emeklisiyle, memuruyla, çiftçisiyle, esnafıyla toplumsal bir muhalefet oluşmuştur.

Değerli milletvekilleri, mevcut tasarının reformla da bir ilgisi yoktur. Öyle, tasarının sonuna “reform” kelimesi ilave edilerek reform olmaz. Hepinizin bildiği gibi, reform, radikal çözüm gerektirir. Reform, toplumsal uzlaşmayı gerektirir. Reform yapmak o kadar kolay bir iş değildir.

Hükümet olarak, daha önce, kadında ve erkekte 62 yaş sınırı ve 10 800 gün prim ödeme şartı getirildi. Sağlık Komisyonunda, bu 10 800 işgünü 8 300 güne ve yaş da 58-60 yaşa indirildi. Bilahara, Plan ve Bütçe Komisyonunda, prim ödeme gün sayısı 7 000 güne indirildi.

Şimdi, Sayın Bakan, “her konuda geri adım atabiliriz; ama, yaş söz konusu olduğu zaman asla” diyorlar; sanki Allah’ın emri!.. IMF’den mi talimat alıyorsunuz? Bunda korkacak ne var? Oysaki, söz konusu olan yaş sınırının, sosyal güvenlik sistemindeki ödemeler dengesinin açığının kapatılmasına katkısı yüzde 5 civarında olacaktır. Değerli arkadaşlarımın da burada ifade ettiği gibi, kayıtdışı istihdamın kayıt altına alınması halinde, ayda 130 trilyon, yılda da 1,566 katrilyonluk bir prim tahsilatı sağlamak mümkün olacaktır.

Şimdi, bu durumda, gelin bu tasarıyı çekelim diyorum. Yatırımların, üretimin ve ihracatın gerilediği, sektörlerin birer birer çöktüğü ve onbinlerce işçinin kapının önüne bırakıldığı bir dönemde, sosyal barışı tehlikeye sokacak olan ve ülkenin gerçekleriyle bağdaşmayan ve sadece emeklilik yaş sınırlamasından kaynaklanan bu tasarıyı geri çekelim. Türkiye’nin gerçeklerine uygun olan, sosyal barışı daha da güçlendirecek olan ve sosyal güvenlik sistemini düzlüğe çıkaracak olan ve artık, sosyal güvenlik meselesini Türkiye’nin gündeminden, çıkaracak olan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baran, 2 dakika eksüre veriyorum; buyurun efendim.

DOĞAN BARAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

... bir tasarıyı yeni baştan hazırlayarak getirelim. Eğer, bunu kabul etmek işinize gelmiyorsa, Refahyol zamanında hazırlanmış olan, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşında ve en az 7 000 gün; kadın ise 50, erkek ise 55 yaşında ve 15 yıl sigortalı olmak şartıyla, 3 600 gün prim ödeme şartıyla emekli olmayı öngören yasa tasarısını getirelim; sizin tasarınız bizim tasarımız demeden, bunu Meclisten çıkaralım.

Ben, bu düşüncelerle, görüştüğümüz maddeye ret oyu kullanacağımızı ifade ediyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baran.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahıslar adına yapılan taleplere geçiyoruz.

İlk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu’na aittir.

Sayın Kocaoğlu, süreniz 5 dakikadır; buyurun efendim.

EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer Sayın Başkanım çok büyük mahzur görmezse ve eğer usule aykırı değilse, ben madde üzerinde, söz aldığım konu üzerinde konuşmak istiyorum. Söz aldığım konu, malumunuz 3 üncü maddedir; tasarının bütünü gibi bu maddenin de, işçiler ve emekliler lehine düzenlenmiş olduğunu görüyorum. Bu itibarla, işçilerin, kaybolan SSK’sını tekrar kazanmak için bu gayretli atağı yapan 57 nci Hükümete ve Çalışma Bakanına teşekkür ediyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İkinci ve son söz, Tokat Milletvekili Sayın Ergün Dağcıoğlu’nun.

Buyurun Sayın Dağcıoğlu. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

M. ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarı, diğer pek çok maddesinde olduğu gibi, 506 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin (b) bendine eklenen bir paragraf ve maddenin sonuna eklenen bir fıkra yoluyla, SSK sigortalılarına sağlanan mevcut sosyal güvenlik hak ve yardımlarını ellerinden almaktadır.

Yürürlükteki yasaya göre, sigortalıların sağlık hizmetlerinde yalnızca ilaçla sınırlı tutulan katkı payı ödemesi, tüm sağlık araç ve gereçleri için yaygınlaştırılıyor. Tasarının aynı maddesi ile, sigortalının sağlık hizmetlerinden yararlanması için de sınırlayıcı yeni düzenlemeler getiriliyor. Buna göre, bundan sonra, SSK’lı bir sigortalının sağlık yardımından yararlanabilmesi için, 60 günü hastalığın teşhis edildiği günden önceki 6 ay içinde olmak üzere toplam 120 gün hastalık primi ödemiş olması şart hale getirilmektedir.

Bu maddeyle yeni işe başlamış ve ilk defa sigortalı olan bir kişi, 506 sayılı Yasanın 32 nci maddesinde yapılan değişiklik neticesinde sağlık yardımından yararlanamayacağı gibi, Allah göstermesin, bir kaza geçirip, kolu, bacağı kopsa veya çocuğunu kucağına almış da merdivenden aşağı inerken bir anda ayağı kaysa da düşse ve adamcağızın, Allah korusun, bacağı, kolu kırılsa, ona yapılacak protez yardımı için, maalesef, eğer sigortalılığa başladığı günün, prim ödediği günün, 59 uncu günündeyse sadece yüzde 20’sini vererek kurtaramayacak, bütün bu masrafların tamamıyla karşı karşıya gelme durumunda olacak. Şayet, 60 ıncı gününe gelmişse, o zaman da, sadece yüzde 20’sini ödemek suretiyle bu milyarlara tekabül eden sağlık yardımını finanse etmek mecburiyetinde kalacak. Bu, çok adaletsiz bir durumdur arkadaşlar; çünkü, yasanın bundan evvelki durumunda, bir işçi, işe başladığı gün şayet bir kaza geçirir, bir hastalıkla karşı karşıya gelirse, devlet, sosyal devlet olma öğesini gündeme getirmek suretiyle, bugüne kadar bu sıkıntılı, hastalıklı veya kazayla karşı karşıya gelmiş olan vatandaşını koruyarak, sarıp, sarmalayıp dertlerinin çözümü için koşturuyordu. Şimdi, siz adına “reform” diyeceksiniz “yeni birtakım gelişmeler ve düzenlemeler yapıyoruz” diyeceksiniz, ondan sonra da, bugünün, 2000’li yılların şartlarından daha geriye götürmek suretiyle, bu insanları yeni sıkıntılarla karşı karşıya getireceksiniz. Bu, Anayasanın sosyal devlet olma mevzuatını -Anayasanın bu hükümlerini de- sabote etmekte ve mevcudu geriye götürmektedir arkadaşlar.

Sayın milletvekilleri, yine, eğer, bu sigortalı, taşrada veyahut da tam teşekküllü bir hastanenin bulunmadığı bir bölgede kaza geçirmiş ise, bu tasarıya göre, işyeri hekimi, sigortalıyı muayene ve tedavi etmek için başka bir müesseseye havale etme imkânını kaybetmektedir; yani, sevk edemeyecektir. Daha açık bir ifadeyle, yeni bir sigortalı ve ailesi, 120 gün prim ödemeden hastalanamayacak ve iş kazası geçiremeyecektir. Bu tasarıyla, sigortalı ve ailesi, âdeta, kaderiyle başbaşa bırakılıp ölüme terk edilmiş olacaktır. Çok hazin bir durumdur arkadaşlar.

Şimdi, Anayasanın 56 ncı maddesinde ve 60 ıncı maddesinde verilen vatandaşlarımızın sosyal güvenlik hakkına...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu, size 1 dakika süre veriyorum efendim; buyurun.

M. ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla) – ... sahip olma imkânını budayan bu maddeyi, şayet, burada, geri çekerek, yeni düzenlemeyle, kullanılabilinir ve hayata hakîm kılınabilir hale getirmezseniz, bizler, yanlış hesap Anamuhalefet Partisinden döner diyerek -göreceksiniz, Anayasa engeline takılacak- Anayasa Mahkemesinde bu yasayı düzelteceğiz; bunu bilgilerinize arz ediyoruz.

Hani, biz sosyal devlettik? Bu Yüce Parlamento, Anayasada sözü edilen sosyal devletin savunucuları değil miydi? Sosyal devlete düşen görev, önce, her ne sebeple olursa olsun ve hiçbir ayırım yapılmadan, acilen vatandaşının yardımına koşmayacak mıydı? Öyleyse, mevcut statüyü bile geriye götüren bu garip kanunları, masa başında oturmak suretiyle, halkın içerisine girmeden çıkarmaya çalışırsanız, işte, bütün işçiyi sokaklara döker, bütün insanlara zulüm yapmış olur ve bu zulüm yapan insanların sandık başında vereceği dersten, inşallah, siz de en kısa zamanda nasibinizi alırsınız diyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağcıoğlu.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sayın Başkan, bir açıklamada bulunabilir miyim efendim?

BAŞKAN – Hükümet adına, Sayın Bakan bir açıklamada bulunacaklar.

Buyurun efendim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Efendim, iki noktayı Muhterem Heyete arz etmek istiyorum; bir yanlış anlama var zannediyorum burada.

İş kazası veya meslek hastalığı için staj süresi yok; yani, işe başladığı gün itibariyle herhangi bir iş kazası meydana gelmişse, onun 120 günlük bir prim ödeme staj süresi söz konusu değildir.

İş kazasına uğramış olan veya meslek kazası sonucunda herhangi bir protez ihtiyacı olan bir kimseden hiçbir ücret alınmamaktadır, hiçbir katkı payı alınmamaktadır. Önce bunu bilgi olarak arz ediyorum.

İkinci bir husus, mukayese etmek istemiyorum ama, burada, tabiî, Hükümetimize haksız bir eleştiri olduğu için arz edeceğim; geçen dönemde, yani, Refahyol döneminde aynı konuyla ilgili olarak hazırlanmış olan kanun tasarısında, mesela, bizim getirdiğimizde “asgarî ücretin birbuçuk katını aşamaz” ifadesi yerine “üç katını aşamaz” ifadesi var.

Bunları takdirlerinize sadece bilgi olarak arz etmek istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakana teşekkür ediyorum.

M. ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Sayın Bakan, merdivenden çocuğuyla inerken düşen bir insandan örnek verdim; bunun iş kazası olmadığı çok sarihtir. İş kazasında zatıâlinizin söylediği gibi olduğu durumuna ben de katılıyorum.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın konuşmasından sonra son söz milletvekilinindir maddesinden hareketle, söz istiyoruz.

BAŞKAN – Evet efendim, bir talepte bulunma imkânı doğdu tabiî.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Ben bir açıklama yaptım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakanın konuşmasını açıklama olarak kabul ediyoruz; müsaade ederseniz, birleşimi kapatmak istiyorum.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – İçtüzüğe göre hakkımız efendim.

BAŞKAN – Soru sormak istiyorsa, buyursun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Hayır efendim, son söz milletvekilinindir.

BAŞKAN – Sayın Bakan yerinden açıklamada bulundu.

Müsaade ederseniz, kapatacağım efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Kapatıyor musunuz?..

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Süreyi uzatalım.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Maddeyi bitirelim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Maddeyi bitiremeyiz.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, yardımcı olun da, maddenin bitimine kadar süreyi uzatalım.

BAŞKAN – Müsaade ederseniz, durumu izah edeyim.

Verilmiş 8 önerge var. Bu 8 önergenin 4’ünü işleme koymak mümkün değil; çünkü, madde, bir fıkradan ibaret. Geriye kalan 4 önergenin 3’ü muhalefet tarafından verilmiş, çok fazla imza taşıyan önergeler ve her biri en az 10 dakikamızı alacak önergedir.

Ayrıca, açık oylama talebi vardır.

Bunların hepsini işleme koyup bir miktar daha çalışmamız, yani, saat 01.00’e kadar çalışmamız mümkündür; ancak, yarın sabah Anayasa değişikliğiyle ilgili oylama var. Yarın sabah saat 10.00’da yapılacak birleşimde gündemdışı söz verilmeyecek; doğrudan doğruya, Anayasa değişikliğiyle ilgili oylamaya geçilecektir.

Bu sebeple, sayın milletvekillerimizin vaktinde Genel Kurulda bulunabilmesi bakımından ve çalışma süremizin sona ermesi sebebiyle, alınan karar gereğince, 13 Ağustos 1999 Cuma günü saat 10.00’da toplanmak üzere, birleşimi kapatıyor, saygılar sunuyorum.

Kapanma Saati: 23.56

 

 

 

 

VI. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 1999 Malî Yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Erzincan İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin yazılı cevabı (7/247)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Devlet Bahçeli tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletlerinizi saygılarımla arz ederim. 8.7.1999

Tevhit Karakaya Erzincan

1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Erzincan İline ayrılan yatırım ödenekleri, Genel, Katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Erzincan’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

T.C.

Başbakanlık

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı

Sayı : B.02.0.001/(3) - 303 11 8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 19.7.1999 Tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02.7/247 - 890/02669 sayılı yazınız.

Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın tarafımdan cevaplandırılması tensip edilen 7/247 - 890 esas no’lu yazılı soru önergesine verilen cevap ekte gönderilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Devlet Bahçeli Devlet Bakanı ve

Başbakan Yardımcısı

Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın 7/247 - 890 Esas No’lu

Yazılı Soru Önerge Cevabı

1999 Yılı Yatırım Programı, 10 Temmuz 1999 tarih ve 23751 Sayılı Mükerrer Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Buna göre, 1999 yılı toplam kamu yatırım ödeneği 3 Katrilyon 560 TL. olup, bunun 1 Katrilyon 410 Trilyon TL.’si Konsolide Bütçe yatırım ödeneğinden oluşmaktadır. Bilindiği üzere Devlet Bakanlıklarının müstakil bütçeleri ve dolayısıyla doğrudan tahsis edilmiş yatırım ödenekleri bulunmamaktadır. Ancak, 1999 Yılı Yatırım Programında Bakanlığıma bağlı kuruluşlardan Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının 3 Trilyon 60 Milyar TL.; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığının 380 Milyar TL. ve TÜBİTAK’ın 4 Trilyon 350 Milyar TL. ödeneği bulunmaktadır.

1999 Yılı Yatırım Programında muhtelif illerde yer alan yatırımlar hariç olmak üzere Erzincan İli için ayrılan ödenek tutarı 6 Trilyon 448 Milyar TL.’dir.

2. – Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un, Gebze Çoban Mustafa Paşa Kervansarayının tesciline ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez’in yazılı cevabı (7/249)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletlerinizi saygılarımla arz ederim.

Mehmet Batuk Kocaeli

Gebze Çoban Mustafa Paşa Kervansarayı tarihi eser olarak literatüre geçen, hatta Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de kendisinden vakıf eseri olarak söz edilen ancak 1940’lı yıllarda şahıslar üzerine özel mülk tapusu kaydı yapılan önemli bir ecdat yadigarı, vakıf eseridir. Bu vakıf eserinin kamulaştırılması ve aslına uygun olarak onarıp kullanıma sunulmasına Vakıflar Genel Müdürlüğü karar vermiş ve bu husustaki çalışmalara başlamış idi. Geçen hafta bölgede yaptığım inceleme ve araştırmada sözkonusu hanın depo olarak, bakımsız vaziyette kullanıldığı, kamulaştırma ile ilgili tereddütler bulunduğunu tespit ettim.

1. Kamulaştırması yapılan hanın oturduğu 16 ve 24 nolu parsellerin tapu tescilleri Vakıflar Genel Müdürlüğü adına yapılmış mıdır?

2. Yapılmamış ise sebebi nedir? Tapu tescil davası devam etmekte midir?

3. Tapu tescili için Vakıflar tarafından açılan fakat takipsizlik nedeniyle düşen dava var mıdır?

4. Böyle bir dava var ise ilgililer hakkında nasıl bir işlem yapılmış, soruşturma açılmış mıdır? Açıldı ise sonucu nedir?

5. Hanın girişlerini kapatan ve kamulaştırılması yapılmış olan 20, 21 ve 13, 15, 31 nolu parsellerle ilgili tapu tescilleri yapılmış mıdır? Yapılmamış ise sebepleri nelerdir?

6. Kamulaştırması yapılan, kamulaştırma bedelleri ve tecdidi bedelleri sahiplerine ödenen yukarıdaki parseller üzerindeki gayrimenkulleri kimler kullanmaktadır? Kullanıcılar kiracı ise kira bedellerini kimler almaktadır? Kamulaştırma öncesi sahipleri almakta ise, bedelini aldıkları bir gayrimenkulün kirasını almaya devam etmeleri yasal mıdır?

7. Milyarlarca lira kamulaştırma parası ödenen bu ecdat yadigarı tarihi eser ne zaman vakıflara mal edilecek ve amacına uygun olarak kullanılacaktır?

T.C.

Devlet Bakanlığı Sayı : B.02.0.014/2.00 - 00582 11 8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMM Başkanlığının 19.7.1999 tarih ve KAN. KAR. MD. A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 7/249 - 898/02681 sayılı yazısı.

b) Başbakanlık 21.7.1999 tarih ve B.02.0.KKG.0.12/106 - 32/46 - 3378 sayılı yazınız.

Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği ve Sayın Başbakan adına tarafımdan cevaplandırılması tensip olunan, 7/249 - 898 esas no’lu yazılı soru önergesine ait cevap ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Prof. Dr. Şuayip Üşenmez Devlet Bakanı

Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un 7/249 - 898 Esas No’lu

Yazılı Soru Önergesine İlişkin Cevap

Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve Kervansaray tarihi eser literatüründe önemli bir yer tutmakta olup, Külliye (Cami, Türbe, Medrese, İmarethane vb.)Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarıma alınmış ve aslına uygun bir şekilde restorasyonu bitim safhasına gelmiştir.

Kervansaray ise 1940/1950 yılları arası elden çıkmış ve satışla şahısların ellerine geçmiştir. 1991 yılından sonra söz konusu yerin yeniden kamulaştırma işlemi başlatılmıştır.

1. Kocaeli İli, Gebze İlçesi, Hacıhalil mahallesi, 25 ada 16 ve 24 parsel sayılı taşınmaz malların halen şahıslar adına kayıtlı bulunmaktadır. Ancak taşınmaz mal kayıtlarında Vakıflar Genel Müdürlüğü lehine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 7 nci maddesi uyarınca verilmiş kamulaştırma şerhi, ayrıca Mustafa Paşa Külliyesinin bir parçası olduğu ve mimari önemi nedeniyle koruması gerekli kültür varlığı olduğuna dair belirtme mevcuttur.

2. Kamulaştırma parça parça kısmen yapılmış ve paraları bankaya bloke edilmiş; ancak söz konusu parsellerin malikleri kamulaştırmanın iptali için karşı dava açmışlardır.

Bu davaların bir kısmı redle sonuçlanmış, bir kısmı ise red kararına rağmen temyizde bulunmaktadır.

Taraflarca tezyidi bedel davası açılmıştır. Davaların bir kısım artışla sonuçlanmış olup, bir kısmı ise derdesttir. (Devam etmektedir)

3. Takipsizlik nedeniyle düşen dava yoktur. Davalar titizlikle izlenmektedir. Bu arada idaremizce tapu tescil davası da açılmış olup devam etmektedir. Neticelenmesi tüm davaların karara bağlanmasından sonra mümkün olacaktır. (2942 sayılı Kanunun 17 nci maddesi)

4. Böyle bir düşen dava olmadığından herhangi bir soruşturma söz konusu değildir.

5. Diğer 25 ada 13, 15, 20, 21 ve 31 parsel sayılı taşınmaz mallar halen muhtelif hisselerle muhtelif şahıslar adına kayıtlıdır. Bunlardan 20 ve 21 parsel sayılı taşınmaz mal kayıtları üzerinde yine Vakıflar Genel Müdürlüğü lehine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 7 nci maddesi uyarınca verilmiş kamulaştırma şerhi bulunmaktadır. Söz konusu parsellerle ilgili davalar neticelenmemiş olduğundan tescilleri yapılmamıştır.

Sakarya İdare Mahkemesince karşı taraftan kamulaştırma bedelinin iptali için açılan davalardan : 93/767, 93/768, 93/1529 Esas sayılı davalar mahkemece reddedilmiş, Danıştay tarafından onanarak İdaremiz lehine sonuçlanmıştır.

93/900, 94/2364, 94/1781 Esas sayılı davalar mahkemece reddedilmiş olup, halen temyiz nedeniyle Danıştay’da bulunmaktadır.

Açılan cebr - i tescil davaları 2942 sayılı yasanın 17 nci maddesi gereğince ancak açılan iptal ve bedel artırım davalarının sonuçlanmasından sonra karara çıkabilecektir. Kaybedilmiş bir dava söz konusu değildir.

Gebze Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılan bedel artırım davalarından bir kısmı bilirkişi raporları doğrultusunda verilen artış kararları ile sonuçlanmıştır. 93/429, 93/430, 93/485 Esas sayılı davalar halen derdest olup, bu davalar neticesinde tapu tescili ile Kervansaray Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetine alınacaktır.

6. Davaların derdest olması, yani devam ediyor olmasından dolayı tapu tescilleri yapılmamış olduğundan söz konusu gayrimenkuller halen sahipleri tarafından kullanılmakta ya da kiralanmaktadır. Davalar neticelenip tescilleri yapılmadıkça gayrimenkul kiralarının halen tapuda adlarına kayıtlı kişilerce kullanımı veya kiralanması yasaldır.

7. Bu eser davaların tamamının neticelenmesi akabinde Vakıflara mal edilerek amacına uygun kullanılacaktır.

Bilgilerinize sunulur.

3. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Emlak Bankasının araç sayısına ve bunların tahsisine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Sadi Somuncuğlu’nun yazılı cevabı (7/269)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Sadi Somuncuoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delalet etmenizi saygılarımla arz ederim. 14.7.1999

Mehmet Elkatmış Nevşehir

Sorular

1. Emlak Bankasının kaç aracı vardır?

2. Bu araçlardan kaç tanesi Banka dışındaki hangi kurum veya kuruluşlarca kullanılmaktadır?

3. Geçmiş Hükümetler döneminde başlatılan Banka dışındaki araçların Bankaya geri kazandırılması çalışması hangi aşamadadır?

4. Banka dışında kullanılan araçlardan hangileri, hangi kişi veya kuruluş tarafından hangi tarihler arasında kullanılmıştır?

5. Sözkonusu araç tahsisinde kimlerin kusuru tespit edilmiştir ve kusuru sabit bulunanlara uygulanan yaptırım ne olmuştur?

T.C.

Devlet Bakanlığı Sayı : B.02.0.008/00614 11 8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 27.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 7/269 - 975/2844 sayılı yazınız.

İlgi yazınıza istinaden Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın Emlak Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğünün araç sayısına ve bunların tahsisine ilişkin yazılı soru önergesine verilen cevap aşağıya çıkarılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadi Somuncuoğlu Devlet Bakanı

EK : 2 adet yazı

1. Mülkiyeti Emlak Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğüne ait 227 adet muhtelif marka ve modelde araç bulunmaktadır. Bunlardan 63 adedi zırhlı araç olup, 27 adedi ise satışa sunulmuş bulunmaktadır.

2. Emlak Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğüne ait araçlardan 12 adedi Başbakanlık’ta, 3 adedi mevduat karşılığında bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarında, 5 adedi ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde olmak üzere toplam 20 adedi Banka dışında kullanılmaktadır. (Ek.1)

3. Geçmiş Hükümetler döneminde başlatılan Banka dışındaki araçların Bankaya kazandırılması çalışmaları devam etmektedir.

4. Banka dışında kullanılan araçların kullanım yerleri ve veriliş tarihi ile Bankamıza iadesi sağlanan araçlar (Ek.2)’de belirtilmiştir.

5. Araç tahsisleri daha önceki yönetimlerce araştırılmış, banka dışında kullanılan araçların büyük bölümünün iadesi sağlanmış ancak yeni yönetimce konunun, özellikle kusuru olanların tespiti açısından yeniden incelenmeye alınması kararlaştırılmıştır.

Ek – 1

Banka Dışında Hizmet Veren Araçlar

Sıra Tahsis No Plaka Markası Model Tip Görev Yeri Tarihi Açıklama

1 06 TEH 01 MURAT 1994 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 14.6.1994 DANIŞTAY

2 06 TEF 97 MURAT 1994 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 14.6.1994 DANIŞTAY

3 06 TEF 95 MURAT 1994 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 14.6.1994 DANIŞTAY

4 06 TEF 98 MURAT 1994 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 14.6.1994 DANIŞTAY

5 06 TEF 96 MURAT 1994 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 14.6.1994 DANIŞTAY

6 06 TRM 83 MURAT 1995 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 10.4.1995 DANIŞTAY

7 06 TRM 84 MURAT 1995 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 10.4.1995 DANIŞTAY

8 06 TRM 85 MURAT 1995 DOĞAN SLX BAŞBAKANLIK 10.4.1995 DANIŞTAY

9 34 KAZ 53 RENAULT-21 1995 MANAGER BAŞBAKANLIK 21.9.1994 MÜSTEŞARLIK

ÖZEL KALEM

10 06 ZJF 24 MERCEDES 1997 320 - S BAŞBAKANLIK 29.8.1997 UYUŞMAZLIK

MAHKEMESİ BAŞ.

11 34 SAY 99 RENAULT-21 1993 MANAGER BAŞBAKANLIK PERSONEL

PRENSİP. GEN. MD.

12 34 JU 517 RENAULT 1996 LAGUNA BAŞBAKANLIK SN. ALİ NACİ TUNCER

Mevduat Sağlanması Teminen

Sıra

No Plaka Markası Model Tip Görev Yeri Tahsis Tarihi

13 34 HVA 29 RENAULT 1991 SPRİNG ARSA OFİSİ GN. MD. 20.11.1995

14 34 JC 508 RENAULT-21 1994 CONCORDE GEMİ SAN. GN. MD. 9.5.1997

15 06 ZFE 65 RENAULT 1997 SAFRANE İST. GENÇLİK VE SPOR 18.12.1997

İL MD.

Özel Olurla Tahsis Edilen Araçlar

Sıra

No Plaka Markası Model Tip Görev Yeri Tahsis Tarihi

16 34 FOL 05 FORD 1995 TRANSİT İST. EMNİYET MD. 21.12.1995

17 34 FOL 06 FORD 1995 TRANSİT İST. EMNİYET MD. 21.12.1995

18 34 FOL 07 FORD 1995 TRANSİT İST. EMNİYET MD. 21.12.1995

19 34 FOL 08 FORD 1995 TRANSİT İST. EMNİYET MD. 21.12.1995

20 34 FOL 09 FORD 1995 TRANSİT İST. EMNİYET MD. 21.12.1995

Ek – 2

Banka Dışı Kullanımdan Aşağıda Plakaları Belirtilen Araçlar Bankamızca İade Alınmıştır

Sıra Tahsis İade No Plaka Markası Model Tip Görev Yeri Tarihi Tarihi

1 34 JM 679 RENAULT-21 1995 MANAGER YILDIRIM AKTUNA 6.10.1998 25.1.1999

2 34 KER 36 RENAULT-21 1995 MANAGER YILDIRIM AKTUNA 6.10.1998 13.1.1999

BİRLEŞİM 48’İN SONU