DÖNEM : 21 CİLT : 7 YASAMA YILI : 1

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

39 uncu Birleşim

27. 7. 1999 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Konya Milletvekili Mehmet Gölhan’ın, belediyelerin içinde bulunduğu malî sorunlara ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın cevabı

2. — Erzurum Milletvekili Mücahit Himoğlu’nun, Erzurum İli ve çevresinde meydana gelen sel felaketine ve Erzurum’un Nenehatun Köyünde vuku bulan deprem felaketine ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın cevabı

3. — İzmir Milletvekili Işın Çelebi’nin, üniversiteye giriş ve tercih sistemlerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Çevre Bakanı Fevzi Aytekin’e, dönüşüne kadar, Orman Bakanı Nami Çağan’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/310)

2. — Yunanistan’a gidecek olan Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’na, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/311)

3. — Kazakistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Abdulhaluk Mehmet Çay’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/312)

4. — Mısır’a gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mustafa Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/313)

5. — Mısır’a gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/314)

6. —Mısır’a gidecek olan Sağlık Bakanı Osman Durmuş’a, dönüşüne kadar, Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/315)

7. — Fas’a gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar, TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut’un vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/316)

8. — Fas’a gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/317)

9. — TBMM’yi temsilen bir Parlamento heyetinin, İtalya Meclis Başkanı Luciano Violante’nin davetine icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/318)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. — Çanakkale Milletvekili Sadık Kırbaş ve 23 arkadaşının, kamu harcamaları üzerindeki parlamenter denetimin etkinliğinin artırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/51)

IV. — GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. — Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 23 arkadaşının, Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700 üncü yıldönümü konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/2)

V. — SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, eczacıların Bağ-Kur’dan alacaklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın yazılı cevabı (7/122)

2. — Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, özel hava şirketlerinin meydan iniş ücretine yapılan zamma ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/128)

3. — Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir-Ankara arasına yeni expres seferi konulup konulmayacağına ve Bandırma-Bursa Demiryolu Projesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/131)

4. — Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya’daki şeker üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevabı (7/142)

5. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükâr İzol’un, 1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/152)

6. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükâr İzol’un, 1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/157)

7. — Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, terörle mücadelede şehit olan güvenlik mensuplarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun yazılı cevabı (7/168)

8. — Konya Milletvekili Lütfü Yalman’ın, Malî Suçlar Araştırma Kurulu Başkanının bazı uygulamalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın yazılı cevabı (7/169)

9. — Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı’nın, cezaların infaz edilmeyeceğine dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine güvence verilip verilmediğine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yazılı cevabı (7/174)

10. —Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, IMF’nin raporuna ve borsada yapılan işlemler sonucu haksız kazanç sağlandığı iddiasına ilişkin sorusu ve DevletBakanı Recep Önal’ın yazılı cevabı (7/178)

11. —İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın, iç ve dış borç miktarına ve iç borçlanma faiz oranlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Vekili H. Hüsamettin Özkan’ın yazılı cevabı (7/184)

12. — Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Hayvancılığın Geliştirilmesi Projesi Kararnamesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in yazılı cevabı (7/185)

I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açıldı.

Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım, esnafın içinde bulunduğu zorluklara,

Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli de, Afyon İlinin kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına alınmasına,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Mısır’a gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Yıldırım Akbulut’un vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve 21 arkadaşının, tekstil ve konfeksiyon sektörünün sorunlarının araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla (10/48),

İstanbulMilletvekili Aydın Ayaydın ve 23 arkadaşının, İstanbul TEM otoyolunun Çamlıca ve Mahmutbey gişelerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi amacıyla (10/49)

Ordu Milletvekili Yener Yıldırım ve 20 arkadaşının, İstanbul Üniversitesi ve YÖK Başkanının bazı uygulamaları üzerine öğretim üyelerinin istifa etmeleri konusundaki iddiaların araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla (10/50),

Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri okundu; önergelerin, gündemdeki yerlerini alacakları ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunun, havalesi gereği Adalet Komisyonuna gönderilen (1/445) esas numaralı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının, çekin, içeriği itibariyle ticarî hayatta araç olarak kullanılması, tasarının, ticarî ve ekonomik koşulları yeniden düzenlemesi nedeniyle, TBMMİçtüzüğünün 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince komisyonlarına havale edilmesini isteme kararı aldıklarına;

Adalet Komisyonu Başkanlığının da, adı geçen komisyonun, komisyonlarına havale istemi yönündeki kararlarını uygun mütalaa ettiğine,

İlişkin tezkereleri okundu; Başkanlıkça, her iki komisyon da aynı görüşte olduğundan, (1/445) esas numaralı kanun tasarısının, talî komisyon olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna havale edileceği açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan, DevletDenetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/429) (S. Sayısı : 52),

2 nci sırasında bulunan, Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malûlü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanuna Bir Madde Eklenmesine ve Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair (1/419, 1/438) (S. Sayısı : 60),

3 üncü sırasında bulunan, Askerlik Kanunu ile Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılmasına ve Askerlik Kanununa Üç Geçici Madde Eklenmesine Dair (1/437, 2/81, 1/452, 1/453) (S. Sayısı : 59),

4 üncü sırasında bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması ile Polis Vazife ve Selahiye Kanununa Ek Madde Eklenmesine Dair (1/435) (S. Sayısı : 54),

Kanun Tasarılarının, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.

52 sıra sayılı Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının görüşmeleri sırasında, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya, Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir konuşma yaptı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 6 ncı sırasında yeralan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezleri Kurulması ve Bu Merkezlerin Faaliyeti Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 24 sıra sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına alınarak, görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılmasına ve görüşmelerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 5 inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezleri Kurulması ve Bu Merkezlerin Faaliyeti Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/366) (S. Sayısı : 24) Kanun Tasarısının da, görüşmeleri müteakip yapılan açık oylamasından sonra kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

27 Temmuz 1999 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.45’te son verildi.

Nejat Arseven Başkanvekili

Hüseyin Çelik Cahit Savaş Yazıcı Van İstanbul Kâtip Üye Kâtip Üye

 

 

No. : 38

II. — GELEN KÂĞITLAR

23 . 7 . 1999 CUMA

Raporlar

1. – Türkiye Cumhuriyeti ve Küba Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plân ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/358) (S.Sayısı : 61) (Dağıtma tarihi : 23.7.1999) (GÜNDEME)

2. – Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plân ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/321) (S.Sayısı : 62) (Dağıtma tarihi : 23.7.1999) (GÜNDEME)

3. – Türkiye Cumhuriyeti ile Kuveyt Devleti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plân ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/323) (S.Sayısı : 63) (Dağıtma tarihi : 23.7.1999) (GÜNDEME)

4. – Türkiye Cumhuriyeti ile Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plân ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/326) (S.Sayısı : 64) (Dağıtma tarihi : 23.7.1999) (GÜNDEME)

5. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plân ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/333) (S.Sayısı : 65) (Dağıtma tarihi : 23.7.1999) (GÜNDEME)

6. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Malezya Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/342) (S.Sayısı : 66) (Dağıtma tarihi : 23.7.1999) (GÜNDEME)

7. – Maden Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/472) (S.Sayısı : 70) (Dağıtma tarihi : 23.6.1999) (GÜNDEME)

8. – Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/455) (S.Sayısı : 71) (Dağıtma tarihi. 23.7.1999) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Van Kapıköy Sınır kapısının karayolu ulaşımına ve transit ticarete açılıp açılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Keçeciler) sözlü soru önergesi (6/99) ( Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

2. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Van Havaalanından Türk Cumhuriyetlerine ve Diyarbakır-Ankara arasında tarifeli uçak seferleri başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/100) ( Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

3. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Van-Çilli ve Gelincik açık pazarlarının faaliyete geçirilmesine ilişkin Devlet Bakanından (Tunca Toskay) sözlü soru önergesi (6/101) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

4. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Van-Akdemir Adasının çevre düzenlemesine ve Akdamar Kilisesinin restorasyonuna ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/102) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

5. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Van-Organize Sanayi Bölgesi inşaatına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/103) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

6. – Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Van İlinde kış ve su sporlarının geliştirilmesine ve MPİ Vangölü Anadolu Lisesi inşaatına ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru önergesi (6/104) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

7. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısının bazı öğretim görevlileri hakkındaki iddiaları konusunda suç duyurusunda bulunulup bulunulmadığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/105) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

8. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, okul kantinlerinde satılan içeceklere ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/106) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

9. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Birinci Futbol Liginin adının Türkiye Telsim Ligi olarak değiştirilmesine ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru önergesi (6/107) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İzmir Konak Belediyesi’nin bazı uygulamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/286) (Başkanlığa geliş tarihi :19.7.1999)

2. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ülkemiz aleyhine açılmış olan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/287) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.7.1999)

3. – Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmazı’ın, KİT’lerin yönetim kadrolarına yapılan atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/288) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

4. – Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı’nın, yayın kuruluşlarının Basın İlan Kurumu’ndan ilan alabilmeleri için gerekli olan şartlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/289) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

5. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Bakanlığa bağlı kütüphanelerdeki kitaplara ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/290) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

6. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay-Hassa Dermek Göleti projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/291) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

7. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay ve çevresinde turizmin gelişmesi için yapılacak yatırımlara ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/292) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

8. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Güzelçay Beldesi TEM Otoyolu kamulaştırma bedellerinin ne zaman ödeneceğine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/293) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

9. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, İskenderun Liman İşletmesinin modernizasyonuna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/294) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

10. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, İskenderun serbest bölge çalışmalarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/295) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

11. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Antakya çevre yolu projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/296) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

12. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, Hatay küçük sanayi siteleri inşaatına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/297) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

13. – Tokat Milletvekili M. Ergun Dağcıoğlu’nun, Tokat İli Turhal, Pazar ve Artova ilçelerinde meydana gelen dolu afetinden zarar gören çiftçilere yapılacak yardımlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/298) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

14. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, şahin kuşu yumurtalarının yurtdışına kaçırıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/299) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.7.1999)

Meclis Araştırması Önergeleri

1. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve 21 arkadaşının, tekstil ve konfeksiyon sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/48) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

2. – İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın ve 23 arkadaşının, İstanbul TEM otoyolunun Çamlıca ve Mahmutbey gişelerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

3. – Ordu Milletvekili Yener Yıldırım ve 20 arkadaşının, İstanbul Üniversitesi ve YÖK Başkanının bazı uygulamaları üzerine öğretim üyelerinin istifa etmeleri konusundaki iddiaların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/50) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.7.1999)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergesi

1. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu’nun, Orta Öğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme sınavına başörtülü öğrencilerin alınmadığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/68)

 

 

No. : 39

26.7.1999 PAZARTESi

Raporlar

1. – Türkiye Cumhuriyeti ile Hırvatistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/344) (S.Sayısı : 67) (Dağıtma tarihi : 26.7.1999) (GÜNDEME)

2. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/362) (S.Sayısı : 68) (Dağıtma tarihi : 26.7.1999) (GÜNDEME)

3. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Litvanya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/371) (S.Sayısı : 69) (Dağıtma tarihi : 26.7.1999) (GÜNDEME)

4. – Türk Silahlı Kuvvetlerinde İlk Nasıp İstihkakına İlişkin Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/390) (S.Sayısı : 72) (Dağıtma tarihi : 26.7.1999) (GÜNDEME)

5. – Seferberlik ve Savaş Hali Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/407) (S.Sayısı : 73) (Dağıtma tarihi : 26.7.1999) (GÜNDEME)

6. – Hazır Gıda İaşesi Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/439) (S.Sayısı : 74) (Dağıtma tarihi : 26.7.1999) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Yozgat Milletvekili İlyas Arslan’ın, Yozgat SSK Hastanesi projesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/108) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

2. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan Kamp Eğitim Merkezi, Kapalı Yüzme Havuzu ve Refahiye Kapalı Spor Salonu inşaatlarının ne zaman tamamlanacağına ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru önergesi (6/109) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan’ın, Türkiye Zirai Donatım A.Ş.’nin personel maaşlarını zamanında ödemediği iddialarına ilişkin Devlet Bakanından (Yüksel Yalova) yazılı soru önergesi (7/300) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

2. – Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey’in, kamu personel sınavına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/301) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

3. – Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, Kur’an’ı Kerim öğrenimi için getirilecek yaş sınırlamasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı (H.Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/302) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

4. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, kamu kurumlarında kullanılan araç sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/303) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

5. – Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, et ithalatının kaldırılıp kaldırılmayacağına ve Mera Kanununun uygulanmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/304) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

6. – İstanbul Milletvekili Mukadder Başeğmez’in, Emniyet Genel Müdürlüğünün kullandığı zırhlı araçlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/305) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

7. – Konya Milletvekili Özkan Öksüz’ün, tekstil ve konfeksiyon sektöründe yaşanan krize ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/306) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

8. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yarım kalmış yatırımlara ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/307) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

No. : 40

27 . 7 . 1999 SALI

Teklifler

1. – Elazığ Milletvekilleri Ahmet Cemil Tunç ve Latif Öztekin’in; Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/196) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1999)

2. – Ankara Milletvekili Cemil Çiçek’in; Ankara İli Büyükşehir Belediye Sınırları İçinde Batıkent Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/197) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1999)

3. – Ankara Milletvekili Cemil Çiçek’in; Ankara İli Büyükşehir Belediye Sınırları İçinde Bahçelievler Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/198) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1999)

4. – Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün; Hemşirelik ve Türk Hemşireleri Birliği Kanun Teklifi (2/199) (Adalet ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.7.1999)

5. – Siirt Milletvekili Nizamettin Sevgili’nin; Bir İlçe Kurulmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/200) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.7.1999)

6. – Siirt Milletvekili Nizamettin Sevgili’nin; Bir İlçe Kurulmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/201) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.7.1999)

7. – Siirt Milletvekili Nizamettin Sevgili’nin; Bir İlçe Kurulmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/202) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.7.1999)

8. – Sıvas Milletvekili Abdüllatif Şener’in; 4325 Sayılı Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/203) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

9. – Balıkesir Milletvekili Mustafa Güven Karahan’ın; Hemşirelik ve Türk Hemşireleri Birliği Kanunu Teklifi (2/204)) (Adalet ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

10. – Millîyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Kapıcıların Durumlarının İyileştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/205) (Adalet ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

11. – Millîyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Sızır Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/206) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

12. – Millîyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Esenyurt Adında Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/207) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

13. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Bir İlçe Kurulmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/208) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

14. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/209) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

15. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin;Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/210 ) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

16. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Bir İlçe Kurulmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/211) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

17. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Kamu Alımlarının Ekonomik Etkilerinin İyileştirilmesi İçin Kanun Teklifi (2/212) (Adalet ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

18. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/213) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

19. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/214) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

20. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/215)) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

21. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/216) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

22. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; 3201 Sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanununa Bir Ek Madde İlave Edilmesine Dair Kanun Teklifi (2/217) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

23. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/218) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

24. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; 3.4.1930 Tarih ve 1580 Sayılı Belediye Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/219) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

25. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Talih Oyunları Kanun Teklifi (2/220) (Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

26. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına ve Aynı Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/221) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

27. – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin; Güvenlik Şeref Madalyası ve Güvenlik Üstün Hizmet Madalyası Kanunu Teklifi (2/222) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

28. – Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/223) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.7.1999)

29. – Balıkesir Milletvekili Mustafa Güven Karahan’ın; Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/224) (Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.7.1999)

30. – Diyarbakır Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş ve 2 arkadaşının; Yükseköğretim Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/225) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.7.1999)

31. – Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli ve 9 Arkadaşının; Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun İki Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/226) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.7.1999)

32. – Kayseri Milletvekili Sadık Yakut’un; Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun Teklifi (2/227) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

33. – Kayseri Milletvekili Sadık Yakut’un; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/228) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

34. – Kırıkkale Milletvekili Hacı Filiz’in; Kırıkkale İlinde 2 Yıl İçerisinde Meydana Gelen 3 Sel Felaketi ve Mühimmat Fabrikasındaki Patlamada Zarar Görenlerin Gelir, Kurumlar ve Geçici Vergilerinin Terkini ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 7 nci Maddesine Bir Bent Eklenmesine ve İl Hudutları İçinde Yatırım Yapanlara Teşvik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/229) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

35. – Kütahya Milletvekili Seydi Karakuş ve 4 Arkadaşının; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/230) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

36. – İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/231) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

37. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; İçtüzük ile İlgili Değişiklik Kanun Teklifi (2/232) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

38. – Kırşehir Milletvekili Ramazan Mirzaoğlu ve 3 Arkadaşının; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/233) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

39. – Konya Milletvekili Remzi Çetin’in; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 43 üncü Maddesi 1 Sayılı Ekgösterge Cetveli Sağlık Hizmetleri Sınıfı Bölümüne Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/234) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.7.1999)

40. – İstanbul Milletvekili Mustafa Baş ve 40 Arkadaşının; 4.11.1981 Tarih ve 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/235) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1999)

Tezkereler

1. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/304) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

2. – İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/305) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

3. – Gaziantep Milletvekili Mustafa Taşar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/306) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

4. – İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/307) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

5. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/308) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

6. – Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/309) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

Raporlar

1. – Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü Anlaşması ile Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü Anlaşmasına Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/492) (S.Sayısı: 75) (Dağıtma tarihi: 27.7.1999) (GÜNDEME)

2. – 1615 Sayılı Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında 564 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/464, 1/248) (S.Sayısı: 86) (Dağıtma tarihi: 27.7.1999) (GÜNDEME)

3. – Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Adalet komisyonları raporları (1/487) (S.Sayısı: 87) (Dağıtma tarihi: 27.7.1999) (GÜNDEME)

4. – Türk Ceza Kanunu ile Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kırklareli Milletvekili Cemal Özbilen ve 3 Arkadaşının Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/399, 2/181) (S.Sayısı: 88) (Dağıtma tarihi: 27.7.1999) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan depreminde yıkılan Sağlık Meslek Lisesinin onarımının ne zaman tamamlanacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/110) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

2. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında batırılan Kocatepe muhribine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/111) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.7.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Yalova-Armutlu’da inşaat izni verilen bir alanda ağaç kesimi yapıldığı iddiasına ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/308) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

2. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Yalova-Armutlu’da inşaat izni verilen bir arsanın sit alanı olup olmadığına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/309) (Başkanlığa geliş tarihi :23.7.1999)

3. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Yalova-Armutlu’da denize sıfır alanda inşaat izni veren Belediyeye yapılacak işlemlere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/310) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

4. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, bir holdinge ait şişe suyunun ruhsat almadan piyasaya sunulduğu iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/311) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

5. – Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz’un, Türkiye’nin enerji üretimi ve tüketimi ile yatırımlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/312) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.7.1999)

Meclis Araştırması Önergesi

1. – Çanakkale Milletvekili Sadık Kırbaş ve 23 arkadaşının, kamu harcamaları üzerindeki parlamenter denetimin etkinliğinin artırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/51) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1999)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

27 Temmuz 1999 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY

KÂTİP ÜYELER : Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Vedat ÇINAROĞLU (Samsun)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39 uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayımız vardır.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, belediyelerin içinde bulunduğu malî sorunlar ve İller Bankasının durumu hakkında söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Mehmet Gölhan'a aittir.

Buyurun Sayın Gölhan.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Konya Milletvekili Mehmet Gölhan’ın, belediyelerin içinde bulunduğu malî sorunlara ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın cevabı

MEHMET GÖLHAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bugün, ülkemizde 3 227 adet belediye mevcut ve her sene de belediye sayısının arttığını görmekteyiz. Bilhassa, nüfus sayımının yapıldığı yıllarda, belediyelerimizin sayısının hızla arttığını müşahede etmekteyiz; çünkü, nüfusu 2 000'i geçen köylerimiz, büyük bir heyecanla, büyük bir coşkuyla, büyük bir mennuniyetle belediye olmak istemekte ve belediyelerinin prosedürünün bir an evvel tamamlanması yönünde milletvekillerimizin de yardımlarını talep etmektedirler.

Belediye olunduğunda köylümüz hayatından mennundur, köylümüz mutludur, köylümüz kıvançlıdır; ancak, bu kıvanç ve mutluluk fazla uzun sürmüyor, üç beş sene sonra, bu mutluluk mutsuzluğa dönüşüyor ve karamsarlık başlıyor; çünkü, köy hükmî şahsiyetindeyken bütün yatırımları devlet tarafından bedava yapılıyor; ama, belediye olduğunda, bu temel ihtiyaçlar bedeli mukabilinde yapılıyor.

İller Bankası Genel Müdürlüğü, gayet tabiî ki, belediyelerin içmesuyu, kanalizasyon, elektrik, harita ve imar planı projelerini hazırlıyor, bunların icraatlarını, inşaatlarını yine İller Bankası yaptırıyor ve işletilmek üzere belediyelere devrediyor. Gayet tabiî ki, belediyelere aylık gönderilen tahsislerden bu paralar kesiliyor ve belediyeler sadece bununla da kalmıyor, bilhassa seçim senelerinde, belediye başkanlarımızın kısa vadeli ve yüksek faizli borç aldıklarına şahit oluyoruz. Bunlar da eklenince, belediyeler altı ay, yedi ay, sekiz ay, İller Bankasından tahsisat alamıyorlar, alsalar bile bu tahsisatlar belediyelerimizin çalıştırdığı işçinin, memurun maaşını karşılayamıyor. O itibarla, sıkıntılar başlıyor, problemler başlıyor ve belediyelerimiz malî müzayaka içerisine düşüyor, tıpkı, bugün olduğu gibi. Zaman zaman, belediyelerimiz, bundan evvel de birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kaldılar ve 1984 yılında -hatırlanacağı üzere- bir tahkim kanunu çıkarıldı; belediyelerin İller Bankasına veya diğer kamu kurumlarına olan borçları tahkim edildi. Ne kadar sürdü bu; 1992 yılına kadar devam etti. 1992 yılında yine bir tahkim kanunu çıkardık ve belediyeler bir süre nefes aldı; ancak, yedi sene geçti aradan, belediyelerimiz yine sıkıntı içerisine girdi ve bugün, maalesef, bir batma, bir boğulma noktasına geldi ve bu tahkim kanunlarının da uzun süre derde deva olmadığı ortaya çıktı. O itibarla, bu belediyelere köklü bir çözüm bulmak, bu Yüce Meclisin görevi olması gerekiyor. O nedenle, bir tahkim kanunu değil, ama başka kanunlar bularak, mutlaka bu belediyelerin malî sıkıntısını halletmek durumundayız.

Bugün, işçilerimiz, memurlarımız Kızılay Meydanında eylem yapıyorsa, inanın, samimiyetle ifade ediyorum ki, yarın öbür gün, birkaç gün sonra, birkaç ay sonra, belki belediyelerimizi de o meydanda görmenin sıkıntısı, ıstırabını duyarız. O itibarla, mutlaka, belediyeleri bu malî külfetten, bu malî sıkıntıdan çıkarmamız lazım, kurtarmamız lazım.

Vaktiyle, bundan on onbeş sene evvel, Belediyeler Fonu diye bir fon vardı. Bu Fon, belediye yatırımlarına tahsis edilir, yirmi sene vade ve düşük faizle belediyelere kredi verilir ve belediyeler, bu Fona olan borçlarını öderlerdi ve bu şekilde de, İller Bankası, hem kendi kaynaklarını artırmış olur hem de yapılan yatırımlarda belediyelere fazla bir külfet yüklenmezdi. Bugün, İller Bankasının yapmış olduğu yatırımların faizleri yüzde 50 ve beş sene vadeli. İşte, sıkıntı burada, problem burada. Bu durum, hem İller Bankasını malî yönden sıkıntıya sokmakta hem de belediyelerimizi müşkül duruma sokmakta. O bakımdan, buna bir çare bulmak durumundayız.

BAŞKAN – Sayın Gölhan, size 1 dakika ilave süre veriyorum.

Buyurun.

MEHMET GÖLHAN (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Gayet tabiî ki, bu sıkıntıyı temelden halledebilmek için, eskiden olduğu gibi, tekrar belediye fonu ihdas edelim demiyorum; çünkü, bu Fon, diğer fonlarla karıştı, birleşti ve bütçeye gitti. O itibarla, lütfen, Mahallî İdareler Kanununun bir an evvel bu Meclise gelmesini talep ediyor, bu kanun geldiğinde hükümete yardımcı ve destek olacağımızı ifade ediyorum. Bu kanunu, bu sene içerisinde mutlaka -tabiî, ikinci yarıda- bu Meclisten çıkararak, belediyeleri ve İller Bankasını bu malî külfetten ve bu sıkıntıdan kurtaralım diyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, sağ olun.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, buyurun Sayın Bakanım.

Süreniz 20 dakika.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Mehmet Gölhan'ın, belediyelerimizin içinde bulunduğu durumla ilgili yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurunuzdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Belediyelerimiz, gerçekten, ciddî malî sorunlarla karşı karşıyadır. Özellikle, küçük belde belediyelerimizin tek gelir kaynağı, İller Bankasınca gönderilen genel bütçe vergi gelirinden aldıkları paydır. Belediye sayısının sürekli olarak arttığı göz önüne alınırsa, bu payın da, giderek neden azaldığı anlaşılacaktır.

Ayrıca, belediyelerimizin gelirlerindeki azalmanın en önemli sebeplerinden biri de, İller Bankasına olan yatırım borçlarının sürekli olarak artmasıdır. İller Bankası, yerel yönetimlerimizin alt ve üst yapı yatırımlarının gerçekleşmesinde her türlü desteği sağlayan örnek bir kuruluşumuzdur. Kuruluşundan bu yana, yerel yönetimlerimizin birçok yatırımlarına imza atmış ve başarılı hizmetler sunmuştur; ancak, bugünlere gelinceye kadar, gerek statüsünde ve gerekse yerel yönetimlerle ilgili olan ilişkilerinde, iradesi dışında birtakım olumsuz gelişmeler yaşamış ve imkânları da son derece kısıtlanmıştır.

İller Bankası, yatırımlarını gerçekleştirirken; bir, banka özkaynaklarından, ayrıca, Belediyeler Fonundan; bir de belediye katılımlarından yararlanmaktadır. Elbette, bunların en önemlisi Belediyeler Fonudur.

Belediyeler Fonu, 2380 sayılı Yasayla düzenlenmiştir. Amacı, tamamen belediyelerin alt ve üstyapı yatırımlarında kullanılmak ve belirli vadelerde de geriye dönüşünü sağlamak içindir; ancak, 1989 yılında Danıştay 8. Dairesinin bir kararıyla bu uygulama kaldırılmış ve Bankaya aktarılan Belediyeler Fonu hibeye dönüştürülmüştür.

1993 yılına kadar belediyelerimizin yatırımları Fondan gelen paralarla karşılanmış ve yaklaşık yüzde 87 mertebesine varan oranlarda bağış sağlanmıştır. Dolayısıyla, belediyelerimiz, yatırımlarından dolayı, sadece yıl içi masraflarının yüzde 13-15'i kadar borçlandırılmıştır. Bunun manası, yüzde 15'lere varan borçlanma, yüzde 85'ler düzeyinde de hibedir.

1991 yılından itibaren Belediyeler Fonunun genel bütçe kapsamına alınması ve İller Bankasının programa alınan belediye yatırımları için çok az miktarda ödenek, belediyeler açısından olumsuz sonuçlar yaratmış ve borçlanmalar, eski uygulamaların aksine, yüzde 80'lerin üzerine çıkmıştır. Şu anda, belediyelerimiz, yaptığı bütün yatırımları yüzde 80 oranında borçlanarak yapmaktadır. Belediyelerin yatırımlarından dolayı aşırı borçlanmaları, paylarının kesilmesine neden olmuş ve belediyeleri, işçi ve memuruna maaş ödeyemez duruma düşürmüştür.

15.7.1999 tarihi itibariyle belediyelerin yatırım borçları 150 trilyon mertebesindedir. İller Bankasının 1999 yatırım tavanı da 142 trilyondur. Genel bütçeden, sadece -bu yıl için- 30 trilyon ayrılmıştır. Demek ki, 1999 yılı yatırımları yüzde 100 gerçekleşirse, belediyeler, bu yıl 112 trilyon daha borçlanacaktır. Oysa, Belediyeler Fonu için genel bütçe gelirlerinden ayrılan miktar, 1999 yılı için 500 trilyon mertebesindedir. Bu meblağın doğrudan İller Bankasına aktarılması halinde, belediyelerimizin yatırım borçlarından arınacağı da aşikârdır. Bunlarla beraber, bu önemli kaynağın, 2380 sayılı Yasanın ruhuna uygun olarak İller Bankasına aktarılması, belediyelerin banka programında olmayan işleri için İller Bankasından talep edecekleri kredilere de kaynak olacak ve düşük faizle kredi kullanabilmelerine de imkân sağlayacaktır.

Şu anda, İller Bankası kaynak sıkıntısı çektiğinden, belediyelerin kredi taleplerini diğer kredi kuruluşlarından temin ettiği değişken faizli kaynaklarla karşılamakta; bu da, belediyeleri büyük faiz yüküyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bugün, belediyelerimizi, içinde bulunduğu duruma iten en önemli faktörlerden bir tanesi budur. Alınmış olan bu kısa vadeli paralar, bir müddet sonra ödenemez duruma düşmekte ve belediyelerimiz de bu ağır borç yükü altında ezilmektedir.

Bu konunun süratle üzerine giderek, Belediyeler Fonunun yeniden İller Bankasına kullandırılmasını sağlamak, sorunların tamamına yakınını halletmek demektir. Ayrıca, yatırımların daha kısa sürede ve daha ucuza gerçekleşmesi de yine bu şekilde sağlanmış olacaktır. Problemlerin çözümü için, Belediyeler Fonu, 2380 sayılı Kanuna uygun olarak, İller Bankasına, tam ve eksiksiz olarak verilmelidir. İller Bankasının sermaye artırımına ilişkin kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir. Tüm partilerimizin desteğiyle, bu tasarıya komisyonlarda bir madde ilavesiyle, Belediyeler Fonunun, İller Bankasına tam ve eksiksiz tahsisi sağlanarak, Fondan yapılan yatırımlar uzun vadeli ve geri dönüşlü krediler haline getirilmelidir.

Problemlerin çözümü için, uzun vadede de, İller Bankasının reorganizasyonuna ilişkin çalışmalarımızın yasalaşarak, Bankanın, gerçek bir kalkınma bankası haline getirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, özellikle yap-işlet-devret modellerinin uygulanmasında İller Bankasının yeni roller üstlenmesi ve belediyelerin malî piyasalara ulaşmasında belediyelerarası fon akışının sağlanmasında da İller Bankasının aracı rolü üstlenmesi düşünülmekte ve bu konuda da çalışmalar yapılmaktadır.

Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Gündemdışı ikinci söz, temmuz ayı başlarında Erzurum'da meydana gelen sel ve deprem felaketleri hakkında söz isteyen, Erzurum Milletvekili Sayın Mücahit Himoğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Himoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır efendim.

2. — Erzurum Milletvekili Mücahit Himoğlu’nun, Erzurum İli ve çevresinde meydana gelen sel felaketlerine ve Erzurum’un Nenehatun Köyünde vuku bulan deprem felaketine ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın cevabı

MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) – Sayın Başkanım ve saygıdeğer milletvekilleri; Erzurum İli ve çevresinde meydana gelen sel felaketleri ve Erzurum Merkeze bağlı Nenehatun Köyünde vuku bulan deprem felaketi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, siz saygıdeğer milletvekillerini ve televizyonları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyor; bu felakette hayatını kaybeden vatandaşlarımı rahmetle anıyorum.

Ayrıca, komşu İlimiz Kars-Sarıkamış'ın Karakurt Bucağında yine sel felaketine maruz kalan vatandaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

Bu felakette bizlere her zaman destek olan kamu kuruluşlarından, Telekom Başmüdürlüğüne, Türkiye Cumhuriyeti Karayolları 12 nci Bölge Müdürlüğüne, Köy Hizmetleri Bölge ve İl Müdürlüğüne, DSİ Bölge Müdürlüğüne, İller Bankası Bölge Müdürlüğüne, sivil savunma ekiplerine ve 4 üncü Zırhlı Tugay askerî birliklerine teşekkürlerimi bir borç biliyorum.

Aşkale İlçesi Musadanışman Köyü, Horasan İlçesi Bulgurlu Köyü, Tortum, Uzundere, Olur, Oltu, Narman, Şenkaya İlçeler ve bağlı köylerdeki felaketlere sırasıyla değineceğim.

Detay rapor, Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Koray Aydın'a iletilmiş olup, ilgili diğer bakanlıklarımızla da bir konsensüs sağlanarak, acilen bu yaraların sarılmasını arz ve talep ediyorum. Malî bütçenin kısıtlı oluşunu, şahsî konumum icabı bildiğim için, ilgili bakanlıklarımızın, bütçeyle, bu faleketleri değerlendirmede, Acil Destek Fonundan, valilik bünyesinde, paranın çıkarılması, özel idare bünyesindeki oluşacak iyi bir koordinasyonla planlı harcamaların ortak yapılması gerekmektedir.

Olay : 7.7.1999 Çarşamba günü saat 15.30-16.00 sularında, Aşkale Musadanışman Köyünün doğusunda bulunan Ceylan Dağının Kırkpınarlar mevkiinde yağan sağnak yağmur sonucu oluşan ani sel sularıyla köy içinden geçen Çırçır Deresinin taşması sonucu 14 ev, 4 ahır, samanlık, tandırlık çeşitli oranlarda hasar görmüş olup, olay sonucunda 2 vatandaşımız ölmüş, 1 diğer vatandaşımız sel sularına kapılmış ve halen cesedi bulunamamıştır. Köydeki Çırçır Deresinin içerisinde bulunan 16 evin afet grubuna acilen alınması gerekmektedir.

Diğer ikinci bir felaket, Horasan İlçesi Bulgurlu Köyünde meydana gelmiş, 8.7.1999 tarihinde meydana gelen sel felaketindeki rapor şöyle belirtilmiştir :

1) Bölge arazisinin çıplak ve erozyona elverişli olması nedeniyle, ani ve şiddetli yağış sonucu biriken yağmur sularının sel şekline dönüşerek köyün ortasından geçmekte olan dere yatağının dolmasına ve akabinde taşmasına sebep olmuştur.

2) Taşkın sonucu;

a) Köy içindeki ulaşımı sağlayan stabilize yolun bir kısmının tamamen tahrip olduğu,

b) Yaklaşık köyün yarısına elektrik veren elektrik şebekesinin, direklerinin yıkılması sonucu tahrip olduğu,

c) Köyün telefon şebekesinin, telefon direklerinin yıkılması sonucu çalışamaz duruma geldiği,

d) Köy içmesularını sağlayan su şebekesinin borularının kırılması sonucu çalışamaz duruma geldiği görülmüştür.

3) Köylülere ait 2 adet traktör römorkunun sel sularına kapılarak parçalandığı tespit edildi.

4) Muhtelif şahıslara ait 7 adet büyükbaş hayvanın, yine, sel sularına kapılarak telef olduğu görüldü.

5) 12 ayrı aileye ait ev, ahır, samanlık ve müştemilata sel sularının girmesi sonucu değişik oranlarda maddî hasarın meydana geldiği tespit edildi.

6) Tarım arazilerinden; 78 dekar arpa, 43 dekar buğday, 99 dekar çayır, 5 dekar yonca, 2 dekar patates ekili alan sular altında kalmıştır.

Bununla beraber, Ilıca İlçesi Çıkrıklı, Kuzgun; İspir İlçesi Mescitli, Üzübağıları; Horasan İlçesi Bulgurlu; Köprüköy İlçesi Akçam; Tortum İlçesi Bağbaşı, Pehlivenli, Hamidiye-Civilkaya, Yumaklı; Uzundere İlçesi Kirazlı, Sapaca, Altınçanak, Yayla Yolu; Oltu İlçesi Dutlu, Gökcedere, Çatak Grubu, Konuksever, İpekçayır, Dokuzdeğirmen, İnci Grubu; Olur İlçesi Boğazgören, Başkaya, Kekikli, Keçili; Şenkaya İlçesi Özyurt, Dörtyol, Oyuktaş, Kireçli, Penek, Söğütler ve Yoğurtçular Köyleri de bu felaketten etkilenmiştir.

BAŞKAN – Sayın Himoğlu, 1 dakika ilave süre veriyorum; lütfen, süreye itibar edelim.

MÜCAHİT HİMOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bununla beraber, Erzurum'da, 20 Temmuz 1999 tarihinde meydana gelen deprem felaketinde, Erzurum'un 10 kilometre güneydoğusunda bulunan, 42 haneli, merkez köylerimizden Nenehatun Köyünde İl Savunma Müdürlüğünce ilk hasar tespitleri yapılmış, 20 ve artı 20 olmak üzere 40 çadır gönderilmiştir; ancak, vatandaşlarımız ikinci bir deprem tehlikesi beklemektedir. İlgili kamu kuruluşlarının, 57 nci hükümetimizin direktifleri doğrultusunda, gerekli yardımları bir an önce yapmalarını acilen arz ve talep ederken, bu konuda mağdur olan çiftçilerimizin tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının ertelenmesini veya durdurulmasını da arz ve talep eder, Yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gündemdışı konuşmaya yanıt vermek üzere, Sayın Koray Aydın söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakanım.

Süreniz 20 dakika.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Erzurum Milletvekili Sayın Mücahit Himoğlu'nun, Erzurum İli ve civarında meydana gelen, üzücü, sel ve deprem felaketiyle ilgili olarak yapmış oldukları gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimin siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

7 Temmuz 1999 tarihinde meydana gelen şiddetli yağışlar, Erzurum İli Aşkale İlçesine bağlı Musadanışman Köyünde, maalesef, üç çocuğun ölümüne ve bir çocuğun da kaybına neden olmuştur.

Bunu yanı sıra, Erzurum'un Kâzımkarabekir Belediyesinde de, önemli altyapı hasarları yaratan taşkın olayları üzerine, Bakanlığımın bölge il teşkilatlarınca gerekli tespit çalışmaları yapılmıştır. Hemen, olay akabinde de, Erzurum Milletvekilimiz Sayın Mücahit Himoğlu, bölgeye giderek yerinde yapmış olduğu temas ve incelemelerini, Bakanlığımızla temas kurarak bizlere aktarmış ve tarafımızdan da, konu, yakın bir takibe alınmış ve özellikle Valiliğin talebi olarak da, Musadanışman Köyüne, Kızılayca, 14 çadır ve 50 battaniye gönderilmiştir.

Diğer taraftan, 20 Temmuz 1999 tarihinde saat 07.22'de meydana gelen 4,2 şiddetindeki deprem, Pasinler İlçesine bağlı Nenehatun Köyünde de çeşitli zararlara yol açmıştır. Yaşanan bu üzücü olayın hemen ardından Bayındırlık ve İskân Müdürlüğümüz ekiplerince mahallinde yapılan hasar tespit çalışmaları sonucunda, 43 haneli bu köyde, 11 evin orta, 29 evin de hafif hasar gördüğü belirlenmiştir. Bunun üzerine, vatandaşlarımızın ihtiyacı olan 22 çadır, Kızılayca teslim edilmiştir.

Bu bölgemizde münferit olarak yaşanan üzücü afet olayları, 7269 sayılı Afetler Yasasına göre genel hayatı etkileyebilecek boyutta olmamasına rağmen, açıkta kalan 11 aileye, yiyecek, giyecek ve acil yardım malzemesi gideri olarak, her bir aile için 75'er milyondan toplam 825 milyon Valilik emrine gönderilmiştir.

Ayrıca, Erzurum İli ve ilçelerinde meydana gelen bu sel ve deprem için de, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan, Uzundere'ye 10 milyar lira, Aşkale'ye 10 milyar lira ve Erzurum'un yine diğer bir bölgesine de 3 750 000 000 lira olmak üzere, toplam 23 750 000 000 liralık bir yardım da gönderilmiştir.

Ayrıca, 4123 ve 4133 sayılı Yasalar gereği, Valilikçe, her iki afet olayından etkilenen aileler için, biraz önce söylediğim yardımlar yapılmış; öncelikle, bu yardım dışında, orta hasarlı konutlara 100 milyar, az hasarlı konutlara 50 milyar olmak üzere, konut başına da ilk taksit olarak ödenmiştir.

Maalesef, mayıs, haziran ve temmuz aylarında bölgede görülen sağanak yağışlar, gerek tarım arazilerinde gerekse konut, işyeri ve hayvan varlıklarında da çeşitli kayıplara yol açmakta olup, köy yolları, menfez ve köprülerde de ciddî sorunlar yaratmaktadır.

Yürürlükteki mevzuat gereğince, gerek Bakanlığımız gerekse Devlet Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca, zarara uğrayan vatandaşlarımıza, devletimizin imkânları ölçüsünde yapılabilecek tüm yardımlar, gecikme olmaksızın ulaştırılmaya çalışılmıştır.

Arz eder, Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Gündemdışı üçüncü söz, üniversiteye giriş ve tercih sistemleri hakkında söz isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi'ye aittir.

Buyurun Sayın Çelebi. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika efendim.

3. — İzmir Milletvekili Işın Çelebi’nin, üniversiteye giriş ve tercih sistemlerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun cevabı

IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, gündemdışı söz verdiğiniz için teşekkür ederim.

Özellikle, yeni bir uygulamanın ve geçişin olduğu bir dönemde, başta Sayın Millî Eğitim Bakanı olmak üzere, tüm yetkililerin iyi niyetine ve bu konuda başarılı olma çabalarına saygı duyuyorum ve onlara destek olmak amacıyla böyle bir konuşma yapmayı doğru buldum.

Özellikle, üniversite seçmeyi, yaşamı seçmek olarak değerlendiriyorum ve yirmiyedi yıldır uygulanan sistemin yenilendiği bir dönemde, geçiş süreci sancılarının, toplumda, Türkiye'nin her bölgesinde hissedildiğini ve Türkiye'nin her bölgesinde bu sorunun tartışıldığını belirtmek ve altını çizmek istiyorum.

Benim yaptığım incelemelerde, bugün, üniversite giriş sınavları sonucunda ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı ve tercih sisteminin yeterince iyi anlatılmadığı için, bir belirsizliğin ve endişe ortamının oluştuğunu görmüş bulunuyorum.

Yeni sistem -eğer, adına yeni sistem demek gerekirse- özü daha adil ve temel bilgileri daha iyi yorumlayan, öğrencinin ve okulun başarısını daha iyi değerlendiren ve ezbere dayalı değil, bilgiye dayalı bir eğitim sonucu oluşan bir sisteme dayalı bir seçme sınavı. Ama, bütün bu iyi niyetli gayretlerin yeterince topluma mal edilemediğini ve yeterince sistemin anlatılamadığını görüyoruz. Bir iki ufak teknik eksiklik; özellikle, sonuç belgelerinde, tüm notların, değerlendirmelerin, okulun, öğrencinin başarı derecesinin, öğrenci seçme sınavı sonuçlarının bir bütün olarak verilemeyişinin de yarattığı tedirginlik ve belirsizlik, bugün, ciddî olarak, annelerde, babalarda ve gençlerde endişeye yol açmaktadır.

Bildiğiniz gibi, bugün, 1 milyon öğrenci, sınav sonucunda 105 ve üzerinde puan almıştır; bunun 600 bini de, 120 puanın üzerinde puan almıştır. Bu 600 bin öğrencinin sadece 150 bini üniversiteye girecektir; 105 puanın üzerinde puan alanlar ise Açıköğretime devam edeceklerdir.

Türkiye'de, gençler arasında yaptığımız tüm araştırmalarda, istediği eğitimi alamamanın, işsizlik probleminin ve iş güvencesini yeterince bulamamanın, gençler üzerinde büyük bir baskı yarattığı, sorun olduğu açıktır. İstediği eğtimi alamamanın yanı sıra, istediği üniversiteye girip kaliteli eğitim alamamaktan da şikâyetçi olan birçok genç arkadaşımız vardır.

Bugün, belirsizliğin yarattığı bu sıkıntı ortamında, ağırlıklı ortalama başarı puanının mutlaka daha iyi anlatılması ve bu konuda daha iyi rehberlik yapılması gerekmektedir.

Zaman kalmamıştır; 2 Ağustosa kadar bu tercihlerin yapılması gerekmektedir; ama, geçmişten bu yana doğan birtakım tartışmaların, özellikle gençler üzerinde yarattığı sorunları giderecek şekilde -bu tercihlerin 24 Ağustosa kadar belli olacağı da dikkate alınırsa- önümüzdeki birkaç gün içinde yeterince açıklamanın yapılmasında yarar bulduğumuzu ve toplumun bu endişelerinin giderilmesinde gerek olduğunu belirtmek istiyorum.

Özellikle, yaptığımız çalışmalarda, gençler, Türkiye'deki karar sürecine yeterince katılamadıklarından, gençliklerini yaşayamadıklarından, kuşaklararası iletişimsizlikten yakınmaktadırlar ve biraz önce söylediğim gibi, iş güvencesinin olmadığını, işsizlik probleminin çok arttığını, yeterli eğitim alamadıklarını belirtmektedirler.

Şu anda, sahada yaptığımız araştırmanın bize getirdiği çok somut sonuçlarda, bu ortaöğretim başarı puanlarının, özellikle, okulların ÖSS sonuçlarına göre başarıyı ölçmeye yeterli olmadığı, yeterince adalet sağlamadığı gibi de yaygın bir kanaat bulunmaktadır ve çok özür dileyerek belirtiyorum, bu imtihan sonuçlarını ve tercih sonuçlarını sayısal lotoya benzeten, bir şans-talih oyununa benzeten yaygın bir kanaat vardır.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, 1 dakika ilave süre veriyorum.

Buyurun.

IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Hayhay efendim.

Tekrar belirtiyorum, başta Sayın Bakanın ve diğer yöneticilerin iyiniyetini çok iyi biliyorum; bilgi ve becerilerine büyük saygım var; yapılan çalışmaların iyiniyetli olduğunu, sonuçlarının yirmiyedi yıldır uygulanan sisteme göre daha iyi olduğunu biliyorum; ezberciliğe dayanmadığını biliyorum; temel bilgilere dayandığını, okulun ve öğrencinin başarısını değerlendirmeye dönük olduğunu biliyorum; ama, açık ve net biçimde anlatılmadığı için, sonuç belgelerinde daha çok bilgi verileri yer almadığı için, değerlendirmelerde yanlış anlamalara yol açtığını belirtiyorum; bu vesileyle, kamuoyuna bilgi vermenin ve aydınlatmanın yararlı olacağı inancındayım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelebi.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Sayın Bostancıoğlu söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, her gün daha iyiye gidiyor; her konuda, her gün daha iyiye gidiyor; eğitimde de üniversiteye geçiş sisteminde de dünden daha iyiyiz; ama, yarınlarda daha iyi sistemler geliştireceğimize, bu olumlu katkılarla Türkiye'nin eğitim sisteminin daha iyiye gideceğine inancım her gün artmaktadır. Bu nedenle, bu konuşmayı yapma fırsatı verdiği için İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi'ye teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, sınavlarla ilgili hukukî altyapı şöyledir: 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 45 inci maddesinin (a) fıkrasında "Öğrenciler Devlet Yükseköğretim Kurumlarına, esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilen sınavla girerler. Sonuçların değerlendirilmesinde adayların ortaöğretimdeki başarıları dikkate alınır" deniliyor.

Şimdi, bu, kanunî zorunluluk. Bu yıl en çok üzerinde tartışılan ortaöğretim başarı puanı, bunun nasıl hesaplanacağıdır.

Sayın Çelebi -bir daha teşekkür ediyorum- sistemin, ezberciliğe değil yoruma dayalı bir sisteme doğru gittiğini açıkladılar; doğrudur. Bundan önce yapılan öğrenci seçme yerleştirme sınavlarında, doğrudan doğruya ezbere dayalı bir sistemle sınav yapılıyordu; oysaki, şimdi yoruma dayalı bir sistem uygulanmakta. Geçmiş yıllarda yapılmış olan birinci basamak sınavı ile ikinci basamak sınavı arasındaki ilişki ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, birinci basamak sınavının sonuçları ile ikinci basamak sınavının sonuçları arasında istatistiksel olarak yüzde 100'e yakın bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, ikinci basamak sınavı kaldırılmış, sadece birinci basamak sınavı sonuçlarına ortaöğretim başarı puanını eklemek suretiyle yerleştirme yapılmasına karar verilmiştir; birinci basamak sınavı ve ortaöğretim başarı puanı. Niçin ortaöğretim başarı puanı; kanun onu emrediyor.

Ortaöğretim başarı puanı uygulaması nedir, ne getirmektedir: Ortaöğretim başarı puanı, mutlak diploma notu olarak eklenmemektedir. Önce, bu lisede okuyan öğrencilerin, lise öğrenimleri boyunca okudukları alanlardaki aldıkları notların ortalaması alınarak, diploma notu hesaplanmaktadır. Diploma notları, daha sonra Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından, standart sapması 10, ortalaması 50, minimumu 30, maksimumu 80 olan bir çan eğrisine oturtulmaktadır; bu, istatistiksel bir terimdir. Sistem, bu şekilde hesaplanan ortaöğretim başarı puanının, herhangi bir şekilde, sunî olarak, manipüle edilmesine imkân bırakmayacak şekilde tasarlanmış ve yıllarca süren uygulamada, hiçbir suiistimale de rastlanmamıştır.

Ancak, geçmiş yıllarda yapılan uygulamalarda sistemin, sınavla öğrenci alınan fen lisesi, anadolu lisesi gibi liselerde okuyan öğrencilerin aleyhine bir durum oluşmasına yol açtığını görmüş bulunuyoruz. Örneğin, 1997 yılında Türkiye birincisi olan İzmir Fen Lisesinden 4,98 not ortalamasıyla mezun olan ve birinci basamak sınavında 199 puan alan bir öğrencinin ortaöğretim başarı puanı 63 olmakta idi. Bu yüzden, sınavla girilen liselerin öğrencileri, son sınıfta başka liselere kaçmakta idiler; fen lisesinden başka liselere kaçarak ortalamalarını yükseltme yoluna gidiyorlardı. 1999 yılından itibaren başlatılan uygulamayla, ortaöğretim başarı puanının, okulun birinci basamak sınavı ortalamasına göre ağırlıklandırılması esası getirilmek suretiyle, bu haksızlık giderilmiştir; ancak, fırsat eşitliğine zarar vermemek için her lisenin birincisine maksimum puan olan 80 puanın otomatik olarak verilmesi suretiyle bu yapılmıştır.

Bu uygulamaya göre, 1997 yılında birinci olan İzmir Fen Lisesinden 4,06 not ortalamasıyla okul sonuncusu olarak mezun olup, o yıl birinci basamak sınavında 190 puan alan bir öğrencinin ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı 61 olmaktadır; eski uygulamada bu puan 30 idi. Söz konusu öğrencinin, 61 olan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı, aynı yıl, bazı liselerden mezun olan şu öğrencilerin ağırlıklı ortaöğretim başarı puanına eşitti:

Muş Lisesi, Siirt Lisesi, Şırnak Lisesinden örnekler vereceğim. Muş Lisesinden 3,31 not ortalamasıyla 61 inci olarak mezun olan bir öğrenci, birinci basamak sınavından 100 alan bir öğrenci; Siirt Lisesinden 2,92 not ortalamasıyla 59 uncu olarak mezun olan bir öğrenci, birinci basamak sınavında 190 alan öğrenci; Şırnak Çok Programlı Lisesinden 2,96 not ortalamasıyla 18 inci olarak mezun olan, birinci basamak sınavından 99 alan öğrenci.

Şimdi, bu sistemle, bu dengeyi biraz önce arz ettiğim çan eğrisiyle sağlamaya çalışıyoruz.

Açıkça görüldüğü gibi, 1999 yılından itibaren uygulamaya konan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı, öğrencilerin okullarındaki küme içindeki kişisel başarılarını, sadece kendisinin başarısı değil, okulundaki küme içindeki başarılarını, okuldaki eğitimin diğer okullara kıyasla kalitesini ve sosyal adalet ile fırsat eşitliğini en iyi dengeleyen sistemdir. Okul başarısı önem kazandığından, okullar arasında rekabet ve yarışma da olacak, bu da, eğitimin kalitesini yükseltecektir; hepimizin de istediği zaten budur.

Sayın milletvekilleri "belirsizlik, endişeye yol açmaktadır" sözü, kısmen doğrudur. Bu nedenle, bu yıl, öğrencinin eline sadece öğrenci seçme sınavı sonuçları gitti. Ağırlıklı ortaöğretim puanını çocuk bilemiyordu, başarı puanını da bilemiyordu; ama, bunları temin etmenin yolları da vardı; bunları da temin edip hesap yapabilirlerdi. Bu, çok zor da değil; Millî Eğitim olarak biz, bütün illere talimat verdik; dedik ki: "Öğrencilerinizi alınız, bu sistemi anlatınız." Bu sistem anlatılıyor; ancak "olay, sayısal toto ve şans talih oyununa dönmüştür" sözü, biraz haksızlıktır.

Sayın milletvekilleri, bundan önceki sistemde, öğrenci, ikinci basamak sınavına girmeden, daha hangi konularda sorular sorulacağını bilmeden, aldığı puanı bilmeden üniversite seçme sıralaması yapıyordu. Oysa ki, şimdi, puanını aldı, cebine koydu; şimdi çarşıya çıktı, hangi üniversiteye gireceğini, hangi fakülteye gireceğini cebindeki puana göre hesaplıyor.

Ha, burada belirsizlik nedir; burada belirsizlik, ortaöğretim başarı puanı; onu, okulundan alır; onu YÖK'ten de alır; onu, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinden de alır.

Öğretim sisteminin, sınav sisteminin bu şekilde düzenlenmesi, biraz önce belirttiğim gibi, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine aittir; ama, ben, bakan olarak, temennilerimi de son söz olarak söylemek istiyorum. Gelecek yıl, bugünkü sistemden daha iyi olabilmesi için, temennim odur ki, YÖK ve Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi, bu sınavları lise öğrenimi sona erdikten sonra yapmalıdır. Lise bitmeli, eğitim sona ermeli ve sınavlar ondan sonra yapılmalıdır.

İkincisi, öğrenciye, sadece öğrenci seçme sınavının sonuçları değil, yerleştirme sınavının yerleştirme sonucu olarak bildirilmelidir; o da şöyle olmalıdır: Öğrencinin sınav kâğıdından sınav sonucu çıktı; okulun ağırlıklı puanı geldi, öğrencinin başarı puanı geldi. Artık, öğrenciye, sadece yerleştirme puanı ilan edilmeli, yüzdelik dilimi duyurulmalı ve öğrenci, buna göre seçmesini yapmalıdır.

Biraz önce belirttiğim gibi, sistem, önceki sistemlerden çok iyidir; ancak, gelecek yıl, temennilerim doğrultusunda, bu sistemin daha iyi olacağına, katkılarınızla daha iyi olacağına inanıyorum.

Bir şeyi de ilave etmek istiyorum sayın milletvekilleri : Türkiye'de eğitimi, genel eğitim ve meslekî teknik eğitim olarak ciddî bir şekilde masaya yatırdık. 16 ncı Millî Eğitim Şûrasında, ortaöğretimde, meslekî ve teknik eğitimin yeniden yapılandırılması konusunda, bütün Türkiye'de, fikir birliğine, mutabakata vardık -bütün taraflarca, bütün sosyal taraflarca- ve varılan karar şudur: Artık, ortaöğretimin yüzde 35'i genel eğitim, yüzde 65'i de meslekî ve teknik eğitim olmalıdır. Hükümet programında da söylendiği gibi, meslekî ve teknik eğitimden meslek yüksekokullarına dikey geçiş, branşlarında, sınavsız olacaktır; bunun hazırlıklarını da tamamladık, huzurunuza getireceğim.

Daha güzel günler için hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır; okutup bilgilerinize sunacağım:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Çevre Bakanı Fevzi Aytekin’e, dönüşüne kadar, Orman Bakanı Nami Çağan’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/310)

22 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak ve 1999-2000 yılları için Çalışma Programını imzalamak üzere, 23 Temmuz 1999 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Çevre Bakanı Fevzi Aytekin'in dönüşüne kadar; Çevre Bakanlığına, Orman Bakanı Prof. Dr. Nami Çağan'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

2. — Yunanistan’a gidecek olan Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’na, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/311)

22 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dr. Sadık Ahmet'in ölüm yıldönümü törenine katılmak üzere, 24 Temmuz 1999 tarihinde Yunanistan'a gidecek olan Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu'nun dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Prof. Dr. Şuayip Üşenmez'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

3. — Kazakistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Abdulhaluk Mehmet Çay’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/312)

22 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1999 tarihinde Kazakistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Prof. Dr. Abdulhaluk Mehmet Çay'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Prof. Dr. Ramazan Mirzaoğlu'nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

4. — Mısır’a gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mustafa Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/313)

22 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 26 Temmuz 1999 tarihinde Mısır'a gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı M. Cumhur Ersümer'in dönüşüne kadar; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

5. — Mısır’a gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/314)

22 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 26 Temmuz 1999 tarihinde Mısır'a gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığına, Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü S. Gürel'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

6. —Mısır’a gidecek olan Sağlık Bakanı Osman Durmuş’a, dönüşüne kadar, Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/315)

22 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 26 Temmuz 1999 tarihinde Mısır'a gidecek olan Sağlık Bakanı Doç. Dr. Osman Durmuş'un dönüşüne kadar; Sağlık Bakanlığına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

7. — Fas’a gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, dönüşüne kadar, Cumhurbaşkanlığına TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut’un vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/316)

24 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Merhum Fas Kralı II. Hasan'ın cenaze törenine katılmak üzere, 25 Temmuz 1999 tarihinde Fas'a gideceğimden, dönüşüme kadar Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 106 ncı maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Yıldırım Akbulut vekâlet edecektir.

Bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

8. — Fas’a gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/317)

24 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Melisi Başkanlığına

Merhum Fas Kralı II. Hasan'ın cenaze törenine katılmak üzere, 25 Temmuz 1999 tarihinde Fas'a gidecek olan Devlet Bakanı Prof.Dr. Şükrü S. Gürel'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Fikret Ünlü'nün vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır, okutuyorum :

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. — Çanakkale Milletvekili Sadık Kırbaş ve 23 arkadaşının, kamu harcamaları üzerindeki parlamenter denetimin etkinliğinin artırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/51)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ekli gerekçede belirtilen kamu harcamaları üzerindeki parlamenter denetimin etkinliğinin artırılması konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1. Sadık Kırbaş (Çanakkale)

2. Fikret Uzunhasan (Muğla)

3. Abdullah Turan Bilge (Konya)

4. Hasan Suna (Yalova)

5. Yücel Erdener (İstanbul)

6. Kemal Vatan (İzmir)

7. Oğuz Aygün (Ankara)

8. Ziya Aktaş (İstanbul)

9. Erol Al (İstanbul)

10. Güler Aslan (İzmir)

11. Gönül Saray Alphan (Amasya)

12. Rahmi Sezgin (İzmir)

13. Perihan Yılmaz (İstanbul)

14. Ahmet Güzel (İstanbul)

15. Ahmet Sancar Sayın (Antalya)

16. Mehmet Kocabatmaz (Denizli)

17. Fikret Tecer (Kırşehir)

18. M. Güven Karahan (Balıkesir)

19. H. Tayfun İçli (Ankara)

20. İbrahim Yavuz Bildik (Adana)

21. Hayri Diri (İzmir)

22. M. Zeki Sezer (Ankara)

23. Ali Arabacı (Bursa)

24. Mehmet Emrehan Halıcı (Konya)

Gerekçe :

Son zamanlardaki küçülme ve özelleştirme çabalarına rağmen, tüm dünyada kamu sektörü önemini ve büyüklüğünü korumaktadır. Kamu sektörünün etki alanı ise harcama, istihdam gibi ekonomik büyüklük değerlendirmelerinin ötesine geçmekte; kamu sektörünün maliyet-etkin ve rasyonel çalışması, ekonominin verimliliği bakımından önem taşımaktadır.

Birçok ülkede, kamu yönetimleri, giderek artan ve kronikleşen iç ve dışborç yükü ve her geçen yıl büyüyen bütçe açıklarıyla karşı karşıyadır. Ekonomik globalleşme ve ülkeler arasında büyüyen rekabet de kamu yönetimlerinin yeniden yapılandırılması yönünde önemli bir baskı oluşturmaktadır. Öte yandan, vatandaşların kamu yönetimlerinden daha kaliteli ve ucuz hizmet istekleri giderek artmakta ve kamu yönetimlerinin şeffaflaşması yönündeki talepleri de yoğunlaşmaktadır.

Bu gelişmeler ve baskılar çerçevesinde, kamu yönetimlerinin yeni bir yönetim felsefesinin ışığında yapılandırılması arayışları sürmektedir. Bu yeni yönetim felsefesi;

Merkezî hiyerarşik yapıların desantralizasyonunu,

Verimlilik, etkinlik ve hizmet kalitesi bakımlarından sonuçlara odaklanılmasını,

Kamu yönetiminde sağduyulu bir yaklaşım benimsenmesini ve esnek davranılmasını,

Risk almaktan kaçınmak yerine, riskleri yönetmeyi,

Kamu yönetiminde hesap verme sorumluluğunun yerleştirilmesini ve bu bağlamda performans sözleşmeleri yapılmasını, hedefler belirlenmesini ve bu raporlamanın güçlendirilmesini,

Öngörmüktedir.

Başta Yeni Zelanda, İngiltere, Kanada ve Avustralya olmak üzere pek çok ülke, bu yeni yönetim felsefesi ışığında, uzunca bir süreden beri, kamu malî yönetimlerini yeniden düzenleme sürecini yaşamaktadırlar. Bu süreçte hesap verme sorumluluğu, şeffaflaşma ve demokratikleşme bağlamında parlamenter denetimin gelişmesi, derinleşmesi ve anlam kazanması öne çıkmaktadır. Öte yandan, Fransa Millet Meclisi Başkanı başkanlığında, Mecliste temsil edilen partilerin temsilcilerinden oluşan bir çalışma grubu "kamu harcamalarında etkinlik ve parlamenter denetim" konusunu incelemiş ve çalışmasını 1999 yılının ocak ayında tamamlamıştır. Başka ülkelerdeki bu çalışmalar ve gelişmeler, ülkemiz açısından da ufuk açıcıdır.

Ülkemize gelince, son yıllarda "Kamu Malî Yönetimi Projesi" bağlamındaki yenileşme çabalarına rağmen, kamu malî yönetimimiz pek çok yönden zaaflar ve yetersizlikler taşımasıdır. Bunlar özetle şöyledir:

Kamu malî yönetiminde, bütçe rejiminde ve malî denetimindeki parçalanmışlık nedeniyle, pek çok kamu fonu, Yüce Meclisimizin bilgisi ve iradesi dışında yönetilmektedir.

Bütçe kanunları, kurumların öncelikli hedeflerini ve çıktılarını temel alan bir belge niteliğine kavuşturulmamış olduğundan, Yüce Meclisimizce, ödenekler rasyonel bir şekilde tahsis edilememektedir.

Maliyet muhasebesi ile destekli tahakkuk muhasebesine geçilememiş olduğundan, kamu faaliyet, program ve çıktılarının maliyetleri bilinememekte ve maliyet-etkinlik analizleri yapılamamakta ve Yüce Meclise, kamu faaliyet, program ve çıktıları konusunda sağlıklı bilgiler sunulamamaktadır.

Bütçe uygulama sonuçları ile başlangıç ödenekleri arasında kimi zaman yüzde 100'ü aşan önemli sapmalar olmasına rağmen, kesinhesap kanun tasarıları, bunlara ilişkin genel uygunluk bildirimleri, Yüce Meclisimizce yeterince tartışılmadan yasalaşmaktadır.

4149 sayılı Yasayla Sayıştaya verilen performans denetimi yetkisi, malî sisteme gerekli altyapı oluşturulamadığından, pilot uygulamalar dışında, henüz sistemli ve yaygın biçimde yaşama geçirilebilmiş değildir. Dolayısıyla, Yüce Meclisimizin kamu harcamalarının etkinliği üzerindeki denetimi de önemli ölçüde aksamaktadır.

Bu çerçevede, bütçenin bütün aşamalarındaki parlamenter denetimi etkin kılmanın yollarını araştırmak; Yüce Meclisin, kamu harcamalarının verimli, etkin ve rasyonel kullanımını izleme, kontrol ve değerlendirme rolünü artırmak; Yüksek denetimin icrasına daha çok yardımcı olacak şekilde canlandırma mekanizmalarını belirlemek ve sonuçta denetimleri ve tavsiyeleri yoluyla Yüce Meclisimizin kamu maliyesinin tümü üzerindeki yönlendirici işlevini artırmak üzere bir Meclis araştırması yapılması hususu saygıyla arz olunur.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım :

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

9. — TBMM’yi temsilen bir Parlamento heyetinin, İtalya MeclisBaşkanı Luciano Violante’nin davetine icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/318)

21 Temmuz 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İtalya Meclis Başkanı Luciano Violante Başkanlığımıza gönderdiği bir mektupta, 23-24 Eylül 1999 tarihlerinde Avrupa Birliği, Akdeniz, Doğu Avrupa bölgeleri ile Baltık Konseyi ülkeleri parlamentolarından genç parlamenterlerin katılımıyla İtalya'da düzenlenecek olan Uluslararası Genç Parlamenterler Seminerine Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen üç genç parlamenterden oluşan bir heyeti davet ettiğini bildirmektedir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca, Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Yıldırım Akbulut Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun 22.7.1999 tarihli 37 nci Birleşiminde alınan karar gereğince, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 35 inci sırasında yer alan, Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 23 arkadaşının, Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700 üncü yıldönümü konusunda, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca, bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesinin öngörüşmelerine başlıyoruz.

IV. — GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. — Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 23 arkadaşının, Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700 üncü yıldönümü konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergeleri (8/2)

BAŞKAN – Hükümet?.. Burada.

Önerge daha önce okunduğu için tekrar okutmuyorum; ancak, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Coşkun ile İstanbul Milletvekili Sayın Abdülkadir Aksu, Başkanlığa gönderdikleri önergelerle genel görüşme önergesine katıldıklarını belirtmiş bulunmaktadırlar.

Bilgilerinize sunulur.

İçtüzüğümüze göre, genel görüşme açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî parti gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri; hükümet ve gruplar adına 20 dakika; önerge sahibi için 10 dakikadır.

Şimdi, söz alan üyeleri okuyorum: Anavatan Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yılmaz Karakoyunlu, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın İsmail Köse; Fazilet Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Recai Kutan; Doğru Yol Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam; Demokratik Sol Parti Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Fikret Uzunhasan konuşacaklardır.

İlk söz hükümetin.

Konuşmak istiyor musunuz efendim?

DEVLET BAKANI FİKRET ÜNLÜ (Karaman) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

Konuşma süreniz 20 dakikadır. (DSP sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI FİKRET ÜNLÜ (Karaman) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700 üncü yılı kutlamaları çerçevesi içerisinde, hükümet olarak, bugüne kadar yaptığımız ve yapacağımız faaliyetlerle ilgili Yüce Meclisi genel olarak bilgilendirmek amacıyla hükümet adına huzurunuzdayım; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Büyük Atatürk'ün söylediği gibi, geçmişini bilmeyen ulusların gelecekleri de olamayacağından, tarihsel ve kültürel değerlerimizi araştırmak, bunları genç kuşaklara aktarmak bizler için en büyük görevdir.

Bilindiği gibi, Orhun Abidelerinde yer alan ve insanı insan olarak değerlendiren anlayış Osmanlı Devletine de yansımıştır. Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya Vakfiyesinin başına yazdırdığı "Evrenin özü insandır; bu Vakfım da insanlar içindir" şeklindeki sözleri, bu yansımanın en önemli kanıtıdır. Bu kural, Türklerin kurduğu devlet felsefesinde de yer almış ve Türkiye Cumhuriyetine de intikal etmiştir. İnsanı öne çıkaran bu düşünce, Avrupa'da Ortaçağın kapanmasına ve Yeniçağın başlamasına zemin hazırlamıştır.

Üç kıtada hüküm sürmüş olan Osmanlı Devleti, sadece askerî üstünlükle değil, insanlığa yapmış olduğu hizmetler ve çeşitli coğrafyalarda inşa ettiği mimarî ve sanat eserleriyle de dünya tarihinde seçkin bir yer kazanmıştır.

624 yıl egemen olan Osmanlı Devleti, bir dünya devleti olarak, hemen bütün ülkelerle yakın ilişkilerde bulunmuştur. Osmanlı Devletinin tarihi, bir dünya tarihi niteliği taşıdığından, Avrupa ve Uzakdoğu ülkeleri, Osmanlı Devletinin tarihine yakın ilgi duymuşlardır.

Devlet olarak bizim, Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700 üncü yılını anma etkinliklerindeki temel hedefimiz, Osmanlı Devleti ile ondan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ortak değerlerini, zengin tarih ve kültür mirasını ortaya çıkarmaktır; aynı zamanda, bu değerleri, bugünkü ve gelecek kuşaklara aktarmak; birlik, beraberlik ve barış duygularını aşılamak; cami, kilise, havra ve sinagogu yan yana getiren hoşgörü anlayışını dile getirmek; Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana, Ahi Evran, Nasrettin Hoca, Gül Baba gibi değerlerimizi tüm insanlığa tanıtmaktır.

Bu çerçevede yapılacak çalışmaların eşgüdümü için, Başbakanlıkta, İçişleri, Kültür, Millî Savunma ve Dışişleri Bakanlıkları, Genelkurmay Başkanlığı temsilcileri, Basın Yayın Enformasyon, TRT ve Gençlik ve Spor Genel Müdürleri, Türk Tarih Kurumu Başkanı ile Profesör Doktor İlber Ortaylı'dan oluşan bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon, merkezden yürütülecek projelerin, valilik, sivil toplum, özel sektör ve yerel yönetimlerin birlikte organize edeceği faaliyetlerin seçimi, takibi ve eşgüdümüyle görevli olup, önerilen tüm projeleri incelemiş, sözlü takdim almış ve uygun görülen projeler, Bakan onayıyla, yürürlüğe konulmuştur.

Kutlamalar, yurt içinde, Osmanlı Devletine başkent olmuş iller ile Osmanlı tarihi açısından önem taşıyan şehzade kentlerinde yoğunlaşacaktır. Bu iller, sırasıyla, Amasya, Bilecik, Bursa, Diyarbakır, Edirne, İstanbul, Kayseri, Konya, Kütahya, Manisa, Muş ve Trabzon olarak belirlenmiştir. Ayrıca, yurtdışı temsilciliklerimizde de, Dışişleri Bakanlığının koordine ettiği gösteriler devam etmektedir.

Kutlamalar, 4 Mart 1999'da, Sayın Cumhurbaşkanımızın da katıldığı "Osmanlıdan Cumhuriyete" isimli bir gösteri ve konserle başlamıştır. Nisan ayında, Kültür Bakanlığınca, Erzurum'da "Fehim Paşa Konağı" İstanbul'da da "Bir Şehnaz Oyun" isimli tiyatro sergilenmiş; 22-25 Nisanda, Manisa'da, 459 uncu mesir şenlikleri düzenlenmiş; 24 Nisanda, Bartın'da, geleneksel kültür ve sanat günleri yapılmış; 3 Mayısta, İstanbul'da "Harem" isimli bale gösterime girmiş; 6 Mayısta, Ankara'da "Osmanlıdan Cumhuriyete" isimli, kadın sanatçılarla ilgili bir resim sergisi düzenlenmiştir.

4 Mayısta, Versailles'da, Topkapı Osmanlı Sarayının hazineleri sergilenmiştir. Bu sergi, 15 Ağustosa kadar sürecektir. Serginin açılışını, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Fransa Cumhurbaşkanı yapmışlardır.

Mayıs ve haziran ayları içerisinde, Hatay, Van, Bitlis, Kahramanmaraş, Muş, Bingöl, Şanlıurfa, Adıyaman, Tunceli, Edirne, Elazığ, Malatya, Keşan, Bolu, Yalova, Konya, Bilecik, Bozüyük, Bitlis ve Gaziantep'te konser, sergi ve tiyatro gibi faaliyetler yürütülmüştür.

Anadolu Radyo ve Görüntü Hizmetleri tarafından, 20'şer dakika ve 13 bölümlük "Osmanlı İmparatorluğu Tarihinden Kesintiler" adlı bir radyo programı halen devam etmektedir.

6 Nisanda, Konya'da, Selçuk Üniversitesi tarafından sempozyum ve spor müsabakaları, 12-13 Nisanda İslam Konferansı Teşkilatı, İslam Tarihi, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) tarafından İstanbul Yıldız Sarayında, bilim ve eğitim milletlerarası kongresi ile tezhini sanatlar sergisi yapılmış; 6-11 Nisanda, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kayseri'de, Mimar Sinan eserleri fotoğraf sergisini açmış; 20 Nisanda, Türk Vakıfları Araştırma Merkezinde Divriği Ulucami Paneli yapılmış; 3 Haziranda, İstanbul'da, Haliç Üniversitesi tarafından "Dünden Bugüne Haliç ve Geleceği" isimli bir sempozyum düzenlenmiş; 6 Haziranda da, Domaniç'te, yağlı güreş müsabakaları yapılmıştır.

Haziran-temmuz ayları içerisinde, Dışişleri Bakanlığı tarafından, halk oyunları, Osmanlı kıyafetleri defilesi, klasik Türk sanat müziği, klasik Batı müziği gruplarından oluşan "Güzel Türkiye" isimli topluluk, Amerika, Brezilya, Arjantin, Avusturya, Macaristan'a gönderilmiş ve yapılan etkinlikler, yabancı misyon tarafından ayakta alkışlanmıştır. Bu grup, 12 Eylülden itibaren, Uzakdoğu'da gösterilerine devam edecektir.

4 Temmuzda, Afyon'da, yörükler ayran şöleni; 11 Temmuzda Edirne Valiliği ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün işbirliğiyle "İkinci Başkent Edirne" semineri yapılmıştır.

27 Ağustosta, Kültür Bakanlığı tarafından, Bilecik'te, "Mimar Sinan Sergisi" 30 Ağustosta, Azerbaycan'da "Türk Süsleme Sanatları Sergisi" düzenlenecektir. 25 - 30 Ağustos arası, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde bir Osmanlı sempozyumu; 26 Ağustos'ta, Malazgirt'te, Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılacağı törenler yapılacaktır.

Ağustos ayı sonuna kadar, Türk Demokrasi Vakfı tarafından, internette, bir Osmanlı web sitesi açılacaktır.

1 - 5 Eylül tarihleri arasında, yine, Kültür Bakanlığı tarafından, Amasya'da "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Sempozyumu" yapılacak; eylül ayı içerisinde, şehzade şehirleri ile Lefkoşa ve Magosa'da gösteri ve konserler düzenlenecektir. 3 - 6 Eylülde, Osmanlı Flatelist Derneği tarafından, Ankara'da "Osmanlı Posta Tarihi Sergisi ve Sempozyumu" 11 Eylülde, Söğüt'te büyük kutlama; Diyarbakır, İstanbul, Bursa, Kütahya, Amasya, Edirne, Konya, Trabzon, Van ve Manisa'da da, eylülün ilk haftasında, çeşitli kutlamalar yapılacaktır.

14 Eylülde, Kültür Bakanlığı, Soğüt'te, Karagöz gösterisi sunacak; eylül ayında, Gazi Üniversitesi Rektörlüğünce "Osmanlı Kültürünün Yayılışı ve Tesirleri" isimli uluslararası bir sempozyum düzenlenerek, sonuç bildirgeleri kitap haline getirilecektir. Ayrıca, yine aynı üniversite tarafından "Osmanlı Araştırmalar Merkezi" kurulacaktır.

15-16 Eylülde, Sayın Cumhurbaşkanımız, geçmişte Osmanlı Devleti toprakları üzerinde kurulmuş olan dost ve komşu 69 devlet başkanını Türkiye'ye davet etmiştir. Bu davetle ilgili olarak, uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek bir kutlama programı üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

17-20 Eylülde, İçişleri Bakanlığı, Osmanlı elişlerini konu alan, iller sergisi düzenleyecek; 26-30 Eylülde, Bursa'da, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türkiye Vakıflar Bankası, Bursa Valiliği ve Bursa Uludağ Üniversitesinin katılımıyla "Osmanlı'dan Cumhuriyete Vakıf Şûrası" yapılacaktır. Ayrıca "Türk Vakıf Şaheserleri" adlı kitap yayımlanacaktır.

Eylül-aralık aylarında, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, yabancı basın mensupları ve kanaat önderlerini Türkiye'de ağırlayacaktır.

Eylül ayında, Dışişleri Bakanlığı, bazı Uzakdoğu ülkelerinde, Türk yemekleri ve Türk sineması günleri düzenleyecektir.

23-28 Eylülde, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Vekili Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın koordinatörlüğünde, Osmanlı Devletinin sınırları içinde yaşamış ülkelerin üniversite tarih öğrencilerine ve ülkemiz bilimadamları ve öğrencilerine, Hüdavendigâr bölgesinde (Söğüt, İznik, Kütahya, Bursa, İstanbul) beş günlük araştırma gezisi düzenlenecek ve uluslararası bir kolokyum yapılacaktır.

4-8 Ekim 1999 tarihlerinde, Türk Tarih Kurumu "700 üncü Yılında Osmanlı" konulu, 200'ü yabancı 400 bilimadamının katılacağı uluslararası bir kongre yapacak ve bildirileri yayımlanacaktır.

Osmanlı tarihi konulu 60 kitap yayımlanacak ve ödüllü bir yarışma düzenlenecektir. Ayrıca, TRT ile birlikte "Sonsuzluğa Uzanan Taşlar" isimli bir belgesel hazırlanmaktadır. Osmanlı tarihinin CD'ye aktarılması da son aşamasına gelmiştir.

11-17 Ekim tarihleri arasında, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi "Yabancı Gezgin, Ressam ve Yazar Gözüyle, Gravürlerde Osmanlı Mimarı ve Sosyal Hayatı" adlı bir sergi düzenleyecektir.

22 Ekimde, Ege Üniversitesi, yabancı tarihçilerle birlikte "Akdeniz'de İslam Sanatı Sınırlar Ötesi Müze" şeklinde bir gezi düzenleyecektir.

1 Kasımda, Kültür Bakanlığınca, Trabzon'da "Karma El Sanatları ve Karagöz Tasvirleri" isimli sergi; yine, kasım ayında, Trabzon, İstanbul, Kayseri, Amasya, Tokat, Siirt'te kukla gösterileri düzenlenecektir.

Kasım ayında, Türk Tarih Kurumunun organizasyonunda ve UNESCO bağlantılı olarak, Roma Üniversitesi işbirliğiyle "Osmanlı İmparatorluğu-Üçüncü Roma" temasını öne çıkaran bir konferans düzenlenecek ve sonuçları kitap haline getirilecektir. Ayrıca, Strasbourg ve Heidelberg Üniversiteleri ile Paris ve Budapeşte kentlerinde konuya ilişkin seminerler düzenlenecektir.

Kasım ayında, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı "Osmanlı Devletinde Bilgi ve İstatistik Sistemi" isimli bir konferans ve aralık ayında da, konferansın sonuçlarını içeren üç cilt kitap basımı yapacaktır. Millî Savunma Bakanlığının hazırladığı, yurt dışındaki şehitliklerimiz, Osmanlı Devleti ordu teşkilatı, siyasî ve sosyal olaylar, Osmanlının son dönemlerini içeren kitaplar basım aşamasına gelmiştir.

Genelkurmay Başkanlığı Mehteran Bölüğü, gerek yurt dışında gerekse Kültür Bakanlığınca yurt içinde yapılan kutlama törenlerinde ve Söğüt'te konserler vermektedir.

Türk Dil Kurumu "Osmanlı Türkçesi Öncesi Eski Türkiye Türkçesi" isimli bir kitap hazırlamıştır.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, konunun içeriğine uygun olarak, Osmanlı döneminde gelenekselleşmiş spor müsabakaları, okçuluk yarışmaları, Hayma Ana şenlikleri, afiş yarışması ve gençlik şöleni düzenleyecektir.

TRT Genel Müdürlüğünün "Son Osmanlılar" isimli televizyon filmi, "Kuruluş" isimli sinema filmi, "Osmanlı Çizgileri", "Avrupa'da Osmanlı", "Beylikten İmparatorluğa", "Osmanlı Altı Kıta Türk Devletleri", "Profesör Doktor Halil İnalcık'la Sözlü Tarih Belgeseli"," İnce Kâğıt Oymacılığı" gibi belgesel filmler, radyo oyunları, III. Selim CD yapımı konusundaki çalışmaları sürmektedir.

TÜRSAK Vakfı, eylül ayında "Türk Sinemasında Osmanlı Filmleri" belgeseli ve haftası yapmak üzere çalışmalarını sürdürmektedir.

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, Türk Dünyası Osmanlı Dönemi Kültür Atlasının birinci cildini tamamlamış; ikinci cildinin çalışmaları devam etmektedir. Kubbe Altı Vakfı "Sal Başında Avrupa'ya İlk Adım" konulu sempozyum düzenleyecektir. Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, bu yıl sonuna kadar, "İstanbul'un Mimarî Sanatı" isimli kitap basacaktır.

Ataköy 5 inci kısımda Terminal-Tv tarafından yapılan "Otağ-ı Hümayun", Başbakanlığın koordinasyonunda yürütülen projelerden bir tanesidir. Otağ, 28 Temmuz 1999'da Söğüt'teki törenler için, Söğüt'e taşınacaktır. Otağı görmeye gelenlerin katılımını artırmak için yapılan etkinlikler, tümüyle firmanın inisiyatifindedir. Projenin yapıldığı yer, Toplu Konut İdaresine ait olup firma sahibi tarafından önerilmiş; arsa, bir kamu kuruluşuna ait ve boş bir arazi olması nedeniyle, özellikle tercih edilmiştir.

Ayrıca, Osmanlı 700 üncü yıl anısına pul ve posta kartı çıkarılmış olup, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından hatıra para basım çalışmaları devam etmektedir.

Geçmişte, Osmanlı hükümranlığı altında olup, bugün, Türkiye Cumhuriyeti hudutları dışında bulunan ülkelerde mevcut Osmanlı arşivlerini günışığına çıkarabilmek için, söz konusu devletlerin Türkiye temsilcileriyle işbirliği yapılmaktadır.

"Ahilik Kültürü ve Geleneği" ile "Anadolu Erenlerinin Osmanlı Devletinin Kuruluş ve Gelişmesine Katkıları" konulu sempozyumlar düzenlenecektir. Bu çerçevede geliştirilen tüm projeler için ayrılan toplam bütçe 3,9 trilyon Türk Lirasıdır.

Bütün bu çalışmalar sonunda kutlamalara ilişkin basılacak olan eserlerle "700 Yıl Sonra Osmanlı'ya Bakış" adı altında bir Osmanlı kütüphanesi oluşturulması hedeflenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm faaliyetler, Sayın Başbakanımızın da özellikle vurguladığı gibi, Avrupa'yı Avrupa yapan bu önemli insanlık mirasının Osmanlı'ya ait olduğunu göstermek, tarihî ve moral değerlerimizi ortaya çıkarmak ve Osmanlı Devletini tarihte hak ettiği yere oturtmak üzerine yoğunlaştırılmıştır.

Bu çerçevede geliştirilen tüm projelerin başarıyla sonuçlanması dileğiyle değerli katkılarınızı bekliyor, hepinizi saygıla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Yılmaz Karakoyunlu; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

ANAP GRUBU ADINA YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, çok tarihî bir celseyi idrak ediyoruz. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunun 700 üncü yıldönümü münasabetiyle tarih şuurumuzun seyrini ve gerçeğini değerlendireceğiz.

Dünya tarihinde, rejim değişikliği yapmış devletler, zaman zaman, geriye dönerek geçmişlerini sorgularlar; ama, bu sorgulamanın, yeni rejimin eski rejimin yakasına yapışmış bir hesaplaşma kabadayılığı olduğu görülür. Cumhuriyetimizin Osmanlıyı değerlendirmesi ise, tarihten ibret ve ilham alma terbiyesinin cesareti olarak tezahür eder.

Dünya üzerinde kurulmuş bütün Türk devletleri, birer altın halka gibi birbirlerine eklenerek günümüze gelmiştir. Sadece Osmanlının 700 üncü yıldönümünü değil, özellikle İslamiyetle teşerrüf ettikten sonra Karahanlı ve Selçuklu geleneği içerisinde bugüne gelişimizin değerlerini halkalar halinde değerlendireceğiz ve cumhuriyetimize uzanan Osmanlı üzerinde yoğunlaşacağız.

Her şey, 700 yıl evvel, bir rüyanın tabir edilmesiyle başladı. Şeyh Edebali, damadı Osman'ın görmüş olduğu rüyayı tabir ederken, kendisine "oğul, devletin insana dayanmalı ve insanın hakkını teslim eden bir adalet, onun refahını sağlayan gayretle ayakta kalmalıdır" dedi.

Değerli arkadaşlar, Anavatan Partisinin "devlet, millet için vardır" düsturu, işte bu iman ve insan idrakinin 20 nci Asırda tezahür eden çağdaş yorumudur.

Değerli arkadaşlar, Osmanlı İmparatorluğu, kuruluşunu takip eden 90 yıl sonrasında, Kosova Meydan Muharebesinden hemen kısa bir süre sonra, Avrupa'nın ortasına, kuruluşundaki temel ilkeleri götürdü. Yönetiminde basiret, adaletinde insaf, hükmünde dirayet olan ve üslubunda sanatın ve medeniyetin doruklaştığı bir terkiple gitti. Bu terkip, yaklaşık 60 yıl sonra, yani, kuruluşunu takip eden 150 nci yılın sonunda, dünyada yeni bir çağ değiştiren büyük fethin ilahî ilhamıyla bir araya geldi ve bir cihan imparatorluğu oluşunu idrak etti. Demek ki, üç kıtada bir devlet ve çok kültürlü medeniyet tarifinin simgesi olan Osmanlı İmparatorluğu, bu noktada doruklaşmıştır. Bugün, bu doruk, bu kültür ve medeniyet zirvesi, 21 inci Yüzyılın eşiğinde, dünyanın en iddialı devletinin, Türkiye Cumhuriyetinin nur kundağını oluşturur.

Değerli arkadaşlar, Osmanlı antropolojisi ve tarih tahlili, sadece fetihlerden, egemenliklerden ve askerî üstünlüklerden ibaret değildir; asıl ve önemli olan özelliği, devlet örgütlenişi, devlet disiplini, dengeli ve adil yönetimi, kültür ve sanat üstünlüğü ve bütün yurttaşlarına hiçbir ayırım göstermeksizin, gözetmeksizin tanıdığı din ve vicdan özgürlüğüdür.

Yine, Osmanlı tarih tahlilinin ortaya koyduğu bir yalın tespit daha vardır; Osmanlı antropolojisi iki temel noktaya dayanır: Bunlardan birincisi, nefsin müdafaası; diğeri, neslin idamesidir. Osmanlıda, nefsin müdafaası bir hak, neslin idamesi ise bir ilahî ilham ve medenî sorumluluk olarak tezahür eder. Nefsin müdafaası, meşruiyet zemininde ahlak ve hukuk kurallarına sadakat gösteren, başkalarının hak ve özgürlüklerini kollayan; fakat, ihlaller karşısında kendi haklarını tereddütsüzce savunan disiplin değeridir. Neslin idamesi ise, kurumlarıyla, kanunlarıyla, kadrolarıyla, sanatçısıyla, esnafıyla, dervişiyle, devletlisiyle, dertlisiyle, mutlusuyla aynı ahlakî değerler içinde devletin bekasını sağlayacak kuşakları yetiştirme sorumluluğudur. Bu ilke, Osmanlı aile terbiyesinden darülfünun eğitimine kadar uzanan bir sürecin her safhasında ve her noktasında daima korunmuştur. Bu iki temel kavramın hedefi dünya devleti olmak, ölçüsü ise, çağdaş uygarlığı her zeminde hâkim kılmaktır.

Değerli arkadaşlar, elbette ki, 700 yıllık bir imparatorluğun bütün dönemlerini bir ihtişam silsilesi gibi görmemiz mümkün değildir. Osmanlı da, zaman zaman sıkıntılı dönemler geçirmiş, dünya devletlerinin kurmuş olduğu kurnaz tuzaklardan geçerken acılı maceralar yaşamış ve bu meyanda çok ciddî gerilemelere de maruz kalmıştır; zaman zaman telkinlere, zaman zaman da tehditlere maruz bırakılacak kadar ileriye gidilmiş ve ayıplı taleplere muhatap olmuştur. İster teklinlerin ulaştığı ikna ister tehditlerin getirdiği çaresiz teslimiyet olsun, uğranan kayıpların hepsi, Osmanlıda bir yönetim zaafına, hatta, amansız bir çöküşe yol açmıştır.

Bu çöküşlerin zaman içinde bazı ıslahat hareketlerine dönüşmesi kaçınılmazdı; ancak, sorumlulukların gerektirdiği dikkat ve özenin gösterildiğini söylemek de mümkün değildir. Reformları sadece askerî alanda yaparak eski haşmetli günlerin hatırasını taziz etmek ve o günlere dönüleceği tesellisi içinde devletin yönetileceğine inananlar çıkmış; ama, aldıkları palyatif tedbirlerle yaşanan asıl sorunların çözümüne ilişkin hiçbir çare üretememişlerdir. 1699 Karlofça, 1718 Pasarofça'dan sonra, bu çöküşün hızı artık durdurulamaz hale gelmiştir. Ön tanzimat dediğimiz Lâle Devri, Batılılaşma ve aydınlaşma yolundaki Osmanlının en önemli adımıdır; tarih yazıcılığında, şiirde, musikîde, mimarîde, felsefede, bilimde, edebiyatta, sanatta, kültürde, teknikte, en aydınlık dönemleri ve örnekleri yaşadığımız dönemdir. Batı'nın gelişme dinamiklerine benzer biçimde, sosyal ve ekonomik bütün tedbirleri alıp, gerekli reformları benimsemiş olmamıza rağmen, varılan sonuçların hiçbiri, Osmanlı'nın çökmekte olan gidişatına karşı dur diyebilecek bir etkinlik sağlamamıştır; çünkü, bu yenileşme hareketinin içerisinde, bazı karanlık güçler, Osmanlı'nın makus talihindeki en karanlık dehlizden dışarıya çıkmışlar ve bir tertipçi kardo hareketiyle aydınlanmaya set çekmişlerdir. Bu kadrodan bazıları, Patornalı Halil'i Arnavutluk sahillerinde bulup İstanbul'a getirmiş, adına da "Patrona Halil" demek suretiyle, büyük aydınlanma hareketini tekrar karanlığa döndürecek bir müdahalenin müsebbibi haline getirmiştir. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı, Şair Nedim'i, Bestekâr Tamburi Mustafa Çavuş'u vurarak öldürenler, aynı anlayış içerisinde, III. Selim'i Kabakçı Mustafa'nın hançerlerine teslim etmişlerdir.

Değerli arkadaşlar, reform hareketlerinin sosyal ve etkinlik ölçeğinde istenen ilişkiler ve sonuçlar sağlanamadığı vakit, dış güçlerin Osmanlı coğrafyasına ve ekonomisine yönelmeleri de kaçınılmaz olmuştur. Osmanlı Ordusu artık perişandır. Silistre'den vatana dönen gazilerin o hazin manzarasını seyreden Osmanlı halkı, içinde bulunduğu sıkıntılı dönemi idrak edebilecek durumda bile değildi; vicdanındaki ıstırap ile zihnindeki azabın terkibinde, çözüme ulaştırılması imkânsız bir çaresizlik dönemi yaşadığını da görmüştü. Buna karşılık, devletin perişanlığını milletine anlatmak durumunda olanlara karşı da son derece sert tedbirler alınıyordu.

Namık Kemal'in, Vatan Yahut Silistre'sini hatırlayınız. Değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler; eminim ki, içinizden birçoğu, bu güzel oyunu, bu piyesi halkevi sahnelerinde sergilemişsinizdir. Kiminiz İslam Beyi, kiminiz Sıtkı Beyi, kiminiz Zekiye Hanımı, kiminiz Rüstem Beyi oynayarak felaketli Osmanlı manzarasını tazelemişsinizdir. Silistre cephaneliğini dinamitleyen Abdullah Çavuş'un repliklerinde, bir imparatorluğun hazin değeri ifade edilir; ama, bir Anadolu evladının dilinden anlatılan bu hazin manzaraya tahammül edemeyen o dönemin yetkilileri, Namık Kemal'i, tam 38 ay Magosa zindanına hapsetmişti. Ortaya konulmak istenilen gerçek ile verilmek istenilen gerçek karşısında idrak edilmesi gerekli mesuliyetin tam karşılaşmayışından doğan sorunlu durum, imparatorluğu daha zor duruma getirdi.

Değerli arkadaşlar, Batı'ya ve aydınlanmaya yöneliş açısından Osmanlının bu hareketini fevkalade önemli bir ekonomik ve sosyal değişim projesi olarak değerlendiriyor ve takdirlerimi ifade ediyorum; ancak, Tanzimat dahil, hiçbir reform hareketi -kurtuluş ümidi olarak başlamış olmasına rağmen- uzun süre devam etmemiş ve yine, kısa bir süre sonra hüsranla sonuçlanmıştır.

Hiç şüphesiz ki, geçmişteki bütün iftiharlarımızı özündeki bütün üstün değerlere sadık kalmak suretiyle yorumlasak dahi, bir gerçeği gözden uzak tutamayız ve bunu itiraf etmekten uzak kalamayız. Bu gerçek şudur: Viyana'dan sonra ordu, Tanzimat'tan sonra Türk ve İslam irfanı bozguna uğramıştır. Gülhane Hattında ve Islahat Fermanında Türk eğitim hayatını ilgilendiren ve İslam irfanına işaret eden tek bir sözcük bulamazsınız. O hatlarda, o fermanlarda, ne maariften ne irfandan ne ümrandan söz edilmez; ama, aydınlık çağının eğitim politikasıyla getirdiği değerleri, biz de, faydalı eserlere dönüştürmede yeteri kadar başarılı olamadık; Medreseden Arapçayı, tekkeden Farsçayı alıp, Tanzimat okullarına yerleştirdik ve yeni bir kültür, yeni bir edebiyat zemini hazırladığımızın tesellisiyle, geleceğimizin kurtuluşunu bunlara ümit olarak bağladık.

Değerli arkadaşlar, meseleyi fikrî planda değerlendirmek gerekirse, şunu söylemek zorundayım: Eğer, bir reform hareketinin tefekkür çilesini çekmemişseniz, o reform hareketi nereden gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin, hangi muhtevayı getirirse getirsin topluma yararlı sonuçlar sağlaması mümkün değildir. Osmanlının o tarihte muhtaç olduğu husus, kendi özdeğerlerini yeni bir dinamizm ve muhteva içerisinde harekete geçirmekti; yani, Batılı gibi düşünüp Batılı gibi davranmak değil, Türk gibi düşünmek, fakat, Batılının iş ciddiyeti ve disiplini içerisinde hedeflerini gerçekleştirmekti. Osmanlının hiçbir ıslahat hareketinde ve aydınlanma girişiminde, bu söylediğimiz manada, ciddî bir disiplin sağlanamamıştır. Bu teşebbüs, 1839 Gülhane Hattının Gülhane Parkı kapısında ilan edilmesinden 1923 Çankaya'da cumhuriyetimizin ilan edilişine kadar geçen zaman içerisinde, hep böyle eksik ve göstermelik kalmıştır.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyetimiz, kültür damarları itibariyle Osmanlının kültür akımlarını benimsemiş, oradan beslenmiş ve orada gürleşmiştir. Cumhuriyetimizin medeniyet anlayışı da Osmanlıdan kaynaklanır. Bu kültür ve medeniyet anlayışı içerisinde topluma yön veren en önemli taban dinamiğimiz, yani millî muhtevamız, Türklüğümüz ve Müslümanlığımızdır. Türklüğümüz, Yüce Atatürk'ün ilham ettiği tarifin idrakidir; çağdaştır, uygardır ve rekabetçidir. Müslümanlığımız, Yüce Peygamberimizin tebliğ ettiği ilahî hükmün vicdanlarımızdaki imanlı tecellisidir; kutsaldır, akılcıdır ve aydınlıktır. Türklüğümüz ve Müslümanlığımız, bir millî dehanın ilham ettiği yoldan yürüyerek cumhuriyete ulaştı. Osmanlının 700 yıllık devlet tarihinin son 75 yılı, Atatürkümüzün kurduğu demokratik ve laik cumhuriyetimizdir. Bu millî dehanın ilhamı, hâlâ, aklımızda ve vicdanımızda bütün tazeliği ve canlılığıyla durmaktadır. Yeni yüzyılın eşiğindeki cesaretimiz ve derinliğimiz de bütün gücünü bu dinamiklerden almaktadır. 700 yıllık birikmiş kültür ve medeniyet değerleri, bu dinamiğin daima en güvenilir kaynağı olarak geleceğimizi aydınlatacaktır. İşte, 700 yıllık haşmet dolu bir geçmişten geleceğe uzanan bu derin tarih şuuru ve kültür mirası, bizim en önemli değerimizdir. Onun için, 21 inci Yüzyılın eşiğinde, 700 yıllık geçmişimize dönerek ve bu iftihar zemininde abideleşerek, diyoruz ki: Cumhuriyetimiz, Türklüğümüzün ve Müslümanlığımızın geleceğe yönelen en seviyeli varlığıdır. Bu varlığımız, Yahya Kemal'in şairane tanımıyla, kökü mazide olan atimizdir. Ulusumuzu daima hayırlı kudretlere götürecek, gücünü geçmişten, umudunu gelecekten alan sağduyunun cesaretini yaşatan kudret, misakımillî sınırları içerisindeki yaşayan, aynı imanı paylaşan, aynı ezanı dinleyen, aynı Kur'an'ı okuyan, aynı ideal için çalışan ve vatan uğruna aynı vicdan huzuruyla şehit olan her Türk yurttaşını kardeş sayar ve bu kardeşlik hiçbir nifaka, hiçbir tefrikaya fırsat vermeyecektir. Yeni yüzyılı bu yeni kardeşlik anlayışı içerisinde biçimlendireceğiz; çünkü, nihaî hedefi insanlık ideali olan cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk ve bu anlayışla savunacağız. Demokratik ve laik cumhuriyet ilkemiz, yeni yüzyılı değerlendirmek noktasında, bizi son derece ciddî bir sorumlulukla karşı karşıya bırakmıştır.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyetimiz 75 yaşındadır. Bu yüzyıl içerisinde, dünya, inanılmaz değişikliklerin ve gelişmelerin zemini oldu; mum ışığından lazere, posta güvercininden uydu haberleşmesine, parmak hesabından dijital dünyaya, atlı arabadan uzay mekiğine, dinamit fitilinden nötron bombasına, buharlı makineden elektronik robotlara ve nihayet, mertlik bozan tüfekten uluslararası füzelere geldik.

Bu yüzyılda, demokratik rejimlerin yanında, barbar diktatörlükler de gördük; ezilen, sömürülen uluslar gördük; iki büyük acımasız dünya savaşı yaşadık; devletler kuruldu, devletler yıkıldı; bölgesel savaşlar, dünyanın felaketli tarihinin devam ettiğini gösterdi.

3500 yıllık yazılı dünya tarihinin içinde sadece 270 yıl savaşsız geçti. Savaşların en yoğun olduğu yüzyıl, 20 nci Yüzyıl oldu. Saniyede 180 çocuk dünyaya geldi ve saniyede 25 çocuk bu savaşlarda öldü.

Değerli arkadaşlar, bir iftihar geçmişinden bir müphem geleceğe bakıyoruz; yani, bir tehlikeli eşikteyiz; temkinli davranmaya ve her adımımızı dikkatli atmaya mecburuz.

21 inci Yüzyıl, monolitik bir yüzyıl olacaktır; bir tek ekonomik sistem ayakta kalacaktır, adı turbokapitalizmdir; bir tek askerî güç olacaktır, adı NATO'dur; bir tek rejim olacaktır, adı çoğulcu demokrasidir; bir tek medeniyet idrak edilecektir, adı çağdaş uygarlık düzeyidir; bütün kültürlerin yöresellikten ulusallığa, ulasallıktan evrenselliğe yükseldiği yeni bir dünya düzeni teşekkül edecektir ve adı, çağdaş toplum idealine sadakattir.

21 inci Yüzyıl, teknolojinin yüzyılı olacaktır; bir dijital çağ yaşayacağız, düşünce hızında hareket edeceğiz. Düşünce hızında çalışma gereği daha bugünden yakamıza yapışmıştır. Sivil toplum örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin egemen olduğu bir dünyanın kullarıyız. İyi eğitim alanların, bilgiyi, enformasyonu güç haline getirenlerin kazanacağı dünyanın içindeyiz. Bütün bu dünyanın eşiğindeyiz; fakat, yarın bir gayya kuyusuna düşmemiz mümkündür. Cumhuriyetimizin demokratik ve laik karakteri, bu gayya kuyusundan kurtuluşumuzun hem kaynağıdır hem teminatıdır. Hiçbir başarı efsanevî değildir, her biri bir aklî zemin üzerinde geliştirilmiş tecrübelere, bilgilere dayanır.

BAŞKAN – Sayın Karakoyunlu, 3 dakika ilave süre veriyorum efendim.

YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Umutların ve hayallerin pürüzsüz başarıya ulaştığı her akıllı gayretin derinliğinde Allah inancı ve takdiri ilahî tevekkülü vardır. Cumhuriyetimizi ilelebet muhafaza ve müdafaa edecek kudreti damarlarımızdaki asil kanda bulacağımızı Yüce Atatürk söylemişti. Bu inanç, bu akıl ve bu tevekkül, asil kandaki kudretimizin terkibidir ve cumhuriyetimizi ebediyete kadar yaşatacaktır.

Değerli arkadaşlar, Osmanlı'nın ekber evladı Ertuğrul Osman'dır; Sultan Abdülhamit'in torunudur, Şehzade Burhanettin Efendi ile Aliye Nazlıyar Hanımefendinin oğludur; 80 yaşını aşmıştır ve hayattadır. Osmanlı kadirbilir devletti. Cumhuriyetimiz ve millî iradenin teccelli ettiği Yüce Meclisimiz vefakâr ve kadirşinastır. Millî egemenliğin güzide temsilcileri olan siz cumhuriyet milletvekillerinin huzurunda, Devlet Başkanımızın, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Türk millî egemenliği adına, Ertuğrul Osman Beyi 700 üncü yıl kutlamalarına davet etmesini takdirlerine ve tensiplerine arz ediyorum. (Alkışlar) Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümünde Osmanlı Devletinin son altın halka olarak Türkiye Cumhuriyetine bağlandığının fevkalade mükemmel bir örneğini sergileyecek olan bu vefa ve kadirşinaslığın Sayın Cumhurbaşkanlığına arzını, celseyi yöneten Sayın Başkanımızın takdirlerine sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, ebediyete uzanan her yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti, insanlık idealinin maziden kaynaklanan iftiharlarını geleceğe taşıyan bir büyük kültür ve medeniyet abidesi olarak tarih sahnesindeki şerefli yerini daima alacaktır. Bunun meşru zemini, Yüce Meclisinizdir; millî ve manevî idraki, Türklüğümüz ve Müslümanlığımızdır.

Osmanlı'nın 700 üncü kuruluş yıldönümünü, Türkiye Cumhuriyetinin ebediyete kadar devam edecek onurlu ve şerefli yerinin hazırlandığı zemin olarak değerlendiriyor, hepinize, Anavatan Partisi Grubu adına derin saygılarımı sunuyor, beni dinlediğiniz için şükranlarımı arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Karakoyunlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın İsmail Köse; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, sayın konuşmacının da ifade ettiği gibi, Yüce Meclisimiz, yine çok önemli bir oturumunu yapmaktadır. Bu millî davanın konuşulması esnasında, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; konuşmama başlarken, Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi ve Yüce Türk Milletini saygıyla selamlıyorum.

Söğüt Yaylasında kurulan bir beylikten üç kıta üzerinde hükümran olan Osmanlı Cihan İmparatorluğu, gerçekten, Türk tarihimizin en önemli bir parçasıdır ve Türk tarihinin uzun bir süre altın yaldızlarla yazıldığı, hepimizin iftihar ettiği bir dönemdir. Bu tarihi başlatan, bu tarihi yazan, başta kurucusu Osman Gazi'den başlamak suretiyle son neferine kadar hepsini şükranla yâd ediyorum ve hayatta olmayanlara Allah'tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kendine güvenmek, insanların da, toplumların da başarısının temel şartıdır. Millî mücadelenin başarıya ulaşmasındaki temel faktör, herkesin kendisine güvenini yitirdiği bir dönemde, Mustafa Kemal Atatürk'ün kendisine ve milletine duyduğu sarsılmaz inanç ve güvendir. Gelecek nesillerin kalıcı başarılar elde etmesi, milletimize ve devletimize çağ atlatabilmesi için, bu nesillere, kendilerine ve toplumlarına olan güvenlerini sarsılmaz bir şekilde kazandırmak gerekir.

Evet, ikinci bin yıl, Hazreti İsa'dan sonra, Müslüman Türk tarihinindir, Müslüman Türk'ündür; yani, 600 üncü, 700 üncü yıllardan başlamak suretiyle Selçuklu ve Osmanlı çizgisine baktığımızda, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin de 75 yıllık tarihini koyduğumuzda, 20 nci Yüzyıl, yani geçtiğimiz bin yıl, Müslüman Türk'ün tarihidir. O itibarla, Osmanlı tarihine çok iyi bakmamız gerekiyor.

Bugün, ne sebeple olursa olsun, insanlarımızın kendilerine güvenini tahrip etmeye yönelik faaliyette bulunanlar, bu millete ve insanlara hizmet etmediklerini bilmelidirler. İnancını kaybeden toplumlar, tıpkı ümidini kaybeden fert gibi, hiçbir şey yapamaz hale gelirler.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir kere, şu hususu tam bir inanç ve açıkyüreklilikle ifade edelim ki, Türk tarihi sürekli bir oluştur ve cumhuriyetimiz de, Osmanlı Devletinin kesintisiz bir devamıdır. Bugün, bu sade gerçeği, Cumhuriyet Meclisinin kürsüsünden bu kadar net ve kesin ifade edebiliyorsak ve Osmanlı'nın 700 üncü kuruluş yıldönümünü kutluyorsak, bu da, cumhuriyete olan inancımızın artık tartışılmaz olmasındandır. Cumhuriyetin yetiştirdiği bugünkü nesiller olarak bizler, kendimize, devletimize ve cumhuriyetimize olan sarsılmaz inancımızla, tarihimizin Osmanlı dönemine, bu rahatlık içinde bakabiliyoruz. Osmanlı Devletinin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti de, Osmanlı'nın bazı kurumlarını ve kanunlarını benimsemiştir. Bu yönüyle, Türkiye Cumhuriyeti de, Osmanlı Devletinin bir devamı niteliğini taşımaktadır. Nitekim, tarih bir bütündür ve tıpkı bir insanın hayatının tamamını kapsadığı gibi, o milletin tarihini tümüyle kapsar. Bu tarihin bir kısmını unutur veya reddederseniz, yani yok sayarsanız, insanın şuurundaki belli bir dönemin kaybolması gibi veya şuurunun bir bölümünü kaybetmek gibi sonu olmayan bir çıkmaza düşülür.

Tarihin iyi veya kötü olarak nitelenmesi de yanlıştır. Aslında, tarih, sadece geçmiş olayları günümüze aktarmak demek değildir; tarih, kaynaklarla, ulaşılan doğru bilgilerle ve bundan kazanılan tecrübelerle geleceğe yönelik plan ve programlar yapmak, stratejiler üretmek için vardır. Bu durumda, tarih, geçmiş olmaktan çıkar ve gelecek haline gelir.

1923'te devletimizin yönetim şekli değişmiş, Atatürk'ün ifadesiyle, hâkimiyet, hanedandan alınarak, sahib-i aslisine tevdi edilmiştir; bu sahib-i aslî, Yüce Türk Milletidir; yani, 1923'ten sonra hâkimiyet, bilâkaydüşart, Türk Milletinindir.

Osmanlı Devletinin borçları kadar, 600 yıl içerisinde oluşturduğu bütün siyasî ve kültürel miras da, istesek de istemesek de, bize aittir; çünkü, bir insanın kendi yaşından kaçması mümkün olmadığı gibi, bir milletin de kendi tarihinden kaçması mümkün değildir. Osmanlı'nın siyasî ve iktisadî alandaki tükenişinin üstüne cumhuriyeti kurmuş olmamız, ifade ettiğimiz gerçeği hiçbir şekilde değiştiremez.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmanlı Devletinin -resmî ifadesiyle Devleti Âliyenin- Türk ve dünya tarihindeki bazı özelliklerine kısaca değinmek istiyorum:

Dünyada kurulmuş devletlere bakıldığında, bazılarının ancak kendi coğrafyalarında önem taşıdıkları, bazılarının komşuları için bile önemli bir yere sahip olmadıkları, bazılarının ise dünya siyaseti ve bütün insanlığı ilgilendiren bir konuma sahip olduğu görülür. İşte Osmanlı Devleti, bu sonuncu konuma sahip, 6 asır dünya siyasetine yön vermiş, insanlık tarihine önemli katkılarda bulunmuş, hükmettiği sahalarda Osmanlı barışını tesis etmiş bir devlettir. Özellikle, çok geniş bir coğrafyada, farklı dinden, farklı dilden ve ırktan oluşan insanları bir arada tutan, Osmanlı Devletine sadakatle bağlanan bir idareyi ortaya koyması, devletin nasıl bir fonksiyona sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Kesin olarak söylenmelidir ki, Osmanlı Devleti, Türk ve dünya tarihinin en uzun ömürlü kuruluşlarının başında gelir; 600 yıl devam eden hanedan ise, dünya tarihinde tektir. Bu tespit, bizi ve Osmanlı tarihi üzerine çalışan uzmanları, devleti bu kadar uzun yıl yaşatan temel dinamikler üzerine düşünmeye yönlendirmelidir. Osmanlı Devletinin, zamanımızda ve 200 yıldan beri yapıldığı gibi niçin çöktüğünü değil, nasıl olup da 600 yıl yaşayabildiğini araştırmalıyız. Osmanlı'yı 600 yıl yaşatan ana sebepler, yokluklarıyla devletin çöküşüne yol açtıkları gibi, cumhuriyetimizin de ebediyete kadar var olmasının ana ilkelerini verecektir. Ayrıca, kabul etmeliyiz ki, bize ait, kültürümüze ait bir kurumun çöküşünün değil, yükselişinin sebeplerini tartışmakta daha büyük bir psikolojik üstünlük ve güven telkin edicilik vardır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu 600 yıllık büyüklüğü sağlayan temel fikrin, adalet ve Allah rızası için insana hizmet prensipleriyle oluştuğunu görmekteyiz. Osmanlı Devleti, Söğüt'teki küçük bir devletten, birdenbire, İstanbul'u fethedip, Tuna'ya ulaşan bir cihan devletine yükselirken, onun temel dayanağı, insanlara vaat ettiği, hiçbir ayırım gözetmeden ve bayrağı altında gerçekleştirdiği adalettir. Söğüt'teki beylikten, Çanakkale Boğazını geçip, Balkanlarda, bir insan ömrü içerisinde fırtınalı bir yangın gibi yayılan Osmanlı fetihlerini, onların getireceği adalete susamış, yüzyıllarca, kendi dinlerinden ve soylarından olan insanların zulmü altında inlemiş toplulukların, sabahı bekleyen hasta sabırsızlığı içerisindeki adalet bekleyişlerinden başka bir şeyle izah etmek mümkün değildir.

Osmanlı'nın fethettiği birçok Hıristiyan memlekette, halkın, fatih komutanların ayaklarına kapanarak "ah, ne olaydı da daha önce gelseydiniz, bize, evvelden bey olsaydınız" diye şükranlarını sunduğunu yeni nesillerimiz öğrenmeli ve bunun da adaletle sağlandığını bilmelidir.

Osmanlı tarihinin kayıtlarında Ertuğrul Gazi'nin Osman Gazi'ye, Osman Gazi'nin oğlu Orhan Gazi'ye vasiyetlerinin temel ilkesi, reayayı emanetullah bilmek ve ona adaletle davranmaktır; yani "insan, Allah'ın emanetidir; ona, o gözle bakacaksın ve adaletle hizmet edeceksin" ilkesidir.

Osmanlı döneminde yazılmış yüzlerce siyasetnamenin temel ilkesi de "adalet mülkün temelidir" yani, egemenlik adalete dayanır. Esasen bu ilke, İslamdan önceki Türk devletlerinde, töreye bağlılık olarak egemenliğin temeli olmuştur. İslamiyetten sonra da, Türk kamu hukukunun ana kavramı ve egemenliği devam ettirebilmenin şartı, adalet fikri olmuştur. Günümüze de mesaj olması bakımından adalet fikrini biraz açarsak, bunun, hukuka bağlı devlet ve hukukun üstünlüğünü kabul eden devlet anlamına geldiğini görürüz; yani, her türlü devlet erkinin -yasama, yargı ve yürütme- önceden konulmuş kurallara uygun olarak kullanılması ve önceden konulan bu kuralların da üstün hukuk kurallarına ve onu temellendiren toplumun inanç sistemine aykırı olmamasıdır.

Osmanlı'ya bu açılardan baktığımızda, onun egemenliğinin, savaş yetkilerini bile sınırlandıran bir hukuk devleti olduğunu görebilmekteyiz. Çöküş dönemlerinin birtakım olaylarını kötü niyetlerle ve mübalağalı üsluplarla anlatarak kendi güzelliklerimizi karalamaya çalışmak, bu gerçeği değiştirmez.

Değerli milletvekilleri, bu süre içerisinde size ifade edebileceğim Osmanlı Devletinin ikinci özelliği, onun, Batı siyasî tarihinde görülen örnekler gibi, hem fert hem toplum planında sömürgeci bir devlet olmayıp, Osmanlı tabiriyle rahîm, yani koruyucu bir devlet anlayışındandır.

Türk kültürünün temel inanç sisteminde insan, varlığın en şereflisi ve en değerlisidir; bütün varlık, ona nispetle anlam ve değer kazanır. Devlet de böyledir ve insanı sömürmek için değil, onu korumak ve ona hizmet etmek için vardır; inancımızın emri de bu yöndedir. Bu nedenledir ki, tarih boyunca, Osmanlı toplumunun hiçbir döneminde, Batı'daki anlamında sömürücü, çatışan sınıflar var olmamış; insanın istismarı, bir düzen ilkesi haline hiçbir zaman gelmemiştir. Osmanlı'nın insanlığa bakış açısı bu olduğu gibi, fethettiği yerlerdeki kendinden olmayan toplumlara karşı da tutumu, sömürücü değil, merhametli ve hizmet edici olmuştur. Osmanlı Devleti, reaya dediği bu insanlara her türlü güvenliği sağlamış ve bugün aramış olduğumuz, bir arada yaşamanın temel şartı olarak gördüğümüz hoşgörünün en genişini, hukuken ve fiilen onlara yaşatmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmanlı, şüphesiz ki, Tuna'yı geçerken, Kafkasları fethederken veya Mısır ve Kuzey Afrika şeridini devlete dahil ederken, bütün diğer devletler gibi, stratejik ve iktisadî hedefler de takip etmiştir; ama, bayrağını taşıdığı yerlerdeki insanları ve bayrağını taşıdığı toprakları, bir iktisadî sömürü aracı olarak hiçbir zaman görmemiştir.

Kutsal beldeler olarak bildiği Haremeyn topraklarının, yani dinimizin mukaddes saydığı, Müslüman milletimizin binlerce yıldan bu yana inançlarının kaynağı olan ve mukaddes toprak dediğimiz Mekke ve Medine'de yaşayanların -bırakınız istismarı- yüzyıllar boyunca, İstanbul'dan giden hediyeler ve vakıf gelirleriyle yaşadıklarını hepimiz biliyoruz. O kadar ki, geliri o bölgelerde yaşayan insanlara dağıtılmak üzere, İmparatorluğun her yerinde sayısız vakıflar kurulmuş ve bunlar, Haremeyn vakıfları altında ayrı bir kategori teşkil edecek seviyeye gelmişlerdir.

Bir diğer bölge olarak Güney Macaristan, Yüce Devletin tahıl ambarlarından biriydi; ama, tarihler, Macaristan'da hava şartlarının kötü gittiği, ekin olmadığı zamanlarda Macaristan Halkının merkezden gönderilen tahıllarla beslendiğini de yazmaktadır. Hem bize özgüvenimizi kazandıracak hem yetişen nesillerimizin ufkunu açıp gönüllerini aydınlatacak benzeri yüzlerce misal Osmanlı tarihimizde vardır ve bilinmektedir.

Biz, cumhuriyet devletimizin ebediyetine inanan insanlar olarak, Osmanlı Devletimizi, medeniyetimizin bu görkemli dönemini heyecanla benimsiyor ve onu geleceğe bir meşale gibi tutmak istiyoruz. Cumhuriyetin gücü ve geleceğe yönelişteki hızı bu kökten beslenmekle mümkün olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmanlı'yı sadece tarihî bir hatıra olarak yâd etmek elbette güzel bir hadisedir; ama, bir milletin geçmişine sahip çıkması açısından en azından bir kadirşinaslık örneğidir. Ancak, zannediyorum, bizim için daha önemli anlam veya anlamları olan tarafı da, her şeyden önce, Türk Milletinin çok gerilere dayanan tarihinin bize bağlanmasında son uzun köprüdür. Bir milletin geleceğinin, ancak geçmişiyle beraber düşünüldüğünde mümkün olabileceği göz önüne alındığında, bize en yakın atalarımızı bilmek, tanımak ve her türlü hatıralarını muhafaza etmek bizim için çok daha önemli hale gelmektedir.

Bunun dışında, Türkiyemiz için bazı önemli politikalar geliştirebilmek açısından da Osmanlı dünyasını yakından tanımanın bazı pratik yararlar getireceğini de düşünmemiz gerekmektedir. Çünkü, biz hâlâ, Osmanlı'nın bıraktığı coğrafyanın önemli bölümünde yaşıyoruz ve komşularımızın büyük bölümü de Osmanlı bünyesinde uzun yıllar yaşadıktan sonra ayrılmış ülkelerdir.

Değerli milletvekilleri, Aziz Atatürk'ün zamanında olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin her döneminde, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuranlar ve yaşatanların, yalnız 65 milyondan, yalnız 778 000 kilometrekareden sorumlu olmadıklarının misyonu içerisinde düşündüklerini görmekteyiz. Bugün, Bosna'daki akan kandan, Kosova'daki akan kandan, Azerbaycan'daki yurtlarından edilmiş olan soydaşlarımızın eğer hakkını ve hukukunu taşıyorsak ve takip ediyorsak, işte, Osmanlı'nın bize bırakmış olduğu misyondan dolayıdır. O itibarla, bugünkü devletimizi yöneten 57 nci Türkiye Cumhuriyeti Hükümetimize de, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına şükranlarımızı sunuyoruz. Gerçekten, cumhuriyetimiz ve devletimiz, tarihine sahip çıkmıştır, tarihi ile devletini buluşturmuştur ve inşallah, inanıyorum ki, güvensizlik ortamında, hâlâ, muayyen bir kısmı da olsa, bir bunalım içerisinde devam eden toplumumuz içerisindeki bu sarsıntıyı, Osmanlı cihan devletinin 700 üncü kuruluş programlarında -inşallah- yeniden ihya edeceğiz ve milletimizin bir bütün olarak, geleceğe mutlu bir yürekle bakacaklarını -inşallah- göreceğiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu ülkelerle ilişkilerimizin düzenlenmesinde, ortak payda olarak, Osmanlı coğrafyasında birlikte yaşadığımız süreçler yardımcı olacaktır. En azından, bu bölgelerde bugün yaşanan karmaşık siyasî yapılanmaların ortaya çıkardığı meseleleri anlamada ve yine bu bölgelerin geleceklerine yönelik tahminlerde bulunabilmek açısından, Osmanlı mirasçıları olarak görünen bizler daha şanslıyız diye düşünüyorum.

Yine, çok değer verdiğimiz, soydaşımız Şair Bahtiyar Vahapzâde diyor ki: "Geçmişine gülle atanın, geleceğine bomba atarlar. "

Değerli milletvekilleri, son olarak, yine, ülkemizde iç ve dış tahrikler sonucu millî birlik ve ülke bütünlüğümüze yönelik çalışmaların bütün gayretlere rağmen bir sonuç vermemesi, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan insanlarımızın aynı değerlerle yoğrulmuş olarak, birlikte barış ve huzur içinde yaşamayı, aslında, yüzlerce yıl önce öğrenmiş olmalarındandır. Bu açıdan bakıldığında, Osmanlı'nın kendi içerisinde barındırdığı insanları bir arada tutmada kullandığı veya sahip olduğu değerler, her türlü tehlikeye karşı bizim insanımız için de elzem olan değerlerdir.

Sayın milletvekilleri, beşeriyet tarihine 600 yıl mührünü vuran atamız, Osmanlı tarihindeki mümtaz yerini almıştır. Bugün bizlere düşen, Osmanlı'yı her yönüyle yeniden tahlile tabi tutmak ve bu muhteşem tarihî tecrübeden azamî derecede faydalanmaktır.

Bu muhteşem imparatorluğu kuran, yöneten ve yaşatan ecdadımıza Cenab-ı Allah'tan rahmetler diliyor, Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyor ve bu önergeyi veren değerli milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Fazilet Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Recai Kutan; buyurun. (FP sıralarından ayakta alkışlar)

Sayın Kutan, süreniz 20 dakikadır.

FP GRUBU ADINA MEHMET RECAİ KUTAN (Malatya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Meclisimizi Fazilet Partisi adına saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, 1999 yılı, 600 küsur yıl 3 kıtada hâkimiyetini sürdüren Osmanlı Devletinin 700 üncü kuruluş yıldönümüdür. Bu mutlu yıldönümünü, milletçe, sevinçle ve gururla kutlamaktayız. Tarihin altın sayfalarına adını şerefle kaydeden bu ulu çınarın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde özel bir gündemle anılması, çok büyük önem ve anlam taşımaktadır. Bu itibarla, bu önergeyi Meclisimize veren, bu konuyu Meclisimize getiren Cemil Çiçek Bey ve arkadaşlarına özellikle teşekkürlerimi sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

Bir ulu çınardan söz ediyoruz. Kuruluşunun 700 üncü yılını kutladığımız Osmanlı Devleti, Orta Avrupa'dan Hint Okyanusuna kadar uzanan geniş bir coğrafya üzerinde tek belirleyici güç idi. 20 milyon kilometrekareden daha fazla olan Osmanlı toprakları üzerinde, şu anda, yaklaşık 35 devlet mevcuttur. İşte bu süper gücü temsil eden, dünyanın en uzun ömürlü Osmanlı cihan devletinin 600 yıllık tarihi ile siyasî, askerî, malî, hukukî, sosyal ve ekonomik yapısı, teşkilatlanma ve yönetim anlayışı, pek çok devletin ilgisini çekmektedir; bu hususlar, onların ilim adamları tarafından dikkatlice incelenmesine sebebiyet vermiştir.

Osmanlı tarihinin diğer bir önemli özelliği, sadece bizim değil, yıkıldıktan sonra üzerinde kurulan 35 devletin de tarihi olmasıdır. Bu yüzdendir ki, Osmanlı arşivlerinin bir kısmını "hurda kâğıt" diye sattığımız Bulgaristan, bunları değerlendirip, kendi tarihinin büyük bölümünü, işte bu arşivlerden yazmıştır. Biz de, Osmanlı tarihini, yani kendi tarihimizi doğru ve iyi bir şekilde incelemek, öğrenmek ve bundan yararlanmak mecburiyetindeyiz.

Sayın milletvekilleri, bir milletin ortak hafızası, tarih bilincini ayakta tutmasıyla yakından ilişkilidir. Hafızasını kaybeden insanın içine düşeceği kimliksizlik duygusu ve kişiliğini tanımlayamama problemi, toplumlar için de aynen geçerlidir. Toplumun geleceğinin inşaında, tarihe ve doğru oluşturulmuş tarihin bilincine düşen rolü küçümseyen bir anlayışa sahip insanlar topluluğunun yönettiği bir ülkede bedel, kimliksiz ve kişiliksiz bir toplum meydana getirmekle ödenir. Bu itibarla, tarihimizi iyi ve doğru bir şekilde öğrenecek ve ondan, günümüz ve geleceğimiz için dersler çıkaracağız.

Osmanlı tarihi üzerinde araştırma yapan Avusturyalı meşhur tarihçi Hammer şunları söylüyor: "Osmanlı İmparatorluğu, geniş bir imparatorluktur ve tarih bakımından sonsuz önem taşımaktadır. Bir devdir ki, güçlü kolları, aynı zamanda üç kıtayı kavrar. Bütün imparatorluklar gibi bir gün düşerse, Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarında bırakacağı enkaz, bu üç kıtayı kaplayacaktır."

Muhterem arkadaşlarım, bugüne kadar Osmanlı tarihini, maalesef, önyargılı olarak inceleyen çevreler de olmuştur; bunlardan bir kısmı, asırlarca Osmanlı Devletiyle mücadele etmiş, her seferinde de Osmanlı karşısında mağlup ve perişan olmuş bazı devletlerin propagandalarına kanan ve tarihimizi, o devletlerin yanlı kaynaklarından öğrenen kimselerdir.

Bunlara ilaveten, bu incelemeler sırasında yapılan iki önemli hataya da, özellikle işaret etmek istiyorum: Tarihî olayları, bugünün değil o günün şartları içerisinde değerlendirmek gerekir; çoğu kere, bunun tersi bir anlayışla değerlendirmeler yapılmaktadır.

Yine bazı çevreler, 600 yıllık bir zamanda ve 20 milyon kilometre karelik bir mekânda, Osmanlı tarihi içinde dağınık halde meydana gelen bütün hata ve kötülükleri bir araya toplamakta, bunlara göre bir değerlendirme yapmaktadırlar. Halbuki, Osmanlı tarih bahçesinde, sadece yanlış ve hatalı şeylere değil, göz alıcı çiçeklere ve mis gibi kokan güllere de bakılması gerekir; çünkü, tarihimizdeki büyük çoğunluk, işte, bu dediğim özelliktedir.

Bu tarih içerisinde, bir yandan makam için fetva veren Turşucuzadeler görülürken, diğer yandan da Kanunî Sultan Süleyman gibi muhteşem bir padişaha karşı çekinmeden "padişah emriyle, nameşru olan nesne meşru olmaz" diyerek haykıran Ebussuud Efendiler de görülmektedir. Osmanlı tarihi de, nice Ebussuud benzerleriyle dopdoludur.

Muhterem milletvekilleri, tarafsız tarihçilerin ilk planda sorduğu ve araştırdığı şey: "Acaba, Osmanlı Devletini ayakta tutan ve yaklaşık altı asır hüküm sürmesini sağlayan sebepler neydi; altı asırlık hâkimiyet kılıç zoruyla mı sağlanabilmişti?"

Osmanlı toplum düzenini ve yönetim felsefesinin temelini oluşturan fikirler, adalet dairesi veya hakkaniyet çemberi adı verilen bir formülle açıklanabilir. Osmanlı Devletinin adalet ve farklılara özgürlük ilkelerine dayalı yönetim anlayışı, ezilen toplumların beklentilerine cevap olmuş, bu toplumların dirilişlerine yol açmış; böylece, Osmanlı, zamanla dünya devleti haline gelmiştir.

Osmanlı toplumunda hâkim zihniyet, dünyalık elde edilmesi üzerine değil, ilâyi kelimetullah gibi üst bir ideal etrafında şekillenmişti. Temel hedef, dinin yükselmesi, korunması, İslam nimetinden bütün insanlığın istifadesiydi. (FP sıralarından alkışlar) Güçlü bir devlete, fetihlere de bunun için ihtiyaç vardı.

Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti, manevî değerler ve bütün insanlığın iki dünya mutluluğunu temin etme mefkûresi üzerine kurulmuş bir devlettir. Bir manada, Osmanlı Devletinin cihattan gayesi, cihattan anladığı, bütün insanları kılıç zoruyla Müslüman etmek değildir; amaç, isteyenlerin İslama girmelerini, istemeyenlerin ise İslamın hâkimiyeti altında huzur ve refah içinde yaşamalarını temindir.

Kendilerini şeri şerife bağlı gören Osmanlı yöneticileri, hâkimiyetleri altında bulunan hiçbir azınlığa tahakküm etmeyerek, kendi inançları doğrultusunda yaşamalarını temin etmişlerdir. Zira, bu tutum, İslamın temel bir ilkesiydi ve İslam hukukunun ehli zimmete tanıdığı haklar içerisinde yer alıyordu.

Osmanlı tarihinde, bu inanç hürriyetine ilişkin pek çok güzel örnekler bulmak mümkündür. Mesela, 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılan Bosna-Hersek'te, Osmanlı'nın adil ve hoşgörülü idaresi sayesinde bu bölge insanları, hiçbir baskı altında kalmadan İslam Dinini seçmişler ve Osmanlı Devletine ve onun temsil ettiği ideallere bağlı kalmışlardır. Büyük Fatih, Bosna'yı fethettiği zaman, bölge halkına dinî hürriyet tanımış, mal ve can güvenliği sağlamıştır.

Muhterem arkadaşlarım, Bosna-Hersek'teki Çokuluslu Barış Gücünde görev yapan Türk Birliği, geçtiğimiz haftalarda Türk tarihi bakımından çok önemli bir keşfe imzasını attı. Mehmetçik, Bosna'da Fojnica şehrindeki Katolik manastırında, Fatih Sultan Mehmet Han'ın, bugüne kadar bilinmeyen ve Hıristiyanların dinlerinde serbest olacaklarını vaat eden bir fermanının yanı sıra, bir de elbisesini ortaya çıkardı. Manastırda 4 000 civarında da Türkçe elyazması kitap bulundu. İşte, manastırın duvarında asılı olan Fatih Sultan Mehmet Han'ın Bosna fermanı :

"Ben ki, Sultan Mehmet Hanım, halkımın tamamına ve devletimde üst düzeyde bulunanlara malum olsun ki, işbu fermanımla, Bosna rahiplerine lütfumu artırıp, yeri ve göğü yaratan Allah'ın hakkı için, Ulu Peygamber hakkı için, 124 000 peygamber hakkı için ve kuşandığım kılıç hakkı için şöyle buyurdum: Bu kişilerin yaşadıkları yerlere ve kiliselerine kimse mâni olmayacak, sıkıntı vermeyecek ve herkes yerinde kalacaktır. En başta yüce hazretim bulunmak üzere, vezirlerim ve halkımdan hiç kimse, bu kişilere, canlarına, mallarına ve kiliselerine taarruz etmeyecek, onları incitmeyecek, yabancıların buraya yerleşmek üzere gelmelerine karşı çıkmayacaklardır."

İşte, bu şefkatli ve adil yönetim sayesinde, Balkanlarda asırlardır devam eden Balkan feodal beylerinin zulüm ve baskıları sona ermiştir. Osmanlının bu topraklardan elini çekmesiyle ne yazık ki burada kargaşa ve zulüm tekrar başlamıştır.

Fatih Sultan Mehmet Han, Rumeli'deki fetihlerini genişleterek, Sırbistan sınırlarına geldiği zaman, iki ateş arasında kalan Sırplar, Macaristan ile Osmanlı Devletinden birisini tercih etmek mecburiyetinde kalmışlardı. Sırplar Ortodoks, Macarlar ise Katolik idiler. Sırbistan Kralı, Macar Kralına bir heyet gönderdi ve bu heyet marifetiyle sordurdu: "Macarlar Türklere galip gelirse, Ortodoksluk hakkında ne gibi müsaadelerde bulunacaksınız?" Macar Kralı Jan Hunyadi'nin cevabı çok ilgi çekicidir: "Sırbistan'ın her tarafına Katolik kiliseleri tesis edeceğim, Ortodoks kiliselerini de yıkacağım." Aynı soru, bir heyet tarafından Fatih Sultan Mehmet Han'a getirildi, Sultan Fatih'in cevabı ise şu oldu: "Her caminin yanında bir kilise inşa edilebilir." Bu cevabı alan Sırbistan Kralı, Hıristiyan Macarlara değil, Müslüman Osmanlı Devletine itaat etmiştir.

Muhterem milletvekilleri, Osmanlı Devletinde Batılı anlamda sosyal tabakalaşma ve sosyal sınıflar oluşmamıştır. Batıda görülen serf, senyör, proleterya, burjuvazi şeklinde bir tabakalaşma Osmanlı toplumu içinde görülemez. Koyun sürülerine çobanlık eden veya kara sabanın ardında koşan çocuklar alınıp, pekala devletin en yüksek kademelerine getirilebiliyordu veya saraya sokulabiliyordu. Çünkü, Osmanlı Devletinde ferdin toplum içindeki yeri soy asaletine dayanmıyordu; Osmanlı Devletinde kişinin kabiliyet ve ehliyeti önemli bir kriter olarak değerlendiriliyordu. Şahsın ailesi, soyu, geçmişi fazla bir anlam taşımıyordu. Osmanlı Devletinde, insana, Allah'ın mahluku, yaratılmışların en şereflisi, muhterem ve aziz bir varlık olarak bakılıyordu; tıpkı, Derviş Yunus'un "yaradılanı severiz, Yaradan'dan ötürü" anlayışı... İşte, bu anlayış, bütün Osmanlı toplumuna mal olmuştu.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Batı toplumlarında hak ve hürriyetlere ait gelişmelerin 1215 tarihli İngiliz Magna Carta'sı, 1789 tarihli Fransız İhtilali inkılabıyla olduğu kabul edilmektedir. Bu iddia, Batı toplumları için doğrudur; ama, insana ait hak ve hürriyetler, Osmanlı toplumunda, ta baştan itibaren mevcuttu; çünkü, onların anlayışına göre, üstün olan, kuvvet değil haktı. Bu prensip, inançlarının ayrılmaz bir parçasıydı. Bu sebeple, Osmanlı toplumunda, temel hak ve hürriyetler olarak, en kâmil manada şunlar mevcuttu:

Temel hakların en önemlilerinden birisi, eşitliktir. Eşitlik, İslam hukukunda temel bir hak olarak görülmektedir.

Başkasının hak ve hürriyetlerine tecavüz etmemek şartıyla, herkes can güvenliğine ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Beraeti zimmet asıldır -meşhur bir Mecelle kaidesi- yani, suçluluğu kesin olarak ispat edilmedikçe, herkes masumdur.

Şahsî hürriyetler konusunda, Müslüman ve gayrimüslim arasında fark yoktur.

Herhangi bir kimsenin canına, malına ve namusuna tecavüz, büyük bir suçtur.

Herkes için inanç ve ibadet hürriyeti vardır.

Mesken dokunulmazlığı, bizzat Kur'an-ı Kerim tarafından garanti edilmiştir.

Çalışma hürriyeti ve özel mülkiyet hakkı kabul edilmiştir.

Öğrenim hak ve hürriyeti büyük önem taşımaktadır. Her Müslümana öğrenmek, yalnız hak değil aynı zamanda önemli bir ödevdir.

Osmanlı tarihi dikkatlice ve önyargısız incelendiğinde görülmektedir ki, bu büyük medeniyet, devlet yapısı, yönetim anlayışı, askerî gücü, sosyal ve ekonomik yapısı, hukuk sistemi, sanat ve kültür faaliyetleriyle o devrin en üstün bir seviyesini temsil etmekteydi. Devrinin süper gücü olduğu halde, bu gücü sömürmek için değil, dünya barışının sağlanması için kullanmıştır. Osmanlının geniş bir coğrafyada tesis ettiği barışın ne anlama geldiği gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Zira, Balkanlar, Karadeniz sahilleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyası bugün siyasal dengelerin ve uluslararası barışın giderek bozulduğu mekânlar haline gelmiştir.

Balkanlardan çekilen Osmanlının boşluğu hâlâ doldurulamamıştır. Bosna-Hersek'te, Kosova'da cereyan eden olaylar bunun en açık delilidir. Geniş Arap dünyası, Osmanlı bayrağı altında yaşadığı huzurlu günlerini hiçbir zaman yakalayamamıştır. Osmanlının çekilmesinden sonra, geniş Arap coğrafyası cetvelle taksim edilerek, Batı emperyalizminin sömürüsünü kolaylaştıracak siyasî haritalar oluşturuldu; barış da, buralarda Osmanlıyla beraber tarihe karıştı.

Muhterem arkadaşlarım, muhteşem Osmanlı medeniyetinin 700 üncü yılını sevinçle, gururla kutluyoruz. Böylesine muhteşem bir medeniyetin varisi olmakla övünmek elbette hakkımızdır; ama bu yetmez. Osmanlı tarihini en iyi şekilde incelemek, öğrenmek ve bunlardan ders almak mecburiyetindeyiz. Ne oldu da 700 yıl önce 400 atlının başlatığı bir mücadeleyle bir dünya devleti, muhteşem bir medeniyet, muhteşem bir cihan devleti doğdu? Bunun sırrını iyi araştırmak mecburiyetindeyiz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu mübarek toprakları bizlere vatan yapan, bir büyük medeniyeti bizlere miras olarak bırakan atalarımızı şükran ve rahmetle anıyor, bu mutlu yıldönümünün Türk dünyası, İslam âlemi ve bütün insanlık için kutlu olmasını diliyor; Muhterem Heyetinizi tekrar Fazilet Partisi adına hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kutan.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DYP GRUBU ADINA MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700 üncü yıldönümü münasebetiyle, Doğru Yol Partisinin düşüncelerini ifade etmek üzere, Grup adına huzurunuzdayım. Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 700 üncü yıldönümünde Osmanlı'yı hatırlamak, cumhuriyete bühtan sayılmamalıdır. Hataları ve sevaplarıyla, 20 milyon kilometrekarelik, birkaç kıtaya yayılan büyük bir coğrafyada, çokuluslu, çok kültürlü, çok dinli, 7 asırlık bir cihan devletini doğru araştırmak, doğru değerlendirmek ve doğru anlamak, millet olarak vecibemizdir diye düşünüyorum.

Hatalar, ancak, onları görmekle düzeltilebilir, varsa düzeltilebilir, hatalar, görülürse tekrar edilmez. Aslında, tarihten korkmamak gerekir, ondan ibret almak esas olmalıdır, korkmak değil.

Sayın milletvekilleri, büyük Türk Milletinin, Orhun Vadisindeki kitabelerde, insan ağırlıklı devlet yönetimini görmeniz mümkün. Yıllar önce, Sayın Cumhurbaşkanıyla Moğolistan'ın başkentine iki saat mesafedeki Orhun Vadisine gittiğimizde, kitabeleri okuyan tarihçi arkadaşlarımızın, Kâbe'yi tavaf eder gibi, hakanların ulusu yönetim anlayışlarını nasıl okuduklarını, orada nasıl huşu içerisinde kalakaldıklarını bugün gibi hatırlıyorum. Açları doyuran, insana ağırlık veren bir yönetim anlayışını sergileyen hakanların, daha sonra, Osmanlının kurucusu Osman Beyin, Orhan Beye bıraktığı 6 maddelik vasiyetnamesinin 1 inci maddesinde de "Allah'ın yarattığı her şeye şefkatli ol" sözünün bulunması, herhalde bir tesadüf değildir.

Orhun Vadisinden binlerce kilometre uzakta, yüzlerce yıl sonra yeni kurulan devletin ilk beyi, ondan sonra gelene, insana saygıyı, Allah'ın yarattığı her şeye saygıyı bir vasiyet olarak bırakıyor. Bugünü düşünün; yalnız insana değil, Allah'ın yarattığı her canlıya, bitkilere, çevreye, böceklere ve hayvanlara, her şeye şefkatli ol diyor. İşte, Osmanlının, daha başında yönetim anlayışı bu.

Oradan, Anadolu'da Selçuklulara ve Osmanlı ile cumhuriyete kadar gelen tarihî bir geçmiş...

Bin yılı aşkın bu tarihî gelişimin manevî temelinde, Hoca Ahmet Yesevî'den, Horasan erenlerine, alperenlere, Yunuslara, Mevlanalara ve Hacı Bektaş Velilere uzanan bir dünya görüşü ve Şeyh Edebali eliyle kurucu Osman Gazi'ye verilen paha biçilmez devlet adamlığı öğütleri, bilgece sözlerin derin izleri... İşte, Osmanlının manevî mirası, üzerine oturttuğu devlet anlayışının manevî zemini bu.

Değerli milletvekilleri, Osmanlı Devleti, hoşgörüyü esas alan bir yönetimi benimsemiştir; idaresi altındaki halka, ne dinlerini ne dillerini ne de kültürlerini değiştirmeleri için baskı kurmuştur; değişik dil, din ve milletten insanları barındıran, âdeta, bir yuva oluşturmuştur.

İngiliz tarihçisi Toynbee, belki, bu gerçeği görenlerin başında geliyor. Bakın, ne diyor: "Bütün tarih boyunca, Ortadoğu ve Balkanları hâkimiyetinde birleştiren tek devlet Osmanlı İmparatorluğudur; ne Persler ne Roma ne de Arap imparatorlukları, buna muvaffak olmuşlardır. Buralarda en geçerli, en uzun, en iyi yönetimi, Osmanlılar kurabilmiştir."

Dünyada, bilim adamları, bu cihan devletinin, elbette ki, çok önemli bir tarihî varlık olarak incelemesini yaptılar, ona özel bir önem verdiler.

Sayın milletvekilleri, ünlü Avusturyalı tarihçi Hammer, 1835'lerde -yıllar önce- Osmanlı İmparatorluğunu, üç kıtada, sonsuz ehemmiyeti haiz bir devlet olarak nitelendiriyor.

Yine, bizim ünlü tarihçimiz Halil İnalcık, bakınız ne diyor: "Osmanlı tarihi anlaşılmadan dünya tarihi yazılamaz."

Yine, İlber Ortaylı -genç, daha yeni, çağdaş tarihçimiz- bakınız ne diyor: "Osmanlı mirasını reddetmenin temelinde tarih bilmezlik yatıyor."

Öyleyse, bütün dünyada, bütün tarihçilerin "yeniden keşif" olarak nitelendirdiği... Mesela, bunlardan birisi, yine, tarihçi William Darlyumple "Osmanlı İmparatorluğu, bugün, dünya tarihinde son keşfedilen kıtadır" diyor.

Öte yandan, Koçibey Risalesinde yazıldığı gibi, geçmişe benzemek ve geçmişi taklit etmek de çökmekte olan Osmanlıyı nasıl kurtaramamışsa, bizim de bugün, geçmişte kalmadan, Osmanlı gerçeğini iyi anlamamız gerekmektedir. Geçmişte kalmadan Osmanlı gerçeğini anlarsak, Türkiye'yi daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Elbette hiçbir millet tarihinden kopamaz. "Aslını yitiren haramzadedir" sözü, boşuna söylenmemiştir.

Esasen bütün bilimsel tekâmülün başında, doğrudan doğruya, insanın üç zamanlı yaşaması vardır. İnsan geçmişi bilir, geçmiştekileri öğrenir; sonra, kendisi ona bir şeyler katar ve üçüncü boyutta da gelecek için yeni fikirler ileri sürer. İşte devletlerin tarihi de böyledir, milletlerin tarihi de böyledir. İlkönce geçmişinizi bileceksiniz. Aynen bilimsel tekâmülde, yalnız insana verilen bir özellik olarak, bildiklerinizi başkalarına öğretme yeteneğiniz vardır. Her bir yaratık birtakım şeyler öğrenir; ama, öğrendiklerini başkalarına öğretme yeteneği yalnız insana verilmiştir. İşte bilimsel tekâmülün esası budur. Devletler de ilkönce geçmişlerini öğreneceklerdir; sonra, bugün, geçmişte öğrendiklerini, yeni şeyler çalışarak, yeni şeyler öğrenerek geliştireceklerdir ve geleceğe dönük fikirler ileri süreceklerdir. İşte bilimsel tekâmülün esası, nasıl insanın bildiklerini başkalarına öğreterek üç boyutlu yaşamasıysa, milletlerin tekâmülünün, insanlığın tekâmülünün esası da, geçmişini bilerek, bugünü değerlendirerek, geleceye yönelik düşüncelerle hayatta kalabilmekten, daha doğrusu daha ileriye gidebilmekten geçmektedir.

Sayın milletvekilleri, Paul Kenddy "Büyük Güçlerin Yükselişi ve Çöküşleri" adlı eserinde, Osmanlının, matematik, haritacılık, tıp, bilim ve sanayiin birçok kolunda Avrupa'dan daha ileri gittiğini yazıyor. Bu, yeni bir şey olmayabilir, bunu biliyoruz; ama, bunu, bir yabancı, son zamanlarda en çok okunan bir kitapta tekrar dile getirmekte ve özellikle İngiliz, İspanyol ve Hollanda Kolonializminden farklı olarak, Osmanlı fethinin, topraklara, ayrı bir kültür, ayrı bir adalet ve yeni bir medeniyetle gitmesini örnek göstermektedir. Ekonomik sömürgecilik yoktur. İngiliz, İspanyol ve Hollanda kolonializminde esas olan ekonomik yararlanmadır gidilen ülkelerde, Osmanlıda ise, gidilen yerlere, adalet, müsavat ve medeniyet götürme vardır.

Sayın milletvekilleri, Osmanlı yönetim tarzı ile yönetici sınıfın yetiştirilmesi ve özellikle istihdamının, şaşırtıcı bir disiplin, ilkelilik ve hiyerarşi anlayışı üzerine bina edildiğini hepimiz biliyoruz. Osmanlı Devleti, özellikle Fatih'ten sonra, devlet yönetiminde, etnik yapıdan ziyade liyakate dayalı, profesyonel kadrolarla yönetimi yürütme yolunu tercih etmiştir. Fatih'in enderunu, dünyada, kamu yöneticisi yetiştirmek üzere kurulan ilk okul olarak kabul edilir. Bundan birkaç yıl sonra, Rusya'nın Deli Petro'sunun da –onlara göre Büyük Petro– enderuna benzer kamu yöneticisi yetiştirme okulları vardır; ama, ilki Fatih'in enderunudur.

Sayın milletvekilleri, Osmanlı Devletinin yediyüz yıllık cihan imparatorluğu kurabilme sırrını, tarihçi Toynbee, liyakatli insanların devlet görevlerine getirilmesine bağlıyor. Biraz önce arz ettiğim gibi, Osmanlıda, kişilerin neler başardığı esas alınıyor; Osmanlıda, liyakat esası var, kayırmacılık yok. Özellikle Fatih sonrası, Osmanlı bürokrasisi, devrin en ileri disiplin, etkinlik ve becerisine sahip bir bürokrasisi.

Sayın milletvekilleri, bugün elimizdeki Osmanlı arşivi, özellikle 150 milyona yakın belgesiyle gerçek bir hazine, dünyada eşi olmayan bir arşivdir. Son zamanlarda özellikle, Arşiv Genel Müdürlüğünün çabalarıyla, bunun ancak 50 milyona yakını tasnif edilebilmiştir; 100 milyon belge, hâlâ, araştırılmayı, incelenmeyi ve sınıflandırılmayı beklemektedir.

Osmanlının gerçekte ne olduğunu öğrenmenin yolu, her şeyini kayıt altına alan bu cihan devletinin kendi kayıtlarından onu incelemekten geçer. Şimdi, gerçek bir Osmanlı tarihçisi olan ve geçen yıl da Atatürk Barış Ödülünü alan Prof. Bernard Lewis, biraz da latife yollu, bize, 1976 Bilad-ı Şam Konferansında şunu söylemişti: "Ben, aslında bir hukuk talebesiydim; onu beceremedim, tarih fakültesini bitirdim, tarihçi oldum. Osmanlı vesikaları o kadar güzel hazırlamış ki, benim kabiliyetimin kıtlığına rağmen, ben sadece bu vesikaları inceliyorum ve yeni nesillere aktarıyorum." Tabiî ki, bu latife yollu tevazuu dışında, Bernard Lewis'in, Osmanlı Devleti ve onun tarihi konusunda dünyanın en önde gelen otoritelerinden biri olduğunu ve buna bağlı olarak da, geçen yıllarda, Ermenilerin, kendisini, Paris'te "Osmanlılar Ermenilere zulüm yapmadı, sadece karşılıklı bir harpten ibaretti" şeklindeki tezi dolayısıyla mahkemeye verdiklerini ve bu mahkemeden de bilimsel ispatıyla beraat ettiğini, burada bir kere daha açıklamayı gerekli görüyorum. Bunu belirtmemin sebebi, Osmanlı arşivinin muhteşemliğidir; belki, dünyada eşine rastlamayacağınız kadar düzgün bir biçimde, devletin bütün işlemlerinin kayda geçirilmesidir. Bunların incelenmesiyle, büyük ölçüde, Osmanlı Devletinin nasıl cihanşümul bir devlet olduğu konusundaki düşüncelerimizin daha da gelişeceğine inanıyorum.

Osmanlı'nın, bir dünya devleti olduğunu, Tanzimatla, Avrupa ve özellikle Fransa'dan merkeziyetçi devlet yönetiminin bazı özelliklerini almakla kalmadığını, 19 uncu Asır sonlarına doğru, modern eğitim kurumlarımızın da temelini attığını görüyoruz.

Burada, özellikle teknolojiyi yakından takip eden bir devlet olduğunu belirlemek üzere bir küçük anekdotu da anlatmak istiyorum. Bir yabancı teknik dergide, yıllar önce, dünyada ilk metro hangi şehirde kurulmuştur diye bir sorunun cevabı araştırılıyordu. Uzun uzun açıklamalardan sonra dünyada metro olan şehirler anlatılıyor ve cevap olarak, dünyada ilk metronun İstanbul'daki tünel olduğu ileri sürülüyordu. Şimdi, o tarihte, düşününüz ki, Osmanlı, dünyada ilk metroyu yapmış, bu yabancı dergiye göre; ama, Türkiye'de, hez, hiçbir şehrimizde metro yoktu. Teknolojik gelişme ve dünya devleti olma bakımından, Osmanlı'nın ne olduğunu göstermesi bakımından enteresandır diye düşündüğüm için size nakletme gereğini duydum.

Bir cihan devletidir dedik. Bugün Makedonya'ya giderseniz, Üsküp'te bir üniversiteleri var. Üniversitelerinin rektörlük binası, son Osmanlı sultanının 1904'te Makedonya'yı ziyareti şerefine yapılmış bir bina. Makedonya'nın en görkemli binası ve üniversitelerinin de rektörlük binası olarak duruyor. İmparatorluğun en zayıf döneminde, bir ziyaret şerefine yapılan bir bina, bugün, Makedonya'nın en güzel, en görkemli binası olarak duruyor. İşte, Osmanlı Devletinin cihanşümullüğü, büyüklüğü...

Sayın milletvekilleri, elbette ki, bugünün dünyası, imparatorlukların değil, cumhuriyetlerin dünyası. Biz de, Osmanlı'nın 700 üncü yılı ile birlikte cumhuriyetimizin de 75 inci yılını idrak ettik.

Osmanlı'yı incelemek, araştırmak, Osmanlı'yı doğru anlamak, cumhuriyetimizi daha da yüceltmemize, geliştirmemize yardımcı olmalıdır diye düşünüyorum. Büyük Atatürk 10 uncu Yıl Nutkunda "Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, atinin ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır" derken, o inançlı sesiyle nasıl haykırıyorsa, Türkiye'yi yönetmeye talip olanların da, aynı inançla, gönüllerini, millî kültürlerine bağlı, ama, kafalarını çağdaş medeniyete açık olarak, bu yüce milleti ve onun kutsal demokratik cumhuriyetini, çağdaş uygarlığın en önemli devletlerinden birisi yapmaya ve ilelebet yaşatmaya gayret göstermelidirler diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, Osmanlı Devletinin 700 üncü kuruluş yıldönümü, Osmanlı Devletini tanıma ve öğrenme yılı olmalıdır. Bu uğurda, Değerli Devlet Bakanımızın büyük bir ciddiyetle hazırlamış olduğu programı şükranla karşılıyoruz; ama, bu cihanşümul devleti, yapısıyla, yönetimiyle ve işleyişiyle, Türk gençliğine ve çocuklarımıza doğru ve gerçek yönleriyle öğretme çabalarımızın da sürdürülmesine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, esasen, bugün, 200 milyon nüfuslu Türk Dünyası, Türkiye Cumhuriyetini örnek almaya hazır; devlet yönetiminde, demokratik, siyasî sistemde, ekonomik sistemde, kültürel gelişmede, kısaca çağdaş uygarlık âleminin önemli bir üyesi olma yolunda, bizden, kaçınılmaz görevler bekliyor.

Sayın milletvekilleri, bugün, Türkiye Cumhuriyeti, Balkanlar, Kafkasya, ve Ortadoğu gibi dünyanın en karmaşık coğrafyasında, demokrasi içinde, siyasî ve ekonomik istikrarını koruyabilen, modern dünya ile her türlü ilişkilerini en üst düzeyde geliştirmeye gayret gösteren çok önemli bir devlettir; bölgesinin siyasî ve ekonomik yıldızıdır. Bazı geçici sorunları olabilir; ancak, bunlar üstesinden gelinemeyecek meseleler değildir. Birçok cihan devleti kurmuş, yaşatmış ve dünya medeniyetine katkıda bulunmuş olan bu büyük milletin evlatları olarak, bugün, bize düşen bazı görevler ve sorumluluklar var.

BAŞKAN – Sayın Sağlam, size 3 dakika eksüre veriyorum; buyurun efendim.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bunlardan birincisinin, önce yapılan fetihler az geliyormuş gibi, 65 yaşında Zigetvar'a kadar at sırtında sefere çıkan Kanunî'nin devlet adamlığına ve bu sorumluluğa sahip olabilmek olduğunu düşünüyorum. Seçimi yok, muhalefeti yok; ama, devlet sorumluluğu, ona, o yaşta, at sırtında aylarca gitme ve yeni fetihler yapma sorumluluğunu vermiş. Macarların "Kahraman Düşman" diye yazdıkları heykelinin önünde şükranla eğilmemek, devlet sorumluluğunun önünde saygıyla eğilmemek mümkün değildir.

İkincisi, devlette hoşgörü geleneğini sürdürme. Osmanlı, yönetimi, idaresi altındaki halkın inancına, diline, kültürüne saygılı olmuş; Fatih'in son olarak Kosova'da ele geçirilen fermanı, oradaki kilise mensuplarının haklarını koruma yolundaki uygulamaların en son elde edilen örneğidir diye düşünüyorum. Osmanlı coğrafyası üzerine kurulan 35 bağımsız ülkenin de, yüzyıllar sonra, dilleriyle, inançlarıyla ayrı devlet olabilmeleri, bu hoşgörünün en doğal ve tarihte görülmemiş bir sonucudur diye düşünüyorum.

Üçüncü olarak da, adalete olan saygı ve itibar bir başka Osmanlı meziyeti, hepimizin üzerinde durması gereken, teokratik bir devlet yapısına rağmen, dünya meselelerinde yeni kanunlar çıkararak, bu kanunların uygulanmasına özen gösteren bir devlet anlayışı.

Sayın milletvekilleri, geçmişten ders alan, güç alan cumhuriyetimiz, ortak geçmiş üzerine kurulan ortak geleceğimizdir. Bugün, genç nüfusumuzun çağdaş bilgi ve beceriyle donatılmasıyla, yetişmiş teşebbüs gücümüz ve çalışanlarımızla, dünyayla rekabet edebilen, bol, ucuz ve kaliteli mal üretmek suretiyle demokrasi içerisinde siyasî ve ekonomik istikrarımızı koruyarak, insan odaklı sosyal kalkınmamızı sağlayarak, ayrılıklarımızı değil ortak yönlerimizi vurgulayarak, birbirimizi sosyal ve siyasal gruplar olarak anlamaya çalışarak, uzlaşmaya çalışarak, cumhuriyetimizi, Anayasamızda belirtilen demokratik, laik hukuk devleti nitelikleriyle sonsuza kadar yaşatmak ve yüceltmek tarihî sorumluluğuyla karşı karşıyayız.

Bu yüce milletin bugünkü ve yarınki kuşakları, geçmiş kuşakların verdiği bu veballi görevin mutlaka üstesinden gelecektir. Onun için, Sayın Karakoyunlu'nun, yaşayan Osmanlıların, Osmanlı'nın 700 üncü yılı münasebetiyle, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Türkiye'ye davet edilmesini Cumhurbaşkanımızın takdirlerine sunma teklifine Sayın Meclis Başkanvekilimizin aracı olması fikrine katılıyoruz.

Bu münasebetle, bu önergeyi veren arkadaşlarımıza şükranlarımızı sunuyorum ve cumhuriyetimizin ilelebet payidar olmasını Cenabı Allah'tan diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sağlam.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Erol Al; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA EROL AL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700 üncü yılı nedeniyle verilen genel görüşme önergesinin öngörüşmesi dolasıyla, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere söz aldım; Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri; bir milletin tarihi, o milletin dünüyle bugünü arasındaki en kuvvetli, en anlamlı bağ olduğu kadar, geleceğin kurulmasına yönelik atılacak adımlar açısından da ders alınması gereken en temel değerdir. Bu nedenle, tarihimizi iyi bilmek, doğru kavramak ve doğru yorumlamak zorundayız. Bu temel doğrultu çerçevesinde, tarihin ancak 2 800 yıllık geçmişine ışık tutabildiği binlerce asırlık Türk medeniyetinin 623 yıllık çok önemli bir kesitini oluşturan Osmanlı'yı 20 dakikada değerlendirebilmek elbette ki olanaksızdır.

Öncelikle vurgulamak isterim ki, Osmanlı Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu, milattan önce 8 inci Yüzyılda, Hun Türklerinin tarih sahnesine çıkışıyla, adını bir daha silinmemek üzere tüm dünyanın hafızasına altın harflerle kazıyan Türk ırkının kurduğu gelmiş geçmiş en büyük devlettir. (MHP sıralarından alkışlar) Osmanlı, Balamir'in yönetiminde Tuna'yı geçtikten sonra Trakya'ya kadar ilerleyip, ardından yurtlarına dönen Hun Türklerinden sonra Avrupa'ya ayak basmış ikinci büyük Türk Devletidir. Nasıl, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı'nın devamıysa, Osmanlı da Hunların, Göktürklerin, Büyük Selçuklu İmparatorluğunun ve nihayet Anadolu Selçuklu Devletinin mirasçısıdır.

Bizans İmparatoru 4 üncü Diyojen'in paralı askerlerinin, Selçuk Sultanı Alparslan'ın ordusu karşısında uğradığı ağır yenilgi sonrasında, "Küçük Asya" adı verilen Anadolu'ya yerleşen Türkler, 13 üncü Yüzyılın ortalarına doğru yaşanan Moğol istilası sonrasında, bu kez Osmanlı Beyliğiyle ayağa kalkmıştır.

Osmanlı, Bizans İmparatorluğunun toplumsal ve siyasî bakımdan parçalandığı bir dönemde, güçlü bir merkezî devletin denetiminde sorumluluğu dağıtan bir sistem getirmiştir; bu koloni sistemiyle eski Bizans topraklarına yerleşmiş, adım adım batıya doğru ilerleyen bir istilanın başlangıcını oluşturmuştur.

Değerli arkadaşlarım, 623 yıl boyunca 36 padişan tarafından yönetilen Osmanlı'da, devletin kurucusu Osman Bey dışında, dört büyük devlet adamı öne çıkmıştır: I. Murat, Fatih Sultan Mehmet, Kanunî Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim.

I. Murat, Avrupa'ya akın başlatan ilk Osmanlı Sultanıdır; tahta çıktıktan onbeş ay sonra Trakya'nın denetimini ele geçirmiş, Bursa'nın yerine Edirne'yi başkent ilan etmiştir. Türkler, I. Murat döneminde Bulgaristan, Makedonya, Sırbistan ve Katolik Kilisesinin güçlü olduğu Macaristan'a girmiştir. Savaşta düşmana son darbeyi vurmak üzere kurulan saldırı gücü Yeniçeri Ordusu, I. Murat döneminde kurulmuştur ve II. Mahmut'un tahta çıktığı döneme kadar da bu işlevini sürdürmüştür.

Sultan Murat'ın yönetiminde Osmanlı, İstanbul'dan Belgrad'a uzanan eski Roma yolunun beşte 4'üne egemendi, Belgrad'dan Selanik'e uzanan bölümüne de hükmediyordu. Boğaziçi'nden Adriyatik Denizine giden yol Osmanlı toprakları içinden geçiyordu artık; Anadolu'da, Ankara'dan Boğaziçi'ne kadar bütün topraklara da Osmanlılar hâkimdi. Osmanlı'nın en uç doğu sınırından en uç batı sınırına kadarki mesafe kırkiki günde katedilebiliyordu; Murat Han yirmiyedi yıl önce tahta çıktığında ise bu süre sadece üç gündü.

Osmanlıyı dünyanın ilk süper güçlerinden biri haline getiren Murat Han, bugün, Türk Ordusunun Miloseviç zulmüne karşı koruma altına aldığı Kosova'da, Sırp İmparator Lazar'ı tarihten sildiği büyük zaferde şehit düştü. Tarihte, onu, bir sultan olarak, kendisi gibi bilime, pozitif eğitime büyük önem veren, taassuba asla esir düşmeyen ve hoşgörüleriyle adlarını tarihe yazdıran Fatih Sultan Mehmet ve Kanunî Sultan Süleyman geçebilecektir.

Murat Han, imparatorluk haline getirdiği ülkesindeki Hıristiyanlara büyük hoşgörü göstermiştir; bu tutumu, aynı çağdaki Katolik Hıristiyanlarla tam bir tezat oluşturur. Yeniçeriler dışında hiç kimsenin din değiştirmeye zorlanmasını kabul etmeyen Murat Han hakkında Papaya mektup yazan Ortodoks Patriği, Sultanın kiliseye tam bir özgürlük tanıdığını bildirmiştir. Sultan Murat'ın bu tavrını, Fatih Sultan Mehmet ve Kanunî Sultan Süleyman'ın da aynen sürdürdüğü ve pek çok ihtilafta, Katolik Kilisesine güvenmeyen bazı Avrupa devletlerinin ve Rumların Osmanlı'yı tercih ettikleri bilinir.

Murat Han döneminde Osmanlı, çok geniş bir alanda, önceki çağların Pax Romana'sı ile kıyaslanabilecek bir Pax Ottomanica, yani, Osmanlı barışı yaratmıştır. Burada, Sevgili Kültür Bakanımızdan, Sultan Murat'ın, şimdi Kosova'da harap vaziyette bulunan türbesini derhal onartıp, onun şanına yakışır duruma getirerek, tarihsel bir görevi yerine getirmesini rica ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; fetret devrinden otuz yıl sonra tahta çıkan II. Mehmet de, devlet yönetiminde, âdeta Murat Han'ı andıran uygulamalarıyla müthiş bir başarı sağlamış, Osmanlı'nın en büyük dört padişahı arasına girmiş, Avrupa'da adından en çok söz ettiren Osmanlı padişahlarından birisi olmuştur.

1441-1445 ve 1445-1481 arasında iki dönem padişahlık yapan Fatih Sultan Mehmet, öğrenmeye ve gelişmeye açık kimliği nedeniyle, taassupla büyük bir mücadele vermiştir. Fatih, bilim ve sanata verdiği önemi, klasik medreseler dışında "Sahni Seman" adı verilen Fatih medreselerini kurarak da göstermiştir. Bilim ve düşünce adamlarını koruma altına almış, desteklemiş ve kendisi gibi düşünmeyenlere, kendi dininden olmayanlara hoşgörüyle yaklaşarak, Osmanlı'nın büyümesine önemli katkıda bulunmuştur.

Burada, Sayın Recai Kutan'ın değindiği Fatih'in Bosna'yı fethi sonrasındaki fermanına, İstanbul'un fethi sonrasındaki Rum toplumuna yaklaşımını ilave etmek isterim. Fener Rum Patrikhanesi, Fatih tarafından kurdurulmuş, başına da yine Fatih tarafından Gennadios Skolaries getirilmiş ve ona ilk sözü "dostluğumuza güven" olmuştur.

Yahudileri, İstanbul'da üçüncü büyük çoğunluk yapan -Türkler ve Rumlardan sonra- devlet adamı da Fatih Sultan Mehmet'tir. Yahudileri, Selanik ve Avrupa'dan, ticarî başarıları nedeniyle davet edip İstanbul'a yerleştiren devlet adamı Fatih Sultan Mehmet'tir.

Fatih'in, eğitim, ticarî ve sosyal yaşamdaki başarıları, elbetteki askerî başarıyı da beraberinde getirmiştir.

Fatih'in, yeryüzünde emsali bulunmayan bir zaferin, İstanbul'un fethinin müsebbibi oluşu asla bir tesadüf değildir. Bu fetih için aklın, bilimin tüm olanaklarını kullanmış, eşi, benzeri olmayan uzun menzilli bronz toplar döktürerek ordusunun savaş gücünü artırmış, bu da yetmeyince, taktik dehasını ortaya koyarak, karada gemi yürütmeyi başarmıştır. Ünlü İngiliz Tarihçi Lord Kinross, bakınız, bu operasyonu şu sözlerle aktarıyor: "İstanbul'un sadece kara saldırısıyla ele geçirilemeceğini fark eden II. Mehmet, gemileri karadan aşırıp Haliç'e sokmak gibi dahiyane bir fikri uygulamaya girişti. Denizden 60 metre yüksek bir vadi sırtından bir başka vadiye, oradan da Haliç'e giden bir karayolu yapıldı. Yola, başından sonuna kadar yağlı kütükler döşendi. Metal tekerlekli taşıyıcılar üstüne bağlanan gemiler, makaralarla sudan karaya çıkarıldı ve öküzlerle çekildi. Yelkenler açıldı, kürekçiler kürekleri havaya kaldırdı. Karada yelken açıp ilerliyormuş izlenimi vererek Haliç'e giren gemilerin karşısında Hıristiyan denizciler ve nöbetçiler dehşete kapıldı. Haliç sularında Rum donanmasının savunma hattının gerisinde 70 parça Türk gemisi belirivermişti."

İşte, bu dahi Türk devlet adamı tarafından sonsuza kadar Türk toprağı olmak üzere fethedilen ve başkent ilan edilen İstanbul, bir başka dahi Türk devlet adamı Mustafa Kemal'in önderliğinde verilen millî mücadele sonrasında yeniden Türk vatanı yapılarak, Sultan Mehmet'in bu büyük mirasına sahip çıkılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmanlı padişahları arasında halifelik unvanını ilk kez alan Yavuz Sultan Selim dönemi de tarihsel açıdan büyük önem taşır. Çaldıran Zaferi sonrasında Tebriz'e kadar ilerleyen, Suriye, Mısır, Filistin ve Hicaz'ı Osmanlı toprağı yapan Yavuz döneminde, Türkler, İslam dünyasının egemenliğini tartışmasız bir şekilde ele geçirdi. Osmanlı'nın 9 uncu padişahı Yavuz Sultan Selim, halife unvanı aldı ve bu unvanı ondan sonraki 27 Osmanlı sultanı da kullandı.

Osmanlı, gücünün doruğuna Kanunî Sultan Süleyman'ın yönetiminde ulaştı. Pozitif bilimlere büyük önem veren ve askerî başarıların devamının eğitimle mümkün olacağını gören Sultan Süleyman, Kanunî medreselerini açtı. Bu medreselerde tıp ve matematik dersleri ağırlıklı olarak işlendi.

Osmanlı sınırları, genişleme döneminde, Karpat Dağlarının kuzeyinden Hazar Denizine, Hazar Denizinin batı kıyılarından Basra Körfezine, bütün Arap Yarımadası, Mısır, Libya, Tunus ve Cezayir'i kapsayarak Sudan'a, Viyana'nın biraz doğusundan Zagreb'e kadar uzanıyordu.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; peki, ne oldu da, Murat Han'ın, Fatih'in, Sultan Süleyman'ın Osmanlısı, sonraki dönemlerde Avrupa ve Rus ordularına boyun eğmek zorunda kaldı? Fatih'in ordusu, bilim ve teknolojinin bütün imkânlarıyla İstanbul gibi müthiş koruma altındaki bir kenti fethederken, Mimar Sinan gibi bir dahi mühendis Kanunî döneminde şaheserler yaratırken -devrin resmî tarihçisi Enveri Efendinin verdiği bilgiye göre- 1768 Osmanlı-Rus Savaşında, Osmanlı, Rumeli'de nehirleri geçecek, askerlerinin nehirleri geçmesi için köprüleri yapacak mühendis bulamamıştır. İşte, durup düşünülecek nokta burasıdır.

Değerli arkadaşlarım, vatan, özgürlük ve kimlik ifadeleri bazıları için yüzeysel anlamlar taşıyabilir; ama, biz Türkler için bunlar ancak ölümle terk edilebilecek kutsal kavramlardır. "Ya istiklal ya ölüm" buyruğu da, bu kutsiyetin millî mücadeleye yansımasıdır.

Bakınız, Türk kimliğinin insanımız için önemine dikkat çeken tarihçiler, Göktürkler dönemine ilişkin şu ifadeleri kullanıyor: Genişlemenin yol açtığı dağılmaya karşın, ırk ve dil özelliklerini korudular. Ortak kimlik duyguları öylesine güçlüydü ki, toprak, hava, ateş ve suyu kutsal sayan ilkel Şaman dinleri, bu doğa öğelerini Türk olarak kabul ediyordu.

Bu açılım sonrasında, yeniden kaldığımız noktaya dönelim. Neydi bizi Karpatlardan, Hazar'dan, Basra'dan, Libya'dan, Arap Yarımadasından, Kırım'dan, Kafkaslardan ve hatta Anadolu'nun büyük bölümünden söküp atan güç ve bizim bu güce karşı zayıflığımız... İşte, bu, Murat Han'da, Fatih Sultan Mehmet'te, Kanuni Sultan Süleyman'da, Osmanlı'da başka pekçok sultanda ve Mustafa Kemal Atatürk'te olmayan zayıflık, taassuptur arkadaşlar. Ulemadan, şeyhülislamdan, yeniçeri ocağından, medreselerden çıkarlarının ellerinden kayıp gideceğini düşünenlerden kaynaklanan taassuba karşı durduğu dönemlerde Osmanlı, çığ gibi büyümüş, taassuba esir olduğu dönemde ise eriyip yok olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, dün Bosna'daki, bugün Kosova'daki zulme; Kıbrıs'ta, Batı Trakya'da, Azerbaycan'da, Kuzey Irak'ta, Güney Azerbaycan'da Türk kimliğinin yok edilmesini amaçlayan sistemli saldırılara hınç duyan bir kardeşiniz olarak, bunlara yol açan gelişmelere dair görüşlerimi aktarmaya çalışacağım ve birtakım örnekler vereceğim.

15 inci Yüzyılda İtalya'da doğan ve Avrupa'nın her yanına yayılan kültür, sanat ve bilimde yenilenme hareketinin başlangıcı olan Rönesansla insana güven duyan hümanistler, yeni pedagoji hedeflerine yönelik bir laik okul geleneğinin temelini attı.

Avrupa ülkelerinin bilginleri, kendi aralarındaki bilgi alışverişinin yolunu açarak, Shakespeare, Bacon, Kopernik, Erasmus, Michelangelo, Donatello, Botticelli, Leonardo Da Vinci gibi modern bilimin ve sanatın öncülerinin yetişmesine olanak sağladı. Kilise bağnazlığına karşı verilen savaşı kazanarak, yeni bilimsel araştırmalarla, astronomi, anatomi gibi modern bilimlerin temelini attılar ki, bu dönemin Osmanlı'nın en güçlü dönemi olması, bu topyekûn mücadelenin, Türk ilerlemesinin durdurulmasına yönelik olduğuna dair güçlü bir kanaat oluşturur.

Rönesans, reform ve aydınlanma döneminden oluşan bilimsel devrimini sanayi devrimi izledi.

16 ncı Asrın sonlarına kadar Avrupa ve Asya'da karşısında hiçbir gücün duramadığı Osmanlı Ordusu, Avrupa'da ortaya çıkan askerî teknolojideki yeniliklere ve bunun sonucu olarak savaş yöntemlerindeki gelişmelere ayak uyduramadı; böylece, Batı orduları karşısındaki savaş gücünü yitirdi. 16 ncı Yüzyılın sonları ile 17 nci Yüzyılın ilk yarısı, Osmanlı için, gerek içte gerekse dışta bunalımlı bir dönem oldu, Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa devletlerine karşı üstünlük iddiası sona erdi.

Osmanlı kamuoyu, biraz önce bahsettiğim, nehirleri geçmek için köprü yapacak mühendis bulamadığı 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşları ve Küçük Kaynarca Anlaşmasından çok etkilendi. Ağır yenilgiler ve Kırım'ın kaybı hiçbir zaman hazmedilemedi ve bu durum, ıslahat hareketlerinin temelini oluşturdu; ancak, içeride taassubun, dışarıda Avrupa'nın bilim ve teknolojideki gelişmesinin etkisiyle başarı sağlanamadı.

Buraya gelinmesinde medreselerde okutulan doğa bilimleri, tıp ve matematik derslerinin 16 ncı Yüzyıldan sonra kaldırılmasının, taassubun etkisinde kalan bazı yöneticilerin pozitif bilimlere ve bilimcilere sahip çıkmamasının rolü kuşkusuz büyüktür. Osmanlı'nın ilk önemli matematikçisi ve astronomu Kadızade-i Rumi'nin öğrencisi büyük matematikçi ve astronom Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmet'in isteğiyle Semerkant'tan İstanbul'a gelmiş ve Uluğ Bey'in astronomi cetvellerini tamamlamıştı. Gök cisimlerinin hareketleri ve dünyadan uzaklıkları üzerine çalışmalar yapan Ali Kuşçu, İstanbul'un enlem ve boylam derecelerini hesaplamış ve Fatih Külliyesine bir güneş saati de yapmıştı.

Ali Kuşçu'nun öğrencisi, 15 inci Yüzyılın bir diğer parlak siması matematikçi Molla Lütfi de bilimleri sınıflandıran bir kitap yazmış ve aklî bilimler üzerine çalışmalar yapmıştı. Meşhur Delos Probleminin çözümünü veren ve bir hacmin 2 katına çıkarılmasının, o hacmin 2 katına çıkarılması değil, 8 kez büyütülmesi anlamına geldiğini açıklayan Molla Lütfi, ne yazık ki, Fatih'in ölümünden onüç yıl sonra, dinsizlik suçlamasıyla Sultanahmet At Meydanında idam edilmiştir.

16 ncı Yüzyılın başlarında ünlü Türk denizcisi Piri Reis, en son keşifleri gösteren mükemmel biçimde iki dünya haritası yapmıştı. Piri Reis, ayrıca, "Kitab-ı Bahriye" adlı Ege ve Akdenizdeki kıyıları, limanları ve adaları anlatan çok önemli bir coğrafya kitabı yazmıştı; ancak, ünlü Türk coğrafyacı ve haritacı Piri Reis, Basra Valisi Kubad Paşa'nın, rüşvet alarak Hürmüz kuşatmasını kaldırdığı iddiası üzerine Mısır'da idam edilmiştir.

Klasik dönem Osmanlı bilim tarihinin en parlak bilimcilerinden biri de Takiyüddin'dir, diğer adıyla Takiyüddin Mehmet. Matematikçi ve astronom olan Takiyüddin, muvakkithanelerdeki hesapların hatalarını bulmuş ve bu hataları düzeltmek amacıyla gözlem yapmak için rasathane kurmuştur. 16 ncı Yüzyılın en mükemmel rasathanelerinden biri olan bu rasathane, Şeyhülislam Ahmet Şemseddin Efendinin fetvası üzerine, Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından 22 Ocak 1580'de topa tutularak, gözlem araçlarıyla birlikte yok edilmiştir. Ne hazindir ki, bu topların, rasathaneyle birlikte Osmanlı'yı da yıkmakta olduğu ancak üçyüzotuz yıl sonra anlaşılabilmiştir. Bu feci sonun ardından, Osmanlı Devletinde yeni bir rasathane üçyüzotuzbir yıl sonra, 1911'de kurulabilmiştir.

Kişisel çabalarıyla bilimsel eserler vermeye çalışan Emir Çelebi de, IV. Murat'ın Nizip'te zorla yedirdiği afyondan zehirlenerek ölmüştür.

Türk Milletinin en büyük düşmanı olan taassubun ağır basması yüzünden, astronomiye ait temel bilgiler yüzonyedi, modern tıbba ait temel bilgiler yüzkırküç, modern matematiğe ilişkin temel bilgiler yüzellisekiz ve bilim ve teknolojinin gelişmesinde en önemli buluş olan matbaa ise Osmanlı toplumuyla ancak ikiyüzseksenbir yıl sonra buluşabilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dünya ticaretinin okyanuslara kayması, klasik ticaret yolları sayesinde alınan vergilerin düşmesi gibi nedenler de Osmanlı maliyesinin çökmesine yol açan etkenlerdendir. Kırım Savaşını finanse etmekte zorlanan Osmanlı Devleti, tarihinde ilk kez 1855'te İngiltere ve Fransa'dan yüzde 4 faizle 5 milyon İngiliz altını borç almıştır. Borçlar ödenemedikçe azınlıklara tavizler verilmiş, kapitülasyonların ardından, İngilizler ve Fransızlara yeni ticarî ayrıcalıklar tanınmıştır.

BAŞKAN – Sayın Al, size, 3 dakika ilave süre veriyorum.

Buyurun.

EROL AL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türk Milleti, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde verdiği mücadeleyle, kimliğine, diline, dinine, kültürüne, velhasıl bütün değerleriyle vatanına yönelik emperyalist saldırıyı püskürtmüş, taassubun yıktığı Büyük Osmanlı İmparatorluğunun külleri üzerine, taassubu reddeden, aydınlanmaya dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurma başarısını göstermiştir.

Dün olduğu gibi, bugün de düşmanımız aynıdır. Bu düşman, Türk kimliğini, kültürünü, dilini, vatanını hedef almıştır ve bin yıldır İslam dünyasının önderliğini yapan Türklüğe yönelik bu saldırının ardında, Türk-İslam medeniyetinin yok edilmesi yatmaktadır. Batı Trakya'da yaşayan Müslüman Türk Halkının, Türk değil, Müslüman olduğu yönündeki Bizans kalıntısı Yunan iddiası, öndeki hedefin Türk kimliği olduğunu açıkça sergilemektedir. Arap-Fars işbirlikçileriyle Türkiye'nin etrafını çevrelemek ve Türk kimliğini boğmak isteyen Rus-Rum-Ermeni gücü ve Batılı işbirlikçileri, bu amaçlarına hiçbir zaman ulaşamayacaklardır.

Bu duygu ve düşüncelerle, büyük Türk Devleti Osmanlının kuruluşunun 700 üncü yılını, Demokratik Sol Parti ve şahsım adına bir kez daha kutluyor; hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Al.

Önerge sahipleri adına, Sayın Cemil Çiçek; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700 üncü yılında önergemize destek ve öncelik verdiğiniz için hepinize teşekkürlerimi arz ediyorum.

İçinde bulunduğumuz 1999 yılı, Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700 üncü yıldönümüdür. Onun için, bu kutlu yıldönümünün, ihtişamına yakışır bir zenginlikte ve yaygınlıkta kutlanması gerekir.

Şüphesiz, Osmanlılar dönemi, tarihimizin en ihtişamlı, en parlak dönemlerinden birisidir. Yalnız Türk Milletinin değil, bütün insanlık tarihinin iftihar edeceği güzelliklerin yaşandığı şaheser bir dönemdir. Bu sebeple, böyle bir mirasa sahip olmaktan dolayı hepimiz bahtiyarız. Bize bu bahtiyarlığı yaşatan o aziz insanları, rahmetle ve şükranla anıyoruz; çünkü, Anadolu coğrafyasını bize vatan yapan, büyük ölçüde onlardır. Bu mübarek vatanda yalnız bize değil, bütün insanlığa tertemiz bir kültür, muhteşem bir medeniyet, yüz akı bir tarih bırakan onlardır. İnsanlığın ideali, toplumların hedefi ve yeni yüzyılın özellikleri olarak ifade edilen, hak, adalet, hoşgörü, uzlaşma, barış içinde birlikte yaşama gibi kavramları, sözü edilen konular olmaktan çıkarıp, devrin imkânları içerisinde yaşanabilir hale getirenler de onlardır.

Beylikten imparatorluğa, aşiretten devlete, Osmanlıdan cumhuriyete ve günümüze kadar, kader çizgimiz üzerinde şan ve şerefle hatırlayacağımız zaferlerimizi bizlere kazandıran da yine onlardır. Yabancı tarihçilerin gözüyle, Asya, Afrika ve Avrupa'da kâinat tarihinin tanıdığı en geniş imparatorluklardan birini kuran, cihan tarihinin en şaşırtıcı, en harikulade tezahürlerinden birini gerçekleştiren; asırlarca, çok sayıda milleti, onlarca dili, lehçeyi, kültürü, Müslümanı, Hıristiyanı, Yahudiyi barış içinde, adalet içinde, bugün birbirimizden esirgediğimiz hoşgörü içinde yaşatan da yine onlardır. Onlar, tarihi sadece yaşayan değil, tarihi yazan, tarihi yaşayan ve tarihi yaşatan insanlardır. 700 üncü yılını kutladığımız bu devlet, öyle bir devlet, onu kuranlar da bu dirayette, bu fazilette olan insanlardır. İşte, bizler, bu soylu kökten geliyoruz.

Değerli milletvekilleri, kuruluşunu kutladığımız, sıradan bir devlet değil, cihan devleti sıfatına hak kazanmış devleti âliyedir ve yine kuruluşunu kutladığımız -bir yabancı tarihçiye göre- yeryüzünde hiçbir millete nasip olmayan gaziler devletidir; onun kutlu yıldönümünü konuşuyoruz.

Böylesine önemli bir olayı, bu kutlamaları, bir festival görüntüsü içerisinde, seremoniyel bir anlayışla yapamayız, yapmamalıyız; yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı mutlaka tarih temeline dayandırmalıyız, tefekkür zenginliği içinde günümüzle ve geleceğimizle ilgi kurarak hayırlı bir sonuca varmalıyız. Çünkü, değerli milletvekilleri, tarih, bir milletin ortak dilidir, tarih, bir milletin hafızasıdır; tarih, çaredir; tarih, toplumun geçmiş hayatıdır, onun halini ve geleceğini belirleyen en güçlü faktördür; tarih, bir toplumun kimliğidir, müşterek paydasıdır ve yine, tarih, bir milletin, siyasî, askerî, kültürel açıdan geleceğe dönük koordinatlarıdır; tarih, kâinatın vicdanıdır; dolayısıyla, milletimizin de vicdanıdır; tarih, en büyük siyaset öğretmenidir; tarih, bir sergidir, bir fuardır, görmesini bilenler, almasını bilenler için; tarih, bir ibretler ilmidir; zira, dünler, yarınların mayasıdır, bugünler, dünün ürünleridir.

Bütün bu sebeplerden dolayı, tarih, bir millete verilebilecek en büyük armağandır. Onun için, bu kutlamaları, bu anlamda, doğru bir zemine oturtmamız gerekmektedir. Toplum olarak yaşadığımız çok yönlü sıkıntıların çözümlerini, kodlarını, bilgisayar diliyle çiplerini orada bulabiliriz. Milletimizin geleceğini tanzim ederken, şüphesiz, o dönemin tecrübeleri, zorlukları aşmamızda bize yardımcı olacaktır.

623 yıllık tarihin bir bölümü vardır ki, devri şehamettir, devri adalettir, devri azamet ve ihtişamdır, ebedî iftiharımız olan zaferler devridir, hak, hukuk devridir; bir devri keramettir, devlet adamlığının, keramete eş, yüksek bir mevki olarak inanıldığı ve kabullenildiği bir devirdir. Ama, yine, 623 yıllık tarihin bir başka bölümü vardır ki, devri felakettir, devri sefalettir, ebedî üzüntü kaynağımız devri mağlubiyettir; hissin, heyecanın, hırsın, fitnenin öne çıktığı, prim yaptığı bir devirdir; kuralların, kurumların işlemediği, eşlerin, eniştelerin, kayınbiraderlerin, Valide Sultanların, Kösem Sultanların "istemezük" diyenlerin ya da dedirtenlerin söz sahibi olduğu, iktidar sahibi olduğu bir dönemdir.

623 yıllık bu uzun süreçte doğrular var, yanlışlar var; güzellikler var, çirkinlikler var; sevinçler var, üzüntüler var; ama, bütün bunların hepsi bizim, hepsi bize ait, hepsi de bizim için, akıl ve idrak sahipleri için, doğruyu bulmak, güzeli yapmak, geleceğimizi doğru tanzim etmek için. Onun için dedim ki: Tarih, bir öğretmendir; yaşadığımız pek çok derdin, sıkıntının kaynağı oradadır; sebebi orada, neticesi buradadır; çözümlerini de oradan bulup çıkarmak gerekecektir.

Devlet ve siyaset adamlarının yaptığı yanlışların, bir millete nelere mal olduğunu görmek isteyenler, kısır siyasetin, faydasız münakaşaların, devleti ebed müddet olan bir imparatorluğu nasıl paramparça ettiğini bilip ders almak isteyenlerin, bu tarihi iyi bilmesi, iyi okuması gerekmektedir. Okuyabilirsek, okutabilirsek, daha da önemlisi, ders alabilirsek, Türkiye, şimdi yaşadığı kargaşadan, sıkıntıdan, lüzumsuz, faydasız siyaset kavgalarından kurtulacaktır; namerde muhtaç olmaktan kurtulacaktır, başkalarının oyuncağı olmaktan kurtulacaktır. O sebepten, dedim ki: Tarih bir ibrettir; ibret alınmazsa, tekerrür eder.

Değerli milletvekilleri, bir iki şeyin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Altı asırlık Osmanlı tarihinde, akıllı padişahlarımız olmuştur, deli padişahlarımız olmuştur; sade hayat yaşayan, ömrünü at sırtında geçirenler olmuştur, sarayda ihtişam içinde sürdürenler olmuştur; hakim olanları vardır, zayıf olanları vadır; ama, bu sülale içinde, hiç hırsız yoktur; milletinin servetini dışarıya kaçıran yoktur; ne Ortadoğu'nun krallarına ne İran'ın şehinşahlarına ne de malî milat korkusuyla dışarıya servet transfer edenlere benzeyeni yoktur. İşte, asalet budur; helal süt emmişlik budur. (FP ve DSP sıralarından alkışlar) Yerli yersiz, hakkında konuştuğumuz, çocuklarımıza, bir kısmını hasım ve düşman gösterdiğimiz insanlar bunlardır; reddi miras ettiğimiz bunlardır; Bulgar Geşov Efendi kadar sadakat ve alaka göstermediğimiz insanlar da bunlardır. Onun için, hep düşündüm, hep yüreğim yandı; acaba, milletçe çektiğimiz sıkıntıların sebebi, iki yakamızın bir araya gelememesinin sebebi, bu nankörlüğümüz, bu kıymet bilmezliğimiz olmasın... Bu halimiz gayretullaha dokunmuş olmasın... Bu işte, bir ilahî tecelli yok mu?! Sakın, gencecik çocuklarımıza, tarih okutuyoruz diye sebbülanet ettirerek, o aziz insanları rencide etmiş olmayalım...

Yalnız biz mi böyleyiz; Osmanlı Devleti, bir şemsiye devletti. O örtü, o gölge kalktı; elliye yakın devlet, devletçik çıktı; ama, hiçbirisinde huzur yok, barış yok; kan akıyor, kin akıyor, gözyaşı akıyor. Neredeyse, bu ülkeleri yönetenlerden, rahat döşeğinde ölen yok; kimi sürgünde, kimi süngünün ucunda... Bağımsız olanı hiç yok; kimi İngilizin, kimi bir başka gâvurun vesayetinde. Sakın, bu görüntü, bu hal, bu zillet, bu çirkinlikler, Osmanlıya yapılan ihanetin bedeli olmasın; ruhunu şeytana ya da İngilize satmışlığın bedeli olmasın... Sakın, Suudi çöllerinde çıkan din-i mübînin izzeti için, belde-i Tayyibe'nin selameti için feda-yi can eden, arkadan hançerlenen Anadolu'nun masum evlatlarının toprak altında biriken kanı olmasın...

O coğrafyanın taşı toprağı kızıla çalar. Bu kızıllığın Kızıldenizden olmadığı muhakkaktır. Sakın, dindaşlık uğruna, kardeşlik uğruna, ömürlerinin baharında ölüme gönderdiğimiz "giden gelmiyor acep nedendir" diye hâlâ sırrını çözemediğimiz; ama, Allah'ın ve tarihin bildiği yüzbinlerce genç vatan evladının kanı sebebiyle olmasın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çiçek, size 2 dakika ilave süre veriyorum.

Buyurun efendim.

CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balkanlarda hep kan, hep gözyaşı var. En huzurlu dönem, Osmanlı dönemi. Sakın, çekilen bu çileler, bu ıstıraplar, bu vahşetler, evlad-ı fâtihana yapılanların bir karşılığı olmasın.

Onlar için öyle de, bizim için farklı mı sanki değerli milletvekilleri... Dün, herkese hak ve hukuk dağıtan, özgürlük dağıtan bir milletin çocukları, bugün, kendi ülkesinde hak arıyorsa, hukuk arıyorsa, özgürlük arıyorsa, bunu düşünmek gerekmez mi?! Bu nice haldir demek gerekmez mi?! Bize yakışan bu mudur diye sormak gerekmez mi?! Dün aynı dinin mensuplarının, birbirini boğazladığı, katliamların yaşadığı, aforozların işlediği bir dünyanın insanlarına dinlerini serbest bırakan, kiliselerini serbest bırakan, ister İncillerini ister Tevratlarını nasıl okumaları gerekiyorsa öylece okuma özgürlüğünü tanıyan bir milletin çocukları, bugün kendi ülkesinde dinlerini öğrenmek, Kur'anlarını öğrenmek için 13 yaşına kadar bekleyecekse, bu gidiş nasıl gidiştir, nereye gidiştir diye sormak gerekmez mi?! (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Osmanlının 700 üncü yılını hangi hakla, hangi hukukla ve hangi yüzle kutlamamız gerektiğini sormamız gerekmez mi?!

İnanıyor ve dua ediyorum ki, bu zorluklar aşılacak, bu sıkıntılar da bitecektir. Osmanlı, cumhuriyetimizle buluşacak; devletimiz, tarihimizle kucaklaşacak, huzur ve mutluluk içerisinde, barış içerisinde demokratik bir toplum olacağız ve inşallah, ecdadımızın da ruhları şad olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, genel görüşme önergesi üzerinde yapılan öngörüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, genel görüşme açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Genel görüşme açılmasını kabul edenler... Etmeyenler...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, izin verir misiniz.

Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Sayın İsmail Kahraman Bey, diğer gruplarla da görüşmek suretiyle, önemli bir konunun görüşüldüğünü ve bu konunun hepimizin malı olduğunu -bu konuşmalar zabıtlara da geçti- tüm grupların üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri konuştuğunu, hiçbir ihtilafımızın olmadığını ifade etmek suretiyle -hakikaten, bizim tarafımızdan da çok olumlu kabul edildi- böyle bir görüşmeyi oylamaya sunmadan, genel görüşme açılmasına lüzum görülmeden... Önemli olan, bu tarihî görevimizi yerine getirmektir. Burada, grupların, ayrı ayrı düşüncelerini, görüşlerini aktarmaktır ve 57 nci Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin de bu konuda ne yaptığını, hem kamuoyunun hem de Meclisin bilgisi bakımından öğrenmek maksadımızdır diyerek, bu önergenin oylamaya konulmaması gerektiğini kendileri ifade etmişlerdir. O itibarla, Sayın İsmail Kahraman şu anda görebildiğim kadarıyla gözükmüyor; ama, bir başka grup başkanvekili arkadaşımız buradalar; Sayın Kahraman'ın ifadesi bu istikamettedir. Eğer, izin verirseniz, böyle bir tarihî sorumluluğu taşıyoruz; böyle bir önergenin kabul edilmemesi zaten mümkün değildir. Yani, aslında, bu önergenin oylamaya sunulmaması gerektiğini arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Köse, tabiî, sizin grup başkanvekilleri olarak, kendi aranızda öyle bir görüşme yaptığınızdan, biz, haberdar değiliz. Haberdar olsak bile, İçtüzük gereği oylama yapmak zorundayız; ancak, bu oylamanın, konunun önemini reddeden bir oylama değil, ancak, görüşmelerin yapıldığını, bununla kamuoyunun tatmin edildiğini, hükümetin ve grupların kamuoyuna gerekli mesajı verdikleri yönünde ise konu oylamada reddedilir; bu mesaj da alınmıştır deriz. Oylamayı yapmak zorundayız, bu, bizim İçtüzüğümüz gereğidir...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, eğer oylamada...

BAŞKAN – Efendim, oylamada amaç, bugün görüşülen konunun önemsiz olduğuna ilişkin değildir; eğer, öyle bir niyetleri olsaydı, 5 grubumuzun da aynı konuda aynı mealde görüş bildirmesi olmazdı; hepsi aynı yönde görüş bildirdiler.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, affedersiniz, ben, maruzatımı arz edemedim herhalde.

Sayın Başkanım, biz, burada meseleyi millî açıdan değerlendirdiğimizi ve böylesine mukaddes bir davada siyaset yapmayacağımızı, peşinen söyledik ve hiçbir grubumuzun bu konuda farklı konuşmadığını da beraberce takip ettik. Fazilet Partisinin çok değerli Grup Başkanvekili, olumlu ve bizce de hakikaten uygun bir görüş olan kendi düşüncesini, bizim kendisine gitmeden, kendisinin bizim gruplarımıza gelmek suretiyle, böyle bir oylamanın yanlış olacağını; çünkü, böyle bir ret veya kabul meselesinin gündeme getirilmesinin yanlış olacağını söylemek suretiyle, mesele, burada tarihî bir gün olarak hem zabıtlara geçsin ve buradaki konuşulanların başlangıcından yarınlara kadar Hükümetimiz olarak ne yapıyoruz, özellikle, 700 üncü kutlama programı olarak neler yapıyoruz ve daha sonra, Osmanlı İmparatorluğuyla ilgili tarih kitaplarımıza geçmesi gereken, edebiyat kitaplarımıza geçmesi gereken, daha doğrusu, bizden sonraki nesillere aktarmamız gereken kavramları, kuralları, kurumları ortaya koymak bakımından çok önemli bir görev yaptığımızı beraberce ifade ettik ve Değerli Kahraman, böyle bir konuda herhangi bir şekilde birbirimize üstünlük veya kabul etmeme noktasındaki yapacağımız bir hareketin yanlış olacağını vurgulamışlardır.

Ben de, Sayın Genel Başkanın da huzurlarında, Fazilet Partisi Grubuna diyorum ki, Grup Başkanvekili arkadaşımızın, derhal cep telefonundan aranmak suretiyle böyle bir talebinin olup olmadığının sorulması...

Sayın Başkanım, bakın, bazı kurallar vardır ki "kabul edenler-etmeyenler" şeklinde oylamak mecburiyetinde kalırsak ve hepimiz reddetmek durumunda kalırsak o zaman ne olacaktır bu önerge? Öyle ise, önerge sahibinin, önergesini oylamadan geri çekme hakkı vardır, böyle bir talebi olabilir. Ben, bir düşünme imkânı vermek için zatıâlinize bu düşüncelerimi aktardım.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse, olay şu; Başkanlık olarak, İçtüzük gereği biz burada hareket ediyoruz. Elbette ki, bugün konuşulan, görüşülen konu, eğer, önemli olmasaydı, bütün gruplarımız o konuda hemfikir olmazlardı ve burada, bu kürsüde hepsi de aynı yönde görüş bildirmezlerdi.

Ben, sizin söylemek istediğinizi anlıyorum; ancak, biz, Başkanlık olarak, İçtüzükle kendimizi bağlı sayıyoruz. Diğer grupların o yönde bir talebi var mı, yok mu onu bilemem. Biz, oylamaya sunarız, Genel Kurul "ret" veya "kabul" kararı verir; o, tamamen Genel Kurulun iradesine aittir. İçtüzüğün 102 nci maddesinin üçüncü fıkrası "genel görüşme açılıp açılmamasına Genel Kurul karar verir" diyor. Ben, bunun dışında bir işlem yapamam. O nedenle... Müzakere, zaten yeterli olmuştur.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Bir başka işlem yapmanız açısından söylemiyorum. Sizin de buyurduğunuz gibi Sayın Başkanım, diğer grupların da muvafakatini almak suretiyle, tabiî, sonuçta, böyle bir görevi yerine getirmektir. Yoksa, benim de söylediğim budur.

BAŞKAN – Efendim, tabiî, muvafakat verirseniz....

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, genel görüşme önergesi üzerindeki öngörüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde, konunun önemi, konunun ehemmiyeti bütün grup sözcüleri ve önerge sahibi tarafından da, hükümet tarafından da ifade edilmiştir. Böylece, Genel Kurulda bir özel gündem oluşmuştur. Bu konuda da, bütün partiler arasında görüş birliği vardır.

Yalnız, İçtüzüğün 102 nci maddesinde, belirttiğiniz gibi, "öngörüşmeden sonra genel görüşme açılıp açılmayacağına Genel Kurul karar verir" deniliyor. Burada, Başkana, oylamaya gitmeme hakkı tanınmamıştır. Ancak, burada, oylamayla, genel görüşme açılmaması yönünde bir sonucun ortaya çıkması, hiçbir partinin -hangi yönde oy verirse versin- bu konuya önem vermediği anlamını taşımaz; çünkü, bütün partiler arasında mutabakatımız vardır...

BAŞKAN – Onu söyledim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – ...konu önemlidir ve bugünkü görüşmelerle de bu önem ortaya konulmuştur. Dolayısıyla, oylamadan çıkacak sonuç, farklı oy verenler hakkında herhangi bir olumsuz düşünmeye neden olacak bir husus değildir. O bakımdan, bütün partiler bu konuda hemfikirdir, görüş birliği içerisindedir.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, sayın grup başkanvekilleri, yapılan görüşmelerin yeterli olduğunu ifade ediyorlarsa, konunun reddedilmesinde herhangi bir sakınca yoktur.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Danışma Kurulunda, Osmanlı İmparatorluğunun 700 üncü kuruluş yıldönümüyle ilgili genel görüşme açılması istemi, Danışma Kurulunda alınan karar gereğince, öne alınmış ve oybirliğiyle, Danışma Kurulundan, bütün siyasî partilerce çıkmış, bugün görüşme yapılmıştır.

Biraz önce, Fazilet Partisi Grup Başkanvekili arkadaşımızın dediği gibi, tarihimizle ilgili, Osmanlı İmparatorluğuyla ilgili, bütün gruplar ve hükümet, görüşlerini ve düşüncelerini, geçmişimizi yâd edecek ve geçmişimize sahip çıkacak şekilde meseleyi detayıyla dile getirmiş gerek Meclisteki milletvekili arkadaşlarımıza gerek Türk kamuoyuna anlatmışlardır. Dolayısıyla, ben de, değerli Fazilet Partisi Grup Başkanvekili arkadaşımızın söylediğine katılıyorum; maksat hasıl olmuştur, konu, gerektiği şekilde, hükümet ve gruplar tarafından tartışılmıştır. İkinci görüşmenin yapılmaması konusunda hemen hemen bütün gruplar da mutabıktır, bu konuyu da takdirlerinize sunuyor, teşekkür ediyorum.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkanım, afedersiniz; ben istirham ediyorum izin verir misiniz bir saniye.

BAŞKAN – Efendim, söyledim Sayın Köse, olay şu; biz...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkanım, ben, düşüncemde ısrar ediyorum; ben diyorum ki... İzin verir misiniz bir saniye Sayın Başkanım.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkanım, yeterlilik önergesi...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkanım, 5 grup başkanvekili yeterlilik önergesi verir, oylamaya lüzum kalmadan...

BAŞKAN – Verin efendim; verirseniz, oylamaya gerek kalmaz.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Veririz Sayın Başkanım, anlaşmamız o istikamettedir.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Verin efendim, bekleyelim 5 dakika.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Tamam Başkanım; sağ olun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, söz istedik.

BAŞKAN – Sayın Bedük, siz de...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Söz istemiştik efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, bugün, gerçekten önemli bir tarihî günü yaşadık. Köklü bir tarihi, zengin bir kültürü olan Türk Milletinin, tarihiyle, her zaman övünç duyduğu, gurur duyduğu muhakkaktır. Ancak, geçtiğimiz dönemler içerisinde, maalesef, Osmanlı'yı inkâr eden anlayışların da var olduğunu biliyoruz; ama, bütün bunlara rağmen, gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün, tarihi bir oturumla, gönül birliği, el birliğiyle, Türk Milletinin ruhunu, Türk Milletinin şuurunu, Türk Milletinin yüreğini şu kürsüde hep birlikte dile getirdiler. Bu itibarla, Osmanlı ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki bağı, en güzel şekliyle ifade ettiler ve geleceğe de ışık tuttular.

Görüşmeler ve konuşmalar, gerçekten, fevkalade olumlu geçti; ancak, üzerinde durduğumuz bir nokta var: Genel görüşme önergesi verilmiş. Genel görüşme önergesi verildikten sonra oylama yapılmaması şeklindeki bir uygulama İçtüzüğe aykırı olacaktır. O sebeple, sizin uygulamanız yerindedir. Eğer, genel görüşmeyle ilgili kifayeti müzakere önergesi verilirse; onu, önerge vermiş olan siyasal parti grubumuzun, takdir edip, o konuda bir önerge vermesi gerekirdi.

Takdirlerinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Galiba önergeyi verecekler. Sayın milletvekilleri, Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Sayın Abdüllatif Şener, ANAP Grup Başkanvekili Sayın Zeki Çakan, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sayın İsmail Köse ve Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Sayın Fikret Uzunhasan'ın, Başkanlığımıza gönderdikleri bir yazıda öngörüşmelerin tamamlandığını, maksadın hâsıl olduğunu, konunun müzakerelerinin tamamlandığını ifade ediyorlar.

Bu nedenle, bir genel görüşme açılmamasına karar verilmesini istiyorlar. Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Genel görüşme açılmaması kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, konunun önemi nedeniyle ve bir diğer konunun görüşmeye alınması halinde onun da bitmemesi dikkate alınarak, konunun anlam ve öneminin daha belirgin hale gelmesi bakımından görüşmeleri burada noktalıyoruz.

Sözlü sorular ile kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 28 Temmuz 1999 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere Birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 18.30

 

V. — SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, eczacıların Bağ-Kur’dan alacaklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın yazılı cevabı (7/122)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın yazılı olarak, cevaplandırılması istemiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına yöneltilmesini saygılarımla arz ederim. 25.6.1999 Ertuğrul Yalçınbayır Bursa

Sorular :

Eczacılar ile Bağ-Kur Genel Müdürlüğü arasında yapılan sözleşme uyarınca ilaç bedelleri (2) ayda ödenmektedir. Ancak Bağ-Kur borçlarını (2) aydan fazla sürede ödeme yaparak akde aykırı davranmaktadır.

Bağ-Kur Devlet ve Üniversite Hastanelerine ödeme yapabilmek için ödemelerini Haziran sonuna kadar durdurmuştur.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorunda iken Bağ-Kur’un kamu kurumlarına ödeme yapabilmek için eczacılara yaptığı ödemeleri durdurmasını hukuka uygun buluyor musunuz?

Bursalı eczacılar ve diğer eczacılar Bağ-Kur’dan alacaklarını ne zaman tahsis edeceklerdir?

T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kuruluşları Genel Müdürlüğü 27.7.1999 Sayı : B.13.0.SGK.0.13.00.01/4128-17970

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-750 sayılı yazınız.

Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır tarafından hazırlanan “Eczacıların Bağ-Kur’dan alacaklarına ilişkin” 7/122 Esas No.’lu yazılı soru önergesinde yer alan konuların Bağ-Kur Genel Müdürlüğünce yapılan incelemesi sonucunda;

Türk Eczacılar Birliği ile Bağ-Kur Genel Müdürlüğü arasında 30.12.1997 tarihinde imzalanan protokolün “Uygulancak Sözleşme” başlıklı bölümünde;

“Bağ-Kur Genel Müdürlüğünce serbest eczanelerden hizmet satın alınması sırasında, Türk Eczacılar Birliği ile Bağ-Kur Genel Müdürlüğü arasında yapılan görüşmeler sonucunda üzerinde mutabakat sağlanan ekli sözleşmenin uygulanması konusunda görüş birliğine varılmıştır.” hükmü yer aldığı,

Sözkonusu protokol eki sözleşmenin “Ödeme Zamanı” başlıklı bölümündeki;

“Eczanenin fatura ettiği reçeteler üzerinde, kurum gerekli incelemeyi yaptıktan sonra, faturanın kayda giriş tarihinden itibaren en geç 2 ay (altmış gün) içinde bedelini eczaneye öder. Ancak, bu süre ithal ilaçlar için 1 ay (otuz gün) dır. Bunun için eczane ithal ilaç içeren reçetelerini kuruma ayrıca faturalandırır.

Altmış gün içinde reçete kontrollerinin tamamlanamaması halinde (ithal ilaçlar için otuz gün) aynı süre zarfında fatura bedellerinin tamamının eczaneye ödeneceği” yolundaki hükmün yukarıda bahsi geçen protokolde yer alan mutabakat doğrultusunda ve ödeme sürelerinin taraflarca kabulünü takiben sözleşmeye konulduğu,

Bu çerçevede, Bağ-Kur ile sözleşmesi bulunan eczanelerin reçete bedellerinin kurumun vezne tahsilatları ve genel bütçeden yapılan devlet yardımları ile ve sözleşmede belirlenen süre ve şartlarda ödenmesi için azamî çaba sarfedildiği,

belirtilmiştir.

Ancak, gerek sigortalılardan yapılan prim tahsilatlarında, gerekse genel bütçeden yapılan transferlerdeki yetersizlikler sebebiyle anlaşmalı eczane ve sağlık kurumlarına ödemelerin süresinde yapılmasında zaman zaman gecikmeler yaşanabilmektedir. 1999 yılının birinci yarısındaki geçici bütçe uygulaması da bu gecikmelerde belli ölçüde etkili olmuştur.

Diğer taraftan, sosyal güvenlik sistemimizin sağlıklı bir yapı ve işleyişe kavuşturulması, sosyal güvenlik kuruluşlarımızın yaşadıkları finansman sıkıntısının giderilmesi amacıyla sosyal güvenlik reformu projesi kapsamında Bakanlığımızca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca 9.7.1999 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevki kararlaştırılan Kanun Tasarısında 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara tabi sigortalıların sağlık sigortası prim oranlarında % 3’lük bir artış öngörülmektedir. Sözkonusu Tasarının yasalaşmasından sonra sağlık sigortası gelirlerinin giderleri karşılamasında yaşanan finansman açıkları büyük ölçüde giderilmiş olacaktır.

Önümüzdeki günlerde, gerek bütçe transferlerinde ve gerekse prim tahsilatlarında beklenen artışlar nedeniyle anlaşmalı eczane ve sağlık kuruluşlarına daha düzenli ve zamanında ödeme yapılması planlanmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Yaşar Okuyan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

2. — Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, özel hava şirketlerinin meydan iniş ücretine yapılan zamma ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/128)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sualimin Ulaştırma Bakanı Sayın Enis Öksüz tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Turhan Tayan Bursa

Bursa Türkiye’nin nüfus, ekonomi güç, vergi ve ihracat geliri bakımından önemli sanayi, ticaret, turizm ve üniversite şehridir.

Bursa’nın hiçbir il ile hava ulaşım imkânı yoktur.

Uzun yıllar Sönmez Havayollarının Bursa-İstanbul uçak seferleri Devlet Hava Meydan İşletmelerinin aldığı meydan iniş ücretine zam kararı sebebi ile kaldırılmıştır. Daha sonra Dardanel Hava Yollarınca denenen bu seferler yine aynı meydan iniş ücreti sebebi ile iptal edilmiştir.

440 dolarlık meydan iniş ücreti ile Bursa hava ulaşımından mahrum hale gelmiştir.

1. Bursa-İstanbul uçak seferleri yapmayı düşünüyor musunuz?

2. Özel hava şirketlerinin kapanmasına sebep olan bu aşırı meydan iniş ücretini kaldırmayı düşünüyor musunuz?

T.C. Ulaştırma Bakanlığı Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 26.7.1999 Sayı : B.11.0.APK.0.10.01.21/EA/892/16473

Konu : Bursa Milletvekili Sayın Turhan Tayan’ın

yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-742 sayılı yazınız.

Bursa Milletvekili Sayın Turhan Tayan’ın 7/128-566 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı hazırlanarak ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Enis Öksüz Ulaştırma Bakanı

Bursa Milletvekili Sayın Turhan Tayan’ın 7/128-566 Sayılı Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı

Soru :

Bursa Türkiye’nin nüfus, ekonomik güç, vergi ve ihracat geliri bakımından önemli sanayi, ticaret, turizm ve üniversite şehridir.

Bursa’nın hiçbir il ile hava ulaşım imkânı yoktur.

Uzun yıllar Sönmez Havayollarının Bursa-İstanbul uçak seferleri Devlet Hava Meydan İşletmelerinin aldığı meydan iniş ücretine zam kararı sebebi ile kaldırılmıştır. Daha sonra Dardanel Havayollarınca denenen bu seferler yine aynı meydan iniş ücreti sebebi ile iptal edilmiştir.

440 dolarlık meydan iniş ücreti ile Bursa hava ulaşımından mahrum hale gelmiştir.

1. Bursa-İstanbul uçak seferleri yapmayı düşünüyor musunuz?

2. Özel hava şirketlerinin kapanmasına sebep olan bu aşırı meydan iniş ücretini kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Cevap :

Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı askerî meydanlardan sivil havacılık işletmelerinin istifade etmelerine ilişkin usul ve esaslar, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokol ile belirlenmiştir. Askerî havaalanlarına tarifeli ve tarifesiz sefer yapan sivil havacılık işletmelerine ait uçaklardan sorti (iniş ve kalkış) başına “ayrı ayrı olmak üzere” idame, işletme ve restorasyon katkı payı olarak, askerî havaalanı pistleri ve emergency pistlerinin NATO kriterleri çerçevesinde uygulanan usule uygun olarak yıpranma maliyetine tekabül eden 220 $ birim ücretin alınması öngörülmüştür.

Bu uygulamanın, konma ücretinin tonaja bağlı ücretlendirme yerine uçak kategorisine ilişkin herhangi bir kritere dayandırılmayarak çok yüksek fiks bir ücrete bağlanması sonucu, yolcu taşıma kapasitesi az ve düşük tonajlı hava aracıyla faaliyet gösteren şirketlerin ticarî aktivitelerini hayatî derecede olumsuz etkilediği görülmüştür.

Özellikle de küçük sivil havacılık şirketlerini ekonomik yönden olumsuz etkileyen bu uygulamının kaldırılarak, askerî havaalanlarında da Devlet Hava Meydenları İşletmesi Genel Müdürlüğü işletimindeki sivil hava trafiğine açık diğer havaalanlarında uyguladığı ücrete geçilmesi için başlatılmış bulunan çalışmalar devam etmekte olup, en kısa zamanda sonuçlandırılacaktır.

Diğer taraftan Ulaştırma Bakanlığının ilgili kuruluşu iken 22.8.1990 tarih ve 90/822 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Özelleştirilmek üzere Başbakanlığa (Özelleştirme İdaresi Başkanlığı) bağlanan Türk Hava Yolları A.O. Genel Müdürlüğünün mevcut filo yapısı, sözkonusu havaalanına operasyon yapılmasına imkân vermemektedir.

3. — Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir-Ankara arasına yeni ekspres seferi konulup konulmayacağına ve Bandırma-Bursa Demiryolu Projesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ün yazılı cevabı (7/131)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınız ile Sayın Ulaştırma Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 28.6.1999 İsmail Özgün Balıkesir

Soru 1. Ankara-İzmir hattındaki yolcu fazlalığı dikkate alınarak Balıkesir-Ankara arasına yeni bir exspres seferi konulması düşünülüyor mu?

Soru 2. Bandırma-Bursa Demiryolu Projesi işine ne zaman başlanacak?

T.C. Ulaştırma Bakanlığı Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 26.7.1999 Sayı : B.11.0.APK.0.10.01.21/EA/891-16474

Konu : Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün’ün

yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.7.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-742 sayılı yazınız.

Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün’ün 7/131-571 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı hazırlanarak ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr.Enis Öksüz Ulaştırma Bakanı

Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün’ün 7/131-571 Sayılı Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı

Sorular :

Soru 1. Ankara-İzmir hattındaki yolcu fazlalığı dikkate alınarak Balıkesir-Ankara arasına yeni bir ekspres seferi konulması düşünülüyor mu.

Soru 2. Bandırma-Bursa demiryolu projesi işine ne zaman başlanacak?

Cevaplar :

1. Ankara-İzmir hattındaki yolcu talebinin yoğunluğu da dikkate alınarak, işletilmekte olan İzmir ekspresinin mevcut durumu, Ankara-Balıkesir hattında yeni bir trenin sefere konulması projesi ile birlite değerlendirilmekte olup, bu konudaki çalışmalarımız en kısa sürede bitirilmesine gayret edilmektedir.

2. Bandırma-Bursa-Osmaneli, Ayazma-İnönü demiryolu etüd-proje işleri devam etmekte olup, 1999 yılı sonunda tamamlanması planmaktadır.

Bandırma-Bursa demiryolu yapım işinin 1999 yılı yatırım programına alınması için DPT Müsteşarlığına teklifte bulunulmuş ancak, bu konudaki talebimize DPTMüsteşarlığı “1981 yılında tamamlanan fizibilite etüdlerinin güncelleştirilmesi gerektiğini” bildirmiştir.

Bu nedenle, Bandırma-Bursa fizibilite etüdlerinin güncelleştirilmesi işinin 2000 yılı yatırımı programına alınması için DPT Müsteşarlığına teklifte bulunulmuştur.

Bandırma-Bursa demiryolu fizibilite etüdü bir yandan güncelleştirilecek olup, diğer yandan da yapım işinin 2000 yılı yatırım programına alınması için DPT’ye teklif edilmektedir.

4. — Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya’daki şeker üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun yazılı cevabı (7/142)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Sayın Sanayi ve Ticaret Bakanı A. Kenan Tanrıkulu tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini saygılarımla arz ederim. 30.6.1999 Ahmet Derin Kütahya

1. Kütahya Şeker Fabrikasının ürettiği şekerde hiç stok bulunmamasına rağmen, bu bölgede niçin kota uygulanmaktadır.

2. Kuraklıktan dolayı birçok üreticimiz mağdur olmuştur. Mağdur olan üretcilerin, mağduriyetlerinin giderilmesi için bir çalışmanız var mıdır?

3. Küçük üreticilerin mağduriyetine sebep olan, bazı kantarların (örneğin Balıköy civarında) kapatılmasına bir çözüm bulunacak mıdır?

T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği 20.7.1999 Sayı : B.14.0.BHİ.01-195

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-754 sayılı yazınız.

Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, “Kütahya’daki şeker üretcilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için bir çalışma olup olmadığına” ilişkin olarak tarafımdan cevaplandırılmasını istediği (7/142) esas no.’lu yazılı soru önergesiyle ilgili cevabımız ekte takdim edilmiştir.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Ahmet Kenan Tanrıkulu Sanayi ve Ticaret Bakanı

Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in Yazılı Sorularına İlişkin Cevaplarımız

Cevap 1.

Nominal Pancar İşleme Kapasitesi

Ton/gün : 2 000

Ton/kampanya : 260 000

Optimal kampanya süresi : 130 gün

Kendi sahasında Başka fabrikalardan Kampanya üretilen pancar alınan pancar Kota süresi ton ton ton gün

1996 210 200 10 000 107

1997 244 500 31 900 139

1998 297 100 13 000 24 000 159

1999 (T) 290 000 270 000

Kütahya Şeker Fabrikası 2 000 ton/gün, 260 000 ton/ kampanya parcar işleme kapasitesine sahiptir. Coğrafî konumu itibariyle yılda 130 gün kampanya yapmaya elverişlidir. Kota tahsisleri, iç talebe yeterli üretim politikası gereği fabrika kapasiteleri dikkate alınarak yapılmaktadır. Kota uygulaması, üretim miktarının kotanın üzerine çıkmasına engel değildir. Kütahya Şeker Fabrikasına nominal kapasitesinin 1998 yılında % 92’si, 1999 yılında % 104’ü oranında kota tahsis edilmiştir.

Kütahya Şeker Fabrikası konumu itibariyle sanayi üretim merkezlerine yakındır. Fabrikada üretilen şekerin kalitesinin yüksek olması bölgede öncelikle tercih edilmesine neden olmaktadır. Küp şeker imalatçıları ve meşrubat sanayinin tüketim miktarlarının büyüklüğü nedeniyle fabrikanın şekeri kısa sürede tükenmekte ve stokta ürün bulunduramamaktadır.

Cevap 2. 1999 yılında hava şartları nedeniyle ülke genelinde verim düşüklüğü yaşanmıştır. 1998 yılında 4 318 kg/da olarak gerçekleşen pancar veriminin 1999 yılında 3 860 kg/da’a düşeceği tahmin edilmektedir. Kütahya’da ise kendi pancarına göre 1998 ve 1999 yılı dekara verimleri sırasıyla 4 358 kg ve 3 961 kg olup, Türkiye ortalamasının üzerindedir.

Pancar fiyatları 1998 yılında, bir önceki yıla göre % 50 artışla 16 500 TL/kg olarak belirlenmiştir. Geçtiğimiz 5 yıl içinde, kümülatif olarak bakıldığında pancar fiyatları TEFE’nin % 61.5 üzerinde belirlenmiştir. Özellikle 1997 yılında fiyatta % 150 oranındaki artış, TEFE’nin % 85 üzerinde gerçekleşmiştir. Kütahya Şeker Fabrikasında da 1998 yılı pancar fiyatı 19 223, 81 TL olarak gerçekleşmiş üretim değeri/maliyet paritesi, % 151 oranındaki Türkiye ortalamasının üzerine çıkarak % 180 olmuştur.

1999 yılı şeker pancarı fiyatları henüz açıklanmamıştır. Bu ürün yılındaki olumsuz hava şartlarından kaynaklanabilecek üretici mağduriyeti, fiyat çalışmalarında gözönünde bulundurulacaktır.

Cevap 3. Pancarın fabrika merkezinde tesellümü teknolojik altyapı olanakları nedeniyle tercih edilmektedir. Pancar tesliminin kolaylaştırılması, firelerin düşürülmesi amacıyla pancarın fabrikada tesellümü üretici gelirlerinin de % 7-8 düzeyinde artırılması anlamına gelmektedir.

Fabrika merkezine taşınan pancar miktarında 1998 yılında 1996 yılına göre % 28, 1997 yılına göre % 8 oranında artış kaydedilmiştir. Bu da sözkonusu uygulamanın çiftçi tarafından kabul gördüğünü ve bu amaçla tatminkâr desteğin sağlandığını göstermektedir. Küçük üreticilerin mağduriyetini önlemek için gerekli tedbirler alınmaktadır.

5. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/152)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 24.6.1999

Zülfükar İzol Şanlıurfa

Sorular :

1. Bakanlığınızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Şanlıurfa’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

T.C. İçişleri Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 26.7.1999 Sayı : B.05.0.APK. 0080004-3.61-1/1087

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 7.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02.7/152-627/2143 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde gönderilen Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un yazılı soru önergesinde yer alan hususlar bakanlığmızca incelenmiş ve gerekli bilgiler aşağıya çıkarılmıştır.

Soru 1. Bakanlığınız 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

Cevap 1. Bakanlığımızın 1999 Malî Yılı Bütçe yatırım ödenekleri aşağıda sıralanmıştır.

a) İçişleri Bakanlığı

İçişleri Bakanığı 1999 Yılı Yatırım Programının; konut genel idare güvenlik ve DKH (belediye hizmetleri) sektörlerinde toplam 8 501 000 000 000 TLödenek ayrılmıştır.

b) Emniyet Genel Müdürlüğü

Emniyet Genel Müdürlüğü 1999 Yılı Yatırım Programının; konut, genel idare, güvenlik, eğitim, dış krediler ve ulaştırma sektörlerinde toplam 31 930 000 000 000 TL’dir.

c) Jandarma Genel Komutanlığı

Jandarma Genel Komutanlığı 1999 Malî Yılı yatırım ödenekleri; birlik binaları inşa onarımı, lojman inşaası, taşıt alımı, teknik donanım ve trafik güvenliği projeleri kapsamında toplam 33 600 000 000 000 TL’dir.

Soru 2. 1998 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar-projeler itibariyle- ne kadardır?

Cevap 2. 1999 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri;

Emniyet Genel Müdürlüğünce; Şanlıurfa Suruç trafik kontrol istasyonu için 32 000 000 TL,

Jandarma Genel Komutanlığınca; Şanlıurfa-Viranşehir İlçe Jandarma Komutanlığı bina inşaatı için 30 milyar, (10) daireli lojman inşaatı için 30 milyar TL olmak üzere toplam 60 milyar TL ödenek ayrılmıştır.

Soru 3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Şanlıurfa’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir?

Cevap 3. Şanlıurfa-Suruç trafik kontrol istasyonu inşaatının fizikî gerçekleşme seviyesi % 80 olup, 1999 yılı sonuna kadar hizmete sokulacaktır.

Şanlıurfa-Viranşehir İlçe Jandarma Komutanlığı bina inşaatı ile, (10) daireli lojman inşaatının 2000 yılında bitirilmesi planlanmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan İçişleri Bakanı

6. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol’un, 1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/157)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 24.6.1999 Zülfükar İzol Şanlıurfa

Sorular :

1. Bakanlığınızın 1999 malî yılı bütçe yatırım ödenekleri ne kadardır?

2. 1999 yılında Şanlıurfa İline ayrılan yatırım ödenekleri, genel, katma ve Bakanlığınızla ilgili özerk bütçeli daireler ve yatırımlar-projeleri itibariyle ne kadardır?

3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde Şanlıurfa’daki mevcut yatırımların ne zaman tamamlanması öngörülmektedir.

T.C. Kültür Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 19.7.1999 Sayı : B.16.0.APK.0.12.00.01.940-285

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığı KAN.KAR.MÜD.’nün 7 Temmuz 1999 gün ve A.01.0. GNS. 0. 10. 00.02-2148 sayılı yazısı.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zülfükar İzol’un “1999 malî yılı bütçe yatırım ödeneklerinden Bakanlığa ve Şanlıurfa İline ayrılan miktara ilişkin” 7/157-632 esas no.’lu yazılı soru önergesinin cevabı hazırlanarak ekte sunulmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

M. İstemihan Talay Kültür Bakanı

Cevap 1. Bakanlığımızın 1999 malî yılı bütçesinin yatırım ödeneği 11 286 000 000 000 TL; ayrıca, Geliştirme Destekleme Fonu : 6 300 000 000 TL’dir.

Cevap 2. 1999 yılında Şanlıurfa İli yatırım ödeneği 103 502 000 000 TL’dir.

Cevap 3. Ayrılan ödenekler çerçevesinde yıllar itibariyle tamamlanması planlanan yatırımlar aşağıda belirtilmiştir.

a) Şanlıurfa-Siverek Kültür Merkezi İnşaatı : 1999

b) Şanlıurfa-Birecik Kültür Merkezi : 2001

c) Şanlıurfa Kültür Merkezi : 2000

d) Harran Örenyeri yapımı röleve, restorasyon ve restitüsyon projesi yapımı : 1999

7. — Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, terörle mücadelede şehit olan güvenlik mensuplarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun yazılı cevabı (7/168)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Millî Savunma Bakanı Sayın Sabahattin Çakmakoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Faruk Çelik Bursa

1. 1980 yılından bu yana özellikle Güneydoğuda, terörle mücadelede kaç şehit verilmiştir?

2. Şehitlerimizin asker, korucu ve emniyet mensubu sayısı ne kadardır?

3. Şehitlerimiz içinde sivil vatandaş sayımız, ne kadardır?

4. Asker ve emniyet şehitlerimizin il bazında sayısı nedir?

5. Şehit olan erlerimizi ve subaylarımızı, baba meslekleri açısından sınıflandırdığımızda nasıl bir durum ortaya çıkmaktadır?

6. Askerlik yükümlülüğü olupta, yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi sayısı ne kadardır?

T.C. Millî Savunma Bakanlığı 23.7.1999 Kanun : 1999/7018-TÖ

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Bşk. lığının 8 Temmuz 1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/168-670/02204 sayılı yazısı.

Bursa Milletvekili Faruk Çelik tarafından verilen ve ilgili ekinde gönderilerek cevaplandırılması istenilen, 7/168 sayılı “Terörle mücadelede şehit olan güvenlik mensuplarına ilişkin” yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmuştur.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

Bursa Milletvekili Faruk Çelik Tarafından Verilen 7/168 Sayılı

Yazılı Soru Önergesinin Cevabı

1. Terörle mücadelede 1980 yılından bugüne kadar, 6 337 güvenlik görevlisi şehit olmuştur.

2. Bu şehitlerimizin; 4 921’i Türk Silâhlı Kuvvetleri mensubu subay, astsubay, erbaş ve er, 1 245’i köy korucusu ve 171’i emniyet mensubudur.

3. Belirtilen dönemde terör sebebiyle 5 362 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

4. Türk Silâhlı Kuvvetleri mensubu şehitlerimizin illere göre dağılımına ilişkin liste Ek-A’da sunulmuştur.

5. Er veya yedek subay statüsünde silâh altına alınan vatandaşlarımızın sınıflandırılma işlemleri meslek, tahsil, sağlık durumları, ehliyet gibi kriterler esas alınarak yapılmakta olup yükümlülerin sınıflandırılması işlemlerinde baba mesleklerine ilişkin bir tespit yapılmamaktadır.

6. 1929-1959 doğum kesimi arasında bulunan cezalı yükümlülerin tamamı Kanunda belirtilen yaş sınırı dışına çıkanlar olup, halen hayatta olanların en yaşlısı 70, en genci ise 42 yaşındadır. Kolluk kuvvetlerince yapılan aramalara rağmen bulunamayan ve kronikleşen bu gruptaki yükümlülerin çoğunun ölü veya gaip olduğu, ancak nüfus kayıtlarında gerekli düzeltmelerin yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu gibilerin varisleri veya yakınlarının mahkemelere dava açmaları sağlanarak nüfus kayıtlarının kapatılması işlemleri sürdürülmektedir.

1960-1679 doğum kesiminde olup da askerlik çağında olan yükümlülerin yoklama kaçağı, bakaya veya saklı duruma düşmelerinin başlıca sebepleri olarak;

a) Ölü veya gaip oldukları halde kayıtlarda sağ görünmeleri,

b) Hapiste olmalarına rağmen bu durumlarının tespit edilememesi,

c) Mükerrer kayıtlı olmaları,

ç) Erteleme hakları bulunmasına rağmen bilgisizlik ve ihmal sonucu askerlik işlemlerini yaptırmamaları,

d) Yabancı ülkelerda çalıştıkları halde buna ait belgeleri göndermemeleri,

e) Öğrenci olmalarına rağmen okul idarelerince durum belgelerinin gönderilmemesi,

f) Adresleri belli olmadığından kendilerine çağrı yapılamaması,

hususları belirlenmiştir.

Bu kapsamda yükümlülüğünü henüz yerine getirmemiş olan cezalı yükümlü toplamının yaklaşık 100 000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kamuoyunun bu konudaki duyarlılığı da dikkate alınarak, cezalı yükümlülerin azaltılması için gerekli tedbirler alınmaktadır. Bu sayının askerlik çağı içindeki (20) doğum grubunun toplam kaynağını teşkil eden 13 milyon yükümlüye nazaran oldukça düşük bir oran olduğu değerlendirilmektedir.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu Millî Savunma Bakanı

Türk Silâhlı Kuvvetleri Mensubu Şehitlerin İllereGöre Dağılımına İlişkin Liste

İli Şehit Sayısı

Adana 138

Adıyaman 27

Afyon 86

Ağrı 44

Amasya 73

Ankara 252

Antalya 63

Artvin 30

Aydın 69

Balıkesir 104

Bilecik 22

Bingöl 15

Bitlis 18

Bolu 55

Burdur 31

Bursa 95

Çanakkale 35

Çankırı 58

Çorum 91

Denizli 86

İli Şehit Sayısı

Diyarbakır 45

Edirne 53

Elazığ 32

Erzincan 35

Erzurum 99

Eskişehir 95

Gaziantep 91

Giresun 73

Gümüşhane 22

Hakkâri 7

Hatay 99

Isparta 49

İçel 81

İstanbul 210

İzmir 108

Kars 70

Kastamonu 61

Kayseri 111

Kırklareli 35

Kırşehir 47

Kocaeli 46

Konya 160

Kütahya 60

Malatya 73

Manisa 107

Kahramanmaraş 91

Mardin 23

Muğla 51

Muş 19

Nevşehir 22

Niğde 65

Ordu 97

Rize 46

Sakarya 78

Samsun 137

Siirt 12

Sinop 35

Sıvas 127

İli Şehit Sayısı

Tekirdağ 44

Tokat 116

Trabzon 85

Tunceli 8

Şanlıurfa 34

Uşak 31

Van 19

Yozgat 122

Zonguldak 47

Aksaray 61

Bayburt 15

Karaman 35

Kırıkkale 53

Batman 2

Şırnak 11

Bartın 26

Ardahan 34

Iğdır 20

Yalova 6

Kilis 11

Karabük 16

Osmaniye 61

8. — Konya Milletvekili Lütfü Yalman’ın, Malî Suçlar Araştırma Kurulu Başkanının bazı uygulamalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın yazılı cevabı (7/169)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral tarafından yazılı olarak cevaplandarılmasını arz ederim.

Lütfi Yalman Konya

1. Son günlerde gazetelerde yayınlanan, Malî Suçlar Araştırma Kurulu Başkanı Nejat Coşkun’un; şehit polisin kurulda görev yapan eşi NG’yi gerekçe göstermeden sürdüğü ve yerine eşi PKKüyesi olduğu iddiası ile yargılanan AK’yi özel referansla kurulda görevlendirdiği doğru mudur?

2. Ayrıca Sayın Nejat Coşkun’un kurulda mezhepçi tayin ve uygulamalar yaptığı, bu yüzden kurul için “Nejat’ın Cemevi” denildiği doğru mudur?

3. Bu konu ile ilgili soruşturma yapılmış mıdır? Yapılmamışsa yapmayı düşünüyor musunuz?

T.C. Maliye Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 23.7.1999 Sayı : B.07.0.PER.0.22/32430

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığının 8.7.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/169-680/02257 sayılı yazısı.

Cevaplandırılmak üzere ilgi yazı ekinde gönderilen Konya Milletvekili Sayın Lütfi Yalman’ın 2.7.1999 tarih ve 179-7/169-680 sayılı soru önergesinde yer alan hususlarla ilgili cevaplarımız maddeler halinde aşağıda sunulmuştur.

1. Kayıtlarımızın incelenmesinden; önergede şehit polis eşi olarak belirtilen (N.G.)’nine, Nilgün Gaser, PKK üyesi olmaktan yargılanan bir kişinin eşi olduğu ifade edilen (A.K)’nin ise Arzu Kayhan olduğu anlaşılmıştır.

Bakanlığımdaki tüm atama ve görevlendirmeler, memuriyete alınma ve tayine ilişkin mevzuata uygun olarak ve hizmetin gereği ile kamu yararı dikkate alınarak yapılmaktadır. Diğer yandan, Arzu Kayhan’ın eşinin PKK üyesi olduğu iddiası ile yargılandığı hususunda Bakanlığıma ulaşmış herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

2. Bakanlığımın bütün birimlerindeki tayin ve uygulamalar, mevzuata uygun olarak yürütülmektedir.

3. Yukarıda belirtilen açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yapılan tüm atama, görevlendirme ve uygulamalar yürürlükte bulunan mevzuata uygun olup, herhangi bir soruşturma yapılmasına gerek bulunmadığı düşünülmektedir.

Bilgilerinize arz ederim. Sümer Oral

Maliye Bakanı

9. – Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı’nın, cezaların infaz edilmeyeceğine dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine güvence verilip verilmediğine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yazılı cevabı (7/174)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM İçtüzüğü’nün 96’ıncı maddesi uyarınca aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla. Fahrettin Kukaracı

Erzurum

Sorular : 1. Türkiye, ölüm cezasına çarptırılan İlkay Çınar davası ile ilgili olarak, 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, “1984 tarihinden beri idam cezalarının infaz edilmediği, bundan sonra da edilmeyeceği”ne ilişkin yazılı moratoryum vermiş midir?

2. Türkiye, PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilgili olarak, herhangi bir Avrupa ülkesi ya da Amerika Birleşik Devletleri’ne veya Avrupa Birliği ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne “ölüm cezasının infaz edilmeyeceği” güvencesinde bulunmuş mudur?

3. Tarafımızdan, hassaten Abdullah Öcalan’la ilgili olarak “ölüm cezasının infaz edilmeyeceği”ne ilişkin taahhütte bulunulmamış olsa bile, İlkay Çınar davası ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verilen “ölüm cezasının infaz edilmeyeceği”ne dair moratoryumun, Abdullah Öcalan davası ile ilgili olarak Türkiye’yi bağlayıcılığı nedir? Bu taahhüt, sözkonusu Abdullah Öcalan olduğunda geri alınabilecek midir? Devletler tarafından verilen taahhütler kişilere göre değişebilir mi?

4. Türkiye tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verilen “İdam cezalarının infaz edilmeyeceği” taahhüdü gereğince Abdullah Öcalan idam edilmezse, bundan şehitlerin aziz ruhları ve şehit yakınları rencide olmayacak mıdır?

T.C. Adalet Bakanlığı Bakan : 1239 21.7.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 8.7.1999 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00. 02-7/174-696/2310 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde alınan, Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı tarafından Bakanlığımıza yöneltilen ve yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/174-696 esas nolu soru önergesine verilen cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

Sayın Fahrettin Kukaracı Erzurum Milletvekili TBMM

Bakanlığımıza yönelttiğiniz ve yazılı olarak cevaplandırılmasını istediğiniz 7/174-696 esas nolu soru önergesinin cevabı aşağıda belirtilmiştir.

Soru önergesine konu olan hususlarda yaptırılan inceleme sonucunda; önergede adı geçen kişinin, İstanbul Sıkıyönetim 2 nolu Askerî Mahkemesinde hakkında yapılan yargılamadan dolayı, 17.12.1992 tarihli dilekçeyle Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurduğu, sözkonusu başvuruya ilişkin hükümet cevabının hazırlanması çalışmalarının, davanın askerî mahkemede görülmüş olması nedeniyle Millî Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarınca yürütüldüğü anlaşılmıştır. Dışişleri Bakanlığından alınan 28.9.1994 gün ve AKGY/3048-2819 sayılı yazıda, sözkonusu başvuru hakkında Komisyonca kabul edilmezlik kararı verildiği bildirilmiştir.

Soru önergesinde yeralan diğer hususlar, Dışişleri Bakanlığının bilgisi dahilinde bulunmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk Adalet Bakanı

10. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, IMF’nin raporuna ve borsada yapılan işlemler sonucu haksız kazanç sağlandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın yazılı cevabı (7/178)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saffet Arıkan Bedük Ankara DYP Grup Başkanvekili

1. IMF’nin hazırladığı rapor, Basın toplantısından önce kimlere, ne zaman, ne amaçla verildi?

2. IMF’nin raporunda bahsedilen sözde kavram kargaşasına neden olan metin nedir?

3. Sözde Türkiye lehine olan IMF’nin raporuna rağmen borsanın ani düşmesinin nedeni nedir? Bununla ilgili her hangi bir inceleme başlatıldı mı? İnceleme sonucu nedir? ne gibi bir işlem yapılmıştır?

4. 2 Temmuz 1999 günü borsada yapılan işlemler sonucu trilyonlarca lira haksız kazanç sağlayan kimlerdir? bunlarla ilgili her hangi bir yaptırım yapıldı mı?

5. Global Menkul Kıymetlerin herhangi bir siyasiyle akrabalığı var mıdır? varsa akrabalık derecesi nedir?

T.C. Devlet Bakanlığı 26.7.1999 Sayı: B.02.0.004/(16) 2253

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) 12.7.1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/178-716/02340 sayılı yazınız.

b) 20.7.1999 tarihli ve B.02.1.HM.0.DEİ.02.00/590-52244 sayılı yazı.

c) 20.7.1999 tarihli ve KÖB/714-7073 sayılı yazı.

Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük tarafından Devlet eski Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay’a tevcih edilen yazılı soru önergesi konusundaki ilgi (a) yazınız üzerine Hazine Müsteşarlığı ile Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığından alınan ilgi (b) ve (c) yazıların suretleri ilişikte gönderilmiştir.

Bilgilerinize arz ederim.

Recep Önal Devlet Bakanı

T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı 20.7.1999 Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü Sayı: B.02.1.HM.0.DEİ.02.00/590-52244

T.C. Devlet Bakanlığına

İlgi: 14.7.1999 tarih ve B.02.0.004/(16) 2188 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınız konusu, Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliğine verilen yazılı soru önergesinde yeralan Müsteşarlığımızı ilgilendiren sorulara ilişkin yanıtlar ilişikte yeralmaktadır.

Bilgileri ve gereği arz olunur.

A. Ümit Gönülal Genel Müdür Yardımcısı

(1) Uluslararası Para Fonu (IMF) Heyeti, IMF Ana Sözleşmesi Madde IV Konsültasyon görüşmeleri çerçevesinde ülkemize 15 Haziran 1998 tarihinde gelmiş, 15-16 Haziran 1999 tarihlerinde İstanbul’da özel sektör ve finans çevreleri ile görüşmeler yaptıktan sonra, 17 Haziran 1999 tarihinde Ankara’da ilgili kuruluşlar ile görüşmelere başlamıştır. Sözkonusu heyet, görüşmeleri sonucunda hazırlayacağı raporu tamamlayamaması sebebiyle çalışmalarını önce 1 Temmuz, daha sonra 2 Temmuz 1999 tarihine kadar uzatmıştır. Sonuç olarak IMF Heyeti’nin hazırladığı rapor basın toplantısının yapıldığı 2 Temmuz 1999 tarihinde tamamlanabilmiş ve basın toplantısından önce herhangi bir kişi veya kuruluşa verilmemiş, basın toplantısının bitimini müteakip bütün basın mensuplarına iletilmiş, ayrıca şeffaflık prensibi gereği bundan önceki IMF görüşmelerinde olduğu gibi aynı gün Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın internet sayfalarında tüm kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Diğer taraftan, IMF heyetleri ülkemizi her ziyaretlerinde ülke ekonomisinin gidişatı üzerinde çeşitli senaryolar üreterek bunların analizini yapmaya çalışmaktadır. IMF heyetince projeksiyonlara dayanan, tanımı itibariyle varsayımsal olan bu senaryolar ekonominin ilgili birimleriyle paylaşılmakta ve üzerinde bilgi alışverişinde bulunularak ülke ekonomisi için uygun düzenlemelerin bulunması konusunda çaba sarfedilmektedir. Bu senaryoların üretilmesi, IMF heyetinin bir çalışma metodolojisi olup, en uygun çözümün bulunmasından başka hiçbir amaç taşımamaktadır. Sonuç itibariyle, geçmiş konsültasyonlarda olduğu gibi, bu defa da sözkonusu senaryolar, IMF toplantılarına katılan, bu konuyla ilgili ve yetkili kuruluş temsilcileriyle görüş alış verişini teminen paylaşılmıştır.

(2) IMF Heyeti’nin hazırlamış olduğu “Türkiye-1999 Madde IV Konsültasyon Görüşmeleri ve Yakın İzleme Anlaşması Üçüncü Gözden Geçirilmesi” başlıklı raporda, kavram kargaşasına neden olduğu iddia edilen “fiscal consolidation” ibaresi yeralmamakta olup, basın toplantısı esnasında IMF Heyeti Başkanı Carlo Cottarelli tarafından yapılan konuşmada dile getirilmiştir. ancak, bu ibare, piyasaların algıladığı iddia edilen şekilde “borç ertelemesi” veya “borç konsolidasyonu” anlamını hiçbir şekilde içermemektedir. Burada anlatılmak istenilen, bütçe dışında yeralan bütçe-benzeri (quasi-fiscal) harcamların bütçe içerisine alınarak bütçe ile uyumlaştırılması, kamu harcamalarının daraltılması ve sonuç olarak kamu sektörünün konsolidasyonudur. Zaten sözkonusu yaklaşım IMF raporunda da yeralmakta olup, “fiscal adjustment” ifadesi ile belirtilmektedir. Kavram kargaşasına neden olarak gösterilen “borç ertelemesi” tanımı için IMF’nin kullandığı İngilizce ibareler “dept consolidation” veya “debt rescheduling” terimleridir. Bu açıdan, IMF için herhangi bir kavram kargaşası sözkonusu olmayıp, “fiscal consolidation” ifadesi hiçbir başka anlamı içermeyecek şekilde, doğrudan ve net biçimde kamu sektörünün mali uyumu amaçlanarak dile getirilmiştir.

Arz olunur.

Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulu 20.7.1999

Sayı: KÖB/714-7073

T.C.

Devlet Bakanlığı

(Sayın Hikmet Uluğbay)

İlgi: 14.7.1999 tarih ve B.02.0.004/(16) 2188 sayılı yazıları

İlgi yazılarında, Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük tarafından Makamlarına yöneltilen 7/178-716 esas sayılı yazılı soru önergesine verilecek cevaba esas olacak bilgilerin hazırlanarak Makamlarına gönderilmesi istenilmektedir.

Konu ile ilgili olarak, 2.7.1999 tarihinde, Hazine Müsteşarlığında yapılan ve NTV Televizyonundan naklen yayınlanmış olan Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası Türkiye Sorumluları ile Makamlarının açıklamalarını içeren basın toplantısı sırasında, İMKB hisse senedi piyasasında keskin fiyat hareketlerinin meydana gelmesi ve sonrasında basında çıkan haber, yorum ve iddialar üzerine, 2.7.1999 Cuma günü meydana gelen keskin fiyat hareketlerinin nedenlerinin anlaşılmasını teminen 5.7.1999 Pazartesi günü teknik inceleme başlatılmıştır. Sözkonusu inceleme sonucunda yapılan tespitler çerçevesinde soru önergesindeki sorulara ilişkin cevaplar aşağıda sunulmuştur.

Soru 1. IMF’nin hazırladığı rapor, Basın toplantısından önce kimlere, ne zaman, ne amaçla verildi?

Cevap 1. Bu konu mevzuat uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun (Kurul) görev alanı içinde yeralmadığından, bu konuda Kurul’da herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Soru 2. IMF’nin raporunda bahsedilen sözde kavram kargaşasına neden olan metin nedir?

Cevap 2. 2.7.1999 tarihinde IMF Heyeti toplantısı sırasında İMKB hisse senedi piyasasında keskin fiyat hareketleri meydana gelmiştir. Bu fiyat hareketleri IMF basın toplantısının başlamasıyla eş zamanlı olarak ortaya çıkmıştır.

Saat 14:35 sıralarında IMF Heyeti ile Türk Heyetinin ortaklaşa düzenlediği basın toplantısının başlamasından itibaren kısa bir yükselişi takiben genellikle düşüş yönünde olmak üzere endeksin dalgalanmasının arttığı görülmüştür. Saat 14:35 ve 16:00 arasındaki yaklaşık 1.5 saatlik zaman diliminde yükseliş, düşüş ve yatay seyir diye tanımlanabilecek 10 adet genel hareket gözlemlenmiştir. Bu hareketler ve bu hareketlerin başlangıç-bitiş zamanları ile endeks seviyeleri aşağıdaki tabloda sunulmaktadır.

Tablo 1: 2.7.1999 Tarihinde IMF Toplantısındaki Açıklamalar ile Endeks Seviyesi

Zaman Endeks Dönem Yön Toplantı Sırasındaki Açıklama

ve Haberler

14:35:35 5.164 1. Dönem Yükseliş 1 Basın Toplantısının Başlangıç Zamanı.

(14:35:35-14:39:2) (Canlı yayın)

14:39:25 5.213 2. Dönem Düşüş 1 Canlı yayında Sn. Carlo Cottarelli’nin (14:39:25-14:45:2) mali konsolidasyon kelimesini telaffuz edişi. (Canlı yayın)

14:45:25 5.038 3. Dönem Yükseliş 2 Sn. Carlo Cottarelli’nin sosyal güvenlik (14:45:25-14:49:3) reformunun hükümetin kredibilitesini göstereceğine dair açıklaması (Canlı yayın)

14:49:35 5.084 4. Dönem Düşüş 2 Dünya Bankasından Sn. Ajay Chipper, (14:49:35-14:55:0) Dünya Bankasının şu anda bir yardımının sözkonusu olmadığını, bunun bazı şartlara bağlı olduğunu söylüyor. (Canlı yayın)

14:55:05 4.911 5. Dönem Yükseliş 3 Enflasyonla mücadele programımıza bir

(14:55:05-15:02:0) stand-by ile destek sağlama talebimiz açıklanmıştır, bu talebimiz olumlu kar- şılanmıştır. – Uluğbay (Canlı yayın-Reuters)

15:02:05 5.014 6. Dönem Yatay 1 IMF-Türkiye arasında bir ekonomik prog- (15:02:05-15:05:0) ram yönünde ilerleme kaydedildi ancak bu politikaları uygulamak için stratejik adımlar atılmalı.– Cottarelli (Reuters)

Zaman Endeks Dönem Yön Toplantı Sırasındaki Açıklama

ve Haberler

15:05:05 5.017 7. Dönem Düşüş 3 Hükümet hedefleri IMF ile anlaşılan (15:05:05-15:15:0 politikalarla uyumlu ancak mali konso- lidasyona yönelik taahhüt olmalı. – Cottarelli (Reuters)

15:15:05 4.907 8. Dönem Yatay 2 Kredinin miktarı şu anda Washington’da (15:15:05-15:40:4) müzakere ediliyor, bu konuyla ilgili başka bir açıklama şu anda yapamam-Sn. Cottarelli (Canlı yayın)-(Reuters bu esnada Sn. Uluğbay’a atfen verdiği bu haberi 15:16:05’te Sn. Cottarelli’ye atfen dü- zeltmiştir.)

15:40:45 4.890 9. Dönem Düşüş 4 Toplantının sona erme dakikaları. (15:40:45-15:48:0)

15:48:05 4.743 10. Dönem Yükseliş 4 Muhtemelen tepki hareketi (Pazartesi (15:48:05-16:00:0) günü devam eden tepki yükselişi)

16:00:00 4.860 Kapanış

Yukarıda yeralan özet tablodan da anlaşılacağı üzere; basın toplantısı esnasında yapılan açıklama ve haberlerin olumlu-olumsuz niteliği ile endeksin yönü arasında doğrusal bir ilişki sözkonusudur. Bu çerçevede düşüşlerin nedeni olan, toplantı sırasında sarfedilen sözler ve bu sözlerin televizyon kanalında simultane çevirisi ile Reuters ajansının terminallerinden geçiş şekline ilişkin olarak aşağıda detaylı açıklamalar yeralmaktadır:

Önergede sözü edilen kavram kargaşası 14:39:25’te IMF Temsilcisi Sn. Cotarelli’nin mali konsolidasyona yönelik sözleri ile başlamıştır. Aşağıda ilk olarak bu sözlerin orijinal şekli, Türkçe çevirisi ve bunun NTV televizyonundaki simultane çevirisi sunulmuştur.

(1) Birinci Düşüş (İkinci Dönem) (14:39:25-14:45:25): 14:38:35’te Sn. Cottarelli İngilizce orijinalinde “WE HAVE BEEN VERY PREASED IN THE DISCUSSOINS WITH THE AUTHORITIES TO HEAR THEIR FIRM COMMITMENT TOWARDS FISCAL CONSOLIDATION. THERE WILL BE A NEED TO IMPLEMENT IN THE IMMEDIATE FUTURE SOME CONSOLIDATION, FISCAL CONSOLIDATION MEASURES AND THEN TO MAKE A FURTHER EFFORT IN 2000.” ifadesini kullanmış, akabindeki saniyeler içinde endeks keskin bir düşüşe başlamıştır. Bu düşüş kesintisiz olarak 14:45:25’e kadar sürmüştür.

Yaklaşık 7 dakika süren bu düşüşte endeks % 4.1 değer kaybetmiştir. Bu dönemde gerçekleşen işlem hacmi 15 trilyon lira ile günlük toplamın % 9’una tekabül etmektedir. Bu düşüşün başlangıcı Sn. Cottarelli’nin canlı yayındaki sözlerinin zamanı ile tam olarak çakışmaktadır. İfadenin Türkçe çevirisi şöyle olmalıdır. “Yetkililerle tartışmalarımızda mali konsolidasyona yönelik kararlı tutumlarını duymaktan çok memnun olduk. Yakın gelecekte bazı konsolidasyon, mali konsolidasyon tedbirleri uygulama ihtiyacı olacak ve daha sonra 2000’de bu çabaları daha öteye taşımak ihtiyacı olacaktır.”

Diğer taraftan, NTV televizyon kanalında bu açıklama “TÜRK HÜKÜMETİ YETKİLİLERİ İLE KONUŞURKEN KENDİLERİNİN MALİ KONSOLİDASYON KONUSUNDAKİ TAAHHÜTLERİNİ DUYMAKTAN BÜYÜK BİR MUTLULUK DUYDUK. ÖZELLİKLE YAKIN GELECEKTE MALİ KONSOLİDASYON TEDBİRLERİ OLACAĞINI SÖYLEDİLER VE BUNUN YANISIRA DA 2000 YILINDA BUNUN ARTACAĞINI SÖYLEDİLER” şeklinde simultane olarak çevrilmiştir.

Düşüş ile bu açıklamanın zaman olarak çakışmasından öte, Sn. Cottarelli’nin borç konsolidasyonu ile karıştırılmaya müsait olan mali konsolidasyon ifadesini kullanması ve yetkililerin bunu kabul ettiğini ve yakın gelecekte gereğinin yapılacağını taahhüt ettiklerini belirtmesi, piyasalarda negatif ve önemli bir gelişme olarak algılanmıştır. NTV’nin tercümesinde Cottarelli’nin yakın gelecek için bir ihtiyaç olarak belirttiği mali konsolidasyon tedbirlerini, yakın gelecekte olacakmış anlamını verecek şekilde çevirmesi, konsolidasyon ifadesine karşı Türkiye’deki genel hassasiyet de dikkate alındığında piyasaları derhal satıcı tarafa çevirmiştir. İMKB işlem kuralları uyarınca sistemde mecburi alıcı durumunda kalanlar dışında iradi alıcı olarak çok düşük bir yatırımcı yüzdesi kalmıştır.

(2) İkinci Düşük (Dördüncü Dönem) (14:49:35-14:55:05): Saat 14:49:00 civarında Dünya Bankası Türkiye Masası yetkilisi Sn. Ajay Chipper’ın Dünya Bankasının şu anda Türkiye’ye bir yardımının sözkonusu olmadığını, yardımın bazı şartlara bağlı olduğunu söylemesinin ardından başlayan bu dönem yaklaşık 6 dakika sürmüştür. Endeks bu dilimde % 3.4’lük bir düşüş göstermiş, 12.2 Trilyon liralık hacimle günlük işlem hacminin % 7’si gerçekleşmiştir.

(3) Üçüncü Düşüş (Yedinci Dönem) (15:05:05-15:15:05) : 15:05:05’te Reuters’te snap haber diye tabir edilen sadece haber başlığının olduğu bir haber geçilmiştir. Sn. Cottarelli’ye atfen verile haber “HÜKÜMET HEDEFLERİ IMF İLE ANLAŞILAN POLİTİKALARLA UYUMLU ANCAK MALİ KONSOLİDASYONA YÖNELİK TAAHHÜT OLMALI” şeklindedir. O esnada, NTV canlı yayında bu yönde bir açıklama bulunmamaktadır. Hemen öncesindeki yakın diliminde de böyle bir açıklama yoktur. Kanımızca, toplantının 4. Dakikasında Sn. Cottarelli’nin sarfettiği mali konsolidasyonla ilgili sözleri gecikmeli yayınlanan ajansın aradaki keskin düşüşten hareketle geriye dönüp bu bilgiyi alıp haberleştirmesi ve kullanıcılarına sunması sözkonusudur.

Bu son açıklama sadece canlı yayına göre 27 dakika gecikmeli değil, aynı zamanda hatalıdır. Çünkü Sn. Cottarelli ne mali konsolidasyon sözünü sarfettiği esnada ne de arada geçen 27 dakikada Reuters haberindeki “... ANCAK MALİ KONSOLİDASYONA YÖNELİK TAAHHÜT OLMALI” şeklinde bir anlama gelecek bir ifade kullanmamıştır. Tam aksine, Türk yetkililerin mali konsolidasyona yönelik kararlılığından memnuniyetini belirtmiştir.Bu ifade, konsolidasyon sözcüğünün çağrışımları ve IMF’in bu konudaki ısrarı şeklinde bir görüntü yansıtması itibariyle sadece üçüncü düşüşün başlangıcıyla çakışan değil, neden-sonuç ilişkisi de bulunan bir haber olmuştur.

Neticede, yaklaşık 10 dakika süren üçüncü düşüş dalgası endekste % 2.3 değer kaybı yaratmıştır.

(4) Dördüncü Düşüş (Dokuzuncu Dönem) (15:40:46-15:48:05): Toplantı süresince oluşan endeks hareketlerinin negatif bir izlenim bırakması sonucu yaşandığı düşünülen yaklaşık 8 dakikalık bu düşüş döneminde endeks % 3 düşerken işlem hacmi de 10.2 Trilyon olmuştur. Akabindeki yükselişle % 3’lük son düşüş telafi edilmiştir.

Sözkonusu düşüş dönemlerini ve bu dönemde yapılan açıklamaları gösteren grafik aşağıda yeralmaktadır. Grafikten, sözlerin fiyatların hangi seviyesinde sarfedildiği ve bu sözler sonrasında nasıl bir düşüş dalgası yaşandığı çok açık olarak görülmektedir. Tek başına bu grafik dahi 2.7.1999 Cuma günkü fiyat düşüşlerini açıklamaktadır.

BU SAYFA AYNEN FİLME ALINMIŞTIR.

Soru 3. Sözde Türkiye lehine olan IMF’nin raporuna rağmen borsanın ani düşmesinin nedeni nedir? Bununla ilgili herhangi bir inceleme başlatıldı mı? İnceleme sonucu nedir? Ne gibi bir işlem yapılmıştır?

Cevap 3. İkinci soruya verilen cevapta da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; 2.7.1999 Cuma günkü fiyat hareketlerini tümüyle IMF toplantısındaki açıklamalardan kaynaklanmaktadır. Zira, yeniden inşa edilen seansın incelenmesinden herbir keskin fiyat düşüşüne, sırasıyla Sn. Cottarelli’nin mali konsolidasyona ilişkin cümlesi ve bu cümlenin tercümesindeki hata, Sn. Chipper’ın çok yakın gelecekte koşulsuz kaynak beklentisinin gerçekleşmeyeceği sonucunu veren sözleri ve Reuters’in Sn. Cottarelli’nin değindiğimiz cümlesini gecikmeli ve hatalı bir anlam yükleyerek yayınlaması eşlik etmektedir.

2.7.1999 tarihinde İMKB-100 endeksindeki hareketlerin nedenlerinin tespitine yönelik olarak 5.7.1999 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu tarafından inceleme başlatılmıştır. İnceleme sonuçları 9.7.1999 tarihli bir inceleme raporu ile Kurul Karar Organına sunulmuştur. Sözkonusu raporun sonucunda; 2.7.1999 Cuma günü işlemleri ile sınırlı olarak, İMKB endeksindeki hareketler dolayısıyla mevzuata aykırı bir fiil tespit edilemediğinden, herhangi bir işlem yapılmamıştır. İnceleme sonuçları basın açıklaması ile 9.7.1999 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır.

Soru 4. 2 Temmuz 1999 günü borsada yapılan işlemler sonucu trilyonlarca lira haksız kazanç sağlayan kimlerdir? Bunlarla ilgili herhangi bir yaptırım yapıldı mı?

Cevap 4. 3. soruya verilen cevapta da görüleceği üzere; 2.7.1999 tarihinde İMKB-100 endeksindeki hareketlerin incelenmesi sonucunda mevzuata aykırı bir fiil tespit edilemediğinden haksız kazanç sağlanması da sözkonusu olmamaktadır. İşlemler 135 aracı kurum ve bunların müşterileri arasında dağılmıştır. Bu dağılım aracı kurumların geleneksel pazar paylarına göre daha yaygın olmuştur. Toplantının televizyonda canlı yayınlanması nedeniyle piyasadaki tüm yatırımcılar eş zamanlı ve aynı yönde tepkiler vermiştir. Düşüş döneminde alıcıların bulunması, her bir düşüş öncesinde, toplantı sırasında sarfedilen olumlu beklenti yaratacak sözler üzerine piyasaya genel bir şekilde gelen alış emirlerinin, olumsuz beklenti yaratan sözlerden sonra Borsa kuralları gereği iptal edilememesinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla piyasanın % 80’i televizyonda canlı olarak yayımlanan olumlu sözler üzerine aynı anda alış emri girmeye başlamış, olumsuz sözlerden sonra da aynı oranda satışa geçmiştir. Bu nedenle bazı kişilerin ve kurumların haber yayarak, alım ve satımları ile fiyatları belirleyerek veya tümüyle toplantının o andaki seyriyle ilişkili olarak yaşanan düşüş ve yükselişlere neden olan piyasa tepkisini önceden bilerek işlem yapıp kazanç sağlamaları sözkonusu olmamıştır.

Belirtilen çerçevede, canlı olarak herkese açık bir şekilde yayınlanan basın toplantısının seyrinden kaynaklanan fiyat hareketlerinden dolayı haksız bir kazanç sağlanmamıştır.

Diğer taraftan IMF toplantısını izleyen ilk işgünü olan 5.7.1999 Pazartesi günü % 3.5 oranında artarak 5.030 seviyesine çıkan İMKB endeksi, Cuma günü yaşanan % 5.8’lik düşüşü büyük ölçüde telafi etmiştir. İzleyen günlerde de toplam yaklaşık % 15 civarında artış göstermiştir. Pazartesi günkü telafi, IMF basın toplantısındaki açıklamalar, zaman baskısı olmadan sağlıklı bir şekilde değerlendirildiğinde, piyasalar için olumsuz bir gelişmenin sözkonusu olmadığını göstermekte; % 15’lik ilave yükseliş ise anlaşma sonrasındaki uygulamalara piyasanın olumlu tepkisini göstermektedir.

Netice itibariyle IMF görüşmelerinden çıkan sonucun fiyat düşüşüne neden olacak bir olumsuzluk içermediğinin piyasalar tarafından da anlaşıldığını, 2.7.1999 Cuma günkü düşüşün tümüyle yukarıda belirttiğimiz kavram kargaşasından ve piyasaların süratinden kaynaklanan anlık gelişmelerin sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

Soru 5. Global Menkul Kıymetlerin herhangi bir siyasiyle akrabalığı var mıdır? Varsa akrabalık derecesi nedir?

Cevap 5. Bu konu mevzuat uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun (Kurul) görev alanı içinde yeralmadığından bu konuda Kurul’da herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Bilgilerine arz ederim.

Prof. Dr. Muhsin Mengütürk Kurul Başkanı

11. – İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın, iç ve dış borç miktarına ve iç borçlanma faiz oranlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Vekili H. Hüsamettin Özkan’ın yazılı cevabı (7/184) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla

Osman Yumakoğulları İstanbul

Soru 1. 54 üncü Hükümet döneminde iç borç ve dış borç miktarı ne kadardır?

Soru 2. 55 inci Hükümet döneminde iç borç ve dış borç miktarı ne kadardır?

Soru 3. 56 ncı Hükümet döneminde iç borç ve dış borç miktarı ne kadardır?

Soru 4. 54 üncü Hükümet dönemindeki iç borçlanma vadesi ve faiz oranları ne kadardır?

Soru 5. 55 inci Hükümet dönemindeki iç borçlanma vadesi ve faiz oranları ne kadardır?

Soru 6. 56 ncı Hükümet dönemindeki iç borçlanma vadesi ve faiz oranları ne kadardır?

Soru 7. İç ve dış borçların geri ödenmesi işleminde tehlike arzeden bir durum var mıdır?

Soru 8. Bugünkü dış ve iç borç stokunun toplamı ne kadardır?

T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı 22.7.1999 Sayı: B.02.1-HM.0.KAF 01.02/54555-10-52852

Konu: Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliğine

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı

İlgi: a) 21.6.1999 tarih, 6/5-348/1457 sayılı,

b) 9.7.1999 tarih, 7/184-348/1457 sayılı yazılarınız.

İlgi a’ da kayıtlı yazınız konusu Sn. Osman Yumakoğulları’nın tevcih etmiş olduğu soru önergesine, örneği ekte yeralan 6.7.1999 tarih ve 48626 sayılı yazı ve eki ile cevap verilmiştir.

Diğer taraftan, 14.7.1999 tarihinde açıklanan geçmiş yıllara ait revize dış borç stoku verileri ve 1999 Mart sonu verileri ekte yeralmaktadır.

Bilgilerinizi arz ederim.

H. Hüsamettin Özkan Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd. Devlet Bakanı V.

T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı 6.7.1999 Sayı: B.02.1-HM.KAF 02.01-48626

Konu: Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliğine

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı

İlgi: a) 21.6.1999 tarih ve 1457 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınızda talep edilen bilgileri içeren tablo ekte yeralmaktadır.

Dış borç verilerinin üçer aylık dönemler itibariyle her dönemi (31.3.1999) içeren verilerin ikinci üç ayın songünü (30.6.1999) itibariyle Müsteşarlığımız tarafından kamuoyu bilgisine sunulması nedeniyle 31.3.1999 ve 30.5.1999 tarihleri itibariyle veriler henüz üretilme aşamasındadır. Bu itibarla müteakiben ilgili makamlara resmi ve güncel bilgiler sunulacaktır.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay

Cevaplar:

Ağırlıklı Ortalama

İç Borçlar Borçlanma Dönem sonu İtibariyle Vade (Ay) Faiz (%)

(Milyar TL) Stok (Milyar TL) Stok (Milyar $) (Nakit Borçlanmanın)

54 üncü Hükümet Dönemi 1.7.1997-30.6.1998 10 530 003 8.389.592 31,65 8,2 113,8

55 inci Hükümet Dönemi 1.7.1998-31.12.1998 7 202 313 11 612 885 37,14 7,7 124,0

56 ncı Hükümet Dönemi 1.1.1999-30.4.1999 9 092 686 15 362 622 39,77 12,1 114,5

57 nci Hükümet Dönemi 1.5.1999-30.5.1999 1 984 902 16 005 011 39,76 11,8 100,5

Dış Borçlar Stok (Milyar $)

1997 91,03

1998-Q1 92,69

Q2 97,14

Q3 102,33

Q4 102,65

Dış Borç Stoku *

(Milyar $)

1997 90,99

1998-Q1 92,69

Q2 97,14

Q3 102,33

Q4 103,29

1999-Q1 100,99

*Geçici

12. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Hayvancılığın Geliştirilmesi Projesi Kararnamesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in yazılı cevabı (7/185)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırmasını arz ederim.

Saffet Arıkan Bedük Ankara DYP Grup Başkanvekili

1. Hayvancılığın Geliştirilmesi Projesi Kararnamesi ile ne amaçlanmıştır? Buna karşı yerli üreticiye ne gibi destek sağlanacaktır?

2. Bu Kararname hazırlanırken ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşü alındı mı?

3. Bu Kararname ile uygulayıcı kuruluşlar desteklenirken oluşacak rekabet ortamında üretici birlikleri mağdur edilmeyecek mi? Bu konuda herhangi bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 26.7.1999 Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı: KDD.SÖ.1.01/626

Konu: Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 16.7.1999 Gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/185-782/2466 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazı ekinde gönderilen Ankara Milletvekili DYP Grup Başkanvekili Saffet Arıkan Bedük’e ait 7/185-782 esas nolu yazılı soru önergesine ilişkin bilgiler ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp Tarım ve Köyişleri Bakanı

Soru 1. Hayvancılığın Geliştirilmesi Projesi Kararnamesi ile ne amaçlanmıştır? Buna karşı yerli üreticiye ne gibi destek sağlanacaktır?

Cevap 1. Ülkemiz hayvancılığının geliştirilmesi amacıyla “Sözleşmeli Çiftçi Modeli” kapsamında damızlıkçı işletmelerin kurulması, sun’i ve tabiî tohumlama faaliyetlerinin desteklenmesi, yem bitkileri üretimi ve silaj yapımının teşviki, hastalıklarla mücadele, yetiştiricilerin teşkilâtlandırılması, hayvansal ürünlerin desteklenmesi ve pazarlama organizasyonu kurulması gibi hizmetleri kapsayan “Hayvancılığın Geliştirilmesi Hakkında Karar” ile ilgili usul ve esasları kapsar.

Sözkonusu proje ile hayvancılık bir bütün olarak ele alınmış olup, ülke genelinde uygulanacaktır.

Sözleşmeli Çiftçi Modeli sayesinde öncelikle pazarlama problemlerinin çözümü, üretici örgütlenmesi, işletme ölçeklerinin büyütülmesi ile ileriki yıllarda ithalata gerek duyulmaması için yurtiçi damızlık düve üretiminin teşviki yem bitkisi açığının kapatılması için üretiminin teşviki, gen kaynaklarının korunması, hayvan ıslahı için sun’i tohumlama, teknik ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, ucuz kredi ve ürün desteklenmesi öngörülmektedir.

Soru 2. Bu Kararname hazırlanırken ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşü alındı mı?

Cevap 2. Sektörle ilgili Bakanlığımızca düzenlenen I. Tarım Şurası ve I. Hayvancılık Kongresi gibi çeşitli platformlarda tüm Üniversitelerin ilgili fakülteleri, kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerileri dikkate alınarak sözkonusu proje hazırlanmıştır.

Soru 3. Bu Kararname ile uygulayıcı kuruluşlar desteklenirken oluşacak rekabet ortamında üretici birlikleri mağdur edilmeyecek mi? Bu konuda herhangi bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Cevap 3. Sözkonusu projenin uygulanması aşamasında Yetiştirici Birlikleri uygulayıcı kuruluş kapsamında değerlendirilmiş olup, birlik üyelerine ayrıca 5 puan daha düşük kredi kullandırılarak sözkonusu rekabet ortamında mağdur edilmeyeceklerdir.

 

BİRLEŞİM 39 UN SONU