DÖNEM : 21 YASAMA YILI : 1

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 9

 

46 ncı Birleşim

10 . 8 . 1999 Salı

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan batı illerine çalışmaya giden mevsimlik işçilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. – Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın, devlet memuriyeti sınavının merkezî sistemle yapılmasının mahzurlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı

3. – Aksaray Milletvekili Murat Akın’ın, 1999 yılı hububat fiyatlarının üretici beklentilerinin gerisinde kaldığına ve üreticilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine giden Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/332)

2. – Ağrı Milletvekili Celal Esin’in (6/80) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/11)

3. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın (6/88) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/12)

4. – Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın (6/90) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/13)

5. – Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın (6/92) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/14)

6. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in (6/95) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/15)

7. – Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanlığının, Çevre Komisyonuna havale edilmiş olan (1/388) esas numaralı “Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Komisyonlarına havale edilmesine ve Çevre Komisyonu Başkanlığının bu istemi uygun gördüğüne ilişkin tezkereleri (3/333, 334)

8. – Avrupa Birliği parlamenterlerinin öncülüğünde oluşan “Dengeli Bir Çevre İçin Global Parlamenterler Kuruluşu (GLOBE) Uluslararası 14 üncü Genel Kurul Toplantısı”na, Çevre Komisyonu Başkanının beraberinde bir heyetle birlikte icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/335)

9. – Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, Akşar Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/36), İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/16)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu ve 41 arkadaşının, Türk çaycılığının ve çay üreticilerinin sorunlarının ve çözüm yollarının tespiti amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/58)

2. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar ve 29 arkadaşının, GAP’ın bir an önce bitirilmesi için gerekli önceliklerin tespiti, projenin yavaş ilerlemesinin altında yatan sebeplerin belirlenmesi ile kalıcı çözümlerin üretilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/59)

IV. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına; Salı ve Çarşamba günleri denetim konuları ile sözlü soruların görüşülmemesine ve 109 sıra sayılı “Anayasa Değişikliği Hakkında Kanun Teklifi”nin birinci görüşmelerinin 10 Ağustos 1999 Salı günü bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi

V. – OYLAMASI YAPILACAK İŞLER

1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri komisyonları raporları (1/307) (S. Sayısı : 34)

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz ve 282 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/187) (S. Sayısı : 109)

VII. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, İstanbul Üniversitesi Rektörü veya yönetimi aleyhine açılan davalara ilişkin soru ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yazılı cevabı (7/107)

2. – Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un, bir gazetede “işte gerçek rapor” başlığı altında yayımlanan habere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/138)

3. – Edirne Milletvekili Ahmet Ertürk’ün, Meriç Nehri boyunca arazisi olan çiftçi ve balıkçıların bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun yazılı cevabı (7/139)

4. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödeneklerinden bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un yazılı cevabı (7/160)

5. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödeneklerinden bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı M. Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/163)

6. – Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç’un, bir gazetede çıkan “Asker, karar siyasilerin” ve “Askerler yürüdü” başlıklı haberlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun yazılı cevabı (7/171)

7. – Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, tekstil sektöründe yaşanan krize karşı alınacak önlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın yazılı cevabı (7/172)

8. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, asılsız haberler yayımladığı iddia edilen bazı gazeteler hakkında alınacak önlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/179)

9. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, cep telefonlarıyla görüşmelerde yaşanan bazı sorunların giderilmesi için alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/180)

10. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödeneklerinden Erzincan İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/224)

11. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödeneklerinden Erzincan İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in yazılı cevabı (7/244)

12. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın;

– Eskişehir-Bursa Karayolu ve Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı projesine,

– Bursa İlindeki karayolları yatırımlarına,

Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;

– Karaman’ı Mersin’e bağlayacak olan Mara yoluna,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın yazılı cevabı (7/254, 255, 275)

13. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Değirmendere Grup Suyu Projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/263)

14. – Muğla Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın, pamuk taban fiyatına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevabı (7/267)

15. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, borsada vurgun haberlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın yazılı cevabı (7/268)

16. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, 1995-1996 yılları arasında sosyal güvenlik kurumlarına bütçeden ayrılan paya ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın yazılı cevabı (7/272)

17. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, bakanlığa bağlı kütüphanelerdeki kitaplara ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/290)

18. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay ve çevresinde turizmin gelişmesi için yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun yazılı cevabı (7/292)

19. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in;

– Güzelçay Beldesi TEMOtoyolu kamulaştırma bedellerinin ne zaman ödeneceğine,

– Antakya çevre yolu projesine,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın yazılı cevabı (7/293, 296)

20. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay Küçük Sanayi Siteleri inşaatına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevabı (7/297)

21. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Yalova-Armutlu’da inşaat izni verilen bir arsanın sit alanı olup olmadığına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/309)

22. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde “Teşebbüs Destekleme Merkezi” kurulması için bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/323)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.

Yüksek Öğretim Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda bulunan tasarının Hükümete geri verildiği bildirildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde :

Türkiye - Arnavutluk,

Türkiye - Bosna Hersek,

Türkiye - Bulgaristan,

Türkiye - Fransa,

Türkiye - Hindistan,

Türkiye - İngiltere,

Türkiye - İran,

Türkiye - İspanya,

Türkiye - İtalya,

Türkiye - Japonya,

Türkiye - Kuveyt,

Türkiye - Macaristan,

Türkiye - Makedonya,

Türkiye - Mısır,

Dostluk grupları kurulmasına;

TBMMBaşkanının, Almanya Federal Parlamentosunun davetine icabetine;

İlişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan, Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (Gözden Geçirilmiş)’nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/263) (S. Sayısı : 23),

2 nci sırasında bulunan, EFTADevletleri ile Türkiye Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanuna Bir Madde Eklenmesine (1/339) (S. Sayısı : 26),

3 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Litvanya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/278) (S. Sayısı : 27),

4 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belarus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/282) (S. Sayısı : 28),

5 inci sırasında bulunan, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede Yapılan Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/317) (S. Sayısı : 30),

6 ncı sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Letonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/284) (S. Sayısı : 31),

7 nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Hava Taşımacılığı Anlaşmasına Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/306) (S. Sayısı : 32),

8 inci sırasında bulunan, Dünya Sağlık Teşkilâtı Anayasasının 24 ve 25 inci Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/280) (S. Sayısı : 33),

9 uncu sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti Arasında Karadeniz’deki Deniz Alanlarından Sorumlu Yetkili Makamların İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna (1/329) (S. Sayısı : 36),

Dair Kanun Tasarılarının, görüşmeleri sonucu yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları;

10 uncu sırasında bulunan ve maddeleri kabul edilen, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/307) (S. Sayısı : 34) Kanun Tasarısının ise tümünün açık oylaması sırasında elektronik cihazda meydana gelen arıza nedeniyle, açık oylamasının yenileneceği;

Açıklandı.

10 Ağustos 1999 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.13’te son verildi.

Murat Sökmenoğlu

Başkanvekili

Mehmet Elkatmış Melda Bayer

Nevşehir Ankara

Kâtip Üye Kâtip Üye

No. : 48

II. – GELEN KÂĞITLAR

6.8.1999 CUMA

Teklifler

1. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/257) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri ve Anayasa komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1999)

2. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/258) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1999)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Hakkâri Milletvekili Evliya Parlak’ın, olağanüstü hal uygulamasının ne zaman kaldırılacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/136) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

2. – Hakkâri Milletvekili Evliya Parlak’ın, Hakkâri İli Durankaya Beldesi ve Geçitli Köyü ile Şemdinli İlçesi Derecik Beldesi Grup Köy yollarının standartlaştırılması ve asfaltlanmasına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/137) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

3. – Hakkâri Milletvekili Evliya Parlak’ın, Hakkâri-Elazığ karayolunda yapılan araç ve insan aramalarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/138) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

4. – Hakkâri Milletvekili Evliya Parlak’ın, Zap Vadisindeki Hakkâri Baraj ve HES projelerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/139) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

5. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, devlet hastanelerinde yaşanan olumsuzluklara karşı alınacak tedbirlere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/140) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

6. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Güneydoğu Anadolu Projesi çerçevesinde yürütülen çalışmalara ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/141) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

7. – İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın, sosyal güvenlik kuruluşlarının zararlarına ve özel kamu kuruluşlarından alacaklarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/142) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

8. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, ülkemizde düzenlenen güzellik yarışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/143) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

9. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Bulgaristan’a geçiş yapan vatandaşlarımızın rüşvet vermeye zorlandıkları iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/144) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

10. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, ORÜS’ün özelleştirilmesi ile ilgili Danıştay Kararının uygulanıp uygulanmayacağına ve TZDK’da çalışan işçilerin Temmuz maaşının ödenip ödenmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından (Yüksel Yalova) sözlü soru önergesi (6/145) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

11. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, TBMM Kütüphanesine alınması yasaklanan basılı yayın olup olmadığına ve Meclisce hazırlanan “Basında Bugün” adlı yayına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/146) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Emet İlçesinde yapımı düşünülen cezaevi için seçilen arsaya ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/391) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

2. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, ilköğretim öncesi çocuk eğitimine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/392) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

3. – Bursa Milletvekili Teoman Özalp’ın, çiftçilere yapılan desteklemelere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/393) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

4. – Antalya Milletvekili Mehmet Baysarı’nın, Kepez TAŞ’ın yükümlülüklere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/394) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

5. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, Balıkesir İline bağlı bazı ilçelere ne zaman kaymakam atanacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/395) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

6. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, Balıkesir İlinde bulunan belediyelere yapılan yardımlara ve bulundukları zorluklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/396) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

7. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, Anadolu basınının güçlenmesi için alınacak tedbirlere ve verilen kredilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/397) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

8. – Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, Adıyaman ve ilçeleri ile belde belediyelerine yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/398) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

9. – Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, Adıyaman-Kahta İlçe Belediyesine 1999 yılı Bütçesinden yardım yapılıp yapılmadığına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/399) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

10. – Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, posta dağıtıcılarının mali durumlarının iyileştirilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/400) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

11. – Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, Bursa-Karacabey, İnegöl ve Yenişehir yollarının ne zaman bitirileceğine ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/401) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

No. : 49

9.8.1999 PAZARTESİ

Teklifler

1. – Çorum Milletvekili Melek Denli Karaca’nın; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/259) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1999)

2. – Çorum Milletvekili Melek Denli Karaca’nın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/260) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1999)

3. – Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle’nin; Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/261) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1999)

4. – Bingöl Milletvekili Necati Yöndar ve 3 Arkadaşının; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması, Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı ve Kıdem Aylığı ile Ek Tazminat Ödenmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/262) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1999)

5. – Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 50 arkadaşının Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/263) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

Tezkere

1. – Cumhurbaşkanlığı 1998 Mali Yılı Kesinhesap Cetvelinin Sunulduğuna İlişkin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Tezkeresi (3/328) (Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

Raporlar

1. – Türkiye Cumhuriyeti ile Letonya Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/355) (S. Sayısı : 108) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

2. – Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/353) (S. Sayısı : 115) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

3. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/319) (S. Sayısı : 117) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

4. – Karadeniz Ülkeleri Spor Bakanları Toplantısı Tutanağı ile Karadeniz Oyunları Statüsünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/373) (S. Sayısı : 119) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

5. – Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/370) (S. Sayısı : 120) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

6. – Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/360) (S. Sayısı : 121) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

7. – Bursa Milletvekilleri Ali Rahmi Beyreli ile Hayati Korkmaz’ın, Türkiye Akreditasyon Konseyi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları (2/91) (S. Sayısı : 123) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

8. – Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu, Belediye Gelirleri Kanunu ve Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/500) (S. Sayısı : 135) (Dağıtma tarihi : 9.8.1999) (GÜNDEME)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Bursa Milletvekili Ali Arabacı’nın, TBMM’de teamül haline gelen kararlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/402) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1999)

2. – Ankara Milletvekili Hayrettin Özdemir’in, bir araştırma görevlisinin bir öğretim görevlisi tarafından dövüldüğüne ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/403) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

3. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir’de Damat İbrahim Paşa adıyla bir üniversite kurulup kurulmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/404) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

4. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, bir Devlet Bakanının POAŞ ihalesi ile ilgili olarak yaptığı açıklamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/405) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

5. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, kamu bankaları tarafından verilen kredilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/406) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

6. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, 1980 yılından bu yana kapatılan veya Hazinece el konulan bankalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/407) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

7. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir-Kozaklı İlçesinde yaptırılan Jeotermal Hastanesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/408) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

8. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir ve Acıgöl Devlet Hastanesi inşaatlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/409) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

9. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir Organize Sanayi Bölgesi ödeneğinin artırılıp artırılmayacağına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/410) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

10. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir-Acıgöl Hükümet Konağı inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/411) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

11. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van İli ve ilçelerindeki sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi için alınan tedbirlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/412) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

12. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın,Van-Saray Emniyet Müdürlüğü lojmanları inşaatı ile Saray ve Bahçesaray ilçelerinin hükümet konağı ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/413) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

13. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van İli Küçük Sanayi Sitesi esnafının bazı sorunlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/414) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

14. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van-Erciş İlçesine Şekerbank Şubesinin açılıp açılmayacağına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/415) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

15. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, üniversite sınavlarında uygulanan okul puanı sistemine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/416) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

16. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van toplu konut projesine ve Erciş İlçesinde Emlak Bankası Şubesi kurulup kurulmayacağına ilişkin Devlet Bakanından (Sadi Somuncuoğlu) yazılı soru önergesi (7/417) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

17. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van Çıraklık Eğitim Merkezi Müdürlüğü binasının ne zaman yapılacağına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/418) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

18. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Van İline fen lisesi açılmasına ve Van’da görev yapan öğretmenlerin lojman ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/419) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

19. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, YÖK kararıyla açılan bazı yüksek okulların kadro ve teknik donanım ihtiyaçlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/420) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

20. – Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu’nun, fındık destekleme fiyatının ne zaman açıklanacağına ve Fiskobirlik’teki stoklara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/421) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

No. : 50

10.8.1999 SALI

Tasarılar

1. – Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi Genel Müdürlüğü Arasında Arsa Tahsisi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/511) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

2. – Avrupa Patentlerinin Verilmesi ile İlgili Avrupa Patent Sözleşmesi ve Eklerine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/512) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar ve Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.8.1999)

Teklif

1. – İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; 4071 Sayılı 3 Mart 1340 (1924) Tarihli ve 431 Sayılı Kanunla Hazineye Kalan Taşınmaz Mallardan Bazılarının Zilyedlerine Devri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/264) (Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.8.1999)

Tezkereler

1. – Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/329) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

2. – Amasya Milletvekili Akif Gülle’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/330) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

3. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/331) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

Raporlar

1. – Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe ve Adalet komisyonları raporları (1/456) (S. Sayısı : 116) (Dağıtma tarihi : 10.8.1999) (GÜNDEME)

2. – Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukukî Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre ve Dışişleri komisyonları raporları (1/359) (S. Sayısı : 122) (Dağıtma tarihi : 10.8.1999) (GÜNDEME)

3. – Balkan Ticareti Geliştirme Bölge Merkezi Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri komisyonları raporları (1/364) (S. Sayısı : 118) (Dağıtma tarihi : 10.8.1999) (GÜNDEME)

4. – Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/394) (S. Sayısı : 126) (Dağıtma tarihi : 10.8.1999) (GÜNDEME)

5. – Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmenistan Arasındaki Hazar-Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Projesinin (HGB) İfası ve Türkmenistan’dan Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/491) (S. Sayısı : 127) (Dağıtma tarihi : 10.8.1999) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1. – Rize Milletvekili Mehmet Bekâroğlu ve 41 arkadaşının, Türk çaycılığının ve çay üreticilerinin sorunlarının ve çözüm yollarının tespiti amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/58) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.8.1999)

2. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar ve 29 arkadaşının, GAP’ın bir an önce bitirilmesi için gerekli önceliklerin tespiti, projenin yavaş ilerlemesinin altında yatan sebeplerin belirlenmesi ile kalıcı çözümlerin üretilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/59) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.8.1999)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, İstanbul Gazi Mahallesi Mehmetcik İlköğretim Okulu Müdürü hakkında bir soruşturma yapılıp yapılmadığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/112)

2. – Kars Milletvekili Arslan Aydar’ın, Kars SSK Hastanesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/124)

3. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Gediz Hastanesinin doktor ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/143)

4. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/154)

5. – Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/159)

6. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, İslam’da örtünmeye ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H.Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/173)

7. – Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, memurların atama ve nakillerini durduran genelgenin ne zaman yürürlükten kaldırılacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/186)

8. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Dörtyol-Deliçay Deresi üzerinde baraj yapılıp yapılmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/188)

9. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay-Yarseli Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/189)

10. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Amik-Afrin Projesi içinde yer alan Reyhanlı Barajı ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/192)

11. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Yayladağ Barajının sulama kanallarının ne zaman bitirileceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/193)

12. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Orta Ceyhan Menzelet Projesi kapsamındaki Tahta Köklü Barajının yükseltme inşaatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/194)

13. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Samandağ-Karamanlı Göleti inşaatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/195)

14. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, petrol zamlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/196)

15. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya-Tavşanlı, Kütahya-Simav-Demirci yolu ile Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı yollarının yapımı için ek ödenek verilip verilmeyeceğine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/199)

16. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya Sağlık Meslek Lisesinin kapatılıp kapatılmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/200)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

10 Ağustos 1999 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL

KÂTİP ÜYELER : Burhan ORHAN (Bursa), Şadan ŞİMŞEK (Edirne)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46 ncı Birleşimini en iyi dileklerimle açıyor; saygılar sunuyorum.

Toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden evvel, 3 sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı birinci söz, Elazığ Milletvekili Sayın Cemil Tunç'a ait.

Sayın Tunç, doğu ve güneydoğudan batı illerine çalışmaya giden mevsimlik işçilerin sorunları hakkında size hitap edecekler.

Buyurun Sayın Tunç. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan batı illerine çalışmaya giden mevsimlik işçilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün gündemdışı söz istememin sebebi, Türkiye'nin bir gerçeğini dile getirmek içindir. Söz verdiği için Sayın Başkana teşekkür ederken, bu vesileyle, siz değerli arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden terör, bunun getirdiği ekonomik sıkıntı bütün Türkiye'yi etkilemekle beraber, bu olayların cereyan ettiği ülkemizin güneyini ve doğusunu daha çok etkilemiştir. Ekonomik sıkıntı, bu bölgelerimizde hayatı, âdeta, yaşanılmaz hale getirmiştir. Bu bölgelerimizde milyonlarca insan, üretici olmaktan çıkmış, âdeta, tüketici duruma düşmüştür. 3 1000'in üzerinde köy boşaltılınca, bu köylerde yaşayan insanlar, kendilerine en yakın büyük merkezlere veya metropollere göç etmek zorunda kalmışlardır. Ne yazık ki, mecburî göçe zorlanan bu yurttaşlarımızla ilgili hiçbir tedbir de alınmış değildir. Güvenlik nedeniyle yerlerinden olan bu vatandaşlarımıza, geçimlerini temin edebilecek kadar bir yardım köylerine dönünceye kadar yapılabilirdi veya yurt dışından gelen soydaşlarımıza olduğu gibi, bir yerlerde iskân edip çocuklarına eğitim verilebilir, ihtiyaçları karşılanabilir; böylece, devletin sosyal devlet vasfını herkese gösterebilirdik -bu, Türkiye için fazla bir şey de değildir- veya toprakları istimlak edilebilir, bedelleri ödenebilir veya Anadolu'nun herhangi bir yerinde toprak tahsis edilmek suretiyle iskân edilebilirlerdi; ama, bunlardan hiçbiri yapılamadı.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bölgenin geçim kaynağı, hepimizin bildiği gibi, hayvancılıktır. Terörden dolayı birkısım yaylalar yasaklanmış, hayvan beslenemez hale gelmiştir. Terör afetiyle beraber 1980'li yıllardan sonra uygulanan yanlış hayvancılık politikaları, bütün Türkiye'de olduğu gibi bu bölgelerimizde de hayvan varlığının büyük oranda azalmasına ve ekonomik kayba sebep olmuştur. Bugünlerde devam eden et ithalatı, hayvancılıkla uğraşan yurttaşlarımızın daha da yoksullaşmasına sebep olacaktır.

Bu bölgelerimize uzun yıllardan beri yatırım yapılamıyor; eskiden yapılan sanayi tesislerinin büyük bir kısmı ya çalışmıyor veya düşük kapasiteyle çalışıyor, bir kısmı da özelleştirmeden dolayı satılmış, hiç çalışmıyor. Yeni istihdam alanları da, yeterince teşvik edilemediği için veya coğrafî veya stratejik konumundan dolayı da açılamıyor. Böyle olunca da, bu bölgelerde, yoksulluk ve fakirlik daha da artıyor. Oturdukları yerlerde geçimlerini temin edemeyen bu insanlar, iş mevsimlerinde, çalışmak için batı illerine gitmek zorunda kalıyorlar. Hep beraber, televizyon kanallarında, çalışmak için Diyarbakır'dan batı illerine trenle giden yurttaşlarımızın serüvenini izledik. Genç, yaşlı, çocuk, kadın... Tren tıklım tıklım, tren kompartımanları tıklım tıklım, koridorlarda yatan, uzanan insanlar, otuz saat, kırk saat ayakta seyahat etmek zorunda kalan yaşlılar... Bu manzara, doğrusu, Türkiye'ye yakışmıyor. Hepimiz bunu izliyoruz ve üzülüyoruz.

Acaba, neden tedbir alamıyoruz? Acaba, ek bir iki sefer koyamaz mıyız veya bu ayıptan kurtulmak için bir iki vagon ekleyemez miyiz? Acaba, bu, bizim için çok mu zor?

Sonra, bu insanlar gittikleri yerlerde hangi şartlarda çalışıyorlar? Acaba, SSK veya Çalışma Genel Müdürlüğü bunu hiç merak etmiş midir?

Sonra, bu mevsimde, çokça trafik kazalarına da şahit oluruz; kamyonların üzerinde seyahat eden 50-60 kişi, tıklım tıklım minibüs ve otobüslerin taşıdığı bu insanların kazalar sonucu yok olan aileleri...

Geçen yıl televizyonlarda "Bir Yol Hikâyesi" adlı programda da izlemiştik; Siirt'ten, Batman'dan, Diyarbakır'dan, Karadenize fındık toplamaya gidenlerin Ordu'da çalışmalarına müsaade edilmemişti; bu yıl da -televizyonlardan öğrendiğimiz kadarıyla- çalışmalarına müsaade edilmediği gibi, bu aileler, şehre dahi sokulmuyor. Şimdi, biliyorum, yetkililer birçok şey söyleyecekler. Ben de diyorum ki, bu insanlar acaba bir suç mu işlediler? Sayın Vali, televizyonda "hiç kimse, elini, kolunu sallayarak giremez" diyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tunç, 5 dakikanıza 1 dakika daha ekliyorum; buyurun efendim.

AHMET CEMİL TUNÇ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Giremez de niçin giremez? Bu adamlar hangi suçu işledi, hangi terör hadisesine bulaştı?!. Aslında, bu insanlar, Balıkesir'e girebiliyor, İstanbul'a gidebiliyor, Manisa'ya gidebiliyor da, Ordu'ya neden sokulmuyor? Ordulu hemşerilerimiz de bu durumdan rahatsız; çünkü, işçi bulamadığı için fındıklarını toplayamıyor, işçi ücretleri de artıyor. Acaba, Sayın Başbakan veya hükümet bunları bilmiyor mu?!. Yoksa, Sayın Başbakan, YÖK'te olduğu gibi "bu bizim yetkimizin dışında" mı diyecek?!. Bunları söylemekten, hepimiz gibi, ben de haz duymuyorum; ama, Türkiye'de, bu görüntülerin varlığından, bu sakat anlayış ve uygulamaların varlığından rahatsızlık duyuyorum ve hükümeti, bu hususta görevini yapmaya, yurttaşlarının anayasal haklarını korumaya davet ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tunç, teşekkür ediyorum.

Gündemdışı ikinci söz, Şırnak Milletvekili Profesör Doktor Sayın Salih Yıldırım'a ait; devlet memuriyeti sınavının merkezî sistemle yapılmasının mahzurları hakkında hitap edecekler. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

Buyurun efendim.

2. – Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın, devlet memuriyeti sınavının merkezî sistemle yapılmasının mahzurlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in cevabı

MEHMET SALİH YILDIRIM (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk defa devlet kamu hizmeti ve görevlerine devlet memuru olarak atanacakların sınavları hakkında bilgi sunmak üzere huzurunuzdayım; bana bu imkânı veren Saygın Başkana ve siz değerli parlamenterlere saygılar sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 22 Şubat 1999 tarihli 23619 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan, İlk Defa Devlet Kamu Hizmeti ve Görevlerine Devlet Memuru Olarak Atanacaklar İçin Mecburî Yeterlik ve Yarışma Sınavları Genel Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, kamu kurum ve kuruluşlarında devlet memuru olmak isteyenler ile kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarına sözleşmeli statüde gireceklerin yazılı sınavlarının ÖSYM tarafından yapılmasını öngörmüştür. Bu sınavda başarılı olanlar, kamu kurum ve kuruluşlarının kendileri tarafından yapılacak sınava katılma hakkını elde edeceklerdir.

Değerli milletvekilleri, hangi kurumların hangi unvanlarda memur veya sözleşmeli personel alacakları Kasım 1999 ayı içerisinde ilan edilecek, yukarıda belirtilen yönetmelik değişikliği uyarınca da, Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından tespit edilen esaslar gözönünde tutularak, ilk defa devlet memuru olarak atanacaklar için seçme sınavı yapılacaktır.

Devlet memurluğu sınavıyla ilgili, başvuru, sınavın uygulanması, sınavın değerlendirilmesi ve sınav sonuçlarının adaylara duyurulması işlemleri ÖSYM tarafından yürütülecektir. Devlet memurluğu sınavı, 1999 yılı içerisinde bir kez yapılacaktır; sınav 17 Ekim 1999 tarihinde ilk oturumda uygulanacaktır. Böylece, genel ve katma bütçeli kurumlar ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlara, kanunlarla kurulan fonlar ve kefalet sandıklarına, il özel idareleri ve belediyelere, il özel idareleri ve belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlara, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olmakla birlikte, 657 sayılı Kanunun ek geçici 9 uncu maddesinde belirtilen kurumlar ile kendi kanunlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla personeli hakkında 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağını belirten kurumlara ilk defa devlet memuru olarak atanmak isteyenler, devlet memurluk sınavına girmek zorundadırlar. Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları da, personel alımında, bu sınavın sonuçlarına katlanacaklardır.

Değerli milletvekilleri, şekil ve dizayn açısından mükemmel gibi görünen bu uygulamanın, ülke gerçekleri ve insan kaynakları değerleri göz önünde bulundurulduğunda, bu değerden bir hayli yoksun olduğu görülecektir.

Devletleri devlet yapan, ulusları geleceğe taşıyan en önemli unsurun, devlet uygulamalarındaki düzen, yaşamdaki adalet, nimet ve külfetin hakça paylaşımı ve devletin bireyinde oluşturduğu güven duygusu olduğunu hepimiz biliyoruz. Şunu da hepimiz biliyoruz ki, külfetin paylaşımının kolaylığına karşın, nimetin paylaşımı her zaman kolay değil; hele, devlet kapısında kapılanmayı, iş bulmayı nimet olarak görebilecek Türkiye gibi 9,5 milyon işsizi olan bir ülkede bunun ne anlam taşıdığının takdirini sizlere bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu hakça paylaşımın en önemli ölçütlerinden birisinin sınav olduğunu hepimiz biliyoruz; ancak, sınav, eşit düzeyde, eşit nitelikte, eşit birikimde olan insanlar arasında yapıldığı takdirde hakkı ve adaleti temsil edecek ve doğruluğu yansıtacaktır. Eşdeğerde olmayan, nitelikleri farklı olan bireyler arasında yapılan sınav hakkı tescili yerine, adaletsizliği, haksızlığı tescil ettirecektir. Şöyle ki: Bugün Türkiye'de sadece insan kaynakları açısından değil, sosyoekonomik faktörler ve parametreler açısından da uygun olmayan bir dağılım olduğu ortadadır. Bu, sadece doğunun ve güneydoğunun sorunu değil, bu, Karadenizin de sorunudur, İç Anadolu'nun da sorunudur. Bugün büyük şehir varoşlarındaki sosyoekonomik göstergeler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin de bir hayli gerisindedir. Bakın nasıl: Bugün Türkiye'de okuryazar oranı ortalama olarak yüzde 82,5'tir, Doğu Anadolu Bölgesinde okuryazar oranı yüzde 65'tir, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ise bu oran yüzde 60,4'tür. Benim seçim bölgem olan Şırnak'ta okuryazar oranı yüzde 41,5'tir; bu oran, erkeklerde yüzde 58, kadınlarda ise yüzde 20'dir.

Şimdi size soruyorum: Bu eğitim kurumlarında yetişen insanlarla büyük şehir merkezlerindeki eğitim kurumlarında yetişen insanları aynı sınava sokup, buna başarı sınavı demeyi kim vicdanına sığdırabilir?! Böyle bir şeyin doğru olmadığının bir kez daha altını çizmek istiyorum.

İşsizlik, sadece Güneydoğu Anadolu'nun sorunu değil, sadece Doğu Anadolu'nun sorunu değil, büyük şehir varoşlarının da sorunudur demiştim ve bugün şu gerçeğin altını bir kez daha çizeyim: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki, Karadeniz Bölgesindeki işsizlik oranı Türkiye ortalamasının 2,5 katı kadardır. Bunu azaltmanın yolu, yöntemi için özel uğraşların yoğun olarak verildiği bir süreçte, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ve de kentin varoşlarında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, 1 dakika süre veriyorum.

Buyurun efendim.

MEHMET SALİH YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

...uygunsuz koşullarda eğitim gören insanları burada sınava sokmak onların hem özgüvenlerini yitirmeleri hem adalet duygularının zedelenmesi hem de devlete güvenlerinin sarsılması açısından önemli sıkıntılar, sorunlar yaratacaktır. Bu konuda Genel Kurulun duyarlılığını beklemek en doğal hakkımızdır.

Hele, görev aldığından bu yana, sorunların tespitinde gösterdiği isabet, sorunların çözümündeki kararlılığı ve performansıyla tüm ülkenin ve ulusun umudu haline gelen 57 nci hükümetin bu konudaki düzensizliği gidereceğine dair umudumu yinelemek istiyor, bana bu imkânı verdiği için Sayın Başkana ve siz değerli parlamenterlere saygılar sunuyorum. (ANAP, FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın Bakanımız cevap verecekler.

Buyurun efendim.

DEVLET BAKANI ŞÜKRÜ SİNA GÜREL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Şırnak Milletvekili Sayın Yıldırım'a, konuşmasında değindiği kaygı ve sorunları burada dile getirdiği için teşekkür ederim; çünkü, bu konuşmasıyla, kendileri, bana da konuyu huzurunuzda açmak ve hepimizin aklına takılabilecek çeşitli sorulara bir cevap oluşturmak olanağını sağladı.

Hepimizin bildiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 50 nci maddesinde şöyle denir: "Devlet, kamu hizmet ve görevlerine devlet memuru olarak atanacakların, açılacak devlet memurluğu sınavlarına girmeleri ve bu sınavları kazanmaları şarttır.

Sınavların yapılmasına dair usul ve esaslar ile sınava tabi tutulmadan girilebilecek hizmet ve görevler ve bunların tabi olacağı esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir genel yönetmelikle düzenlenir."

Bu hüküm uyarınca, 6.12.1985 tarih ve 85/10260 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla, İlk Defa Devlet Kamu Hizmeti Görevlerine Devlet Memuru Olarak Atanacaklar İçin Mecburî Yeterlik ve Yarışma Sınavları Genel Yönetmeliği çıkarılmıştır ve bu çerçevde, ilk defa, devlet memuru olarak atanacakların sınavları, personeli alacak kuruluşlarca ayrı ayrı yapılagelmiştir.

Hükümetimiz döneminde ise, yayımlanan bir yönetmelikle, sınav esasları yeniden düzenlenmiş ve İlk Defa Devlet Kamu Hizmeti ve Görevlerine Devlet Memuru Olarak Atanacaklar İçin Mecburî Yeterlik ve Yarışma Sınavları Genel Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle, yönetmelik kapsamındaki kuruluşlarda devlet memuru olarak çalışmak isteyenlerin yazılı sınavlarının Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına yaptırılacağı, 22.2.1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla kararlaştırılmıştır.

Aynı şekilde, 2.2.1999 tarih ve 99/12378 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla, işçilerin, 7.5.1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla da sözleşmeli personelin işe alınmalarının aynı usulle olması kararlaştırılmıştır. Böylece, ilk defa devlet memuru olarak atanacaklar ve kamu iktisadî teşebbüslerinin 2 sayılı cetveline dahil sözleşmeli personel pozisyonuna atanacaklar için yapılacak merkezî sınav, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığınca 17 Ekim 1999 tarihinde yapılacaktır.

Bunun yanında, özürlülerin, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından korunan çocukların, şehit olanlar ile çalışamayacak derecede malul olanların yakınları ile çalışabilecek durumda olan maluller için kurumlarca ayrılması kanunî zorunluluk olan kontenjanlara başvuracaklar için ise bu sınava girme zorunluluğu aranmamaktadır.

Sınavlar, lisans ve lisansüstü, önlisans, lise ve dengi okul mezunları ile ilköğretim mezunları için ayrı ayrı olmak üzere dört düzeyde yapılacaktır. Sınavda 100 üzerinden 70 puan almış olanlar başarılı sayılacak ve sınav sonuçları iki yıl geçerli olacaktır.

Kamu kurum ve kuruluşları, usulüne uygun olarak atama izni aldıkları boş kadro ve pozisyonlarını Devlet Personel Başkanlığına bildirecekler, Devlet Personel Başkanlığı da, bunları, uygun görülecek zamanlarda Resmî Gazetede topluca ilan edecektir; bu yöndeki ilk ilan, 1999 yılı kasım ayında verilecektir. İlandaki koşulları taşıyan adaylar, ilgili kuruluşlara başvuracaklardır. Kamu kurum ve kuruluşları, kendilerine başvuran adayları, her kadro ve pozisyon için ayrı ayrı olmak üzere, en yüksek puandan başlayarak, devlet memurları sınavındaki puanına göre sıraya koyacaklar ve kurumlar, merkezî sınavda başarılı olanlar arasından, ikinci bir yazılı veya sadece sözlü sınav yapmak suretiyle personel alabileceklerdir. Sadece sözlü sınav yapılacaksa, boş kadro sayısının iki katı; yazılı sınav yapılacaksa dört katı aday sınav için davet edilecektir. Kamu kurum ve kuruluşları, yapacakları sınavlarda başarılı olanları, başarı sırasına göre boş kadro ve pozisyonlarına atamak suretiyle personel gereksinimlerini karşılayacaklardır.

Sayın Başkan, sayın üyeler; bilindiği üzere, şimdiye kadar geçerli olan sınav yöntemi ve uygulamalarında, kurumların, sınavları, farklı şehirlerde ve şekillerde duyurmaları nedeniyle, sınavlara katılma bakımından herkes eşit olanaklara sahip olamamaktaydı. Ayrıca, memuriyet sınavlarına çok sayıda kişinin başvurması nedeniyle, kuruluşlar, başvuruların kabulü ve değerlendirilmesinde çok büyük zorluklarla karşılaşabilmekteydiler. Uygun sınav salonları bulunamamakta, sınavlar, çoğu kez, stadyum ve spor salonları gibi elverişsiz ortamlarda yapılagelmekteydi.

Kurumlarda, sınav sorularını hazırlayan kurulların, okulların hızla değişen müfredat programlarını izleyememeleri yüzünden, yapılan sınav, bilgiyi yeterince ölçememekteydi.

Sınavların klasik usulde düzenlenmesi nedeniyle, sınav kâğıtlarının değerlendirilmeleri objektif olarak yapılamamaktaydı.

Sınavlarda politik ve bürokratik kayırmacılığın kolaylıkla yapılabilmesi nedeniyle, bazı durumlarda değerlendirmeler adil olamamakta ve nitelikli eleman yerine niteliksiz elemanların işe alınmalarına ve devlete olan güven duygusunun sarsılmasına yol açılmaktaydı.

Siyasal ve bürokratik kadrolara çok sayıda işe yerleştirme talebi gelmekte ve bu kadrolar günlük işlerini yapamaz hale düşmekteydiler.

Her kurumun, aynı veya benzer konularda ayrı ayrı sınav yapması, kaynak israfına yol açmaktaydı.

Memuriyete giriş sınavının, merkezî olarak, hem de yıllardır merkezî sınav uygulamasında kendisini kanıtlamış bir kurum olan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezince yapılması önemli sakıncaları ortadan kaldıracak ve ayrıca, şimdi size sunmaya, sıralamaya çalışacağım ciddî yararları da ortaya çıkaracaktır:

Şimdiye kadar yapılan uygulamayla, sınav, ulusal düzeyde basın yayın organları ve il ve ilçelerde oluşturulan bürolarca duyurulmuştur ve başvurular kabul edilmiştir. Ülkenin her yerindeki adaylar, rahatlıkla sınavdan haberdar edilmiş ve başvuru olanağına kavuşmuşlardır; dolayısıyla, sınavlar kolaylıkla yapılabilecek, bürokrasi azalacaktır.

Sınavda kayırmalar ortadan kalkacaktır. Böylece, devlete daha nitelikli personel almak mümkün olacaktır. Devletin halka götürdüğü hizmetin, kalitesinin, niteliğinin yükselmesi de sağlanabilecektir.

Anayasanın eşitlik ilkesi, memuriyete giriş bakımından gerçekleştirilmiş olacaktır, memuriyete girişte herkese eşit şans tanınacaktır.

Adama iş bulma yerine işe adam bulma ilkesi etkin olarak uygulanmaya başlanabilecektir. Merkezî sisteme göre personel alındığında, personel yönetiminde nepotizm; yani, eş dost ve akraba kayırma hastalığı -diyelim- kırılacak, ortadan kaldırılacak ve hizmete almada belirli bir standardizasyon da sağlanacaktır.

İşe almada, eşitlik ve liyakat ilkeleri temel kriterler, ölçütler haline gelecektir.

Merkezî sistemde tek bir kurul tarafından değerlendirme yapılacağı için, adaylar arasında eşit şans sağlanmış olacak, sorular ve yanıtların değerlendirilmesinde uygulanan kıstaslar aynı olacağından, değerlendirmeler nesnel olacak, halkın devlete olan güveni artacaktır.

Bütün ülke çapında yeknesak bir işe yerleştirme politikasının uygulanması ve bu alanda değişen koşullara kısa sürede uyum sağlanabilmesi, ancak, bu sistemle mümkün olabilecektir.

Çeşitli bakanlık ve kuruluşlarda aynı işi görecek kimselerin yeterlilik bakımından da aynı derecede olgun olmaları sağlanacaktır.

Personelin işe alınması konusunda uzmanlaşma ve koordinasyon, merkezî sistemde çok daha kolay olacak ve bunun sonunda alınacak kararlar daha isabetli olacaktır.

Merkezî sistem, kurumların ayrı ayrı insan gücü, kırtasiye gibi masraflarının önüne geçecek ve kaynak israfını önleyeceğinden, daha ekonomik bir sistem olacaktır.

Ayrıca, her kurumun açtığı sınava girerek ayrı ayrı sınav ücreti ödemeleri halinde çok büyük masrafa girecek olan bu çok sayıda aday, şimdi, belirli bir ekonomi yapma fırsatını da sağlamış olacaktır.

Merkezî organlar, kamu kurumlarına göre çeşitli aracı kişilerin ve siyasal etkilerin en azından daha az etkisi altında kalabilecektir.

Merkezî sistem, gereğinden fazla sayıda personel istihdamının da önüne geçecektir.

İlk atamalarda, kamu personelinin kurumlar ve bölgeler ölçeğinde adil ve dengeli dağılımı sağlanacaktır. Böylece, belli kurumlarda ve bölgelerde personel açığı bulunurken, belli kurum ve bölgelerde personel fazlası ve yığılmasının önüne geçilmiş olacaktır.

Öte yandan, merkezî sınav kapsamına yerel yönetimlerin de girmesi nedeniyle, istihdamda, halen, sadece belli bölge, il veya ilçeye yönelik olarak genellik ve eşitlik ilkelerine aykırı şekilde yapılan sınavların yerine, sınavların herkese açık olması sağlanmış olacaktır.

Devlet Memurları Kanununun kurumiçi ve kurumlararası nakilleri düzenleyen hükümleri de göz önünde bulundurulduğunda bölgelerarası istihdam farklılığının da önüne geçilebilecektir.

Bu nedenle, öne sürülen sakıncaları kat kat aşan yararlarıyla, yeni ve reform niteliğinde bir uygulamayla daha nitelikli devlet hizmetinin de önkoşulları oluşturulmuş olacaktır.

Sayın Yıldırım'ın haklı olarak değindiği sakıncalar, aslında, kamu yaşamının her alanında görülen sakıncalardır ve bunların giderilmesi hükümetimizin tamamlamaya azmettiği eğitim reformuyla ve bölgelerarası dengesizliğin her bakımdan ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilecektir.

Sayın Başkan, sayın üyeler; bu düşüncelerle, sizleri saygıyla selamlıyor, teşekkürlerimi sunuyorum. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Devlet Bakanı Sayın Şükrü Sina Gürel'e teşekkür ediyorum.

Gündemdışı son söz Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın'a ait.

Sayın Akın, müstahsillerin problemlerini dile getirecek.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

3. – Aksaray Milletvekili Murat Akın’ın, 1999 yılı hububat fiyatlarının üretici beklentilerinin gerisinde kaldığına ve üreticilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı

MURAT AKIN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1999 yılı hasat mevsiminde, Toprak Mahsulleri Ofisinin ürün alımlarıyla ilgili olarak söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1999 yılı hububat fiyatları üretici beklentilerinin gerisinde kalmıştır. 1999 hasat yılı, ülkemizde üreticiler açısından zor bir yıl olmuştur. Kötü yaşanan hava şartları, tarımsal üretimi, başta hububat alanları olmak üzere, etkilemiş, ülkemizin birçok yöresinde üretimde düşüşler yaşanmıştır. 1999 yılında "enflasyon oranında" diye açıklanan düşük fiyatlardan da etkilenen üreticiler, 1999 yılında yeni hükümetten daha iyi bir fiyat açıklamasını beklemişlerdir. Ancak, hükümetçe ilan edilen hububat fiyatları, üreticilerin buğday fiyatı konusunda beklentilerinin çok gerisinde kalmıştır. Bugün açıklanan fiyatlar, üreticilerin maliyetlerini bile karşılamayacak düzeydedir. Bu fiyatlar, borsada oluşan fiyatlarla aynı düzeydedir. Nitekim, üreticinin beklentileri, birinci ve ikinci grup buğdaylarda 100 bin liranın üzerindeyken, hükümetçe ilan edilen fiyatlar ekmeklik buğdaylarda 64 bin lira ile 80 bin lira arasında, makarnalık buğdaylarda ise 84 bin lira ile 92 bin lira arasında değişmektedir. Ancak, alımlar, açıklanan fiyatlara bağlı kalarak yapılmamış ve çok aşağıda gerçekleşmiştir. Ayrıca, bir yıl önce ekim ayında 130 bin liradan peşin olarak verilen tohumluk buğdaylar, bir yıl sonra çiftçilerden 92 bin liraya vadeli olarak tekrar alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer taraftan, ürün gruplarına göre verilen fiyat artışları dengesizdir. Türkiye'de, üretim açığı olan makarnalık buğday fiyatları düşük tutulmuştur. En düşük fiyat artışları makarnalık buğdaylara verilmiştir. Ekmeklik buğday ile makarnalık buğday arasındaki fiyat paritesi yüzde 35'ten yüzde 15'e düşürülmüştür. Bu, yanlış bir karardır ve yapılan artışlar da, biraz önce ifade edildiği üzere, göstermeliktir.

Ülkemizde, bazı çevrelerce, açıklanan fiyatlar konusunda yapılan değerlendirmelerde, dış fiyatların örnek gösterilmesi yanlış bir düşüncedir. Dünyada buğday ticaretine hâkim olan ülkelerin başında gelen ABD'de mazotun litresi 100 bin lira civarındayken, ülkemizde 270 bin liradır. Almanya'da, üreticilere mazotta yaklaşık yüzde 40 destek verilmektedir. Kısacası, bu ülkelerdeki üreticilere düşük fiyatlarla verilen girdiler, maliyetleri de aşağıya çekmektedir. Bununla birlikte, düşük enflasyon nedeniyle, girdilerdeki ve diğer tüketim maddelerindeki fiyat artışlarının az olması, üreticilerin satın alma güçlerini muhafaza etmesini sağlamaktadır. Ülkemizde ise, üreticilerimizin satın alma güçleri düşmektedir. 1997 yılında, 2 kilogram buğdayla 1 litre mazot alınırken, şimdi, 4 kilogram buğdayla 1 litre mazot alınabilmektedir. Ülkemizde üretim açığı olduğu ve üretimin teşvik edilmesi konusunda tedbirler alınması gerektiği, uzmanlarca ortaya konulan bir husustur. Sanayicilerin ithalatı için zaman zaman hükümetleri sıkıştırdıkları mısırın fiyatı, bir önceki yıla göre yüzde 42,6 oranında artırılmıştır. Buna karşılık, mazot fiyatı, aynı dönem içinde, yaklaşık yüzde 120 artırılmıştır. Öncelikle, hükümetçe alınan hububat alım kararı yeniden gözden geçirilmeli, üreticinin karşı karşıya bulunduğu durum dikkate alınarak fiyatlar yeniden değerlendirilmelidir.

Ülkemizde buğday pazarlamasında üreticilerimizi etkileyen diğer önemli bir mesele de, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından, Ofisin stok maliyeti göz önüne alınmadan, piyasaya, düşük fiyatlarla buğday satışının yapılmasıdır. Yapılan bu uygulama, borsalarımızda ürünlerin değer kazanmasını olumsuz yönde etkilemekte, bu ürünlerin piyasada düşük fiyatla satışının gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bunun yanında, uygulamada, Toprak Mahsulleri Ofisi zarar görmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akın, 1 dakika süre ilave ediyorum; buyurun efendim.

MURAT AKIN (Devamla) – Toprak Mahsulleri Ofisinin gelirinin düşmesine yol açan bu uygulama, kurumun, dış ve iç piyasalardan topladığı yüksek maliyetli kredileri ödemede güçlük çekmesine ve malî krize girmesine sebep olmaktadır. 1998 yılında, üreticilere yapacağı 400 trilyon lira ödeme için, dışarıdan kaynak bulmak suretiyle 600 trilyon lira faiz ödenmesi; dolayısıyla, 400 trilyon lira için 1 katrilyon liralık bir kaynağın tüketilmesi ve bu kaynağın da, üreticilere değil, değişik kesimlere aktarılması, yine çiftçilerimizi zor duruma düşürmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuraklık gören bölgelerden birisi de Aksaray İlinin başta Eskili İlçesi olmak üzere, Eşmekaya, Yenikent, Sultanhanı ve Ilısu Kasabalarıdır. Buralarda da, zarar gören yerlerle ilgili, diğer bölgelerde olduğu gibi, Ziraat Bankasına olan borçlar ile Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçların tehiri yönünde ilgili kuruluşlara herhangi bir talimat verilmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız efendim, süreniz doldu.

MURAT AKIN (Devamla) – Bu talimatın bir an evvel verilmesinin zor durumdaki bu çiftçilerimizin beklentilerine son verilmesi açısından faydalı olacağı kanaatindeyim.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akın.

Tarım ve Köyişleri Bakanımız Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp cevap verecekler; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; böylesi önemli bir konuyu gündeme getirdiği için sayın milletvekilimize çok teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekili arkadaşlarım, 57 nci Cumhuriyet Hükümetinin, kurulup göreve başladığı ve daha güvenoyu almadan, karşısında olan birinci mesele, hububat alımlarının başlatılması ve hububat taban fiyatlarının açıklanması idi; çünkü, Hükümetimizin göreve gelişinde güneyde, Silifke civarında buğday ve diğer hububat hasatları başlamıştı. Tahıl taban fiyatlarının belirlenmesi konusunda hükümetimiz ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız hassasiyetle çalışmış ve taban fiyat belirlemesinde üç temel kıstası benimsemiştir. Bunlardan birincisi, sayın konuşmacının da belirttiği gibi, dünyada oluşan hububat fiyatları; ikincisi, ülkemizde seyreden enflasyon ve tahminî olan enflasyon oranı; üçüncüsü, hububatın tarladaki maliyet fiyatı. Biz, buğday -ekmeklik buğday, makarnalık buğday, bunların da kendi içerisinde çeşitleri var- arpa, yulaf, çavdar ve mısırda fiyatları belirlerken, öne aldığımız kıstaslar işte bu üçüdür.

Biz, özellikle, burada, 57 nci Cumhuriyet Hükümetinin Programında yer aldığı gibi, koalisyonu oluşturan partilerin de üzerinde anlaştıkları üzere, "kalkınmayı kırsaldan başlatacağız" beyanında bulunmuştuk.

Biz, temelde, tarla maliyet fiyatlarını esas aldık. Tarla maliyet fiyatlarını, çok farklı kurul ve kuruluşlara hesaplattırdık. Bu hesaplarımız sonucunda, dünya fiyatlarını da göz önüne alarak, baz olarak, ekmeklik buğdaya verdiğimiz fiyat 80 000 Türk Lirasıdır. Bu, geçmiş yıldaki fiyata göre, tahminî enflasyonun üzerinde bir fiyattır. Bu fiyat artışı, geçen yılki fiyata göre yüzde 50'nin üzerindeki bir artıştır. Dünya buğday fiyatları, baz aldığımız fiyatlar 110 dolarken, bizim açıkladığımız fiyat 193 dolardır. Hatta, bazı kesimlerin görüşü, Bakanlığımızın, dolayısıyla hükümetimizin, çiftçiye, buğday üreticisine, arpa, çavdar, yulaf ve mısır üreticisine yüksek fiyat verdiği doğrultusundadır. Evet, dünya buğday fiyatlarına baktığımız zaman, dünya buğday fiyatları, ton başına, 110 dolar, biz ise 193 dolar verdik; çünkü, Türkiye'de buğday üreticisinin durumunu en iyi bilen bizleriz. Kırsal alanda buğdaya alternatif diğer bir ürün yok gibidir ve buğday üretimi zordur, masrafları bir yıl önceden başlamaktadır; traktör masrafı, mazot masrafı, gübre masrafı gibi. Bir yıl önceden yaptığı masrafı bir yıl sonra alacaktır ve aynı zamanda, en önemlisi, maliyeti etkileyen bir husus da -Türkiye'de tarımın da ihmal edilmiş olması nedeniyle- dekara aldığımız verim çok düşüktür. Dünyada dekar başına verim ortalaması 450 kilogram iken, maalesef Türkiye'de, çoğu bölgelerde, dekardan 200 kilogram buğday alıyoruz. İşte, bu nedenlerden dolayı da, tarla maliyet fiyatı yüksektir. Biz, bu nedenle hem dünya fiyatlarını baz aldık hem tarla maliyet fiyatlarını baz aldık hem de seyreden enflasyon oranını baz aldık. Çok değerli milletvekilleri, altını çizerek belirtmek istiyorum ki, buğdaya verdiğimiz fiyat, Türkiye genelinde, çiftçilerimiz tarafından, üreticilerimiz tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

Üreticinin ürettiği tüm buğdayın Toprak Mahsulleri Ofisince alınması için, Bakanlık olarak her türlü tedbir alınmıştır. Hiçbir zaman, üreticinin, Toprak Mahsulleri Ofisine getirdiği buğdayın, traktörün üzerinde kalmasına, kamyonun üzerinde kalmasına müsaade edilmemiştir. Bu bir ekip meselesidir. Toprak Mahsulleri Ofisinin kadrosu yaşlanmıştır ve şu anda, biz, sınırlı kadroyla, sınırlı ekspertizlerle alımlarımıza devam ediyoruz.

Toprak Mahsulleri Ofisinin, bu yıl almasını tahmin ettiğimiz toplam ürün miktarı 5,3 milyon tondur. Bu, başlangıçta daha da düşük olarak, bütçe imkânlarıyla kararlaştırılmıştı. Biliyorsunuz, bütçe de geçmiş yıllarda, 1998 yılında hazırlanan bir bütçe ve 1999'da bu hükümet göreve geldiği zaman, geçici bütçeyle görevi almıştı; ancak, biz, o bütçe imkânlarını zorlayarak, öngörülen 3,6 milyon ton hububat alımını 5,3 milyon tona çıkardık. Bu 5,3 milyon ton alım bedeliyse, bize, 420 trilyonluk bir finans gerektirir. ne kadar, aldığımız hububat miktarı 4 milyon 290 bin tondur ve bunun karşılığı olarak da çiftçilerimize -haşhaşta ödediğimiz 7 trilyon avans da dahil olmak üzere- 110 trilyon 500 milyar lira ödeme gerçekleştirilmiştir. Özellikle, bu ödemeler, bütçe imkânlarıyla ve Toprak Mahsulleri Ofisinin kendi özkaynaklarıyla ödenmiştir.

Kararnamede, ödemeler "Ürün tesliminde yüzde 50'si peşin yüzde 50'si de 45 gün içerisinde" şeklinde yer almıştı. Bugün itibariyle, yüzde 50'lik alım bedellerinden dolayı ödeyeceğimiz miktar 56 trilyondur. Ürünler teslim alındıktan hemen sonra ödeme takvimleri çıkarılmakta, bu ödemeler devam etmektedir. Yüzde 50'lik alım bedellerinden ödeyeceğimiz miktar ise 144,7 trilyondur. Böylelikle, toplam 201 trilyon borcumuz var. Burada, bu ödenen 110 trilyonun yüzde 46'sına tekabül eden 50 trilyonu, iç ve dış satışlardan karşılanmış; yüzde 27'lik kısma tekabül eden 30 trilyon, ticarî bankalardan alınmış; yüzde 27'sine tekabül eden 30 trilyon lira ise, yüzde 50 faizle DEFİF'den karşılanmıştır.

Eğer bu rakamları özetleyecek olursam, tahminî alım tutarımız 420 trilyon liradır. Bugüne kadar ödediğimiz 110 trilyon liradır, bugünden sonra ödenmesi gereken 317 trilyon liradır. Bu 317 trilyon liranın 100 trilyon lirası ticarî banka kredileri ve DEFİF'den karşılanacak, geriye kalan ise 217 trilyon liradır. Bu 217 trilyon liranın 166 trilyon lirasının kaynağı, dün, ilgili bakanlardan oluşturulan komisyonda görüşülmüş ve bu 166 trilyon lira da, iç kaynaklardan, ağustos ayının içerisinde ve eylülün ilk haftasında üreticilerimize ödenecektir. Geri kalan 51 trilyon liralık bir meblağ ise, Toprak Mahsulleri Ofisinin iç ve dış satışlarından karşılanacaktır. Ödemelerde gecikme mevzubahis değildir; ancak, gecikmeler de bir veya iki günlük gecikmelerdir.

Bana gelen bazı şikâyetleri de burada bilgilerinize sunmak istiyorum. Bazen bankalar, çiftçinin malını teslim ettiği ilçelerde bulunamayabiliyor; onun için, çiftçinin başka bir ilçeye gitmesi gerekiyor veya Ziraat Bankası olduğu halde, Ziraat Bankasından değil, başka bir bankadan ödeme durumunda kalıyoruz; krediyi aldığımız bankadan ödememizin daha doğru olması nedeniyle bu yolu tercih ediyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisinin alımlarıyla ilgili bu bilgileri vermiş oldum.

Bu sene, kuraklık yaşadık, maalesef, bazı tabiî afetlerle karşılaştık. Kuraklıktan dolayı karşılaştığımız tohum ihtiyacını gidermek üzere, Resmî Gazeteye giden, Tohumluk Kararnamesi çıktı. Bunun için, 30 trilyon liralık bir kaynağı, yine gübre için konulan paradan aktardık. Çiftçilerimiz, bu yıl, tabiî afetlerle çok karşılaştılar. Bu nedenle, borç ertelenmesi, yerinde bir karar olarak, Bakanlığımız tarafından hazırlandı. Çiftçilerin, Tarım Kredi Kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan borçları, üç ay süreyle tamamen ertelenmiştir. Kati surette, hiçbir çiftçinin malı üzerinde, bankaların, Ziraat Bankasının, Tarım Kredi Kooperatiflerinin bir idarî veya icraî takipleri söz konusu değildir. Üç ay ertelenmiştir bu borçlar. Bunun da bankaya malîyeti, 150 trilyon lira kadardır. Üç ay sonra, Toprak Mahsulleri Ofisinden olan alacakları, tarım satış birliklerinden olan alacakları, diğer kurumlardan olan alacakları ödenecektir –üç aydan çok daha önce ödenecek- ve çiftçi de borçlarını yatıracaktır.

Afetlerden zarar gören çiftçilerimizin -il il, tüm ürünler bazında- afet zarar tespitleri her üründe ayrı ayrı yapılmıştır, tüm illerin dökümü mevcuttur. Afetten zarar gören çiftçilerimizin, Tarım Kredi Kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan borçları bir yıl ertelenmiştir; ki, bu da, en az 300 trilyon liralık bir meblağın karşılığıdır.

Ayrıca bitkisel üretimle ilgili, ekili ve dikili alanları kapsayan tüm çiftçi borçlarının ertelenmesi mevzubahistir. Geçmiş yıllarda ve nisanda çıkan kararnamede yalnız tohumluk borçlarının ertelenmesi söz konusu iken, yeni bir kararname istihsal edilmiş ve ekili ve dikili bitkisel üretimle ilgili tüm çiftçi borçlarının ertelenmesi kararlaştırılmış olup, kararname, Resmî Gazetede yakında yayımlanacaktır.

Burada, özellikle şunun altını çizmek istiyorum: "Dikili"den kastımız, meyve ağaçlarında olan kayıp veya herhangi başka bir üründe, zeytinde, incirde, üzümde, şeftalide, elmada olan kayıptır; eğer "ekili" olarak almış olsaydık, sırf tahıl bunun içerisine girmiş olacaktı. Çiftçilerimizin, afet zararlarında, tüm ürünleri değerlendirilmiş, afet kapsamına alınmışsa, o zaman da tüm borçlarının ertelenmesi söz konusudur; bilgilerinize arz etmek istiyorum.

Çeltik üreticilerimizin problemleriyle ilgili, dün, Trakya milletvekillerimizle beraber, çeltik üreticilerimiz Bakanlığa gelmişler, onların problemleri tartışılmıştır. Yakında, çeltikle ilgili ve o üreticilerimizi tatmin edecek fiyat açıklaması yapılacaktır.

Narenciye ihracatçısı, üzüm ihracatçısı için de, pek yakında, ihracat teşvik miktarları açıklanacaktır; bilgilerinize arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımıza teşekkür ediyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine giden Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/332)

6 Ağustos 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 6 Ağustos 1999 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine giden Devlet Bakanı Prof.Dr. Şükrü Sina Gürel'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Fikret Ünlü'nün vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair önergeler vardır; sırasıyla okutuyorum:

2. – Ağrı Milletvekili Celal Esin’in (6/80) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/11)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 45 inci sırasında yer alan (6/80) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Celal Esin

Ağrı

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

3. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın (6/88) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/12)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 53 üncü sırasında yer alan (6/88) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Musa Uzunkaya

Samsun

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

4. – Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın (6/90) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/13)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 55 inci sırasında yer alan (6/90) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Mustafa Niyazi Yanmaz

Şanlıurfa

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Dördüncü önergeyi okutuyorum:

5. – Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın (6/92) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/14)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 57 nci sırasında yer alan (6/92) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Mustafa Niyazi Yanmaz

Şanlıurfa

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

6. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in (6/95) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/15)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 50 nci sırasında yer alan (6/95) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik

Van

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması önergeleri vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu ve 41 arkadaşının, Türk çaycılığının ve çay üreticilerinin sorunlarının ve çözüm yollarının tespiti amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/58)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülke ekonomisi açısından büyük önemi olan Türk çaycılığının içinde bulunduğu zor durumun ve Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşayan 200 000'in üzerindeki çay üreticisi ailenin yaşadığı sıkıntıların ve çözüm yollarının tespiti amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddesi gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Saygılarımızla.

1. Mehmet Bekaroğlu (Rize)

2. Şeref Malkoç (Trabzon)

3. Turhan Alçelik (Giresun)

4. İsmail Kahraman (İstanbul)

5. Mustafa Baş (İstanbul)

6. Musa Uzunkaya (Samsun)

7. Eyüp Fatsa (Ordu)

8. Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)

9. Faruk Çelik (Bursa)

10. Cemil Çiçek (Ankara)

11. Tevhit Karakaya (Erzincan)

12. Suat Pamukçu (Bayburt)

13. Mehmet Zeki Okutan (Antalya)

14. Ahmet Sünnetçioğlu (Bursa)

15. Hüseyin Karagöz (Çankırı)

16. Azmi Ateş (İstanbul)

17. Hüseyin Kansu (İstanbul)

18. Sacit Günbey (Diyarbakır)

19. Musa Demirci (Sıvas)

20. Ahmet Nurettin Aydın (Siirt)

21. Lütfi Doğan (Gümüşhane)

22. Mehmet Batuk (Kocaeli)

23. Fehim Adak (Mardin)

24. Nezir Aydın (Sakarya)

25. M. Zeki Çelik (Ankara)

26. Mahfuz Güler (Bingöl)

27. Latif Öztek (Elazığ)

28. Ali Oğuz (İstanbul)

29. Rıza Ulucak (Ankara)

30. Yakup Budak (Adana)

31. Özkan Öksüz (Konya)

32. Mustafa Geçer (Hatay)

33. Şükrü Ünal (Osmaniye)

34. Maliki Ejder Arvas (Van)

35. Hüseyin Arı (Konya)

36. Süleyman Arif Emre (İstanbul)

37. Oğuzhan Asiltürk (Malatya)

38. Eyüp Sanay (Ankara)

39. Bekir Sobacı (Tokat)

40. Ayşe Nazlı Ilıcak (İstanbul)

41. Mehmet Çiçek (Yozgat)

42. Metin Kalkan (Hatay)

Gerekçe :

Ülkemizde başta Rize olmak üzere Trabzon, Artvin ve Giresun İlleri sahil şeridinde 760 000 dekar alanda çay tarımı yapılmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesinde oturan 210 000 civarında ailenin tek geçim kaynağı çay tarımıdır.

Son yıllarda çay ekim alanları giderek artmıştır. Bugün üretimi 800-900 bin ton civarında olan yaş çay, toplam 300 civarında fabrika ve atölyede işlenerek yılda 200 000 ton civarında kuru çay elde edilmektedir. Yıllık kuru çay tüketimimiz ise yaklaşık 140 000 tondur. Yani, Türkiye'nin 60 bin ton civarında kuru çay fazlası vardır.

Birim alandaki üretimin düşük olması, yılda sadece 2-3 kez ürün alınabilmesi, işçi ücretlerinin yüksek olması ve düşük teknoloji kullanılması nedeniyle Türk çayının maliyeti yüksektir. Ayrıca, ekim ve işletmeden kaynaklanan eksiklikler dolayısıyla Türk çayının bir kalite sorunu da vardır. Bu nedenle üretim fazlası çayın tüketici ülkelere ihracatı çok zordur.

Hal böyleyken özellikle son 2-3 yılda ithalat, sınır ticareti, zati eşya muafiyeti kapsamında ve kaçak yollarla ülkeye yüklü miktarda, çoğu sağlığa zararlı katkı maddesi içeren, yabancı kuru çay girmektedir. Ülkeye giren yabancı kuru çay miktarı 1998 yılında 70 bin ton civarındadır.

Bu durum dolayısıyla, başta ÇAYKUR olmak üzere, çay üreticisi işletmelerin depolarında biriken stok miktarı artmaktadır. Yani, Türk çaycılığı ciddî bir tehlikeyle karşı karşıyadır.

Bu nedenlerden dolayı yaş çay fiyatları düşmekte, üreticinin eline geçen reel gelir her geçen yıl azalmaktadır. Malına pazar bulamayan işletmeciler çay fiyatlarını zamanında ödeyememektedirler. Doğu Karadeniz Bölgesinde arazi zaten sınırlıdır. Kardeşler arasında bölünme dolayısıyla aile başına düşen yaş çay ekim alanı da azalmaktadır.

Bu durumda, Doğu Karadeniz'de yaşayan insanlar için çay, geçim kaynağı olmaktan çıkmaktadır. Bölgede başka geçim yolu olmadığından büyük şehirlere göç edenlerin sayısı her gün artmaktadır. 1980 yılından bu yana sadece Rize İlinden 150 000 insanın göç ettiği sanılmaktadır.

Göç alan şehirlerin altyapı ve şehircilik sorunları ve artan işsizlik, göç eden insanları büyük sıkıntılara düşürmektedir.

Kalite ve maliyet sorunu dolayısıyla Türk çayının yabancı çay ile rekabet imkânı kalmamıştır; bu nedenle, üretim fazlası kuru çayın ihracat imkânı son derece kısıtlıdır. Türkiye, bugün, dünyanın sayılı çay tüketicisi ülkelerinden biridir. Bu nedenle, yabancı çay üreticileri ülkemizdeki pazara göz dikmişlerdir. Nitekim, düşük maliyet dolayısıyla ülkemizdeki yabancı çay tüketimi her gün artmaktadır. Eğer konu araştırılıp gerekli tedbirler alınmazsa, Türk çaycılığı bitme noktasına gelecektir. Bunun anlamı, millî ekonominin yüz milyonlarca dolar kaybetmesidir. Ayrıca, çaydan geçinen 200 000 ailenin büyük şehirlere akması söz konusudur ki, bütün bunları Türk ekonomisinin kaldırması mümkün değildir.

Bu nedenle, Türk çaycılığının içinde bulunduğu durumun aydınlatılması, çay sektörünün sorunları ve çözüm yollarının tespit edilmesi; Doğu Karadeniz'de yaşayan insanlar için başka geçim yollarının bulunması ve göçün durdurulması konusunun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılması zarurî hale gelmiştir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemdeki yerini alacak; Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

İkinci ve son araştırma önergesini okutuyorum:

2. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar ve 29 arkadaşının, GAP’ın bir an önce bitirilmesi için gerekli önceliklerin tespiti, projenin yavaş ilerlemesinin altında yatan sebeplerin belirlenmesi ile kalıcı çözümlerin üretilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/59)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"GAP" olarak bilinen Güneydoğu Anadolu Projesi, entegre bölgesel kalkınma projesidir. Bölgenin ve ülkenin kalkınması için büyük bir fırsat olan bu projenin bir an önce bitirilmesi, gerekli önceliklerin tespiti, projenin yavaş ilerlemesinin altında yatan temel sebeplerinin bulunması ve bu amaçla kalıcı çözümlerin üretilmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci maddesi ve Meclis İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını saygıyla arz ederiz.

1. Ahmet Karavar (Şanlıurfa)

2. Yahya Akman (Şanlıurfa)

3. Ali Oğuz (İstanbul)

4. Zülfükar İzol (Şanlıurfa)

5. Sacit Günbey (Diyarbakır)

6. Osman Aslan (Diyarbakır)

7. Ahmet Cemil Tunç (Elazığ)

8. Suat Pamukçu (Bayburt)

9. Dengir Mir Mehmet Fırat (Adıyaman)

10. Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)

11. Bekir Sobacı (Tokat)

12. Ali Güner (Iğdır)

13. Salih Kapusuz (Kayseri)

14. Fethullah Erbaş (Van)

15. Mahmut Göksu (Adıyaman)

16. Abdullah Veli Seyda (Şırnak)

17. Nurettin Aktaş (Gaziantep)

18. Ahmet Nurettin Aydın (Siirt)

19. Sait Açba (Afyon)

20. Fehim Adak (Mardin)

21. Yaşar Canbay (Malatya)

22. Sabahattin Yıldız (Muş)

23. Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)

24. Mahfuz Güler (Bingöl)

25. Tevhit Karakaya (Erzincan)

26. Kemal Albayrak (Kırıkkale)

27. Hüseyin Kansu (İstanbul)

28. Ali Sezal (Kahramanmaraş)

29. Ahmet Sünnetçioğlu (Bursa)

30. Eyüp Sanay (Ankara)

Gerekçe :

Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak İllerinin kapsadığı alan "GAP Bölgesi" olarak tanımlanmaktadır.

Bölgenin var olan yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden yararlanmak ve bölgenin geri kalmışlığına dur demek için, var olan potansiyelin devreye konulması konusunda bir çalışmanın başlatılması gerekiyordu.

Bu amaçla, aşağı Fırat ve Dicle Irmağı su potansiyelinden yararlanarak, sulama ve enerji üretilmesi fikri üzerine başlayan etütler Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kavramını doğurmuştur.

GAP, sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesini değil, tüm ülkemizi etkileyecek değişmeleri de beraberinde getirecek olan çok yönlü bir kalkınma projesidir.

1970'lerde Fırat ve Dicle Nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980'lerde çok sektörlü sosyoekonomik bir bölgesel kalkınma projesine dönüştürülmüştür.

Proje tamamlandığında, Türkiye toplam su potansiyelinin yüzde 28'i kontrol altına alınacak, Çukurova'nın 4,5 katı olan 1,7 milyon hektarın üzerinde arazinin sulanması ve yılda 27 milyar kilovat/saatlik elektrik enerjisi üretilmesi sağlanacaktır.

GAP'ın meydana getireceği yüksek tarım ve sanayi potansiyeli bölgede gelir düzeyini 5 kat arttıracak.

Yukarıda anlatılan bu büyük projenin hedefleri, potansiyeli ve getirisi ortadadır; ancak, projesinin yürütülmesi aşamasında yatırımların zamanında ve rasyonel yapılmaması, projenin dengesiz ve bir bütün olarak ilerlememesi, kamulaştırma dolayısıyla arazilerinin bedelini alamayan bölge insanının mağduriyetinin halen giderilmemiş olması projeyi tartışılır hale getirmektedir.

Projenin devreye girmesiyle birlikte meydana gelecek iklim değişikliği ve sulu tarıma geçilmesiyle beraber gerekli önlemlerin alınmaması halinde oluşacak durum, projeyi amacından saptırmış olacaktır. Harcanan veya harcanacak kaynakların ve var olan doğal kaynakların heba olmaması için bu projenin bir an önce bitirilmesi gerekmektedir. Bu projenin bir an önce bitirilmesi halinde kazanacak olan, bölge insanı ve ülkemiz olacaktır; fakat, biz, şimdiye kadar, bu projenin dünyanın sayılı bir projesi olmasıyla övündük. Övünerek bitiremediğimiz bu proje, yaklaşık olarak otuz yıldır devam ediyor. Buna rağmen, ancak yüzde 41'lik kısmını tamamlayabildik; geriye kalan bölümlerin de ne zaman bitirileceği belli değil.

GAP tamamlandığında, sadece tarım geliriyle dörtbuçuk yılda kendini amorti edebilecekken, yine de, projeye gereken hız verilmiyor. Sadece bu veri ele alındığında bile bu projenin bir an önce bitirilmesi için tüm imkânların seferber edilmesi gerekir. 1945 yılında yerle bir olan Almanya, bölgesel olarak değil topyekûn bir kalkınma hamlesini kısa zamanda gerçekleştirmiştir. Şimdi, aynı Almanya, Avrupa'da ve dünyada söz sahibidir. Biz daha bitiremediğimiz bir projeyle övünürken, başkaları bizden daha kötü bir durumdan kurtularak süper güç olmak yolundadır. Bizim de bölgede veya dünyada süper güç olma noktasında eksiğimiz yok. Sadece, var olan kaynakların rasyonel bir şekilde kullanılmasında olay düğümlenmekte.

GAP'ta en büyük sorun, projenin, bunca yıl olmasına rağmen bitirilememesidir. GAP'ın çok büyük bir proje olması, onun bir an önce bitirilememesi için bir mazeret olamaz. Ülke kaynaklarını daha verimli ve rasyonel kullanmak için nasıl ki bu projeye başlanması gerekiyorduysa, aynı şekilde, bu projenin, aynı gerekçelerle bir an önce bitirilmesinde de büyük bir zorunluluk vardır.

Sonuç olarak, entegre bölgesel kalkınma projesi olan GAP'ın bir an önce bitirilmesi amacıyla gerekli önceliklerin tespiti, projenin yavaş ilerlemesinin altında yatan temel sebeplerin bulunması ve bu çerçevede kalıcı çözümlerin üretilmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci maddesi ve Meclis İçtüzüğünün 102 nci maddesi gereğince bir Meclis araştırması açılması son derece faydalı olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunun İçtüzüğün 34 üncü maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

7. – Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanlığının, Çevre Komisyonuna havale edilmiş olan (1/388) esas numaralı “Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Komisyonlarına havale edilmesine ve Çevre Komisyonu Başkanlığının bu istemi uygun gördüğüne ilişkin tezkereleri (3/333, 334)

3.8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(1/388) esas numarasıyla Çevre Komisyonuna havale edilmiş olan Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının genel gerekçesinde endüstri ve teknoloji alanında meydana gelen hızlı gelişmeler nedeniyle insanın, doğa üzerindeki egemenliğini artırdığı ifade edilmekte, hızlı kentleşme ve doğal kaynakların kullanımı konusunda Çevre Kanunu tarafından yapılan düzenlemelerin yetersizliğine dikkat çekilmektedir.

Ülkemizin enerji ve tabiî kaynakların kullanımı ile sınaî ve ticarî gelişmesini doğrudan ilgilendiren hükümler içeren bu tasarının komisyonumuzun görev alanını ilgilendirmesi nedeniyle Komisyonumuzda görüşülmesi kararlaştırılmıştır.

Bu nedenle, İçtüzüğün 34/3 maddesi gereğince söz konusu tasarının Komisyonumuza da havalesi için gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Dr. Oktay Vural

İzmir

Komisyon Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Aynı konuda Çevre komisyonunun da bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

5.8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunun (1/388 esas nolu) Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının konusu itibariyle İçtüzüğün 34/3 üncü maddesi gereğince kendi komisyonlarına havale edilmesi talebini içeren 3.8.1999 tarihli 33 sayılı yazısı okunarak, Komisyonumuzca uygun görülmüştür.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Ediz Hun

İstanbul

Çevre Komisyonu Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Her iki ilgili komisyon da aynı görüşte olduklarından, İçtüzüğün 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne göre (1/388) esas numaralı kanun tasarısı, tali komisyon olarak, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna havale edilecektir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

8. – Avrupa Birliği parlamenterlerinin öncülüğünde oluşan “Dengeli Bir Çevre İçin Global Parlamenterler Kuruluşu (GLOBE) Uluslararası 14 üncü Genel Kurul Toplantısı”na, Çevre Komisyonu Başkanının beraberinde bir heyetle birlikte icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/335)

10.8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu Başkanlığının 5 Ağustos 1999 tarih ve A.01.1.ÇEK.-133 sayılı yazısında, Avrupa Birliği Parlamenterlerinin öncülüğünde oluşan Dengeli Bir Çevre İçin Global Parlamenterler Kuruluşu (GLOBE) Uluslararası 14 üncü Genel Kurul Toplantısının 22-26 Ağustos 1999 tarihlerinde Almanya'nın Başkenti Bonn'da düzenleneceği ve konferansa katılmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu Başkanı Sayın Ediz Hun'un davet edildiği bildirilmiştir.

Anılan toplantıya, Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu Başkanının beraberinde bir heyetle katılması hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış ilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Yıldırım Akbulut

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, okunan tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler_ Kabul etmeyenler_ Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş, doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; önce okutup, işleme alacağım; sonra, oylarınıza sunacağım.

9. – Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, Akşar Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/36), İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/16)

30.7.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Akşar Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifim, havale edildiği komisyonlarda 45 gün içerisinde görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesine binaen doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim.

Suat Pamukçu

Bayburt

BAŞKAN – Söz talebi var mı efendim?

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Önerge sahibi Sayın Suat Pamukçu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika efendim.

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçtüzüğün 37 nci maddesine göre vermiş olduğumuz bir önerge üzerine huzurlarınıza geldim; hepinize saygılar sunuyorum, Sayın Başkana da söz verdiği için ayrıca teşekkürlerimi arz ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği üzere, demokratik parlamenter sistemde, merkezî idarenin yükü ağırlaştıkça, bu yükün hafifletilmesi için mahallî idarelere birtakım yetkilerin devredilmesi uzun zamandan beri gündemimizde olan bir konudur; hatta, bu konuda genel bir konsensüs de oluşmuştur.

Söz konusu kanun teklifimize bahse konu olan Akşar Kasabası, 1991 yılından beri belediye statüsünde olan bir kasabamızdır. Kuruluş tarihi hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte, yörede bulunan Bulurtepe Höyüğü, kasabanın, milattan önceki yıllarda kurulmuş olduğunu göstermektedir.

Akşar Kasabası, Erzurum-Bayburt-Trabzon yolu üzerinde olup, Bayburt merkezine 27 kilometre, Gümüşhane merkezine ise 55 kilometre uzaklıktadır. Kasabamızın doğusunda Nişantaşı, Taşocağı Köyleri, güneyinde Bayırtepe, Kemertaş, Kırkpınar, kuzeybatısında Çerçiköy, Güneydere, Dağçatı, Gökler ve Balkaynak, kuzeyinde ise Pamuktaş Köyleriyle çevrili merkezî bir konuma sahip olup, son yıllarda kurulmuş olan ilçelerin çoğundan daha üstün özelliklere sahip bir yerleşim yeridir.

Kasabamızın topraklarından geçen Çoruh Çayı, Pamuktaş ve Hadırak Deresi kasaba arazisinin çoğunu sulak hale getirmiş olup, bu sebeple, arazi, tarıma ve hayvancılığa elverişli bir durumdadır ve arazimizde şekerpancarı, patates, buğday, arpa, yonca, korunga, fiğ, fasulye, mercimek gibi tarım ürünleri iyi derecede yetişmektedir.

Kaynak ve akarsuyunun bol olması, Çoruh Çayı, Hadırak ve Pamuktaş Derelerinin kasaba topraklarından geçmesi, tarihî Korgan Köprüsü ve özellikle Oslu Hoca Türbesiyle, kasabamız, giderek zenginleşen kültürel bir yapıya da sahiptir.

Sayın Başkan, sayın milletvekillerimiz; kasabamızın 1997 yılı sayımlarına göre nüfusu 2 500'ün üzerinde olup, yaz aylarında bu nüfus 2 katına kadar çıkmaktadır.

Kasabamızda bulunan Tarım Kredi Kooperatifimiz, bölgeye yakın 17 köye ziraî alet, gübre, tohum ve ziraî kredi sağlamaktadır. Ayrıca, kasabamızda bulunan sekiz yıllık ilköğretim okulu, civardaki 10 köye hizmet vermekte olup, taşımalı eğitim ve öğretim bu okulda yapılmaktadır ve kasabamızın okur-yazar oranı da yüzde 98'ler civarındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayburt İlinin iklimi Doğu Anadolu Bölgesinin iklimine yakındır, aşağı yukarı aynı özelliklere sahiptir. Kış aylarında, genellikle, il ve ilçe merkezlerine zor şartlar altında ulaşım sağlanmaktadır; hatta, bazı uzak dağ köyleriyle ulaşım günlerce yapılamamaktadır. Böyle durumlarda, kasabamız, merkezî özelliğe sahip olduğu için, çevre köylerin ihtiyacını gidermede de önemli bir rol üstlenecektir.

Bilindiği üzere, Bayburt İlinin 200'e yakın köyüne karşın, merkez ilçe dışında sadece 2 ilçesi bulunmaktadır; takdir edersiniz ki, 200 köye 2 ilçeyle hizmet götürülmesi oldukça zor olmaktadır.

Teklifimiz kabul görüp kanunlaştığı ve ilçemiz kurulduğu takdirde, merkezî idarenin ihtiyaç duyacağı her türlü bina ve altyapı, ilk etapta, mevcut belediye imkânlarıyla karşılanacaktır.

Akşar Kasabasının ilçe olması halinde, kendine bağlanacak köyler merkezî bir bölgede yer aldığından dolayı, bölgenin ekonomik, idarî, sosyal, eğitim ve kültürel açıdan kalkınmasına; etkinliklerin artmasına; merkezî idare yükünün hafiflemesine; tarım ve hayvancılığın, küçük sanayiin gelişmesine; bayındırlık, fizikî altyapı, eğitim, sağlık, turizm gibi yatırımlardan bölge insanımızın nasiplenmesine; özellikle, Bayburt İlinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Pamukçu, 1 dakika süre ilave ediyorum.

Buyurun efendim; tamamlayınız.

SUAT PAMUKÇU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

... en büyük sorunu olan açık ve gizli işsizliğin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan göç olgusunun azalmasına az da olsa katkı sağlayacaktır.

Her ülkede, bölgelerarası ekonomik ve sosyal farklılıkların az çok bulunması tabiî olabilir; ancak, bu farklılıkların çok ciddî boyutlarda olması sosyal dengeleri bozmaktadır.

Yıllardır kalkınma edebiyatı yapılmasına rağmen, Bayburt İlinin, sosyal ve ekonomik yönden batı ve doğu illerimizin çok gerisinde olan, en fazla göç veren, kişi başına millî geliri en düşük olan bir ilimiz olduğunu bu vesileyle dikkatlerinize sunuyorum ve eğer ihmal edildiği takdirde, bölgedeki insamızın, ihmal edilmişlik ve yalnızlığa terk edilmişlik olgusuyla, duygusuyla daha çok karşı karşıya kalacağı inancındayım.

Şüphesiz ki, Bayburt İlimizin kalkınması, halkımızın mutluluğa kavuşturulması için, özellikle tarım ve hayvancılıkta, ormancılıkta, sanayide ticarette, hizmet sektöründe birtakım yatırımlar yapılacaktır; buna inanıyor, teklifimizin kabul edileceği ümidiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Pamukçu.

Önerge hakkında başka söz talebi?.. Yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

Önergeyi kabul edenleri sordum, belki, ilk defa karşılaştığımız için, arkadaşlarım ikaz ediyorlar...

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş bir önergeyi oylarınıza sundum; eğer kabul ederseniz doğrudan gündeme girecek; kabul etmezseniz, reddedilmiş olacak.

Önergeyi, tekrar, oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır.

Bu önerileri, önce, okutup, işleme alacağım, sonra, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

IV. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına; Salı ve Çarşamba günleri denetim konuları ile sözlü soruların görüşülmemesine ve 109 sıra sayılı “Anayasa Değişikliği Hakkında Kanun Teklifi”nin birinci görüşmelerinin 10 Ağustos 1999 Salı günü bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10 Ağustos 1999 Salı günü yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Fikret Uzunhasan Ömer İzgi Murat Başesgioğlu

DSP Grup Başkanvekili MHP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili

Öneriler :

1. Genel Kurulun; 10 Ağustos 1999 Salı günü (bugün) 15.00-19.00, 20.00-24.00 saatleri arasında, 11 Ağustos 1999 tarihinden itibaren ikinci bir karara kadar (cuma, cumartesi, pazar, pazartesi günleri dahil) her gün 10.00-13.00, 14.00-19.00, 20.00-24.00 saatleri arası çalışması; salı ve çarşamba günleri denetim konuları ile sözlü soruların görüşülmemesi; cuma, cumartesi, pazar, pazartesi ve salı günleri de kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.

2. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 41 inci sırasında bulunan 109 sıra sayılı Anayasa Değişikliği Hakkındaki Kanun Teklifinin, bu kısmın 1 inci sırasına; 9 Ağustos 1999 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte bastırılıp dağıtılan 135 sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat geçmeden, 2 nci sırasına; 50 nci sırasında bulunan 114 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü sırasına; 9.8.1999 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan 123 sıra sayılı kanun teklifinin, 48 saat geçmeden, 4 üncü sırasına alınması; 1 inci sırada yer alan Anayasa değişikliği teklifinin birinci görüşmelerinin 10 Ağustos 1999 Salı günü saat 24.00'e kadar bitirilememesi halinde bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öneri aleyhinde olmak üzere, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Arınç. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi hürmetle selamlıyorum, çalışmalarımızın hayırlı olmasını diliyorum.

İktidar grubu partilerin müşterek bir teklifi oldu. Biraz evvel okunan teklife göre, hem çalışma saatleri yeniden düzenlenmek isteniyor hem de gündem tanzim edilmek isteniyor.

Şüphesiz, Meclis, tatilde olması gereken bir zamanda çalışıyor. Bu çalışma süresi içerisinde çok önemli ve güncel kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinde kamu yararı var; buna, Meclisimiz de karar verdi.

Şimdi, iki konuda itirazlarımı arz edeceğim; bunlardan bir tanesi çalışma saatleriyle ilgilidir. Yarından itibaren sabah saat 10.00'la gece 24.00 arasında, birer saatlik araların dışında, ikinci bir karara kadar çalışma talep ediliyor. Yani, bu çalışma, gündeme alınmasına karar verilen tasarı ve teklifler bitinceye kadar, sanıyorum önümüzdeki hafta sonunu bulabilecek.

Şüphesiz, bunları bir an evvel görüşmek ve bunun arkasından Meclisin tatil kararı alması fevkalade isabetlidir.

Ancak gece saat 24.00'te bitebilecek bir görüşmenin, milletvekili arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılaması, istirahat etmesi ve sabah erken saatlerde tekrar buraya gelerek yorucu bir çalışmaya katılması bakımından doğru olmadığını düşünüyorum.

Bu çalışmaların "İkinci bir karar" dediğimize göre, cumartesi, pazar da içerisinde düşünüldüğüne göre -eğer yapılacaksa- bunun, 14.00'le gece 24.00 saatleri arasında olmasının daha faydalı, daha yararlı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü, gece 24.00'ten sonra, saatın, 1 veya 2 olması demektir... Sabah da belli bir saatte kalkılacak, buraya gelinecek, önemli konular görüşülecek. Onun için, ben, bunun, fevkalade yorucu olacağını düşünüyorum. Bizim teklifimiz, 14.00'le belli saatlerde ara vermek suretiyle, gece 24.00'ün bulunmasıydı.

İkinci konu: Gündeme alınması düşünülen kanun tasarı ve teklifleridir. Esasen, geçtiğimiz hafta, partilerimizin değerli temsilcileriyle yaptığımız görüşmeler içerisinde de, hemen hemen üzerinde uzlaşma sağladığımız hususlar var. Bunları tekrarlamakta yarar olur; çünkü, Meclisimiz, bugün, sabahtan itibaren başlayan çalışmasıyla, bir uzlaşma ve bir mutabakat içerisinde bazı konuları götürüyor.

Bir defa, bugün, anayasa değişikliği konusunda -herkesçe meşhur olduğu için, artık "tahkim konusunda" diyelim- birinci görüşme yapılacak. Bu görüşmede, gizli oylamalar birkaç defa olacağı için, gece 24.00'ü de aşabileceği düşünüldü ve bu birinci görüşme bitinceye kadar, bugün, sanıyorum çalışma süremiz uzatıldı. Buna bir diyeceğimiz yok; bu, mutlaka bugün görüşülmelidir.

İkinci olarak, vergi kanunlarında yapılan değişiklik de, 48 saat geçmeden tekrar gündeme alınmak isteniyor. Elbette, bunda da, piyasalar bakımından -halkımızın büyük kesiminin aylardan beri takip ettiği ve olmasını arzu ettiği; şüphesiz, birkısmına itirazlarımız olacak- görüşülmesinde yarar var. Dolayısıyla, 1 ve 2 inci sıralardaki kanun tasarı ve tekliflerine hiçbir itirazımız yok; bunlar görüşülmelidir.

Sanıyorum ki, Anayasa Komisyonunda bugün görüşülen bir mevzu, bastırılıp dağıtıldıktan sonra o da öncelik içerisine girecek, ya yarın ya perşembe günü görüşülecektir; ancak, 3 üncü sırada olan kanun tasarısı üzerinde, geçtiğimiz oturumlarda da bir itirazımızı sürdürdük "sosyal güvenlik reformu" olarak bilinen veya sosyal güvenlikle ilgili kanunlarda değişiklik yapan bir çerçeve kanun geliyor. Bunun, şu anda görüşülmesinin uygun olmayacağını çeşitli sebeplerle izah etmiştik; bu kanunun geri çekilmesinde, işçi kesimleriyle, halk kesimleriyle, çalışanlarla, siyasî parti gruplarımızla tekrar toplanarak, üzerinde mutabakata varılacak bir tasarı olarak getirilmesinde ve böylece, milyonlarca insanı ilgilendiren bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin uzlaşma örneği sergilemesinde yarar olduğunu ifade etmiştik. Zannediyorum, geçtiğimiz, çarşamba veya perşembe gönüydü, bu taleplerimiz Genel Kurulca da uygun bulundu ve tasarı görüşülmeden çekildi. Bugün, yine, aynı paketin içerisinde getiriliyor. Mensubu olduğum parti adına söylüyorum, sosyal güvenlik tasarısının bu şekliyle Meclis önüne getirilmesini yanlış buluyoruz, hem siyaseten hem de getirdiği -onların tabiriyle- yenilikler bakımından muhtevasını kabul etmiyoruz, bunların çalışanlar lehine olmayan ve yanlış hükümler taşıyan bir düzenleme olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla, bugün, bu pakette sosyal güvenlikle ilgili kanun tasarısının görüşülmesinin istenilmesini kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.

Bakınız, Mecliste, iktidar, sadece sayısal çoğunluğuna dayanarak değil, eğer muhalefet partileriyle de birlikte görüşüp konuşulabilirse, çok daha tatlı, çok daha isabetli, çok daha doğru düzenlemeler yapılabileceğini gösterir; bunu da gösteriyor ve gösterecek.

Sosyal güvenlikle ilgili bu kadar itiraz varken, her kesim, bunun aleyhinde büyük gösterilerden tutunuz panellere kadar, konferanslara kadar, yanlışlığı işaret ediyorsa; şimdi, Meclis, şu tatilde bulunulan dönemde çok önemli sayabileceği tasarıları görüşürse ve bunu ihmal ederse, hatta bu konuda bir uzlaşma zemini ararsa çok daha iyi olur diye düşünüyorum.

Benim bu kanaatimi teyit eden bir gelişme belki şu olabilir -bakınız, bendenize bugün ulaştı; ama, bütün milletvekili arkadaşlarıma gönderildiğini düşünüyorum- Çalışma Bakanı Sayın Yaşar Okuyan'ın imzasıyla, bir araştırma veya belli konularda görüş talep ediliyor. Gerçi, bu, önümüze getirilen kanun tasarısıyla ilgili değil; ama, bu çıkarsa, arkasından da bunların olması lazım, "bu konuda bildiklerinizi, düşündüklerinizi, tekliflerinizi bize 15 gün içerisinde ulaştırın" diye bir talep var. Sayın Bakana teşekkür ediyorum; bu, önemli bir gelişmedir. Hepsini okumayacağım, belki elinizde vardır; sosyal güvenlik reformunun devamı niteliğinde olmak üzere, 5 madde altında, bütün milletvekillerinden görüş talep ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu çalışanlar içerisinde bu kanun tasarısına tepki duyan ve işçi liderliğini üstlenen; ama, menfur bir cinayet sonunda hayatını kaybeden bir değerli insanın da henüz acısı, hem ailesi hem de çalışanların üzerindeyken ve hele böyle bir çalışmaya da ihtiyaç duyuluyorken, hele Meclisimiz içerisinde sosyal güvenlik kanun tasarısı üzerinde tam bir mutabakat da sağlanmamışken, böylesine, tekrar, önümüze kanun tasarısının görüşülmesinin getirilmesini, doğrusu, yanlış buluyorum, doğru bulmuyorum.

Dördüncü konu da, Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifidir. Bu da bugünlerde görüşülmesi gereken kanun teklifleri arasında yoktu; yeni bir teklif olarak geliyor; mahiyetini de, doğrusu, tam bilmiyoruz.

Özetlemem gerekirse -eğer geçilecekse, tahkimle ilgili göreşmelere bir an önce geçilmesi açısından- çalışma saatlerinin çok uzun bir süreyi kapsadığını ve hepimizi yorabileceğini düşünüyorum.

İkinci olarak, görüşülmesi gereken kanun tasarı tekliflerinden 1 ve 2 nci sırada bulunanlarda hemfikir olduğumuzu belirtiyor; ama, 3 ve 4 üncü sırada bulunanların görüşülmemesi gerektiğini düşünüyor, hepinizin takdirlerine sunuyor, saygılarımı iletiyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arınç.

Başka söz talebi?.. Yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Lehte mi aleyhte mi konuşacaksınız efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte...

BAŞKAN – Aleyhte, buyurun efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, Grup adına aleyhte konuşmak üzere söz talebim olmuştu.

BAŞKAN – Efendim, şahıslar adına söz veriyorum.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Nevzat Bey konuşursa, buyursun; ben, söz sıramı veriyorum.

İsterseniz, ben de lehinde söz isteyebilirim.

BAŞKAN – Nevzat Bey, zatıâliniz mi konuşacaksınız?

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Evet efendim, aleyhinde konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Ercan, süreniz 10 dakika.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Danışma Kurulunda, her iki konuda da, hem çalışma gün ve saatlerinin belirlenmesi, hem Meclis gündeminin tanzimi noktasındaki önerilerde bir uzlaşma sağlayamadık.

Değerli arkadaşlarımız, iktidar ortakları, tahkimin bugün ele alınması; bugün saat 15.00'te başlayan Genel Kurul çalışmalarının saat 19.00'a kadar, sonra da 20.00-24.00 saatleri arasında devam etmesi, saat 24.00'te görüşmelerin bitmemesi halinde tahkimin ilk görüşmesinin bitimine kadar çalışmaların devamı yönünde bir öneri sundular. Yarından itibaren de, saat 10.00'da başlayacak Genel Kurul çalışmalarının 13.00-14.00; 19.00-20.00 saatleri arasında ara vermek suretiyle saat 24.00'e kadar devam etmesini, yeni bir karar alınıncaya kadar, cuma dahil, cumartesi dahil, pazar dahil, pazartesi dahil, Genel Kurulun bu saatler arasında çalışmasını isteyen doğrultuda önerileri var.

Değerli milletvekilleri, Meclis çalışsın, tatil de yapmayalım, çalışalım; başlangıçta da, Doğru Yol Partisi bu net tavrını ortaya koydu; yoğun bir biçimde çalışalım, sabahleyin 10.00'da da başlayalım, çalışalım, cuma, cumartesi, pazar, pazartesi, hafta sonları da çalışalım, çalışalım da, yalnız, Meclisin gündemine alacağı kanun tasarı ve teklifleri, halkın önceliklerini teşkil etmiş olsun, sizin değil; yani, iktidar ortaklarının öncelikleriyle değil de halkın öncelikleriyle örtüşsün. Onu görmüyoruz. Geçen hafta da böyle bir çalışma kararı aldınız, sadece uluslararası sözleşmeleri görüşebildik.

Şimdi, bakınız, defaatle burada söyledik, "Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını geri çekin" dedik, çektiniz. Bir gerilim halen devam ediyor. Önemli gelişmeler var. Uzlaşmaya davet ettik sizleri, uzlaşın dedik, öyle getirin dedik; bu konuda ısrarınızı sürdürüyorsunuz. Toplumsal barışın korunması noktasında bizim çabalarımız var, bozulmasın diyoruz bu barış; ama, ısrarla, hiçbir değişiklik yapmadan, kimseyle de uzlaşma ihtiyacını hissetmeden, tekrar bu tasarıyı getirmek gibi bir niyetin içerisindesiniz; önerinize göre üçüncü sırada ele alınacak.

Tahkimle ilgili, Doğru Yol Partisi, çok açık, çok net, tavrını ortaya koydu. Aslında, tahkimi Türkiye'nin gündemine taşıyan biziz. Geçmişte tahkim geldi, geçmişte özelleştirme geldi. O gün, belki, bugünkü siyasî iktidarın bazı ortakları farklı yaklaştılar; özelleştirmeye karşı tavır sergilediler; Anayasa Mahkemesine gidildi. Tahkimle ilgili yaklaşımlar bugünkünden farklıydı.

Bunları biz söylüyor değiliz. O gün öyle davrananlar, bugün kendileri itiraf ediyorlar; diyorlar ki: "Biz değiştik." Sayın Başbakan Ecevit de öyle diyor... Tabiî, bu, büyük bir erdem. Dün böyleydi... Solculuk demek, her türlü yeniliğe karşı çıkmak demek tarzındaki bu cümle de, Sayın Başbakana ait. "Biz değiştik" diyor; bu, güzel bir şey; ama, geçen sürede, otuz otuzbeş senede, Türkiye çok şey kaybetti. İyi de, bunun bir faturası var. Bunun hesabını kimden soracağız? Türkiye, yirmi sene evvel, otuz sene evvel, onbeş sene evvel, on sene evvel yapacaklarını, eğer, yirmi sene sonraya taşımışsa; yani, otuz sene sonraya sarkıtmışsa ve bugün de, gelip, bu kadar önemli konulara, efendim, biz, bunlara geçmişte farklı bakıyorduk; yanlıştı, pişman olduk, nadim olduk...

M. HADİ DİLEKÇİ (Kastamonu) – Siz, iktidarda değil miydiniz?

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Bu, bir erdem de, iyi, güzel de, öyle diyorsunuz; ama, tahkimi, farklı biçimde takdim etmeye çalışıyorsunuz. Sanki muhalefet... Ben, uzlaşma komisyonunda bulundum, basın ve medyanın açıklamalarını da iyi biliyorum. Tahkimle ilgili, Doğru Yol Partisinin hiçbir önşartı olmadı; bir başka kanun tasarı ve teklifine bağlı müzakerelerin içinde de olmadık; ama, öyle takdim ediliyor. Asla... Tahkim başlıbaşına bir konu, Türkiye için çok önemli bir konu; bunun, mutlaka, doğru bir biçimde çıkması lazım. Doğru Yol Partisi, yıllar öncesi ne dediyse, ne söylediyse -tahkim lazım dedi- bugün de aynı şeyleri söylüyor. Zaman, bizi de, savunduğumuz fikirleri de doğru çıkardı; sizi yanılttı... (DYP sıralarından alkışlar) Sizin söyledikleriniz yanlıştı, savunduklarınız da yanlıştı. Zaman öyle söylüyor, ben söylemiyorum. Bunu, bizatihi hükümetin başı söylüyor, öyle söylüyor.

O bakımdan, biz, ne tahkime, ne köprüye, ne renkli televizyona karşıyız; her türlü yeniliğe açık ve her türlü değişime ve dönüşüme açık bir siyasî partiyiz, böyle bir siyasî hareketin mensupları olarak geldik. Bakın, biz, dün başka, bugün başka konuşuyor falan değiliz; dün ne konuştuysak, Türkiye’nin yararına neyi gördüysek, bugün de o noktadayız. (DYP sıralarından alkışlar) Tahkimle de ilgili görüşümüz böyle.

Tahkim, sizin açınızdan bir pişmanlık yasasıdır, sizin açınızdan adı öyledir, bu, bir pişmanlık yasasıdır. Ayrıca, bir pişmanlık yasası var, onu da getiriyorsunuz; ama, bu da bir pişmanlık yasasıdır. İkinci pişmanlık yasası, yarın ele alınmasını istediğiniz vergi yasasıdır. Burada size demedik mi, buradan size söylemedik mi, yanlış yapmayın diye. Şimdi, yanlış yaptınız, bir sene önce vergi yasasını çıkarttınız, Türkiye ekonomisini çökerttiniz, şimdi önlemler paketi olarak takdim ediyorsunuz... Sorun yarat, sorun çöz! (DYP sıralarından alkışlar)

Türkiye’yi, böyle, yaz boz tahtasına çevirmeye ne hakkınız var. Bakınız, bu defaki uyarılarımızdan hiç olmazsa ders almış gözüküyorsunuz, biraz öyle görüyoruz ve öyle de istiyoruz; o zaman, şu Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısıyla ilgili uyarılarımıza da, ne olur, itibar edin; çünkü -adını koyuyorum- bir süre sonra bu da pişmanlık yasası gibi yeniden Türkiye’nin gündemine girecekse, eğer bu şekliyle girerse, tekrar pişmanlık yasası gibi, o ad altında tekrar bu Genel Kurulun önüne getirmeyin istiyoruz. Sonra, mahcup olursunuz... Böyle, peş peşe mahcup oluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, tekrar ediyoruz, çalışalım, sabahlara kadar çalışalım, hiç tatil yapmayalım, Doğru Yol Partisi olarak biz varız; ama, kanun tasarı ve tekliflerini getirirken, biz, Türkiye’nin -şu Meclisinin çok sayıda kanun yapıp- bir kanun devleti olmasını falan istemiyoruz; biz, hukuk devleti olmasını istiyoruz. (DYP sıralarından alkışlar) Siz çok sayıda kanun yapacaksınız... Bununla bir yere varamazsınız. Ne olur, hukuk devleti olma hedefini koyarak, ona göre tasarı ve teklifleri getirin, halkın öncelikleriyle çakışsın. Sizin öncelikleriniz olabilir de, yalnız, sizin önceliklerinizin arkasında birtakım dayatmalar var. Aynen Kur'an kurslarında olduğu gibi, bunu yaşadık. Milletin tercihleriyle falan örtüşmedi o. Buradan bir kanun geçti; ama, asla milletin gönlüne sinen bir kanun değildi o; ama, kanunlaştı. Şimdi aynı hataları yapmayın; tekrar tekrar söylüyorum.

Bir de -dayatmaları falan bırakın; onlar gelip geçici şeyler- uzlaşarak yapın, birilerini de dinleyin. Bakın, sözüne güvenebileceğiniz, her şart altında güvenebileceğiniz; dün ne söylediyse bugün de aynı şeyleri söyleyen ve zamanın kendilerini haklı çıkardığı bir siyasî grup var burada; onları dinleyin, (DYP sıralarından alkışlar) Onları dinleyin, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını gündeminizden geri çekin ve tahkimle ilgili gerekli yasa çalışmasını burada yapalım. Destek veriyoruz. O, bizim, geçmişte kendi getirdiğimiz bir önemli konudur. Bugün Doğru Yol Partisi çizgisine gelmiş olmanız bizi sevindirir. Evet, sevindirmiştir.

Dilerim, diğer tasarılarda, tekliflerde aynı şeyler yaşanmasın. Bu dilekle, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ercan.

Şimdi, önerileri ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

1 inci öneriyi okutuyorum:

1. Genel Kurulun, 10 Ağustos 1999 Salı günü (bugün) 15.00-19.00, 20.00-24.00 saatleri arasında, 11 Ağustos 1999 tarihinden itibaren, ikinci bir karara kadar (cuma, cumartesi, pazar, pazartesi günleri dahil) her gün 10.00-13.00, 14.00-19.00, 20.00-24.00 saatleri arası çalışması; salı ve çarşamba günleri denetim konuları ile sözlü soruların görüşülmemesi; cuma, cumartesi, pazar, pazartesi ve salı günleri de kanun tasarısı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – 1 inci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci öneriyi okutuyorum:

2. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 41 inci sırasında bulunan 109 sıra sayılı Anayasa Değişikliği Hakkında Kanun Teklifinin bu kısmın 1 inci sırasına, 9 Ağustos 1999 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte bastırılıp dağıtılan 135 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden 2 nci sırasına, 50 nci sırasında bulunan 114 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü sırasına, 9.8.1999 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 123 sıra sayılı kanun teklifinin 48 saat geçmeden 4 üncü sırasına alınması; 1 nci sırada yer alan Anayasa değişikliği teklifinin birinci görüşmelerinin 10 Ağustos 1999 Salı günü saat 24.00'e kadar bitirilmemesi durumunda, bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Okunan 2 nci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, önerinin tamamı kabul edilmiş olmaktadır.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimden yarım alan bir işin tamamlanmasına geçiyoruz.

Gündemin "Oylaması Yapılacak İşler" kısmında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açık oylamasında kalmıştık. Şimdi, bu açık oylamayı yapacağız.

V. – OYLAMASI YAPILACAK İŞLER

1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri komisyonları raporları (1/307) (S. Sayısı : 34) (1)

(1) 34 S. Sayılı Basmayazı, 5.8.1999 tarihli 45 inci Birleşim tutanağına eklidir.

BAŞKAN – Daha önce yaptığımız oylamayla, açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını Genel Kurulumuz kabul etmişti.

Şimdi, 5 dakikalık süre içerisinde, açık oylamayı elektronik cihazla yapacağız.

Sisteme giremeyenler, lütfen, yardım istesinler. Vekâleten oy kullanacak sayın bakanların da belgelerini vermelerini rica ediyoruz.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oylama işlemi tamamlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının yapılan açık oylamasında 399 oy kullanılmış; 397 kabul, 1 ret, 1 çekimser oyuyla tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Ecevit, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Sayın Mesut Yılmaz ve 282 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu raporunun birinci görüşmesine başlıyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz ve 282 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/187) (S. Sayısı : 109) (1)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve hükümet yerlerini aldılar.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere başlamadan önce şu hususu bilgilerinize sunuyorum: Anayasa Komisyonu üyelerinden Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya, Komisyon raporunun özüne değil; ama, noksanlığına karşı olduğunu belirtmiştir. Bu husus, sehven, Komisyonun basılı ve sizlere dağıtılmış olan raporunda yer almamıştır.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, bu birleşimde, Genel Kurulumuz, tarihî bir gündemle çalışmaktadır. Bu sebeple, uygun görürseniz, daha önce, 20 dakikalık Hükümet ve gruplar adına olan konuşmalardaki 2 dakikalık süre uzatımı, şahıslar adına olan 10 dakikalık konuşmalarda ise 1'er dakikalık süre uzatımı, bütün başkanvekillerince uygulanmakta idi; genel talep uyarınca, bunu, iki misline çıka-

(1) 109 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

rarak; yani, 20 dakikalık sürede 2 dakika değil, 4 dakika; 10 dakikalık sürede de 1 dakika değil, 2 dakika olarak vermeyi düşünüyorum. Böylece, kamuoyunun da televizyonları başında gerçekten çok alaka duyarak takip edeceğine inandığım, Türkiye için çok önemli bir konunun daha iyi anlaşılması sağlanmış olacaktır.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde söz talep eden sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Gruplar adına; Fazilet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Cemil Çiçek. Diğer grupların talepleri henüz Başkanlığa intikal etmedi.

Şahıslar adına; Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen, Elazığ Milletvekili Sayın Mehmet Ağar.

Başkanlık Divanına intikal eden isimler bunlardır.

İlk olarak, Fazilet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Cemil Çiçek; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Çiçek, süreniz 20 dakikadır.

FP GRUBU ADINA CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi, şahsım ve Fazilet Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Müzakeresini yapacağımız bu çalışmaların, memleketimize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın Başkan, sizin de belirttiğiniz gibi, bugün, millet ve devlet hayatımız için, ülkemizin geleceği açısından fevkalade önemli bir konuyu burada müzakere etmiş olacağız.

Konu, birçok bakımdan önem arz ediyor. Evvela, bu konu, uzunca bir süreden beri kamuoyunda çok ciddî ölçüde tartışılan bir konudur. Bunun, kamuoyu tarafından böylesine tartışılmış olması, evvela, konunun önemi sebebiyledir; ikincisi de, Türkiye'de siyasetin, uzunca bir zamandan beri güven kaybetmiş olması sebebiyle, Anayasaya konulmak istenilen bu düzenlemeler, bu konularla ilgili olarak siyasete güvensizlikten kaynaklanmaktadır.

İkincisi, bu konu, gerçekten, toplum hayatımız bakımından önem arz ediyor; çünkü, bu, bir kanun değişikliği değil, neticede, bir anayasa değişikliğidir, bir temel yasada değişiklik söz konusu olmaktadır.

Bu 21 inci Dönemde, bu Parlamentoda, ikinci defadır anayasa değişikliğini konuşmuş oluyoruz. Gönül arzu ederdi ki, böyle, parça parça, bir konfeksiyon mağazasına taksit öder gibi ayda bir anayasa değişikliği yapmak yerine, Anayasanın tümünü dikkate alarak bir değişikliği Meclisin gündemine getirebilseydik, o, çok daha doğru olurdu, çok daha tutarlı olurdu. Böylesine bir değişiklik, tabiî, beraberinde de pek çok sıkıntıları getiriyor, bu değişikliğin geliş sebepleri üzerinde de kamuoyu, doğrusu, birtakım tereddütlere kapılıyor.

Nitekim, bundan evvelki birinci değişiklik, devlet güvenlik mahkemelerinin kuruluş yasasıyla ilgili olarak Anayasanın 143 üncü maddesindeki değişiklikti. Bunun, dış talepten kaynaklandığı aşikârdı. Şimdi bu getirilen değişiklikle ilgili olarak, her ne kadar, Türkiye'ye yabancı sermaye gelecek, Türkiye'de de işsizlik azalacak, Türkiye'de, enerjiyle ilgili yatırımlar artacak gibi birtakım sebepler bulsak da, kabul etmek lazım gelir ki, konunun zamanlaması, getiriliş şekli, medyada bu konuyla ilgili çıkan haberler, beraberinde de birçok soruyu getirmektedir. Kaldı ki, bu anayasa değişikliği, Türkiye'nin bir ihtiyacı olarak gözüküyor. Belki, bu iki ay içerisinde anayasa değişikliğini iki defa görüşmüş olmak, bir kabulü de beraberinde getirmiş oluyor: Anlaşılıyor ki, iktidar grupları da, artık, kabul ediyor ki, bu Anayasayla Türkiye'nin bir yere gitmesi mümkün değil, bu Anayasa, milletin ayağını sıkıyor, milletin boğazını sıkıyor, hatta, milletin canını sıkıyor; çünkü, milletin önünü tıkayan bir Anayasayla Türkiye'yi bir yere götürmek mümkün değil; bu Anayasanın kısıtlayıcı hükümleri karşısında devleti idare etmekte, Türkiye'yi bir yerden alıp müspet bir noktaya getirmekte ciddî zorluk var. Bu değişikliklerin, iki ay içerisinde arka arkaya gelmiş olması, eğer bunun bir itirafıysa, bunda da bir hayır var demektir. Bu manada, bu anayasa değişikliğini olumlu karşıladığımızı ifade etmek istiyorum.

Üçüncüsü -bu anayasa değişikliğinin önem arz etmesi- Anayasamıza iki konu ilk defa girmiş oluyor. Bunlardan bir tanesi özelleştirme, bir tanesi de tahkimle ilgili bir hükmün Anayasaya konulmuş olmasıdır. Yani, bu iki konu, Türkiye'de, bir anayasal teminata, bir anayasal dayanağa kavuşmuş oluyor.

Eğer, bunlar, Anayasada eksiklikse, bu Anayasaya, keşke, biraz da demokrasi ilave edebilseydik, biraz da insan hakları ilave edebilseydik -bunları da dahil edebilseydik- belki çok daha doğru bir işi yapmış olurduk diye düşünüyorum; ama, ne olursa olsun, değil mi ki bir anayasa değişikliğidir ve bu Yüce Meclis, kendi iradesiyle bu değişiklikleri yapabilmektedir, bu bile başlıbaşına bir başarıdır; çünkü, anayasa değişiklikleri, Meclis çoğunluğunu dikkate aldığınızda, ancak, Mecliste grubu bulunan bütün partilerin işbirliğiyle, uzlaşmasıyla gerçekleşebilecek değişikliklerdir. Siyaseti hep kavga olarak gören ya da anlayan bir kesim açısından, bu uzlaşmanın da önemli olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, bu anayasa değişikliğinin, tabiatıyla, bir ihtiyaçtan kaynaklandığı ifade ediliyor. Bu, ne kadar ihtiyaçtır veya değildir; arkadaşlarımız, maddeler üzerinde konuşurken bu konulara temasa edecekler. Ben de, fırsat buldukça, yeri geldikçe temas etmeye çalışacağım; ama, bir husus kesin. Bu Anayasa, 1982'de yürürlüğe girmiştir. 1982'den bu tarafa dünya şartları da, Türkiye şartları da değişmiştir; dolayısıyla, 1982'de, o günün olağanüstü şartlarında, özel şartlarla, düzenlenmiş olan bu Anayasanın, Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap vermediği, karşılamadığı aşikâr.

Evvela, bu Anayasayla ilgili birkaç hususu ifade etmek istiyorum: Bütün dünyada anayasa metinleri, o ülkenin dilinin en güzel örneklerinden biridir. O ülkede dil nasıl kullanılıyor, yaşayan dil hangisidir, grameri nedir; ona bakmak istediğinizde, o anayasa metinlerine bakarsanız, size bir fikir verebilir. Bu manada bu Anayasaya baktığımızda, 1982 Anayasasının Türkçesi bozuktur, grameri bozuktur, modeli yanlıştır, felsefesi yanlıştır; dolayısıyla, bugün, Türkiye, Türkçesi ve grameri bozuk, modeli yanlış, felsefesi yanlış bir Anayasayla, Türkiye'de siyasî hayatı, devlet hayatını tanzim etmeye, yürütmeye çalışmaktadır.

Neden böyle? Evvela, bu Anayasa, millî iradeyi sınırlayan, kısıtlayan ve millet iradesini oligarşiye rehin veren bir Anayasadır. Bu Anayasadaki hükümlere baktığınızda, devlet adına yetki paylaşımı ve yetki kullanımı üzerinde kafa yorduğunuzda göreceksiniz ki, siyaseti bürokrasinin emrine veren bir Anayasadır; onun için de felsefesi bozuktur. Neden? Çünkü, bu Anayasayı yapanlar, o günün şartları içerisinde sivil siyasetçileri, siyaset yapan insanları hep memleketi kötü idare edecek, memleketi satacak, memlekette hırsızlık, yolsuzluk yapacak insanlar olarak, potansiyel suçlu olarak görmüşlerdir; onun için de bu Anayasa, millet iradesiyle işbaşına gelen iktidarların mutlaka, vesayet altına alınması, bürokratlar ya da bürokratların hâkim olduğu kurullar tarafından denetlenmesini öngören bir yapıyla, bir düşünceyle hazırlanmış anayasadır. Onun için de, bu Anayasanın felsefesi yanlıştır.

İkincisi; demin söylediğim tespitten ve kabülden yola çıkarak Anayasayı hazırlayanlar, siyaseti merkezden planlamak gibi de bir noktadan hareket etmişlerdir. Halbuki, günümüz dünyasında, 1999'da, özellikle komünist rejimin yıkılmasından sonra, ekonomiyi bile merkezden planlamanın mümkün olmadığı bir devirde, bir dünyada, siyaseti merkezden planlamak, artık, mümkün değildir. Halbuki, anayasal kurumlara, onların yetki alanlarına baktığınızda görülecektir ki, siyaseti merkezden planlamak suretiyle Türkiye'de devlet hayatını tanzim etmek gibi bir iddiayı taşımaktadır ve bu iddia günümüz gerçekleri karşısında, artık, tıkanmayla karşı karşıya kalmıştır.

Bu Anayasanın bir başka özelliği, büyük ölçüde millet iradesi üzerine değil, daha evvelki bir konuşmamda da ifade ettiğim gibi, anayasal dukalıklar üzerine devlet hayatını tanzim etmiş olan bir anayasadır. Dolayısıyla, millete güvensizlik, işte burada ortaya çıkıyor. Millet iradesiyle seçilmiş olanların, işleri hep kötü götüreceği kanaatiyle, devlete ait yetkilerin çok önemli bir kısmı bu anayasal dukalıklara verilmiştir.

İşte, bunun en açık misalini, bir haftadır, on gündür, onbeş gündür Türkiye'nin gündeminden bir türlü düşmeyen YÖK meselesinde görmemiz mümkündür. Bu ülkede üniversite imtihanları bir türlü doğru dürüst yapılamıyor. Bir milyona yakın çocuk perişan edilmiş. Bir milyona yakın aile, şu onbeş yirmi gündür büyük bir karamsarlık içerisinde; ama, bu imtihanları yapamayanlar, bu imtihanları başarıyla toplumun önüne getiremeyenler millete karşı en ufak bir sorumluluk duygusu içerisinde değildir. Çünkü, millet seçmemiştir, milletin temsilcileri seçmemiştir. Eğer, YÖK Başkan ve üyelerini bu Meclis seçebilseydi, bu rezalet yaşanmazdı, bu umursamazlık da Türkiye'nin gündeminde olmazdı.

Bakınız, geçtiğimiz hafta bu Mecliste biz, Sayıştay üyelerini seçtik; o da bir anayasal kuruluş hem de köklü bir anayasal kuruluş, ciddî bir anayasal kuruluş. Sayıştay üyelerini biz seçtiğimiz için, bu üyeliğe namzet olan herkes sizlere geldi, özgeçmişini anlattı, yapmak istediklerini anlattı; siz de bunları burada seçtiniz. Dolayısıyla, bu müessese, milletle iç içe, millet iradesiyle beraber düşünebilme, sorumluluk duyabilme alışkanlığını edinmiş oldu. Halbuki, YÖK Başkan ve üyelerini biz seçmediğimiz için, onlar, milletin temsilcilerine karşı en ufak bir sorumluluk duygusu içerisinde olmadıkları için, onları seçenlerin de Anayasa karşısında sorumsuzluğu söz konusu olduğu için, bu sorumsuzluk ortamında bu türlü sorunlarla Türkiye'nin karşı karşıya kalması kaçınılmaz oluyor.

Onun için, bu Anayasa, maalesef, millet iradesi üzerine değil, büyük ölçüde bu anayasal dukalıklar üzerine kurulmuştur, devlete ait yetkilerin önemli bir kısmını da bunlar kullanmaktadır. Halbuki, vatandaş, sorunların çözümünü, dertlerin halledilmesini seçtiği insanlardan beklemektedir; ama, bu Anayasa buna imkân vermiyor. İşte, bu YÖK meselesi dolayısıyla Sayın Başbakan buyurdu ki: "Evet, bu olanlar doğrudur, böyle bir sıkıntı vardır; ancak, bu sorunları çözme noktasında bizim yetkimiz yoktur." 2000 yılına girerken milletin seçtiği bir Başbakanın, bir bürokrat karşısında, bürokratların çoğunlukta olduğu bir idare karşısında acziyet içerisinde olmasını bizim kabul etmemiz mümkün değildir.

O sebeple, keşke, hükümet, 3 maddelik bir Anayasa tasarısı getirmek yerine, 1 milyon aileyi ilgilendiren, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren, gençliğimizi ilgilendiren 131 inci maddeyle ilgili de -mademki taksit taksit bir anayasa değişikliği getiriyor- bir anayayasa değişikliği getirseydi; YÖK de haddini bilseydi, sorumluluğunu bilseydi, milletin geleceğini karartacak tutumlar, tavırlar içerisinde olmasaydı.

Tabiatıyla, millete karşı sorumluluk söz konusu olmayınca, oraları sevk ve idare edenler, bir feodal bey anlayışı içerisinde icraatlarını sürdürmeye çalışıyorlar; milletin önceliklerine, milletin beklentilerine göre değil, kendi ideolojik temayüllerine göre kurumlarını sevk ve idare etmeye çalışıyorlar. Onun içindir ki, millete karşı sorumluluğun olmadığı bu müesseselerde bilimle değil, filmle uğraşıyorlar ya da giyimle uğraşıyorlar. (FP sıralarından alkışlar) Onun içindir ki, milletin hak ve çıkarlarını, bilimi, ideolojilerine feda ediyorlar. Böylesine meseleler karşısında, bilim adamlarına yakışan bir olgunluk, bir ciddiyet, bir sorumluluk duygusu içerisinde kamuoyuna açıklama yapmaları gerekirken, âdeta Tupamaro gerillalarının hoyratlığı ve nobranlığı içerisinde meselelere yaklaşım gösteriyorlar. Onun için de, bu anayasal kuruluşlar, Türkiye'de, böyle bir anlayış içerisinde olduğu için, toplum barışını bozan, toplum barışını dinamitleyen kuruluşlar olmaya da devam ediyor. Onun için, temenni edilir ki, bundan sonra, eğer, hükümet değişiklik getirecekse, bir anayasa değişikliği getirecekse, okullar açılmadan, üniversiteler açılmadan, 131 inci madde dahil, Türkiye'de ciddî bir anayasa değişikliğini, ekim ayıyla beraber Türkiye'nin gündemine getirmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, kaldı ki, bu konuda, bir zaruretimizin olduğunu da düşünüyorum; çünkü, bu yüzyılın en önemli zirvesi, kasım ayında, Türkiye'de yapılacaktır; Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına dahil 54 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanları, Türkiye'de ağırlanacaktır. Bu kuruluşun amacı, bu kuruluşun gündemi, Türkiye'yle doğrudan alakalıdır. Kendi evimizde, kendi memleketimizde, böylesine bir zirvede, demokrasi ve insan hakları açısından yargılanan, irdelenen, ayıplanan ve muaheze edilen bir ülke olmanın ayıbını taşımamamız gerekiyor.

Onun için, işin bu noktasında, bizim, Fazilet Partisi adına teklifimiz şudur: Meclis ne zaman tatile girer o önemli değil; gelin, burada grubu bulunan partiler olarak, Anayasadaki bu değişiklikleri, çağa uyduracak değişiklikleri yapabilme noktasında bir komisyon kuralım, bir çalışma grubu oluşturalım; ekim ayı gelinceye kadar, bu değişiklikleri yapalım; kasım ayı geldiğinde, Türkiye, zirvenin önüne, anayasasını çağdaşlaştırmış bir ülke olmanın şerefini ve gururunu taşıyarak çıkmış olsun. Çünkü, bu 54 misafirin Türkiye'de ağırlanmasıyla ilgili birçok düzenlemeler yapılıyor; trafik kurallarından tutun, bu misafirlerin nerede ağırlanacağına varıncaya kadar. Şimdi, işin maddî kısmını düzenlerken, hukuk hayatımızı, siyaset hayatımızı da sıkıntıya sokacak bu değişiklikleri de bir an evvel Türkiye'nin ve dünyanın gündeminden çıkarmamızda sayısız faydalar olduğunu düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, kaldı ki, bu Anayasa, hazırlandığı şartlar ve zaman dilimi itibariyle büyük ölçüde yasaklara dayanan bir anayasadır. Bu yasaklar sebebiyledir ki, işte ekonomide sıkıntı çıkıyor özelleştirme maddesini getiriyoruz; Türkiye'nin dışa açılabilmesi açısından, dünyayla bütünleşmesi açısından binbir zorluklar çıkarıyor; özellikle demokrasi ve insan hakları bakımından Türkiye zor durumda, diplomatlarımız uluslararası platformlarda Türkiye'yi savunmakta ciddî güçlüklerle karşı karşıya kalıyorlar. Onun içindir ki, hemen hemen her köşe yazarından, dünyayı tanıyan, Türkiye'deki gelişmeleri yakından takip eden bütün aydınlar, demokrasi ve insan hakları noktasında Türkiye'nin ciddî adımlar atması lazım geldiğini çok açık olarak ifade ediyor. Artık, yasaklar dünyasında bizim yerimiz olamaz. Bizim yerimiz, her zaman ifade edildiği gibi, çağdaş dünya olacaksa, çağdaş değerler arasında olacaksa, bu Anayasayla o noktaya gidebilmemiz ciddî zorluklar taşıyor; çünkü, doğru bir hedefe yanlış bir vasıtayla gitmek mümkün değil. Bu Anayasa, bu manada bir yanlış alet, bir yanlış vasıta konumundadır. Çünkü, Türkiye'nin çağdaşlaşma çabası ancak böyle bir temel yasayı bir an evvel Türkiye'nin gündemine getirip kabul etmekle mümkün olacaktır diye düşünüyoruz. Kaldı ki, bu değişiklikler yapılmadığı takdirde, Türkiye'nin millî birlik ve bütünlüğünü, içbarışını sağlamakta da ciddî zorlukların olduğu aşikârdır.

Geçtiğimiz hafta burada müzakere yaptığımız bir konuda da ifade etmeye çalıştık. Osmanlı Devletinin kuruluşunun yıldönümü... Hepimiz iftihar ettik ki, bu millet geçmişte başka ülkelerin insanlarına, başka dinin mensuplarına, başka orijinden olan insanlara hep hak tanıdı, hukuk tanıdı, özgürlük tanıdı; ama bu hakkı, hukuku, özgürlüğü tanıyan insanlar, 1999 Türkiyesinde, kendisi hak arayan, hukuk arayan, özgürlük arayan bir ülkenin vatandaşları olmak gibi bir şanssızlığı yaşama durumundadır. Onun için, mademki bir Anayasayı değiştirebilme alışkanlığını kazanıyoruz; işbirliği içerisinde, uyum içerisinde, uzlaşma içerisinde bunu temin edebilme imkânımız var; işte o sebeple, dedik ki, bu yüzyıl sona ermeden, 1999 yılı bitmeden, dünyanın en son zirvesi mademki Türkiye'de gerçekleşecek, işte, bizi, dışpolitikamızda sıkıntıya sokan, içeride içbarış ve huzurun sağlanması noktasında sıkıntıya sokan, Türkiye'yi ekonomik anlamda sıkıntıya sokan bu Anayasayı yeni baştan gözden geçirmemizde, çok çeşitli sebeplerden dolayı zaruret var.

Şimdi, bu konuda yayımlanan istatistiklere, göstergelere baktığınızda, söylediğimiz hususun ne kadar haklı olduğunu göreceksiniz. Bakınız, mesela, demokratikleşme, insan hakları ve özgürlükleri açısından, dünyadaki 191 ülke arasında Türkiye kaçıncı sıradadır; ben söyleyeyim, 191 ülke içerisinde, demokratikleşme ve insan hakları açısından, Türkiye, 136 ncı sıradadır. Acaba, ekonomik haklar ve özgürlükler açısından Türkiye'nin bulunduğu nokta neresidir; dünyadaki 150 ülke içerisinde, Türkiye, bu özgürlükler açısından da, ancak 50 nci sıradadır. En son, Birleşmiş Milletlerin bir süre evvel yayımladığı sosyal haklar ve insanî gelişmeler açısından, acaba, rkiye'nin bulunduğu nokta neresidir; o indekse baktığımızda, 174 ülke içerisinde, bu sene 86 ncı sıradadır, geçtiğimiz sene 69 uncu sıradaydı; yani, Türkiye, bir yıl içerisinde 17 devlet geriye düşerek, komşumuz Ermenistan'ın durumuna gelmiştir, insanî gelişmeler açısından. Bu, Türkiye'nin hak ettiği bir yer değildir, Türkiye'ye layık olan bir yer de değildir.

Onun için, demek istiyoruz ki, evet, Anayasanın 47 nci maddesini değiştirelim, 125 inci maddesini değiştirelim, 155 inci maddesini değiştirelim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çiçek, sürenizi uzatıyorum, lütfen toparlayınız.

CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Evet, bu maddeleri değiştirelim; ama, bunlar yetmez, daha bütüncül bir anlayışla bu anayasa değişikliğini yapmaya çalışalım.

Biz, prensip itibariyle bu değişikliklere taraftarız; itirazlarımız var, onları, arkadaşlarımız, maddeler üzerinde, yeri geldiğinde, söyleyecek. Mesela, bunlardan en başta gelen 47 nci madde, özelleştirme maddesidir. Biz özelleştirmeyi istiyoruz, seçim beyannamemizde de yazdık; ama, bunu isteyişimiz, bu gerekçeye bağlı değildir; yani, sadece ekonomik gerekçelerden, ekonomik sebeplerden dolayı biz özelleştirmeyi istemiyoruz. Bunun bir siyasî ahlak boyutu var, bunun ticarî bir boyutu var, bunun toplum ahlakıyla ilgili bir boyutu var. Devletin elinde bu kadar imkân olduğu sürece, biz, devletin başının beladan kurtulmayacağına inanıyoruz Zaman zaman Türkiye'de demokrasiyi askıya alma gayretlerinin altında -o birkısım kavramların, mefhumların istismarını bir tarafa bırakın- devletin elinde bu kadar imkânın bulunması olduğunu söylüyoruz. Eğer, devletin elinde kamu bankaları olmasaydı, devletin elinde bu kadar KİT ve hazine arazisi olmasaydı, emin olun, Türkiye'de bu kadar kavga da olmazdı, elli yıldır tartıştığımız kavgaları da şimdiye çoktan geride bırakmış olurduk.

Onun için, biz, Türkiye'de demokrasinin kökleşmesi açısından, Türkiye'de ticarî ve ekonomik hayatın gelişmesi açısından, siyasî ahlakın korunması açısından, toplum ahlakının korunması açısından ve herşeyden önemlisi de, devletimizin başının beladan kurtulması açısından özelleştirmeyi önemli buluyoruz. Yalnız, özelleştirmeyi yaparken -Sayın Başbakanın ifadesiyle- astarı yüzünden pahalı hale de getirmemek lazımdır. 500 milyon dolarlık özelleştirme yapıp, 600 milyon dolarlık ilan ve reklam gideri öderseniz, bu haksızlık olur, bu yolsuzluk olur, fakirin fukaranın hakkını yandaş kapitalizmine, yandaşlara peşkeş çekmek olur.

Şimdi, bugün, Türkiye'de özelleştirme yapılamıyorsa, Anayasadaki bir eksiklikten kaynaklanmıyor. Neden? Çünkü, özelleştirmeyle ilgili yeteri kadar mevzuat var. 4046 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesine bakın, iki yıl içerisinde kamu bankalarının özelleştirilmesiyle ilgili adım atılması gerekiyordu, şimdiye bu iş çoktan bitecekti; ama, her hükümet kuruluşunda, nedense, özelleştirme öncelikleri içerisinde kamu bankaları gözükmüyor, -her partiye bir kamu bankası tahsis edilmek suretiyle- özelleştirmenin ne anlama geldiği noktasında kamuoyuna da doğru dürüst bir mesaj veremiyoruz.

Onun için, bu Türkiye'de özelleştirme yapılacaksa, hayırsız evlat gibi, baba malını satıp, hovardalıkta ya da kumarda yemeyelim, Özelleştirme Kanununun 10 uncu maddesinde bu fonların tahsis edileceği belirtilen alanlara, doğru dürüst, bu harcamaları yapalım. 500 milyon dolarlık özelleştirmeyi, 600 milyon dolarlık ilan ve reklam parasını bir yerlere peşkeş çekebilmek için astarı yüzünden pahalı hale getirmeyelim.

Şüphesiz, vatandaşın, gerek özelleştirme konusunda gerekse tahkim konusunda bir reaksiyonu varsa, vatandaş, bu noktada biraz tepki gösteriyorsa, geçmiş dönemlerde, maalesef, güzel örnekleri ortaya koyamadığımızdandır; siyaseti, maalesef, bu kirlilikten, bu çirkeften, bu rezaletlerden bir türlü kurtaramadığımızdandır; tereddüt buradan kaynaklanıyor; siyasete güven olsaydı, Türkiye de bu değişikliğe bu kadar gürültü koparmazdı. Ancak, biz, Fazilet Partisi olarak, şüphesiz, bu değişikliğe, prensip itibariyle, olumlu oy vermekle beraber, 47 nci maddenin ikinci fıkrasına, tahkimle ilgili maddedeki zenlemede itirazlarımız olacak; keza, 155 inci maddeyle ilgili de, bu konuda, söyleyeceklerimiz olacaktır.

Bu vesileyle, bu değişikliklerin, inşallah, millet ve devlet hayatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP, MHP, ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çiçek.

Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal'da.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme ve tahkim ile ilgili Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında değişiklik öngören kanun teklifi hakkında Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin birinci kısmı özelleştirmeyi kapsayan, Anayasanın 47 nci maddesiyle ilgilidir. Bu değişiklikle, devletin kamu iktisadî teşebbüslerinin ve kamu tüzelkişiliklerinin mülkiyetinde bulunan işletmelerin özelleştirilmesine imkân sağlanacaktır. Bazı devlet işletmeciliğinin yerine özel teşebbüs imkânından faydalanılabilecektir. Esasen, özelleştirmeye, söz konusu anayasa düzenlemesinden önce de fiilen başlanılmış, böylece, aceleci bir tavırla, kamu teşebbüslerinin külfetinden kurtulma çabasına girişilmiş bulunuluyordu.

Bu acelecilikle kaçılan devlet işletmeciliğinin günümüzdeki tarihî gelişimine göz atmak gerekirse, bilindiği gibi, 1923 yılında, 17 Şubat-4 Mart tarihleri arasında toplanan Birinci İzmir İktisat Kongresinde, ekonomik gelişmenin temel unsurunun özel sektör olması benimsenmişti; hatta, bu amaçla teşvikler ve korumalardan oluşan bir dizi ekonomik mevzuat da geliştirilmişti. Özel sektöre kredi vermek, özel sektör yatırımlarına iştirak etmek ve devlet mülkiyetinde bulunan ya da kurmuş olduğu işletmeleri daha sonra özel sektöre devretmek üzere, Türkiye Sanayi ve Maadin Bankasının kurulmuş olması, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin, hedef sterilen muasır medeniyet seviyesine ulaşmada özel girişimciliği benimsediğinin açık belirtileriydi.

1929 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinde başlayan ve daha sonra bütün dünyayı saran ekonomik krizden ötürü, ülkemizde de yaşanan ekonomik çöküntü ve durgunluk olmasaydı, belki 1930'lu yılların devlet işletmeciliği bu büyüklükte karşımıza çıkmayacaktı. Ne var ki, bütün özelleştirme ve ayrıcalıklara rağmen özel sektörün organik ve ekonomik güçsüzlüğü, o tarihlerde sermaye terakümünü sağlayamamış olması, 1930'lu yılların ekonomik çöküntüsüyle birleşince, 1933 yılından itibaren devletin ekonomik faaliyetler içinde yer almasını zorunlu hale getirmiştir.

Sayın milletvekilleri, bundan da önce, 19 uncu Yüzyılda "Top Asithanesi" adı altında kurulan ve bugünkü Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunu teşkil eden, 1863 yılında da "Memleket Sandıkları" adıyla kurulan –bugünkü ismiyle Ziraat Bankası olarak yer alan– kuruluşlar, 19 uncu Yüzyılda kurulmuş olan kamu iktisadi teşebbüslerinin birer örneğidir.

Nihayet, 1935 yılında Etibank, 1937 yılında, yeni ismiyle, Ziraat Bankası, Denizbank, Devlet Ziraat İşletmeleri gibi kuruluşlar, 1930'lu yılların ekonomik şartları içerisinde kaçınılması mümkün olmayan devletçilik uygulamalarına birer örnek olarak gösterilebilir.

Dikkat çekicidir ki, beş yıllık kalkınma planı döneminde ve devletçiliğe adım atıştan dört yıl gibi çok kısa bir süre geçmesine rağmen, 1 Kasım 1937 tarihinde, bu Yüce Meclisin açılış konuşmasını yapan Büyük Atatürk'ün "yatırımcıların korunacağına ve özel sektörün esas olduğuna" işaret eden uyarısı anlaşılabilmiş olsaydı, bugün, gündemde, belki bu anayasa değişikliği olmayacaktı. Gerçi, 1950 yılından itibaren iktidara gelen Demokrat Parti "liberalleşme taraftarıyız, KİT'leri özelleştireceğiz" şeklinde beyanlarda bulunmuş ve ilk hükümet programında, ekonomi konusunda "bundan böyle amme karakterini haiz olmayan sahalarda işletmeciliğe geçmeyeceğimiz gibi, muhtelif sebepler altında kurulmuş olan işletmeleri, amme hizmeti gören ve ana sanayie taalluk edenler hariç olmak üzere, muayyen bir plan dahilinde, elverişli şartlarda, peyderpey hususî teşebbüse devretmeye çalışacağız" şeklinde bir madde yer almış olmasına rağmen, bu parlak düşünceler, maalesef, bugüne kadar hayata geçirilememiştir.

Ne var ki, bütün bunlar, KİT'lerin büyümesini ve şişirilmesini önleyemediği gibi, daha sonra da, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları, Posta Telgraf ve Telefon İşletmesi, Denizcilik Bankası, Devlet Malzeme Ofisi, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Et ve Balık Kurumu, Türkiye Demir ve Çelik İşletmeleri, TURBAN, SEKA gibi yeni kuruluşların ortaya çıkması da önlenememiştir. 1960 - 1980 döneminde de, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Türkiye Elektrik Kurumu, Devlet Yatırım Bankası, İskenderun Demir-Çelik Tesisleri, DESİYAB gibi bazı kuruluşlar daha ekonomimizde yerini almıştır. Bu kuruluşların hayırlı hizmete sebep olan yöneticilerini takdirle anıyoruz; bu kuruluşların ebediyete intikal etmiş olan değerli yöneticilerini rahmetle anıyoruz; yine, bu kuruluşların sağ bulunan yöneticilerinden, hayırlı hizmetlerde bulunanları da yâd ediyoruz; ancak, netice itibariyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, serbest piyasa ekonomisine geçiş döneminde, bu kuruluşların, ekonomisine getirdiği yükleri incelemek ve irdelemek mecburiyetindedir.

İşte, bu düşünceden hareketle, özel sektörün fiyat belirleyici ve kâr amacı karşısında, dar gelirliyi koruma ve ağır sanayii devlet eliyle kurma düşüncesinden hareket edilmiş olması, o zamanın şartlarına göre mazur görülebilir; ancak, özel sektörün serbest rekabet ortamında tröst ve kartelleşmeden, haksız rekabetin önlenmesine ilişkin millî ve milletlerarası kurallar ve sözleşmeler, bu mahzurları günümüz şartları içerisinde giderebilmiştir. Şimdi, mevcut haliyle, KİT'lerin, faaliyette bulunduğu sektörlerde tekel ya da belirleyici fonksiyonları, serbest piyasa mekanizmasının işleyişini zorlaştırmaktadır. Diğer taraftan, KİT'lerin yetersiz performansı, özel sektörün gelişimine de engel olmaktadır. Zira, mal ve emek piyasalarında KİT'lerin neden olduğu çarpık fiyat ve ücret oluşumları, özel firmaların yurtiçi ve uluslararası rekabet yeteneklerini de kısıtlamaktadır.

Bir diğer yönüyle, kamu iktisadî teşebbüsleri finansman açıklarının doğrudan ya da dolaylı bir şekilde bütçeden karşılanması, enflasyonun artmasına ve devlet işletmelerinin zararlarının, bu yolla, dargelirli toplum kesimlerine yüklenmesine sebebiyet vermektedir. Daha açık bir ifadeyle, devlet, trilyonluk işletmelerini, kendi memurları marifetiyle, iflas korkusu olmadan, zarar halinde kendi cebinden tek kuruş çıkmadan idare ettirmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu şekilde yönetilen KİT'ler, geçmişte yaşanan kötü örnekleriyle, istihdam politikasına çare olarak düşünülmüş, siyasî talepler de dikkate alınarak, işe uygun adam çalıştırma yerine, adama iş bulma aracı olarak kullanılmıştır. Böylece, devlet işletmelerinde, bir yumurtayı on kişiye taşıtma ve taşıtırken de bu yumurtayı kırma noktasına gelinmiştir.

İşte, bu noktada, dünya ekonomisinde önemli gelişmeler de cereyan etmiştir. Yüzyılımızın başında, ucuz ve bol üretim ekonominin temel ilkesiyken, günümüzde bu niteliğinden vazgeçilmiş ve ekonomik hedefler, toplam kalite yönetimi ilkelerine doğru yönelmiştir; yani, en kısa zamanda, en az emek sarfıyla, en az para sarfıyla en kaliteli malı üretebilme olarak ifade edilen toplam kalite yönetimleri, modern işletmelerin uyguladığı ilke haline gelmiştir.

Ülkemizdeki devlet işletmeleri ise, bu tür modern ilkeleri uygulayabilme becerisinden, maalesef, mahrum görünmektedir; gerçekten, bu işletmelerin hantal yönetim yapısı, yetki ve sorumluluklarındaki dengesizlik, aşırı personel istihdamı gibi sebeplerle bu yönetim ilkelerine ayak uyduramamış ve geçtiğimiz yıllarda, bütçelerimiz için tahammülü mümkün olmayan yükler haline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, o halde, özel sektörün yaratıcı ve itici gücünden daha fazla istifade edebilmek için, KİT'lerin hantal yönetim yapısından, kalitesiz ve yetersiz üretiminden, aşırı personel istihdamından, yetki ve sorumluluk dengesizliğinden kurtulabilmek için, enflasyonun körüklenmesini önleyebilmek için, devletin aslî görevlerini ifa edebilmek amacıyla kaynak bulabilmek için, özelleştirme, ekonomimiz için şart hale gelmiştir. Özelleştirmenin ekonomi için şart hale geldiği, bundan on onbeş yıl kadar önce anlaşılmıştı ve bizimle birlikte, başta İngiltere, Almanya, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin ekonomilerine nefes aldırabilmek amacıyla uygulamaya başladıkları yöntemleri, biz, maalesef yeterince uygulayamadık. uygulayamama nedenlerimizin başında hukukî engeller gelmektedir. İşte, bu anayasa değişikliği, bu nedenle huzurunuzdadır.

Anayasının 47 nci maddesi, devletleştirmeyi öngörmüştür. Devletleştirmenin tersi özelleştirmedir. Görüşülmekte olan bu kanun teklifi, devletleştirmeyle birlikte özelleştirmeye de imkân sağlamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Anayasanın değiştirilmesine ilişkin bu kanun teklifine olumlu görüş beyan ettiğimizi ve olumlu oy vereceğimizi huzurlarınızda ifade etmek istiyorum.

Anayasanın değiştirilmesine ilişkin ikinci konu ise, tahkimle ilgilidir.

Değerli milletvekilleri, bu konuyla ilgili Anayasanın 155/2 ve 125 inci maddesindeki düzenlemeler huzurunuzdadır. Türk hukuk sistemi, tahkim müessesesini eskiden beri kabul etmiştir. Hukukî ve ticarî uyuşmazlıkların çözümü hâkim kararıyla mahkemede yerine getirilebildiği gibi, hakem kararıyla da bu nitelikteki uyuşmazlıklara çare bulmak mümkündür. Nitekim, 1927 yılında yürürlüğe girmiş olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzun 516 ncı maddesi, devletin özel kişiler arasında hukukî ve ticarî manada çıkan uyuşmazlıkların, hâkim yerine hakeme giderek çözümünü mümkün kılmıştır ve halen, yetmiş yıldır bu hükümden istifade eden vatandaşlarımız bulunmaktadır. Demek ki, tahkim, hukukumuzda, yabancı bir müessese değildir.

Aynı zamanda, bazı özel kanunlarında, devlet, vatandaşıyla düşmüş olduğu ihlilaflarda da hakem yoluna başvurmayı tercih etmiştir. Nitekim, Tütün ve Tütün Tekeli Kanununda da devlet ve vatandaş arasında doğmuş olan hukukî ve ticarî ihtilaflar, mahkeme yerine, hâkim yerine, hakeme başvurulmak suretiyle uzun zamandan beri görülmektedir.

Devlet kurumları arasında, yani, genel ve katma bütçeye dahil idareler arasında ortaya çıkan hukukî ve ticarî uyuşmazlıklar da, eskiden beri hakem yoluyla ve hakem marifetiyle halledilmektedir. Bununla ilgili 3553 sayılı Kanun, devlet kurumları arasında doğan uyuşmazlıklarda hâkime gitmek yerine, mahkemeye gitmek yerine, hakeme gitmeyi mecburî kılmıştır.

O halde, başından toparladığımız takdirde, gerek devletimizin özel kişileri gerek devlet ile vatandaşlarımız arasındaki ihtilaflarda ve gerekse devletin kendi kurumları arasında doğan -kişiler arasında- tahkim, bizim iç hukukumuzun bir bünyesidir.

Buradan hareketle uluslararası tahkime geldiğimizde; çok değerli milletvekilleri, bu konuda bir boşluk bulunmaktadır. Her ne kadar, 40'tan fazla iki taraflı yatırım sözleşmesini Türkiye Cumhuriyeti Devleti imzalamak suretiyle uluslararası toplulukta, uluslararası tahkimi kabul eden taraf bir devlet statüsünde ise de ve yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti, pek çok, çok taraflı uluslararası tahkimi öngören anlaşmaya imza atmış ise de ve yine bu attığı imzalar neticesinde, Anayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca uluslararası tahkim iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş ise de, Danıştayın 1994 yılında almış olduğu bir kararla hukukumuzda bir boşluk ortaya çıkmış bulunmaktadır. Danıştay, 1994 yılında yap-işlet-devret modeliyle önüne getirilen inceleme görevine dayalı olarak bir imtiyaz şartlaşma ve sözleşmesinin onaylanması dosyasında, 1910 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Menafıı Umumiye Kanunu ile 1932 yılında yürürlüğe girmiş olan 2025 sayılı Kanun hükümlerine dayanmak suretiyle, bünyesinde uluslararası tahkime imkân veren uluslararası imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini onaylamamıştır. Bu onaylamama işleminin arifesinde, akabinde, Danıştayın bu yetkisinin bertaraf edilebilmesi için, 1994 yılında 3996 sayılı Kanun yürürlüğe konmuştur. 3996 sayılı Kanunda, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri, idarî nitelikte birer sözleşme olmasına rağmen, özel hukuk hükümlerine tabidir şeklinde yer almış olması sebebiyle, Anayasa Mahkemesi bu kanunu iptal etmiştir. İşte, biraz önce ifade ettiğim boşluk da bu nedenden dolayı ortaya çıkmıştır.

Çok değerli milletvekilleri, Danıştay, inceleme ve onaylama yetkisini, Anayasanın görüşülmekte olan 155 inci maddesinin ikinci fıkrasından almaktadır. Anayasanın bu maddesinde, Danıştaya üç ayrı görev verilmiştir; görüş bildirme görevi, inceleme görevi ve yargı görevi.

Huzurunuzda bulunan kanun teklifi, Danıştayı bertaraf edici bir kanun teklifi değildir. Huzurunuzda bulunan kanun metni, Danıştayın, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde inceleme ve onaylama makamı olmaktan çıkarılıp görüş bildirme makamı haline getirilmesini öngören bir kanun metnidir. Buna niçin ihtiyaç vardır? Buna şunun için ihtiyaç vardır: Danıştay bir yargı organıdır. Danıştayın bir yargı organı olması sıfatıyla, vatandaşa karşı herhangi bir mesuliyeti yoktur; ancak, icra makamı, memleketin işinden, aşından, memleketteki ekonomik gidişattan seçmenine karşı sorumludur.

Şimdi, ekonomik tercihlerini icra makamı olarak kullanacak olan hükümet, vatandaşa karşı hiçbir sorumluluğu bulunmayan, ancak, elindeki mevzuata göre hüküm vermekle görevli Danıştayın vereceği kararla eli kolu bağlı olur ise, siyasî tercihlerini nasıl yapabilecektir, ekonomik tercihlerini nasıl yapabilecektir? İşte, görüşülmekte olan kanun teklifi, yine, Danıştayın düşüncesini almak kaydıyla, ancak, bu düşünceye uyup uymamaya, siyasî tercihlerinin neticesine bağlı olarak bu tercih hakkını kullanmaya imkân veren bir tekliftir.

Çok değerli milletvekilleri, Danıştayın, 1994 yılında, inceleme ve onaylama yetkisine istinaden aldığı yap-işlet-devret modelini içeren sözleşmelerin uluslararası tahkim şartını ihtiva etmesi halinde onaylamama kararı, Osmanlı Devletinin son zamanında çıkarılmış olan 1910 tarihli bir kanuna -Menafıı Umumiye Kanununa- ve 1929 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde patlayan ve bütün dünyayı 1930'lu yıllarda sarsan ekonomik kriz sırasında çıkarılmış olan 2025 sayılı Kanuna dayanmaktadır.

Her iki kanunun iktisadî şartları ihtiva eden ortamı ile 2000 yılına yaklaştığımız günümüzdeki dünyanın iktisadî şartları değişmiştir. O kadar değişmiştir ki, usta edebiyatçıların ifadesiyle, dünya küçülmüştür. 21 inci Yüzyıla girerken ekonomik ve ticarî faaliyetlerin alanı millî sınırları aşmıştır. Bilgi çağı sıfatını taşıyan 21 inci Yüzyılda ekonomik ve ticarî faaliyetler, artık, internet marifetiyle yapılabilir hale gelmiştir. Bu derecede değişen ve gelişen dünya ekonomisinde, 1 trilyon dolar civarında yatırım ve spekülatif amaçla dolaşan para bulunmaktadır. Bu paradan Türkiye'nin geçtiğimiz yıllarda ortalama istifade ettiği miktar, yaklaşık 500 ilâ 600 milyon dolarlık bir rakama tekabül etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, sürenizi 4 dakika uzatıyorum.

Buyurun efendim.

FARUK BAL (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Halbuki, Türkiye'nin yabancı ülkelere sermaye ihracı, belki bu 500-600 milyon dolarlık rakamdan çok daha fazladır. Sadece Romanya'da 1 100 civarında şirketimizin faaliyette bulunduğunu, inşaat ve taahhüt sektöründe gelişmiş ülkelerin en güçlü rakibi olduğumuzu, tekstil sektöründe ise, imalatımıza diğer ülkelerin kota koymak suretiyle mücadele edebilir hale geldiğini, Türk cumhuriyetlerinde Türk müteşebbislerinin yapmış oldukları yatırımları düşünürsek, Türk sermayesinin de dışarıya doğru ciddî bir biçimde açıldığını görürüz. İşte, uluslararası anlaşmalarda mütekabiliyet ilkesi dediğimiz, bu gidilen devletlerdeki Türk yatırımcılarına tahkim müessesesinin uygulanabilmesi için, bizim de tahkimi kabul etmemiz gerekecektir.

Çok değerli milletvekilleri, dünyada, paranın, icat edildiği tarihten itibaren değişmeyen bir kuralı vardır. Bu kural şudur: Para, eğer siyasî istikrar varsa, eğer ekonomik istikrar varsa, eğer kârlılık oranı uygun ise ve güvenilir bir hukukî sistem mevcut ise, o ülkeye gider. Eğer bunlardan bir tanesi eksikse, para, o ülkenin kıyısından bile geçmez.

Ülkemizin 1999 seçimlerinden sonra oluşan Meclisimizdeki siyasî yapıya dikkat ederek ve kurulmuş olan 57 nci hükümetin geniş bir tabana oturduğuna ve güçlü bir yapısının bulunduğuna dikkat edersek, siyasî ortamın sağlandığını, siyasî istikrarın sağlandığını kabul edebiliriz. Bu hükümetin almış olduğu ve almakta olduğu ekonomideki istikrar tedbirlerini düşünürsek, yine, paranın gideceği yer olarak belirlenecek ekonomik istikrarlılığın sağlandığını kabul edebiliriz ve uygun şartlar içerisinde kârlılık oranı da temin edildiğinde, geriye bir tek ihtiyaç kalıyor; o da, hukukî güvenliktir. İşte, bu anayasa değişikliği teklifi de, hukukî güvenliği sağlayabilecek niteliktedir. Neye göre sağlayacaktır? Türkiye'nin daha önce atmış olduğu 40'tan fazla uluslararası iki taraflı sözleşmeye ve pek çok, çok taraflı yatırımların korunmasına ilişkin sözleşmeye istinaden.

Çok değerli milletvekilleri, vaktim azaldığı için konuları atlayarak geçmek istiyorum. İşte, önümüzde bulunan Anayasanın 47 nci maddesini, Anayasanın 125 inci maddesini ve Anayasanın 155/2 nci maddesini değiştiren kanun teklifi, bunlara imkân sağlayabilecek ve Türkiye'yi 21 inci Yüzyılda bölgesinin lider ülkesi yapabilecek, ekonomik yönden güçlü, vatandaşlarının aç olanına aş, işsiz olanına iş bulabilecek bir ekonomik hamleyi, bir ekonomik kalkınmayı başlatabilecek dinamik bir unsurdur.

Bu unsur itibariyle, bu unsuru gören Milliyetçi Hareket Partisinin anayasa değişikliğine olumlu oy vereceğini ifade ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Gruplar adına üçüncü konuşma, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya'ya ait.

Buyurun Sayın İyimaya. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa, toplumsal bir sözleşmedir; hukukun üstünlüğü değerinin en temel belgesidir. Modern ve çağdaş anlayışta güç, devletin veya içinde yer alan bir odağın değil, birkaç yüz maddeli anayasanındır. Dikey yapılanmada doruktaki varlık, hukuk ve anayasadır, birey ve millettir; ondan sonra devlet gelir. Kendilerini hukukun üstünde gören devlet veya güç odaklarının ülkelerinde şeklen demokrasi ve anayasalar varolsa da, oradaki rejimler, plebisitçi diktatörlükten başka birşey değildir.

Aziz milletvekilleri, anayasa değişikliğinin hazırlanmasında izlenen yöntem, en az değiştirilecek öz kadar, hatta ondan daha önemli bir keyfiyettir. Bir ülkede, çoğulculuğun ve uzlaşmacılığın, daha doğrusu demokrasinin yoğunluk derecesini anlamak mı istiyorsunuz; o ülkenin, anayasa yapımında ve değişikliklerinde izlenen yöntemlere ve davranış kalıplarına bakınız.

Aziz arkadaşlar, anayasalar zor doğarlar, kolay ameliyat olmazlar ve uzun yaşarlar. Öyledir; ardında büyük acılar, uzun tecrübeler ve dönüşüm sancıları taşıyan, evrimci toplumlar için öyledir. Biz de öyle mi? Seçilmiş iktidarlara sandıksız infaz ve hazırlattırılan anayasanın halkoyuna sunumu; plebisitçi diktatörlüğün tipik tezahürü. Mukadder iki ara dönem arasındaki seçimli dönemde durum farklı mı? Peşinen söyleyeyim ki, hayır. Zihniyetler aynı; fakat, oyuncular farklı. Birinde memleket batıyor sendromu, onun uzantısı olarak potansiyel veya fiilî tehdit; öbüründe beyinler değil, parmaklar konuşuyor. Çağdaş filozof Sartori'nin anlam derinliği büyük olan şu sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum: "Parmakların akılları olsaydı, demokrasi yutan ejderhalar türemezdi."

Anasol-M iktidarı, birkaç hafta önce, o da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının kaçınılmaz gereği olarak, bir anayasa değişikliğini gündeme getirdi. Teklifi, Yüce Parlamento büyük çoğunlukla kabul etti. Yine, Anasol-M iktidarı, hükümetin güdümünde anayasa değişikliği paketini hazırladı, ihtisas komisyonundan geçti ve şu anda müzakeresini yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Anayasayı değiştirme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Değişiklikler, hükümetin güdümünde değil, bizzat partiler ve Meclis tarafından hazırlanır. Bunun meşru ve geleneksel platformu, eşit temsilli partilerarası komisyondur. Hükümet veya çok saygı duyduğum değerli bir bakan hazırlasın, komisyonda, virgülüne dokunulmadan, sayıların gücüyle onansın, Genel Kurula insin. Ne âlâ!

Değerli arkadaşlar, bir içtüzük, bir kanun yapmıyoruz; gelecek nesilleri de bağlayacak temel kural koyuyoruz. Hazırlık aşamasında, yalnızca partilerin katılması dahi yetmez, toplumun sesine kulak vermek gerekir. Bu ülkenin anayasacıları, bilim adamları yok mu? Komisyonda veya öncesinde, katılım ve makale boyutunu aşan yaygın tartışma zeminini oluşturmak gerekmez miydi? Bundan başka, Anayasa değişikliklerinde parti liderlerinin bir araya gelmeleri kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ecevit gibi deneyimli bir devlet adamının bu hassasiyeti esirgemesine bir anlam veremiyorum. Anayasalar, millî iradenin tecelli ettiği en temel belgeler ise, o iradeyi temsil misyonunu yüklenmiş partilerin de yüksek seviyede katılmaları esas olmalıdır.

Oluşum aşamasında siyasetin dinamiklerini dışlayın, partileri bir tarafa atın, sonraki aşamalarda parmak desteğiyle bizlere başvurun. İktidarın bu tavrını tasvip etmiyoruz. Bu teklifle sınırlı olarak, yöntem için özü feda etmeyeceğiz; ama, bu tavırlarda ısrar edilirse, biz de tutumumuzu gözden geçireceğiz.

Genel Kurul müzakeresi öncesinde sağlanan uzlaşma girişimini faydalı, olumlu ve fakat anlayıştan çok, sayı yetersizliğinin zoruyla gerçekleşmiş halka olarak değerlendiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, 21 inci Dönem Parlamentosunda, anayasa değişikliğinde taksitli bir sürece girilmiştir; bir maddesi geçenlerde, üç maddesi bugün, birkaç maddesi yakın gelecekte... Anayasa mimarisi, anayasa saygınlığı böyle bir yöntemi kaldıramaz. Ciddî bir hazırlık yapılır, anayasa içi tutarlılık ve bütünlük içinde bir anayasa paketi hazırlanır. Parlamentonun şu anda görüşeceği, görüşmesi gereken paket, liberal değerlerin temel yansıması olarak, ekonomik anayasa ve siyasal özgürlükler paketi olmalıydı. Bir örnek veriyorum: Anayasamızın 166 ve 173 üncü maddeleri arasındaki hükümler, gerçekleştirmekte olduğumuz hükümlerle değerler temelinde birbirleriyle savaş halindedir; biri liberal, öbürü devletçi değerler manzumesi. Felsefesi denkleştirilmemiş, anayasa içi değerler çatışmasının topluma, düzene ve gelişmeye yansımalarını hesaplayamamış bir kurucu iktidar anlayışını beyin gözlerimizle seyrediyoruz. Bu anlayış, anayasa uygarlığının en büyük kemirgenidir. Milleti, anayasa yurdunda bir kiracı ömrü kadar dahi barındırtmayan, kısa sürede anayasa yıkımına yol açan sebeplerden biri de, bu patolojik kurucu iktidar anlayışıdır. Sık değişen, taksitli değişen anayasa pratiği, siyasal istikrarın da temel göstergelerinden olan anayasa istikrarını yok eder; anayasanın üstünlüğüne yönelik toplum inancını aşındırır. Bu gibi anayasalara vurulan damga, protez anayasalar, yamalı anayasalardır. Bu ve benzeri yöntemler, bizleri, hukukun üstünlüğüne değil, üstün olanın üstünlüğüne götürür. Bu üstünlüğün güç odağı üstünlüğü olması ile parmak sayısı üstünlüğü olması arasında en ufak bir fark yoktur.

Bir buçuk asra yaklaşan anayasa hayatımız içinde anayasa yapımı geleneklerinin henüz kökleşememiş olmasının en büyük iki temel nedeni, uzlaşıyı dışlayan, sadece ben varım diyen kutupçu karakterimiz ve müdahalelerin yapboz oyununa dönen koruyuculuk sendromudur.

Aziz arkadaşlar, teklif, özelleştirmeyi ve tahkimi anayasal bir kurum haline getirmekte, kimi kamu hizmetlerinin özel hukuk sözleşmeleriyle yürütülebilmesini öngörmekte, seçeneğe göre Danıştayın görevini daraltmakta veya yok etmektedir.

Bu değişiklik paketinin devlet ve siyaset hayatımız bakımından çok önemli anlamları bulunmaktadır. Teklifin önde gelen anlamı, Türk siyasetinin varlığı zorunlu vizyondan mahrum oluşudur. Özelleştirme ve dış kaynaklardan yararlanma, kalkınmanın önemli bir aracıdır. Özellikle özelleştirme, kaçırdığımız bir fırsattı; devleti demokratikleştirmenin bir fırsatı idi ve ekonomide verimliliği sağlamanın bir fırsatı idi. DSP'nin ve köklerinin bu noktaya gelebilmesi için bunca yılların feda edilmesi şart mıydı? Vizyon fukaralığı, acı tecrübeleri yaşatmanın gerçek sebebi olabiliyor. Derin saygı duyduğum bir siyasînin "yanılmışız, değiştim" demesi, elbette ki bir erdem sayılmalıdır; ancak, bu beyan, geride duran, ülkeyi geri bırakan tarihî ve siyasî sorumluluğu hiçbir zaman ortadan kaldırmayacaktır ve herkesin "günaydın" demeye hakkı olacaktır.

Teklif, demokrasi şehidimiz Menderes, merhum Özal, Demirel ve Çiller siyasetlerinin doğruluk ve gereklilik noktasında gecikmiş tescilinden başka bir şey değildir. Düşünüyorum, Türkiye, acaba büyük bir uzlaşmaya doğru yol mu alıyor diye. Ümit yoğunluğuna ulaşmamış bir düşünce kırpıntısı bu.

Teklif, mutlak engel kokan siyasî rekabetin bu çeşidine anayasal reddiyedir. Zabıtlara, belgelere inelim; yakın geçmişi hatırlayalım. Özal'ın özelleştirme söylemine o dönemde kimi toplum dinamiklerinin direnç göstermelerinin haklı yanları olabilir. Bugün aynı noktaya gelmiş olan siyasîlerin o gün karşı çıkmalarının sorumluluğu ne olacak? Doğru Yol Partisinin üst üste çıkardığı tahkimi de kapsayan özelleştirme yasalarına karşı, pozitif hukuk bağlamında Anayasa Mahkemesine başvuranlar, şimdi ANAP'ın, DSP'nin mümtaz şahsiyetleri, engellediğiniz özelleştirmelerin ve millet hakkının veballerini sırtlarınıza yüklenmeye hazır mısınız? (DYP sıralarından alkışlar)

PTT'nin T'sinin özelleştirilmesine o günlerde engel olunmasaydı, şimdi içborç denen bir şey olmayacaktı. O zaman 40 milyar dolara özelleştirilecek değer, şimdi 10 milyar doların altında. Vizyonsuz ve kötü siyasetin memuru, işçiyi, emekliyi yoksulluk sınırına nasıl indirdiğini şimdi görebiliyor musunuz? Kaynakların imha kronolojisini okuyabiliyor musunuz? Ekonomi çökmek üzereydi yollu şikâyetlenmenin sebep haritasını ve kahramanlarını fark edebiliyor musunuz?

Değerli milletvekilleri, anayasal temele oturtulmaya çalışılan milletlerarası tahkim, kamuoyunda hayli tartışıldı, tartışılıyor ve tartışılacak. Seviyeli tartışmalar, düzenlemeye de elbette ki muhteva kazandıracaktır. Tahkimin bu çeşidi, âdeta özelleştirmenin doğuş günlerindeki direncini yaşıyor. Doğru Yol Partisi, kör siyasetin direncini değil, sorunları önceden görebilmenin gereğini yerine getirecektir. Doğru Yol Partisi, patenti kendisine ait olan milletlerarası tahkime sahip çıkacaktır. Uluslararası tahkim, dış sermayenin, teknolojinin ve diğer kaynak ve araçların Türkiye'ye hemen gelmesinin seri bir yolu sanılmamalıdır. Kuyrukta bekleyenler yok. Topluma, bu yasa yoluyla umut şırınga etmek de anlamsız. O dönemin Cumhuriyet Halk Partisinin önemli vizyonu Cahit Zamangil'in, 1954 yılında, Parlamento müzakerelerindeki diliyle, Türkiye, ancak ve sadece bir imkâna kavuşuyor. "Egemenliğimiz, bağımsızlığımız elden gidiyor; rkiyeyi satıyoruz; Galata bankerleri, kapitülasyonlar ve tehdit" hassasiyetleri, meseleye çağın direktiflerinden çok, tarihî tecrübemizin isabetli okunuşuna dayanmayan yaklaşımlar olmaktan öteye geçemez. Millî egemenlik, varlık ve benlik değerimizdir. Hiçbir parti, millî egemenliğe, diğerinden az veya daha fazla sahiplik iddiasında bulunamaz.

Aziz arkadaşlar, dünya bir küçük gezegen. Bilginin sınırı, tekniğin bayrağı, kaynağın pasaportu yoktur. Ekonomik ve sosyal gelişmenin yolu, tek insan yalnızlığında olduğu gibi, tek ülke kapalılığından geçmiyor; hele hamasetten hiç geçmiyor. İnsan hakları ülkesi olmanın, ekonomi yarışında var olmanın gereği neyse onu yapmaya, ifrat ve tefritten uzak olarak yapmaya, ölçülülük içerisinde yapmaya mecbur ve hatta, mahkûmuz. Bugün yapılan şey, yani devletin taraf olduğu imtiyaz, yatırım, kredi ve benzeri ticarî sözleşmelerde tahkim düzenlemesi, bu çerçevede, bu vizyonda ele alınmalıdır.

Ancak, bir kaygının dile getirilmesini ve zabıtlara intikalini zorunlu görüyorum; basına yansıyan iddialardan biri, görüşülmekte olan değişiklik paketinin, IMF'ye verilen hükümet taahhüdü çerçevesinde gündeme getirildiğidir. Değerli Bakanımızın komisyondaki cevabına rağmen, bu suali, genel hassasiyet içinde seslendiriyorum. Hiçbir iktidara ve partiye reva göremeyeceğimiz böyle bir ihtimalin gerçekliği, Meclis iradesinin ipotek altına alınmasından başka bir şey değildir. Bu ihtimalin gölgesinde Anayasayı değiştirmektense, müzakereleri, IMF görüşmelerinin tamamlanmasından veya gölge etkisinden sonraya ertelemek, parti farkı gözetmeksizin, Yüce Meclisin göstermek zorunda olduğu bir millî refleks olarak değerlendirilmelidir. Komisyonda, koşu tempolu anayasa yapımı olmaz derken, bu sakıncalara vurgu düşmeyi amaçlıyorduk.

Değerli arkadaşlar, milletlerarası tahkim, gelişmiş olsun gelişmekte olsun, hiçbir ülkenin kaçınamayacağı bir mekanizmadır. Bu alanda, çekingen ülke, daima kaybeder. Sermaye, teknoloji ve muhtaç olduğumuz diğer üretim unsurları, güvensiz hissettikleri ülkelerde dolaşmazlar. Hukuk sisteminin ve potansiyel ihtilafların çözüm risklerini önceden analiz edemeyen dış yatırımcı, belirsizliğe adım atmaz. Dış tahkim, dıştan gelen ve gelişmeye katkı sağlayan girişimci yönünden, hukuk alanındaki belirsizliği ortadan kaldıran bir teminat niteliğindedir. Sorunun egemenlikle bir ilgisi yoktur. Tarihî uygulaması içinde, Yargıtayın ve pozitif kurallarımızın yabancısı bir kurum da değildir. Taraf olduğumuz yatırım anlaşmaları, katıldığımız çok taraflı anlaşmalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine bağlı protokol, tahkim kaydını öngören kurallardır. Küreselleşen dünyada, tersine bakışların, teori ötesi bir değer taşımadıklarını düşünüyoruz.

İtiraf edeyim ki, görüşmekte olduğumuz teklif paketi, mükemmeli ifade etmekten hayli uzaktır. Anayasa Komisyonunda yaptığımız iyi niyetli ve objektif eleştiriler, katkı gayretlerimiz, maalesef, bir sonuç vermemiştir. Uzlaşma görüşmelerinin de, yabancılık unsuru dışında kalan noksanları giderdiğini iddia edemeyiz.

Bize göre, tahkimin yeri, Anayasa değil, yasalar olmak gerekir. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarının soruna katı yaklaşımlarının bir daha yaşanmaması hassasiyetine dayalı bu tanzim tarzının yerinde olmadığını düşünüyoruz. Hiçbir ülke anayasasında tahkime rastlamıyoruz. Kimi kamu hizmetlerinin, kanunlarda gösterilmek kaydıyla, özel hukuk sözleşmeleriyle yürütülebilmesi yönündeki anayasa değişikliği, anayasa yargısının ilişmesine olanak tanımayan bir temel kural niteliğindedir. Bu sözleşmedeki tahkim kaydı, artık, anayasal dayanağa muhtaç değildir.

Yine, bu düzenleme çerçevesinde, imtiyaz alanı özel hukuk sözleşmelerine konu kılınabileceğine göre, bu sözleşmelere konabilecek tahkim kaydı, yargı denetimi dışında kalmaktadır. Bütün bunlara rağmen, imtiyaz sözleşmelerine, idarî nitelikteki sözleşmelere tahkim kaydının konabilmesi yönündeki anayasa teklifi, sistem tutarlılığı bakımından -parti siyaseti bakımından değil- savunulamaz. Tahkim bölümü özel hukuka, diğer bölümü idare hukukuna bağlı çift cinsiyetli bir kategoriyi, bu teklif sayesinde öğreniyoruz. Bu karmaşık ve katmerli tahkim ağı düşünüldüğünde, teklifin ardında saklı gizli gerekçeden söz etmek, bir abartı sayılmamalıdır.

Felsefemizin liberal yoğunluğuna göre, ekonomiden tamamen el çekmiş devlet uygulamasındaki sözleşmelerde Danıştayı devreden çıkarabiliriz, yargı birliği ilkesiyle devreden çıkarabiliriz; ancak, devleti, hem ekonominin içinde tutacaksınız hem onun tanıdığı imtiyaz sözleşmelerinde asrı aşan birikimiyle Danıştayın görüşünü mecburen almayacaksınız; Danıştaya, başkan, başbakan veya Bakanlar Kurulu, hükümet isterse başvurabileceksiniz. Bu, çok derin düşünülmesi gereken, birkaç kez düşünülmesi gereken bir öğedir ve değerlendirilmesi lazımdır diyorum.

Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz tahkim maddesi, millî tahkimin halletmek zorunda olduğu potansiyel ihtilafları milletlerarası tahkime götürmeyi engelleyecek mekanizmadan mahrumdur -uzlaşma hariç- oysa, o, yasa seviyesinde kalması gereken tahkimi Anayasa düzeyine çıkaran zihniyetin, iç tahkim teminatını sağlayacak kriteri de, yasa seviyesinde değil, Anayasa seviyesinde ele alması gerekir.

Anayasada, yabancılık unsuru taşımayan uyuşmazlıkların milletlerarası tahkime gitmesini önleyecek bir hüküm, behemehal yer almalıdır -uzlaşıldı- aksi takdirde, Türkiye'yi, devletimizi, kurumlarımızı ilgilendiren ve öbür tarafı da Türk olan ihtilafları, Türkiye'den kaçıran, başka ellerde, başka hukukla, kendine özgü usullerle çözen bir yolsuzluk alanını, temsilî parmaklarımızla inşa etmiş oluruz. Bu yük ülkeye, bu vebal omuzlarımıza yüklenemez.

DYP mimarlığında geliştirilen yabancılık unsuru ölçütlü uzlaşma metni, sorunu tamamen çözemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İyimaya, sürenizi 4 dakika uzatıyorum.

Buyurun.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Uygulamanın binbir kurnazlığında kurala karşı geliştirilebilecek musavver hileleri önleyecek tıkaç hükümler ve sermaye takıyyelerini önleyecek engeller, uyum kanununda ayrıntılı şekilde yer almalıdır.

Değerli milletvekilleri, milletlerarası tahkim, hem yeni fırsatları ve hem de yeni riskleri getiriyor. Ülkeye yararlı kılmak da, riskleri çoğaltmak da elimizdedir. Bu konuda yapılacak ilk iş, konuşmamızda ortaya konan ve zaman yetersizliği sebebiyle ifade olunamayan sakıncaları da giderecek uyum düzenlemelerini, vukuf ve vüsat içinde, süratle gerçekleştirmektir.

Bir tahkim kodu, kaçınılmaz ihtiyaçtır. İç tahkimin gelişmesini engelleyen usul kuralları tez elden ayıklanmalıdır. Değerli arkadaşlar, dikkatlerinizi çekiyorum, yabancı firmaların bu konudaki asrı aşan birikimi, uzmanlık iddiasında bulunanların dahi kolay fark edemeyecekleri sözleşme içi tuzaklar, milletlerarası tahkimin zaafları ve yarın -dikkat edin- millî bir mesele karakterine dönüşebilecek riskler karşısında, devletimizin, kurumlarımızın ve kendilerini uzman zanneden bürokratlarımızın yetersizliklerini telafi edecek donanımlı, ciddî bir organ, behemehal ihdas olunmalıdır. Dış tahkim uzmanlarını yetiştirmeye yönelik önlemler geciktirilmemelidir. Devlet ve millet, temel tercihin tabiî neticesi olarak zor bir süreçle karşı karşıyadır. Bu süreç, yeni hükümlerin uygulanmasını, uyum kanunlarını çıkarmak ve uzmanları yetiştirmek dahil, gerekli altyapı hazırlığını tamamlamak için zorunlu iki yıllık geçiş rejimine bağlamak yoluyla ancak aşılabilir. Bu yönde, geçici bir anayasa maddesine, mutlaka ve mutlaka ihtiyaç vardır. Türkiye'yi tahkim ihracatçısı kılacak politikalar geliştirilmeli ve ülkemizde kurumsal tahkim oluşturulmalıdır. Önyargılı dış tahkim kararlarının tenfizini önleyecek iç mekanizma ihmal edilmemelidir. Milletlerarası hakemlerin, özellikle kurumsal tahkim süjelerinin sorumluluğunu düzenlemeye alacak girişim, büyük devlet olarak övündüğümüz Türkiye tarafından başlatılmalıdır.

Aziz arkadaşlar, gerekli, yetersiz ve çelişkili anayasa değişikliği girişiminin, düzeltilerek gerçekleşeceğini umuyoruz. Doğru Yol Partisi olarak, esasen orijini bize ait olan teklifi ve felsefesini destekliyoruz. Teklifin, Mecliste veya referandumda kabulünün de, reddinin de, millet için hayırlı olmasını diliyoruz. Eğer "gizli gerekçe yok" deniliyorsa, vicdanlarda ve komisyonlarda kabul gören önergelerimize karşı çıkılmaması gerektiğine inanıyoruz. Gizli parmakların, gizli gerekçeleri imha edecek panzehiri fazlasıyla taşıdıklarını biliyoruz.

Bu vesileyle, Yüce Meclisi, Partim ve şahsım adına gönülden selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Gruplar adına dördüncü konuşma, Anavatan Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi'ye aittir.

Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Çelebi, süreniz 20 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türkiye'de önemli bir tartışmanın içindeyiz. Bu dönem, ikinci defa anayasa değişikliği gündeme geldi ve bu sefer, ekonomik konular ağırlıklı bir anayasa değişikliği söz konusu.

Görüyoruz ki, bu Anayasa, artık, Türkiye açısından yeterli değil. Diğer bir deyişle, devletçi ve merkezî bir yapı sürsün mü ve atanmışların etkinliği devam etsin mi; yoksa, bu yapı yerine, seçilmişlerin oluşturduğu Parlamento ve "devlet, millet içindir" diyen anlayış geçerli mi olsun? Seçilmişlerin oluşturduğu Parlamento ve onun oluşturduğu yürütme organı yetkili ve etkili mi olsun? Devletin milletin hizmetinde olacağı bir anlayışın, Anayasaya mutlaka yansıması gerektiği inancındayız.

Bugün, 1982 Anayasasının ciddî problemleri olduğunu, Parlamentoda üyesi bulunan bütün siyasî partiler kabul etmektedir. Anayasanın ruhu, katı ve devletçidir. 1982 Anayasasında, ne yazık ki, yasaklar önplandadır ve 1982 Anayasası, ne yazık ki, çok ayrıntılıdır. 1982 Anayasası, çoğulculuğu ve özgürlüğü yeterince içine sindiremeyen bir anayasadır. Bu Anayasanın, genel tanımıyla, bir çeşit toplumsal sözleşme, toplum hayatını düzenleyen ilkeler bütünü ve hukukun üstünlüğünü gösteren önemli bir belge olması gerekir. Bu şartlara, bu ilkelere rağmen, 1982 Anayasası, devleti fonksiyonları itibariyle sınırlaması gerekirken, insan haklarını ve bireyi koruması gerekirken, insana karşı devleti korumaktadır ve devleti kutsal bir statüye oturtmaktadır. Buna örnek olarak Anayasanın ekonomik konulardaki maddelerini çok ciddî biçimde değerlendirdiğimizde, net olarak bu durum görülmektedir. Anayasanın 4 üncü bölümünde ekonomik konuları içeren maddeler ve bugün gündeme gelen 47, 125 ve 155 inci maddeler gibi çeşitli maddeler ,devletçi, katı ve yasakçı bir anayasanın maddeleridir.

Dünyadaki gelişmeler, bu görüşleri, bu anlayışları geçerli kılmaktan çıkarmıştır. Artık, dünyadaki gelişmeler, bir ülkenin gücünü, dünya piyasalarından aldığı payın ölçüsü ile değerlendirmektedir; dünyadaki gelişmeler, piyasaların girişim gücünün ve rekabet gücünün artışına bağlamaktadır ve dünyadaki gelişmeler, vatanseverliği ve milliyetçiliği, bir ülkenin gücünün artmasıyla paralel hale getirmiştir.

Dünya piyasalarından daha fazla pay almak, daha güçlü ve onurlu bir ülke haline gelmek, ekonomik kalkınmanın, o piyasalardan daha fazla pay almanın bir gereği haline geldiğini göstermektedir. Bu süreçte, vatanseverlik ve milliyetçilik anlayışında, ulusal kaynakların etkin ve verimli kullanılması, rekabete uyum sağlanması ve ihtiyaç duyulan kaynak açığının akılcı temini ve ülke kalkınmasına seferber edilmesi, ülke menfaatlarının dikkatle değerlendirilmesi, önem taşımaktadır.

Türkiye’nin bugün mevcut sorunlarının başında, işsizlik gelmektedir, iş güvencesinin yetersizliği gelmektedir. Üretim gücünün bu nedenle artması, işsizlik probleminin çözümü kaçınılmazdır, rekabet gücünün artması kaçınılmazdır. Gençlerin geleceğe olan güvenlerini artırmak gerekir. Bu anlamda üretim gücünün artması, Türkiye’nin kaynak ihtiyacını, gelişen dünyadaki teknoloji ihtiyacını kaçınılmaz kılmaktadır; ama, görüyoruz ki, bu Anayasayla bunları yapabilmek mümkün değildir. Geleceğe, yetişen gençlerin güven duyabilmesi, yeni iş imkânlarının ve dünyada rekabet edebilen güçlü bir Türkiye'nin oluşması için, teknolojide yenilikleri takip edebilmek için, bu Anayasada mutlaka değişiklik yapmak ve Anayasanın özünü, milletin hizmetinde bir devlet anlayışını gerekli kılacak şekilde değiştirmek, gerekli hale gelmiştir.

Burada 47 nci maddede yapılan değişiklikle, özelleştirme işlemleri anayasal bir dayanağa kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Özelleştirme işleminin bugün Türkiye'de yeterince başarılı olduğu söylenemez; çünkü, sürekli Anayasadan gelen engeller, özelleştirme çabalarındaki iyi niyetli davranışları etkilemiş ve 4046 sayılı Yasanın uygulamasında ciddî sorunlar ortaya çıkarmıştır. 

47 nci maddenin ikinci bölümünde, hangi tür kamu hizmetlerinin özel sektör eliyle gerçekleştirileceğinin ve bunlardan hangilerinin idare hukuku yerine özel hukuk kapsamında değerlendirileceğinin kanunla belirlenmesi öngörülmüştür; yani, yetki, Parlamentoya bırakılmaktadır. Seçilmişlerin, bu anlamda, kamu hizmeti tanımını ve kamu hizmetini toplum yararına olan işleri realize etmesini, Parlamento yetkisine bırakmıştır. Seçilmişlerin karar vermesini, atanmışlar yerine seçilmişlerin etkin olmasını, bu 47 nci maddenin ikinci bölümü öngörmektedir.

125 inci maddede, imtiyaz sözleşmelerinin ihtilaflarında tahkim şartına gidilmesi, tenfiz hakkı saklı kalmak kaydıyla, Türkiye'nin, uluslararası piyasalarda etkin olmasını ve uluslararası alanlarda, yeni gelişen şartlardaki yabancı sermaye ve teknoloji imkânlarından yararlanması olanağını getirecektir.

155 inci maddede, imtiyaz sözleşmelerinde Danıştayın görevlerinin yeniden belirlenmesi ve inceleme yerine, iki ay içerisinde görüş bildirmesi gibi bir unsurun getirilmesi, çalışmalara hız verme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Anayasadaki sorunları, ekonomik gelişmelere paralel olarak, hem demokrasi alanında hem ekonomik alanda yasal altyapının eksikliğini, ülkemizde zaman zaman ciddî tartışmalara yol açtığını zaman içerisinde görüyoruz. Bugün, özelleştirme sürecinde ve imtiyaz sözleşmelerinin devri konusunda 1996'dan bu yana yapılan ciddî tartışmalara ve "kamu hizmeti" kavramına, kimin kamu hizmeti ürettiği tartışmalarına, Türkiye'nin, artık, bir biçimde şekil vermesi ve bu engelleri aşması gerekmektedir. Önemli olan, kamu hizmetinin kimin tarafından değil, nasıl görüldüğü ve hizmetin kalitesidir.

Bu imtiyaz sözleşmelerinin kanunla düzenlenmesi, dünyadaki teknolojik değişimin çok önemli de bir gereği haline gelmektedir. Dünyadaki, bir ölçüde telekomünikasyondaki devrim, uluslararası ekonomik entegrasyonun yoğunlaşması, mal ve hizmetlerin hareketliliği, rekabetin gelişmesi, kaçınılmaz olarak dünyadaki gelişmeler, kamu hizmeti niteliğini de değiştirmiştir. Enerjide, haberleşmede ve bayındırlıkta kamu hizmetinin tanımını, niteliğini ve hizmetin kalitesini önemli hale getirirken, kamu hizmeti niteliği taşıyan bu faaliyetlerin özel kesim veya yabancılara yaptırılması ve işletilmesi sürecinde çıkan uyuşmazlıkların nasıl giderileceği önemli bir sorudur. Bu konuda Anayasada öngörülen değişiklik, hem Türkiye'nin bu anlamda ihtiyacını karşılayacak hem de Türkiye'nin uluslararası alanda yatırım yapan kendi yatırımcılarının da ihtiyacını karşılamak açısından önemli bir kapı açacaktır.

Diğer bir başka konu; Bakü-Ceyhan boru hattı gibi, 3 ülkeden geçen ve içindeki petrolün Türkiye'ye ait olmadığı bir yatırımda -çok önemli ve Türkiye açısından kritik bir yatırımda- çıkabilecek bir uzlaşmazlığın nasıl çözülebileceği bile önemli bir tartışma konusudur. Bugünkü Anayasamız, bu meselelerin çözümünü mümkün kılmamaktadır; bilakis, imkânsız hale getirmektedir. Eğer, Türkiye, dünyada, arzu ettiğimiz 10 gelişmiş ülke arasında yer alacaksa -biraz önce sözünü ettiğim- saygın ve güçlü bir ülke konumunda olacaksa, bu tür projeleri hızla realize etmeli ve sonuçlandırmalıdır. Bu, bizim açımızdan, ülkemiz açısından önem taşımaktadır.

Yap-işlet-devret'te 1996 yılından sonra karşılaştığımız durum, devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerinden hangilerinin özel hukuk sözleşmesiyle gerçek ve tüzelkişilere yaptırılacağı konusunun kanunla düzenlenmesi, bu konudaki itirazları anlamama engel olmaktadır; çünkü, yetki, Parlamentoya geçmektedir. Bir parlamento, kanunla bunları düzenlerken, ülke menfaatlarını, herhalde atanmışlar kadar düşünecektir. Buna karşı çıkmak ve bunu ülkenin bağımsızlığını zedeleyici bir unsur olarak göstermek, bu Parlamentoya seçilmiş insanları, ülkeyi ve ülkenin geleceğini düşünmede zorunlu problemleri olan insanlar konumuna getirmektedir; bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

"Kamu hizmeti" ve "imtiyaz sözleşmesi" kavramlarına açıklık getirilmesi, bu dünyadaki değişimin kaçınılmaz bir gereği olmuştur. Nitekim, bu tür görüşlere karşı çıkanlar, sürekli, Fransa'daki hukuk yapısını örnek göstermektedirler; ama, Fransa bile, son dönemde -anayasası dahil- hukuk yapısında yaptığı değişikliklerle, tahkime, ciddî biçimde, açıkça yer vermiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkili kılınmasına karşı çıkmak ve kanunla düzenleme yetkisinde Meclisin etkinliğini artırmak, bence, gelecek açısından da önemli bir başlangıçtır. Türkiye'nin temel meselesi, ulusal ve uluslararası hukuka uygunluğunu her alanda sağlamaktır. Önyargılarla hareket etmemek gerekir. İşin özü, Türkiye'nin, her alanda ulusal ve uluslararası hukuka uymasıdır ve uluslararası hukuka uygunluğunu sağladığı sürece, iç hukukunu da düzenlediği sürece, Türkiye, demokrasinin kökleştiğini görecektir.

Tahkim meselesinde, hakem kurulu, yargıçlardan oluşmaktadır ve tenfiz, milletlerarası özel hukuk kurallarına göre geçerlidir. Bugün, bu uluslararası hukuk kuralını, günde 1 trilyon dolar döviz işlemi olan bir dünyada, 52 ülke uygulamaktadır. Fransa, bir anayasa değişikliğiyle, tahkim şartını kabul etmiştir. Türkiye, ayrıca, 37 ülkeyle yaptığı ikili anlaşmalarda, bir ölçüde bu tahkimi kabul etmiştir ve Türkiye, Washington, New York ve Cenevre anlaşmalarıyla, uluslararası kuruluşlarla, bu tahkim prosesini, yine benimsemiş ve uygulamayı kabul etmiştir.

Biraz önce söylediğim gibi, tahkim meselesini, bağımsızlığı zedeleyen, kapitülasyonlara yol açan bir girişim olarak gören arkadaşlarımızın bütün sözlerini, son derece dikkatle okudum ve toparladım. Fransa'daki bu konudaki değişiklikle ilgili bilgileri getirttik. Fransa'da, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 1442 nci maddesinde "millî menfaatın gerektirdiği hizmetlerin -Fransa'daki yasayı söylüyorum- gerçekleşmesi için yabancı şirketlerle birlikte yaptıkları sözleşmelere, devlet, kamu idareleri ve kamu müesseseleri, tahkim şartını koyabilir" diye hüküm getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, 52 ülkenin uyguladığı bir konuyu -dünyada bu kadar hızlı bir değişimin olduğu bir dönemde ve 21 inci Yüzyılda- uluslararası hukuku, Türkiye ekonomik gelişmesinin altyapısında yer alması gerekirken, Türkiye'nin dışlaması mümkün değildir. Ayrıca, tahkim yasası, iddia edildiği gibi, ulusal varlıklara el koymanın veya kapitülasyonun yeni boyutu değildir. İşsizlik probleminin bu kadar önemli hale geldiği Türkiye'de bu problemi çözmek zorundayız. Dünyadaki gelişmelerin ışığında, ulusal varlıkların işletilmesi ve değerlendirilmesi için, uluslararası teknolojiyi ve sermayeyi ülkeye çekebilecek girişimler kaçınılmazdır.

Nitekim, uluslararası tahkim konusunda hakemlerin kararı, milletlerarası özel hukuk çerçevesinde ve usul hukukuna göre tenfiz şartının devam ettiğini, bir kez daha belirtmek istiyorum. Bu anlamda da, Türkiye'nin bağımsızlığını zedeleyecek bir durum kesinlikle söz konusu değildir.

Biraz önce söyledim, Türkiye, uluslararası hukuka uyumu sağlamak zorundadır; hukuka uygunluk önemlidir, Türkiye için çok önemli bir hedeftir. Devlet, vatandaşının, milletinin hizmetinde olmalıdır. Bu Anayasa, yasakları içermektedir ve devleti korumaktadır, bireyin hak ve özgürlüklerini korumamaktadır.

Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamasıyla, ulusal yargı hakkımız elimizden mi alındı?!. Türkiye'de hukuka uygun davranmak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun davranmak, Türkiye'nin de hedefi olmalıdır; yani, diğer bir deyişle, uluslararası hukuka uygunluk, Türkiye için kaçınılmaz bir amaç olmalıdır.

Biraz önce söylediğim uluslararası hukuka uyumu, Bakü-Ceyhan örneğini bir kez daha göz önüne getirerek, dikkatinize sunmak istiyorum: 3 milyar dolardan fazla bir petrol boru hattı olacak, 4-5 ülke firması konsorsiyum halinde katılacak, petrol boru hattı 3 ülkeden geçecek, hattan geçecek petrol Türkiye'ye ait olmayacak ve uyuşmazlık halinde meselenin nasıl çözüleceği tartışma konusu olacak ve Türkiye'deki Anayasa buna uygun olmayacak, yasalar buna uygun olmayacak!.. Türkiye'nin ekonomik gelişmesine ve bölgedeki siyasî gelişmesine engel olan bir durum ortaya çıkıyor. Ayrıca, Türk müteşebbislerinin, Avrupa Birliğinin genişleme sürecindeki 12 ülke içinde en fazla yatırım yapan, Türkiye dışında yatırım yapan bir ülke olduğunu da belirterek, yurt dışında yatırım yapan Türk müteşebbislerinin haklarını savunmak için İstanbul'da bir uluslararası tahkim merkezinin kurulması da gereklidir ve bunu da Türkiye, kendine hedef almalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bugün dünyada belli ekonomik işbirlikleri -Avrupa Birliği, NAFTA ve Asya Pasifik ülkelerinin yarattığı ekonomik işbirliği- uluslararası tahkimi ve hukuku kabul etmişlerdir ve 52 ülke -biraz önce söyledim- kabul etti. Dünyada kabul etmeyen ülkeler hangileridir diye araştırdığımızda; Küba, Rusya ve Arap Yarımadası ülkeleri kabul etmemektedir. Bu konuda bütün tartışmalarda ortaya konulan eleştirileri çıkardım; deniliyor ki: Bu anayasa değişiklikleri yapıldığı takdirde, Türkiye'nin dışa bağımlılığı artar... Türkiye'nin kalkınmadığı zaman, üretim gücü artmadığı zaman, işsizlik problemi çözülmediği zaman, enflasyonu düşmediği zaman bağımlılığı artar. Türkiye'nin gücü, üretim gücünün artmasındadır; yeni teknolojileri, yeni teknikleri uygulamasındadır. Bu eleştiri haklı değildir. Deniliyor ki: Ulusal kaynaklarımız yok yere peşkeş çekilir... Bu kaynakları işletmediğimiz zaman, ülkenin kalkınmasında, çocuklarımızın geleceği için kullanmadığımız zaman, daha mı iyi bir yöntem izlemiş oluruz?!. Deniyor ki:" Danıştay devre dışı kalır."

Hayır, Danıştayın yine görüşü alınmaktadır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve hükümetin etkinliği, imtiyaz sözleşmelerinde artmaktadır; yani, bir hükümet, bir bakanlar kurulu ve parlamento, Danıştay kadar sorumlu davranamaz mı, kendimize güvenmiyor muyuz?

Değerli arkadaşlarım "tahkim, kapitülasyondan daha ağır şartlar getiriyor"deniyor.

Biz, 37 ülkeyle yaptığımız yatırım ve vergi indirimi anlaşmalarında ve dünya başta olmak üzere...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelebi, sürenizi 4 dakika uzatıyorum; buyurun.

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – yaptığımız anlaşmalarda bu tahkimi kabul etmişiz. Türkiye'nin, dışarıda yatırım yapan yatırımcılarının sorunlarını nasıl çözeceğini bilmesi ve dünyaya sermaye ihraç eden ülke konumuna gelip, bunu geliştirmesi gerekmektedir.

Biraz önce söylediğim, Bakü-Ceyhan hattı gibi birtakım yatırımları, Türkiye, her alanda geliştirmek zorundadır. Telekomünikasyon, bayındırlık hizmetleri ve enerji alanındaki sorunlarını nasıl çözecektir?

Şimdi "bütün bunları yapmayalım; Türkiye, dünyadaki teknolojik gelişmelerden yararlanmasın" diyebilirsiniz; ama ben, milliyetçilik anlayışımı, Türkiye'nin gücünü ve uluslararası alanda saygınlığını artıran ve dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi arasında yer alan bir Türkiye özlemi şeklinde değerlendiriyorum.

Şimdi, dünyada, 1 trilyon dolar günlük döviz işlemi ve 400 milyar dolar sermaye hareketi var. Polonya'ya, yılda, 5 milyar dolar yabancı sermaye girişi var; Yunanistan'a 4 milyar dolar - 1996, 1997 ve 1998 ortalamalarını veriyorum- Macaristan'a 3 milyar dolar, Çin'e 42 milyar dolar, Türkiye'ye ise 700 milyon dolar yabancı sermaye girişi var... Türkiye'nin kişi başına millî geliri 3 bin dolar; İspanya, Portekiz ve Yunanistan Avrupa Birliğine tam üye oldu, inanılmaz bir gelişme gösterdi; Yunanistan'ın kişi başına millî geliri 9 bin dolar...

Şimdi, bu durumda bizim, "bu teknolojiden, dünyadaki bu gelişmelerden yararlanmayalım" dememiz mümkün mü? Zaten, Türkiye yeterince içine kapanmış. Türkiye'yi, dışa açmak zorundayız. Türkiye'nin uluslararası alanda rekabet edebilecek hukuk altyapısını da tamamlamak zorundayız, bu ekonomik gelişmeye paralel olarak ve demokrasi tanımını da, bu anlamda geliştirmek zorundayız.

Deniliyor ki, insana ve çevreye zararlı sanayi yatırımları Türkiye'yi çöplüğe dönüştürür.

Çevre yasaları ve kuralları geçerli, buna imkân vermez.

Değerli arkadaşlarım, bu eleştirileri alt alta koyduğumda ve cevaplarını da kendi kendime verdiğimde, ben daha çok tatmin oldum. Çünkü, 21 inci Yüzyılın dünyasında, devlet ve demokrasi kavramları çok önemli; bu iki kavram, tanımıyla, işleyişiyle, kurallarıyla daha önemli hale geliyor.

Demokrasinin bir evrensel yükselişini dünyada görüyoruz ve "Türkiye'de ve dünyada nasıl bir demokrasi?" sorusu daha çok önemli oluyor ve demokrasi yaygınlaşırken, anayasalarda bireyin hak ve özgürlüklerinin korunması önemli hale geldi ve anayasalarda, bireyin hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi önemli hale geldi. Bu anlamda Türkiye, hem demokrasisini geliştirmeli hem de "devlet, milletin hizmetinde" anlayışını, anayasasına yansıtmalıdır ve bu gelişme içinde Türkiye, hem vatanseverlik ve milliyetçilik anlayışını, dünyada, piyasalardan daha çok pay alan bir Türkiye'nin ekonomik gücünü geliştirirken, gelenek, örf ve âdetlerine bağlı bir ülke olarak, ülkenin rekabet gücünü artırmasında, çocuklarımızın geleceği için büyük önem vardır.

Biraz önce belirttim, teknolojik değişim, mal ve hizmet hareketliliği, uluslararası ekonomik entegrasyonu yoğunlaştırırken, döviz işlemlerinin günde 1 trilyon dolara çıkması, ülkelerin gücünün ölçüsünün, rekabet alanı olarak, dünya ekonomisindeki pazar paylarının büyüklüğüyle ölçülmeye başlaması, ekonomik etkinlik ve hizmet kalitesini de beraberinde getirmektedir.

Biraz önce söylediğim yabancı sermaye rakamlarını dikkate alırsanız, Türkiye'nin, mutlaka, merkezî devlet yetkilerinin yerel yönetimlere...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelebi, konuşmanızı lütfen tamamlayınız.

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum efendim.

...aktarılması ve dünyadaki bu gelişmenin oluşturduğu şeffaflaşma ve katılım sürecinde demokrasinin gücünü yükseltmek ve bu uluslararası demokrasinin gücünü yükseltmekte uluslararası hukukun önem kazanması ve hukuka uygunluk çok önemli bir hal almaktadır. Bu çerçevede, devlet ile bireyin yasalar karşısında eşitliğini sağlayan, dünya piyasalarından daha çok pay alan, rekabet gücünü artıran bir Türkiye'nin, uluslararası hukuka da uygun hale gelmesi ve hukukunu bu anlamda yeniden düzenlemesi önemlidir.

Bu nedenle, Anayasanın tümünü ele almak ve bu çerçevede gözden geçirmek de, önümüzdeki dönemde ciddî bir ihtiyaç haline gelecektir ve hatta gelmiştir.

Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelebi.

Gruplar adına son konuşma, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ali Tekin'in.

Buyurun Sayın Tekin. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır efendim.

DSP GRUBU ADINA ALİ TEKİN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal hukuk sistemimizde yer almayan özelleştirme ve tahkimi olanaklı kılmak üzere, Anayasanın 47, 125 ve 155 inci maddelerinde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sizlere, Grubum ve şahsım adına saygılar sunarım.

Bugün üzerinde görüştüğümüz anayasal değişiklik konularından ilki özelleştirme uygulamalarının anayasal bir temele dayandırılmasıyla ilgilidir. Ayrıca, getirilen değişiklikle, kamu hizmet ve yatırımlarından hangilerinin özel hukuk sözleşmeleriyle özel sektöre yaptırılabileceğinin ya da devredilebileceğinin kanunla belirlenmesi yoluna gidiliyor.

Anayasal değişikliklerden ikincisi ise, kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz, anlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların ulusal ya da uluslararası tahkim yoluyla çözülebilmesini getiriyor. Bu uyuşmazlıklar, bugüne kadar, yalnızca, Danıştayca çözümlenebiliyordu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, özelleştirme konusuna, ardından da tahkim konusuna değinmek istiyorum. Türkiye'de özelleştirme konusu, 1940'ların sonundan başlayarak zaman zaman gündeme geldi; ancak, yoğun olarak üzerinde durulması 1980'lerin ortasından sonra oldu.

Özelleştirmenin hangi durumlarda yararlı olduğu konusu tartışılabilir; ama, öyle sanıyorum ki, en azından, bazı durumlarda özelleştirmenin kaçınılmaz olduğu konusunda Parlamentomuz bir görüş birliği içerisinde. Ancak, bu konsensüse rağmen, ülkemizde bu konuda yapılanların yeterli ya da çok başarılı olduğunu da söyleyemeyiz. Bunun en önemli nedenlerinden birisi ise, özelleştirmenin anayasal bir dayanaktan yoksun olmasıdır.

Özelleştirmenin yetersiz kalmasının ekonomimiz ve hatta siyasetimiz üzerinde bazı olumsuz sonuçları vardır: Birincisi; KİT zararlarının devletçe karşılanması, enflasyonu artırıcı etki yapıyor. İkincisi; devletin borçlanma gereğinin yükselmesi, ülkede faizleri artırıp, özel sektörün yatırım yapmaktan kaçınmasına neden oluyor; bu da, rekabet ortamında üretim yapmayı değil, ranta dayalı ekonomik işleyişi besliyor. Üçüncüsü; KİT'lerin devlet bütçesine getirdiği yükler, devletin birincil görevleri arasında yer alan adalet, iç güvenlik, eğitim, sağlık gibi alanlara gerekli hatta zorunlu kaynakların ayrılabilmesine engel oluyor. Bu alanlardaki boşluklar da, sık sık yasadışı güçler tarafından doldurulmak isteniyor.

Ayrıca, zaman zaman, siyasetle uğraşma, devletin elinde bulunan iktisadî kuruluşları, politik patronaj kurma ve yandaşları semirtme aracı olarak algılanabiliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, iyi çalışan KİT'ler de olabiliyor; ancak, bu iyi işleyiş ne yazık ki, uzun süreli olamıyor. Yukarıda belirttiğimiz sorunlar bir süre sonra yeniden beliriyor. Dolayısıyla, düzgün yapılan bir özelleştirmenin, Türkiye için hem kısa vadede hem de uzun vadede çok yararlı sonuçlar vereceği sonucuna ulaşıyoruz.

Özelleştirmeyle yakından ilgili bir diğer konu, ülkemize yabancı yatırımcıların çekilmesi. Özellikle, büyük ölçekli kuruluşların özelleştirilmesinde, yabancı yatırımcılardan da yararlanmak gerekir. Bu, hem yeni sermaye hem yeni teknoloji hem de yeni pazarlama olanaklarını birlikte getirebilir. Ancak, bu konuda ve genel olarak yabancı yatırımcıların Türkiye'ye çekilmesi konusunda bazı sıkıntılarımız var. Bu sıkıntılardan bir tanesi, bugün üzerinde duracağımız tahkim konusunda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tahkim, bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşmüş iki tarafın, anlaşarak, bu uyuşmazlığının çözümünü hâkimlere değil, hakemlere bırakması olarak tanımlanabilir.

Tahkim, ulusal ya da uluslararası tahkim biçimlerinde olabilir. Buradaki uluslararası sıfatı, sadece, taraflardan birinin yabancı olmasını anlatmak için kullanılıyor; yoksa, bu uluslararası sıfatı, zorunlu olarak bir uluslararası tahkim mahkemesi ya da bir uluslararası ticaret mahkemesi anlamına gelmiyor. Gerçek anlamda böyle bir mahkeme de yok zaten.

Tahkim kaydı taşıyan sözleşmelerin taraflarının özel kişi olması mümkün olduğu gibi, taraflardan birinin devlet olması da mümkündür. Ülkemizde var olan uygulamada, özel kişiler arasında olduğu gibi, devletin taraf olduğu sözleşmelerde de tahkim yoluna gidilebiliyor. Bu tür sözleşmeler, devletin özel hukuk kişisi gibi hareket ettiği sözleşmelerdir. Ancak, bizde devletin bir kamu tüzelkişisi olarak, bir kamu hizmetini özel hukuk kişilerine gördürmesi için yaptığı imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için tahkime gidilmesi mümkün değil; çünkü, Anayasa, imtiyaz sözleşmeleri için tahkim yolunu kapatıyor. Bugün burada görüştüğümüz konu budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peki, tahkim nasıl işler; tahkim, kurumsal ya da ad hoc tahkim biçimlerini alabilir. Bugün birtakım ülkelerde çeşitli sanayi ve ticaret kuruluşları tarafından örgütlenmiş hakem kurumları var. Londra'daki Hububat Birliğinin Hakem Mahkemesi, dünya özel sektörünün kurduğu Uluslararası Ticaret Odasının Hakem Mahkemesi, İstanbul Ticaret Odasının Hakem Mahkemesi, Ankara'da Odalar Birliğinin Hakem Mahkemesi örnek olarak gösterilebilir. Bununla birlikte, bugün yaygın olarak kullanılan tahkim türü, ad hoc, yani, sırf o sözleşme için düzenlenmiş olan tahkim türüdür. Ad hoc tahkimde bütün koşullar tarafların serbest istemleriyle saptanır; yani, hakemlerin atanması, alacakları ücret, hakemlerin üçüncü hakemleri nasıl seçecekleri, tahkim yeri, yargılama dili, hakemlerin uygulayacakları usul hukuku ve maddî hukuk, hakemlerin verdikleri kararın ne zaman bağlayıcı olacağı gibi pek çok konu, tarafların özgür iradesiyle ortaya konulur.

Buradan çıkan sonuç şu: Uluslararası tahkim, Türk Devletinin yaptığı idarî sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar hakkında, Türk Devletinin isteği dışında, birtakım yabancı kişilerce hüküm yürütülmesi anlamına gelmez. Tahkim, ister Türkiye'de yapılsın isterse yurtdışında yapılsın, çok önemli ölçüde ya da tümüyle tarafların serbest iradesine dayanıyor. Dolayısıyla, bu prosedürden korkmaya hiç de gerek yok. Bugün, bütün dünyada yabancılık unsuru taşıyan ticarî ve ekonomik uyuşmazlıkların çözüm yöntemi olarak tahkim kabul ediliyor. Bu konuda, tahkim dışında bir model kimseyi tatmin etmiyor. Bunun dışındaki tek çözüm, zaten ulusal mahkemelerdir; yani, bizdeki Danıştay.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buraya kadar olayın hukukî yanlarını irdeledik. Peki, tahkim konusunun pratikte anlamı nedir, bu konu neden bir sorun olarak karşımıza çıkıyor? Bir kere, Türkiye'nin, özellikle altyapı ve enerji gibi imtiyaz sözleşmesine konu olan alanlarda yabancı yatırımcıları ülkeye çekme ihtiyacı var. Bu konuda fazla bir görüş ayrılığı da zaten yok.

İkincisi; bu yatırımları yap-işlet-devret ya da yap-işlet gibi modeller çerçevesinde yapmaya niyetli olan birtakım yabancı şirketler var. Bu şirketlerin ülkemize önemli miktarlarda yatırım yapması bekleniyor. Yapılan açıklamalarda, en azından 15 milyar dolarlık bir yatırım beklentisi olduğu görülüyor.

Üçüncüsü; bizim ülkemize gelmelerinde yarar gördüğümüz bu yabancı şirketler, başka pek çok ülkenin bu şirketlere tanıdığı tahkim hakkını Türkiye'den de istiyorlar; aksi takdirde, yatırım yapmıyorlar.

Peki, uyuşmazlıkların Danıştayda çözümlenmesi zorunluluğu bu yabancı yatırımcıları neden rahatsız ediyor?

Birincisi; yabancı yatırımcılar tarafsız bir hukuk seçimine ve tarafsız bir yargı mercii olmasına büyük önem veriyorlar. Oysa, doğru ya da yanlış, yatırımcıların genel kanısı, ulusal mahkemelerin ilke olarak devlet teziyle bağlı olduğu yönünde.

Yatırımcıların ikinci endişesi, ulusal mahkemelerin yapı ve nitelikleri gereği, tahkim mahkemeleri gibi pratik, hızlı, basit bir usul üzerine değil, bürokratik bir usul üzerine kurulmuş olmaları. Dolayısıyla, Danıştay incelemesinin uzun sürmesinden ve yatırımların gecikmesinden yakınıyorlar.

Üçüncüsü, Danıştayın, idare ile özel kesim arasında yapılmış olan sözleşmelere çok fazla müdahale ettiği yolundaki yakınma.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu tür yakınmalar ve karşı istekler, yalnızca Türkiye'de iş yapmak isteyen yatırımcılar tarafından dile getiriliyor değil; aynı şekilde, yurt dışında yatırım yapan Türk yatırımcılar da benzer konuları gündeme getirip, tahkim istiyorlar. Aslında, Türkiye, 66 ülkeyle yatırımların korunması ve teşviki anlaşması imzalayarak, Türk şirketleri ile bu ülkeler arasında uyuşmazlık çıkması durumunda tahkime gidilmesi ilkesini kabul etmiş durumdadır. Bu anlaşmalarda öngörülen tahkimler epey çeşitlidir; hatta, bir kısmında yatırımcıya, tahkim için, üç-dört alternatiften birini seçme olanağı bile verilmiştir.

Ayrıca, Türkiye, uyuşmazlıklarda tahkimi kabul eden bazı çok taraflı anlaşmaları da onaylamıştır. Önümüzdeki günlerde de, hükümetçe imzalanmış bulunan Avrupa Enerji Şartı, Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan Arasındaki Hazar Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Gaz Boru Hattı Anlaşması gibi uluslararası tahkim kuralını içeren bazı anlaşmalar, Meclisimizin onayına sunulacaktır.

Burada, ilginç olan şey, bir yandan, devletimizin taraf olduğu anlaşmalarla, tahkim, bir uyuşmazlık çözme yöntemi olarak kabul edilmiş; bir yandan da, iç hukukta, Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla, tahkim yasaklanmıştır.

Eğer, anlaşma imzaladığımız 66 ülkenin birinden gelen bir firma, Türk idaresiyle arasında ortaya çıkan bir uyuşmazlığı çözmek için tahkim prosedürünü başlatırsa, ne diyebiliriz? Türkiye'ye yabancı sermaye gelmemesi için, yatırımları caydırmamız için, bu kadar karışıklık yeterli değil mi?!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin bu çelişkileri gidermesi gerekir. Başka bir deyişle, Türkiye'nin, imza koyduğu ikili ya da çok taraflı anlaşmalar yönünde idarî nitelikteki yatırım anlaşmaları alanında, tahkime izin vermesi gerekir.

Günümüzde tahkim, oyunun kuralı haline gelmiştir. Burada çok daha önemli olan konu, tahkimi iyi götürmek; yani tahkim sözleşmesini iyi yazmak, tahkim prosedürüne hâkim olmak ve de doğal olarak en önemlisi haklı olmak. Yoksa, davayı iyi götürmezseniz, iç hukukta da kaybedebilirsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün üzerinde durduğumuz değişiklikler, Türkiye'nin, küreselleşme denen sürece ayak uydurma çabalarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Görmek isteyelim ya da istemeyelim, son yirmi, otuz yıldır dünya ekonomi politiği çok önemli evrimler geçirmiştir.

Küreselleşme denen bu derin değişimin özünde, ürünlerin ve sermaye, işgücü, bilgi gibi üretim faktörlerinin serbest dolaşım ilkesi var. Bu serbestiyet ilkesi, bir yandan da, özel girişime daha fazla rol verilmesini içeriyor.

Bugüne kadar en ileri gidilen alan, malların serbest dolaşımı; yani uluslararası ticaret alanı oldu. GATT görüşme platformu, sonunda, Dünya Ticaret Örgütüne dönüştü. Hizmet ticareti alanında ise, son on yılda önemli adımlar atıldı.

Üretim faktörleri olarak sermaye ve emeğin serbest dolaşımı konularında hâlâ önemli sorunlar yaşanıyor. En sorunlu konu, işgücünün ülkeler arasındaki serbest dolaşımıyla ilgili. Türk vatandaşlarının, Avrupa Birliği ülkelerinde serbest dolaşımı konusunda çıkan sorunları hepimiz yakınen biliyoruz.

Daha az sorunlu olmakla birlikte, bizim, bugün üzerinde durduğumuz konu, bir üretim faktörü olarak sermayenin ülkeler arasında serbest dolaşımıyla ilgili. Bu konu, son beş, on yıldır önem kazanmış bulunuyor. Pek çok ülkede, bu arada Türkiye'de, yabancı sermayenin kalkınmada oynayabileceği rol ve uyması gereken kurallar konusunda, geçmişte, önemli tartışmalar olmuştu. Artık, geçmişteki olumsuz yaklaşımlar önemli ölçüde terk edilmiş durumda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, 1970'lerin sonundan başlayarak küresel rüzgârların etkisini daha derinden hissetmeye başladı. Global dünyaya ya da çağdaş uygarlığa ayak uydurma çabaları hız kazandı. Türkiye, son yirmi yılda, dünya piyasalarında mal satabileceğini kanıtladı. "Biz Avrupa ile rekabet edemeyiz" korkusuna son verdik. Dışticaret alanındaki reformlarımızı, Avrupa'daki gümrük birliğine üye olarak sağlamlaştırdık. Ayrıca, uluslararası finans akımlarından yararlanabilmemizi sağlayan konvertibiliteye, yani, finansal liberalizasyona 1980'lerin sonunda adım attık.

Şimdi sıra, yabancı doğrudan yatırımların ekonomimize daha fazla miktarlarda kazandırılmasına geldi; çünkü, yurt dışında iş yapan önemli bir Türk teşebbüs gücü varken, Türkiye'nin yüksek teknoloji ve finansman getirecek yabancı yatırımcıları özendirmemesi hiç de mantıklı değil. Kaldı ki, yabancı sermayenin özendirileceği yatırım alanları, Türk ekonomisinin büyük ihtiyaç duyduğu altyapı, enerji gibi alanlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tahkim konusundaki değişiklik, Türkiye'nin küreselleşme denilen sürece ayak uydurma çabalarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir; ancak, özelleştirmeyle ilgili değişikliğin de küreselleşmenin bir parçası olduğu kesinlikle unutulmamalıdır.

Harvard ve Columbia Üniversitelerinde dersler veren ve aynı zamanda Başkan Clinton'un danışmanlığını yapan Türk uyruklu ekonomi profesörü Dani Rodrik, 1990'ların ilk yarısında şöyle yazmıştı: "Türkiye, dış ekonomik ilişkilerinde önemli adımlar atabilirken, iç ekonomik dengesini sağlayacak adımlar atmakta çok yavaş davranıyor. "

Gerçekten de, Türkiye, ne yazık ki, iç dengeyi sağlayıcı, kronik enflasyonu düşürüp, ranta değil, yarışmaya dayalı bir serbest piyasa iklimini henüz sağlayamadı. Bu da, Türkiye'nin dünyayla bütünleşme yönündeki çabalarının olumlu sonuçlarını ne yazık ki azalttı. Özelleştirmeyle ilgili değişiklik, bu konuda atılmış önemli bir adım olacak ve tahkimle ilgili değişikliği bütünleyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası ekonomi tarihi gösteriyor ki, hangi ülke, var olan uluslararası ekonomi sistemine direnme yerine ona ayak uydurup, onun pozitif yanlarından yararlanmaya çalışırsa, o ülke, kalkınmasında önemli adımlar atıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Güney Kore. 1960 yılında Güney Kore'nin ihracatı ve kişi başına düşen ulusal geliri, Türkiye'nin ihracat geliri ve kişi başına düşen ulusal gelirinin yaklaşık olarak üçte 1'i. 37 yıl sonra, 1997 yılında, Güney Kore'nin ihracatı 138 milyar dolar, Türkiye'ninki ise, yalnızca 21,3 milyar dolar. Aynı yıl Kore'de kişi başına düşen ulusal gelir 9 600 dolar, Türkiye'de ise yalnızca 3 100 dolar.

Elbette, bu iki toplum farklı siyasî rejimlerle yönetildi ve farklı sorunlarla karşılaştı; ancak, yadsınamayacak gerçek, Güney Kore'nin 1960'ların birinci yarısından başlayarak, uluslararası ekonomi sisteminin sağladığı nimetlerden çok daha etkin bir biçimde yararlanmasını bilmiş olmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10-15 yıl sonra geriye dönüp de pişman olmak istemiyorsak, küreselleşmeye direnme yerine, ona ayak uydurup, onun nimetlerinden yararlanalım. Çağdaş uygarlığı aşmak, hatta onu yakalamak bile, hiç de kolay bir iş değildir; ancak, bu yarıştan kaçmak da yapılabileceklerin en yanlış olanıdır. Eğer, karamsarlığın ve olumsuzluğun dehlizlerine hapsolan bir toplum değil, gelecek için hayali olan, inancı olan, cesareti olan bir toplum yaratalım diyorsanız, görüştüğümüz bu değişikliklere evet demek durumundasınız. Eğer, önümüzdeki yüzyılın Türk yüzyılı olacağını iddia eden bir ulus, bölük pörçük kaprislerin değil, büyük hayallerin peşine takılmalıdır diye düşünüyorsanız, bu değişiklilere yine evet demek durumundasınız.

Saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tekin.

Sayın milletvekilleri, biraz evvel üç grubun müşterek önerisi üzerine kabul ettiğimiz çalışma programı gereğince ve daha evvel kararlaştırılan Danışma Kuruluna dayalı çalışma programı gereğince, saat 19.00'da mesaimize ara vermemiz; yani, bir saat yemek molası vermemiz lazım; ancak, görüşmekte olduğumuz anayasa değişikliği teklifi gizli oya tabidir ve 2 önerge gelmiş bulunuyor. Bununla beraber, maddeleri de gizli oyla oylayacağımız için, 7 gizli oylama yapmamız gerekecek ve akşamki mesaimiz, saat 24.00'ten sonra da birinci tur görüşmelerin tamamlanmasına kadar devam edecek. Bu sebeple, sabah 10.00'da toplanacağımızı da dikkate alırsanız, eğer uygun görürseniz, 19.00'da değil 19.30'da çalışmalarımızı bitirelim, yarım saat ara verelim ve görüşmelere saat 20.00'de devam edelim. Aksi takdirde, belki 02.00-03.00'ü bulacağız. Hiç olmazsa, sabah mesaisine daha vaktinde gelme imkânımız olur.

Acaba uygun görür müsünüz?

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Uygun görenler, lütfen, işaret etsinler... Uygun görmeyenler... Uygun görülmüştür.

Bu durumda, grupların teklifin tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanmış bulunuyor.

Şahıslara geçiyoruz.

İlk konuşma, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan'a ait. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

Süreniz 10 dakikadır.

VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, muhterem milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 109 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu raporu üzerinde kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, uluslararası tahkimle ilgili anayasa değişikliği, tartışılmaya başlandığından bu tarafa, yanlış bir zemin üzerinde tartışılmaktadır. Bir grup, uluslararası tahkimi, kapitülasyonların geri gelmesi, ikinci Sevr ve bağımsızlığımızın zedelenmesi şeklinde yorumlarken; diğer bir taraf da, -hükümet tarafı da- uluslararası tahkimin Türkiye'de her şeyi çözeceği gibi bir yanlış anlayışın içerisindedir. Kanaatimizce ikisi de yanlıştır. Yapılması gereken, ulusal çıkarlarımızı koruyan, millî bir tahkim düzenlemesi yapmaktır. Aslında, ülkenin yerli ve yabancı yatırımcıya hukukî zemin hazırlaması da idarenin bir görevidir.

Konuyu, basın nasıl takdim etmektedir; Siyasî Partiler Kanunuyla ilgili yapılan bir pazarlık neticesinde birilerinin affı şeklinde takdim edilmektedir. Halbuki, Anayasada 1995 Temmuzunda yapılan değişikliklere uyum yasaları, dört yıl geçmiş olmasına rağmen, bugüne kadar çıkarılmamıştır. Şimdi de, uluslararası tahkimle ilgili anayasa değişikliğinde aynı hata tekrar edilmektedir. Aslında, uluslararası tahkimle ilgili anayasa değişikliğinin, uyum yasalarıyla birlikte tartışılması en doğru olandır. Hükümetin iddiası nedir, hükümet ne istemektedir:

1- Ulusal tahkim olmadığı için yatırım gelmiyor.

2- Büyük yatırımlar, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinde, yap-işlet-devret noktasında, 1994'te olduğu gibi iptal ediliyor.

3- Danıştay incelemeleri çok uzun -bir iki yıl- sürüyor.

4- Dış kredi temini için de ulusal tahkim, özellikle IMF tarafından talep edilmektedir.

Bunlar içerisinde doğru olanlar olmakla birlikte, bu konudaki sözleşmelerin, yasalara aykırılığı açısından Danıştayın, ekonomik uygunluk açısından Maliye müfettişleri, hesap uzmanları, DPT ve YPK üyelerinin, mutlaka ön incelemesinden geçirilmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, peki, kamunun kafası neden bu kadar karıştırıldı? Bununla ilgili İstanbul Baro Başkanının çok önemli bir tespiti var: "Tahkime giden ihalelerde, taliplerin medya sahibi olmaları, anlaşmaların yanlış takdim edilmesine, yanlış ve eksik bilgilendirmelere olur." Demek ki, şu anda, kamuoyunda yanlış bilgilendirmelerin -tahkimle ilgili olarak- bir bölümünün kapitülasyon, bir bölümünün de her şeyi kurtardığı anlamında söylemelerini, aslında, basın, kartel sermayesi ve ihale üçgeni içerisinde değerlendirmek daha doğru olur.

Değerli arkadaşlar, uluslararası tahkim, yabancı bir sermayenin, kamu hizmetleri noktasında yatırım yaparken, devletle anlaşmazlığa düştüğü zaman, yerli hukuk yerine uluslararası bir hakem heyetine gitmesidir. Hükümetin getirdiği teklif içerisinde, Anayasanın 47, 125 ve 155 inci maddeleri değiştirilmektedir. Burada "kamu hizmeti" tarifi değiştiriliyor, özelleştirmenin hukukî temeli, Anayasının 47 nci maddesine oturtulmuş oluyor; ancak, özelleştirmenin usul ve esasları, daha önceki -4046 sayılı Kanunda olduğu gibi- düzenlemeyle devam ediyor.

Kamu tarafından yürütülen yatırımlarda özel hukuk geçerli olmaktadır. Danıştay, imtiyaz sözleşmelerinde inceleme yapmayacak, Başbakan veya Bakanlar Kurulu isterse Danıştaya gönderecek ve Danıştay da altmış gün içerisinde görüş belirtecek; yani, belirleyici olmayacak, sadece görüş belirtecek.

Bu temel değişikliklerle, aslında, idare hukukumuzda temel ilke değiştirilmektedir; eğer bu değişikliklerle yukarıdaki prensipler doğrultusunda iyi bir uygulama yapılırsa, tabiî ki faydalı olabilir; ancak, ülkemizde, özelleştirmedeki uygulamalar, kamuoyundaki şüpheleri maalesef artırmaktadır.

Aslında, tahkim de, iç hukukumuza baktığımız zaman, 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda var. Bunun uygulaması: İki kişi anlaşmazlığa düştüğü zaman, seçtikleri 1 veya 3 hakeme müracaat etmekte, o hakem heyetinin aldığı karar, asliye ticaret mahkemesinde, onbeş gün içinde neticelenmekte, orada alınmayan neticeler de yargıya gitmekte ve yargıda da son karar verilmektedir.

Aslında, bu tartıştığımız konu, bu türlü bir tahkim değil; tartıştığımız konu, yabancı bir yatırımcının devletle olan ihtilafında tahkime gidilmesidir. Bu konuda da, bizim, ciddi endişelerimiz vardır:

1. Tahkimde denetim ve uygulamada birtakım sıkıntılar vardır, uyum yasaları yoktur.

2. Gidilen hakem heyetleri, hep yabancıdır ve siyasî baskılarla netice değişebilir. Çok enteresandır, hukuk adamlarımızın açıkladığına göre, Türk hukuk bürolarında bu formasyon verilmemiştir; devamlı yabancı hukuk bürolarıyla çalışılacaktır. Okuduğum raporda enteresan bir netice var; tahkime giden 20 trilyon liralık bir davada, yabancı hukuk bürosuna ödeyeceğimiz para 5 trilyon liradır. Demek ki, bu iş, anlatıldığı gibi o kadar kolay bir iş değildir.

3. Bizde en mühim olay da, bizim hükümetlerimizin hep yaptığı bir kolaycılık; benim dönemimde bir yatırım gelsin, yeter ki bizim dönemde gelsin mantığıyla, işte, Karadeniz sahil yolunda yapılan ihale bugün âtıl vaziyete gelmiştir; işte, Körfez geçiş ihalesi âtıl vaziyete gelmiştir; işte, enerji ihalelerinde sefalet yaşanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, şimdi, değerli konuşmacılar burada konuya girerken uluslararası anlaşmalardan bahsettiler. 1975 tarihli Helsinki Nihaî Senedinde "anlaşmazlıklar tahkimle çözülür" deniyor; bunun altına imza atmışız. Daha sonra, 1988'de, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü tahkim ICSID'e imza atmışız. 1991'de, Milletlerarası Ticarî Hakemlik Avrupa Sözleşmesine 3730 sayılı Kanunla imza atmışız, New York Sözleşmesine de 3731 sayılı Kanunla imza atmışız. Yani, bir noktada, aslında, Türkiye'de tahkim sorunu yok da, millî çıkarlara uygun olarak bir düzenleme ihtiyacı var.

Şimdi, Anayasanın 90 ıncı maddesinde de, iç hukukumuzun üstüne çıkmaktadır bu anlaşmalar; ancak, hükümetin de iddia ettiği gibi, doğru olan da, 1994'te Danıştay ve Anayasanın yaptığı, yap-işlet-devretle ilgili itirazları ve yarım kalan işler gündeme gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, burada, bir rapordan özet takdim edeceğim. Hükümet, elinde 157 adet enerji ve altyapı projesi olduğunu söylemektedir ve bunlar için de 30 milyar dolarlık bir yabancı kaynağın Türkiye'ye akacağını söylemektedir. Bu, tamamen gerçek dışıdır. İşte, yabancı sermayenin durumuyla ilgili raporun özet, sonuç bölümünü okuyorum:

1999 rakamlarına göre, gelişmekte olan ülkelere yatırım 167 milyar dolardır. Bunun yüzde 94'ü Güneydoğu Asya, Latin Amerika, Ortadoğu Avrupa'ya yönelmiştir, yüzde 6'sı, yani, 6 milyar dolarlık kısmı Batı Asya'ya yönelmiştir; bu, toplamın yüzde 4'üdür. Batı Asya'da bütün ülkeler içerisinde Türkiye'nin alacağı pay da bu 6 milyar doların içindedir. Yani, sayın hükümet yetkililerinin, bu tahkim yasasına lüzumundan fazla güvenmelerinin de yanlış olacağı kanaatindeyim. Ümit ederim ki hata etmiş olalım; ama, Vergi Yasasında da hep bunları söyledik; maalesef, hükümet ısrar etti, şimdi, değişim noktasına geldik.

Değerli arkadaşlar, bakın, tahkim yasasında sözleşmeler çok önemlidir. Yapacağınız sözleşmenin içerisine, hakeme gittiğiniz zaman hangi hukuk sistemine talip olduğunuzu yazacaksınız, hangi usulle yargılanacağınızı kendiniz yazacaksınız. Dolayısıyla, bu sözleşmelerin, aslında, bizde, DPT'ce, Maliye Bakanlığı müfettişlerince, Danıştay üyelerince izlendiği, kontrol edildiği bir müessesenin mutlaka oluşması lazım. Peki, oluşmadı da ne oldu; enerji ihalelerinde otuz yıl enerji almayı... Yap-işlet-devretle bir santral yapmışız -bakın, manzaraya bakın- yüksek fiyat vermişiz; 3 sent yerine, kilovat/saatine 8 sent vermişiz ve bu anlaşma var diye kendi santrallarımızı durdurmuşuz; bu anlaşmayı yerine getirmek üzere, enerjiyi 8 sentten satın almaktayız; yani, dünya birim fiyatlarının üzerinde yirmi yıllığına garanti vermişiz. Eğer, biz, doğru dürüst bir anlaşma yapmış olsaydık, buna mutlaka dikkat eder, bu hatayı da yapmazdık.

Değerli arkadaşlar, şimdi, çok enteresan bir konuya gelmek istiyorum. Enerji sözleşmeleri yapıldı, dağıtım sözleşmeleri -bunun içerisinde bir madde var. Bakın, aslında, tahkim yasasını biz çıkarmıyoruz, bu Meclis çıkarmıyor; birileri bizim önümüze getiriyor- bakın, o enerji ihalelerinin bir maddesi ne diyor: "Ülkemizde lehte ve aleyhte hukukî düzenlemeler, enerji sözleşmelerine yansıtılır." Yani, diyor ki: "Tahkimin geleceğini biz biliyoruz." Bu cümlenin altında bu yatar. Maalesef, devir sözleşmelerinde verilen fiyat çok yüksektir; yani, çok düşük rakamda kalmıştır. Riskli olduğu için, birçok firma girmediği için de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Candan, 2 dakika süre veriyorum.

Buyurun.

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, aslında, iyi insanların elinde, kötü kanunlar, iyi işler yapabilir. Biz, prensip olarak tahkime karşı olmamakla birlikte, endişelerimizi ifade ediyoruz. Keşke, burada uyum yasalarıyla beraber gelseydi, ülkemizin millî menfaatlarını bütün partilerden milletvekili arkadaşlarım en az bizim kadar koruyacaklar, çok güzel uyum yasaları çıkarılacaktı; ama, düşünün ki, dört yıl sonra gelebilecek bir uyum yasasında, tahkim, o zamana kadar bir sürü yol almış olacak.

Bizim bir yanlışımız ve atladığımız bir konu var. Değerli arkadaşlar, yabancı sermaye, çok özel, yüksek teknolojili belli büyüklükteki dışkaynaklı yatırımlar için yapılmalıdır; Fransız Anayasası bunu emretmektedir. Millî menfaatlarımız varsa, çok yüksek kalitede... Şunu açık söyleyeyim: Bize nükleer teknoloji gelmiş olsa, bilgisayar program teknolojisi gelmiş olsa, buna hiç kimsenin itiraz etmesi mümkün değil; ama, bizde, maalesef, bu, böyle olmamaktadır.

Değerli arkadaşlar, yabancı sermaye, gelirken -cümlemi tamamlıyorum- çok enteresandır, yabancı sermaye, maalesef, yüksek teknoloji getirmemektedir. Yüksek teknoloji sırdır evvela; içpazara yönelik üretim yapmaktadır, girdi ithal etmektedir, kârını da dışarıya transfer etmektedir.

Değerli arkadaşlar, Tahkim Yasası çıktı; yabancı sermaye oluk gibi akıyor... Bu, çok yanlış. Ondan önce, ülkede siyasî istikrar istiyor, demokrasi istiyor, insan hakları ve toplumsal barış istiyor. Bunlar temin edilmeden, yani...

Değerli arkadaşlar, Enerji Bakanımız, Mısır'da bir kongrede bakanlarla konuşurken herkes kendini takdim ediyor; bakanın biri onbeş yıllık Enerji Bakanı, diğeri oniki yıllık Enerji Bakanı, bizim Bakanımıza sordukları zaman altı aylık... O zaman, diyorlar ki: "Bizim muhatabımız kim?" Demek ki, Türkiye'de siyasî istikrara ihtiyaç vardır; yabancı sermayenin gelmesi buna bağlıdır.

Konuşmamı tamamlarken kötü bir örnek daha vereceğim. Değerli arkadaşlar, maalesef, aslında, güzel konuşmalardan sonra kötü örnekler iyi olmuyor.

Bakın, şimdi, özelleştirmede bir holding grubuna çimento sanayiini verdik, tekelleşti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayın efendim.

VEYSEL CANDAN (Devamla) – Bakın, GSM cep telefonu verildi, tekelleşti, yetmiş yıllık Çukurova ve Kepez imtiyazı verildi, tekelleşti; ama, bizde, Rekabet Kurulu ve kartel yasası hâlâ işlemiyor. İnsanın aklına gayri ihtiyarî geliyor, acaba, bu holdingin televizyon kanalı, her gün, ekonomi çok iyiye gidiyor derken, aldığı bu avanslar karşılığı mı?.. Bunu da söylemeden insan geçemiyor.

Kanunun memleketimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Candan.

Şimdi, Hükümet adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mustafa Cumhur Ersümer; buyurun. (Alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır efendim.

ENERJİ VE TABİî KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önce, sizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, bir önceki konuşmamda, ümit ediyoruz, arzu ediyoruz ve hatta dua ediyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde aklıselim galip gelecektir; bütün siyasî partilerimiz bir fikir birliği içinde, bir uzlaşma içinde, Anayasanın gerekli maddelerini değiştirmek konusunda anlaşacaklardır diye ifade etmiştim. Bugün, bu ifademi, bu uzlaşmadan duyduğum mutluluğu belirterek tekrarlamak istiyorum. Gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin bir ihtiyacı noktasında birleşmiştir. Burada, benden önce söz alan bir konuşmacı "hükümet güdümü altında" dedi. Tabiî bu, biraz, yaptığımız işi hafifletiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bütün siyasî partiler milletin güdümünde. Biz, bundan gurur duyuyoruz ve başka hiçbir güdümü de kabul etmiyoruz. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) Gerçekten, bu beraberliğin sağladığı sonuç Türkiye'nin önünü açacaktır.

Tabiî, bizden önceki konuşmacılar, doğal olarak, işte, bir para akışının olmayacağı noktasında bazı iddialar dile getirdiler. Tabiî, biz de hemen yarın kapılar açılacak, işte, dolarlar, marklar veya önemli kaynaklar Türkiye'ye akacak tarzında bir iddiada bulunmadık; ama, uluslararası tahkimin Türkiye'de uygulanabilir olmaması, bu akışın önündeki bir engeldir dedik. Tabiî, iş bununla da bitmiyor. Bundan sonra, Türkiye, yapacağı anlaşmalarda, imzalayacağı sözleşmelerde tahkim klozunu (clause) nasıl yazacaktır, Türkiye'nin menfaatlarını ne şekilde savunacaktır, bundan da kimsenin şüphesi olmaması lazım. Şu çatı altında bulunan hiç kimse, birbirinden daha fazla veya bir diğerini daha az milliyetçi, daha az dürüst, daha az memleketin ve ülkenin haklarına sahip çıkar diye suçlayamaz olması da gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi, tabiî, bu tartışmalar, çeşitli safhalara çekildi, çeşitli noktalara getirildi; ama, Türkiye'nin daha önce imzalamış olduğu anlaşmalar ve yine yürürlükte olan yasaları ve tahkimin uygulanabilmesini sağlama noktasında, yine, çıkarmak zorunda olduğumuz yasa, burada, ülke menfaatlarının her şeyin önünde tutulduğunu göstererek, bir icraatın gerçekleşmesini sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Tabiî, burada, çok güzel konuşmalar yapıldı; gerçekten, hepimizin gönlünü sevindiren ve bundan sonra yapılacak olan işlerde hepimizi daha da dikkatli davranmaya sevk edecek güzel görüşmeler yapıldı.

Türkiye'nin yatırımlarını gerçekleştirme noktasındaki sıkıntıyı çift taraflı düşünmemiz lazım. Şu anda, uluslararası platformda 833 Türk firması yatırımlar yapıyor. Türk vatandaşlarımızın, yurt dışında 2 milyar dolara yakın yaptığı yatırımlar var. Ne sağlayacaktır diye baktığımızda, -biz, ikili anlaşmalara imza atmışız- imza attığımız ülkelerde, Türkiye'de uluslararası tahkimin uygulanmaması nedeniyle, bizim vatandaşlarımızın kendi ülkelerinde yapmış olduğu yatırımlarda bu imkânları bize sağlamıyorlar.

Tabiî, bir diğer düşünce de, 1998 yılı gerçekleşmesine kabaca baktığınızda, biz -Enerji Bakanlığı olarak ifade edeyim- 10 katrilyonluk bir yatırımı gerçekleştirememişiz. Tabiî, sadece enerji sektöründe değil, ulaştırma sektöründe, haberleşme sektöründe gerçekleşemeyen birçok yatırımımız var, hayatî yatırımlarımız var.

Eğer, siz, yurt dışından belli bir şekilde enerji satın almayı kabul ediyorsanız veyahut -daha önceki konuşmacılar da belirttiler- ülkede bağımlılık yaratacak hususun kendi yatırımlarını gerçekleştirememek olduğunu kabul etmek istemiyorsanız, tabiî, bu tahkimin uygulanmasını çeşitli yerlere götürmeniz mümkün olur; ama, şimdiye kadar yapılan tartışmaları ana hatlarıyla değerlendirirsek, Meclis dışında yapılan tartışmaları ana hatlarıyla değerlendirirsek, ileri sürülen iddiaların hiçbirinin teknik olmadığını, ekonomik olmadığını ve hukukî olmadığını görüyoruz. Yapılan tartışmalar siyasîdir. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi, burada bir siyasî irade ortaya koymaktadır ve demektedir ki, "Türkiye Cumhuriyetinde, biz, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını usulüne uygun olarak değiştiriyoruz ve uluslararası tahkimin uygulanma imkânını yaratıyoruz. Anayasamızda özelleştirmeyi tarif ediyoruz."

Tabiî, ben, şunu burada ifade etmek istiyorum: Bizim buradaki uzlaşmamıza yargının da dahil olması lazımdır. Yargının, Meclisin verdiği kararlarla, değiştirdiği Anayasayla bir çatışma içinde olmaması gerekir diye düşünüyorum. Şöyle dönüp bakın, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği özelleştirmeye dair bir hüküm ve Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararından yorum yapılarak Danıştay tarafından yapılan hiçbir yasal mesnedi olmayan bir uygulama... Bir başka türlü ifade edeyim: Eğer Danıştay, Anayasa Mahkemesinin kararını -şu andaki uygulamada yaptığı gibi- yorumlamayıp, sözleşmelerde, imtiyaz sözleşmelerinde tahkim şartını çıkarmamış olsaydı, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasasını değiştirmek zorunda kalmayacaktı; bunun altını çizmek istiyorum. Burada bir uzlaşma olduysa, yargıyla da uzlaşılması gerekir diye düşünüyorum. Yani, siyasî iradenin üstünde bir irade yargı iradesidir; biz, bunu inkâr etmiyoruz; ama, bu çatışmanın milletin aleyhine olmasını da kabul edemiyoruz.

Sayın milletvekilleri, sözlerimi daha fazla uzatmak istemiyorum; zaten kürsüye gelirken de bir ikaz aldım, sürenin tamamını kullanmak zorunda değilsin diye. Tabiî, söyleyecek çok şeyimiz var; ancak, ben, tekrar, buradaki uzlaşmanın ve yapılan işin, Türkiye'nin geleceğindeki önemini vurguluyorum ve bu uzlaşmayı sağladığı için bizden önceki konuşmacılara ve bütün siyasî partilere teşekkürlerimi arz ediyorum.

Saygılarımla. (Alkışlar)

BAŞKAN – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cumhur Ersümer'e teşekkür ediyorum.

Son konuşma, şahsı adına, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç'in.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasanın üç maddesi üzerinde yapılan değişikliklerle ilgili söz aldım.

Anayasanın bu üç maddesinde yapılan değişikliğin temeli -Türkiye hukuk sisteminde idarî yargı ve adlî yargı vardır- idarî yargı yetkisini kaldırmaktır; 47 nci maddesinde getirilen değişiklikte deniliyor ki: "Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere devredilebileceği kanunla düzenlenir." Bu niye geldi; biliyorsunuz, tabiî, Türkiye, bir hukuk devletidir ve hukuk devletinde de kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır. Çok güncel olan, enerji, çok ballı ve kaymaklı; enerji meselesi, Türkiye'de, bazı holdinglere yaptırılmak isteniyor. Bunu yaparken, hükümet bazı tasarruflarda bulunuyor. Kanun çıkıyor, Anayasa Mahkemesine gidiyor; Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Kamu hizmeti niteliğindeki bir hizmeti siz uzun dönemde özel teşebbüslere verirseniz, bu imtiyaz sözleşmesidir; imtiyaz sözleşmesi için de, Anayasamızın 155 inci ve Danıştay Kanununun 23 üncü maddelerine göre, siz burada Danıştaydan ve idarî yargıdan karar almak zorundasınız." Hükümet bundan kurtulmak için -bir anayasa değişikliğidir- tahkim sistemini getiriyor.

Tahkim sistemi nedir, aslında, milletin bilmesi lazım. Tahkim sistemi, yabancı hakem; yani, yabancı sermaye grubu diyor ki, işte bu kapitalist gruplar, vahşi kapitalizmin temsilcisi olan sermaye diyor ki: "Ey Türkiye, ben senin memleketindeki yüksek hâkimine güvenmiyorum. Senin memleketinde yatırım yapabilmem için senin memleketindeki yüksek hâkimine güvenmiyorum, ben, benim memleketimdeki Mişon'un, Agop'un, Şarl'ın hakemliğine güveniyorum." Yani "ben bu koşulla senin memleketine yatırım yaparım" diyor ve bizim burada tartıştığımız bu.

Şimdi, mesele şu, değerli milletvekilleri, Türkiye, bir insan yapısı... İnsan yapısında, elbette ki her şeyden önce her şey rayına göre işlese bazı şeylerde tereddüt edilmeyebilir; ama, geçmişte örneklerimiz var. Bakın, mesela, Türkiye'de -geçenlerde burada bahsedildi- bu enerji santrallarının devirleriyle ilgili bir sözleşme yapılıyor. Bu sözleşmeye bir hüküm konuluyor, deniliyor ki, işte, enerji dağıtım işini alan holding, daha işin başında yapacağını taahhüt ettiği yatırımların bedellerini hemen istihkak sahibi, yani, vatandaştan tahsil edecek. Düşünebiliyor musunuz, işte, bir (A) şirketi, gidecek, enerji dağıtım işini alacak, 10 milyar liralık yatırım yapacak; ama, aslında daha o yatırımı da yapmadan, kurabileceği birtakım paravan şirketlerle, bu 10 milyarlık yatırımı, 100 milyarlık veya 100 milyon dolarlık veya o çevrede bir şişirmeyle, gidecek, vatandaşın sırtına bindirecek -bunun uygulamaları da var Türkiye'de şimdi- ondan sonra da bunların denetimini kimse yapmayacak; böylece, vatandaş büyük bir zarara girecek.

Bu sözleşmeyi yapan kim? Yani, bakın, bizim Başbakanlık Müsteşarı olan kişi, Başbakanlık Müsteşarlığından ayrılıyor, gidiyor bir holdingin temsilcisi oluyor, o holdingin temsilcisi olarak geliyor bu sözleşmelerin yapılmasına katılıyor, Danıştaya da gidiyor mütalaa alıyor, geliyor ANAP'tan da milletvekili oluyor.

Yine, bir olay daha vereyim: Şimdi, mesela, Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üst kademesine gelen bir değerli kumandanımız gidiyor bir bankanın yönetim kuruluna giriyor; o bankanın yönetim kurulunda, o bankanın içi boşaltılıyor ve devlet, orada halkın topladığı 2,5 milyar dolarını getiriyor, maalesef, başka kişilere peşkeş çektiriliyor ve engel olunamıyor.

Bunları niye söylüyorum değerli milletvekilleri; maalesef, Türkiye'de gücü elinde tutan bazı kişiler -yani, memleketseverlik duygusu, tekelle ilgisi de olmayan- para karşısında, insanlar, yeniliyor. Şimdi, dolayısıyla, bizim, Türkiye'de sistemi oturtabilmemiz için, otokontrol sistemini getirmemiz lazım.

Yani, Danıştayda çalışanların zaafları yok mudur; elbetteki, onların da insanlık zaafı vardır; ama, biraz önce burada konuşanlar, işte, Danıştayla ilgili, işte yargıyla ilgili birtakım laflar ettiler; olay öyle değil. Şimdi, Danıştayda, karar vermek için 5 üye var, bir de tetkik hakimi var. Bunlar -elbette ki insan zaafını taşır da- bu sözleşmeler, gidiyor, didik didik ediliyor ve dolayısıyla, böyle, trilyonlar, katrilyonlar, bir anda devletten gidecek şekilde, oralara, sözleşmelere hüküm konulmuyor.

Şimdi, getirilen tahkim müessesesiyle, yani yabancı hakem sistemiyle, biz ne yapacağız; yabancı sermaye gelecek Türkiye'ye, bir yatırım yapacak; yatırım yapacak; ama, Türkiye'deki hukuk sistemi gereği, icabında o yatırım yargıya gidecek, usul yönünden bozulacak; ama, oraya konulan tahkim şartıyla, yabancı sermaye, gidecek ve yurt dışında, yapmadığı o paranın kârını alacak, hem de yüzde kaçıyla alacak... Bunlar, tabiî, kolay işler değil.

Bir de şu var: Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, coğrafyamızdan mıdır, neyimizdense bilmiyoruz, maalesef, uluslar arasında pek fazla dostumuz yok. Bugüne kadar, yani, Fransa ile Türkiye arasında, bir Fransız vatandaşı ile Türk vatandaşı arasında, bir Alman vatandaşı ile Türk vatandaşı arasında, bir Amerikan vatandaşı ile Türk vatandaşı arasında bir ihtilaf söz konusu olduğu zaman, daima karşı taraf haklı görülüyor. Bunlar da bir fiilî durum, gerçek durum. Şimdi, bunlar bizi endişelendiriyor.

Getirilen bu anayasa değişikliği, bana göre çok tehlikeli; yani, artık, Türkiye'de, Türk hukuk sistemi içerisinde, idarî yargıyı kaldırıyor; çünkü, hükümet, siyasî bir parti, tabiî, çoğunluğu, Meclisin çoğunluğunu elinde tutan hükümet, eğer, herhangi bir konuda idarî yargı denetimini istemiyorsa, bir kanun getirir; bu kanun özel hukuk sistemine tabidir der, kamu hizmeti niteliği kalmaz. Dolayısıyla, işi daha 47 nci maddede halletmişiz, bir daha 125 inci maddenin, 155 inci maddenin değiştirilmesine bana göre gerek de yok. Yani, bunlar, bana göre fuzulî şeyler; ama, hakikaten, burada yapılan değişiklik, bizim devlet yapımızda çok büyük bir yenilik veyahut da bir değişim getiriyor; ama, acaba bu doğru mudur yanlış mıdır, uygulamalarda görülecektir.

Değerli milletvekilleri "efendim, siz tahkimi kabul edin, hemen sermaye geliyor Türkiye'ye" deniliyor. Sayın Süleyman Demirel "Türkiye'nin kapısında, yurt dışında 60 milyar dolar bekliyor, tahkimi çıkardık mı hemen gelecek içeriye" diyor. Hatta, geçen gün, biliyorsunuz, Saraybosna'da bir toplantı yapıldı. O IMF Başkanı, Süleyman Beyin omzuna elini koydu -Clinton da omzuna el koydu da- dedi ki "siz, hemen tahkimi çıkarın, biz, sizin ikinci dönem cumhurbaşkanlığı süresini uzatacağız." Tabiî, biz mi uzatacağız onlar mı uzatacak bilmiyorum! Yani, görülüyor ki, Türkiye, bu konuda, bu konuları çıkarırken, bazı önemli dış güçlerden birtakım talimatlar geliyor. Biz, bu talimatlar, tabiî kime geliyor bazı söyleşilerde buluyoruz.

Bir de bakın, Türkiye, kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş bir devlettir ve bu kuvvetler ayrılığı ilkesi kuvvetler arasında bir denge sağlıyor. Bu denge... Sayın Bakan "efendim, yargı bize uymalıdır, yargı bizim kararlarımıza karşı koymamalıdır" diyor. O zaman yargıyı kaldıralım. Şimdi, siyasî amaç... Bakın, bu Mecliste kaç senedir çalışıyorum. Buraya çok önemli bir kanun gelir, bir bakarsınız bir holding temsilcisi bir önerge verir ve o önerge, o kanunun özünü kaybettirir; bunu gördük; her vesileyle görüyoruz. Peki, bakın, siyaset, siyasetçi, yargı mensubu gibi daha tarafsız düşünen bir kişi değil, onlar da elbette şey olabilir; ama, yani, bunlar kademe kademe otokontrol sistemleridir. Bunların elinden bu yetkiyi aldığınız zaman, herşeyi Meclisin eline verdiğiniz zaman, işte, Meclis de bir başbakanın iradesine bakıyor; eğer, koalisyon varsa, o koalisyon liderlerinin iradelerine bakıyor.

Şimdi, bu tahkim kanun teklifi memleketin lehine midir değil midir? Eğer lehineyse... Şimdi, Refah Partisi diyor ki -gazeteler de yazıyor- "Sayın Erbakan'ın yasağını kaldırmak için biz buna destek verdik." Ben, öyledir, değildir demiyorum. Eğer, lehineyse; yani, bir Erbakan için memleketin menfaatı söz konusu olduğu zaman; yani, bunu Erbakan'a bağlamamak lazım; ama, aleyhindeyse; yani, memleketin aleyhine olan bir konuda Sayın Erbakan'ı kurtarmak için memleketin aleyhine karar verilir mi arkadaşlar?!

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Ne alakası var!

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır efendim, gazeteler yazıyor, ben söylemiyorum.

Bakın...

LÜTFİ YALMAN (Konya) – Gazeteler yazar...

KAMER GENÇ (Devamla) – Yazıyor ama...

Peki, size bir şey soruyorum; bu Siyasî Partiler Kanunu için niye alelacele dün komisyon toplandı ve hemen jet hızıyla indi aşağıya?!

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Demagoji yapma...

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada çıkıp koalisyon hükümeti ortakları bize izah etsinler.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Şov yapma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, dışarıdan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, 2 dakika eksüre veriyorum; lütfen, toparlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, koalisyonun küçük ortağı yandaşları devletten menfaat temini peşinde, orta ortağı da çok ciddî pozisyonda, hiç renk vermiyor, bana göre iyi bir poker oyuncusu; ama, poker oyuncusu olunca, tabiî, blöf yaptığınız zaman renk vermiyorsunuz; ama, siyasette bu olmaz, renk vereceksiniz, konuşacaksınız her şeyi de; tabiî, büyük ortağı da, biraz İran mollalarıyla uğraşıyor; bu İran mollalarını bırakın da Türkiye mollalarıyla uğraşın. Bunlar tabiî... İstiyoruz ki, bazı konularda, bizim sayın liderlerimiz çıksın, burada açıklama yapsın. Yani, Türkiye Büyük Millet...

Arkadaşlar, bakın, Sayın Fazilet Partililer, ben sizi kötülemek için demiyorum; ama, bunlar söyleniyor. Yani, ben, Fazilet Partisinin, memleket aleyhine olan bir konuda, çıkıp da, memleket aleyhine, Sayın Erbakan'ı kurtarmak pahasına pazarlık konusu yapmayacağını biliyorum... Ben biliyorum bunu...

İSMAİL KAHRAMAN (Trabzon) – Mesele yok.

KAMER GENÇ (Devamla) –...ama, maalesef, bunu söylüyorlar. O halde çıkın söyleyin... Ama, beni de tereddüte sevk eden konular var. Birden bir bakıyorsunuz, Siyasî Partiler Kanunu yıldırım hızıyla çıktı, geldi. Peki, bundan önce nereydi arkadaşlarımız?!

LÜTFİ YALMAN (Konya) – Uyum yasası ta 1995'te gelmiş Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben, bu Tahkim Kanununun, tabiî ki, Meclisten çıkacağına inanıyorum; ama, dilerim ki, bu, memleketimize, milletimize fayda getirsin.

Eğer, bunun uygulaması bürokratın eline verilirse... Bakın, Türkiye'de, bürokrasi çok kötü çalışıyor, siyaset de çok kötü çalışıyor. Yani, işte, bir siyasî, giriyor bir olayın içine, memleket menfaatını bir yana şey ediyor, en kötü sözleşmeler yapılıyor.

Tahkim, başlıbaşına dünyada bir kurum... Biraz önce Sayın Bakan dedi ki; "Bizim vatandaşlarımız da yurt dışında yatırım yapmış." Canım, tahkimi kabul eden İngiltere'de mi bizim Türkiye Cumhuriyeti şirketleri yatırım yapmış, Fransa'da mı yapmış, Almanya'da mı?..

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Listesini vereyim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Almanya'da bazı işçilerimiz yatırım yapmış; ama, bunlar tahkim konusuna girmeyen konular. Buradaki esas tahkim büyük altyapı yatırımlarıdır, çok büyük teknoloji getiren yatırımlardır; işte, çok yağlı, ballı ve kaymaklı enerji yatırımlarıdır. Deniliyor ki: "Efendim, Türkiye karanlıkta kalıyor..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen, tamamlayın efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika efendim... Bir dakika...

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye karanlıkta kalıyorsa, siz şimdiye kadar neredeydiniz?

Niye, efendim, getiriyorsunuz da, bütçede, büyük sermayeye, büyük bankalara 16 katrilyon lira faiz veriyorsunuz da, bunun tedbirini almıyorsunuz?! Ondan sonra, getireceğiz, ne yapacağız, bu tahkim konusuyla birtakım yabancı sermaye gelecek diye -keşke gelse- Türkiye'de yatırımın maliyeti, belki 10 misli, 20 misli pahalı olacak. Ha, denilebilir ki "efendim, biz bu yatırımı..." Yani, en pahalı hizmet, olmayan hizmettir şeyi de var; ama, bu yabancıların, Türkiye'ye, bu şartlarla gelmesinin, Türkiye'de, ileride, ekonomik yönden çok büyük sıkıntılar yaratacağına inanıyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, toparlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Deniliyor ki, Danıştay bizden daha mı güvenli?

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen son cümlenizi efendim...

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam, söyleyeceğim. Zaten 1 dakikam var.

Değerli arkadaşlar, bu, güven meselesi değil. Hukukçular, yani, bir yüksek yargı, yıllarca -Danıştay yüzotuz senelik bir kurum- yüzotuz senedir bu konuları inceliyor ve incelediği için de daha sağlıklı bilgiler veriyor. Bence, burada, belli miktarları aşan yatırımları hiç olmazsa bu Danıştayın denetimi dışında tutalım, belli bir süre Danıştaya inceleme yetkisini verelim.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen... Beni mikrofonu kapatmak zorunda bırakmayın; tamamlayın lütfen... Genel Kurulu selamlayın efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Sayın Başkan, ikide bir müdahale ediyorsunuz, kusura bakmayın. Neyse...

BAŞKAN – 14 dakika oldu efendim...

KAMER GENÇ (Devamla) – Belli büyüklükten sonraki ihalelerde, Danıştaya, muhakkak, istişarî mütalaa da olsa, o hakkı tanıyalım.

Ha, şimdi, deniliyor ki: "Danıştay istişarî mütalaa bildirecek."

Değerli milletvekilleri, 155 inci maddede "kanun tasarıları hakkında Danıştayın mütalaası alınır" denilir; fakat, bugüne kadar hiçbir hükümet zamanında Danıştayın mütalaası alınmadı; yani, onu da size söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Genç, cümlenizi tamamlayın efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer, bunu Başbakanın ve Bakanlar Kurulunun ihtiyarına bırakırsanız, bu tamamen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, Anayasa değişikliğine dair teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Bundan sonra oylamaya geçeceğiz; ancak, demin aldığımız karar gereğince, yemek arası vereceğiz.

Saat 20.0'de toplanmak üzere, 46 ncı Birleşimin Birinci Oturumunu en iyi dileklerimle kapatıyor; saygılar sunuyorum.

Kapanma Saati : 19.31

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL

KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Burhan ORHAN (Bursa)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 46 ncı Birleşimin İkinci Oturumunu, en iyi dileklerimle açıyor; saygılar sunuyorum.

Görüşmelere, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. – Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz ve 282 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/187) (S. Sayısı : 109) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerinde.

Bir önceki oturumda, hatırlayacağınız üzere, Anayasa değişikliğine dair teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Teklifin maddelerine geçilmesi için gizli oylama yapacağız. Bu oylamada, Anayasamızın 175 inci ve İçtüzüğün 94 üncü maddeleri uyarınca, oylamaya katılanların salt çoğunluğunun kabul oyu gerekmektedir.

Anayasa ve İçtüzüğün istediği gizliliğin bütün icaplarını yerine getirmek için gizli oy hakkında biraz bilgi vermek istiyorum:

Komisyon sıralarında yer alacak olan Kâtip Üye, adı okunan milletvekiline, biri beyaz, biri yeşil, biri kırmızı olmak üzere üç yuvarlak pul ile bir mühürlü zarf verecektir. Pul ve zarf verilen milletvekilinin adı deftere işaretlenecektir. Malumları olduğu üzere, beyaz pul kabul, kırmızı pul ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın milletvekili, Kâtip Üyeden üç yuvarlak pul ile bir mühürlü zarfı aldıktan ve adını deftere işaretlettikten sonra, oy hücresine girecek ve oy olarak kullanacağı pulu -tercihine göre elbette- zarfın içerisine koyarak zarfı yapıştıracaktır; diğer iki pulu ise, hücre içerisinde bulunan ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahara, hücreden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı, Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan, gördüğünüz oy kutusuna atacaktır.

Oylamada, sayın milletvekiline, pul ve zarf, adı okununcaya kadar verilmeyecektir.

Şimdi, teklifin maddelerine geçilmesi hususundaki gizli oylamaya Adana İlinden itibaren başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Zeki Ergezen...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali İrtemçelik, Devlet Bakanı Sayın Edip Safder Gaydalı'ya vekâleten oy kullanacaktır.

Sayın milletvekilleri, eğer, bu oylama müspet çıkarsa, bu yaptığımız oylama gibi altı oylama daha yapacağız. Onun için, mümkün mertebe süratli davranılırsa, zaman kazanırız.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Rüştü Kâzım Yücelen...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp'e vekâleten, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın; Devlet Bakanı Sayın Mustafa Yılmaz'a vekâleten de Orman Bakanı Sayın Nami Çağan oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunarım.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Nesrin Nas...

BAŞKAN – Balkondaki gazeteci arkadaşlara rica ediyorum; lütfen, teleobjektiflerinizi oy verme yerlerine yöneltmeyin, gizliliği ihlal etmiş olursunuz. Başka yeri çekebilirsiniz; ama, lütfen, teleobjektiflerinizi oy verme yerine yöneltmeyin.

Teşekkür ederim.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Mehmet Nacar...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanı Sayın Sadi Somuncuoğlu'na vekâleten, Devlet Bakanı Sayın Şuayip Üşenmez oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunarım.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

İsmail Karakuyu...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanı Sayın Hasan Gemici'ye vekâleten, Millî Eğitim Bakanı Sayın Metin Bostancıoğlu oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunarım.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı?.. Yok.

Oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Tasnife geçiyoruz.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin maddelerine geçilmesiyle ilgili yapılan gizli oylama sonuçlarını açıklıyorum:

Kabul : 400

Ret : 29

Çekimser : 26

Geçersiz : 4

Boş : 1

Bu sonuca göre, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir. (Alkışlar)

Şimdi, 1 inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ

MADDE 1. —Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 47 nci maddesinin kenar başlığı, “E. Devletleştirme ve özelleştirme” şeklinde değiştirilmiş ve bu maddeye ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Devletin, kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.

Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Gruplar adına; Fazilet Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan.

Şahısları adına; Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Elazığ Milletvekili Sayın Ahmet Cemil Tunç, Antalya Milletvekili Sayın Salih Çelen, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen, Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Cevat Ayhan şu anda yok; müsaade ederseniz, diğer konuşmacıdan sonra konuşsun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, Grubumuz adına Sayın Ufuk Söylemez konuşacak.

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ufuk Söylemez; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Söylemez, süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; Anayasa değişikliğinin 47 nci maddesiyle ilişkili olarak, Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, konuşmama başlamadan evvel, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 47 nci maddesinde devletleştirme tanımlanmış ve fakat, özelleştirmeye yer verilmemiştir; yani, özelleştirme müessesesi, hiçbir biçimde Anayasada yer almamıştır. Ancak, özelleştirmeyi yasaklayan bir husus da, hepinizin malumu olduğu üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer almamıştır. Devletleştirme, kısıtlayıcı, koşulları ve sınırları bildirilerek yapılan bir hadise olduğu için ve tek taraflı bir otorite kullanımı olduğu için, elbette Anayasada yer almalıydı; ama, özelleştirme ise rızaya bağlı bir işlem olması nedeniyle Anayasada yer almaması, Anayasanın bunu yasaklamaması, özelleştirmenin yapılamayacağına dair bir hüküm de içermediği anlamına gelir. Bana göre, özelleştirme ile devletleştirme, birbirinin tersi işlemler değildir; yani, birbirinin tersi gibi gözükse bile, az önce arz ettiğim sebepten, aralarında ciddî bir fark vardır. Birinde tek taraflı bir kamu otoritesi kullanımı, diğerinde karma nitelikli bir sözleşmeyle rızaya dayanan bir sözleşme geçerlidir.

Ancak, biz, Doğru Yol Partisi olarak, böyle bir anayasa değişikliğinin yapılmasında, Anayasamızda yer almasında prensip olarak bir sakınca görmüyoruz; anayasal bir hukuk yapısı oluşması açısından bir sakınca da görmüyoruz; ama, Anayasamızın özelleştirme hükmünü içermemesi de, Türkiye'de, bugün, yapılamayan, aksayan, skandallarla geri kalan özelleştirmenin yapılmasına bir engel de değildir. Bunu arz etmek istiyorum. Türkiye'de özelleştirmeyi yapmak için, Anayasada böyle bir değişiklik yapılmasına gerek yoktu. Eğer, sekiz aydan beri Türkiye'de özelleştirme durduysa, fiilen hiç özelleştirme yapılamıyorsa, bunun sebebi, Anayasada yeterli hukuksal altyapı olmaması değildir.

Hatırlayın, 4046 sayılı Kanun, 1994 yılında kırk gün kırk gece çalışan bu Yüce Meclisten büyük gayretlerle çıkarılmış ve Türkiye, özelleştirmenin hukukî altyapısına ta 1994 yılında kavuşmuştu. O günden beri de Türkiye, senede 300-500 milyon dolardan az olmamak üzere, istenen ve arzulanan ölçülerde olmamakla beraber, gerçek anlamda özelleştirmeyi fiilen başlatmıştı. İlk kez, 1999 yılında, yani içinde bulunduğumuz bu yıl, Türkiye'de özelleştirme fiilen durmuştur. Bundan, biz, Doğru Yol Partisi olarak son derece rahatsızız ve üzgünüz. Yani, "Anayasaya böyle bir madde koyarsak, Türkiye'de özelleştirme yapılacak" demek, bence, çok da gerçekçi olmayacak. Hani, bir deyişimiz vardır; geline "oyna" demişler "yerim dar" demiş; yer göstermişler, bu kez de "yenim dar" demiş tarzında bir yaklaşım. Bu yaklaşım yeterli değildir; ama, hukuksal olarak anayasal bir altyapı oluşmasından hiçbir rahatsızlık duymayız.

Biz, tabiî, Doğru Yol Partisi olarak, özelleştirmenin Anayasaya girmesini iki karışık duygu ve düşünce içinde karşılıyoruz. Mutluyuz; çünkü, Doğru Yol Partisi olarak, yıllardan beri savunduğumuz liberal ekonomik felsefe, kanuna bağladığımız, 4046 sayılı Kanunda emeği geçen Doğru Yol Partisi, rekabetçi piyasa ekonomisini, liberal piyasa ekonomisini hayata geçiren, programını uygulayan, meydanlarda konuşan, seçmene Türkiye'de en önemli malî reformlarla özelleştirme yapma sözü veren, bu uğurda her türlü engellemeye rağmen gayret sarf eden Doğru Yol Partisi, bugün hükümeti oluşturan partilerin özelleştirmede bu noktaya gelmiş olmasını mutlulukla karşılamaktadır; ama, üzgünüz, Türkiye, bu noktaya yıllar önce gelmeliydi, 1994 yılında gelmeliydi, özelleştirme kanununun çıktığı Kasım 1994'te gelmeliydi, onun akabinde çıkan Türk Telekomu özelleştirme yasası sırasında gelmeliydi.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Türkiye, çok önemli bir beş yıl kaybetmiştir. Türk Telekomun özelleştirilmesi, gerçekten, Türkiye'nin trajik bir öyküsüdür. 1994 yılında, Türk Telekomun, Türkiye'nin en önemli, en kârlı ve en büyük özelleştirmesi olacağını gören Doğru Yol Partisi İktidarı, Türk Telekomu, Yüce Meclisten geçirdiği bir yasayla, uluslararası norm ve standartlarda özelleştirme kararını verdi. Bu, çok zamanında alınmış, liberal piyasa ekonomisine inanan bir partinin yapacağı en doğru hareketti; ama, maalesef, bugün, hükümeti oluşturan partilerden özellikle Demokratik Sol Partideki birçok arkadaşımızın imzasıyla bu kanun Anayasa Mahkemesine iki kez gitti ve iki kez de iptal edildikten sonra, üçüncüsünde artık vakit çok geçmişti.

Değerli arkadaşlarım, Türk Telekomu, Türkiye, 1994 yılında özelleştirebilseydi, o gün için, Dünya Bankası ve ekspertizlerin uluslararası biçtiği değer 35-40 milyar dolardı Bunun yüzde 35-40'ının hisse senedini sattığımızı düşünürsek, Türkiye Cumhuriyeti 12-13 milyar dolara yakın bir kaynağı, zahmetsiz, borçsuz, faizsiz temin edebilecekti. O günlerde Türkiye'nin dışborcu, bugünkü 40 milyar doların yarısından daha azdı. Yani, Türk Telekomun özelleştirilmesini yasal olarak hayata geçirdiğimiz o dönemde, 1994'te başlanmış olsaydı, Türkiye, bugün içborç batağına, bu faiz batağına, bu ekonomik kaos ve krize düşmeyecek, belki, bu Yüce Meclis de değerli saatlerini, beş yıl sonra, böyle bir işe ayırmamış olacaktı. Biz, bunu, geçen beş yılın hesabını sormak, bu konuda kimseyi suçlamak, kınamak için de söylemiyoruz; biz, bunu, tarihe bir not düşmek, tutanaklara bir not düşmek, Yüce Millete ve Meclisimize bu kürsüden bu tarihî gerçekleri hatırlatmak amacıyla söylüyoruz. Keşke o zaman bizi engellemeseydiniz; keşke Türkiye'de liberal piyasa ekonomisini, şeffaf, rekabetçi piyasa ekonomisini tüm kurum ve kurallarıyla işletmek isteyen DYP İktidarının özelleştirme kanununu, Telekom özelleştirme kanununu iptal ettirmeseydiniz, engellemeseydiniz, Türkiye'nin zamanının, milyarlarca dolarının heba olmasına sebep olmasaydınız. İnşallah, bundan sonra böyle olmaz.

Ben, şunu hatırlatmak istiyorum: Bugün, Doğru Yol Partisi muhalefettedir; ama, Doğru Yol Partisinin felsefesi, özelleştirme anlayışı, rekabetçi piyasa ekonomisi anlayışı, liberal ekonomi anlayışı iktidara taşınmıştır; biz de bundan mutluluk ve gurur duyuyoruz.

Özelleştirmeyi hiçbir zaman bir amaç olarak görmedik. Özelleştirme, gerçek anlamda ekonomide rasyonelleşme için, doğru ve sağlıklı politikalar için bir araçtır ve basit de bir süreç değildir; demokratik ve hukuk kuralları içinde yapılması gereken çok önemli bir hadisedir.

Özelleştirmenin tek başına yapılması da bizim açımızdan yeterli değildir; çünkü, özelleştirmenin yapılması için, onun yanında yapısal reformların, ekonominin demokratikleşmesi dediğimiz bir dizi önlemin de alınması gerekmektedir. Nedir bunlar? Şeffaflık... Tam ve şeffaf bir ekonomi istiyoruz. Başka?.. Tam rekabet koşulları istiyoruz; yani, tekelleşmenin ve kartelleşmenin ekonominin hiçbir alanında hüküm sürmemesi gerekmektedir. Başka?.. Regülasyon müesseselerinin, denetleme müesseselerinin kurulmasını istiyoruz; regüle edici, denetleyici sistemler... Özel sektör tekelleri ve kartellerinin yaratılmasını önleyici tedbirler, piyasa giriş engellerinin ortadan kaldırıldığı tedbirler ve rekabet, antitekel kanunlarının fiilen, otomatikman işlediği ve ithalatta haksız rakebetten akreditasyona kadar tüm yasaların çıktığı bir ekonomik yapı.

Eğer, bunlarla beraber özelleştirmeyi şeffaf ve kararlı biçimde yapabilirse, Türkiye'nin önünde gerçekten büyük imkânlar vardır; ama, Türkiye, az önce arz ettiğim bir anlayış yüzünden çok kıymetli beş yılını kaybetmiş, milyarlarca dolar Türkiye'ye gelememiş, engellenmiş; Türkiye, maalesef, mahkemelerde, en kıymetli yıllarını heba etmiştir.

Özelleştirmeye, artık, parti politikası, iktidar politikası olarak da bakmamalıyız. Bizim, Doğru Yol Partisi olarak yaklaşımımız, özelleştirme bir devlet politikası olmalıdır; özelleştirme, en önemli malî yapısal dönüşüm araçlarından biri olarak hayata geçirilmelidir; genel refahın artırılmasında ve toplumun sosyal, hukuk ve kurumsal yapısında müspet sonuçlar yapacak özelleştirmelerde, artık, toplumun önü açılmalıdır. Bizim geçmişte yaşadıklarımızı, Doğru Yol Partisi olarak, biz, bugün, iktidara yaşatmak istemiyoruz. Türkiye, özelleştirmeye, ideolojik olarak bakmamalıdır. Türkiye'de devletçi ekonomik anlayış, artık, yerini, rekabetçi serbest piyasa ekonomisine terk etmelidir. Biz, bunu, yıllardır programlarımıza yazıyoruz, meydanlarda söylüyoruz, yasalar çıkararak uygulamaya çalışıyoruz; ama, bugün, özelleştirmeye, özellikle DSP kanadının beş yıldan beri olan yaklaşımının şimdi tamamen tersine dönmüş olmasını da sevinçle, mutlulukla karşılıyoruz; çünkü, biz, Türkiye'de, rekabetçi, liberal, serbest bir piyasa ekonomisinin tüm kurum ve kurallarıyla uygulanmasından yanayız. Bu konuda gelecek her türlü öneride, Türkiye'de özelleştirmenin ve piyasa ekonomisinin önünü açacak her türlü yapıcı tedbirde, her türlü müspet katkımızı, müspet ve pozitif siyaset anlayışıyla yaparız; ama, eksikleri, yanlışları, Türkiye'yi geciktirenleri, olaya ideolojik bakarak Türkiye'nin önünü tıkayanları da mutlaka tarihe not olarak düşmek zorundayız.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de özelleştirmenin bir gelir sağlama aracı olarak görülmesi de bizim bakış açımızdaki eksikliklerden bir tanesidir. 57 nci hükümetin kurulmasını takiben, Sayın Başbakan Bülent Ecevit ve Sayın Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli tarafından, ardı ardına, özelleştirmeden sağlanan gelirlerin giderleri karşılamadığı biçiminde açıklamalar yapıldı. Bunun, eksik ya da yanlış bilgilendirmeden kaynaklanmış olabileceğini tahmin ederek düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Söylemez, 1 dakika eksüre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

H. UFUK SÖYLEMEZ (Devamla) – Türkiye'de, bugüne kadar -onbeş yıldan beri- yapılan özelleştirmede, hisse ve varlık satışları, temettü gelirleri, borçlanma, faiz ve diğer gelirlerle, 1998 sonu itibariyle, 6 küsur milyar dolar bir özelleştirme geliri elde edilmiştir. Bu rakamın 5,7 milyar doları harcanmıştır. Burada "özelleştirme geliri, geldiği gibi harcandı" demek, olayın tekniğini veya detaylarını görmemek anlamına gelir.

Bu harcamaların önemli bölümü, özelleştirmede, sermaye iştiraklerine, kamu kuruluşlarındaki sermaya paylarına, buradaki kaçınılmaz olan altyapı yatırımlarına ve hazinedeki KOF kaynaklarına aktarma biçiminde gerçekleşmiştir. Yani, özelleştirme kaynaklarının yüzde 83'ü amacında kullanılmıştır. Eğer, özelleştirmeden 6 milyar dolar gelmeseydi, bu 6 milyar doların 5 milyar dolarını devlet ve hazine bulmak zorunda kalacak, yani, bunun için yeniden borçlanmaya gitmek zorunda olacaktı, ya iç ya dışborca başvuracak ya da para basmak zorunda kalacaktı. Onun için, hükümetin "özelleştirmedeki gelirler, giderleri karşılamıyor; birazcık ara verelim" şeklindeki yaklaşımını doğru bulmuyorum.

Özelleştirme, işte, anayasal değişikliğe de kavuşuyor; işte, özelleştirmede kanun da var; beş seneden beri söyleyen, destekleyen, bizim gibi bu konuda deneyimli, ekonomi pratiğini bilen, liberal piyasa ekonomisini her yönüyle uygulayan insanlar da var ve böyle yapıcı muhalefet de var; artık, hükümetin mazereti de yok; özelleştirmeyi yapın, Türkiye'de, ahbap-çavuş ilişkilerini de terk edin, korumacılık ve kayırmacılıktan vazgeçin; gelin, gerçek rekabetçi piyasa ekonomisini hep beraber yüceltelim.

Biz, Doğru Yol Partisi olarak, özelleştirmeye destek vereceğimizi beyan ediyor; hepinizi, nezaket ve sabırla dinlediğiniz için teşekkür ve saygılarımla selamlıyorum efendim; sağ olun, var olun. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Söylemez.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sakarya Miletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; Anayasanın 47 nci maddesinde yapılacak bir değişiklik münasebetiyle, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Bu değişiklik, 47 nci maddedeki devletleştirme hükmüne, özeleştirmenin de ilave edilmesidir.

Özelleştirme, Türkiye'nin 1980'den sonra girdiği; ama, bir türlü de içerisinden çıkamadığı, aşağı yukarı son onbeş yılımızı içerisine alan bir faaliyet dönemidir. Rahmetli Özal'la başlayan ve halen de devam eden bu işin bugüne kadar bitirilememesi, Türkiye için büyük bir eksiklik olmuştur. Onbeş yıldan beri özelleştirme psikozu içerisine sokulan kamu kuruluşları, verimli, teknolojisini yenileyen, dünya piyasalarında rekabet edebilecek bir kalitede mal üreten hedeflere doğru hazırlanmak yerine, özelleştirme beklerken, daha da geri kalmışlar ve ülke ekonomisi için yük haline gelmişlerdir.

Tabiî, özelleştirmeyi konuştuğumuz bu anda, özelleştirmenin konusu olan ve büyük çoğunluğunu da kamu iktisadî teşebbüslerinin teşkil ettiği, üretimle ilgili bu kuruluşlar, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, 1930'larda, Türkiye'nin kalkınması için, Türkiye'nin refah seviyesinin artması için kurulmuş olan müesseselerdir. Etibank, Sümerbank, SEKA, aklınıza gelebilecek olan bütün kamu kuruluşları, o dönemde, Türkiye'nin kalkınması için, gelişmesi için kurulmuş olan müesseselerdi. Türkiye'nin kalkınma ihtiyacı devam ettiği sürece, bu kamu iktisadî teşebbüslerinin kuruluşu da devam etmiştir; 1950'lilerde de, 60'larda da, 70'lerde de kurulan kamu iktisadî teşebbüsleri vardır. 1980'den sonra da bunların özelleştirilmeleri dönemine girilmiş bulunmaktadır.

Tabiî, cumhuriyet kurulduğu zaman, fakir bir ülke, iktisaden kalkınmamış, sanayii olmayan, imparatorluk zamanında, Tanzimat Döneminde, ondan sonraki dönemde kurulan sanayi tesisleri de zamanla başarısızlığa mahkûm olup kapanan, bir türlü sanayileşemeyen bir ülke, 1930'a kadar liberal bir ekonomiyi denemişti. İzmir İktisat Kongresiyle hedef alınan, Lozan barışı öncesi, biraz da Batılı ülkelere güven vermek için -o dönemin siyaseti olarak- liberal bir ekonomi denenmişti; ama, 1929-1930 iktisadî krizinden sonra, bunun devam edemeyeceği görüldüğü için, devletin sanayide teşebbüsü ele alması, özel sektörde yeterli sermaye birikimi de olmadığı için, o zaman tek çıkış yolu görülmüş; işte, Etibank, Sümerbank, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü ve diğer bütün kamu kuruluşları bu dönemde şekillendirilmişti.

Bunlar, kuruldukları dönemde, Türkiye'nin sanayileşmesine hizmet eden kurumlardı; kuruldukları şehirlere, fabrikalarıyla, müesseseleriyle sanayi kültürünü getiren, ustaları yetiştiren, mühendisleri yetiştiren ve bilahara, özel sektörde, vasıflı, kabiliyetli işgücü olarak, yönetici olarak hizmet veren insanların yetişmesinde birer üniversite mesabesinde olan kurumlardı. Bugün, bunları özelleştirirken, bir an önce özelleştirmek isterken, kadirşinas olmak ve geçmişlerini hatırlamak gerekir. Ancak, şunu da ifade etmek gerekir ki, devletin sanayici olması, tüccar olması pratikte mümkün değildir. Eski bir KİT yöneticisi kardeşiniz olarak bunu ifade ediyorum. KİT'lerin, her zaman ve her devirde verimli, başarılı, yeni teknolojileri takip eden bir yapıda sevk ve idare edilmesi mümkün olmamaktadır. Bunun, çeşitli, sosyal, siyasî sebepleri var, bürokratik sebepleri var; bunların üzerinde durmayacağım.

Netice olarak, 1980 sonrası, Türkiye, yekûn çizgisini çekmiş ve süratle, devletin sanayiden ve ticaretten çekilmesi, bunların da özelleştirilmesine karar verilmiştir. Tabiî, bu geçiş döneminde şunu da tespit etmekte fayda var: Aslında, TPAO olarak, Sümerbank olarak, SEKA olarak, diğerleri olarak, bunlar bir taraftan üretim yaparken, hammaddelerimizi değerlendirir, dışarıdan gelen şekerimizi yerli üretirken, dışarıdan gelen bezi yerli üretirken, bunların, aynı zamanda, teknolojik gelişmeye de hizmet eden yüksek seviyede bir gelişmeye medar olması beklenirdi; ama, maalesef, bu da olmamıştır. Devamlı dışarıdan teknoloji ithal eden ve kendini bu şekilde yenileyebilen bu kurumların artık devam etmesi mümkün değildi.

Şimdi, 1999'da, tabiî, onbeş yıllık özelleştirme denemelerinden sonra, Anayasada, kamulaştırma ve devletleştirmenin yanında özelleştirmeyi de dikkate alan ve bu istikamette, hükümetlerin, kararlarını, uygulamalarını mümkün kılan bir düzenleme yapmak gerekliydi. Biz, buna inanıyoruz; ancak, bununla ilgili çeşitli tartışmalar var Türkiye'de. Tabiî, bu tartışmaların temelinde de -ifade edeyim- kamu yönetiminin dürüst olmaması, özelleştirme faaliyetlerinde şeffaf olmaması ve özelleştirme faaliyetlerinde de millete güven veren bir uygulama içinde olmaması yatmaktadır.

Şimdi, o hükümeti, bu hükümeti suçlamak istemiyorum; meselemiz o değil; yani, Türkiye'de, özelleştirmeyle ilgili, özelleştirmenin yağma şeklinde, talan şeklinde görülmesini, maalesef, destekleyen uygulamalar olmuştur. Bu uygulamalar olmasaydı, inanıyorum ki, bugüne kadar, onbeş yıl sürmez; Almanya'da olduğu gibi, Doğu Almanya'nın özelleştirilmesi, orada, binlerce, onbinlerce kurumun özelleştirilmesinde olduğu gibi, Türkiye de özelleştirme faaliyetlerini süratle tamamlar; atıl duran, verimli olmayan, rekabet imkânı olmayan, hantal olan bu tesisleri ekonomiye aktarır ve bunları üretken olarak aktarırdı; ama, şimdi, maalesef, 1999'da, bu tesislerin birçoğu, artık, kullanılamayacak değerler haline gelmiştir. Özelleştirilen bu kuruluşların da birçoğu arsası için özelleştirilmekte ve tesisler kapanmakta, onun yerine, onların gayrimenkulleri değerlendirilmektedir.

Şu veya bu sebeple de olsa, özelleştirmenin süratle tamamlanması, artık, gerekmektedir. Devletin, hakikaten, ekonomiden çekilmesi, küçülmesi, merkezî idarenin küçülmesi, mahallî idarelerin güçlendirilmesi, mahallî yönetimlerin güçlendirilerek özel sektörün önünün açılması, Türkiye'nin, artık, geri dönemeyeceği bir noktadır.

Değerli arkadaşlar, tabiî, Tanzimat'tan beri, yüzelli yıldan beri, çağdaşlaşma, kalkınma istikametinde gayret eden Türkiye'nin, birçok değişimlere rağmen, birçok gelişmelere rağmen, beklediğimiz hedefe de ulaşmadığını ifade etmek gerekir.

Bakın, burada, önümde rakamlar var; iki rakam vereceğim: Almanya'nın 2 trilyon 115 milyar dolar millî geliri var; bunu, 39 milyon Alman çalışanı üretiyor; yani, gayri safî millî hâsılası, 1997 rakamlarıyla 2 trilyon 115 milyar dolar. Türkiye'de ise, 1997'de 22 milyon çalışan ve 193 milyar dolar millî gelir var. Demek ki, teknolojinin gelişmediği, sanayiin gelişmediği ülkelerde, siz ne kadar çalışarsanız çalışın, nihayet, belli bir noktanın ötesine geçemiyorsunuz, yüksek katma değeri olan ürünlere geçemiyorsunuz. Onun için, devletin elindeki bütün kurumların süratle özelleştirilmesi ve bunların, masraf ve zarar kapısı olmaktan kurtarılarak, kâr ediyorsa daha kârlı, maliyet ve kalite bakımından da uluslararası piyasalarda rekabet edebilir bir noktaya getirilmesi gerekmektedir.

Özelleştirmeyle ilgili önümüzde daha epey mesele var; ama, bu meselelere bakarken de, demin ifade ettiğim gibi, mutlaka, şeffaf olması, dürüst olması ve amme vicdanını rahatsız etmeyecek olan ölçüler içerisinde bunların cereyan etmesi gerekir.

Özelleştirmeyi televizyon kameraları önünde yapmak, onların dürüst olduğu hakkında hiçbir zaman güven verici olmamaktadır. Tekliflerin değerlendirilmesi yapılırken, özelleştirirken de, özelleştirilen kurumların üretime devam etmesi, istihdamı devam ettirmesi göz önüne alınmalı ve işletmeye talip olanların burada ne yapacağını açık seçik ortaya koyması gerekir. Yani, buraları, gayrimenkulleri değerlendirmek için mi alıyor, yoksa hakikaten, burada, teknoloji yenileyecek, yatırım yapacak ve o sahadaki üretimi daha yüksek seviyede devam ettirecek bir maksatla mı alıyor; bunu görmek lazım.

Özelleştirmeye getirilen üç yıllık süre yetersizdir; yani, bunları, daha uzun süre çalışmasını, istihdamını, üretimini garanti edecek bir çerçeveye oturtmak lazım. Burada bunları sadece müeyyideyle de yapamazsınız. Bunlara müşteri olan firmaların, kuruluşların, geçmişlerine, malî yapılarına ve yönetim kadrolarına ve hakikaten bu işleri devam ettirecek vasıflara sahip olup olmadıklarına iyi bakmak ve bu kuruluşların hayatını devam ettirmek gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen bitirin.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Bugün, tabiî, devlet, üretimden ve sanayiden çekiliyor; ama, Türkiye'nin Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ve diğer birtakım bölgelerinde, hâlâ, devletin himmetine, yatırımına ihtiyaç var ve oralara sanayi kültürünün götürülmesi için, istihdamın sağlanması için öncülük yapılması gerekmektedir. Evet, Türkiye'de özel sektör belli bir noktaya gelmiştir; ama, bu özel sektörü götüremediğimiz yerlerde de, ortaklık şeklinde de olsa, ön teşebbüs şeklinde de olsa, mutlaka, Anadolu'nun il ve ilçelerine sanayii götürecek, üretimi götürecek, oralardaki kaynakları değerlendirecek, insanlara iş imkânları sağlayacak projeler üzerinde, yine, dikkatle durmaya mecburuz. Cumhuriyet hükümetlerinin birinci görevi Türkiye'yi kalkındırmak, refah seviyesini yükseltmek, gerekirse devlet eliyle, gerekirse özel sektörle; ama, mutlaka bunu başarmaktır.

Bu istikamette, bu çalışmanın da hayırlı olmasını diliyor, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, teşekkür ediyorum.

Şahısları adına birinci söz Sayın Kamer Genç'in idi; ancak, Sayın Genç söz hakkını...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu maddede değil efendim, 3 üncü maddede...

BAŞKAN – Öyleyse, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Genç, süreniz 5 dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz anayasa değişikliği teklifinin bu 1 inci maddesi, çok önemli bir maddedir. Tümü üzerinde yaptığım konuşmada da belirttiğim üzere, bu değişiklikle Türk hukuk sistemi, idarî yargı ve özel yargıdan... İdarî yargı, aşağı yukarı, ortadan kaldırılabilecek bir seviyeye getiriliyor. Nasıl getiriliyor: Bu maddenin birinci fıkrası doğru; yani, aslında bu teklife de gerek yok; doğru da, Anayasa Mahkemesinin bu konuda daha önce verilmiş kararları vardır; ne diyor Anayasa Mahkemesi kararlarında: Evet, mevcut 1982 Anayasasında özelleştirme konusunda herhangi bir hüküm yok; ama, kamu yararının gerektirmesi ve gerçek bedel üzerinden yapılması ve tekelleşme oluşturulmaması koşuluyla özelleştirme yapılabilir.

Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verdikten sonra, bu yolda anayasa değişikliği yapmak, bence, kafasındaki esas düşüncelerini gizleyerek, bunun arkasına sığınarak "böyle bir hüküm yok, bunu yapalım" anlamında bir adımdır.

Esas burada, ikinci fıkrada getirilen husus önemli; "Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir" deniyor. Bana göre, bu, biraz, bugünkü yargıdan, Anayasa Mahkemesinden ve Danıştaydan öc alma hareketidir. Yani, bu ne demektir: "Artık, ben, yasama Meclisi olarak, bundan sonra, kamu hizmeti niteliği taşıyan her hizmeti, iktidar gücüme dayanarak bir kanun getireceğim ve bu kanunla, ben, bunu özel hizmet kabul edeceğim ve bundan sonra sen, idarî yargıya da gidemezsin, Anayasa Mahkemesi olarak da karar veremezsin."

Bana göre, bu, tehlikeli bir şeydir. Türkiye, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan bir ülke; kuvvetler ayrılığı ilkesinde, yalnız, Meclisin hâkimiyetine dayanan, yasamanın hâkimiyetine dayanan bir sisteme gittiğiniz zaman, Türkiye'de rejim de ciddî bir tehlikeye girer.

Biliyorsunuz, 1982 Anayasası, 1980'lerde yapıldığında, o zaman ben, bu Anayasayı tek başıma karşı koydum ve buna ilk ret oyu veren insanlardan biriyim. O zaman Danışma Meclisi üyesi idim. Tabiî, herkes bize karşı çıktı; aradan zaman geçti, olaylar bizi haklı çıkardı. Ben, uzun zamandır da Parlamentodayım ve Parlamentodaki siyasî iktidarların arkasındaki güçleri ve bu güçlerin kimlerin hesabına çalıştığını çok iyi bilen bir insanım. Dolayısıyla, burada önemli olan, bu, memleketin gelecekteki rejimini tehlikeye sokan bir şeydir.

Şimdi, Türkiye, birtakım şeylerden dolayı karanlıklar ülkesi haline geldi. Bir bakıyorsunuz, bir bakan çıkıyor "efendim, POAŞ'ın ihalesinde bir genel başkan çok ciddî rol oynadı, bu işi karıştırdı" diyor. Biliyorsunuz, POAŞ ihalesi yapıldı, birinci kazanana verilmedi, ikinci kazanana da verilmedi, üçüncüye verildi. Arkasından da, şimdi bir bakan "efendim, bir genel başkan, o sırada büyük bir rol oynadı" diyor. Kim bu genel başkan? O zaman üç genel başkan vardı, ya kendi genel başkanıdır, korkuyor açıklamıyor, ya bugünkü Başbakandır, ondan korkuyor açıklamıyor veya başka bir partinin genel başkanıdır.

Şimdi, Türkiye, maalesef, bu koşullar içerisinde yaşayan bir ülke. Böyle olunca da, hep siyasî güçlerle her yere varamayız. Türkiye'de, kurumlar arasında otokontrol sistemini kaldırdığınız zaman hem rejim tehlikeye girer hem de devletin kaynakları birkaç tane siyasî gücün arkasındaki holdinglere peşkeş çektirilebilir.

Tabiî ki, biraz önce burada, hem Hükümet adına konuşan bakan hem de ANAP sözcüsü diyor ki: "Danıştaydakiler daha mı dürüst." Canım, yargıdakiler, elbette ki... Ama, onlar tarafsız; onlar, bir holding patronunun karşısına gittiği zaman, holding patronu onların karşısına pijamayla gelmiyor; bir saygı diyor, en azından bir kurum; ama, bir başbakanın karşısına pijamayla geliyor. Niye? Sen, her zaman benim emrimdesin, yoksa, benim emrimde olmazsan, ben, siyasî faaliyette bulunma hakkını sana tanımam diyor; Türkiye'nin gerçeği bu. Onun için, yargının gücü buradan geliyor ve yargı, Türkiye'de bir dengedir, bu dengeyi, bana kalırsa, ortadan kaldırmamak lazım; kaldırdığımız zaman da, Türkiye'de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, 1 dakika ilave süre veriyorum; lütfen bitiriniz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki efendim.

...çok büyük sıkıntılar olabilir. Tabiî, 21 inci Yüzyıl, acımasız ve bu vahşi kapitalizm, dünyada her şeye hâkim olmak istiyor. Maalesef, işte, bir sosyalizm, bu vahşi kapitalizme mağlup oldu; tabiî sermaye, her yerde söz sahibi olmak istiyor. Sermaye, her yerde söz sahibi olmak isteyince, karşısında da güç tanımıyor.

Tümü üzerinde yaptığım konuşmada belirttiğim gibi, yabancı sermaye -yani, aslında, yabancı sermayenin de Türkiye'ye gelip gelmeyeceği belli değil de- ben, senin yüksek hâkimine güvenmiyorum, mahkemene güvenmiyorum, benim hâkemime güveniyorum diyor. Aslında, Türkiye'nin de kendisi, uluslararası boyutlarda hâkem verebilen bir ülke olsa, Amerika'da, İtalya'da, Fransa'da yatırım yapan bir ülke olsa, elbette ki, biz, bu sistemi getirirsek bizim de faydamıza olur; burada bizim faydamıza olmaz.

Bunları belirtmek için söz aldım. Müteakip maddede de daha söyleyeceklerim var.

Saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Son söz, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu'nun.

Sayın Yasin Hatiboğlu?.. Yok.

Sayın Salih Kapusuz?.. Yok.

Sayın Ahmet Cemil Tunç?..

AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Konuşmayacağım.

BAŞKAN – Sayın Salih Çelen?..

SALİH ÇELEN (Antalya) – Hayır efendim, vazgeçtim, konuşmayacağım.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Dönen?.. Burada.

Buyurun Sayın Dönen. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır efendim.

MEHMET DÖNEN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan anayasa değişikliği üzerinde, şahsım adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada, özellikle bütün siyasî partilerin sözcüleri, gerçekten, enine boyuna bu konuyu tahlil ettiler. Dünyaya baktığımızda, gerçekten, son günlerde dünyada çok önemli değişiklikler olmakta; dünyanın küreselleştiğini, yani, globalleştiğini görmekteyiz. Globalleşmenin ne anlama geldiğine baktığımızda; globalleşme, bilginin ve sermayenin sınır tanımadan dolaştığı bir dünyanın adıdır. Dünyada dolaşan sermayenin, gerçekten, getirisi çok düşük; yani, dünyada dolaşan sermayeyi tahlil ettiğimizde, reel olarak getirisi, ancak yüzde 3,5 dolayındadır. Böyle dolaşan 1,3 trilyon dolar sermaye var.

Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma süreçlerini tamamlayabilmeleri, işte, bu dünyada dolaşan global sermayeden alabildikleri payla doğru orantılı gelişmektedir. Yoksa, artık, gelişmekte olan ülkelerin, kendi iç tasarruflarıyla ülkelerini geliştirmeleri mümkün görünmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu globalleşen dünyanın kurallarına uyum gösterebilen ülkeler, gerçekten, gelişme süreçlerini kısaltmışlar, kendi toplumlarının sorunlarını çok kısa sürede çözebilme başarısını göstermişler; ama, birtakım nedenlerden dolayı bunu yapamayan ülkeler, kendi iç kaynaklarını kullanmaya yönelen ülkeler, gerçekten, gelişme süreçlerini tamamlayamamışlar.

Şimdi, bugünkü duruma bakalım: Yurt dışından aldığımız, özellikle, kaynak 450-500 milyon dolar dolayında; komik bir dışkaynak getirebilmekteyiz ülkemize. Ama, buna rağmen ülkemizden, özellikle, çok yüksek faizle içborçlanma yapmaktayız; yani, bugünkü hükümet ve geçmiş hükümetler de, tabiri caizse, bir aktarma görevi yapmakta; 4-4,5 milyon vergi mükellefinden topladığı kaynakları, Türkiye'de, 200 kişi gibi çok düşük bir azınlığa aktarma görevini yapmakta.

Peki, bu sömürü değil mi? Bu da çok önemli bir sömürü. Peki, bu globalleşen dünyada, siz, içeriden aldığınız sermayeye verdiğiniz rantların Türkiye'de yatırıma döndüğüne inanıyor musunuz? İşte, çıkardığımız bir vergi yasasından dolayı, aşağı yukarı 20 milyar dolar gibi bir paranın kaçtığından bahsediyoruz; yani, demek ki, artık, sermayenin yerlisi ve yabancısı yoktur. Bizim dünyayla rekabet edebilmemiz için, dünya kaynaklarından ucuz maliyetli kredi bulmak zorunluluğumuz var; çünkü, bizim altyapıya ihtiyacımız var; çünkü, bizim yatırıma ihtiyacımız var, işsizimiz var, kurumlarımızı gerçekten yenilemeye ihtiyacımız var.

Değerli arkadaşlarım, onun için, bu Anayasanın değişmesi gecikmiş bir olay olarak karşımıza çıkmakta. Bu anayasa değişikliğini ben şahsen destekliyorum; ama, Türkiye'ye yabancı sermayenin gelişini bu anayasa değişikliğine bağlamak; yani, yalnızca bu anayasa değişikliğine bağlamanın da doğru bir düşünce tarzı olmadığına inanıyorum. Çünkü, yabancı sermayenin bir ülkeye gelebilmesi için, o ülkede kazanacağı rant kadar o ülkenin taşıdığı riskler de önemlidir. Eğer, sizin ülkeniz riskli ülkeler statüsünde ise, size gerçekten önemli miktarda kaynak gelmez veya hiç gelmez.

Değerli arkadaşlarım, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelebilmesi, özellikle Türkiye'nin siyasî, ekonomik istikrarına, ondan da daha önemlisi demokrasisinin standardına bağlıdır. Eğer, siz, şeffaf bir demokratik sistemi gerçekleştirmezseniz, bu yasal düzenlemeleri de yapsanız çok fazla ümitli olmamanız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dönen, 1 dakika süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

MEHMET DÖNEN (Devamla) – Ben diliyorum ki, bu Meclisimiz daha çok mesai yaparak Türkiye'nin önünü açacak, özellikle, demokratikleştirecek, demokrasinin standardını artıracak yasaları gündeme getirir. Artık, ülkemizde sermaye grupları yeşil, kırmızı, sarı diye ayrılmaz, herkesin dinamiklerinin gereği yapılır ve demokratik bir biçimde Türkiye'nin iklimi, sermayenin gelişebileceği, sermayenin işe, aşa dönüşebileceği bir hale getirilir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, FP, ANAP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dönen.

Sayın milletvekilleri, böylece konuşmalar tamamlanmış oldu.

Şimdi, madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık durumlarına göre işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

109 sıra sayısıyla görüşülmekte olan teklifin çerçeve 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 9.8.1999

Saygılarımla.

Ahmet İyimaya

Amasya

"Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen ve imtiyaz alanı dışında kalan yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

109 sıra sayısıyla görüşülmekte olan teklifin çerçeve 1 inci maddesi ile opere edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 47/1 hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 29.7.1999

Ahmet İyimaya

Amasya

"Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde ve ancak savaş sebebiyle devletleştirilebilir."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ikinci önerge daha aykırı olduğu için, ikinci önergeden başlayarak önergeleri işleme koyacağız.

Müsaade ederseniz, yapılacak işlemi arz etmek istiyorum, Komisyon ve hükümet önergeye katılmazsa, önerge sahibine soracağız; ya gerekçesini okutacağız ya da konuşma hakkı vereceğiz. Ondan sonra işarî oya başvuracağız; işarî oylamada çoğunluk sağlanırsa gizli oya başvuracağız; işarî oylamada çoğunluk sağlanamazsa önerge reddedilmiş sayılacak.

En aykırı önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

109 sıra sayısıyla görüşülmekte olan teklifin çerçeve 1 inci maddesi ile opere edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 47/1 hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 29.7.1999

Ahmet İyimaya

Amasya

"Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde ve ancak savaş sebebiyle devletleştirilebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet önergeye katılmıyor.

Sayın İyimaya, konuşacak mısınız, yoksa gerekçenizi mi okutalım?

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Gerekçe okunsun efendim.

BAŞKAN – Peki efendim; gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Özelleştirme, devletleştirmeyi istisnaî bir araç haline getiren temel bir tercihtir. Devletleştirme ve özelleştirme kurumlarının birbirleriyle bağdaşmazlığı karşısında böyle bir denkleştirmeye gitmek, anayasal tutarlılığın bir gereğidir. Özelleştirme kural, devletleştirme harp zaruretiyle sınırlı bir istisnadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

109 sıra sayısıyla görüşülmekte olan teklifin çerçeve 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 9.8.1999

Saygılarımla.

Ahmet İyimaya

Amasya

"Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen ve imtiyaz alanı dışında kalan yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet önergeye katılmıyor.

Sayın İyimaya, konuşacak mısınız, yoksa gerekçenizi mi okutalım?

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Gerekçe okunsun efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin mevcut şekli, imtiyaz alanı oluşturabilecek yatırım ve hizmetleri dahi özel alana, denetimsiz bir şekilde aktarmaktadır. Teklifin 2 ve 3 üncü madde hükümleri reddedilse dahi, bu hükümle aynı amaca ulaşılabilmektedir. Bu hüküm, Anayasanın imtiyaz maddesinin (madde 155, gerçekleşirse 125/1 c.2) içini boşaltmaktadır. Hatta, imtiyaz hukuku dolaylı olarak tasfiye edilmektedir. Bir Anayasa hükmünün, aynı Anayasanın başka hükümlerini dolanmasının hiçbir dayanağı olamaz.

BAŞKAN – Okunan önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 1 inci maddenin görüşmeleri tamamlanmıştır.

Maddenin gizli oylamasına Adana İli milletvekillerinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Mustafa Vural...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun yerine, Devlet Bakanı Sayın Tunca Toskay oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunuyorum.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Mehmet Kocabatmaz...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Orman Bakanı Sayın Nami Çağan'ın yerine, Devlet Bakanı Sayın Mustafa Yılmaz; Devlet Bakanı Sayın Abdulhaluk Mehmet Çay'ın yerine, Ulaştırma Bakanı Sayın Enis Öksüz oy kullanacaklardır.

Bilgilerinize sunuyorum.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Osman Aslan...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oyunu kullanmayan sayın üyemiz var mı? Yok.

Oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi tasnife geçeceğiz; tasnife geçerken, bir hususta izninizi almak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, ilk yaptığımız oylama ve tasnif, 40 dakikası oy verme, 20 dakikası tasnif olmak üzere tam 1 saat sürdü. Bu tasnif süresinin, diğer maddenin müzakeresi suretiyle değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Dayanağımız da şu olacaktır: İçtüzüğün 94 üncü maddesini okumak istiyorum; matlabı şöyle: "Anayasada değişiklik tekliflerinin kabulü"

"Madde 94.- Anayasada değişiklik tekliflerinin birinci ve ikinci görüşmelerinde, maddelerin kabulü ile ikinci görüşmenin sonunda tümünün kabulü üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyu ile mümkündür."

Asıl dikkat etmenizi istirham edeceğim paragraf şu:

"Birinci görüşmede gerekli çoğunlukla kabul oyu alamayan bir madde ikinci görüşmede de gerekli çoğunlukta kabul oyu alamamışsa reddedilmiş olur."

Demek ki, birinci görüşmede yeterli çoğunlukla kabul oyu almamış olmak, müzakereye mâni değildir. Ancak bunu, yani, tasnif sırasında diğer maddenin, müteakip maddenin görüşülmesinin uygun olacağını, bir de oylarınızla tespit etmek istiyorum: Uygun görenler lütfen işaret etsinler... Uygun görmeyenler... Uygun görülmüştür.

Şimdi, tasnif başlarken, 2 nci maddenin görüşmelerine de başlamış olacağız.

(Oyların ayırımına başlandı)

BAŞKAN – 2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.—Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümle olarak aşağıdaki hüküm eklenmiştir.

“Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, gruplar adına, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Ali Naci Tuncer söz istemişlerdir.

Şahısları adına, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Elazığ Milletvekili Sayın Ahmet Cemil Tunç, Antalya Milletvekili Sayın Salih Çelen, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen, Ankara Milletvekili Sayın M. Zeki Çelik söz istemişlerdir.

Gruplar adına ilk söz, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin'in.

Buyurun Sayın Şahin. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır efendim.

FP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisimizin saygıdeğer üyeleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 2 nci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teklifin bu maddesiyle, Anayasanın 125 inci maddesinin birinci fıkrasına bir cümle eklenmektedir. Biraz önce de Başkanlık Divanınca okunduğu gibi, bu değişiklik şu cümleden ibarettir: "Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir."

Değerli arkadaşlarım, her ne kadar, bu teklif, Anayasanın 3 maddesinde değişiklik içermekte ise de, kamuoyunda günlerdir tartışılan ve büyük bir ihtimalle bundan sonra da çokça tartışılacak olan husus, bu maddeyle Anayasaya getirilen tahkim konusudur. Teklifin geneli üzerinde yapılan müzakerelerde de çokça temas edildiği gibi, tahkim veya hakemlik müessesesi, kanunun men etmediği konularda, taraflar arasında doğmuş veya doğacak uyuşmazlıkların, bir sözleşme veya kanun hükmü uyarınca, devlet yargısına başvurulmadan, taraflarca veya kanunla doğrudan doğruya seçilmiş olan şahıs ve mercilerce çözümlenmesidir.

Bilindiği gibi, günümüz hukuk devletlerinde, yargı yetkisi, devletin egemenlik hakları arasındadır. Devlet, kural olarak, yargı tekeline sahiptir; ancak, tahkim veya hakemlik kurumuyla, yargı yetkisinin devlete ait olması kuralına bir istisna getirilmektedir; bu da yeni değildir değerli arkadaşlarım. Gerek dünyada ve gerekse Türkiye'de, tahkim kurumunun, oldukça eskiye dayanan bir geçmişi vardır. Bugünkü anlamda, özellikle Batı'da, en az ikiyüz yıllık bir geçmişi var tahkimin. Ülkemizde de, 1927 yılından beri, tahkim kurumu müessesesi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda yer almış -8 inci babında 20 madde- 516 ncı maddeden 536 ncı maddeye kadar olan maddeler, tahkimi düzenlemiştir. Kuşkusuz ki, bu, iç tahkimdir; çünkü, tahkim müessesesi genel olarak ikiye ayrılır ve bunlardan biri ulusal tahkimdir. Biraz önce değindiğim gibi, yetmişiki yıldır ülkemizde uygulanan, iç tahkimdir. Bir de uluslararası tahkim söz konusudur ve uyuşmazlığın uluslararası olması halinde başvurulan bir yoldur.

Görüşmekte olduğumuz, Anayasanın 125 inci maddesiyle getirilmeye çalışılan veya anayasal dayanağı oluşturulmaya çalışılan da uluslararası tahkimdir. Şunu hemen belirtmek zorundayız ki, uluslararası tahkim, ülkemize bu değişiklikle gelmiş olmayacak; Türkiye, uluslararası ticarî tahkimi kabul edeli yıllar olmuştur; çünkü -Türkiye, bir dünya devletidir, öyle de olmak zorundadır- globalleşen modern iş dünyasında, daha kolay, daha ucuz ve daha kısa sürede çözüm sağlayan ve uluslararası ilişkilerde uyuşmazlıkların çözümü için başvurulan bu yöntemi, Türkiye, 1958 yılından beri benimsemiştir. Türkiye, 1958 yılında New York'ta imzalanan Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki Sözleşmenin taraflarındandır. Ayrıca, yine Türkiye, 1961 tarihli Uluslararası Ticarî Hakemlik Konusunda Avrupa Sözleşmesini imzalamış ve 1965 yılında da, Yatırım Anlaşmazlıklarının Çömü Konusunda Washington Sözleşmesini akdetmiştir.

Bütün bu sözleşmeler, aynı zamanda çok taraflı sözleşmeler olup, geç de olsa, Türkiye Büyük Millet Meclisince 1991 yılında onanmıştır. Türkiye, bununla da kalmamış, bu konuda, 1982 yılında bir de kanun çıkarmıştır; bu kanun, 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanundur. Türkiye ayrıca, yatırımların karşılıklı korunması ve teşviki amacıyla, 50'ye yakın ülkeyle ikili anlaşmalar da imzalamıştır. Bütün bu anlaşmalarda, uluslararası tahkime yer verilmektedir. Yani, netice itibariyle şunu söyleyebiliriz: Türkiye'nin ikili anlaşma yaptığı ülkelerdeki yabancı yatırımcıların, uluslararası tahkim şartlı olarak, Türkiye'de sözleşme ve yatırım yapmalarına bir mâni yoktur.

Peki, hal böyleyken, sorun nereden kaynaklanıyor? Hep duyuyoruz, okuyoruz, Türkiye'nin yabancı sermaye ihtiyacı var; tahkim düzenlemesi yapılmadan yabancı yatırımcılar gelmiyor; 1,6 milyar dolar bekliyor; tahkim kanunu yatırımın anahtarıdır; buna karşı çıkılamaz, gibi sözlerin anlamı ne?

Değerli arkadaşlarım, sorun şuradan çıkıyor: 1980'li yılların başından itibaren adından sıkça söz edilen bir model, Türkiye'nin gündemine oturdu; bu model, yap-işlet-devret modeliydi. Ülkenin ihtiyacı olan altyapı yatırımlarına devletin gücü yetmeyince, bu hizmetlerin özel sektör tarafından yapılması yolu arandı; özel sektörce masrafları karşılanmak üzere yapılıp, yatırılan sermayenin amortismanının ve belli bir kârın sağlanacağı bir süre işletilip, daha sonra bedelsiz olarak idareye devir ve teslimini öngören bir yöntemdir yap-işlet-devret modeli. Bu yöntem ilk defa 1984 Aralık ayında bir yasal altyapıya kavuşturuldu 3096 sayılı Kanunla. Ancak, on yıllık bir tatbikatta, bu kanundan beklenenler gerçekleşemedi büyük ölçüde, kâfi gelmedi; 1994 yılında önce 3974 sayılı Yasa Anayasa Mahkemesince iptal edildi ve üç ay sonra da 3996 sayılı Kanun çıktı. Bu kanun, Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanundu ve bu kanun yürürlüğe girdi. Bu kanun, sadece enerji alanında değil, köprü, sulama, tünel, baraj, otoyol, deniz ve havalimanları gibi tesislerin de özel kesimce yapılmasına imkân sağlıyordu; ancak, bu kanun, 5 inci maddesiyle, yukarıda saydığım hizmetlerin yapımı için akdedilen sözleşmeleri imtiyaz sözleşmesi saymamış ve bu sözleşmelerin özel hukuk hükümlerine tabi kılınacağını düzenlemiştir. Konu, hemen akabinde, bir davayla Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiş ve Yüksek Mahkeme de şu gerekçelerle 3996 sayılı Yasayı iptal etmiştir:

"Bir kamu hizmetinin uzun süreli olarak özel girişime gördürülmesi için yapılan sözleşmeler, imtiyaz sözleşmeleridir ve aynı zamanda da, kamu hizmeti niteliği itibariyle, idarî bir sözleşmedir; dolayısıyla, Danıştay denetimine tabidir." İşte, sorun, buradan kaynaklanıyor, buradan çıkıyor.

Bir kamu hizmetinin özel kesimce yap-işlet-devret modeliyle yapılmasında, bu durum, caydırıcı bir rol oynamıştır. İtirazlar ve şikâyetler ortaya çıkmış; itirazlar şu noktalarda düğümlenmiş: Danıştay incelemesi çok uzun sürmektedir; Danıştay, idareyle özel kesim arasında akdedilen sözleşmelere fazlasıyla müdahale etmekte, âdeta, kendi iradesini, sözleşmenin taraflarının iradesi yerine ikame etmektedir ve -itirazlar devam ediyor- uyuşmazlık halinde de, uyuşmazlıklar, Danıştayda çözümlenmek zorundadır -biraz önce söylendiği gibi- bu da, uzun bir zamanı gerektirmektedir ve ayrıca, Danıştay, tahkime ilişkin maddeleri metinden çıkarmaktadır.

Şimdi, sorun, burada düğümleniyor. Bir tarafta Türkiye, hem çok taraflı hem ikili birçok anlaşmaları imzalamış, bu anlaşmalarda uluslararası tahkim öngörülmüş, ama, bir tarafta da Danıştayın yaklaşımı; burada bir ikilem söz konusu.

İşte, değerli arkadaşlarım, tam bu noktada, Türkiye, bir çözüm arıyor ve bu çözüm nedir?.. Teklif sahipleri, çözümü, Anayasa değişikliğinde görmüşlerdir; tahkime anayasal dayanak sağlamayı, sorunu çözmek için düşünmüş ve bu teklifle Genel Kurulun huzuruna gelmişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, tahkim müessesesinin, bize göre gerekli olmamakla birlikte, Anayasayla güvence altına alınmasına, Anamuhalefet Partisi olarak bir diyeceğimiz yoktur; ancak, tahkime anayasal altyapı kazandırmayı amaçlayan bu düzenleme, ihtiyacı ve amacı aşmaktadır; çünkü, bize göre tahkim, sadece milletlerarası ticaretin alanına giren, yabancılık unsuru içeren imtiyaz sözleşmelerinden doğan ihtilafların çözümünde öngörülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin, 1 dakika ilave süre veriyorum; tamamlar mısınız efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Değişiklik teklifi, aynı zamanda, mahallî imtiyaz sözleşmelerinde de tahkime başvurulacağını düzenlemektedir. Her şeyden önce, bu durum, teklifin gerekçesiyle de çelişmektedir; çünkü, teklifin gerekçesinde "...yabancı sermayenin yatırım yapmaya teşvik edilmesi, kalkınma yolunda önemli bir araç oluşturmaktadır" denilmektedir. O halde, yabancı sermaye gelecek; ama, aynı zamanda, yeni teknoloji de getirecektir. Yerli sermayenin, ne yeni bir teknoloji getirmesi ne dışarıdan bir sermaye getirmesi söz konusu olmadığına göre, biz, böyle bir düzenlemeyi, amacı aşan bir düzenleme olarak görüyoruz, bu nedenle, değişiklik teklifi verdik. Eğer, bu değişiklik teklifi Genel Kurulca benimsenirse, 2 nci maddedeki düzenlemeye, Anamuhalefet Partisi olarak destek vereceğiz.

Sürem dolduğu için, sözü burada kesiyorum; ancak, hemen şunu ifade edeyim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – O zaman, bir iki cümle kullanayım.

Değerli arkadaşlarım, bireysel girişimciliğin önündeki engelleri kaldırmak önemlidir; ama, bireysel özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak bundan çok daha önemlidir; Batı böyle yapmıştır. Biz biraz tersinden başlıyoruz; ama, geç de olsa, bireysel girişimciliğin ardından, bireysel özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmayı, inşallah, bu Parlamento başaracaktır.

Bu duygularla, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Ali Naci Tuncer.

Buyurun Sayın Tuncer. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA ALİ NACİ TUNCER (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin 2 nci maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2 nci maddeyle, Anayasanın 125 nci maddesine bir fıkra veya bir cümle eklenmekte; burada, imtiyaz antlaşma ve sözleşmelerinde, millî ve milletlerarası tahkime gidebilme hakkı getirilmektedir.

Bu tahkim nedir ki, bu kadar vaveylâ koparıldı; bize, boyuna fakslar geliyor, yazılar geliyor; Atatürk'e bizi şikâyet ediyorlar; biz, vatana ihanet ediyormuşuz... Elimde bir sürü belgeler... "Uluslararası tahkim, sömürge hukukudur." İmzalara bakıyorum; imzalar doğruysa, devlet kademelerinde yıllarca hizmet yapmış çok güzide insanların buraya imza attıklarını görüyoruz. Demek ki, tahkimde bizim yapmak istediğimiz değişiklik tam olarak anlatılamamış.

Tahkim nedir; genel anlamda tahkim, bir sözleşmenin taraflarının, ihtilafın çözülmesi veya doğacak muhtemel bir ihtilafın çözümünde, hakem denilen şahıslara gitmesidir.

Bu, hukukumuzda yok muydu, yeni mi çıktı bu; hayır, hukukumuzda vardır; özel hukuk hükümlerine dayanan sözleşmelerde tahkime gidilebiliyordu. Bizim yapmak istediğimiz ne; idarî sözleşmeden doğan tahkime yol veriyoruz. Bunun için de, bugüne kadar çok önemli bir sıkıntımız yoktu; ta ki, 1995 yılında Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararından sonra... Hukukumuza "imtiyaz antlaşma ve sözleşmeleri" diye, Anayasaya bir hüküm girmiştir. İmtiyaz antlaşma ve sözleşmelerini hukukumuzda tarif eden hiçbir kaide, hiçbir norm yoktur; ancak, Anayasaya bu cümlenin girmesi nedeniyle, Anayasa Mahkemesi bir tarif yapmış ve yap–işlet–devret sözleşmelerini, diğer ismiyle BOT'leri, imtiyaz anlaşması kabul etmiştir.

Şimdi, bizim burada getirdiğimiz hükümle, bu imtiyaz sözleşmelerine, ulusal veya uluslararası tahkimi getiriyoruz. Burada teknik bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: 47 nci maddenin son fıkrasında değişiklikler yaptık; hangi kamu hizmetlerinin özel hukuk hükümlerine tabi olacağına dair, kanunla belirleyebileceğimize dair bir hüküm getirdik. 125 inci maddede ise, imtiyaz antlaşma ve sözleşmelerinde tahkime gidilebileceğini belirtiyoruz. Eğer, tahkime gidildiğinde, bu sözleşme, özel hukuk hükümlerine tabi bir sözleşme haline geliyorsa, o zaman, 47 nci maddedeki hüküm buna kafî gelirdi; imtiyaz antlaşma ve sözleşmesi teşkil eden tüm antlaşmaları bu maddeye koymak suretiyle, 125'teki değişikliğe ihtiyaç hissedilmezdi. Eğer, 125 inci maddede yaptığımız bu değişiklikle, bunlar, yine, idarî sözleşme vasfını kaybetmeyeceklerse, o zaman, bir tehlike doğuyor. Bizim özel hukuk hükümlerinden doğan tüm tahkimlerin tenfizini, kanunumuz, sarahaten -usul kanununda- belirlemiştir; yani, buradaki tanıma göre, tenfiz, özel hukuk hükümlerine göre yapılmaktadır. Eğer, bu, idarî sözleşme halinde kalacaksa, uyum yasalarında yeni bir hüküm koymamız lazım; çünkü, idarî sözleşmeler, idarî yargıya tabidir; orada da ayrı bir tenfizin getirilmesi gerekir. Bu hususu dikkate almamız gerekmektedir.

Malumunuz olduğu üzere, yargı, devletlerin egemenlik haklarındandır. Tüm devletler bunu yıllarca böyle kabul etmiştir; ancak, ulaşımda ve iletişimdeki değişiklikler, ticareti girift bir hale getirmiş ve milletler, ticarette hangi hukukun tatbik edileceği ve pratik çözümler üzerinde çalışmaya başlamışlar ve bunun için tahkim müessesesini ortaya çıkarmışlardır; bu cümleden, uluslararası birsürü protokol ve sözleşme yapılmıştır. 1923'te Cenevre Protokolü, 1927'de Cenevre Antlaşması, Avrupa Sözleşmesi, New York Sözleşmesi, Washington Sözleşmesi -ki, ICSID diye de bahsedilir- Panama Sözleşmesi, Rusya Sözleşmesi, hep bu ihtiyaçlardan doğmuştur. Türkiye, bu sözleşmelerden, Avrupa Sözleşmesine, Cenevre Sözleşmesine, New York Sözleşmesine ve Washington Sözleşmesine imza atmıştır; yani, özel hukuk hükümlerine tabi tahkimi daha önceden kabul etmiş ve bu antlaşmalar çerçevesinde de tanınması yoluna gidilmiştir. Şimdi, idare hukukundan doğan sözleşmelere tahkimi getirmek suretiyle, daha liberal bir hale getirmeye çalışıyoruz.

Anayasamızda devletçilik egemen durumda. 1982 Anayasasını "ararejim Anayasası" diye hep tenkit ediyoruz; ama, maalesef, şöyle oturup da bir anlaşma yapıp, bütün maddelerini birden getiremiyoruz. Anayasanın 168 inci, 169 uncu maddelerinde, devletin hâkimiyeti halen devam etmektedir. Keşke, burada gösterdiğimiz uyumu, Anayasanın bütün değişikliklerinde gösterip, hepsini birlikte getirebilseydik; ama, bunu da getirdiği için hükümete teşekkür ediyorum. Zira, biz bunu yıllar önce gündeme getirdik. Eğer, bizler iktidarda olsaydık, bunu getirseydik, malum çevreler, Sayın Başbakanın eski yandaşları -şimdi onlardan ayrıldığını ifade ediyor; bundan memnuniyet duyuyoruz- o yandaşlar belki eyleme geçeceklerdi, belki ışık söndürmeler, alkışlı protestolar başlayacaktı.

Hükümet bunu getirdiği için yine de memnunuz; fakat, tutarsızlıklar var. Bundan sonraki maddede, Danıştayı plase etmeye çalışıyoruz. Eğer, hakikaten, Danıştayı çıkarmamız yararlıysa -mademki liberal bir ekonomiye geçiyoruz, yabancı sermayeyi getireceğiz- tamamen gündemden çıkaralım. Danıştayla ilgili ne diyoruz; hükümet arzu ederse, Danıştaya götürüp, mütalaasını alabilecek. Anayasaya koymazsak, hükümet bunu yapamıyor mu arkadaşlar?! Bugün, hükümet ve Başbakan, dilediği her hususta, ihtiyaç duyduğunda, Danıştayın istişarî mahiyette mütalaasını alabiliyor, bunu Anayasaya koymasak da yapabiliyoruz. Eğer, Danıştayın Anayasada kalmasını istiyorsak, ciddî bir tetkikatını istiyorsak, ona göre bir düzenleme yapmamız lazım.

Buna rağmen, bu düzenlemeye de teşekkür ediyoruz; çünkü, biz, bu yabancı sermayeden çok sıkıntı çektik, çok uğraştık, özelleştirmede uğraştık, BOT'de uğraştık; ama, bugün bunu getirenlerin çoğunluğu bize karşı çıkmışlardı. Bugün Doğru Yol'a gelmediyseniz de, Doğru Yol'a yanaştığınız için hepinize teşekkür ediyorum.

Bu, memleketin hayrına olacaktır, ufkumuzu açacaktır. Dünyayla entegre olduğumuz bir dönemde, basit mütalaalarla bundan kaçınmayalım. O, bizi vatan haini ilan edenlerin fikirleri malum; tetkik etmeden veya kasıtlı olarak söylüyorlar. Buradaki bütün parlamenterler, en az onlar kadar vatanperverdir ve vatanın menfaatını onlardan daha çok koruyacaklardır. Bize söylenen bu sözleri, huzurunuzda protesto ediyorum. Ben ve Grubum, memleketimizin yararına olacak her harekette varız; yeter ki, bizi dinleyin, muhalefeti dinleyin, birlikte, memlekete yararlı kanunları getirelim; dayatmayla hiçbir yere gidilmez. Bu uyumlar zamanında sağlansaydı, bugün, yabancı sermaye buraya akacaktı. Beş altı yıllık cumhuriyet olan Türkî cumhuriyetlere yabancı sermaye ve krediler Türkiye'yle mukayese edilmeyecek miktarda ve faiz oranında verilirken, 76 ncı yılına girmekte olduğumuz cumhuriyetimizde yabancı kredi bulamıyoruz. Bu, benim Türkiyemin zayıflığından değil...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika süre veriyorum; buyurun efendim.

ALİ NACİ TUNCER (Devamla) – ...ekonomimizin iyi idare edilmemesindendir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu ana mevzularda muhalefet-iktidar farkı gözetmeyelim; memleketin selametine, huzuruna, yararına olan her kanunda birleşelim ve bugün olduğu gibi, inşallah, bundan sonra da, getireceğiniz, memlekete yararlı her anayasa değişikliğinde, her kanunda, biz, sizin destekçiniz olacağız; ama, memleket yararına olmayan hiçbir teşebbüsün yanında da olamayacağız.

Bu anayasa değişikliğinin, memlekete, millete yararlı olmasını diliyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuncer.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin yapılan gizli oylama sonucunu arz ediyorum:

Oy sayısı : 458

Kabul : 416

Ret : 22

Çekimser : 19

Boş : 1

Böylece, kanun teklifinin 1 inci maddesi, ilk müzakeresinde ve ilk oylamasında yeterli oyu almış bulunuyor. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şimdi, şahıslara söz vereceğim.

İlk söz, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç'in.

Buyurun Sayın Genç. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle getirilen değişiklik bana göre fuzuli. Yani, eğer bunun arkasında art niyet yoksa... Biliyorsunuz, Anayasanın 125 inci maddesinin matlabı "yargı yolu"dur. "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır" birinci cümle bu. İkinci cümleye neyi getirmişler: "Kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî ve milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir." Yani, tahkim, bir yargı denetimi kabul edilmiş.

Buraya bir "millî" kelimesi de ilave edilmiş; yani kamu hizmeti niteliği bulunan bir hizmeti, siyasî iktidar bir kanunla bunu özel hukuk sahasına alacak ve özel hukuk sahasına aldığı bu hizmet için de özel hükümleri uygulayacak ve bu özel hükümlerle ilgili düzenleme Anayasanın 9 uncu maddesindeki "yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelere aittir" yolundaki hükme aykırıdır. O zaman, yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelere değil de, millî veyahut da yurtdışındaki hakemlere ait olacak. Bu, benim aklımın kabul etmediği bir düzenlemedir.

Buraya, bir de, bir "millî hakem heyeti" getirilmiş. Bana göre, bu yine çok tehlikeli. Her vesileyle bu kürsüye çıktığım zaman siyasî gücün bazı holdingler... Bazı kabulleri yapmamız lazım arkadaşlar. Türkiye'de sermayenin gücünün karşısında durulamıyor, bunu herkes biliyor. Türkiye'de maalesef, sermaye, holdingler istedikleri zaman belirli dayatmalarla, belirli kanunları da çıkarıyorlar, o kanunlara bağlı tasarrufları da yapıyorlar. Şimdi, böyle olunca, belirli birtakım holdingler... Biz burada gerçekleri söylemek zorundayız. Benim partim zaten tahkime karşı değil; yani her vesileyle de söylüyor, arkadaşlarımız destekliyor; ama ben, yargıdan gelen bir insan olarak, yapılan düzenlemelerin, memleketin geleceğinde ne tehlikeler yaratabileceğini vurgulamak için bunları söylüyorum; yani, bir siyasî iktidar düşünün, belli bir holding grubuyla hareket edebilir ve edince de, bir özel kanunla, mesela bir enerji yatırımını kamu hizmetinden çıkarıp özel hizmete sokabilir ve bu özel enerji yatırımıyla ilgili, kendi yandaşlarıyla birlikte bir sözleşme imzalar, o sözleşmede de, yine kendilerinin emir ve talimatları dahilinde hareket edecek bir hakemi de orada hakem tayin eder, ondan sonra, siz gidin de, devleti bunların talanından kurtarın.

Şimdi, bunlar gerçekler. Ben burada konuşurken, bazı arkadaşlar gülüyorlar. Bir gün, vatandaşın biri bana dedi ki: "Kamer Bey, sen kürsüye çıktığın zaman doğruları söylüyorsun; ama, bazı milletvekilleri niye gülüyor? " Hakikaten, ben size bir şeyler öğretmeye çalışıyorum, niye gülüyorsunuz, anlamıyorum yani.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, bu 125 inci madde yargı denetimidir. Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûra kararları yargı denetimine tabi değildir. Şimdi, getirilen bu düzenlemeyle, imtiyaz, şartlaşma ve sözleşmeleriyle düzenlenmesi halinde, tayin edilen hakemin kararları da yargı denetimi kabul ediyor. Bence bu mantıksız; yani, Cumhurbaşkanının işlemlerini yargı denetimine tabi tutmuyorsunuz; ama, işte, Cumhurbaşkanının işlemleri ortada; Sayın Süleyman Bey iş başına geldiği zaman 8 tane makam arabası vardı Çankaya'da, şimdi 58'e çıkmış; 700 personel çalışıyordu, şimdi 1 800'e çıkmış; yani, yargı denetimi de bir yere olmayınca, keyfî yönetime bıraktığın zaman... Kim gidiyorsa "Süleyman Bey, bizim çocuk işsiz..." "Gelsin bizim Çankaya'da çalışsın canım..." Kaç lira istiyorsan, yasal bir şeyi de yok... Ben, bir bütçe müzakeresinde -bir danışman almıştı Cumhurbaşkanı- birisine dedim ki -Özal zamanındaydı- yaa olur mu, Cumhurbaşkanı bir şeye bağlı değil dedi, istediğini şey eder.

YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Ne alakası var!..

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin böyle bir trene bindiğini ve bu trenin 100 kilometre süratle gittiğini; ama, bazı şeylerin, bu trenin önünde -başta, biraz da Süleyman Beyi de kastediyorum- böyle bir TIR'a binmiş, bu TIR'ın sürati 30 kilometre, bu yolun üzerine çıkmış çekilmiyor, işte o 30 kilometreyle Türkiye'yi yürütmeye çalışıyorlar. Biz bunlardan kurtarmak istiyoruz Türkiye'yi.

YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Siz kimsiniz?!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bizim buradan söylemek istediğimiz, bunlar, gelecekte devletin başına kurulan önemli tuzaklardır. Bu tuzaklara yer vermememiz lazım. Siyasî iktidarlar... Yarın bir tek parti iktidara geldiği zaman...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, 1 dakika süre veriyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – ...bu anayasa düzenlemeleriyle getirilen şeyleri aşarak; yani, kamu yararını düşünerek, kamu hizmetini düşünerek, memleket menfaatına fayda sağlayacağına inanmıyorum; çünkü, onlar siyasî baskı altında. Hele Türkiye'de holdinglerin, basının, televizyonun bu kadar etkili olduğu bir toplumda, siyasî gücün bunların karşısında durması mümkün değildir. Ben diliyorum ki, Türkiye'de getirilen organların ve makamların birbirlerini otokontrol yoluyla denetleme sistemini terk etmememiz lazım. Bu, ülkemizin geleceği için zorunludur.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 2 nci madde üzerinde Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Ertuğrul Yalçınbayır yerinden bir açıklama yapacaktır.

Buyurun efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayda geçmesi açısından bazı hususları arz etmek istiyorum.

Türkiye, Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıkları Merkezinin Kurulmasına Dair Washington Sözleşmesini, 27.5.1988'de onayladı ve fiilen üye oldu. Bu tarihten itibaren, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, 66 hükümetle ilişkiye girişti ve çeşitli anlaşmaları imzaladı. Bunlardan 43'ü Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı, 23'ü ise onay beklemektedir. Bunların arasında, Küba Cumhuriyetiyle ilgili olan da vardır, Rusya Federasyonuyla ilgili olan da bulunmaktadır. Gündemimizin 14 ve 38 inci sıralarına baktığımızda, Türkiye ve Malezya, Türkiye ve Rusya Federasyonuyla yatırımların karşılıklı teşviki ve korunmasına ilişkin anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarıları bulunmaktadır. Dünyada, bu tür 2 000'in üzerinde anlaşma vardır.

Türkiye Cumhuriyeti, sadece, yabancı yatırımları isteyen, bekleyen bir devlet değil; aynı zamanda, müteşebbislerini, dünyanın çeşitli yerlerinde harekete geçiren ve sermaye ihraç eden bir ülkedir. 1993'ten itibaren, 833 Türk firması, 100'e yakın ülkeye 2 milyar dolar civarında yatırım yapmıştır. Amerika'ya, Almanya'ya, İngiltere'ye yatırımımız var mı diyen arkadaşlara karşı, Amerika'da 30, Almanya'da 80, İngiltere'de 47 firmamız; toplam 100'e yakın ülkede, 2 milyar dolara yakın, Türk sermayedarının yatırımı bulunmaktadır. Türkiye, bunlardan da yararlanmaktadır; tahkimden bu nedenle de yararlanmaktadır.

Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir. İdarenin her türlü eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir. İdarenin etkisizleştirilmesi ve idarî yargının etkisizleştirilmesi diye bir hadise söz konusu değildir.

Sözleşmeden doğan ve sözleşmeyle ilgili; fakat, ondan ayrılabilen idarî işlemler ve kararlara ilişkin uyuşmazlıklar, yine iptal davasına ve tam yargı davasına konu olabilecek İmar, Çevre, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunlarına ilişkin hususlarda hak arama yolları, şüphesiz ki, yine, açıktır.

Bu uyumdan sonra, şüphesiz ki, gerek Danıştay Kanununda gerekse İdarî Yargılama Usulü Kanununda değişiklikler yapılacaktır. Ayrıca, ülkenin uluslararası tahkime ilişkin bir norm, bir kanun çıkarmasında da zaruret vardır.

Danıştaydan öç alma gibi bir fiilin, eylemin içerisine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin girmesi düşünülemez. Biz, hukuk devletiyiz. Hukuk devletimizde, Danıştayın ve Anayasa Mahkemesinin keyfîliği önlemedeki çok önemli rolünü biliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Hükümet söz istiyor mu efendim?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Yok Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Son söz, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu'na ait.

Buyurun efendim.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, söz hakkımı Sayın Ahmet Cemil Tunç'a devrediyorum.

BAŞKAN – Son söz, Elazığ Milletvekili Sayın Ahmet Cemil Tunç'a ait.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüşülmekte olan kanun teklifinin 2 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

21 inci Yüzyıla girerken, bölgesel ekonomik birliklerin kurulması, gümrük duvarlarının kaldırılması, ticaretin ve sermaye hareketlerinin küreselleşmesi, uluslararası iletişimi kolaylaştıran teknolojik gelişmeler, uluslararası ticaretin güven içerisinde yapılması sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu güveni sağlayacak bir hukuk ortamının oluşması gereği ortaya çıkmış, bu yöndeki düşünce ve öneriler, bir devletin iç hukuk kurallarının uluslararası ilişkilerden doğan anlaşmazlıkları çözümlemede yetersiz kalacağı endişeleri, ülkemizde de, uluslararası tahkimin düşünülmesine ve tartışılmasına yol açmış; hükümet de, bu düşünceden hareketle, bu kanun teklifini Yüce Meclisin önüne getirmiştir.

Tahkim, ilkçağlardan beri insanların uyuşmazlıkları çözme yöntemi olarak kullandığı bir usuldür. Bu kavram, yeni bir tabir falan da değildir; bütün hukuk sistemlerinde tahkim kavramı vardır. İslam hukukunda da tahkim var, Roma hukukunda da tahkim var; ancak, bugünkü tahkim anlayışının, geçmişteki anlayıştan farklı olduğu da şüphesizdir. Aslında, tahkim, 21 inci Yüzyılın değerleri olan sivilleşme, demokratikleşme, özgürleşme, birey haklarının sınırlanamayacağı anlayışı gibi global düşüncelerle de örtüşmektedir. Tahkim meselesi, 1990'lı yıllardan sonra, yeni dünya düzeniyle de ortaya çıkmış bir kavram değildir. Mesela, iş hukuku ihtilaflarının yüzde 70'i, Amerika'da, tahkim usulüyle çözümlenmektedir. Son yıllarda, çağdaş dünyada, sivil uyuşmazlık yöntemleri de gelişmektedir; bugün, İngiltere'deki ticarî ve ekonomik uyuşmazlıkların hemen hemen yarısı bu yöntemle çözümlenmektedir.

Ancak, Türkiye'nin, uyuşmazlık çözme yöntemleri hususunda çok istekli olmadığı da ortadadır. Bu isteksizliğin, egemenlik kavramı üzerindeki hassasiyetten kaynaklandığı da bilinen bir husustur. Halbuki, yerel tahkimin de kabul edilmesi, uluslararası tahkimin de kabul edilmesi, millî kanun koyucunun iradesiyle olmaktadır. Kanun koyucu buna cevaz vermediği müddetçe, o ülkenin toprakları üzerinde, sivil vasıflı insanların, yani resmî hâkim sıfatı olmayan insanların bir yargılama yapıp, karar vermeleri mümkün değildir. Dolayısıyla, sivil yargılama yöntemlerinin egemenlikle irtibatlandırılması son derece yanlıştır.

Türkiye, 1990'lı yıllarda, iki önemli uluslararası sözleşmeye imza koydu; imza koymakla da kalmadı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylamak suretiyle, bu uluslararası sözleşmeleri iç hukuk düzenine soktu: Birincisi, Cenevre Sözleşmesi diye anılan, uluslararası ticarî tahkim konusunda Avrupa konvansiyonu. Bu sözleşme, kamu tüzelkişilerine, hakemlik anlaşmaları yapma yetkisini tanıyan bir sözleşmedir. İlginç olan da, Türkiye, hiçbir çekince koymadan bu sözleşmeyi imzalamış, 1991 yılında da Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylamıştır. İkincisi de, arkadaşlarımın da biraz önce ifade ettiği gibi, uluslararası yatırım ihtilaflarının çözümüne ilişkin sözleşmedir. Bu sözleşme sonunda, bir de sözleşme merkezi kurulmuştur. 1965 yılında Washington'da imzalanan ve 1986'da yürürlüğe giren, Devletler ve Diğer Devletlerin Vatandaşları Arasında Yatırım İhtilaflarının Çözümlenmesi Hakkındaki Sözleşmedir. Bu sözleşme, 6 Aralık 1988 tarih ve 3460 sayılı Yasayla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de onaylanmıştır. Ayrıca, Türkiye, 1998 yılı itibariyle, 41 ülkeyle yaptığı yatırım anlaşmalarıyla, tahkimi de zaten kabul etmiştir. Dolayısıyla, mademki bunlara imza konuldu, öyleyse, yapılacak yatırım anlaşmalarında tahkim şartını koymaya bile gerek yoktur demek mümkündür. Zaten, bu anlaşmalar, otomatikman tahkim zorunluluğunu da getirmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika süre veriyorum; buyurun efendim.

AHMET CEMİL TUNÇ (Devamla) – Bu sözleşmeye göre, yatırım anlaşmalarını çözmek üzere, Dünya Bankası merkezinde yatırım anlaşmalarında her zaman karşımıza çıkan bir hususu da ifade etmek istiyorum: Devlet veya bir kamu kuruluşu, bir baraj, bir otoyol veya bir santral yapmak istediği zaman, önce, Dünya Bankasından bunun kredisini temin etme yoluna gitmekte; krediyi temin eden kurum şart koşmakta. Bu şartlardan bizi ilgilendiren bir ikisini ifade etmek istiyorum:

Birincisi, bir ihalenin açılmasıdır. Bu ihaleye hem Türk hem de yabancı şirketlerin katılması, yani, rekabet ortamının oluşturulması; ikincisi, yapılacak olan işin mal ve hizmetlerinin yüzde 10 veya 15 civarında, sözleşmede belirtilen ülkelerden satın alınması; üçüncüsü de, taraflar arasında bir ihtilaf çıktığı zaman tahkime gidilmesidir. Dolayısıyla, bizim için, Türkiye için getirilmiş, yeni bir husus değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tunç, sözünüzü tamamlar mısınız efendim. Lütfen...

AHMET CEMİL TUNÇ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bazılarının iddia ettiği gibi, tahkimin, doğrudan doğruya hukuk sistemimize yönelik bir tehdit olduğu kanaatinde falan da değilim. Yatırımlar bahane edilerek hukuk sistemini değiştirmeye yönelik bir baskı aracı şeklinde anlamanın da mümkün olmadığını ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, böylece, 2 nci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmış oldu.

Görüşmekte olduğumuz madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 109 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesiyle Anayasanın 125 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki hükmün eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

Nevzat Ercan Fikret Uzunhasan

Sakarya Muğla

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Ömer İzgi Murat Başesgioğlu

Konya Kastamonu

MHP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Bülent Arınç

Manisa

FP Grubu Başkanvekili

MADDE 2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 1 inci fıkrasının sonuna aşağıdaki hükümler eklenmiştir.

"Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Çoğunluğumuz olmadığı için usulen katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Hükümetin katıldığı, Komisyonun da çoğunluğu olmadığı için katılamadığı önergeyi sizlerin oyuna sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, dikkat buyurduysanız, önerge, getirilen 2 nci maddenin tamamını kapsamakla beraber, sonuna bir cümle eklemektedir ve bu cümleyle değişen şekil, sizlerce kabul edilmiştir.

Şimdi, il il milletvekillerimizin isimleri okunmak suretiyle, önergenin eklendiği şekliyle maddenin gizli oylamasına başlıyoruz...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önce önergeyi oylayacağız.

BAŞKAN – Efendim, önerge...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önerge, işarî oyla kabul edilirse, bir daha gizli oyla kabul etmek zorundayız; usul öyle efendim.

BAŞKAN – Efendim, önergeyi ve maddeyi beraberce oylatıyorum...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır... Maddeyi nasıl oylayacaksınız?!. Sayın Başkan, usul öyle efendim.

SUHA TANIK (İzmir) – Otursana... Biz de biliyoruz...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Olur mu canım!..

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, önergeyi gizli olarak oylatıyorum; ancak, önerge maddenin tamamını da kapsıyor. Önergeyle ilgili oyun müspet çıkması halinde maddeyi tekrar oylatmayacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Olmaz Sayın Başkan. Bundan önceki uygulamalarımız öyle; önergenin gizli oyla kabul edilmesi lazım.

BAŞKAN – Efendim, önerge maddenin tamamını kapsıyor.

Tamam, önce önergeyi oylatıyorum:

Sayın milletvekilleri, bir grup başkanvekilimizin talebi üzerine tekrarlıyorum: Önergeye hükümet katılmıştır.

Arz ederim.

Oylamaya başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Bahri Zengin...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakan Sayın Bülent Ecevit yerine, yardımcısı, Sayın Hüsamettin Özkan oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunulur.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oy vermeyen sayın üyemiz var mı? Yok.

Oy verme işlemi tamamlanmıştır; tasnife geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, önergenin kabul veya reddedilişine göre, maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım.

Bilgilerinize sunuyorum.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 2 nci maddenin değişikliğiyle ilgili verilen önergenin oylaması sonucunu arz ediyorum:

Kullanılan oy : 441

Geçersiz : 3

Çekinser : 15

Ret : 20

Kabu : 403

Böylece, önerge kabul edilmiş oldu.

Şimdi, bu önergenin değiştirdiği şekliyle maddeyi tekrar oylarınıza sunuyorum.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekilimiz var mı?..Yok.

Tasnife geçiyoruz.

(Oyların ayırımına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz önce aldığımız karar uyarınca, tasnif devam ederken, 3 üncü maddenin müzakerelerine başlıyoruz.

Önce, maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. —Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları ve kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, önce grupları adına, sonra şahısları adına sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Gruplar adına; Fazilet Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın İsmail Alptekin, Doğru Yol Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş; şahısları adına ise, Antalya Milletvekili Sayın Salih Çelen, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu, Kayseri Milletvekili Sayın Salih Kapusuz, Elazığ Milletvekili Sayın Ahmet Cemil Tunç, Elazığ Milletvekili Sayın Mehmet Ağar, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan.

İlk söz, Fazilet Partisi Grubu adına, Bolu Milletvekili Sayın İsmail Alptekin'in.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA İSMAİL ALPTEKİN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan anayasa değişikliğiyle ilgili teklifin, Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrasını değiştiren 3 üncü maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, şahsım ve Fazilet Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Vaktin çok geç olması nedeniyle, sizi, daha fazla sıkmadan, Partimizin görüş ve düşüncelerini kısa ve öz olarak ifade ederek, huzurunuzdan ayrılacağım.

Değerli milletvekilleri, uzun süreden beri burada, Anayasamızın üç maddesinin değişikliği üzerinde tartışıyoruz, gruplar olarak, şahıslar olarak görüş ve düşüncelerimizi burada ifade ediyoruz. Takriben bir aydan beri, bu konuda, kamuoyunda tartışmalar var; lehe olanlar var, aleyhe olanlar var ve değişiklik teklif ve düşüncesi olanlar var. Bu noktaya geldik; ama, bugün, Yüce Mecliste, iktidarıyla ve muhalefetiyle, böylesine karşılıklı anlayış içerisinde, belirli bir uzlaşma içerisinde, önemli bir konuyu, gayet güzel bir şekilde tartıştık, işin sonuna da geldik.

Biz, ümit ve temenni ediyoruz ki, Türkiye'nin meselelerini -öncelikleri belirlenmek suretiyle- hükümetimiz ile iktidar partilerimiz ve muhalefet olarak bizler, beraberce konuşalım, değerlendirelim, tartışalım ve milletimizin bizden beklediği olgunluk içerisinde, bu Mecliste, devletimiz ve milletimiz yararına çok önemli kanunları ve kararları çıkaralım.

Bugünkü çalışmayı ve bugünkü bu güzel tabloyu, bundan sonraki gelecek için bir ümit olarak görüyoruz; bunu, bir güzel temenni olarak Yüce Heyetinize ifade etmekten de mutluluk duyuyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette ki, anayasa değişkliği fevkalade önemli bir konudur. Bunun, enine boyuna tartışılması, konuşulması, değerlendirilmesi ve de kamuoyunun düşüncelerinin burada ciddî olarak değerlendirilmeye alınması gerekir. Fazilet Partisi, meseleyi, hep bu yönden almış; daima, olumlu, ılımlı, yapıcı bir çalışma göstermiş; komisyonda, bu konunun, bu değişikliklerin müzakeresinde, memleket ve millet yararına olan, doğru olan değişiklik tekliflerini yapmış, gerekçesini ortaya koymuş ve bugün, partilerarası uyum sonunda, bu üç ayrı anayasa maddesi değişikliği ortak teklif olarak gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi işin sonuna geldik; salı günü başladık, şu anda çarşambadayız ve bir hayli de yorulduk; ama, belki de, bu değişiklik çalışmalarının en önemli maddesindeyiz. Neden; çünkü, Anayasamızın 155 inci maddesi "Danıştay" başlığını taşımaktadır. Hepimiz biliriz ki, Danıştayımız, uzun bir geçmişi olan ve yüksek yargı kurumlarımızın en önemlilerinden biridir. Genel hukuk prensiplerine göre de, idarenin hiçbir eylem ve icraatı yargı denetimi dışında olmamalıdır; çünkü, yargı, Türk Milleti adına karar vermekte ve bu kararında da, elbette ki, mutlaka, milletin menfaatları esas alınmaktadır.

Burada yapılan bir değişiklikle, Danıştayın inceleme yetkisi, görüş bildirme olarak düzenlenmiştir; böyle bir değişiklik getirilmektedir. Fazilet Partisi, komisyonlarda olsun, değişik platformlarda olsun, bu konuda görüş ve düşüncesini, açık olarak, gerekçeleriyle ve sebepleriyle açıklamıştır. Bize göre, bizim Parti görüşümüze göre ve kişisel kanaatime göre, mutlaka, inceleme olmalı, Danıştay denetimi olmalı. Bu, ön inceleme olabilir; bu, süreye bağlı birçok şikâyeti ortadan kaldıracak bir çözüm olabilirdi; ama, bizim kendi görüşümüzün ötesinde, ortak teklif gereği, bu maddede, genel prensip olarak uygun görüyoruz ve bu maddeye de müspet bakıyoruz.

Ancak, altını çizerek bir hususu belirtmek istiyorum: Danıştay mütalaası –belki, bir ihtimal düşünülebilir; bu Yüce Mecliste böyle bir düşüncede olan değerli bir milletvekilimizin olduğunu asla düşünmüyorum– Danıştay, acaba, zaman içerisinde devredışı kalabilir mi diye bir sual sorulabilir. Bize göre, Danıştay, "görüş bildirme" olarak da burada bir değişiklik olsa, asla, devredışı değildir; olmamalıdır. Danıştayın vereceği görüş, mutlaka, devletin bütün birim ve kurumlarını, bunu icra edecek makamları ciddî manada bağlamalı, değerlendirmeye almalı, Danıştayın görüşü, elbette ki, çok iyi bir şekilde değerlendirilmeli ve bu görüş, bir noktada, inceleme mesabesinde değerlendirilmelidir. Biz, meseleyi bu yönde mütalaa ediyoruz. Aksi takdirde, verilen görüşün değerlendirilmeye alınmayacağı gibi bir anlayışı, biz, hukuk mantığı içerisinde ve gelecek yönünden de uygun görmüyoruz; Partimizin de, zaten, böyle bir temayüle karşı müspet bakması da mümkün değildir.

Bu çerçevede, bu son maddeyi de bu şekilde değerlendirdikten sonra, biz temenni ediyoruz ve diliyoruz ki, bu anayasa değişikliğiyle ülkemize daha güzel günler gelsin, ülkemizde büyük yatırımlar olsun, ülkemizde insanlar daha müreffeh hale gelsin ve her yönüyle, ekonomik olarak, sosyal olarak ve siyasal olarak birçok kazançları bu değişiklik neticesinde getirmek suretiyle faydalı bir hal alsın. Biz, bunu temenni ediyoruz, bunu diliyoruz ve bundan sonra da ülkemiz yararına olarak yapılacak her türlü çalışmada katkılarımızın olacağını bu vesileyle ifade ediyor, gecenin bu geç saatinde beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Alptekin.

Gruplar adına söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu Adına, Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş'ta.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde DYP Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasanın 47, 125 ve 155 inci maddelerinde değişiklik öngören teklifin esas amacı, özelleştirme uygulamalarında karşılaşılan ve Anayasada yer alan hükümlerden kaynaklanan sorunların aşılabilmesini, kamu hizmeti imtiyaz niteliği taşıyan sözleşmelerde uluslararası tahkime ilişkin düzenlemelere yer verilmesini sağlamaktır. Türkiye'nin, tahkim konusunda Anayasada değişiklik yapılması noktasına hangi aşamalardan geçerek geldiği hususuna kısa başlıklarla değinmek istiyorum.

1984 sonrası dönemde, devletin ekonomik ve ticarî faaliyetlerden çekilmesi, ekonomide temel bir değişime işaret eden politikalara yönelinmesi, bu anlamda özelleştirme programlarının başlatılması hedeflenmiştir. Bu amaçla oluşturulan idare, kendisinden beklenenleri vermemiş ve özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlar uzun süre idarenin yönetiminde kalmış, açıkları Hazinece finanse edilir hale gelmiştir. Yine, Özal dönemi hükümetleri, özellikle enerji alanında ihtiyaç duyulan ve büyük finansman gerektiren yatırımların yap-işlet-devret modeli olarak tanımlanan bir model içinde finanse edilmesini öngören düzenlemeler getirmiştir.

Bu dönemde, yap-işlet-devret modelinin nasıl uygulanacağı, uygulamada karşılaşılacak sorunların nasıl çözümleneceği konularında ciddî bir çalışma ve değerlendirme yapılabilmiş değildir. Getirilen ve etkin hiçbir uygulaması olmayan yap-işlet-devret modeli, sadece, dönemin yenilikçi ve yaratıcı karakterini vurgulayan sihirli bir model, sihirli bir formül olarak takdim edilmiştir.

Gerçek anlamda devletin yeniden yapılandırılması ve ekonomide verimliliğin artırılması amacına yönelik olarak özelleştirme uygulamalarını başlatan ve bu konuda çok yoğun bir mücadele veren, DYP hükümetleri olmuştur.

Gerek özelleştirme gerekse altyapı ve özellikle enerji projelerinin finansmanında özel bir finansman modeli olarak önerilen yap-işlet-devret modeline işlerlik kazandırma çalışmaları, 1993 yılı ve takip eden yıllarda yoğunlaştırılarak sürdürülmüştür. Gerek özelleştirme gerek yap-işlet-devret konusunda DYP hükümetlerinin karşılaştığı en temel sorun, gerek özelleştirme uygulamaları gerekse yeni modelin mevcut hukukî düzenlemelerle çelişen yönleri, her iki uygulamada da hukukî altyapıda karşılaşılan sorunlar olmuştur. Gerek özelleştirme gerekse yap-işlet-devret modeline işlerlik kazandırmak üzere başlatılan yoğun hukuk mücadelesinde, DYP hükümetleri ve uygulamada görev alan kadroları, çok büyük engellerle karşılaşmışlardır. Bugünkü hükümette görev yapan, yer alan iki ortak, özelleştirmenin önünü açacak yap-işlet-devret modeline işlerlik kazandıracak düzenlemelere karşı, olumsuz anlamda, büyük bir karşı mücadele vermişler ve maalesef, önemli ölçüde de başarılı olmuşlardır. Bu mücadelenin, DYP hükümetleri ve uygulamaları aleyhine sonuçlanması, Türkiye'ye çok pahalıya mal olmuştur. Yargıda başlatılan mücadele, gelinen nokta, üst üste gelen iptaller ve yürütmeyi durdurma kararları, Telekom özelleştirmesini de bloke etmiş, Türkiye, 1994-1995'lerde, uygun konjonktür içinde, 40 milyar dolarlık bir değer ifade edebilen en stratejik özelleştirmeyi gerçekleştirememiştir. Sadece Telekom özelleştirmesinin gerçekleştirilebilmiş olması halinde, Türkiye'de, bugün, kamu finansmanını ve özel sektörü çökerten içborç faizi meselesini ve içborç sorununu o yıllarda çözmüş olmak mümkün idi. Bugünkü iktidarın iki ortağı da, Türkiye lehine olmayan, dünyadaki tüm çağdaş anlayış ve uygulamalara ters olan devletçi yapıyı savunmuş, yargıda dava konusu yapmış, sistemin önünü açacak düzenlemelerin iptallerini sağlamış ve Türkiye'nin önünü tıkamıştır. Bu yanlış yaklaşımlarla ve belirli çevrelerin de desteğiyle gerçekleştirilen iptallerle özelleştirme bloke edilmiştir. Özelleştirmeye yazık olmuştur, geciken altyapı projelerine yazık olmuştur, enerjide karşı karşıya bulunulan tablo nedeniyle Türk ekonomisine gerçekten yazık olmuştur.

Bu engellemelerden, Türkiye aleyhine sonuç vermiş olumsuz mücadeleden sonra, bugünkü hükümetin iki ortağının, özelleştirmenin ve büyük altyapı yatırımlarının önünü açacak, yap-işlet-devret modeline işlerlik kazandıracak uluslararası tahkime yeşil ışık yakan düzenlemeleri Yüce Meclisin gündemine taşıma noktasına gelmiş olmaları nedeniyle kutlanmaları, tebrik edilmeleri gerekir. Ben de, Türkiye'nin, ekonominin önünde daha fazla engel olmama, gerçeği görme, DYP'nin düşünce ve görüşleri doğrultusunda hareket etme noktasına gelebildikleri için, kendilerine Yüce Meclisin huzurunda teşekkür ediyorum.

Anayasa ve yasalarda, kamu hizmeti imtiyazı kavramının ne olduğunu düzenleyen bir hüküm bulunmamasına rağmen, özelleştirme karşıtı mücadele, kamu hizmeti imtiyazı kavramına dayandırılmıştır. Anayasa Mahkemesi, 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret Kanununun bazı hükümlerini iptal eden kararında kamu hizmeti kavramını anayasal açıdan tanımlamış, bu tanım çerçevesinde uygulama yönlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, yasada, Anayasa metninde yer almayan hükümleri, kendi yorumuyla, bir şekilde, Anayasa hukuku, Anayasa metni haline getirmiştir.

Anayasa Mahkemesinin görüş ve kararları doğrultusunda, yap-işlet-devret sözleşmeleri ve enerji üretimi, iletimi ve dağıtımı etkinliği, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi olarak kabul edilmiştir.

Bu sözleşmeler, imtiyaz sözleşmesi olduğu için, Danıştay incelemesine tabi tutulmuştur. İmtiyaz sözleşmeleri de idarî sözleşme olduğundan, idareye, tek taraflı fesih gibi üstün hak ve yetkiler vermiştir. İmtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların idarî yargıda çözümlenmesi öngörülmüş ve Danıştay da, sunulan tüm sözleşmeleri, imtiyaz sözleşmesi olduğu gerekçesiyle incelemeye öncelikle almış ve uluslararası tahkim içeren hükümleri, sözleşme metinlerinden çıkarmıştır. Böylece, Türk hukuk sistemi, Anayasa Mahkemesinin yorumuna dayalı olarak anayasa hükümleri ihdas etmiş ve bu hükümler de, kararlılıkla, Danıştay tarafından uygulanmış ve bu anlamda, siyaseten başlatılan mücadele, hukuk içinde iki yüksek yargı organının desteğiyle, sistemin önünü gerçekten tıkamıştır.

Danıştayın inceleme prosedürünün uzun olması ve konuların son derece teknik ve karmaşık olması, bir anlamda, sistem üzerindeki yavaşlatıcı etkiyi daha da güçlendirmiştir.

Kanun teklifinin 3 üncü maddesiyle getirilen düzenleme, enteresan bir düzenlemedir. Anayasanın, imtiyaz niteliği taşıyan, kamu imtiyazı niteliği taşıyan hükümlerini içeren sözleşmeleri inceleme yetkisi, getirilen düzenlemeyle, bir anlamda askıya alınmakta. Danıştay, bir şekilde, sadece hükümetin istemesi halinde, imtiyaz sözleşmeleri hakkında, tahkim içeren sözleşmeler hakkında görüş bildirme konumuna getirilmektedir. Burada, Danıştayın vereceği mütalaanın, istişarî mütalaanın uygulanıp uygulanmayacağı ve hangi konularda, hangi sözleşmeler için mütalaa istenip istenmeyeceği konuları, tümüyle Başbakana ve Bakanlar Kuruluna verilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika eksüre veriyorum.

Buyurun efendim.

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Böylece, korkarım ki, yeni bir kargaşa dönemi başlatılması riski vardır. Danıştay hangi konularda mütalaa verecek, bu konuda verilen mütalaaya kim, ne şekilde uyacak, uymazsa sonuçları ne olacak konuları, sistem üzerinde yeni tereddütler yaratacak niteliktedir.

Sayın milletvekilleri, her şeye rağmen, tahkim konusunda atılmış olan bu önemli adım, Türkiye'ye yabancı kaynak girişinde, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu altyapı projelerinin tamamlanmasında önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Ben ve Grubum, getirilen düzenlemeleri, tahkim konusunda atılmış bu önemli adımı, içtenlikle, olumlu bir yaklaşımla destekliyoruz; ancak, devamında iki önemli düzenleme daha yapılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Bir cümle daha söyleme izin verirseniz, tamamlayacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Öncelikle, enerji konusunda, tahkimi takip eden düzenlemelerin, sistemi konsolide eden ve sisteme işlerlik kazandıran bir mantıkla yeniden ele alınması ve uyum yasalarıyla birlikte, topluca, sistemin gözden geçirilmesi ihtiyacıyla karşı karşıyayız.

Umuyorum, burada yapılacak güzel çalışmaların devamı olarak, sisteme işlerlik kazandıracağız ve Türkiye'nin, gerçek anlamda, önünü açmada önemli bir adım atmış olacağız.

Teşekkür ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabataş.

Sayın milletvekilleri, daha önce değişiklik önergesini kabul buyurduğunuz 2 nci maddenin nihaî oylaması şu şekilde sonuçlanmış bulunuyor:

Kullanılan oy : 442

Geçersiz : 4

Çekimser : 11

Ret : 22

Kabul : 405

Böylece, bu maddenin ilk görüşülmesinde, kabul için gerekli oy sağlanmış bulunuyor.

3 üncü maddenin müzakeresine devam ediyoruz.

Şahısları adına ilk konuşma, Antalya Milletvekili Sayın Salih Çelen'e ait.

Buyurun Sayın Çelen. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

SALİH ÇELEN (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle ifade etmek isterim ki, ne özelleştirmeye ne de tahkime karşıyım; hepsinin, sonuna kadar yanındayım. Zaten, Doğru Yol Partisi, uzun zamandan beri, ilk çıktığı andan beri, bu tür düzenlemenin çağımızın gereği olduğuna inanmakta ve bunu, her ortamda söylemektedir. Nitekim, bugün, Sayın Başbakanımızın da aynı çizgiye gelmiş olmasını, Doğru Yol Partisi çizgisine gelmiş olmasını takdirle karşılıyorum ve bunu, Doğru Yol Partisinin Türk Milletine bir hizmeti olarak değerlendiriyorum.

Değerli milletvekilleri, tahkime karşı değiliz; ancak, Anayasanın 155 inci maddesinde yapılmak istenen değişikliğe de, maalesef, müspet yaklaşamamaktayız; çünkü, Anayasamızın 155 inci maddesinde düzenlenen husus, Danıştayın imtiyaz sözleşme ve şartlaşmalarını incelemesini öngörmektedir. Yapılmak istenen değişiklikle, Danıştayın inceleme yetkisi kaldırılmakta; bunun yerine, Danıştayın görüş bildireceği şeklinde bir düzenleme getirilmektedir.

Danıştayın incelemekte olduğu imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri nedir? İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri, normal şartlarda, milletin ihtiyacı için devletin yapması gereken büyük yatırımlardır. Bunlar, bazen, yap-işlet-devret şeklinde karşımıza çıkmakta ve yirmi otuz yıl gibi çok uzun süreleri kapsamaktadır. Danıştayın, bu imtiyaz sözleşme ve şartlaşmalarını incelerken gözettiği husus, kamu yararıdır.

Peki, biz, devletin idarecilerinin kamu yararını gözetmediğini mi söylüyoruz? Hayır, devletin her kademesinde çalışan her idareci, yapmış olduğu sözleşmelerde, mutlaka, kamu yararını gözetecektir; ancak, bazen öyle oluyor ki, hepimiz biliyoruz ki, günün ihtiyaçları öngörülerek, günün ihtiyaçları gözetilerek, uzun vadeli yatırımlarda, devletin, bazen objektif davranmadığını, bazen yanılgıya düştüğünü görmekteyiz. İşte, bu şartlarda, bu halde, Danıştay gibi yüksek yargı mensuplarından oluşan bir danışma organının objektif bir gözle inceleme yapmasının gerekli, hatta zorunlu olduğuna inanmaktayım.

Şimdi, demokrasilerde, kuvvetler ayrılığı prensibine göre yasama, yürütme, yargıdan oluşan üç erk vardır. Bunlardan bir tanesi yargıdır ve Danıştay, bu görevi ifa etmektedir. Eğer, bu üç kuvvetten bir tanesi zayıflarsa, sistemin dengesi bozulur. Danıştayın yetkisinin kaldırılması, sistemde bu dengeyi bozacağı için, inceleme yapılmamış olmasını sağlıklı bulmamaktayız.

Diğer taraftan, Danıştayın incelediği husus nedir? Yirmi otuz yıl gibi uzun süreli sözleşmelerde kamu yararı amacıyla denetleme yapmaktadır. Şimdi, İzmit Körfezinde yapılan bir sözleşmede -İzmit Körfezinde, hepimiz biliyoruz ki, Denizyolları, taşımacılık yapmaktadır- imtiyazı alan şirket, sözleşmeye şöyle bir hüküm koymuştur: "Ben, üstgeçidi yaptıktan sonra, Denizyollarının yapmış olduğu taşıma ücreti, benim belirleyeceğim fiyatın yüzde 80'inden aşağı olamaz." Şimdi, düşünün ki, şu an, bir aracın taşınmasında, Denizyolları 800 000 lira ücret alıyor. Yapılan değişiklikle, yapılan sözleşmeyle, üstgeçitten, diğer şirket, eğer 3 000 000 lira ücret benimserse, bu takdirde, bu, millet menfaatına olur mu? Hayır. Ben, bunun, Danıştay incelemesiyle düzeltileceği inancında olduğum için, değişikliğe karşı çıkmaktayım.

Peki, diğer taraftan, bu değişiklik niye yapılmaktadır? Bu kanun teklifinin gerekçesine bakıyoruz; Danıştayın imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemesinin uzun zaman aldığı; ancak, sorunun sadece süreyle ilgili olmadığı, Danıştayın "tahkim" kaydı taşıyan sözleşmeleri geçerli saymaması olduğu belirtilmiştir. Az önce yapmış olduğumuz değişiklikle, Anayasaya, normların, hiyerarşinin en üzerinde bulunan Anayasaya, biz, tahkim kaydını koyduktan sonra, bundan sonra Danıştayın tahkim kaydını içeren sözleşmeleri geçersiz sayması mümkün değildir. Bu kanun teklifinin gerekçes ile deminki yaptığımız değişiklik çelişmektedir.

Diğer bir gerekçe ise, Danıştay incelemesinin uzun süre aldığı, uzun zaman aldığı yolundadır. Bunun da aslında çözüm yolu vardır. Anayasanın 100 üncü maddesinde öngörüldüğü şekilde, Danıştayın incelemesini belirli bir süreye bağlarız ve bu şekilde, bu değişikliği yapmaktan kurtuluruz.

Değerli milletvekilleri, bu nedenle -şahsım adına konuşuyorum- Anayasanın 155 inci maddesinin değiştirilmesinin uygun olmadığı kanaatindeyim.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (DYP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelen.

Komisyon veya Hükümet, konuşmayı arzu ediyor mu efendim?.. Hayır.

Son söz, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu'nun.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, bendeniz, söz hakkımı, Sayın Cevat Ayhan'a devrediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ayhan; zaten, listede, sizin de isminiz var.

Süreniz 5 dakikadır efendim.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, muhterem üyeler; gecenin bu saatinde yorgunluk hali var, doğrudur; ama, mühim bir anayasa değişikliği üzerinde duruyoruz. Çok yaygın şekilde, fevkalade ciddî çevrelerden de, bu değişikliğe itirazlar var. Onun için, bunu tartışmaktan geri durmamamız lazım.

Tabiî, Türkiye, bu Anayasa değişikliğine mecbur bugün. Niye mecbur? Enerji ihtiyacı var; gaz ve elektrik ihtiyacı var. 1999 yılında, elektrik talebi 125 milyar kilovat/saat, gaz talebi 17 milyar metreküp; ama, bu rakamı artırarak –tek tek rakamları vermeyeyim– 2020 yılına geldiğimizde, elektrik talebi 547 milyar kilovat/saat, gaz talebi ise 80 milyar metreküp olmaktadır. Her ikisinin de, kalkınmada, üretimde, fevkalade temel unsur olduğunu bilmekte fayda var. Olmayan enerji, en pahalı enerjidir. Bu yatırımların yapılması lazım. Gaz isale hatlarının inşa edilmesi, dağıtım şebekelerinin inşa edilmesi, hatta, akaryakıtın dahi –şimdiki gibi, fevkalade iptidai, tankerlerle taşınması yerine pipe-line ile taşınması– Türkiye genelinde dağıtım şebekelerinin inşa edilmesi, elektrik üretimi ve dağıtım şebekelerinin inşa edilmesi, Türkiye'nin önüne, 2020 yılına kadar 125 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacını ortaya koymaktadır. Yani, 125 milyarı 20'ye bölerseniz, aşağı yukarı, yılda 6-6,5 milyar dolar civarında, enerji sektörüne yatırım ihtiyacı var. Bunu yapacak paramız var mı? Yok. Devletin imkânları var mı? Yok. Özel sektörün bu gücü var mı? Yok. İşte, Türkiye burada köşeye sıkışmış vaziyette. Gelin diyorsunuz, santral kur, yap, işlet -devretten de vazgeçtik- dağıtım şebekelerini inşa et; o da, size bu şartları empoze ediyor. Yani, Türkiye burada eli mahkûm bir noktaya gelmiş durumdadır. Tabiî, maalesef, bizim bütçemiz de, artık -halkın ifadesi bu- devletin hizmet bütçesi değil, faiz ödeme bütçesi haline gelmiş. İşte, bakın, 1999'un temmuz ayı sonu itibariyle, devletin bütün gelirleri 8 katrilyon 600 trilyon, faiz giderleri 6 katrilyon 700 trilyon. Yani, yedi ayda, ocak-temmuz döneminde, her 100 liranın 78 lirasını faize ödemişiz; altyapıya yatırım imkânı yok.

Bu şartlarda, tabiî, bu sıkışınca... İktidar-muhalefet meselesi değil... Türkiye enerjisizliğe de mahkûm olamaz. 1978-1979'da günde üç saat elektrik kesildiği dönemleri de biliyoruz; 1980 sonrası rahatladı; ama, geçmişimizde bu da var. Eli mahkûm olarak buna giriyoruz. Ancak, burada, tabiî, Danıştay denetimi kaldırılıyor. Fazilet Partisi Grubu olarak bizim teklifimiz -arkadaşlarımızın Komisyonda teklifleri- Danıştay denetimi kaldırılmasın, süre uzunsa, süre koyulsun, Danıştay bunu üç ayda neticelendirir; ilgili kanunla süre koyulsun, Anayasaya süre koyulsun, bu şekilde Danıştay denetimi kalsın istedik. Niye? Hükümetler sıkışır, kriz anında veya başka tesirlerle, Türkiye'nin ileride taşıyamayacağı ve birtakım büyük sıkıntılara sebep olabilecek olan bazı anlaşmaları, imtiyaz sözleşmelerini imzalar. İmtiyaz sözleşmesi ne demek? Enerji, doğalgaz, ulaşım, elektrik üretimi vesairede inhisarî imkânlar veriyorsunuz. Ulaşımda, sadece -rekabet yok- birine veriyorsunuz inhisarî hakkı. Enerji dağıtımında aynı şekilde, gaz dağıtımında aynı şekilde ve bunun bedelini bütün vatandaşlar ödemeye mecbur, herkes bunu kullanmaya mahkûmdur; rekabet yok, şey yok. Siz, burada, bunun fiyatlarını anormal görüp de müdahale etmeye kalktığınız zaman, hadi bakalım, hakeme... Hakemlik meselesinde de Türkiye'nin gücü yok. Uluslararası hukuk sahasında çalışan değerli ilim adamlarının açık ifadeleri var; biz insan haklarında mağlup olduğumuz gibi, hakemlik meselesinde devamlı mağlup oluruz diye endişeler var; bunlar, üzerinde durulan meselelerdir.

Bu hizmetler, evet, verilecektir; ama, kamu bundan faydalanacaktır. İşte, burada, kamu adına, halk adına bir denetim olması lazım; bunun da Danıştay tarafından yapılması gerekir. Eğer, bu olmuyorsa -bizim bir teklifimiz daha vardı; şahsen ben önerge de verdim- Türkiye Büyük Millet Meclisinin son tasdikine getirmek lazım. 1924 Anayasasında getirilen hüküm budur. Bakın, önergemde de arz ettim. 1924 Anayasası, 26 ncı maddesinde, bütün imtiyaz ve inhisarlarla ilgili anlaşmanın Meclis tarafından tasdikini getirmiştir; o uygulanmıştır. Bu endişeleri bertaraf etmenin yolu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika süre veriyorum; buyurun.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ederim; bitiriyorum.

...Danıştayı hukukî yönden, süre uzaması yönünden veya siyasî iktidarın ve millî iradeyi temsil eden Meclisin iradesi yanında kaldıralım diyorsak, o zaman, bunun yerine de Meclisin tasdik keyfiyetini getirmek ve tasdikle bunun yürürlüğe girmesini getirmek lazım; bunları ifade edeyim dedim.

Hepinizi hürmetle selamlıyorum; teşekkürlerimi arz ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Görüşmekte olduğumuz 3 üncü madde üzerinde verilmiş 2 adet önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık durumlarına göre işleme koyduracağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 109 sıra sayılı teklifin 3 üncü maddesiyle değiştirilmesi önerilen Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

Fikret Uzunhasan Ömer İzgi

DSP Grubu Başkanvekili MHP Grubu Başkanvekili

Murat Başesgioğlu Bülent Arınç

ANAP Grubu Başkanvekili FP Grubu Başkanvekili

Nevzat Ercan

DYP Grubu Başkanvekili

"Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir."

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

109 sıra sayılı Anayasa tadilat teklifi 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde tadilini arz ederiz.

MADDE 3.– Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları ve kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında görüş bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir."

"İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri TBMM'nin tasdiki ile yürürlüğe girer."

Cevat Ayhan Aslan Polat Yasin Hatiboğlu

Sakarya Erzurum Çorum

Ahmet Derin Veysel Candan

Kütahya Konya

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu son okuduğumuz önerge, en aykırı önerge; onu, önce okutacağım ve oylarınıza başvuracağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

109 sıra sayılı Anayasa tadilat teklifi 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde tadilini arz ederiz.

MADDE 3.– Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları ve kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında görüş bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir."

"İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri TBMM'nin tasdiki ile yürürlüğe girer."

Cevat Ayhan Aslan Polat Yasin Hatiboğlu

Sakarya Erzurum Çorum

Ahmet Derin Veysel Candan

Kütahya Konya

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, konuşacak mısınız, gerekçesini mi okutalım?

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Gerekçeyi okutun efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İmtiyaz sözleşmelerinde tahkim yolunun açılmasının ülke menfaatları aleyhine netice verebileceğinden endişe edilmekte, geçmişte kapitülasyon uygulamalarının da bu şekilde başladığı ifade edilerek buna karşı çıkılmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşunda bu endişelerle 1924 Anayasasında Türkiye Büyük Millet Meclisinin vazifesini tanzim eden 26 ncı madde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

"Büyük Millet Meclisi ahkâmı şeriyenin tenfizi, kavaninin vazı, tadili, tefsiri, fesih ve ilgası, devletlerle mukavele, muahede ve sulh akdi, harp ilanı, muvazenei umumiyei maliye ve Devletin umum hesabı kati kanunlarının tetkik ve tasdiki, meskûkât darbı, inhisar ve malî taahhüdü mutazammın mukavelat ve imtiyazatın tasdik ve feshi, umumî ve hususî af ilanı, cezaların tahfif veya tahvili, tahkikat ve mücazatı kanuniyenin tecili, mahkemelerden sâdır olup katiyet kesbetmiş olan idam hükümlerinin infazı gibi ve zaifi bizzat kendi ifa eder."

İmtiyaz sözleşmelerinin TBMM'nin tasdiki ile yürürlüğe girmesi, endişelerin bertaraf edilmesini temin edecektir. Ayrıca idarenin zor şartlarda, sıkıntı içinde imzalayabileceği bir imtiyaz sözleşmesinin ülke aleyhine yürürlüğe girmesini önleyecektir. İmtiyaz sözleşmelerinin tasdiki sırasında idare, TBMM'de hesap verme durumunda kalacağından dikkatli davranma durumunda kalacaktır.

TBMM tasdiki, millet iradesini temsil eden Meclisin idare üzerinde denetim gücünü de artıracaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önerge el yazısıyla yazıldığı için okumada biraz sıkıntı var.

Sayın milletvekilleri, önergeye Komisyon ve Hükümet katılmadı. Şimdi oylarınıza sunacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

HASAN GÜLAY (Manisa) – Sayın Başkan, siz bir şey anladınız mı önergeden?

CEVAT AYHAN (Sakarya) – 1924 Anayasasının 26 ncı maddesidir.

BAŞKAN – Diğer önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 109 sıra sayılı teklifin 3 üncü maddesiyle değiştirilmesi önerilen Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

Fikret Uzunhasan Ömer İzgi

DSP Grubu Başkanvekili MHP Grubu Başkanvekili

Murat Başesgioğlu Bülent Arınç

ANAP Grubu Başkanvekili FP Grubu Başkanvekili

Nevzat Ercan

DYP Grubu Başkanvekili

"Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor mu efendim?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Görüş beyan edemiyorsunuz.

Sayın Hükümet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyon görüş beyan edemedi; Hükümet katılıyor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge işarî oyla kabul edilmiştir.

Bu durumda, önergeyi gizli oya sunacağız.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – İkisi beraber mi?..

BAŞKAN – Usulü değiştirmiyoruz efendim; aynen uygulayacağız.

Oylamaya Adana İli milletvekillerinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Yüksel Yalova...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Turizm Bakanı Sayın Erkan Mumcu'ya vekâleten, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cumhur Ersümer oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunulur.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

İlhan Aytekin...

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı?.. Yok.

Oy kullanma işlemi tamamlanmıştır

Şimdi, tasnife geçiyoruz.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oylama sonucunu arz ediyorum:

Katılan : 400

Geçersiz ... : 1

Çekimser : 5

Ret : 20

Kabul : 374

Böylece, gerekli çoğunluk sağlanmış ve önerge kabul edilmiş bulunuyor.

Önergenin kabul edilmesi dikkate alınarak, şimdi, 3 üncü madde, kabul edilen önerge istikametindeki değişik şekliyle gizli oylamaya sunulacaktır.

Oylamaya başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Mehmet Kocabatmaz...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral'ın yerine, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu vekâleten oy kullanacaklardır.

Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın'ın yerine, Devlet Bakanı Sayın Tunca Toskay vekâleten oy kullanacaklardır.

Bilgilerinize sunarım.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Rüştü Kâzım Yücelen...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş'un yerine, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp vekâleten oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunarım.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı? Yok.

Oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Tasnif işlemine geçiyoruz.

(Oyların ayırımına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, aldığınız karar gereği, son maddenin görüşmelerine başlıyoruz.

Önce, maddeyi okutuyorum:

MADDE4.—Bu Kanun, yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halk oylamasına sunulması halinde 1 inci maddesi ayrı, 2 ve 3 üncü maddeleri birlikte ayrı oylanır.

BAŞKAN – Gruplar adına söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına Sayın Kamer Genç?.. Yok.

Sayın Yasin Hatiboğlu?..

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Sayın Salih Kapusuz?.. Yok.

Sayın Salih Çelen?.. Yok.

Sayın milletvekilleri, böylece, madde üzerinde başka konuşma talebi olmadığı anlaşıldı.

Verilmiş bir önerge var; bilgilerinize sunacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

109 sıra sayısıyla görüşülmekte olan teklifin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 5.8.1999

Ahmet İyimaya

Amasya

"Bu kanun, yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoylamasına sunulması halinde 1 nci maddenin birinci fıkrası ayrı, 1 inci maddenin ikinci fıkrası ile 2 nci ve 3 üncü maddeleri birlikte ayrı oylanır."

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet önergeye katılmadı.

Sayın İyimaya, konuşacak mısınız, gerekçesini mi okutalım?

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin 1/1 hükmü (özelleştirme alanı) teklifin 1/2, 2, 3 üncü maddelerinde düzenlenen alandan farklıdır. Özelleştirme dışındaki hükümler kendi içlerinde sıkı bağlantı ve hatta bütünlük özelliği taşımaktadır. Söz gelimi, mevcut teklif bağlamında halkoylamasında 1 inci maddenin kabulü, 2 ve 3 üncü maddelerin reddi halinde, ret iradesi sistemik bir sonuç doğurmaz. Çünkü, 1/2 hükmü (kamu hizmetlerinin özel hukuk sözleşmeleriyle yaptırılabilmesi kuralı) yoluyla reddedilen 2 ve 3 üncü maddelerin öngörülerine ve amaçlarına ulaşmak mümkündür. Referandum oylamasını ikiye ayıran hüküm, mevcut kurgusuyla hukuk inceliği kullanılarak halkoyunu çarpıtıcı ve sonuç doğurmasını önleyici bir yapıya dönüşmüştür. Doğrusu, özelleştirmeyi ayrı, diğerlerini birlikte ayrı oylamaktır. Önergemiz, bu duruluğu ve amacı sağlayıcı niteliktedir.

BAŞKAN – Önergeyi ve gerekçesini dinlediniz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 4 üncü maddeyi, il il, isim okutarak gizli oya arz edeceğim.

Oylamaya başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Osman Pepe...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 3 üncü maddesiyle ilgili olarak yapılan gizli oylamanın sonuçlarını arz ediyorum:

Kullanılan oy : 390

Geçersiz : 1

Çekimser : 4

Ret : 17

Kabul : 368

Böylece, 3 üncü madde gerekli oy çoğunluğunu sağlamış bulunuyor.

Sayın milletvekilleri, bu oylama son oylama oluyor; belki ayrılan değerli arkadaşlarımız olur, bugün saat 10.00'da buluşacağımızı tekrar hatırlatmak istiyorum.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Ömer Üstünkol...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş'a vekâleten, Millî Savunma Bakanı Sayın Sabahattin Çakmakoğlu; Devlet Bakanı Sayın Sadi Somuncuoğlu'na vekâleten, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp oy kullanacaktır.

Bilgilerinize sunarım.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekili?.. Yok.

Tasnife geçiyoruz.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 4 üncü maddesinin yapılan gizli oylamasının sonucunu arz ediyorum:

Oy sayısı : 382

Çekimser : 4

Ret : 16

Kabul : 362

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin birinci müzakereleri tamamlanmıştır; ikinci görüşmeye en az 48 saat geçtikten sonra başlanabilecektir.

Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 11 Ağustos 1999 Çarşamba günü, yani, bugün, saat 10.00'da toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 03.52

VII. — SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. — Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, İstanbul Üniversitesi Rektörü veya yönetimi aleyhine açılan davalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yazılı cevabı (7/107)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Lütfi Yalman Konya

1. İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu veya yönetimi aleyhine açılan kaç dava vardır? Bu davaların içeriği nelerdir? Bu davaların kaçı kesinleşmiştir ve karar içerikleri nelerdir?

2. İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun hukuka aykırı işlemleriyle ilgili açılan idarî davalar sonucunda kaç “yürütmeyi durdurma” kararı verilmiştir?

3. Kemal Alemdaroğlu’nun idarî işlemlerinin durdurulmasıyla ilgili olarak alınan “yürütmeyi durdurma” kararlarının ilgili tarafından işleme konmadığı ve hukuksuz işlemleri devam ettirdiği iddiaları doğru mudur? Eğer doğru ise kararların yerine getirilmesine ilişkin ne gibi yaptırımlar düşünülmektedir?

T.C. Adalet Bakanlığı 2.8.1999 Bakan : 1303

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 7.7.1999 tarihli ve A.01.0.GNS. 0. 10. 00.02-746 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde alınan, Konya Milletvekili Lütfi Yalman tarafından Bakanlığımıza yöneltilen ve yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/107-506 Esas No.’lu soru önergesine verilen cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

Sayın Lütfi Yalman Konya TBMM

Bakanlığımıza yönelttiğiniz ve yazılı olarak cevaplandırılmasını istediğiniz 7/107-506 Esas No.’lu soru önergesinin cevabı aşağıda belirtilmiştir.

Soru önergesinin (1) ve (2) numaralı bölümüyle ilgili olarak;

– İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 15.7.1999 tarihli ve 1999/513 CM sayılı yazısından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına intikal eden eğitimi engellemek ve görevi kötüye kullanmak iddialarını içeren 11 şikâyetin, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 53 üncü maddesi gereğince işlem yapılmak üzere Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığına gönderildiği,

– İstanbul 1 inci İdare Mahkemesi Başkanlığının 14.7.1999 tarihli yazısından, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne karşı 9 adet memur (disiplin cezası ve diğerleri), 40 adet öğrenci (kılık kıyafet nedeniyle disiplin cezasından 24 adet, diğer disiplin cezaları, kayıt yenileme ve diğerleri 15 adet, not tespiti ve sınav sonucunun iptali ile ilgili 1 adet) davası olmak üzere toplam 49 adet davanın açıldığı, açılan memur davalarından 3, öğrenci davalarından (kılık kıyafet nedeniyle disiplin cezası) 3, diğer disiplin cezaları, kayıt yenileme, sınav iptali 11 adet olmak üzere toplam 17 davanın retle, yine memur davalarından 2, öğrenci davalarından (kılık kıyafet dışında diğer disiplin cezaları, kayıt yenileme, sınav iptali davaları) 6 adedi olmak üzere toplam 8 adet davanın iptalle, öğrenci davalarından disiplin cezasına ilişkin 1 adet davanın dilekçenin reddiyle sonuçlandığı, aynı konuda 2 adet davanın ise süreden reddine karar verilerek toplam 28 adet davanın karara bağlanmış olduğu, 21 adet davanın derdest bulunduğu, derdest davalardan, kılık kıyafet dışında diğer disiplin cezalarıyla ilgili 1 dava hakkında da yürütmenin durdurulmasına karar verildiği,

– İstanbul 2 nci İdare Mahkemesi Başkanlığının 15.7.1999 tarihli ve 1999/234 Zim. sayılı yazısından, İstanbulÜniversitesi Rektörlüğüne karşı 34 adet memur, (disiplin cezası, atama, uyarma, unvan yükseltme, döner sermaye ve tazminat) 61 adet öğrenci (kılık kıyafet, disiplin, öğrenci kimliği verilmemesinden dolayı 37 adet, diğer disiplin cezaları, kayıt yenileme, not tespiti vd. 24 adet) davası olmak üzere toplam 95 adet davanın açıldığı, açılan 95 adet davanın, memur davalarından 8’i, öğrenci davalarından 31 adedi olmak üzere 39 davanın retle, yine memur davalarından 11 adet ve öğrenci davalarından (kılık kıyafet dışında) 11 adet toplam 22 adet davanın iptalle, memur, öğrenci davalarından 21 adet davanın ise dilekçenin reddi ve karar verilmesine yer olmadığı şeklinde sonuçlandırıldığı, diğer dosyaların derdest olduğu, 51 adet dava dosyasının temyiz edilerek Danıştay Başkanlığına gönderildiği,

– İstanbul 3 üncü İdare Mahkemesi Başkanlığının 15.7.1999 tarihli yazısından, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne karşı 9 adet memur davası (kılık kıyafet yönetmeliği, disiplin cezası ve diğer konularda), 28 adet öğrenci davası (kılık kıyafet yönetmeliği nedeniyle kayıt yenileme ve disiplin cezası), 13 adet öğrenci davası (not tespiti, ek sınav, yönetmelik iptali ve diğer konularla ilgili) olmak üzere toplam 50 adet davanın açıldığı, açılan 50 adet davanın 23 adedinde davanın reddine, 1 adedinin süreden reddine, 5 adedinde dilekçenin reddine şeklinde ve 1 adedinin de iptal ile sonuçlandırıldığı, 12 davada yürütmenin durdurulmasının reddine karar verildiği, diğerlerinin derdest bulunduğu,

– İstanbul 4 üncü İdare Mahkemesi Başkanlığının 15.7.1999 tarihli ve 1999/351 Zim. sayılı yazısından, İstanbul Üniversitesi Yönetimine karşı 54 adet öğrenci davası (kılık kıyafet, disiplin cezası, sınava alınmama) ve 5 adet memur davası (görevden uzaklaştırma ve görev yeri değişikliği) olmak üzere toplam 59 adet dava açıldığı, açılan davalardan 29 adedinde davanın reddine karar verildiği, 1 adedinde iptal kararı verilmek suretiyle 30 adedinin karara bağlandığı ve 2’sinin kesinleştiği, kalan 29 adet davanın ise derdest olduğu, açılan davalardan 3’ü hakkında yürütmeyi durdurma kararı verildiği,

– İstanbul 5 inci İdare Mahkemesi Başkanlığının tarihsiz yazısından, İstanbul Üniversitesi aleyhine 1997 yılından bugüne kadar 63 adet dava açıldığı, bunlardan 12 adedinin kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davranıştan verilen disiplin cezalarına karşı açılan davalar olup retle sonuçlandığı, 4 adedinin kesinleştiği, diğerlerinin temyiz aşamasında olduğu, kalan davalardan 25 adedi öğrencilerin derslerden başarısız sayılması işlemine karşı açılmış olup 5 adedi iptal, kalanının retle sonuçlanarak 11 adedinin kesinleştiği, kalan 26 adet davanın üniversite yönetimi aleyhine açıldığı, bunlardan 17 adedinin iptal ile 7 adedinin retle sonuçlandığı, bunlardan 10 adedi kesinleşmiş olup 2 adedinin derdest bulunduğu, üniversite aleyhine açılan davalardan 15’ine yürütmeyi durdurma kararı verildiği,

– İstanbul 6 ncı İdare Mahkemesi Başkanlığının tarihsiz yazısından, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne karşı Ocak 1998-Temmuz 1999 tarihleri arasında 63 adet öğrenci, 19 adet memur, 4 adet tazminat ve 1 diğer işlere ilişkin olmak üzere toplam 87 adet davanın açıldığı, öğrenci davalarından 5’i iptal, 4’ü ret, 5 adedi süreden ret ve 1 adedi dilekçenin reddi ile, memur davalarının 5’i iptal, 1 adedi kısmen iptal kısmen ret, 1 adedi dilekçenin reddi, tazminat istemini içeren dosyalardan 1 adedinde tazminat isteminin kabulüne karar verilerek sonuçlandırıldığı, öğrenci davalarının 10 adedinde yürütmeyi durdurmanın kabul, 18 adedinde yürütmeyi durdurmanın reddine, memur davalarının 7 adedinde ise yürütmeyi durdurmanın reddine karar verildiği, diğerlerinin derdest bulunduğu,

Anlaşılmıştır.

Ayrıca yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yüksek öğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında soruşturma yapmak ve son soruşturmanın açılıp açılmamasına karar vermek yetkisi, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen mercilere aittir. Diğer taraftan aynı hükme göre Yükseköğretim Kurulu Başkanı hakkında ilk soruşturmayı yapacak olan kurula Millî Eğitim Bakanı Başkanlık etmekte ve Anayasanın 130 uncu maddesi gereğince üniversitelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilişkileri Millî Eğitim Bakanlığınca yürütülmektedir. Bu itibarla soru önergesinin (3) numaralı bölümünde yer alan hususlar Millî Eğitim Bakanlığını ilgilendirmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

2. — Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk’un, bir gazetede “işte gerçek rapor” başlığı altında yayımlanan habere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/138)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

28 Haziran 1999 tarihli Hürriyet Gazetesinde “İşte Gerçek Rapor” başlığı altında kuvvet komutanlıklarına verildiği ve Millî Güvenlik Kurulunda müzakere edildiği belirtilerek yayınlanan bir rapor hakkında aşağıdaki yazılı sorularımın Başbakan Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına, TBMMİçtüzüğünün 99 uncu maddesi gereğince delaletlerinizi saygılarımla arz ve talep ederim. 29.6.1999 Mehmet Batuk Kocaeli

1. Sözkonusu raporla ilgili haber gerçek midir?

2. Rapor gerçek ise raporda gizlilik damgası var mıdır?

3. Rapor gizli ise Hürriyet Gazetesi ilgilileri bu raporu ne yolla elde etmişlerdir?

4. Devlete ait gizli belgelerin yayınlanması suç değil midir?

5. Suç ise bu gizli raporu “İşte Gerçek Rapor” başlığı altında pervasızca yayınlayan Hürriyet Gazetesi sorumluları hakkında ne gibi bir işlem yapılmıştır?

T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 4.8.1999 Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01/180220

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMM Başkanlığının 7.7.1999 tarih ve A.01-0.GNS.0.10.00.02-7/138-590/02062 sayılı yazısı.

b) Başbakanlığın 12.7.1999 tarih ve B.02.0.KKG.0.12/106-20/12/3190 sayılı yazısı.

Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve Sayın Başbakanımıza yöneltilen ve Başbakanımızca da kendileri adına tarafımdan cevaplandırılması istenilen yazılı soru önergesinde ileri sürülen hususlarla ilgili yanıt aşağıya çıkarılmışıtr.

Sözkonusu rapor ile ilgili olarak, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2.7.1999 tarihinden itibaren 1999/1598 hazırlık sayılı evrakla soruşturma başlatıldığı ve soruşturmanın halen devam ettiği anlaşıldığından, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 143 üncü maddesinde yeralan hazırlık soruşturmasının gizliliği kuralının ihlâl edilmemesi açısından bilgi vermek mümkün bulunmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

3. — Edirne Milletvekili Ahmet Ertürk’ün, Meriç Nehri boyunca arazisi olan çiftçi ve balıkçıların bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun yazılı cevabı (7/139)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Millî Savunma Bakanı Sayın Sabahattin Çakmakoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Dr. Ahmet Ertürk Edirne

Konuyla ilgili olarak : Meriç Nehri boyunca arazisi olup, çiftçilik veya balıkçılık yapan Edirne halkının, yasak bölge kabul edilmesi nedeniyle nehir kenarına veya arazilerine gidişlerinde büyük sıkıntı yaşanmaktadır.

1. Bu konuda halkı rahatlatacak düzenlemeler yapılması düşünülmekte midir?

T.C. Millî Savunma Bakanlığı 4.8.1999 Kanun : 1999/7017-TÖ

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Bşk.lığının 7 Temmuz 1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/139-596/02068 sayılı yazısı.

Edirne Milletvekili Ahmet Ertürk tarafından verilen ve ilgi ekinde gönderilerek cevaplandırılması istenen 7/139 sayılı “Meriç Nehri boyunca arazisi olan çiftçi ve balıkçıların bazı sorunlarına ilişkin” yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmuştur.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

Edirne Milletvekili Ahmet Ertürk Tarafından Verilen 7/139 Sayılı

Yazılı Soru Önergesinin Cevabı

1. 1 ve 2 nci Derece Kara Askerî Yasak Bölgeler içerisindeki çiftçilik, balıkçılık ve avcılık ile ilgili faaliyetler, 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmelik esaslarına göre yürütülmektedir.

2. Askerî makamlarca, takip ve kontrolu sağlamak maksadı ile savcılıkta sabıka kaydı bulunmayan ve kanunsuz olaylara karışmamış olan vatandaşlara, 1 inci Derece Kara Askerî Yasak Bölgesinde çiftçilik, balıkçılık ve kara avcılığı izin belgesi verilmektedir.

3. Sözkonusu izin belgesi, hududu illegal geçişlere mani olmak, silâh ve uyuşturucu madde kaçakçılığını önlemek, kaçak avlanmaya engel olmak ve terör örgütlerinin sınırı geçiş teşebbüslerine bölge halkının yardım etmesine mani olmak amacıyla düzenlenmektedir.

4. Meriç Nehrinin 1 inci Derece Kara Askerî Yasak Bölge sınırları içinde kalan ve Yunanistan ile sınır teşkil eden bölümünde; balık avlama, Meriç Nehri tabanından kum alma, motopomp dışında sulama amaçlı su almak istekleri ile 1 inci Derece Kara Askerî Yasak Bölge içerisindeki tarlalara sığınma yeri adı altında bina yapılmasına ilişkin taleplere, Yunanistan ile Meriç Nehrinin kullanımı konusunda problemler yaşanmaması, bölge içerisindeki kontrolsüz yapılaşmaya mani olunması ve Meriç Nehri yatağının tahrip olarak taşkınlara sebep olmaması için olumsuz cevap verilmiştir.

5. Mevcut uygulamanın daha esnek hale getirilmesine ilişkin başvuruların, 2565 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmamasını isteyen çiftçiler ile savcılıkta sabıka kaydı bulunan ve kanunsuz olaylara karışmaları nedeni ile izin belgesi verilmeyen vatandaşlar tarafından yapıldığı bilinmektedir.

6. Bölgenin askerî açıdan kritikliği de gözönüne alındığında, ilgili Kanun ve Yönetmelikler çerçevesinde yürütülmekte olan uygulamalarda bir değişikliğe gidilmesine ihtiyaç olmadığı değerlendirilmektedir.

Bilgilerine arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

4. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1999 Malî Yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un yazılı cevabı (7/160)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Osman Durmuş tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 24.6.1999

Zülfükar İzol Şanlıurfa

Sorular

1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar-projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Şanlıurfa’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

T.C. Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 6.8.1999 Sayı : B.10.0.HKM.0.00.00.00-9239/2963

Konu : Yazılı soru önergesi cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/160-635/2151 sayılı yazıları.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zülfikar İzol tarafından, 1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Sağlık Bakanlığına ve Şanlıurfa İline ayrılan miktar ile alâkalı olarak verilen yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Arz ederim.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zülfükar İzol’un “1999 Malî Yılı Bütçe Yatırım Ödeneklerinden Sağlık Bakanlığına ve Şanlıurfa İline Ayrılan Miktar”a İlişkin Yazılı Soru Önergesinin Cevabıdır :

Sorular :

“1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

“2. 1999 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar projeleri itibariyle ne kadardır?

“3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Şanlıurfa’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir.”

Cevaplar :

Bakanlığımızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri, 44 810 000 000 000 TL olup, yapı-tesis ödeneği 19 058 000 000 TL’dir.

Şanlıurfa’ya 1999 yılı genel bütçe ve 3418 sayılı Kanun gelirlerinden ayrılan ödenek toplamı ile mevcut yatırımların fizikî durumları ilişik (1) sayılı listede gösterilmiş olup; yatırımların ne zaman tamamlanabileceği hususu, her bir yatırımın mahiyetine, fizik gerçekleşme oranına ve ödenek miktarına bağlı olarak değişecektir. Ancak, yatırımların en kısa sürede tamamlanması gayreti içindeyiz.

Ayrıca, II nci Sağlık Projesi kapsamında Şanlıurfa İline yapılan ve planlanan yatırımlar ilişik (2) sayılı listede; Şanlıurfa’daki yataklı tedavi kurumlarının ihtiyaçları için tahsis edilen ödenekler ile bu kurumların 1999 yılı döner sermaye tahmini yatırım ve tahmini bütçe rakamları (3) sayılı listede gösterilmiştir.

Gösterilen ilgiye teşekkür ederek başarılar dilerim.

İkinci Sağlık Projesi Kapsamında Şanlıurfa İli Yatırım Programı

1995-1998

Eğitim (48.709 US$)

– Uyum eğitimi : 421 kişi

– Geliştirme eğitimi : 327 kişi

Makine, teçhizat, donanım alımları (641.061 US$)

– 161 ebe için standart tıbbî teçhizat kiti

– Sağlık evleri için standart tıbbî teçhizat ve donanım

– Sağlık ocakları için standart tıbbî teçhizat

– Sarf malzemesi

– Halk sağlığı laboratuvarı için standart tıbbî teçhizat

– Sağlık ocakları için standart tıbbî teçhizat ve donanım

Bilgisayar donanım ve yazılım alımları (28.575 US$)

Donanım

– 1 işgören (server), 1 yedek işgören (back-up server). 2 iş istasyonu (workstation), 2 dot matrix yazıcı. 1 modem. 1 kesintisiz güç kaynağı (UPS). 1 hub cihazı

Hazır yazılımlar

– MS Windows NT server 3.51 işletim sistemi (Server ve back-up server için). MS Türkçe ofis seti (4 kullanıcı için). Antivirüs toolkit+norton utilituies yazılımı. MS Dos 6.22+MS Win 3.1 Türkçe yazılımı. 2 adet Octopus server yazılımı. Oracle Workgroup 7.2 ilişkisel veritabanı yönetim sistemi.

1999-2001

Yeni inşaatlar (2 450 000 US$)

– Eğitim sağlık ocağı : 1 adet (merkez)

– Şehir tipi sağlık ocağı : 2 adet

Makine, teçhizat, donanım alımları (1 500 000 US$)

– Eğitim sağlık ocağı

– Şehir tipi sağlık ocağı

– 200 yataklı Ş. Urfa Devlet Hastanesinin acil ve doğum servisleri için tıbbî teçhizat

– 125 yataklı doğum ve çocuk bakımevi için tıbbî teçhizat

– 50 yataklı Siverek Devlet Hastanesinin acil ve doğum servisleri için tıbbî teçhizat

Taşıt alımları (480 000 US$)

– Arazili taşıt : 13 adet

Eğitim (85 000 US$)

– Uyum eğitimi : 747 kişi

– Geliştirme eğitimi : 405 kişi

– 1999 yılı kapsamında 14 personel ingilizce eğitimine devam etmektedir.

1995-1998 yılı il toplam yatırım maliyeti : 718 345 US$

1999-2001 planlanan tahmini yatırım maliyeti : 4 515 000 US$

Genel toplam : 5 233 345 US$

1998 yılında tahsis edilen ödenekler

Şanlıurfa Dev. Hast. Tomografi cihazına ek ödenek 60 000 000 000 TL

Viranşehir Dev. Hast. Mutfak malz. ve tıbbî cihaz malzeme 7 500 000 000 TL

Akçakale Dev. Hast. Defibrilatör, aspiratör cih. 2 000 000 000 TL

Siverek Dev. Hast. Ameliyat masası 2 500 000 000 TL

1999 yılında tahsis edilen ödenekler

Şanlıurfa Devlet Hast. Hemodiyaliz cih. 40 000 000 000 TL

Viranşehir Dev. Hast. Küvöz 3 500 000 000 TL

Birecik Dev. Hast. Yoğun bakım ünitesi, asansör

hemodiyaliz cih. 34 100 000 000 TL

Siverek Dev. Hast. Tıbbî cihaz-tıbbî malzeme 5 000 000 000 TL

Doğum ve çocuk bakımevi Tıbbî cihaz-tıbbî malzeme 10 000 000 000 TL

Ceylanpınar Dev. Hast. Defibrilatör 2 500 000 000 TL

 

1999 yılı döner sermaye tahmini yatırım ve tahmini bütçe rakamları

1999 610 620

Kurum adı Bütçesi Harcama kalemi Harcama kalemi

63-Şanlıurfa

Şanlıurfa Devlet Hast. 1 355 000 000 000 1 80 000 000 000

Doğum ve çocuk b. evi 800 000 000 000 1 27 400 000 000

Akçakale Devlet Hast. 40 000 000 000 1 1

Birecik Devlet Hast. 257 000 000 000 1 10 000 000 000

Ceylanpınar Devlet Hast. 80 000 000 000 1 1

Siverek Devlet Hast. 100 000 000 000 1 3 000 000 000

Suruç Devlet Hast. 100 000 000 000 1 10 000 000 000

Viranşehir Devlet Hast. 210 000 000 000 1 16 000 000 000

Hilvan Devlet Hast. 70 000 000 000 1 1

TOPLAM 3 012 000 000 000 9 146 400 000 003

5. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükâr İzol’un, 1999 Malî Yılı bütçe yatırım ödeneklerinden bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı M. Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/163)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Cumhur Ersümer tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 24.6.1999

Zülfükar İzol Şanlıurfa

Sorular

1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk daireler ve yatırımlar-projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Şanlıurfa’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

T.C. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 9.8.1999 Sayı : B.15.0.APK.0.23.300-1065-14071

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 7.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-756 sayılı yazısı.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zülfükar İzol’un, tarafıma tevcih ettiği 7/163-638 esas no.’lu yazılı soru önergesi, TBMM İçtüzüğünün 99 uncu maddesi gereği cevaplandırılarak ekte gönderilmiştir.

Bilgilerinize arz ederim.

M. Cumhur Ersümer Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zülfükar İzol’un Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı

(7/163-638)

Soru 1:

Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

Cevap 1 :

Bakanlığım ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının 1999 yılı yatırım ödenekleri toplamı 1.163 trilyon TL’dir.

Soru 2, 3 :

– 1999 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar-projeleri itibariyle ne kadardır?

– Ayrılan ödenekler çerçevesinde Şanlıurfa’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

Cevap 2,3 :

Şanlıurfa İlinde yatırımı olan Bakanlığıma bağlı ve ilgili kuruluşların 1999 yılı yatırım programlarında yeralan toplu ödenekler, aşağıda kuruluş bazında verilmiştir.

DSİ Genel Müdürlüğü :

Şanlıurfa İli 1999 Yılı Yatırım toplamı 23 032 000 milyon TL’dir. Ayrıca, DSİ Genel Müdürlüğü Şanlıurfa İli 1999 Yılı Yatırım Programı (proje bazında dağılımları içeren) tablo halinde ekte yer almaktadır.

Projelerin planlanan tarihte bitirilmesi, yıllık ödenek ihtiyaçlarının aynen karşılanmasına bağlı bulunmaktadır.

TEAŞ Genel Müdürlüğü :

TEAŞ Genel Müdürlüğünce 1999 Yılı Yatırım Programında Şanlıurfa İline ait 16 adet proje için 13 271 000 milyon TL ödenek ayrılmış olup, bu projelerden;

– 96.D.03.0800 Atatürk HES-Şanlıurfa EİH

– 96.D.03.0810 Şanlıurfa 380 TM

– 97.D.03.0210 Şanlıurfa TM-Şanlıurfa 380 kV EİH

– 96.D.03.0780 Şanlıurfa OSM TM

– 96.D.03.0870 Birecik TM-Birecik HES EİH

projelerinin tesisi tamamlanmıştır.

Diğer projelerin ise en geç 2000 yılında tamamlanması öngörülmektedir.

TEDAŞ Genel Müdürlüğü :

TEDAŞ Genel Müdürlüğünce 1999 Yılı Yatırım Programında, Şanlıurfa İli için toplam 1 792 500 milyon TL ödenek tahsis edilmiştir. Bunlardan kırsal dağıtım tesislerine 447 500 milyon TL, şehir şebekelerine 1 100 000 milyon TL, köy şebekelerine ise 245 000 milyon TL ödenek tahsisi yapılmıştır.

Programda olan projelerin yılı içinde tamamlanması planlanmıştır.

TPAO Genel Müdürlüğü :

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğünün 1999 Yılı Yatırım Ödenekleri toplamı 25 500 000 milyon TL olarak belirlenmiştir. 1999 yılında Şanlıurfa İlinde sondaj ve sondaj öncesi arama faaliyetleri gerçekleştirilecek olup, sözkonusu faaliyetler için 425 755 milyon TL dış olmak üzere toplam 1 022 516 milyon TL’lik ödenek ayrılmıştır.

1999 yılı sonunda faaliyetlerin bitirilmesi programlanmıştır.

6. — Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç’un, bir gazetede çıkan “Asker, karar siyasîlerin” ve “Askerler yürüdü” başlıklı haberlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun yazılı cevabı (7/171)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1 Temmuz 1999 tarihli Milliyet Gazetesinde çıkan “Asker, karar siyasîlerin” ve “Askerler yürüdü” başlıklı iki haber üzerine aşağıdaki sorularımın TBMM İçtüzüğünün 99 uncu maddesi gereğince Sayın Başbakan Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaetinizi saygılarımla arz ve talep ederim. 2.7.1999 Şeref Malkoç Trabzon

Soru 1. Deniz Kuvvetleri Komutanı Sayın Org. Salim Dervişoğlu terörist başı Abdullah Öcalan’a verilen idam cezası konusunda “Benim pozisyonum itibariyle yargı hakkında yorumda bulunma hakkım yok!”; idam cezasının kaldırılması konusunda da “bunlar devletimizi yöneten bizim üstümüzdeki siyasî yetkililerin görevidir.” derken,

Bir diğer komutanın Diyarbakır gibi Olağanüstü Hal İdaresinin cari olduğu hassas bir ilde 7 nci Kolordu Komutanlığına sevk etmesini ve slogan attırmasını, henüz devam etmekte olan bir yargılama aşamasında nasıl yorumluyorsunuz?

Soru 2. Böyle bir yürüyüşe kimler ve hangi millî menfaati gözeterek karar vermişlerdir?

Soru 3. Bin askeri, hem de sivil kıyafetle böyle bir yürüyüşe sevk etmek bölgenin ve ülkenin ihtiyacı olan toplumsal barış şartlarına uygun mudur?

Soru 4. Bu yürüyüş sivil bir yürüyüş olduğuna göre 2911 Sayılı Kanun hükümlerine uyulmuş mudur?

Soru 5. Usul ve kanun ve maslahata aykırı olduğunu düşündüğümüz bu yürüyüş için talimat verenler kimlerdir? Bunlar hakkında bir işlem yapılması düşünülmekte midir?

T.C. Millî Savunma Bakanlığı 5.8.1999 Kanun : 1999/7022-GK

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMMBşk.lığının 8 Temmuz 1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A. 01.0. GNS. 0. 10. 00.02-7/171-682/02259 sayılı yazısı.

b) Başbakanlığın 22 Temmuz 1999 tarihli ve B.02.0.0.KKG.0.12/106-23/5/3394 sayılı yazısı.

Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç tarafından Sayın Başbakana tevcih edilen ve ilgi (a) ve üzerine ilgi (b) ekinde gönderilerek Millî Savunma Bakanı tarafından cevaplandırılması tensip edilen, 7/171 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ektedir.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

 

 

Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç Tarafından Verilen 7/171 Sayılı

Yazılı Soru Önergesinin Cevabı

1. Cumhuriyet Treninin Diyabakır’a geldiği 27 Haziran-1 Temmuz 1999 tarihleri arasında “Millî Bir Gün” ortamının yaratılması, il hududundan itibaren büyük bir coşku ile karşılanıp, uğurlanması ve ziyaretçi sayısının azamî miktarda gerçekleşmesi için, İl Valiliği koordinatörlüğünde bir toplantı yapılmıştır.

2. Ergani, Diyarbakır ve Bismil tren istasyonlarındaki törenlere; protokolde yeralan zevat, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ile arzu eden personeli, Dicle Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencilerin büyük çoğunluğu, orta öğrenim temsilcileri, arzu eden askerî personel ve asker aileleri katılmıştır.

3. Törende, Atatürk’e ve ilkelerine bağlılığın, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünün önemini vurgulayan konuşmalar yapılmış ve bunlar coşku ve tezahüratla karşılanmıştır. Katılımın geniş olması ve sergilenen coşku TRT ve DDY yetkilileri ve izleyen basın mensuplarınca “Bugüne kadar gerçekleşen en muhteşem karşılama ve uğurlama töreni” olarak değerlendirilmiştir.

4. Bütün millî gün ve kutlamalarda uygulandığı gibi gerek treni karşılama ve gerekse uğurlama törenlerinden dönüşler, makam aracı olan protokol zevatı hariç yaya olarak gerçekleşmiştir. Sivil kıyafetli subaylar, astsubaylar ve aileleri de vatandaşlar gibi lojmanlara yaya olarak dönmüşlerdir.

5. Törene katılan vatandaşların dönüş esnasında, tören alanında doğan coşku ortamı ile “Türk-Kürt kardeştir”, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” gibi sloglanlar attıkları görülmüştür.

6. Cumhuriyet Treninin Diyarbakır’daki karşılanmasında 7 nci Kolordu Komutanlığı tarafından herhangi bir yönlendirme yapılmamış, katılım konusunda da emir verilmemiştir.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

7. – Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, tekstil sektöründe yaşanan krize karşı alınacak önlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın yazılı cevabı (7/172)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Bülent Ecevit tarafından yazılı cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Turhan Tayan Bursa

Ekonomimizin lokomotif sektörü tekstil büyük bir krizin içindedir. Bursa tekstil sanayi yılların birikimi ile geldiği zirveden hızla düşmektedir.

Talep daralması ile gelen üretim ve istihdam düşüşü sektörü önce zorunlu izinlere, vardiya azaltılması, işten çıkarmaları ve işyerlerini geçici süreli kapatmalara ve köklü firmaları iflaslara sürüklemiştir.

Tekstil sanayi ve ihracatına tahsis edilen kredilerin daralması finans sorunları, bankaların sorumsuz ve insafsız tutum ve davranışları sektörü batırmaktadır.

Bursa’da dün Bursa iplik fabrikası kapısına kilit vurarak 2 000 işçiyi sokağa bırakmak zorunda kalmıştır.

Tekstil sektörünün yaşadığı krizin ekonomik ve sosyal boyutları tüm dengeleri alt üst etmiştir. Sosyal patlamadan korkar hale gelinmiştir.

Bu bağlamda;

1. Hükümet olarak tekstil sektörüne yeni kredi imkânları düşünüyor musunuz?

2. Üretim ve ihracat potansiyeli olan firmaların vadesi gelmemiş borçlarına işlem yapan Bankalara müdahaleyi düşünüyor musunuz?

3. İhracat kredilerini arttırmayı düşünüyor musunuz?

4. Bu krize karşı hükümet olarak bugüne kadar ne gibi önlemler alınmıştır.

5. Otomobil satışlarından alınan ek vergiye 2. defa muafiyet kararı aldınız. Aynı veya benzer vergi muafiyetleri ile tekstil sektörüne bir nefes vermeyi düşünüyor musunuz?

6. Bursa’da işsiz kalan 30 bine yakın tekstil işçisine ne gibi bir yardım düşünüyorsunuz?

T.C. Devlet Bakanlığı 6.8.1999 Sayı: B.02.0.004/16-2374

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 8.7.1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A. 01.0.GNS.0.10.00.02-7/172-684/02262 sayılı yazısı

b) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 29.7.1999 tarihli ve KAN.KAR. MD.A.01.0. GNS.0.10.00.02-1258 sayılı yazısı

c) Başbakanlığın 12.7.1999, 2.8.1999 tarihli ve B.02.0.KKG.0.12/106-23/6/3168, 106-21-4;23-6/3635 sayılı yazıları

Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği ve tarafımdan cevaplandırılması tensip olunan 7/172-684/02262 sayılı soru önergesinde; tekstil sektörünün büyük kriz içerisinde olduğu, talep daralması dolayısıyla üretim ve istihdamda ciddi düşüşler yaşandığı, köklü firmaların iflas ettiği, ihracat kredilerinin azaldığı, bankaların sanayi sektörü üzerine geldiği ve tekstil sektöründeki bu krizden dolayı sosyal ve ekonomik dengelerin altüst olduğundan bahisle, bilhassa tekstil sektöründe ne gibi önlemler alındığı, bankalara müdahale edilip edilmediği, ihracat kredilerinin durumu ile ilgili hususlarda açıklama talep edilmektedir.

Tekstil sektörünün bazı alt sektörlerinde üretim fazlalığı oluşmaya başlaması ve bu güne kadar verilen Teşvik Belgelerinde öngörülen yatırımların gerçekleşmesi ile arz fazlalığı yaşanmıştır. Özellikle Asya krizinden sonra ilgili odaların ne sektör kuruluşlarının temsilcilerinin de görüşleri alınarak kapasite fazlalığı olan üretim konularında kapasite artırıcı komple yeni veya tevsii yatırımlarına ilişkin Yatırım Teşvik Belgesi verilmemesi uygulamasına devam edilmektedir. Buna ilişkin uygulamalar, sektörün mevcut durumu, rekabet gücü, ekonomik ve piyasa şartları da yakından izlenerek gerektiği takdirde yeni kararlar alınmakta ve uygulamaya konulmaktadır. Sektöre yeni kredi imkanları araştırılmakla birlikte, işletme sermayesi sıkıntısı çeken firmalara Yatırımları Teşvik Fonundan işletme kredisi imkanı sağlanabilmesi, mevcut bütçe imkanlarına bağlı olup, şu aşamada mümkün görülmemektedir.

Bilindiği üzere, kredi açma sözleşmesi, kredi verene vaad olunan krediyi sağlama, kredi alana da aldığı krediyi geri verme ve eğer doğmuşsa kredi verenin zararını tazmin etme yükümlülüğünü getiren, karşılıklı ve her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, bu tür sözleşmelerin niteliği gereği sözleşmenin tesisi, idamesi ve sona ermesi tarafların birbirine güveniyle yakından ilgilidir. Bilhassa açık krediler yönünden müşterilere duyulan güven, sözleşmenin devam ettirilmesinde belirleyici niteliktedir. Ayrıca, banka yönünden ticari işletme çerçevesinde yapılan kredi açma sözleşmeleri ticari iş niteliğinde sayılmakta ve banka yönetimi de basiretli bir tüccar gibi hareket etmek zorundadır. Bu itibarla, bankalar yukarıda belirtilen hususlar dışında daha ziyade kredi müşterisinin borcunu zamanında ifa edebilirliğini gözönünde tutarak sözleşmenin sona erdirilmesine ilişkin hükümleri bu tip sözleşmelere koyabilmektedirler. Bu çerçevede, kredi kullanıcılarının özel hukuk hükümleri kapsamında hukuki yoldan haklarını aramaları mümkün bulunmaktadır.

Tekstil ve Konfeksiyon sektörünün, T. Eximbank tarafından sağlanan kısa vadeli ihracat kredileri içindeki payı 1996 yılında %50, 1997 yılında %48, 1998 yılında %50 ve 1999 yılının ilk altı ayında % 47 şeklinde gerçekleşmiş olup, Bursa İli Bankanın kullandırdığı kısa vadeli ihracat kredileri içinde İstanbul ve İzmir’den sonra üçüncü sırada bulunmaktadır. Bursa’da yerleşik 150 firmaya 1999 yılının ilk altı ayında yaklaşık 85 milyon ABD Doları kredi kullandırılmış ve kullandırılan toplam kredi tutarı içinde tekstil sektörünün payı % 50’nin üzerinde gerçekleşmiştir. Vadesi gelen kredilere ilişkin olarak, vade temdidi ancak mücbir sebeplerin varlığı durumunda sözkonusu olmakta, Banka kredileri teminat mektubu karşılığında kullandırılmakta, vadesinde ödenmeyen krediler idari takibe alınmakta, firmaya yazılı olarak belirtilen tutar vade tarihini takip eden iki iş günü içinde ödenmemesi durumunda teminat mektubuna rücu edilmekte, ticari bankalar aracılığıyla kullandırılan kredilerde ise geri ödeme yükümlülüğü krediye aracılık eden bankaya ait olmak kaydıyla firmalar adına tahsis edilmekte olup, sözkonusu kredilerin geri dönüşünde kayda değer bir sorun yaşanmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Recep Önal Devlet Bakanı

8. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, asılsız haberler yayımladığı iddia edilen bazı gazeteler hakkında alınacak önlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/179)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

30.6.1999 Zeki Ünal Karaman

Sabah gazetesinin 22.6.1999 tarihinde “MGK’ya sunuldu” diye yayınladığı rapor, Hükümetiniz, Genelkurmay ve MGK tarafından yalanlandı. 28.6.1999’da Hürriyet gazetesi tarafından “Gerçek Rapor” adıyla bir rapor daha yayınlandı. MGK ve BÇK tarafından ortaklaşa hazırlandığı ve tüm komutanlıklara dağıtıldığı iddia edilen bu raporun aynı gazete tarafından ele geçirildiği ifade edildi.

Bu haberler de yalanlandı.

Sorularım şunlardır:

1. Toplumumuzu geren ve iç barışı provake eden bu tip asılsız haberleri neşreden gazeteler hakkında nasıl bir işlem yapılacaktır?

2. Toplumsal huzuru bozan bir kısım medyanın aynı hataları tekrar etmemesi için düşündüğünüz yasal veya idari bir önlem var mıdır, varsa nelerdir?

T.C. İçişleri Bakanlığı 4.8.1999 Emniyet Genel Müdürlüğü Sayı: B.05.1.EGM.0.12.01.01-180219

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) TBMM Başkanlığının 12.7.1999 tarih ve A.01.O.GNS.0.10.00.02-7/179-726/02379 sayılı yazısı

b) Başbakanlığın 14.7.1999 tarih ve B.02.0.KKG.0.12/106-28/2/3253 sayılı yazısı.

Karaman Milletvekili Zeki Ünal tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve sayın Başbakanımıza yöneltilen ve Başbakanımızca da kendileri adına tarafımdan cevaplandırılması istenilen yazılı soru önergesinde ileri sürülen hususlarla ilgili yanıt aşağıya çıkarılmıştır.

Sözkonusu rapor ile ilgili olarak, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2.7.1999 tarihinden itibaren 1999/1598 hazırlık sayılı evrakla soruşturma başlatıldığı ve soruşturmanın halen devam ettiği anlaşıldığından, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 143 üncü maddesinde yeralan hazırlık soruşturmasının gizliliği kuralının ihlal edilmemesi açısından bilgi vermek mümkün bulunmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

9. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, cep telefonlarıyla görüşmelerde yaşanan bazı sorunların giderilmesi için alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/180)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Ulaştırma Bakanı Sayın Enis Öksüz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı İstanbul

Cep telefonlarında tahsisin iki firmayla sınırlı kalması, rekabet yetersizliği, yüksek fiyat, görüşmelerde kalitesizlik, İstanbul ve Ankara gibi şehirlerin en merkezi yerlerinde dahi iletişimin kesintili olması, günün belirli saatlerinde konuşmaların kilitlenmesi gibi ciddi sıkıntılara yol açmaktadır.

1. Bu sorunları gidermek için ne gibi tedbirler aldırmayı düşünmektesiniz?

2. Geçmişte öngörülen, ama yapılamayan tahsis sayısını attırmayı planlıyor musunuz?

T.C. Ulaştırma Bakanlığı Haberleşme Genel Müdürlüğü 4.8.1999 Sayı: B.11.HGM.0.00.00.9.1.1.1159-15651

Konu: Önerge

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliği

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı

İlgi: 12.7.1999 tarih ve 2380 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde alınan, İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı imzasıyla, Bakanlığımızca yazılı olarak cevaplandırılmak üzere verilen soru önergesinde yer alan hususlara ilişkin olarak hazırlanan cevaplar ekte sunulmaktadır.

Bilgi ve gereğini arz ederim.

Prof. Dr. Enis Öksüz Ulaştırma Bakanı

Soru: Cep telefonlarında tahsisin iki firmayla sınırlı kalması, rekabet yetersizliği, yüksek fiyat, görüşmelerde kalitesizlik, İstanbul ve Ankara gibi şehirlerin en merkezi yerlerinde dahi iletişimin kesintili olması, günün belirli saatlerinde konuşmaların kilitlenmesi gibi ciddi sıkıntılara yol açmaktadır.

1. Bu sorunları gidermek için ne gibi tedbirler almayı düşünmektesiniz?

2. Geçmişte öngörülen, ama yapılamayan tahsis sayısını artırmayı planlıyor musunuz?

Cevap:

GSM Sayısal Mobil Telefon Sisteminin Bakanlığımızca lisans verilen iki ayrı şirket tarafından kurulup işletilmesi, ilgili telekomünikasyon mevzuatının da öngördüğü üzere, rekabeti sağlama amacına yöneliktir. Sadece iki işletmecinin oluşturacağı GSM pazarında rekabet düzeyinin yetersiz olabileceği de hesaplanmış olmakla birlikte, tabii bir kaynak olup, sınırlı olan GSM Frekans Bandının sınırlı sayıda işletmeciye tahsis edilebileceği dikkate alınarak, ilk etapta iki işletmeciye lisans verilebilmiştir.

Bilahare, 1800 MHz frekans bandı için GSM Standartlarının ortaya konmasına paralel olarak, bu frekans bandında da iki işletmeciye lisans verilmesi için çalışmalar derhal başlatılmış ve ihale aşamasına gelinmiştir.

Halen işletilmekte olan GSM şebekeleri üzerinden sağlanan telekomünikasyon hizmetinin tarifesi Bakanlığımızca belirlenmekte olup, firmalarca keyfi tarifeler tatbik edilmesi sözkonusu değildir.

Firmalar yatırımlarını Bakanlığımızca onaylanan planlar çerçevesinde sürdürmektedir. Buna karşın, GSM hizmetine karşı oluşan yüksek talep, bilhassa yoğun nüfuslu alanlarda trafik sıkışıklığına yol açabilmektedir. Bakanlığımızca tespit edilen bu tür trafik sıkışıklıklarına çözüm getirecek teknik tedbirlerin alınması için ilgili firmalar derhal talimatlandırılmaktadır.

10. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 1999 Malî Yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Erzincan İline ayrılan miktarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/224)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Ulaştırma Bakanı Sayın Enis Öksüz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletlerinizi saygılarımla arz ederim.

8.7.1999 Tevhit Karakaya Erzincan

1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Erzincan İline ayrılan yatırım ödenekleri, Genel, Katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Erzincan’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir.

T.C. Ulaştırma Bakanlığı Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 5.8.1999 Sayı: B.11.0.APK.0.10.01.21.EA-982-17236

Konu: Erzincan Milletvekili Sayın Tevhit Karakaya’nın yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: TBMM Başkanlığının 19.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/224-867/02645 sayılı yazısı.

Erzincan Milletvekili Sayın Tevhit Karakaya’nın 7/224-867 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı hazırlanarak ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Enis Öksüz Ulaştırma Bakanı

Erzincan Milletvekili Sayın Tevhit Karakaya’nın 7/224-867 Sayılı Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı

Sorular:

1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Erzincan İli’ne ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Erzincan’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

Cevap:

Ulaştırma Bakanlığı Merkez teşkilatının Genel Bütçeye dahil 1999 yılı yatırım ödenekleri toplamı 31 trilyon 935 milyar TL. olup, Bağlı ve İlgili Kuruluşlarının yatırım ödenekleri ile birlikte toplam 399 trilyon 535 milyar TL.’dir.

Bakanlığımız Merkez Teşkilatı ile Bağlı ve İlgili Kuruluşlarınca, Erzincan İli’ne 1999 yılı için ayrılan yatırım ödenekleri şu şekildedir.

DLHİNŞAATI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Genel Bütçe): Trabzon-Tirebolu-Gümüşhane-Erzincan Demiryolu Etüdü projesi, proje bedeli 1 trilyon 776 milyar TL olup, 1999 yılı ödeneği 1 milyon TL.’dir.

T. TELEKOMÜNİKASYON A.Ş. GENEL MÜDÜRLÜĞÜ: Telefon Santral ve Şebeke Yapımı, Şehiriçi telefon şebeke ilavesi, Fiber Optik Kablo döşemesi, R/L Sistemleri ve diğer idame yenileme projelerinin 1999 yılı ödenek toplamı 1 tilyon 968,2 milyar TL. olup, bu projelere her yıl ihtiyaçlar ölçüsünde ödenek ayrılmaktadır.

POSTA İŞLETMESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ: Bilgi İşlem Sistemleri, Posta Hizmetlerinin Mekanizasyonu ve Otomasyonu, Posta Hizmet Binaları, İdame-Yenileme ile Makina ve Teçhizat Alımı projelerinin 1999 yılı ödenek toplamı 56 milyar 922 milyon TL. olup, bu projelere her yıl ihtiyaçlar ölçüsünde ödenek ayrılmaktadır.

TCDD İŞLETMESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ: Erzincan Gar’da 4 adet makas yenileme, Karasu İstasyonuna trafo alımı ve istasyon sahasının kule tipi aydınlatılması, Bağıştaş İstasyonuna peron yapımı, Kars-Divriği Elektrifikasyon ve Sinyalizyon tesisleri etüd-proje ve yapımı ile telsiz cihazları alımı projelerinin 1999 yılı ödeneği 171 milyar 831 milyon TL. olup, Yol Bakım ve Yenileme ile hat bakımları için yıl içinde doğabilecek ihtiyaçlar için ayrıca ödenek ayrılabilecektir.

DHMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ: Erzincan Havaalanının, idame-tamamlama niteliğindeki ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1999 yılında 445 milyar TL. ödenek ayrılmıştır.

Ayrıca Erzincan Havaalanı PAT Sahalarının onarım işi devam etmekte olup, Ağustos-1999 sonu itibariyle tamamlanarak hizmete verilecektir.

11. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 1999 Malî Yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Erzincan İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in yazılı cevabı (7/244)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Şükrü Sina Gürel tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletlerinizi saygılarımla arz ederim.

8.7.1999 Tevhit Karakaya Erzincan

1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Erzincan İli’ne ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Erzincan’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

T.C. Devlet Bakanlığı 6.8.1999 Sayı: B.02.0.007/0636

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

İlgi: TBMM Başkanlığının 19.7.1999 tarih ve A.01.GNS.0.10.00.02-7/244-8.86/02665 sayılı yazısı.

Erzincan Milletvekili Sn. Tevhit Karakaya’nın Bakanlığıma tevcih ettiği ve ilgi yazı ekinde gönderilen 7/244-886 esas nolu yazılı soru önergesi cevabı ekte sunulmuştur.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Prof. Dr. Şükrü S. Gürel Devlet Bakanı

Erzincan Milletvekili Sn. Tevhit Karakaya’nın 7/244-886 Esas Nolu

Yazılı Soru Önergesi Cevabıdır

Devlet Personel Başkanlığı:

Yatırımcı kuruluş olmayıp, 1999 Malî Yılı Bütçesinde Erzincan İli için ayrılan yatırım ödeneği bulunmamaktadır.

Eti Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü:

Soru Önergesi Cevabı (Ek-1)’de dir.

TTKGenel Müdürlüğü:

Soru Önergesi Cevabı (EK-2)’de dir.

Erzincan İli TTK Genel Müdürlüğünün Erzincan İlinde faaliyet sahası bulunmamaktadır. (2-3 soru cevabı)

Erzincan Milletvekili Sn. Tevhit Karakaya’nın Soru Önergesi

Soru 1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe Ödenekleri ne kadardır?

Cevap 1. Kuruluşumuzun 1999 Malî Yılı Bütçe Ödenekleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

EK – 1

ETİ HOLDİNG A.Ş.

1999 YILI YATIRIM PROGRAMI

SEKTÖREL İCMAL

(Milyon TL.)

Proje Tutarı 1998 Yılı Sonu Küm. 1999 Yılı Programı 2000 ve Sonraki yıllarda

Kuruluş/ Proje Adı Harcama (Tah.) Yapılacak Yatırım

Dış Toplam Dış Toplam Dış Toplam Dış Toplam

Madencilik Sektörü Toplamı 5 291 922 19 899 789 1 205 344 7 998 834 2 530 136 8 000 000 1 556 442 3 900 955

İmalat Sektörü Toplamı 53 910 087 122 506 224 11 088 340 19 134 456 6 785 500 13 850 000 36 036 247 89 521 768

Kimya Sanayiî 11 150 907 28 016 402 3 127 492 5 496 974 3 855 000 9 250 000 4 168 415 13 269 428

Demir-Çelik Sanayiî 575 250 1 029 870 178 250 329 870 397 000 700 000 0 0

Demir Dışı Met. Sanayiî 33 633 930 79 409 952 6 641 598 11 874 612 533 500 900 000 26 458 832 66 635 340

Gübre Sanayiî 8 550 000 14 050 000 1 141 000 1 433 000 2 000 000 3 000 000 5 409 000 9 617 000

Eti Holding A.Ş. Genel Toplamı 59 202 009 142 406 013 12 293 684 27 133 290 9 315 636 21 850 000 37 592 689 93 422 723

Soru 2. 1999 Yılında Erzincan İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar projeleri itibariyle ne kadardır.

Cevap 2. 1999 Yılında Erzincan İlinde yatırım projemiz bulunmadığından ödeneğimiz bulunmamaktadır.

Soru 3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Erzincan’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir.

Cevap 3. Erzincan İlinde yatırım projemiz bulunmadığından tamamlanması söz konusu değildir.

Ek-2

12. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın;

– Eskişehir-Bursa Karayolu ve Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı projesine,

– Bursa İlindeki karayolları yatırımlarına,

Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;

– Karaman’ı Mersin’e bağlayacak olan Mara yoluna,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın yazılı cevabı (7/254, 255, 275)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Bayındırlık ve İskân Bakanına yöneltilmesi hususunu arz ve talep ederim.

Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular:

Karayolları Genel Müdürlüğü Bursa İli Yatırımları ile ilgili olarak:

1. 150 Km.’lik Eskişehir-Bursa etüd projesi hangi safhadadır? Projenin 2000 yılında uygulama safhasına konulması mümkün müdür?

2. Yapımına 1976’da başlanan Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı projesi yoksulluk sınırında olan Bursa Dağ Yöresi için hayati önemi haiz bir projedir. 1998 sonuna kadar tahmini 9 trilyon 522 milyar lira harcanan projeye 1999’da 350 milyar lira ayrılmıştır. Bu ve benzeri meblağlarla 1976 da başlanan proje ne zaman bitirilebilecektir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Bayındırlık ve İskân Bakanına yöneltilmesi hususunu arz ve talep ederim.

Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular:

Karayolları Genel Müdürlüğü Yatırımları ile ilgili olarak:

1. Bursa İlindeki Karayolları yatırımlarının toplam proje bedelleri, 1998 sonuna kadar toplam tahmini harcamaları ve 1999 yatırım ödenekleri toplamı ne kadardır? Bu projelerin ortalama bitirilme süreleri nedir?

2. Balıkesir-Susurluk-Karacabey ve Karacabey-Bursa Karayollarında son üç yılda can ve mal kaybına yol açan kaza adedi ve bu kazalardaki kayıplarımızın maddi ve manevi değerleri ne kadardır? Bu projelerin biran önce bitirilmesi için neler düşünülmektedir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

15.7.1999

Zeki Ünal Karaman

Karaman’ı Mersin’e daha kısa yoldan bağlayacak olan Mara yolunun yapılması konusunda Bakanlığınızda herhangi bir çalışma yapılacak mıdır?

T.C. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 10.8.1999 Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı: B.09.0.22.00.00.17/605

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 27.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.0.00.02-1198 sayılı yazınız.

Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın (7/254-933), (7/255-934) ile Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın (7/275-981) Esas Nolu Yazılı Soru Önergeleri incelenmiş olup, cevabımız ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Koray Aydın Bayındırlık ve İskân Bakanı

Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın (7/254-933) Esas Nolu

Yazılı Soru Önergesi Soru ve Cevapları

Sorular:

Karayolları Genel Müdürlüğü Bursa İli Yatırımları ile ilgili olarak:

1. 150 Km.’lik Eskişehir-Bursa etüt projesi hangi safhadadır? Projenin 2000 yılında uygulama safhasına konulması mümkün müdür?

2. Yapımına 1976’da başlanan Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı projesi yoksulluk sınırında olan Bursa Dağ Yöresi için hayati önemi haiz bir projedir. 1998 sonuna kadar tahmini 9 trilyon 522 milyar lira harcanan projeye 1999’da 350 milyar lira ayrılmıştır. Bu ve benzeri meblağlarla 1976’da başlanan proje ne zaman bitirilebilecektir?

Cevaplar:

– 158 Km.’lik Eskişehir-Bursa Etüt Projesi.

a) 17 Km.’lik 4 üncü Bölge Hududu-Bozüyük arası bölünmüş yol proje çalışmaları devam etmektedir.

b) 17 Km.’lik İnegöl-Yenişehir Ayr. arasındaki bölünmüş yol proje çalışmaları devam etmektedir.

c) Bozüyük Çevre Yolu, Bozüyük-Bilecik-Mekece proje içerisinde olup, yapım ihalesi beklenmektedir. Yapım ihalesinin gerçekleşmesi halinde 2000 yılında uygulama safhasına konulması mümkün olabilecektir.

– Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı (Balıkesir Ç.Y.D)

Yatırım Programında yeralan Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı (Balıkesir Çevre Yolu Dahil) projesinin; 12 Km.’lik Balıkesir Çevre Yolu yapımı ihaleli olarak devam etmektedir. % 68 fiziki gerçekleşme sağlanmıştır. 1999 yılında 332 milyar 500 milyon TL. ödenek temin edilmiş, (TBMM verilen ek ödenekten de 200 milyon TL. ayrılabilmiştir.) Ancak çalışmalar ödenek yetersizliği nedeniyle durmuştur. Bu yıl yapılan ve yapılacak çalışmalar için 2 trilyon TL. ilave ödenek gereklidir.

71 Km.uzunluğundaki Balıkesir-Dursunbey arası projeli olarak geçmiş yıllarda tamamlanmıştır.

62 Km.’lik Dursunbey-Harmancık arasının yatay ve düşey standartları çok bozuk olup, temin edilebilecek ödenekler nispetinde gerekli iyileştirme çalışmaları yapılabilecektir.

35 Km. uzunluğundaki Harmancık-Tavşanlı arası 1998 yılında ihale edilmiş olup, 1999 yılında ödenek ayrılamadığı için çalışmalara başlanılamamıştır.

Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın (7/254-933) Esas Nolu

Yazılı Soru Önergesi Soru ve Cevapları

Sorular:

Karayolları Genel Müdürlüğü yatırımları ile ilgili olarak:

1. Bursa İlindeki Karayolları yatırımlarının toplam proje bedelleri, 1998 sonuna kadar toplam tahmini harcamaları ve 1999 yatırım ödenekleri toplamı ne kadardır? Bu projelerin ortalama bitirilme süreleri nedir?

2. Balıkesir-Susurluk-Karacabey ve Karacabey-Bursa Karayollarında son üç yılda can ve mal kaybına yol açan kaza adedi ve bu kazalardaki kayıplarımızın maddi ve manevi değerleri ne kadardır? Bu projelerin bir an önce bitirilmesi için neler düşünülmektedir?

Cevaplar:

– Bursa İli 1999 yılı Yatırımları ekte gönderilmektedir. Yatırım Programında yeralan projelerin proje bedeli toplamı yaklaşık 235,2 trilyon TL.’dir. Projelerin bitirilme süreleri bütçeden sağlanabilecek ödenek miktarına bağlı olarak değişmektedir.

– Balıkesir-Susurluk-Karacabey ve Karacabey-Bursa yollarındaki kaza adedini gösteren grafik ektedir. Söz konusu projelerin bitirilebilmesi için yeterli ödeneğin temin edilebilmesi gerekmektedir. 1999 yılı fiyatları ile her iki yol için 25,6 trilyon TL. ödeneğe ihtiyaç vardır.

Balıkesir-Susurluk-Karacabey (İkmal İnşaatı) (41 Km.)

İlk yarı yıl verilen 250 milyar TL. ödenek 1998 yılında Km: 48+500-51+000 ile 1+000 (K. Bey) – 6+600 arasında yapılıp ödenemeyen toprak işleri ve sanat yapıları işlerinde kullanılmış, ikinci yarı yıl verilen 522 500 milyon TL. ödenek yapılan işler için harcanacak olup, bu yıl yapılan işlerin tamamen karşılanabilmesi ve yapılması aciliyet arzeden Km: 48+500-52+000 arası (Şeker Fabrikası Geçişi) için ikinci yarı yıl ödeneğine ek olarak 1,5 trilyon TL.’ye ihtiyaç bulunmaktadır. Ödenek yetersizliği nedeniyle müteahhit firma çalışmaları durdurmuştur. Bugüne kadar fiziki olarak işin %6’sı tamamlanmıştır.

Bursa-Karacabey (Yapım) (66 Km.)

66 Km. uzunluğundaki Bursa-Karacabey yolunun 1999 yılı ödeneği 190 milyar TL. olup, bu ödenekle Uluabat II Köprüsüne kadar olan kesimin asfalt kaplama seviyesine getirilmesine çalışılacaktır. 300 milyar TL. daha ek ödenek sağlanabildiği takdirde sathi kaplama seviyesinde bitirilmesi planlanmaktadır.

Bursa-Karacabey Yolu (B.S.K.) (64 Km.)

1999 yılında yolun asfalt betonu yapılması için ödenek ayrılamamış olup, herhangi bir çalışma yapılamayacaktır.

 

Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın (7/275-981) Esas Nolu Yazılı Soru Önergesi Soru ve Cevabı

Soru: Karaman’ı Mersin’e daha kısa yoldan bağlayacak olan Mara yolunun yapılması konusunda bakanlığınızda herhangi bir çalışma yapılacak mıdır?

Cevap:

Karaman-Mara-Erdemli-Mersin Yolu: Karaman İlinin Mersin ili ile bağlantısı mevcut 232 km. uzunluğundaki asfalt sathi kaplamalı Karaman-Mut-Silifke-Erdemli-Mersin Devlet Yolumuz ile sağlanmaktadır. 1999 yılında sağlanabilen ödenekler ile bu güzergâhın iyileştirilmesine çalışılmaktadır.

İlgi yazı ekinde soru önergesinde Karaman’ı Mersin’e bağlayacak daha kısa bir güzergâh olarak belirtilen Karaman-Mara-Erdemli-Mersin güzergâhının ağımızda olmayan Karaman-Mara ve Mara Ayr. Limonlu kesimi 130 Km. uzunluğunda olup, stabilize satıhlı köy yoludur. Dağlık araziden geçen söz konusu kesimde hiçbir sanat yapısı bulunmamaktadır. Ortalama platform genişliği 5 m. ortalama rakım ise 1600 m.’dir. Yerinde yapılan etüt sırasında hiçbir yerleşim alanına ve trafiğe rastlanmamıştır. Karayolları ağımızda olmayan Karaman-Mara ve Mara Ayr- Limonlu kesiminin asfalt sathi kaplamalı hale getirilmesi için 1999 Yılı Birim Fiyatları ile yaklaşık 20 trilyon TL. ödenek gerekmektedir. Yapılan incelemeler ve fizibilite çalışması sonucunda (Karaman-Mara-Erdemli-Mersin) güzergâhı mevcut yolumuza göre 57 Km. daha kısa bir yol olmasına rağmen söz konusu güzergâhın idari ve ekonomik yönden fayda sağlamayacağı görüşüne varılmıştır.Karaman-Mersin bağlantısı için bugün ve gelecekteki trafik ikinci bir bağlantı yolunun yapılmasını ekonomik kılmamaktadır.

13. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Değirmendere Grup Suyu Projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/263)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Devlet Bakanı Sayın Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer Hatay

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 1985 yılında yapımına başlanan Hatay - İskenderun İlçesine bağlı Karayılan-Azganlık-Sarıseki-Denizciler Beldeleri ile Kavaklıoluk ve Akarca Köylerini kapsayan Değirmendere Grup Suyu çalışmaları 14 yıl geçmesine rağmen hala tamamlanamamıştır.

S-1. Yöre halkı için hayati önem taşıyan Değirmendere Grup Suyunun bir an evvel tamamlanabilmesi için herhangi bir çalışmanız var mı?

S-2. 1999 Yılı içerisinde ne kadar ödenek aktarmayı planlıyorsunuz?

S-3. Adı geçen Projeyi kaç yılında hizmete açmayı düşünüyorsunuz?

T.C. Devlet Bakanlığı 6.8.1999 Sayı: B.02.0.010/031.4337

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: TBMMBaşkanlığı Genel Sekreterliğinin 27.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/263-943/2791 sayılı yazısı.

Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Geçer’in soru önergesi incelenmiştir.

Hatay-İskenderun’a bağlı Karayılan-Azgazlık Sarıselmi-Denizciler-Beldeleri ile Kavaklıoluk ve Akarca köylerini kapsayan Değirmendere grup suyu inşaatı için, 1999 yılında bütçe dahilinde 59 milyar ödenek ayrılmış olup, bahsi geçen grup içme suyunun 2000 yılında tamamlanması planlanmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Mustafa Yılmaz Devlet Bakanı

14. — Muğla Milletvekili İbrahimYazıcı’nın, pamuk taban fiyatına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevabı (7/267)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirttiğim soruların, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunu delaletlerinize arzederim.

İbrahim Yazıcı Muğla

Sorular

1. Pamuğun 1 kg’ı için yapılan girdi maliyeti geçen yıldan bugüne kadar yüzde kaç artmıştır?

2. Geçen yıl taban fiyatı 190 000 TL. olarak açıklanan pamuk, 110 000 TL.’ye zor satılabilmiştir. Bu yıl pamuk üreticilerinin aynı sıkıntıyı yaşamaması için bakanlığınızca ne gibi önlemler alınmaktadır?

3. Girdi maliyetlerindeki yüksek artışlar nedeniyle bu yıl pamuğa 450 000 TL. taban fiyat verebilir mi? Bunun için ne gibi çalışmalarınız var? Ayrıca geçen yıl fiyat konusunda yaşanan sıkıntıların bu yıl telafisi mümkün müdür?

T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği 9.8.1999 Sayı : B.14.0.BHİ.01-229

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 27.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/267/966/2817 sayılı yazınız

Muğla Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın, “Pamuk taban fiyatına” ilişkin olarak tarafımdan cevaplandırılmasını istediği (7/267) esas no.lu yazılı soru önergesiyle ilgili cevabımız ekte takdim edilmiştir.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Ahmet Kenan Tanrıkulu Sanayi ve Ticaret Bakanı

Muğla Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın Yazılı Sorularına İlişkin Cevaplarımız

Geçtiğimiz yıl dünyada yaşanan ekonomik krize ve talep daralmasına bağlı olarak pamuk fiyatlarında büyük düşüş yaşanmıştır. Haziran ayı itibariyle Liverpool A endeksi 1996 yılında 183 cent/kg, 1997 yılında 178 cent/kg ve 1998 yılında 155 cent/kg iken 1999 yılında 130 cent/kg seviyesine düşmüştür. Bu düşük fiyat seviyesi halen sürmekte (30.7.1999 itibariyle 118 cent/kg) olup, önümüzdeki sezona büyük pamuk stokuyla girildiğinden düşük fiyat seviyesinin devam edeceği tahmin edilmektedir.

Bilindiği gibi tarım satış kooperatiflerinin iştigal konusuna giren ürünlerde ve bu kapsamda pamukta 1994 yılından itibaren devlet destekleme alımı yapılmamaktadır. Birlikler, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonundan kullandırılan % 50 faizli kredi ile alımlarını yapmaya çalışmaktadırlar. Birlikler pamuk alımını hangi fiyattan yaparsa yapsın ürününü piyasa koşullarında satması gerekmektedir. Ortaya çıkan birlik zararları da hazinece üstlenilmemektedir. Bu nedenle bir taban fiyat uygulaması bulunmayıp, birlikler kendi belirledikleri fiyattan alım yapmaktadırlar.

Tamamen dünya ticaretine konu olan pamukta ülkemizin fiyatları etkilemesi sözkonusu olmadığından, piyasa koşullarına uyumlu bir fiyat politikası izlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Büyük dünya pamuk stokları gözetildiğinde, farklı bir uygulama rekabet edebilir bir fiyattan hammadde temin etmeye çalışan sanayiciyi ithal pamuğa yöneltebilecek, bu durumda ise yerli üretici pamuğunu hiç satamayarak daha fazla mağdur olacaktır.

Geçen yıl uygulanan alım politikası ve prim sistemi sonucu tarım satış kooperatifi ortağı üreticiye % 63’lük bir gelir artışı sağlanmıştır. Bu yıl üreticinin gelir düzeyinin korunabilmesi yanında pamuk fiyatlarını aşağıya çeken faktörlerin giderilmesine yönelik tedbir alınması da büyük önem taşımaktadır. Özellikle, Amerikan kökenli GSM kredisi destekli pamuklar ile Yunanistan ve Türki Cumhuriyetlerinden ülkemize giren pamuklar fiyatı büyük ölçüde düşürmektedir. Sektörün ihtiyaçları da dikkate alınarak, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Hazine Müsteşarlığı yetkilileriyle değinilen konularda çözüm oluşturulmaya çalışılmaktadır.

15. — Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, borsada vurgun haberlerine ilişkin Başbakan sorusu ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın yazılı cevabı (7/268)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların, Başbakanımız Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletleriniz talep olunur. Saygılarımla Ahmet İyimaya Amasya

Bir değerli bakanımızın intihara teşebbüsüne bağlı olarak basına da yansıyan “borsada vurgun” haberleri nedeniyle :

a) İddianın iç-yüzünün açığa çıkması için dış denetim yollarını işletmeyi düşünüyor musunuz?

b) Devlet Denetleme Kurulunun harekete geçmesi için Cumhurbaşkanlığı yüksek makamı ile bir temasınız olacak mı? (An. Mad. 108, 104, 105, 112) Başbakanlığa bağlı denetim mekanizmalarını devreye sokmayı düşünüyor musunuz?

c) Bu gibi önemli iddiaların, gün ışığında yönetim ilkesinin gerekler gözardı edilerek, ancak kapalı idarelerin özgün söylemleri olan “spekülasyon” yanıtlarıyla geçiştirilmesini doğru buluyor musunuz? “Gerçek, uydurma, spekülasyon, komplo...” gibi nitelemelerin “denetim sonunda ortaya çıkması” hukuk devletinin ve saydamlığın gereği değil midir?

T.C. Devlet Bakanlığı 6.8.1999 Sayı : B.02.0.004/16-2339

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 27.7.1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.-GNS.0.10.00.02-7/268-968/2820 sayılı yazısı.

b)Başkanlığın 2.8.1999 tarihli ve B.02.0.KKG.0.12/106-38/18/3624 sayılı yazısı.

c) 23.7.1999 tarihli ve KÖB/719-7219 sayılı yazı.

Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın borsada vurgun iddiaları ile ilgili olarak Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği ve SayınBaşbakanımız adına tarafımdan cevaplanması tensip olunan yazılı soru önergesi incelenmiştir.

2.7.1999 Cuma günü borsa işlemlerine şaibe karıştırıldığı ya da borsada vurgun yapıldığı yolundaki iddialar konusunda Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığınca ivedilikle başlatılan araştırmalar sonucunda, anılan tarihte İMKB hisse senedi piyasasında oluşan kısmi fiyat hareketlerinin, aynı gün düzenlenmekte olan IMF toplantısına ilişkin olarak Sayın Cottarelli tarafından yapılan açıklamaların bir bölümünün yanlış tercüme edilmesinden kaynaklandığı, dolayısıyla yukarıda belirtilen tarihte İMKB-100 endeksindeki hareketlerde, sermaye piyasası mevzuatına aykırı bir fiil görülmediği ve haksız kazanç sağlandığına ilişkin bir veriye de rastlanmadığı, adı geçen Başkanlığın sureti ekli ilgi (c) yazısında açıkça ifade edilmektedir.

Bu nedenle, borsada vurgun yapıldığı ya da borsa işlemlerine şaibe karıştırıldığı şeklindeki iddiaların doğru olmadığı hususu iç denetim yollarıyla anlaşılmış bulunduğundan, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ya da Başbakanlık Teftiş Kurulu gibi dış denetim yollarının harekete geçirilmesine de gerek kalmamıştır.

Bilgilerinize arzederim.

Recep Önal DevletBakanı

Başbakanlık

Sermaye Piyasası Kurulu

Sayı : KÖB/719-7219 23.7.1999

T.C.
Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına
(Sayın H. Hüsamettin Özkan)

İlgi : 22.7.1999 tarih ve B.02.0.002/1389 sayılı yazıları.

İlgi yazılarında, Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya tarafından Sayın Başbakana yöneltilen 6/68-892 esas sayılı sözlü soru önergesine verilecek cevaba esas olacak bilgilerin hazırlanarak makamlarına gönderilmesi istenilmektedir.

Konu ile ilgili olarak; 2.7.1999 tarihinde, Hazine Müsteşarlığında yapılan ve NTV Televizyonunudan naklen yayınlanmış olan Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası Türkiye Sorumluluları ile Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanının açıklamalarını içeren basın toplantısı sırasında, İMKB hisse senedi piyasasında keskin fiyat hareketlerinin meydana gelmesi ve sonrasında basında çıkan haber, yorum ve iddialar üzerine, 2.7.1999 Cuma günü meydana gelen keskin fiyat hareketlerinin nedenlerinin anlaşılmasını teminen 5.7.1999 Pazartesi günü teknik inceleme başlatılmıştır. Sözkonusu inceleme sonucunda yapılan tespitler çerçevesinde soru önergesindeki sorulara ilişkin cevaplar aşağıda sunulmaktadır :

Soru 1 : 2 Temmuz 1999 Cuma günkü borsa işlemlerine şaibe karıştırıldığı yolundaki iddialar araştırılmış mıdır?

Cevap 1 : 2.7.1999 tarihinde İMKB-100 endeksindeki hareketlerin nedenlerinin tespitine yönelik olarak 5.7.1999 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu tarafından inceleme başlatılmıştır. İnceleme sonuçları 9.7.1999 tarihli ön inceleme raporu ile Kurul Karar Organına sunulmuştur. Sözkonusu raporun sonucunda; 2.7.1999 Cuma günü işlemleri ile sınırlı olarak, İMKB-100 endeksindeki hareketler dolayısıyla, sermaye piyasası mevzuatına aykırı bir veri tespit edilmemiştir. İnceleme sonuçları basın açıklaması ile 9.7.1999 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır.

Soru 2 : Bu tarihteki borsa işlemlerinde hangi aracı ve yatırımcıların anormal alımı ve satımları olduğu tespit edilmiş midir? Varsa bunlar kimlerdir?

Cevap 2 : 2.7.1999 tarihinde IMF basın toplantısı sırasında İMKB hisse senedi piyasasında keskin fiyat hareketleri meydana gelmiştir. Bu fiyat hareketleri IMF basın toplantısının başlamasıyla eş zamanlı olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, 2.7.1999 Cuma günkü fiyat hareketleri tümüyle IMF toplantısındaki açıklamalardan kaynaklanmaktadır. Zira, yeniden inşa edilen seansın incelenmesinden her bir keskin fiyat düşüşüne, sırasıyla Sn. Cottarelli’nin (IMF) malî konsolidasyona ilişkin cümlesi ve bu cümlenin tercümesindeki hata, Sn. Chipper’ın (Dünya Bankası) çok yakın gelecekte koşulsuz kaynak beklentisinin gerçekleşmeyeceği sonucunu veren sözleri ve Reuters’in Sn. Cottarelli’nin değindiğimiz cümlesini gecikmeli ve hatalı bir anlam yükleyerek yayınlaması eşlik etmektedir.

Düşüş dönemlerini ve bu dönemlerde yapılan açıklamaları gösteren grafik aşağıda yeralmaktadır. Grafikten, sözlerin fiyatların hangi seviyesinde sarfedildiği ve bu sözler sonrasında nasıl bir düşüş dalgası yaşandığı çok açık olarak görülmektedir. Tek başına bu grafik dahi 2.7.1999 Cuma günkü fiyat düşüşlerini açıklamaktadır.

2.7.1999 tarihinde İMKB-100 endeksindeki hareketlerin incelenmesi sonucunda mevzuata aykırı bir fiil tespit edilemediğinden haksız kazanç sağlanması da sözkonusu olmamaktadır. İşlemler 135 aracı kurum ve bunların müşterileri arasında dağılmıştır. Bu dağılım aracı kurumların geleneksel pazar paylarına göre daha yaygın olmuştur. Toplantının televizyonda canlı yayınlanması nedeniyle piyasadaki tüm yatırımcılar eş zamanlı ve aynı yönde tepkiler vermiştir. Düşüş döneminde alıcıların bulunması, her bir düşüş öncesinde, toplantı sırasında sarfedilen olumlu beklenti yaratacak sözler üzerine piyasaya genel bir şekilde gelen alış emirlerinin, olumsuz beklenti yaratan sözlerden sonra borsa kuralları gereği iptal edilememesinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla piyasanın % 80’i televizyonda canlı olarak yayımlanan olumlu sözler üzerine aynı anda alış emri girmeye başlamış olumsuz sözlerden sonra da aynı oranda satışa geçmiştir. Bu nedenle bazı kişilerin ve kurumların haber yayarak, alım ve satımları ile fiyatları belirleyerek veya tümüyle toplantının o andaki seyriyle ilişkili olarak yaşanan düşüş ve yükselişlere neden olan piyasa tepkisini önceden bilerek işlem yapıp kazanç sağlamaları sözkonusu olmamıştır.

Belirtilen çerçevede, canlı olarak herkese açık bir şekilde yayınlanan basın toplantısının seyrinden kaynaklanan fiyat hareketlerinden dolayı haksız bir kazanç sağlanmamıştır.

Diğer taraftan IMF toplantısını izleyen ilk işgünü olan 5.7.1999 Pazartesi günü % 3.5 oranında artarak 5.030 seviyesine çıkan İMKB endeksi, Cuma günü yaşanan % 5.8’lik düşüşü büyük ölçüde telafi etmiştir. İzleyen günlerde de toplam yaklaşık % 15 civarında artış göstermiştir. Pazartesi günkü telafi, IMF basın toplantısındaki açıklamalar, zaman baskısı olmadan sağlıklı bir şekilde değerlendirildiğinde, piyasalar için olumsuz bir gelişmenin sözkonusu olmadığını göstermekte; % 15’lik ilave yükseliş ise anlaşma sonrasındaki uygulamalara piyasanın olumlu tepkisini göstermektedir.

Netice itibariyle, IMF görüşmelerinden çıkan sonucun fiyat düşüşüne neden olacak bir olumsuzluk içermediğinin piyasalar tarafından da anlaşıldığını, 2.7.1999 Cuma günkü düşüşün tümüyle yukarıda belirttiğimiz kavram kargaşasından ve piyasaların süratinden kaynaklanan anlık gelişmelerin sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer taraftan, 2.7.1999 günü ve bundan önceki günlerde, İMKB hisse senedi piyasasında gerçekleşen işlemlerin, müşteriler detayında incelenmesine, olağan denetim faaliyetleri kapsamında devam edilmektedir.

Soru 3 : Ekonomi ile ilgili tüm açıklamalar borsa kapandıktan sonra yapılırken IMF için neden 2 nci seansın ortası tercih edilmiştir?

Soru 4 : Bazı işadamlarının IMF heyeti başkanı ile yaptığı ikna görüşmelerine kimler katılmıştır?

Soru 5 : IMF ve Dünya Bankası ile Hazine Müsteşarlığında öğle saatlerinde yapılan toplantının saatini kimler belirlemiştir?

Cevap (3, 4, 5) : Bu konular mevzuat uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun (Kurul) görev alanı içinde yer almadığından kurulda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Muhsin Mengütürk Kurul Başkanı

16. —Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, 1995-1996 yılları arasında sosyal güvenlik kurumlarına bütçeden ayrılan paya ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın yazılı cevabı (7/272)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini saygı ile arzederim. 14.7.1999 Mehmet Elkatmış Nevşehir

Sorular

1. 1995-1996-1997-1998 ve 1999 yılları arasında Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’a bütçeden ne kadar katkı yapılmıştır?

2. Yapılan bu katkıların yıllar itibariyle Gayri Safi Millî Hâsıladaki payı ne kadardır?

T.C. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğü 10.8.1999 Sayı : B.07.0.BMK.0.11.600/14517

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 27.7.1999 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/272-978/2847 sayılı yazınız.

Nevşehir Milletvekili Sayın Mehmet Elkatmış’ın 7/272 esas no.lu yazılı soru önergesinde yer alan sorulara ait cevaplar aşağıdaki tabloda sunulmuştur.

Sosyal Güvenlik Kurumlarına Yapılan Transferler

(Milyar TL.)

GSMH GSMH GSMH GSMH GSMH

1995 Payı % 1996 Payı % 1997 Payı % 1998 Payı % 1999 Payı %

SSK 59 200 0.8 146 000 1.0 337 000 1.2 451 000 0.9 793 000 1.0

Emekli Sandığı 41 000 0.5 119 200 0.8 300 000 1.0 514 000 1.0 970 000 1.2

Bağ-Kur 8 000 0.1 70 100 0.4 123 000 0.4 435 000 0.8 587 000 0.8

Toplam 108 200 1.4 335 300 2.2 760 000 2.6 1 400 000 2.7 2 350 000 3.0

Bilgilerinize arz ederim.

Sümer Oral Maliye Bakanı

17. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, bakanlığa bağlı kütüphanelerdeki kitaplara ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/290)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletinizi saygıyla arzederim. 20.7.1999 Tevhit Karakaya Erzincan

Kültür Bakanlığı görevini devraldığınızdan 31 Temmuz 1999 tarihine kadar :

1. Bakanlığınıza bağlı kütüphanelere toplam kaç adet kitap alındı?

2. Kitaplar hangi yayınevlerine ait? Konuları itibariyle hangi tür kitaplardır?

3. Yayınevi itibariyle hangi yayınevine, ne kadar kitap karşılığı kaç lira ödendi?

4. Satın alınan kitaplar içinde kaç tanesi hakkında toplatma kararı bulunmaktadır?

5. Alınan kitaplar içinde İslam Dinini, Kuran-ı Kerim’i, İslam Tarihini, Osmanlıları yargılayan, hakaret eden ve bölücü ifadeler kullanan kitaplar var mı? Bu kitaplar hakkında ne işlem yaptınız?

6. Bakanlığınıza bağlı kurumlara hangi gazeteler alınıyor? Bu gazeteleri alırken hangi kıstasları gözönünde bulunduruyorsunuz?

T.C. Kültür Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 10.8.1999 Sayı : B.16.0.APK.0.12.00.01.940-364

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMMBaşkanlığı KAN.KAR.MÜD.’nün 27 Temmuz 1999 gün ve A.01.0.GNS.0.-10.00.02-

3072 sayılı yazısı.

Erzincan Milletvekili Sayın Tevhit Karakaya’nın “Bakanlığa bağlı kütüphanelerdeki kitaplara ilişkin” 7/290-1086 esas no.lu yazılı soru önergesinin cevabı ekte gönderilmektedir.

Bilgilerinize arzederim.

M. İstemihan Talay Kültür Bakanı

Cevap 1 : Bakanlığımıza bağlı kütüphanelere 2.7.1997-31.7.1999 tarihleri arasında toplam 395 294 adet kitap satın alınmıştır.

Cevap 2-3 : 2.7.1997-31.7.1999 tarihleri arasında yayınevleri, dernekler, vakıflar ve şahıslardan satın alınan kitapların listesi aşağıda belirtilmiştir. Satın alınan kitaplar edebî eserler, araştırma-danışma kaynakları ve çocuk kitapları konularında kullanıcı gereksinimlerine cevap verecek niteliktedir.

1997 Yılı

Yayınevi Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– A&C Yayıncılık 1 310 197 625 000

– AFA Yayıncılık 3 330 364 650 000

– AKAD Yayıncılık 6 2 160 1 016 625 000

– Almus Kaymakamlığı 1 410 209 100 000

– Altın Kitaplar 1 310 216 200 000

– Altı Nokta Körlere Hiz. Vakfı 4 340 707 200 000

– Analiz Yayıncılık 3 330 257 950 000

– Ankara Tabip Odası 1 410 262 400 000

– Anıt Yayıncılık 1 510 195 075 000

– Ardıç Yayıncılık 4 1 790 1 208 200 000

– Arkadaş Yayıncılık 13 1 750 797 650 000

– Art Yayıncılık 4 1 440 907 050 000

– Aydın Doğan Vakfı 1 260 331 500 000

– BDS Yayıncılık 3 820 776 200 000

– Balkan Türkleri Ed. Snt. Kül.ve

Eğt. Der. 1 310 105 400 000

1997 Yılı

Yayınevi Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– Bilgi Yayınevi 13 2 580 1 464 000 000

– Bilim Sanat Galerisi 2 120 663 000 000

– Bilim ve Sanat Yayınları 2 420 428 400 000

– Bilkamat Yayıncılık 1 410 261 375 000

– Birleşim Yayıncılık Dağ. 2 520 552 500 000

– Birleşmiş Milletler Türk Der. 2 220 163 625 000

– Borusan Kültür ve San. Yay. 2 66 301 500 000

– Boyut Yayıncılık 4 840 518 910 000

– Can Yayıncılık 3 480 346 800 000

– Cem Yayınevi 1 210 303 450 000

– Cenke Yayıncılık 5 2 550 606 900 000

– C.S.O Dostları Der. 1 110 233 750 000

– Damar Yayıncılık 3 830 443 190 000

– Dil Der. 2 1 520 754 375 000

– Doruk Yayıncılık 4 440 1 078 100 000

– Dönence Bas. Yay. Hiz. 1 50 229 500 000

– Era Yayıncılık 3 330 119 625 000

– Esam Yayıncılık 1 910 193 375 000

– Edebiyatçılar Der. 2 220 163 625 000

– Ekin Ajans ve Yayıncılık 1 310 171 275 000

– Ekin Yayınları 1 160 340 000 000

– Enlem 80 Yayınları 1 50 364 000 000

– Eren Yayıncılık 2 160 178 978 000

– Esin Yayınevi 6 660 1 155 000 000

– Eskidostlar Yayıncılık 2 720 620 500 000

– Eğit Der. Yayınları 2 1 420 543 150 000

– Eğitim Üretim Yay. 5 550 383 625 000

– F&N Ajans Yayın ve Gös. San.

Ltd. Şirk. 3 930 395 250 000

– Gibi Yayınları 3 1 230 435 625 000

– Güldikeni Yay. 4 1 340 901 000 000

– Gündoğan Yay. 8 1 980 1 078 050 000

– Görsel Yay. 2 (14. Cilt) 90 Takım 858 000 000

– Gözde Sağlık Tarım San. Tic.

Lmt. Şti. 2 220 85 800 000

1997 Yılı

Yayınevi Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– Hakkâri Valiliği 1 100 297 500 000

– Kadının Sosyal ve İnc. Der. 1 460 224 250 000

– Kadak Uluslararası Yay. 5 2 150 828 100 000

– Karikatür Vakfı 4 440 315 562 500

– Karikatür Der. 2 420 433 125 000

– Kozolak Yay. 4 2 040 506 275 000

– Kültür Ofset Lmt. Şti. 1 150 675 750 000

– Körler Federasyonu 2 200 382 500 000

– Köy. End. Ça. Eğt. Vak. 3 830 536 775 000

– Leya Yay. 1 110 82 500 000

– Mavibulut Yay. 11 1 210 734 662 500

– Merdan Turizm Yay. 1 210 154 224 000

– Mucettin Meydan 2 820 348 500 000

– Mikrobeta Ltd. Şti. 1 5 106 250 000

– Mülkiyeler Bir. Vak. 1 510 173 400 000

– Müzik Ans. Yay. 1 510 325 125 000

– Neyir Yay. 1 310 184 450 000

– Pon Yay. 1 410 522 750 000

– Payel Yay. 2 420 214 200 000

– Pera Trz. ve Tic. Aş. 1 (2. Cilt) 60 Takım 182 250 000

– Pir Sultan Abdal Kül. Der. 1 310 162 750 000

– Prospero Yay. 6 2 660 774 365 000

– Samsun Kül. San. Sev. Der. 1 160 44 800 000

– Sel Yay. 1 1 220 927 500 000

– Sistem Of. Bas. Yay. 2 270 336 750 000

– Sisçanı Yay. 3 1 230 401 800 000

– Sosyal Hiz. Uz. Der. 2 320 340 000 000

– Sos. Hiz. Araş. Der. Eğ. Vak. 1 310 158 100 000

– Sosyal Yay. 1 60 210 000 000

– Süteni Kitapevi 3 930 355 725 000

– SYMBOL Ajans 1 50 189 000 000

– TESAV 8 1 080 906 750 000

– TMMOB (Ankara Şb.) 2 220 280 500 000

– TEM Yap. Yay. 3 930 444 850 000

– Toker Yay. 2 820 261 275 000

1997 Yılı

Yayınevi Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– Trabzon İl ve İlçeleri Sos.

Yar. Vak. 1 350 441 000 000

– Turkuaz Yay. 1 360 136 000 000

– Tüketici Hak. Der. 1 510 335 125 000

– Tüm Öğretim Üy. Der. 1 910 386 750 000

– TKD Edirne Şb. 2 220 1 072 500 000

– TKD Ankara Şb. 1 510 573 750 000

– TKD Gn. Mrzk. 3 1 330 844 500 000

– Türk Psikologlar Der. 2 420 1 181 250 000

– Türk-Macar Dostluk Der. 1 410 174 250 000

– Türkiye Ekonomik ve Top.

Tarih Vak. 1 250 750 000 000

– Türkiye Sinema ve Audiovisuel

Kült. Vak. 2 300 810 300 000

– Türkiye Turink ve Otomobil Kurumu 1 310 302 350 000

– Türkiye Yazarlar Sen. 2 420 441 000 000

– Tüzel Yay. 6 3 565 2 734 675 000

– TÜBİTAK 1 260 234 000 000

– Utku Yayıncılık 1 410 209 100 000

– Uçanbalık Yay. 25 5 000 1 233 690 000

– Uğur Mumcu Araştırmacı

Gazetecilik Vak. 13 7 330 3 939 375 000

– Varlık Yay. 2 820 261 375 000

– Yaba Yay. 2 1 020 411 825 000

– Yapı Kredi Kült. San. Yay. 1 410 153 750 000

– Yücel Saraçoğlu 2 620 263 500 000

– Yön Yay. 4 1 240 513 825 000

– Çağ. Pz. Aş. 3 1 530 325 125 000

– Çağdaş Gaz. Der. 8 1 980 1 233 750 000

– Çağdaş Hukukçular Der. 1 310 210 800 000

– Çınar Yay. 2 420 258 825 000

– İleti Yay. 1 710 293 301 000

– İletişim Yay. Paz. San. Tic. A.Ş. 1 (9. Cilt) 10 Takım 344 250 000

— İlhan Kitapevi 1 310 382 075 000

– İlke Kitapevi 4 1 240 867 850 000

1997 Yılı

Yayınevi Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– İmece 1 210 196 350 000

– İnkılap Kitapevi 2 620 237 150 000

– Önel Yay. 13 1 430 412 500 000

– Öteki Yay. 3 480 340 000 000

– Özkaynak Kül. ve San. Yay. 4 120 891 974 975

– Öğretmen Dünyası Yay. 4 790 334 900 000

– Ümit Yay. 9 2 770 1 524 350 000

– Ünlü Yayınevi 5 1 550 271 250 000

– Ürün Yayınları 6 1 360 840 000 000

1998 Yılı

Yayınevinin Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– 68’liler Bir. Vak. 1 240 252 000 000

– ABC Kitapevi 1 100 451 750 000

– Adamüzik 14 1 540 750 750 000

– Adam Yay. 2 480 549 120 000

– Adana Nobel Türk Kitapevi 4 1 020 1 028 625 000

– Ahmet Yesevi Vak. 1 810 486 000 000

– Ahmet Yesevi Ün. Yar. Vak. 2 820 911 700 000

– Akad Basın Yay. Paz. San. Tic.

Ltd. Şti. 5 2 550 961 350 000

– Altın Kitaplar Yay. 4 840 873 600 000

– Alaniz Basım Yay. 5 1 950 481 650 000

– Angı Yay. 3 1 380 430 560 000

– Ankara Deneme Sahnesi Der. 1 740 471 750 000

– Ankara Ens. Vak. 11 440 374 000 000

– Ank. Kırım Türkleri Sos. Day. Der. 1 210 157 503 000

– Antik Aş. Müzayede Org. 1 30 663 000 000

– Ardın Yay. 6 2 200 1 873 953 000

– Arkadaş Yay. 4 1 230 1 303 450 000

– Art Bas. Yay. Kül. Hiz. 1 (3 Cilt) 300 (Tk.) 1 170 000 000

– Atatürk Arş. Mrkz. Bşk. 3 1 640 599 100 000

– Atatürk Kültür Merkezi 1 510 168 300 000

– Atatürkçü Düş. Der. Gn. Mrk. 1 760 904 400 000

– Atlas Paz. 1 310 403 000 000

1998 Yılı

Yayınevinin Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– Ayraç Yay. 2 670 643 500 000

– Ayrıntı Yay. 1 310 443 300 000

– Ayyıldız Bas. Yay. 4 1 440 608 400 000

– BalkanTürkleri Ed. San. Der. 4 1 360 375 700 000

– Bartın Memleket Gazetesi 1 110 500 500 000

– Bay. Kült. San. Der. 3 1 320 429 000 000

– Başbakanlık Dev. Arş. Gn. Müd. 2 420 1 106 700 000

– Cengiz Toprak 2 980 588 000 000

– Bedese Yay. 7 2 180 1 553 500 000

– BerfinYay. 6 2 450 1 171 950 000

– Betik Yay. 4 1 910 2 414 750 000

– Bilgi Yayınevi 7 2 110 1 885 650 000

– Bilgi Araş. ve Yön. Vak. 1 30 301 500 000

– Bilim San. Kitapevi 1 390 443 625 000

– Birleşim Yay. Dağ. 5 1 240 1 232 400 000

– Boyut Sanat Yay. 3 150 780 000 000

– Boyut Yay. 3 860 1 325 675 000

– Boroy Yay. 3 1 220 683 475 000

– Bu Yay. 4 3 160 641 875 000

– Can Yay. 6 2 260 1 388 075 000

– Cem Yay. 6 2 920 1 523 925 000

– Cenk Yayıncılık 4 2 740 883 675 000

– Damar Yay. 8 5 400 1 443 650 000

– Dersal Kitap Kırtasiye 5 2 600 591 500 000

– Dil Der. 3 2 560 1 529 800 000

– Doruk Yay. 4 1 470 1 644 500 000

– Dost Kitapevi 3 900 994 500 000

– Düşün Yay. 2 780 697 125 000

– Görsel Yay. 6 3 060 358 021 000

– El Yay. 4 1 660 897 000 000

– Ed. Der. 3 730 1 102 500 000

– Ekin Yay. 1 160 428 000 000

– Emek Yay. 2 2 1 000 585 000 000

– Engin Yay. Dağ. Paz. 1 310 372 775 000

– Engin Yay. 3 1 420 546 156 000

– Enlem 80 Yay. 2 130 1 530 035 000

– Eren 1 220 343 200 200

– Esin Yay. 7 2 370 988 975 000

1998 Yılı

Yayınevinin Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– Eskidostlar Yay. 2 620 1 168 700 000

– Eğt. Der. 1 200 600 000 000

– F&N Ajans 3 870 678 600 000

– Feriköy Spor Kulübü 1 460 924 600 000

– Galeri Nev 2 160 780 000 000

– Güldikeni Yay. 7 2 090 1 982 000 000

– Gün Yay. 3 1 120 930 479 500

– Günce Yay. Dağ. 3 930 479 570 300

– Gündoğan Yay. 5 1 430 1 283 975 000

– Göçebe Yay. 3 1 080 870 480 000

– Hat Kitapçılık 2 580 1 755 000 000

– Hatipoğlu Bas. Yay. 4 2 380 1 201 200 000

– Hayat Yay. 2 680 309 400 000

– Kâtip Medya Hiz. A.Ş. 1 310 372 000 000

– Karatepe Yay. 2 780 456 000 000

– Kardak Uls. Yay. 6 1 950 1 762 150 000

– Karikatür Vak. 4 1 400 1 082 750 000

– Karikatürcüler Der. 8 2 040 2 021 250 000

– Kesit Yay. 2 840 475 020 000

– Konut Kitapçılık 2 770 980 687 500

– Kök Yay. 7 1 980 1 413 750 000

– Mavibulut Yayınları 6 1 820 1 322 360 000

– Mersin Göçedenler Cem. 1 340 765 000 000

– Metis Yay. 1 3 181 220 000

– Mor Yay. 2 620 382 850 000

– Mülkiyeliler Bir. Vak. 1 125 371 875 000

– Müzik Ans. Yay. 1 60 599 760 000

– Müzik Sen. 1 240 468 000 000

– Necef Antik Yay. 1 200 975 000 000

– Nüshet Erman 1 210 107 100 000

– Osman Baymak 1 260 422 223 880

– Ozanlar Vak. Halk Oz. K. Vak. 2 420 661 500 000

– Oğlak Yay. 6 1 660 1 033 825 000

– Pan Yayıncılık 4 1 400 671 450 000

– Papirus Yay. 1 790 513 500 000

– Pasifik Ders Kit. 1 (5 Kitap) 510 (Tk.) 663 000 000

– Payel Yay. 3 1 210 1 187 875 000

1998 Yılı

Yayınevinin Adı : Kaç Çeşit : Kaç Adet : Tutarı :

– Panel Yaz. Der. 1 510 498 525 000

– Pencere Yay. 4 1 240 604 500 000

– Prospero Yay. 4 1 960 444 307 500

– Remzi Kitapevi 3 840 1 795 300 000

– Risale Bas. Yay. Ltd. 1 100 211 250 000

– S&Pa Yay. 1 340 238 680 000

– Scala Yay. 3 760 600 275 000

– Ser Yay. 3 1 320 1 186 900 000

– Sesli Kitaplar Yay. 3 1 830 1 697 392 390

– Sev Mat. ve Yay. 4 1 600 864 500 000

– Sisçanı Yay. 2 880 457 600 000

– Sistem Ofset 3 510 909 350 000

– Sistem Yay. 2 420 484 575 000

– Sos. Hiz. Gn. Mrk. 1 340 318 750 000

– Suteni Kitapevi 3 2 280 592 800 000

– Tesav 4 1 430 1 755 750 000

– Takı Aksesuar Dek. Ür. San. Paz. 3 630 614 250 000

– Tekin Yay. Dağ. 4 1 770 1 148 745 000

– Tem Yapım 4 1 040 912 600 000

– Top. Kitapevi 3 880 467 750 000

– Tüketici Hakları Der. 1 490 551 250 000

– TKD. Ankara Şb. 3 2 460 2 231 000 000

– TKD. Edirne Şb. 2 420 354 375 000

– TKD. Gn. Mrk. 6 1 880 1 764 750 000

– TKD. Kütahya Şb. 2 1 230 258 300 000

– Türkiye Eko. ve Top. T. Vak. 3 720 918 000 000

– TÜRKSAV 1 340 510 000 000

– Tüze Yay. 4 2 340 2 132 000 000

– TÜBİTAK 7 3 110 1 507 050 000

– TÜRKSOY 2 680 497 250 000

– Türkiye Sin. A. Kül. Vak. 3 360 1 396 000 000

– Uğur Mumcu Arş. Gaz. Vak. 5 2 050 1 545 700 000

– Varlık Yay. 1 690 312 000 000

– Yaba Yay. 2 820 266 500 000

– Yapı Kredi Yay. 1 540 702 000 000

– Yapı End. Mrk. Yay. 1 40 936 000 000

– Yeni Alan Yay. 2 820 666 250 000

– Yurt Kitap Dağıtım 6 1 750 1 241 500 000

– Yön Yay. 3 840 1 229 475 000

– Çağ Paz. 10 2 710 2 459 925 000

– Çağdaş San. Et. Yay. 1 210 136 500 000

– Çınar Yay. 6 2 550 1 494 675 000

– İktisadî Kalkınma Vak. 1 160 600 000 000

– İletişim Yay. 2 720 671 775 000

– İlhan İlhan 3 800 748 800 000

– İlkaşama Yay. 3 1 530 657 900 000

– İlkkaynak 1 (4 Cilt) 160 (Tk.) 624 000 000

– İlke Kitapevi 7 3 140 2 054 000 000

– İm Yay. 1 310 403 000 000

– İnkilap Kitapevi 2 350 499 850 000

– İst. Kütüphane Kit. 2 920 335 400 000

– İyişeyler Yay. 3 930 675 025 000

– Öteki Yayınevi 4 1 770 938 925 000

– Özkaynak Kül. ve San. 1 (16 kitap) 80 (Tk.) 1 456 000 000

– Ümit Yay. 9 3 880 3 311 425 000

– Ürün Yay. 2 720 515 450 000

Bakanlığımız Millî Kütüphane’ye değişim amacıyla satın alınan yayınlar, ülkemizi tanıtan ve Türk Kültürü ile ilgili yabancı dil eserleridir. 1997 ve 1998 yıllarında satın alınan yayınların listesi aşağıda belirtilmiştir.

Yayınevi Adı : Kaç Çeşit : Tutarı :

– Kemal Ocak 1 12 000 000

– Türk Kadınları Kültür Derneği 1 15 000 000

– Prespero Yayınları 2 20 000 000

– Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu 23 250 822 680

– Ülke Yayın Haber Tic. Ltd. Şti 2 59 500 000

– Göner Pazarlama 15 290 700 000

– Sanat Kitapevi 270 294 250 000

– Doruk Kitapevi 43 14 580 000

– Abdülmecit Güldü 2 5 000 000

– ABC Kitapevi 58 313 650 000

– Borusan Kültür ve Sanat Hizmetleri 3 202 949 999

Yayınevi Adı : Kaç Çeşit : Tutarı :

– Necip Turguter 1 25 740 000

– Remzi Kitapevi 22 80 880 000

– Bilgi Yayınevi 64 575 700 000

– Dost Yayınları 8 360 500 000

– Eren Yayıncılık 4 105 000 000

– Keskin Color 9 205 500 000

– Akademi Kitapevi 18 185 600 000

– Soner Yalçın 1 14 000 000

– Mustafa Yazıcı 1 12 500 000

– Bülent Yılmaz 1 54 000 000

– Kamil Toygar 1 27 000 000

– Refioğlu Yayıncılık 2 36 000 000

– Çınar Yayınları 7 154 050 000

– Ad Yayıncılık 16 364 000 000

– Pan Yayıncılık 2 63 000 000

– Özgür Yayınları 21 415 350 000

– Cem Yayınevi 7 116 350 000

– Sev Matbaacılık Yayıncılık 16 300 000 000

– Tekin Yayınevi 16 306 600 000

– Mikrobeta Ltd. Şti. 2 281 250 000

– Kültür Yayınları İş-Türk Ltd. Şti. 6 58 500 000

– Arkeoloji ve Sanat Yay. 19 352 450 000

– Uğur Mumcu Vakfı Yay. 2 64 800 000

– Balkan Türkleri İnsan Hakları Der. 2 960 000 000

– Türk Kütaphaneciler Derneği 3 285 000 000

– Bay Kültür ve Sanat Dergisi 1 26 000 000

– İsmail Karakoyunlu 1 12 000 000

Cevap 4 : Satın alınan kitaplar arasında Bakanlar Kurulu Kararıyla yurda sokulması yasaklanan ve mahkemelerce toplatılmasına karar verilen hiçbir kitap bulunmamaktadır.

Cevap 5 : Alınan kitaplar içinde İslam Dinini, Kuran-ı Kerim’i, İslam Tarihini Osmanlıları yargılayan, hakaret eden ve bölücü ifadeler bulunan kitaplar bulunmamaktadır.

Cevap 6 : Bakanlığımıza bağlı birimlere gazeteler alınırken okuyucu istekleri ile gazetelerin büyüklük ve tirajları dikkate alınmaktadır. Yürürlükteki Tasarruf Tedbirleri nedeniyle bütçe imkânları nisbetinde Bakanlığımızca; Hürriyet, Milliyet, Sabah, Cumhuriyet, Star, Radikal, Türkiye, Zaman, Âkit, Akşam, Gözcü, Öncü, Ortadoğu, Takvim, Posta, Millî Gazete, Yeni Şafak Gazeteleri alınmaktadır. Bunun yanısıra kütüphanelerimizce okuyucu istekleri gözönünde bulundurularak Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Cumhuriyet Gazeteleri içerisinden ikisi günlük olarak satın alınmaktadır.

18. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay ve çevresinde turzimin gelişmesi için yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun yazılı cevabı (7/292)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Turizm Bakanı Sayın Erkan Mumcu’nun yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer

Hatay Milletvekili

Hatay İlimiz tarihi ve tabii zenginliğine rağmen Turizm potansiyelini en az değerlendiren illerimizden birisidir. Bunun başıca sebebi Turizm ringinin kurulmamasıdır. Şayet Adana - Hatay - Suriye - Kudüs ve Mısır Turizm hattı devreye sokulabilirse her yıl yüzbinlerce turist yöreye celbedilebilir. Bu da Turizm müteşebbislerini yöremize çekerek, onların yatırım yapmasını sağlayacaktır.

S - 1. Bu konuda Bakanlığınız Uluslararası organizasyon oluşturmak için özellikle Suriye yönetimini kendi ülkesinininde yararına olmayan bağnaz tavrını değiştirmesi yönünde herhangi bir girişiminiz olacak mı?

S - 2. Yöre Turizminin gelişimine büyük katkı sağlaycak olan yukarıda bahsedilen Turizm ringinin kurulması için herhangi bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?

T.C. Turizm Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 10.8.1999 Sayı : B.170.HKM.0.00.00.00./1607 - 22193

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genel Sekreterliği

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı’na

İlgi : 27.07.1999 tarih ve 02 - 7/292 - 1088/3074 sayılı yazınız,

Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Geçer tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na verilen tarafımdan cevaplandırılması istenilen yazılı soru önergesi incelenerek aşağıdaki bilgiler sunulmuştur.

Bakanlıklar arası Uygulama ve Koordinasyon Kurulu tarafından hazırlattırılan “Hatay İli Aksiyon Planı” uyarınca Bakanlığımın görev ve sorumluluk alanı kapsamına giren turizm bölge, alan ve merkezlerinin ilanı ve turizm yatırımlarının teşviki konularında koordinasyon ve işbirliği faaliyetlerini sürdürmektedir.

Hatay İlimizin tarihi ve doğal turizm potansiyelinin doğru değerlendirilebilmesi için 1991 yılında Hatay İli Turizm Envanteri ve Turizmi Geliştirme Planı Bakanlığımca hazırlatılmıştır. Bu planını il sınırları dahilinde turizm ve rekreasyon amaçlı kullanılabilecek kaynakların tespiti, daha verimli kullanılabilmesi, kullanılmayan kaynakların da devreye girebilmesi için teknik seviyede öneriler geliştirilmesi amaçlanmıştır.

Turizm bölgesi ve turizm merkezi ilanı kıyı ve denize yönelik turizm faaliyetlerini bu bölgemizde de geliştirilerek mevcut potansiyelin hızla değerlendirilmesini hedeflemektedir.

Hatay’ın turizm potansiyelini belirleme çalışmaları (İnanç Turizmi, Yayla, Dağ -Doğa Yürüyüşü, İpek Yolu, Antik Kentler ve Çekim Merkezleri, Termal, Kuş Gözlemciliği ve Av Turizmi) yapılmaktadır.

Bakanlığımca yürütülen turizmin çeşitlendirilmesi, tüm yıla ve ülke geneline yaygınlaştırılması yönündeki projeler bağlamında değerlendirildiğinde ise Hatay İli, özellikle İnanç Turizmi Projesi içinde önemli bir yere sahiptir.

Bakanlığımca, Antakya St. Pierre Kilisesi’nin çevre düzenleme projeleri elde edilmiş olup, aynı projenin uygulanması için 1994 yılından bu yana toplam 61 000 000 000 TL. ödenek aktarılmıştır. Ayrıca Başbakanlık Tanıtma Fonu’ndan aynı projenin uygulanması için 100 000 000 000 TL.’lik ödenek aktarılmıştır.

Bilhassa Hz. İsa’nın 2000 inci doğum yılı dolayısıyla yöredeki İnanç Turizmi hareketlerinin büyük bir ivme kazanması beklenmekte, Suriye, İsrail, Filistin, Mısır zincirindeki ülkelerin yoğun İnanç Turizm hareketlerinden birlikte yüksek pay almak için işbirliği içerisinde hareket etmekte oldukları izlenimi edinilmektedir. Bu işbirliğinin sadece Devlet bazında olmayıp, seyahat acentası ve tur operatörü aktivitilerine de dayandığı bilinmektedir.

Turizim potansiyeli açısından Türkiye’nin de bu zincirin içinde olması hatta birinci halkası konumunda olması beklenebilir. Bu zincir sadece İnanç Turizmi değil tüm turizm hareketlerinde değerlendirilmelidir.

Bu konuda uluslararası bir işbirliği oluşturulması konusunda Bakanlığım isteklidir. Bu zincir bütün ülkelerin yararınadır. Suriye ile birlikte bu yönde bir organizasyona gidilmesi yararlı görülmektedir. Bu konuda gerekli adımlar atılabilecektir.

Ancak, süreç hızla ilerlediğinden sadece devletler bazında değil tüm turizm sektörü bazında bu ülkelerle işbirliğine gidilmesi için çaba gösterilmesi gerekmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Erkan Mumcu Turizm Bakanı

19. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in;

– Güzelçay Beldesi TEM Otoyolu kamulaştırma bedellerinin ne zaman ödeneceğine,

– Antakya çevre yolu projesine,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın yazılı cevabı (7/293,296)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın’ın yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer Hatay

S – 1. TEM Otoyolu kapsamında yer alan Hatay Güzelçay Beldesi kamulaştırma işlemleri tamamlanmasına rağmen, kamulaştırma bedelleri neden ödenmemiştir? Konu ile ilgili her hangi bir çalışmanız var mı?

S – 2. Güzelçay Beldesi TEM Otoyolu kamulaştırma bedellerini ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın’ın yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer Hatay

Hatay İlimiz ulaşım ve transit taşımacılığın en yoğun olduğu yörelerden birisidir. Özellikle Ülkemizin en önemli sınır kapısı ile Yayladağ giriş - çıkış kapısına ulaşılmasında Antakya transit geçiş konumundadır. Ayrıca Samandağ ilçemizin E - 91 karayoluna bağlantısı Antakya’nın şehir içinden geçen yolu ile sağlanmaktadır. Ancak Antakya’da araç sayısının fazlalığı, Sit alanlarıyla kaplı eski şehir yerleşiminde yeni yolların açılmaması, Asi nehri üzerinde birisi yapım halinde dört adet köprünün bulunması kent trafiğini felç etmektedir. Bunun için Antakya çevre yolunun biran önce hizmete açılması gerekmektedir.

S – 1. 2000 yılında hizmete açılması planlanan Antakya çevre yolunun ödeneklerini zamanında tahsis etmeyi düşünüyor musunuz?

S – 2. Adı geçen projenin zamanında bitirilebilmesi için nasıl bir çalışma yapmaktasınız?

T.C. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : B.09.0.APK.0.22.00.00.17/606 10.8.1999

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

ilgi : 27.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 1198 sayılı yazınız.

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in (7/293 - 1089) ve (7/296 - 1092) Esas Nolu Yazılı Soru Önergeleri incelenmiş olup, cevabımız ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Koray Aydın Bayındırlık ve İskân Bakanı

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in (7/293 - 1089) Esas Nolu Yazılı Soru Önergesi

Soru ve Cevapları

Sorular :

1. TEM Otoyolu kapsamında yer alan Hatay Güzelçay Beldesi kamulaştırma işlemleri tamamlanmasına rağmen, kamulaştırma bedelleri neden ödenmemiştir? Konu ile ilgili herhangi bir çalışmanız var mı?

2. Güzelçay Beldesi TEM Otoyol kamulaştırma bedellerini ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

Cevaplar :

1. TCK Genel Müdürlüğümüz projeleri arasında bulunan otoyolların yapımı nedeniyle kamulaştırılan taşınmaz mallar için açılan bedel arttırım davaları sonucunda kesinleşen davaların Yargıtay Kararlarının Karayolları 5. Bölge (Mersin) Müdürlüğümüze tebliğ tarihine göre sıraya alınmakta ve bu sıraya göre ödenmektedir. Hatay İli dahil tüm bölgelerimizde 9.7.1998 tarihine kadar İdaremize tebliğ edilen kesinleşmiş Mahkeme Kararları ödenmiştir.

2. 9.7.1998 tarihinden sonra İdaremize tebliğ edilen kesinleşmiş Mahkeme Kararları için Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğünden nakit geldikçe ödemelere devam edilecektir.

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in (7/296 - 1092) Esas Nolu Yazılı Soru Önergesi

Soru ve Cevapları

Sorular :

1. 2000 yılında hizmete açılması planlanan Antakya Çevre Yolunun ödeneklerini zamanında tahsis etmeyi düşünüyor musunuz?

2. Adı geçen projenin zamanında bitirilebilmesi için nasıl bir çalışma yapmaktasınız?

Cevaplar :

1. Antakya çevre yolunun 1999 yılı ödeneği 95 Milyar TL. dır. Projenin fiziki gerçekleşmesi %15 olup toplam maliyeti 5.8 Trilyon TL.dır. Önümüzdeki yıllarda ödenek imkanlarına göre ayırlacak kaynaklar ile projenin tamamlanması planlanmaktadır.

2. Karayolları Genel Müdürlüğünün Genel Bütçeden aldığı pay yıllar itibariyle azalmaktadır. Bu nedenle, Yatırım Programında bulunan projelere yeteri kadar ödenek ayrılamamaktadır. Söz konusu projede de çalışmalar ödenekleri oranında sürdürülmekte olup, yıl içinde veya gelecek yıllarda temin edilebilecek ödenekler nispetinde çalışmalara devam edilecektir.

20. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay Küçük Sanayiî Siteleri inşaatına ilişkin sorusu ve Sanayiî ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevabı (7/297)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Sanayiî ve Ticaret Bakanı Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer Hatay

Bilindiği üzere Hatay İli sanaatkârları itibariyle zengin bir ildir. Bunun için geleceğin sanayicileri olacak bu kesim ve küçük sanayi sitelerinin yapımına teşvik ve destek verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle yapımı devam eden 6 adet Küçük Sanayi Sitesi inşaatının ödenekleri yeterli seviyeye çıkartılmalı ve 5 yıllık bir perspektife 5 000 işyeri yapımını gerçekleştirilecek bu projenin uygulamaya geçirilmesi yararlı olacaktır.

S – 1. Adı geçen projelerin zamanında tamamlanması için çalışmalarınızı hızlandırmayı düşünüyor musunuz? Bunun için nasıl bir yol izliyorsunuz?

S – 2. Adı geçen sanayi sitesi inşaatını kaç yılında tamamlamayı hedefliyorsunuz?

T.C. Sanayiî veTicaret Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği Sayı : B 14.0.BHİ.0.1 - 227 9.8.1999

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 27.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 7/297/1093/3079 sayılı yazınız.

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, “Hatay Küçük Sanayi Siteleri İnşaatına” ilişkin olarak tarafımdan cevaplandırılmasını istediği (7/297) esas nolu yazılı soru önergesiyle ilgili cevabımız ekte takdim edilmiştir.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Ahmet Kenan Tanrıkulu Sanayiî ve Ticaret Bakanı

Cevap 1 :

• İskenderun (Gözcüler) Küçük Sanayi Sitesi, 1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri,altyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile yer almaktadır. Yer seçimi 6.2.1995 tarihinde yapılmış olup Leçe Mevkiindeki alan KSS yeri olarak seçilmiştir. Bundan sonra Bakanlığımızca istenen bilgi ve belgeler uzun bir süre Bakanlığımıza intikal etmemiş olup, konu ile ilgili olarak, Kooperatif Başkanlığı ile şifai görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde; İlk yapılan kıymet takdirinden sonra gerekli işlemler yapılırken 6 aylık süre geçtiği için, ikinci kez kıymet takdiri istendiği, tespit edilen rakam neticesinde Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün tespit ettiği fiyatın, Kooperatif Başkanlığınca çok yüksek bulunduğu ve sözkonusu rakama 28.8.1998 tarihinde yazılı olarak itiraz edildiği öğrenilmiştir. Kooperatif Başkanlığının fiyatın düşürülmesi yönündeki talebinin, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünce dikkate alınması durumunda, sözkonusu yerin satın alınmasına ilişkin çalışmalar başlayabilecektir.

• Kırıkhan Küçük Sanayi Sitesi, 1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri, atyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile devam eden projeler arasında yer almaktadır. 1999 yılı Yatırım Programı Ödeneği 36 Milyar TL. dir. Üstyapı inşaatının fiziki gerçekleşmesi % 27’dir. Proje için bugüne kadar verildiği yılın fiyatlarıyla 84 Milyar 738 Milyon TL. kredi kullandırılmıştır. Bu meblağın 1999 yılı fiyatları ile karşılığı 222,7 Milyar TL.’dir.

• İskenderun (Ahşap İşleri) Küçük Sanayi Sitesi, 1999 yılı Yatırım Programında “100 işyeri ve altyapı” karakteristiği ile yer almaktadır. Yer seçimi 14.7.1994 tarihinde yapılmıştır. Bakanlığımıza başkaca bir bilgi intikal etmemiştir.

• Samandağ (Özsamandağ) Küçük Sanayi Sitesi,1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri, altyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile devam eden projeler arasında yer almaktadır. Proje çalışmaları devam etmekte olup, projeleri Bakanlığımıza henüz intikal etmemiştir.

• Samandağı Küçük Sanayi Sitesi,1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri altyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile yar almaktadır. Henüz ihalesi yapılmamıştır.

• Antakya Küçük Sanayi Sitesi (Altyapı), Üstyapı inşaatı 1996 yılında tamamlanan 1 332 işyerlik Küçük Sanayi Sitesi, eksik olan altyapı işlerinin tamamlanması için 1998 yılında Yatırım Programına alınmıştır. 1999 Yılı Program ödeneği 201 Milyar TL.’dır. Ayrıca Bakanlığımızca 158.7 Milyar TL. ek ödenek sağlanarak revize ödeneği 359.7 Milyar TL’ye çıkarılmış, bu ödeneğin 58.7 Milyar TL’sı harcanmıştır. Altyapı inşaatının fiziki gerçekleşmesi % 50’dir. Proje için bugüne kadar 1999 yılı fiyatları ile 201 Miyar TL. kredi kullandırılmıştır.

Cevap 2 : “Adı geçen Küçük Sanayi Sitelerinin aşağıdaki tarihlerde bitirilmesi öngörülmektedir”.

Hatay – İskenderun (Gözcüler) KSS 2003

Hatay – Kırıkhan KSS 2002

Hatay – İskenderun (Ahşap İşleri) KSS 2002

Hatay – Samandağ (Özsamandağ) KSS 2002

Hatay – Samandağı KSS 2003

Hatay – Antakya KSS (Altyapı) 1999

21. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Yalova - Armutlu’da inşaat izni verilen bir arsanın sit alanı olup olmadığına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/309)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı İstanbul

Yalova’nın Armutlu İlçesi’nde ağaçları kesilerek İhlas Holding’e SİT alanında denize sıfır 10 kat inşaata imar verildiği basında belirtilmektedir.

1. Bu bölge, doğal SİT alanı ilan edilmiş midir?

2. Bölge SİT alanı ise, bu inşaatları önlemek için ne gibi tedbirler alacaksınız?

T.C. Kültür Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : B.16.0.APK.0.12.00.01.940 - 366 10.8.1999

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığı KAN. KAR. MÜD.’nün 30.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 3221 sayılı yazısı.

İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı’nın “Yalova - Armutlu’da inşaat izni verilen bir arsanın sit alanı olup olmadığına ilişkin” 7/309 - 1135 esas no’lu yazılı soru önergesi incelenmiştir.

Söz konusu bölgede ilan edilmiş herhangi bir sit alanı bulunmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

M. İstemihan Talay

Kültür Bakanı

22. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya Ticaret ve Sanayiî Odası bünyesinde “Teşebbüs Destekleme Merkezi” kurulması için bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/323)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sayın Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini saygılarımla arz ederim. 27.7.1999

Ahmet Derin Kütahya

İlimiz yatırımcılarını yönlendirmek amacı ile Kütahya Ticaret ve Sanayiî Odası bünyesinde “Teşebbüs Destekleme Merkezi” (Kalkınma Odası) Kurulması için, Türkiye Kalkınma Bankasının destek ve himayeleri sağlanacak mıdır?

T.C. Devlet Bakanlığı Sayı : B.02.0.010/031 - 4339 9.8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 3.8.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 -7/323 - 1222/3346 sayılı yazısı.

Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Derin’in soru önergesi incelenmiştir.

Kütahya İli’ne Teşebbüsü Destekleme Merkezi (Kalkınma Odası) açılması hususu Türkiye Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu’nca kararlaştırılmış olup, 1999 yılı içinde öncelikli olarak açılması planlanmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Mustafa Yılmaz Devlet Bakanı

 

18. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay ve çevresinde turzimin gelişmesi için yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun yazılı cevabı (7/292)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Turizm Bakanı Sayın Erkan Mumcu’nun yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer

Hatay Milletvekili

Hatay İlimiz tarihi ve tabii zenginliğine rağmen Turizm potansiyelini en az değerlendiren illerimizden birisidir. Bunun başıca sebebi Turizm ringinin kurulmamasıdır. Şayet Adana - Hatay - Suriye - Kudüs ve Mısır Turizm hattı devreye sokulabilirse her yıl yüzbinlerce turist yöreye celbedilebilir. Bu da Turizm müteşebbislerini yöremize çekerek, onların yatırım yapmasını sağlayacaktır.

S - 1. Bu konuda Bakanlığınız Uluslararası organizasyon oluşturmak için özellikle Suriye yönetimini kendi ülkesinininde yararına olmayan bağnaz tavrını değiştirmesi yönünde herhangi bir girişiminiz olacak mı?

S - 2. Yöre Turizminin gelişimine büyük katkı sağlaycak olan yukarıda bahsedilen Turizm ringinin kurulması için herhangi bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?

T.C. Turizm Bakanlığı Hukuk Müşavirliği 10.8.1999 Sayı : B.170.HKM.0.00.00.00./1607 - 22193

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliği

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı’na

İlgi : 27.07.1999 tarih ve 02 - 7/292 - 1088/3074 sayılı yazınız,

Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Geçer tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na verilen tarafımdan cevaplandırılması istenilen yazılı soru önergesi incelenerek aşağıdaki bilgiler sunulmuştur.

Bakanlıklar arası Uygulama ve Koordinasyon Kurulu tarafından hazırlattırılan “Hatay İli Aksiyon Planı” uyarınca Bakanlığımın görev ve sorumluluk alanı kapsamına giren turizm bölge, alan ve merkezlerinin ilanı ve turizm yatırımlarının teşviki konularında koordinasyon ve işbirliği faaliyetlerini sürdürmektedir.

Hatay İlimizin tarihi ve doğal turizm potansiyelinin doğru değerlendirilebilmesi için 1991 yılında Hatay İli Turizm Envanteri ve Turizmi Geliştirme Planı Bakanlığımca hazırlatılmıştır. Bu planını il sınırları dahilinde turizm ve rekreasyon amaçlı kullanılabilecek kaynakların tespiti, daha verimli kullanılabilmesi, kullanılmayan kaynakların da devreye girebilmesi için teknik seviyede öneriler geliştirilmesi amaçlanmıştır.

Turizm bölgesi ve turizm merkezi ilanı kıyı ve denize yönelik turizm faaliyetlerini bu bölgemizde de geliştirilerek mevcut potansiyelin hızla değerlendirilmesini hedeflemektedir.

Hatay’ın turizm potansiyelini belirleme çalışmaları (İnanç Turizmi, Yayla, Dağ -Doğa Yürüyüşü, İpek Yolu, Antik Kentler ve Çekim Merkezleri, Termal, Kuş Gözlemciliği ve Av Turizmi) yapılmaktadır.

Bakanlığımca yürütülen turizmin çeşitlendirilmesi, tüm yıla ve ülke geneline yaygınlaştırılması yönündeki projeler bağlamında değerlendirildiğinde ise Hatay ili, özellikle İnanç Turizmi Projesi içinde önemli bir yere sahiptir.

Bakanlığımca, Antakya St. Pierre Kilisesi’nin çevre düzenleme projeleri elde edilmiş olup, aynı projenin uygulanması için 1994 yılından bu yana toplam 61 000 000 000 TL. ödenek aktarılmıştır. Ayrıca Başbakanlık Tanıtma Fonu’ndan aynı projenin uygulanması için 100 000 000 000 TL.’lik ödenek aktarılmıştır.

Bilhassa Hz. İsa’nın 2000 inci doğum yılı dolayısıyla yöredeki İnanç Turizmi hareketlerinin büyük bir ivme kazanması beklenmekte, Suriye, İsrail, Filistin, Mısır zincirindeki ülkelerin yoğun İnanç Turizm hareketlerinden birlikte yüksek pay almak için işbirliği içerisinde hareket etmekte oldukları izlenimi edinilmektedir. Bu işbirliğinin sadece Devlet bazında olmayıp, seyahat acentası ve tur operatörü aktivitilerine de dayandığı bilinmektedir.

Turizim potansiyeli açısından Türkiye’nin de bu zincirin içinde olması hatta birinci halkası konumunda olması beklenebilir. Bu zincir sadece İnanç Turizmi değil tüm turizm hareketlerinde değerlendirilmelidir.

Bu konuda uluslararası bir işbirliği oluşturulması konusunda Bakanlığım isteklidir. Bu zincir bütün ülkelerin yararınadır. Suriye ile birlikte bu yönde bir organizasyona gidilmesi yararlı görülmektedir. Bu konuda gerekli adımlar atılabilecektir.

Ancak, süreç hızla ilerlediğinden sadece devletler bazında değil tüm turizm sektörü bazında bu ülkelerle işbirliğine gidilmesi için çaba gösterilmesi gerekmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Erkan Mumcu Turizm Bakanı

19. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in;

– Güzelçay Beldesi TEM Otoyolu kamulaştırma bedellerinin ne zaman ödeneceğine,

– Antakya çevre yolu projesine,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın yazılı cevabı (7/293,296)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın’ın yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer Hatay

S – 1. TEM Otoyolu kapsamında yer alan Hatay Güzelçay Beldesi kamulaştırma işlemleri tamamlanmasına rağmen, kamulaştırma bedelleri neden ödenmemiştir? Konu ile ilgili her hangi bir çalışmanız var mı?

S – 2. Güzelçay Beldesi TEM Otoyolu kamulaştırma bedellerini ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın’ın yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer Hatay

Hatay İlimiz ulaşım ve transit taşımacılığın en yoğun olduğu yörelerden birisidir. Özellikle Ülkemizin en önemli sınır kapısı ile Yayladağ giriş - çıkış kapısına ulaşılmasında Antakya transit geçiş konumundadır. Ayrıca Samandağ ilçemizin E - 91 karayoluna bağlantısı Antakya’nın şehir içinden geçen yolu ile sağlanmaktadır. Ancak Antakya’da araç sayısının fazlalığı, Sit alanlarıyla kaplı eski şehir yerleşiminde yeni yolların açılmaması, Asi nehri üzerinde birisi yapım halinde dört adet köprünün bulunması kent trafiğini felç etmektedir. Bunun için Antakya çevre yolunun biran önce hizmete açılması gerekmektedir.

S – 1. 2000 yılında hizmete açılması planlanan Antakya çevre yolunun ödeneklerini zamanında tahsis etmeyi düşünüyor musunuz?

S – 2. Adı geçen projenin zamanında bitirilebilmesi için nasıl bir çalışma yapmaktasınız?

T.C. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : B.09.0.APK.0.22.00.00.17/606 10.8.1999

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

ilgi : 27.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 1198 sayılı yazınız.

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in (7/293 - 1089) ve (7/296 - 1092) Esas Nolu Yazılı Soru Önergeleri incelenmiş olup, cevabımız ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Koray Aydın Bayındırlık ve İskân Bakanı

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in (7/293 - 1089) Esas Nolu Yazılı Soru Önergesi

Soru ve Cevapları

Sorular :

1. TEM Otoyolu kapsamında yer alan Hatay Güzelçay Beldesi kamulaştırma işlemleri tamamlanmasına rağmen, kamulaştırma bedelleri neden ödenmemiştir? Konu ile ilgili herhangi bir çalışmanız var mı?

2. Güzelçay Beldesi TEM Otoyol kamulaştırma bedellerini ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

Cevaplar :

1. TCK Genel Müdürlüğümüz projeleri arasında bulunan otoyolların yapımı nedeniyle kamulaştırılan taşınmaz mallar için açılan bedel arttırım davaları sonucunda kesinleşen davaların Yargıtay Kararlarının Karayolları 5. Bölge (Mersin) Müdürlüğümüze tebliğ tarihine göre sıraya alınmakta ve bu sıraya göre ödenmektedir. Hatay İli dahil tüm bölgelerimizde 9.7.1998 tarihine kadar İdaremize tebliğ edilen kesinleşmiş Mahkeme Kararları ödenmiştir.

2. 9.7.1998 tarihinden sonra İdaremize tebliğ edilen kesinleşmiş Mahkeme Kararları için Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğünden nakit geldikçe ödemelere devam edilecektir.

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in (7/296 - 1092) Esas Nolu Yazılı Soru Önergesi

Soru ve Cevapları

Sorular :

1. 2000 yılında hizmete açılması planlanan Antakya Çevre Yolunun ödeneklerini zamanında tahsis etmeyi düşünüyor musunuz?

2. Adı geçen projenin zamanında bitirilebilmesi için nasıl bir çalışma yapmaktasınız?

Cevaplar :

1. Antakya çevre yolunun 1999 yılı ödeneği 95 Milyar TL. dır. Projenin fiziki gerçekleşmesi %15 olup toplam maliyeti 5.8 Trilyon TL.dır. Önümüzdeki yıllarda ödenek imkanlarına göre ayırlacak kaynaklar ile projenin tamamlanması planlanmaktadır.

2. Karayolları Genel Müdürlüğünün Genel Bütçeden aldığı pay yıllar itibariyle azalmaktadır. Bu nedenle, Yatırım Programında bulunan projelere yeteri kadar ödenek ayrılamamaktadır. Söz konusu projede de çalışmalar ödenekleri oranında sürdürülmekte olup, yıl içinde veya gelecek yıllarda temin edilebilecek ödenekler nispetinde çalışmalara devam edilecektir.

20. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay Küçük Sanayiî Siteleri inşaatına ilişkin sorusu ve Sanayiî ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevabı (7/297)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularıma Sanayiî ve Ticaret Bakanı Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevap vermesini delaletlerinize arz ederim.

Mustafa Geçer Hatay

Bilindiği üzere Hatay İli sanaatkârları itibariyle zengin bir ildir. Bunun için geleceğin sanayicileri olacak bu kesim ve küçük sanayi sitelerinin yapımına teşvik ve destek verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle yapımı devam eden 6 adet Küçük Sanayi Sitesi inşaatının ödenekleri yeterli seviyeye çıkartılmalı ve 5 yıllık bir perspektife 5 000 işyeri yapımını gerçekleştirilecek bu projenin uygulamaya geçirilmesi yararlı olacaktır.

S – 1. Adı geçen projelerin zamanında tamamlanması için çalışmalarınızı hızlandırmayı düşünüyor musunuz? Bunun için nasıl bir yol izliyorsunuz?

S – 2. Adı geçen sanayi sitesi inşaatını kaç yılında tamamlamayı hedefliyorsunuz?

T.C. Sanayiî veTicaret Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkilerMüşavirliği Sayı : B 14.0.BHİ.0.1 - 227 9.8.1999

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 27.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 7/297/1093/3079 sayılı yazınız.

Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, “Hatay Küçük Sanayi Siteleri İnşaatına” ilişkin olarak tarafımdan cevaplandırılmasını istediği (7/297) esas nolu yazılı soru önergesiyle ilgili cevabımız ekte takdim edilmiştir.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Ahmet Kenan Tanrıkulu Sanayiî ve Ticaret Bakanı

Cevap 1 :

• İskenderun (Gözcüler) Küçük Sanayi Sitesi, 1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri,altyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile yer almaktadır. Yer seçimi 6.2.1995 tarihinde yapılmış olup Leçe Mevkiindeki alan KSS yeri olarak seçilmiştir. Bundan sonra Bakanlığımızca istenen bilgi ve belgeler uzun bir süre Bakanlığımıza intikal etmemiş olup, konu ile ilgili olarak, Kooperatif Başkanlığı ile şifai görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde; İlk yapılan kıymet takdirinden sonra gerekli işlemler yapılırken 6 aylık süre geçtiği için, ikinci kez kıymet takdiri istendiği, tespit edilen rakam neticesinde Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün tespit ettiği fiyatın, Kooperatif Başkanlığınca çok yüksek bulunduğu ve sözkonusu rakama 28.8.1998 tarihinde yazılı olarak itiraz edildiği öğrenilmiştir. Kooperatif Başkanlığının fiyatın düşürülmesi yönündeki talebinin, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünce dikkate alınması durumunda, sözkonusu yerin satın alınmasına ilişkin çalışmalar başlayabilecektir.

• Kırıkhan Küçük Sanayi Sitesi, 1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri, atyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile devam eden projeler arasında yer almaktadır. 1999 yılı Yatırım Programı Ödeneği 36 Milyar TL. dir. Üstyapı inşaatının fiziki gerçekleşmesi % 27’dir. Proje için bugüne kadar verildiği yılın fiyatlarıyla 84 Milyar 738 Milyon TL. kredi kullandırılmıştır. Bu meblağın 1999 yılı fiyatları ile karşılığı 222,7 Milyar TL.’dir.

• İskenderun (Ahşap İşleri) Küçük Sanayi Sitesi, 1999 yılı Yatırım Programında “100 işyeri ve altyapı” karakteristiği ile yer almaktadır. Yer seçimi 14.7.1994 tarihinde yapılmıştır. Bakanlığımıza başkaca bir bilgi intikal etmemiştir.

• Samandağ (Özsamandağ) Küçük Sanayi Sitesi,1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri, altyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile devam eden projeler arasında yer almaktadır. Proje çalışmaları devam etmekte olup, projeleri Bakanlığımıza henüz intikal etmemiştir.

• Samandağı Küçük Sanayi Sitesi,1999 yılı Yatırım Programında “200 işyeri altyapı ve Çırak Okulu” karakteristiği ile yar almaktadır. Henüz ihalesi yapılmamıştır.

• Antakya Küçük Sanayi Sitesi (Altyapı), Üstyapı inşaatı 1996 yılında tamamlanan 1 332 işyerlik Küçük Sanayi Sitesi, eksik olan altyapı işlerinin tamamlanması için 1998 yılında Yatırım Programına alınmıştır. 1999 Yılı Program ödeneği 201 Milyar TL.’dır. Ayrıca Bakanlığımızca 158.7 Milyar TL. ek ödenek sağlanarak revize ödeneği 359.7 Milyar TL’ye çıkarılmış, bu ödeneğin 58.7 Milyar TL’sı harcanmıştır. Altyapı inşaatının fiziki gerçekleşmesi % 50’dir. Proje için bugüne kadar 1999 yılı fiyatları ile 201 Miyar TL. kredi kullandırılmıştır.

Cevap 2 : “Adı geçen Küçük Sanayi Sitelerinin aşağıdaki tarihlerde bitirilmesi öngörülmektedir”.

Hatay – İskenderun (Gözcüler) KSS 2003

Hatay – Kırıkhan KSS 2002

Hatay – İskenderun (Ahşap İşleri) KSS 2002

Hatay – Samandağ (Özsamandağ) KSS 2002

Hatay – Samandağı KSS 2003

Hatay – Antakya KSS (Altyapı) 1999

21. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Yalova - Armutlu’da inşaat izni verilen bir arsanın sit alanı olup olmadığına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/309)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı İstanbul

Yalova’nın Armutlu İlçesi’nde ağaçları kesilerek İhlas Holding’e SİT alanında denize sıfır 10 kat inşaata imar verildiği basında belirtilmektedir.

1. Bu bölge, doğal SİT alanı ilan edilmiş midir?

2. Bölge SİT alanı ise, bu inşaatları önlemek için ne gibi tedbirler alacaksınız?

T.C. Kültür Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : B.16.0.APK.0.12.00.01.940 - 366 10.8.1999

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığı KAN. KAR. MÜD.’nün 30.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 3221 sayılı yazısı.

İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı’nın “Yalova - Armutlu’da inşaat izni verilen bir arsanın sit alanı olup olmadığına ilişkin” 7/309 - 1135 esas no’lu yazılı soru önergesi incelenmiştir.

Söz konusu bölgede ilan edilmiş herhangi bir sit alanı bulunmamaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

M. İstemihan Talay

Kültür Bakanı

22. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya Ticaret ve Sanayiî Odası bünyesinde “Teşebbüs Destekleme Merkezi” kurulması için bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/323)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sayın Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini saygılarımla arz ederim. 27.7.1999

Ahmet Derin Kütahya

İlimiz yatırımcılarını yönlendirmek amacı ile Kütahya Ticaret ve Sanayiî Odası bünyesinde “Teşebbüs Destekleme Merkezi” (Kalkınma Odası) Kurulması için, Türkiye Kalkınma Bankasının destek ve himayeleri sağlanacak mıdır?

T.C. Devlet Bakanlığı Sayı : B.02.0.010/031 - 4339 9.8.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 3.8.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02 -7/323 - 1222/3346 sayılı yazısı.

Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Derin’in soru önergesi incelenmiştir.

Kütahya İli’ne Teşebbüsü Destekleme Merkezi (Kalkınma Odası) açılması hususu Türkiye Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu’nca kararlaştırılmış olup, 1999 yılı içinde öncelikli olarak açılması planlanmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Mustafa Yılmaz Devlet Bakanı

 

BİRLEŞİM 46’NIN SONU