Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

DÖNEM : 20 YASAMA YILI : 4

T.B.M.M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 66

 

21 inci Birleşim

19 . 11 . 1998 Perşembe

 

 

 

İÇİNDEKİLER

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) GÖRÜŞMELER

1. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 13 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 19 arkadaşı, Konya Milletvekili Veysel Candan ve 12 arkadaşı, Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşı, Kütahya Milletvekili Emin Karaa ve 22 arkadaşı, İzmir Milletvekili Işın Çelebi ve 25 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık ve 22 arkadaşı ile Hatay Milletvekili Fuat Çay ve 25 arkadaşının, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis araştırması komisyonu raporu (S. Sayısı 743)

B) ÖNGÖRÜŞMELER

1.– Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde Devletin menfaatini gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/19)

2.– Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında Gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/20)

3.– Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Oya Araslı, Ankara Milletvekili Önder Sav ve Hatay Milletvekili Nihat Matkap’ın, mafya ve çete liderleri ile yakın ilişki içinde olduğu ve TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/21)

IV. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Kayseri Milletvekili Memduh Büyükkılıç’ın, yangınla sonuçlanan otobüs kazalarına karşı alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6203)

2. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, okullardaki öğretmen açığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6209)

3. – Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt’un, ataması yapılmayan bir öğretmene ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6211)

4. – Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, başörtüsü yasağını protesto eyleminde gözaltına alınan veya tutuklananlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6286)

5. – Aydın Milletvekili Fatih Atay’ın, Kuşadasıspor-Göztepespor maçında bir spor muhabirinin emniyet görevlilerince tartaklandığı iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6317)

6. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in yazılı cevabı (7/6378)

7. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın yazılı cevabı (7/6381)

 

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Başbakan A.Mesut Yılmaz, bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan'ın yakalanması ve Türkiye'ye iadesi için yapılan çalışmalara ilişkin gündemdışı bir açıklamada bulundu; DYP Grubu adına Çorum Milletvekili Bekir Aksoy, DSP Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Tahir Köse, FP Grubu adına Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, ANAP Grubu adına İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Altan Öymen ve şahsı adına da Kayseri Milletvekili Recep Kırış aynı konuda görüşlerini açıkladılar.

Yapılan konuşmalardan sonra:

Milletlerarası terörizmin, insan haklarını ve demokrasiyi tehdit eder boyutlara vardığına; kabul edilmiş anlaşmalara rağmen, bazı ülkelerin, terörizmi dış politika aracı olarak kullanıp, hoşgörü ile bakarak himaye ettiklerine; NATO müttefiki İtalya'nın, teröre kanat gerdiğine; TBMM'nin, İtalyan Parlamentosunu, Avrupa Konseyi Terörle Mücadele Anlaşmasına uymaya davet ettiğine; 30 bine yakın insanın öldürülmesinden sorumlu bir hareketin başını himaye etmenin, İtalya'nın medenî dünya içindeki yerini sarsacağına; yaşama hakkı tanımayan, uyuşturucu madde kaçakçılığı, sabotaj, terör, suikast ve toplu öldürme olaylarını yapan terör örgütüne kucak açmanın, insan haklarına ters düşeceğine ve İtalya'ya olan güvenin sarsılmasına sebep olacağına; TBMM'nin, İtalyan Parlamentosu ve Hükümetini, içine düştükleri kabul edilemez durumdan bir an önce kurtarmaya davet ettiğine; bu davranışın, teröristi, caniyi, himaye, tasvip hatta aynı suça iştirak anlamını taşıdığına; TBMM'nin, temsil ettiği Büyük Türk Milleti ile tam birlik ve beraberlik içinde, terörle mücadelede, terörün kökünü kurutmada ve sorumlularından hesap sormada kararlı olduğuna,

İlişkin, TBMM bildirisi okundu; Başkanlıkça, gereğinin yapılacağı bildirildi.

Çorum Milletvekili Mehmet Aykaç'ın, tarımda girdi maliyetleri ve çiftçi sorunlarına,

Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan'ın, pancar çiftçisinin söküm avanslarına,

İlişkin gündemdışı konuşmalarına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar cevap verdi.

Özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) (S.Sayısı: 743) Hükümet ve Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

(9/28) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, siyasî parti gruplarınca gösterilen üyeler seçildiler.

Başkanlıkça, (9/28) esas numaralı Meclis Soruşması Komisyonu üyelerinin başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmaları için toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.

19 Kasım 1998 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.l5'te son verildi.

Yasin HATİBOĞLU

Başkanvekili

Hüseyin YILDIZ Ali GÜNAYDIN

Mardin Konya

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

 

No : 26

II. – GELEN KAĞITLAR

19 . 11 . 1998 PERŞEMBE

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Mardin-Ortaköy Beldesi ile Kızıltepe İlçesi Dikmen Beldesinin şebeke tevsii projesi için ödenek tahsisi yapılıp yapılmadığına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1236) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

2.-Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Mardin-Kızıltepe İlçesine bağlı bazı köylerdeki tarımsal sulamalar nedeniyle ihtiyaç duyulan elektrik dağıtım hatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (6/1237) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1.-Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz’ün, Tokat-Çelikli-Artova arasına fiber optik kablo yapılıp yapılmayacağına ve DDY ve DHİ’ne ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6531) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)

2.- Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, Muğla İli Yatağan İlçesi Akçay Deresinde kirliliğe yol açan bir fabrikaya ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/6532) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)

3.- Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin’in, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde çalışan mevsimlik işçilere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6533) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)

4.- İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, İçel’in Baharlı havaalanı çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi 7/6534) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)

5.- İçel Milletvekili Oya Arsalı’nın, Mersin’de Devlet Tiyatrosu açılıp açılmayacağına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/6535) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)

6.- Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Sıvas Demir Çelik İşletmesi A.Ş.’nin özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6536) (Başkanlığa geliş tarihi:16.11.1998)

7.- Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Devlet veya Vakıf yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının ve öğrencilerin sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6537) (Başkanlığa geliş tarihi:16.11.1998)

8.- Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın’ın, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde çalışan mevsimlik işçilerin sözleşmelerinin iptal edilmesinin nedenine ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/6538) (Başkanlığa geliş tarihi:16.11.1998)

9.- Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Trabzon Kalkınma Vakfının faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6539) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

10.- Şırnak Milletvekili Bayar Ökten’in, TELEKOM’a alınan personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6540) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

11.- Ağrı Milletvekili Celal Esin’in, Ağrı-Patnos’a bağlı bazı köylerin belde yapılmasıyla ilgili bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6541) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

12.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Abdullah Öcalan’ın devlet bursu alıp almadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6542) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

13.- Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, G.Ü. Mühendislik- Mimarlık Fakültesinde bir araştırma görevlisinin verdiği dilekçelerin işleme konulmadığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6543) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

14.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Öncel’in, işadamı Nesim Malki cinayetini soruşturanların başka bir yere sürüldükleri iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6544) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

15.- Diyarbakır Milletvekili Yakup Hatipoğlu’nun, dört yıllık okullardan mezun olup pedagojik formasyon eğitimi alan kişilerin sınıf öğretmenliğine alınıp alınmayacağına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6545) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.11.1998)

16.- Diyarbakır Milletvekili Yakup Hatipoğlu’nun, Diyarbakır Alatosun Beldesinin doktor, sağlık elemanı, derslik ve öğretmen ihtiyacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6546) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

17.- Ağrı Milletvekili M.Sıddık Altay’ın, Ağrı Merkeze ve ilçelerine bağlı bazı köylerin belde yapılması için bir çalışma olup olmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6547) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

18.- Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, Hatay bölgesinde çıkan orman yangınlarının nedenine ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/6548) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

19.- Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, Hatay İlindeki okullardaki öğretmen açığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6549) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Bakırköy Belediyesince Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bahçe duvarlarının yıkılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6027)

2. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, SSK Müdürlerinin ABD gezisine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6029)

3. - Niğde Milletvekili Doğan Baran’ın, Niğde’deki elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6031)

4. - Kırşehir Milletvekili Cafer Güneş’in, Kırşehir’de üniversite kurulmasına ve şeker fabrikası inşaatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6032)

5. - Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, memur maaşlarına yapılan zammın geç ödenmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6034)

6. - Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, bir holdingin kayırıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6035)

7. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara-Keçiören Etlik Lisesinde usulsüz diploma verildiği iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6042)

8. - Tokat Milletvekili Hanefi Çelik’in, Şanlıurfa İlinde tarımda kullanılan elektrikle ilgili karşılaşılan sorunlara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6043)

9. - İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, Mersin’deki elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6047)

10. - İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, Karayolları 5. Bölge Müdürlüğünde çalışan bir sendika yöneticisinin görev yerinin değiştirilmesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6048)

11. - Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün fındık üretimine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6050)

12.- Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, okul ihalelerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6051)

13. -Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, genel af tartışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6052)

14. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Barutsan A.Ş. Sıvı Patlayıcı Üretim Tesisi Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6055)

15. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara-Polatlı-Sivrihisar yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/6059)

16. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara Çevre Yolunun Samsun ve Konya yolu bağlantılarına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/6060)

17. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, şeriatçı olduğu ileri sürülen personel hakkında yapılan işlemlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6062)

18.- Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Ermenek-Mut yolunun Manavgat burnu mevkiindeki çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6064)

19.- Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Karaman-Bucakışla-Ermenek karayolu projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6065)

20.- İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, yargı organı mensuplarının protokoldeki yerlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6066)

21. - İçel Milletvekili Turhan Güven’in, Alaattin Çakıcı ile görüştüğü ileri sürülen Devlet Bakanı Eyüp Aşık hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6069)

22. -İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, köprü geçiş ücretlerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6071)

23. -İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, bazı MİT görevlileri hakkında ileri sürülen iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6072)

24. - Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, Gün Sazak cinayetinin faillerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6075)

25. -Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, YÖK’ün ünivesite adaylarına gönderdiği bir duyuruya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6078)

26. - Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale’ye bağlı bazı köylere yapılacak köy konaklarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6079)

27. - Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale-Keskin ve Delice ilçelerinin kapalı spor salonu inşaatlarına ilişkin Devlet Bakanından (Yücel Seçkiner) yazılı soru önergesi (7/6082)

28. - İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, yasa dışı suç örgütleriyle ilişkisi olan bazı şahıslara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6090)

29. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, işitme engelli öğrencilerin eğitimine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6096)

30. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, işitme engellilerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6097)

31. - İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, promosyon kampanyalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6100)

32. - Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara Hastanesiyle ilgili yolsuzluk iddiaları konusunda yapılan soruşturmaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6101)

33. -Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, İstanbul Üniversitesinde türbanlı öğrencilere şantaj ve baskı ile belge imzalatıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6103)

34. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Fethullah Gülen ve cemaati hakkında ileri sürülen bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6104)

35. -Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ’un, “Götürü Bedel - Anahtar Teslimi İhalesi” ne ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6107)

36. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir’deki belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6115)

37. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir’deki belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6116)

38. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yapılan ihalelerdeki iskonto miktarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6120)

39. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir-Acıgöl İlçesi hükümet konağı inşaatı ihalesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6121)

40. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir’de açılan ihalelere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6122)

41. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, basında yer alan bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6124)

42. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, spor kulüplerine yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6126)

43. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir genelinde yapılan ihalelere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6127)

44. - Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, Balıkesir ve Giresun SEKA kağıt fabrikalarındaki üretime ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6130)

45. - Hatay Milletvekili Atila Sav’ın, Trabzon Akçaabat Devlet Hastanesinde başhemşire olarak görevli bir personele yapılan uygulamaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6133)

46. -Afyon Milletvekili Sait Açba’nın, Afyon’daki bazı karayolları için ayrılan ödeneğe ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6135)

47. -Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, büyük kentlerdeki gecekondulaşma sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6137)

48. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Eğitim-Sen kongresinde meydana gelen olaylara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6138)

49.- Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6145)

50. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, fonlardan belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6148)

51. -Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici’nin, taşımalı eğitime ve diğer bazı eğitim sorunlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6151)

52. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, irtica ve terör olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6155)

53. - Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Niğde Üniversitesi öğrencilerinin yurt ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6157)

54. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, ANAP ile FP yöneticileri arasındaki görüşmelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6163)

55. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, doğal afetten zarar gören yerleşim birimlerine yapılan yardımlara ve alınacak önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6167)

56. - Balıkesir Milletvekili Ahmet Bilgiç’in, Ankara Trafik Hastanesinin temizlik ve güvenlik işlerini yürüten firma elemanlarının hasta ve yakınlarına kötü muamele yaptıkları iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6172)

57. - Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu’nun, mali milat nedeniyle bankalara yatırılan kıymetlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6173)

58.– Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara Meteoroloji Meslek Lisesi’nin Giresun Bulancak’a taşınmasının nedenine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6174)

59. - Kırşehir Milletvekili Cafer Güneş’in, gazilerin aylıkları hakkındaki kanun teklifine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6176)

60. -Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici’nin, İTO Başkanının ihalelerle ilgili bazı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6179)

61.– İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Alaattin Çakıcı ile ilişkisi olduğu ileri sürülen kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6182)

62. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, İmam Hatip Okullarında öğrenim gören öğrencilerin sayısına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6188)

63.– Konya Milletvekili Mehmet Ali Yavuz’un, Maliye eski Bakanlarına araç tahsisi yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6189)

64.– İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, TÖBANK, ODİBANK ve HİSARBANK’ın yöneticileri hakkında açılan davalara ve TÖBANK’ın tasfiye işlemlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6192)

65.– Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, ABD seyahatine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6194)

66.– İçel Milletvekili Safet Benli’nin, İçel’in Mut İlçesindeki Gezende Hidroelektrik Santralinden enerji nakline ne zaman başlanacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6195)

 

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

Tarih : 19 Kasım 1998 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Hüseyin YILDIZ (Mardin)

BAŞKAN – Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Birleşimini açıyorum.

Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalara başlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün, özel gündemle toplanıyor; onun için, gündemdışı söz verme imkânını bulamadım; talepte bulunan arkadaşlarım kusura bakmasın; anlayışlarına sığınıyoruz.

Şimdi, doğrudan, gündeme ve gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

III. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI

A) GÖRÜŞMELER

1. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 13 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 19 arkadaşı, Konya Milletvekili Veysel Candan ve 12 arkadaşı, Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşı, Kütahya Milletvekili Emin Karaa ve 22 arkadaşı, İzmir Milletvekili Işın Çelebi ve 25 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık ve 22 arkadaşı ile Hatay Milletvekili Fuat Çay ve 25 arkadaşının, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı 743)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun, 10 Kasım 1998 tarihli 16 ncı Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 1 inci sırasında yer alan özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak, alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis araştırması komisyonunun 743 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye başlayacağız.

Sayın Komisyon hazır mı? Komisyon hazır değil.

Müzakere ertelenmiştir.

B) ÖNGÖRÜŞMELER

1.– Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde Devletin menfaatini gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/19)

2.– Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında Gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/20)

3.– Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Oya Araslı, Ankara Milletvekili Önder Sav ve Hatay Milletvekili Nihat Matkap’ın, mafya ve çete liderleri ile yakın ilişki içinde olduğu ve TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/21)

BAŞKAN – Özel gündemin öngörüşmeler bölümünde yer alan, Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Sayın Bedük, Denizli Milletvekili Sayın Gözlükaya ve İçel Milletvekili Sayın Güven'in, çete ve mafya liderleriyle doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde, özellikle Türkbankın satışı ihalesinde, devletin menfaatını gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Sayın Taner ve Başbakan Sayın Yılmaz haklarındaki (11/19) esas numaralı; Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Sayın Esengün, Kayseri Milletvekili Sayın Kapusuz ve Sıvas Milletvekili Sayın Şener'in çete ve mafya liderleriyle doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle Türkbankın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Sayın Taner ve Başbakan Sayın Yılmaz haklarındaki (11/20) esas numaralı; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Sayın Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Sayın Araslı, Ankara Milletvekili Sayın Sav ve Hatay Milletvekili Sayın Matkap'ın, mafya ve çete liderleriyle yakın ilişki içinde olduğu ve Türkbankın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan Sayın Yılmaz hakkındaki (11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

Konuları aynı olan bu önergelerin birleştirilerek görüşülmesi Genel Kurulun 17 Kasım 1998 tarihli 19 uncu Birleşiminde kabul edilmiş idi.

Hükümet hazır.

Sayın milletvekilleri, önergeler daha önce bastırılıp dağıtıldığı için tekrar okutmuyorum.

Anayasanın 99 uncu maddesine göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden birer sayın üyeye, siyasî parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına, Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahipleri için 10'ar dakika; gruplar ve Hükümet için, daha önce alınan karar uyarınca, 30'ar dakikadır.

Söz isteyen sayın milletvekillerinin isimlerini okuyacağım; ama, daha önce, önerge sahiplerinden söz talebi olacak mı? Daha sonra, gruplara geçeceğim; geçince, bir daha söz veremem.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Ali Rıza Gönül konuşacaklar efendim.

BAŞKAN – Sayın Ali Rıza Gönül, önerge sahibi sıfatıyla mı?..

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Esengün, zatıâliniz mi konuşacaksınız?

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Evet.

BAŞKAN – Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Esengün konuşacak.

Yalnız, imzası olmayan sayın üyenin söz söyleme imkânı yok.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Grup adına...

BAŞKAN – Tamam efendim, grup adına...

Sayın Matkap, Sayın Baykal grup adına mı konuşacak; önerge sahibi sıfatıyla mı?..

NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkanım, biz, grup adına ilk sözü aldık. Zaten, önerge sahipleri adına üçüncü konuşmacı oluyor; ikisini birden birleştirip konuşacak.

BAŞKAN – Yani, ikisinde de Sayın Baykal mı konuşacak?

NİHAT MATKAP (Hatay) – Evet; yani, birleştirip konuşma şansımız var.

BAŞKAN – Tamam.

Efendim, okuyorum: Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Deniz Baykal, Sayın Ali Rıza Gönül, Sayın Lütfü Esengün söz talebinde bulunmuşlardır.

Gruplar adına, yalnız, Cumhuriyet Halk Partisinden söz talebi geldi.

Sayın Baykal hazır mı?

NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkanım, kişisel söz talebini, önce, önergelerin sırasına göre vermeniz gerekiyor. Önce, Doğru Yol Partisi sayın temsilcisi; sonra, Fazilet Partisi sayın temsilcisi; sonra...

BAŞKAN – Efendim, müsaade buyurun... Yok öyle bir şey Sayın Matkap.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Burada önerge sahibi konuşur.

BAŞKAN – Efendim, önerge sahibi sıfatıyla konuşacak arkadaşımız, eğer, onun grubu ilk sözü almışsa, önerge sahibi sıfatıyla kazandığı süre ile grup süresini birleştirme imkânımız var.

Şimdi, diyelim ki, önerge sahibi sıfatıyla konuşmalar bitti; grupla nasıl denkleştireceğiz, birleştireceğiz; mümkün değil...

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, önerge sahibi olarak sadece ben konuşacağım; diğer önerge sahipleri, grup konuşmalarıyla birleştirerek konuşacaklar.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Siz konuşun o zaman...

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Önerge sahibi olarak müstakilen ben konuşacağım.

BAŞKAN – Tamam efendim; sonra, grubunuz adına ayrıca konuşulacak; onda bir beis yok efendim.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Diğerleri, DYP ve CHP birleştirerek konuşacakları için...

BAŞKAN – Efendim, diğerleri nasıl birleştirecek?..

Şimdi, önerge sahibi sıfatıyla yapılacak olan konuşmaları öncelikle vermemiz lazım; sizinki doğru; siz hangi saat konuşursanız konuşun; çünkü, Grubunuz ayrı konuşacak...

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Evet.

BAŞKAN – Şimdi, hem önerge sahibi sıfatıyla hem de grubu adına aynı şahıs, konuşacaksa, bunu, ancak bir grup için yapabiliriz; ikinci grup için yapamayız.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, bizim hem önergemiz var; önerge sahibi sıfatıyla Sayın Ali Rıza Gönül konuşacak. Ayrıca, grubumuz adına da yine Sayın Ali Rıza Gönül konuşacak.

BAŞKAN – Ayrı ayrı zamanlarda veririz; birleştiremeyiz efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Birleştiriyoruz efendim.

BAŞKAN – Siz birleştirirsiniz de, biz birleştiremeyiz!..

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Takdirlerinize bırakıyoruz efendim.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Esengün, efendim, şimdi, bakın...

Sayın milletvekilleri, Sayın Gönül; Sayın Esengün'e söz verirsem, o, önerge sahibi sıfatıyla konuşup yerine çekilecek; sonra, sizin, önerge sahibi sıfatıyla, grubunuzdan zatıâliniz konuşacaksınız, sizi davet edeceğim; ama, önerge sahibi sıfatıyla davet edeceğim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Çünkü, önerge sahibi sıfatıyla yapılacak konuşmalar bitmiş olmuyor.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkanım, gerekli pusulayı Başkanlığınıza, zatıâlinize vermişler; yani, bu konuşma haklarını bana devrediyorlar.

BAŞKAN – Ona bir şey demiyorum efendim; hakkınız var; ayrı ayrı konuşacaksınız.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Hayır, ikisini de...

BAŞKAN – İkisini birleştiremeyiz efendim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkanım, bugüne kadar hep birleştiriyorduk; yani, ben, sakıncası olduğu kanaatinde değilim.

BAŞKAN – Sayın Gönül, anlatamıyorum.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Ben anlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, önerge sahibi sıfatıyla konuşmalar bitmeyince gruplara geçemiyoruz. Anlatabiliyor muyum? Halbuki, birleştirerek ilk konuşmayı Sayın Baykal istedi.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, birleştirerek ancak bir grup konuşabilir zaten. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok.

BAŞKAN – Ben de onu anlatıyorum efendim.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Tartışılacak bir şey yok.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkanım, grup adına ilk söz alan ancak birleştirebilir.

BAŞKAN – Efendim, ben de onu anlatmaya çalışıyorum. Sayın Gönül, ben onu anlatmaya çalışıyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, bir tek grup mu konuşacak o zaman?

BAŞKAN – Birleştirmeyi bir grup için yapabiliriz; bu, siz olursunuz, o olur, fark etmez.

Grup adına ilk söz talebi kiminse, onun konuşmasını birleştirebiliriz. Onu da, daha önce Sayın Baykal; yani, CHP istemiş. İlan ettik ya!..

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Tamam Sayın Başkan; anlaşılmıştır.

BAŞKAN – Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Lütfü Esengün. (FP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Başbakan Sayın Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner aleyhlerinde verdiğimiz gensoru üzerinde, önerge sahibi sıfatıyla söz almış bulunuyorum; hepinizi hürmetle selamlarım.

Bugün Yüce Mecliste, Hükümet aleyhinde verdiğimiz bir gensorunun öngörüşmelerini yapıyoruz. Maalesef, gündem, yine yolsuzluklar, hırsızlıklar, yine, yutulan, hortumlanan devlet malları, devlet paraları.

Biz, bu gensoruyu, sırf Hükümeti düşürmek için vermedik; siyaseten Hükümeti mağlup etmek için de vermedik. Bu Hükümetin, nasıl boğazına kadar yolsuzluklara battığını kanıtlamak için verdik; bundan sonra gelen hükümetler ders alsın diye verdik; tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak için verdik (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ve milletten aldığımız vekâletin gereğini yerine getirmek için verdik ve şu anda, huzur içinde şerefli bir görev yaptığımız kanaatindeyim.

Sayın milletvekilleri, bu Hükümet, Türk siyaset tarihine, yolsuzluklara en fazla bulaşmış bir hükümet olarak geçecektir. Bu Hükümet, tarihte, peşkeşle, ihale özelleştirme yolsuzluklarıyla, çete ve mafya ilişkileriyle anılacaktır ve Başbakan ve bakanları hakkında en çok soruşturma açılan Hükümet olarak anılacaktır. İşin vahim tarafı da, açılan soruşturmaların hepsinin gerekçesi yolsuzluktur, ihaleye fesat karıştırmadır, görevi suiistimaldir.

Bu Hükümet döneminde Bayındırlık Bakanlığı, yolsuzlukların kol gezdiği bir yer haline gelmiştir. Özelleştirme tam bir rezalettir. Şişli Belediye Başkanı çaldığı paraları çuvallarla götürürken, bu Hükümet, yasal işlem yapmak bir tarafa, oralı dahi olmamıştır. Bu konuda, Yüce Meclise, Fazilet Partili milletvekilleri olarak verdiğimiz, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin de ayrıca verdiği araştırma önergeleri, gündemin 200 üncü sırasında aylardan beri beklemektedir.

Sayın milletvekilleri, bu Hükümet, birbuçuk yıl önce, medya patronlarının desteğiyle kuruldu. Hatırlanırsa, bir medya patronu, Başbakanı, evinde kabul etti; daha hükümet kurmadan, Sayın Başbakan, medya patronuyla görüşerek işe başladı; onyedi ay boyunca da patronların desteği hiç eksik olmadı! Hükümetin bütün başarısızlıkları başarı gibi gösterilmeye çalışıldı. Geniş halk kitleleri -işçi, esnaf, köylü, memur- inim inim inlerken, kartel medyası, Hükümete methiyeler dizdirmeye devam etti, gerçekler halkımızdan gizlendi; Hükümet, medya desteğiyle ayakta tutulmaya çalışıldı; ancak, Hükümet ile medya patronları arasındaki kirli ilişkiler su yüzüne çıkmaya başlayınca, işler, işte o zaman karıştı. Medya patronlarının desteğiyle kurulan Hükümet, şimdi, bir diğer medya patronunun ifşaatlarıyla çatırdıyor, yıkılıyor. Sonuç olarak, bu Hükümeti kartel medyası kurdu, kartel medyası yıkıyor. Ne demek bu; su testisi, su yolunda kırılır demek. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Muhterem milletvekilleri, buna, ilahî adalet denir. Medyayı arkasına alıp, milletine "yarasa" diyen bir Başbakanı, ilahî adalet, bir başka patronun ifşaatlarıyla, işte böyle zelil eder, rüsva eder. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Sayın milletvekilleri, yolsuzluklarla mücadele ettiğini ifade eden bu Hükümetin iktidarı döneminde, sözde, Susurluk yirmi günde çözülecekti; müfettişler tayin edildi, reklamlar yapıldı, raporlar hazırlandı. Bu işi çözemezse, Başbakanlık haram olacaktı Sayın Başbakana! Şimdi ne var ortada; koskoca bir hiç. Tam onyedi aydır o haram koltukta oturan bir Başbakan var sadece.

Çete mensuplarına kırmızı pasaport verenler kimlerdi; bunların hakkında ne gibi işlemler yapıldı? Susurlukla ilgili kaç kişi mahkûm edildi; şu anda kaç kişi tutuklu bulunuyor?

Nereden bakılırsa bakılsın, çetelerle mücadele adına tam bir fiyasko var ortada; ama, bunun yanında, faili meçhul 5 bin cinayet, hâlâ, failinin bulunmasını bekliyor; hâlâ, kayıp kişilerin akıbetlerinin ne olduğunun merakı içinde yakınları.

Şimdi, Sayın Başbakan, kanaatimizce şu soruları cevaplandırmak mecburiyetindedir:

Alaattin Çakıcı aylardan beri tutuklu olduğu halde, en azından ifadesinin alınması için niçin hiçbir teşebbüste bulunmamaktadır bu Hükümet?

Daha önemlisi, aylardan beri dile getirilip de bir türlü Sayın Başbakanın yanaşmadığı, bizatihi Sayın Başbakanın şahsını ilgilendiren bir konu; Kasım 1996'da Budapeşte'de ne işiniz vardı Sayın Başbakan; yakıt ikmali için gidildiğini iddia ettiğiniz Budapeşte'nin Hilton Otelinde ne işiniz vardı? Yumruklandıktan sonra Macar polisine niçin şikâyette bulunmadınız da apar topar Türkiye'ye döndünüz? Yumruk atan şahıs aleyhindeki şikâyetten niçin vazgeçtiniz? Acaba, bu vazgeçmede, bu olaylarda, Alaattin Çakıcı'nın bir rolü var mı? ANAP'lı üç milletvekili Budapeşte'ye neyi araştırmaya gitti?

Şu Budapeşte meselesini, açık seçik, milletin önünde, cesaretle bir ortaya koyun; bütün millet bunu sizden bekliyor.

Eyüp Aşık'ın bir kanun kaçağıyla defalarca görüşmesine nasıl müsaade ettiniz? Bu görüşmelerin sebebi ve muhtevası neydi? Eyüp Aşık, işin vahametinden dolayı istifa ederken, aynı basireti, siz, hâlâ niçin göstermediniz?

Erol Evcil'in uçağını kullanan milletvekilleri ve bakanlar kimlerdir? Daha dün akşam, Erol Evcil, 55 milyon dolarlık karaparadan -bu rüşvet midir, komisyon mudur, nedir; ama, listeyi gördüğünü söylüyor- hisse alan bir bakanın hâlâ bakanlık görevinde olduğunu ifade ediyor ve milletvekillerinin olduğunu söylüyor. Bu bakan kimdir; bu milletvekilleri kimlerdir? Haa, bu beni ilgilendirmez derseniz, sizi ilgilendiren, hem de çok yakinen ilgilendiren bir konu var; Erol Evcil'den, Bursa il teşkilatının -akaryakıt ihtiyacı başta olmak üzere- akaryakıt ihtiyacını karşılayan, diğer ihtiyaçlarını da ya Evcil'den ya bir başka mafya babasından karşılar! Bu Bursa il örgütü hakkında ne yaptınız? (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

POAŞ ihalesi, sizi vicdanen rahatsız etmiyor mu?

En önemlisi de, Türk Ticaret Bankasının özelleştirilmesinde mafya bağlantısını bildiğiniz halde, Korkmaz Yiğit'e niçin yardımcı ve destek oldunuz; böyle pis bir ihaleyi nasıl onayladınız?

Sayın milletvekilleri, sorulacak çok sual var; söylenecek çok şey var. İşte, bugün, biz, bu önergeyi vermekle, bu hesapları sormaya, bu soruları sormaya Millet Meclisimizi davet ettik ve inşallah, bu hesaplar bugün burada görülecek.

Gensorunun verilmesini -tabiî, tarih itibariyle- gerektiren ve bardağı taşıran son damla, Korkmaz Yiğit isimli şahsın, bir video kasetiyle yaptığı açıklamalar oldu. Adı geçen şahıs, açıklamalarında, yer, kişi, zaman, mekân göstererek olayları anlatmaktadır. Başbakanın ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner'in, Türkbank ihalesinin kendisinde kalması için aktif çaba gösterdiklerini, finansman ve kredi temininde nasıl yardımcı olduklarını, fiyat ayarlamalarındaki rollerini açık seçik itiraf etmektedir. Bu, tam manasıyla bir suçlunun samimî itiraflarıdır.

Sayın Başbakan, buna karşılık savunmasını, o gün bir özel televizyona çıkarak yaptı "komplodur" dedi, çetelerle savaşta komploya uğramış olduğunu ifade etti. Bunun, kesinlikle istifa sebebi olmayacağını ifade ederek, istifa etmemekte ve suçsuz olduğunda ısrar etti. Bu da, tam manasıyla, suçunu inkâr eden bir suçlunun psikolojisidir ve tabiatıyla, kimseyi de inandıramadı o gece.

Tabiî, şimdi, sadece, ortada Korkmaz Yiğit'in söyledikleri var; ama, bu işin, bir de İstanbul DGM'de yürütülen soruşturması var. Yarın, İstanbul DGM savcısının yürüttüğü soruşturmanın dosyası mahkemeye geldiğinde, soruşturma açığa çıktığında, açıklandığında neler olacak bilemiyoruz; ama, zannediyorum ki, Korkmaz Yiğit'in söylediklerinden çok çok daha fazlası o soruşturma dosyasında hem adaletin hem milletin önüne serilecek. "Bu konuda hiçbir rolüm yok" diyor "hepsi yalandır, iftiradır" diyor Sayın Başbakan ve bu işe bulaşmış bakanlar. Hepsi yalan, hepsi iftira; ama, ortada bir gerçek var; o da Türkbank ihalesinin Korkmaz Yiğit'e verilmiş olması; bunun neresi yalan, bunu nasıl inkâr edeceksiniz!

Aziz arkadaşlar, Korkmaz Yiğit, ihaleye fesat karıştırmaktan ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmaktan yargılanmaktadır. Bu şahsın suçlarında, fiilerinde, ifadelerinde ismi geçen bir başbakanın görevde kalması, görevine devam etmesi fevkalade mahzurludur; hem işbaşında kalması hem Korkmaz Yiğit'in iddialarının üstüne gitmesi mümkün değildir...

BAŞKAN – Sayın Esengün, ben size 2 dakika süre vermiştim; onu kullandınız; toparlar mısınız.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Hükümetin görevden uzaklaştırılması, çetelerle mücadelenin önünü açacaktır.

Sayın milletvekilleri, her zaman ifade ettiğimiz gibi, cumhuriyete ve devlete yönelik en önemli tehdit, yolsuzluk ve hırsızlıklardır; bütçe açığının, hayat pahalılığının ve halkımızı canından bezdiren yoksulluğun, fakirliğin ve ekonomik sıkıntıların en önemli sebebi budur. Sunî gündemler, hassas günlerde tezgâhlanan ve tezgâhlanacak olan senaryolar, hep bu yolsuzluk, hırsızlık ve rant dağıtımını örtüp, halkın dikkatini başka yönlere çekmek içindir.

Bu Hükümetin hırsızlıklar, yolsuzluklar ve çetelerle mücadele edemeyeceği açıkça ortaya çıkmıştır. Hükümetin kendisi, bizatihi, bu olayların tarafıdır. Bu Hükümet, zaten, siyaseten ve fiilen çoktan bitmiştir; bu Hükümetin vücudunun kimyası da, fiziği de bozulmuştur. (FP sıralarından alkışlar)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?!.

BAŞKAN – Sayın Esengün...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Sayın Başbakana düşen görev, önümüzdeki hafta çarşamba günü gensoru münasebetiyle vereceğimiz güvensizlik önergesinin oylamasını beklemek olmamalıdır. Sayın Başbakan, bugün, Meclisin iradesi, 276 ve daha fazla bir oyla gensoruların kabulü yönünde tecelli ederse, hemen istifa etmelidir; siyasî ahlakın gereği de budur.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Anayasayı okumamışsın.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Hepinizi, önergemize destek vereceğiniz ümidiyle saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Esengün, teşekkür ediyorum.

Sayın Gönül, önerge sahibi sıfatıyla. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Gönül, süreniz 10 dakikadır; ben, arkadaşıma 2 dakika eksüre verdim, size de vereceğim; peşin mi vereyim sonra mı ilave edeyim; yani, 10 dakika bitince mi ilave edeyim?

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – 10 dakika bitince ilave edin.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun efendim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün, üç siyasî parti grubumuz tarafından verilmiş üç gensoru önergesinin görüşmelerini yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Bu önergelerin, tek bir ortak amacı vardır ki, o da, siyasî sonuç alınmak üzere 55 inci Hükümetin düşürülmesidir; ama, bu üç önergenin muhteviyatı tetkik edildiğinde, müşterek olan inanç, amaç ve ifade, bu Hükümetin başında bulunan Sayın Başbakanın ve Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Taner'in görevlerini kötüye kullandıklarıdır.

Tabiî ki, önerge sahibi adına belirlenen 10 dakika ile gruplar adına yapılacak görüşmeler için öngörülen 30 dakika içerisinde, bu Hükümetin kurulduğu günden bu yana yaptığı icraatları tek tek incelemek, yanlışları, yolsuzlukları, suiistimalleri ve görevi kötüye kullanma amacını güden davranışlarını ortaya koymak mümkün değildir. O nedenle, gerek bu ilk 10 dakikalık süre içerisinde gerekse Grubum adına yapacağım 30 dakikalık süre içerisinde, başlıklarıyla ve ana hatlarıyla düşüncelerimizi Muhterem Heyetinize arz edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bugün, bizce tarihî bir gündür. İnanıyorum ki, demokratik siyasî hayatımızın özel bir günü olarak belleklerde kalacak, hatırlanacak ve Türk siyasî tarihine anlamlı bir gün olarak yazılacaktır. Yazılacaktır; çünkü, 75 yıllık cumhuriyet dönemimizde ve elli yılı aşan çokpartili demokratik parlamento döneminde, ilk defa, üç siyasî parti, aynı anda, ayrı ayrı, bir cumhuriyet hükümeti aleyhine gensoru önergeleri vermişlerdir.

Hafızalarınızı biraz tazelemek istiyorum. Anasol-D Hükümeti olarak isimlendirilen 55 inci Hükümet, biliyorsunuz ki, biliyoruz ki, bir azınlık hükümetidir.

Yine biliyoruz ki, bu Hükümet, kamuoyunda, kuruluşu itibariyle, kuruluş yöntemi itibariyle ve haklı olarak, meşruiyeti itibariyle uzun uzun tartışılmıştır. Denilmiştir ki; bu Hükümet, Parlamentodışı güçlerin baskı ve dayatmasıyla kurulmuştur, kurdurulmuştur. Denilmiştir ki; bu Hükümet, partisinden koparılıp götürülen milletvekillerinin desteğiyle kurulmakla, siyasî ahlaka da uygun değildir. Yine denilmiştir ki; bu Hükümet, demokratik teamül ve geleneklere aykırı verilen bir görevlendirmeyle millî iradeye baskın çıkılmıştır. Ve yine denilmiştir ki; halk desteğinden yoksun, millî iradenin çarpıtılmasıyla kurdurulmuş bu Hükümetin istikrarı sağlaması ve halk için olumlu icraat yapması mümkün değildir, yapamaz.

Bunları, bugün ben söylüyor değilim. Bunları, o gün, değişik siyasî partiler, bu partilerin genel başkanları, sözcüleri, yetkilileri, köşe yazarları, basın mensupları ve tümüyle, özüyle halk söyledi, "bu Hükümet meşru değildir" dedi.

Değerli milletvekilleri, Sayın Yılmaz, bu Hükümeti kurup Yüce Meclisten güvenoyu isterken, halletmek için hükümet kurduğunu ifade etmişti. Neyi halletmek içindi; bunları da tek tek saymıştı.

Birincisi, kurumlararası uyumu sağlamak, irticayı önlemek, ülkeyi ve milleti selametle seçime götürmek;

İkincisi, hani o "20 günde çözerim" falan diye bas bas bağırdıkları Susurluk olayını çözüme kavuşturmak;

Üçüncüsü de, memura "niye duruyorsunuz, hakkınızı almak için yürüsenize" diye tahrik ve teşvikte bulunduğu, kendisinden sızlandığı enflasyonu ve hayat pahalılığını durdurmak içindi.

Peki, Sayın Başbakan bunları söyledi de ne oldu?.. Hâlâ, irtica öncelikli ve birinci tehdit olarak ifade edilmekte; çözemezsem bu başbakanlık bana haram olsun mu olmasın mı tartışmalarına çanak tuttukları o meşhur ve malum Susurluk konusunda sonuç alıcı önemli bir adım atılamamış; dargelirli, çalışan, fakir fukara, çiftçi, esnaf, memur, ensflasyonun altında ezilmiştir. Zam, kıyım, sürgün, insanımızın kaderi sayılmış ve öyle yapılmıştır, öyle olmuştur.

İhracat düşmüş, enflasyon yükselmiş, bütün sektörlerde ekonomik bunalım doğmuş; işyerleri kapanır, işletmeler iflas noktasına gelerek, çalışanlar sokağa bırakılmaya başlanmıştır.

Karteller ile tekelciler ve havuz müteahhitleriyle oluşturulan ekonomik çeteleşmeyle tarihimizin en büyük vurgunu ve talanı gerçekleştirilmiştir.

Korumacılık, kayırmacılık Hükümetin temel politikası haline getirilmiş; ülkemiz yalnızlığa itilmiş, değerler ve ilkeler gözardı edilerek, gerek ekonomik gerekse dışpolitikada ortaya koskoca kara bir tablo çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yukarıda dedim ki, halk desteğinden yoksun olan bu Hükümet, geldiği nokta itibariyle, bugün, belirli bir çevreye büyük servetler kazandırmakta, hakkını kabul edelim ki, başarılı olmuştur. Bu belli çevrelere banka kurma izinleri bedava verilmiş ve böylece, devletin Hazinesine girmesi gereken milyarlarca lira, milyonlarca dolar bu çevrelerin ceplerine pompalanmıştır. İhaleler paylaştırılmıştır; turizm ve orman alanları ve hazine arazileri hatırlı holdinglere, partizan kişilere peşkeş çekilmiştir. Enerji santralları, dağıtım şebekeleri patronlara diyet borcu olarak verilirken, eş, dost, bacanak, aranılır ve güvenilir memur olmuşlardır.

Sayın milletvekilleri, bu iktidar döneminde, açıkça görülmüştür ki, siyaset bir sektör haline getirilmiş, ülke, siyasetten pay almayı hedefleyen iş çevreleri ile ekonomiden pay isteyen siyaset çevrelerinin elinde kalmıştır. Birbiri ardına gelen skandalların ortaya koyduğu gerçek, nasıl bir siyasal, ekonomik düzenin kurulduğunu gösterir olmuştur. İşte, böyle bir anlayışın ve ekonomik düzenin uygulanır olduğu sistemde, haliyle, halkın çıkarları olamazdı; dönüp bakarsak geriye ve günümüze, olmadığını da açıklıkla görürüz ve görmekteyiz.

Bir dönem Susurluk'u siyasal amaçları için kullanan, çetelerle mücadeleyi kendisine bayrak edindiğini söyleyen Sayın Yılmaz'ın, ardı ardına patlayan kaset skandallarıyla ne duruma düştüğünü hep birlikte gördük. Bir bakanı, çete başı ilan ettikleri Alaattin Çakıcı ile arasında kuryelik yaparken suçüstü yakalanmışsa ve kendisi de Alaattin Çakıcı ile ağabey-kardeş ilişkisi içine girmişse, bunun sorumluluğu, elbette, Sayın Yılmaz'a aittir.

BAŞKAN – Sayın Gönül, ilave süre verdim zatıâlinize, lütfen toparlayın efendim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – O nedenledir ki, varmış gibi gösterilen ve öyle ifade edilen gensoru krizinin mimarı, aslında, Sayın Yılmaz'ın ta kendisidir.

Sayın Ecevit "böyle bir ortamda hükümet krizi çıkarmak sorumsuzluktur" diyor. Siz hangi ortamdan bahsediyorsunuz Sayın Ecevit? Eğer, bahsettiğiniz ortamın içinde Çakıcı, Sayın Yılmaz, Sayın Aşık ilişkileri varsa -ki, var- bunun savunuculuğunu mu üstleniyorsunuz? (DYP sıralarından alkışlar) Eğer, bu ortamın içinde Türkbank ihalesindeki rezalet varsa -ki, var- ortaya çıkan gerçeklerin aksini iddiayla özelleştirmedeki yanlışlığın doğru olduğunu mu savunmaya çalışıyorsunuz? Bu saatten sonra o çirkinliği siz de değiştiremezsiniz. Eğer, iddianız gibi, ortada bir sorumsuzluk varsa, bunun sahibi ve adresi bellidir; Hükümetiniz ve Başbakan Sayın Yılmaz'dır.

Bu Hükümet kurulurken veya kurdurulurken, hiç kimse Sayın Yılmaz'a devleti talan ettir demedi. Hiç kimse de, özelleştirme ihalelerine girecek taliplilerle görüş, kapalı kapılar ardında konuş, sonra da devletin ilgili bürokratını arayıp; bu, bizim çocuktur...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Sayın Başkan...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz böyle şey!

BAŞKAN – Sayın Gönül, ben, zatıâlinize ilave 2 dakika vermiştim; lütfen, saygı sunup, Genel Kurulu selamlayın efendim.

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Gönül.

Önerge sahiplerinden, grup konuşmasını da birleştirmek suretiyle, hem önerge sahibi sıfatıyla hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Baykal; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, burada görüşmekte olduğumuz gensoru, bence, sadece bir bankanın satışıyla ilgili olarak ortaya çıkmış olaylar konusunda değildir. Bugün, burada ele aldığımız konunun bunu aşan bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Bugün, bu gensoruda, aslında, bir banka satışı olayını değil, bir hükümet etme anlayışını, bir hükümet etme üslubunu, bir hükümet etme tercihini değerlendiriyoruz. Türk Ticaret Bankası etrafında ortaya çıkan olaylar, aslında, buna yol açan temel anlayışın, temel zihniyetin bu konuda somutlaşmış olmasından başka bir anlam taşımıyor.

Bu anlayış, bu zihniyet, hükümet etme anlayışı, daha önce çok değişik vesilelerle ortaya çıkmıştı; çeşitli durumlarda bunu görmüştük, incelemiştik; şimdi, çok açık, net bir biçimde, bu konu, Türk Ticaret Bankasının satışı dolayısıyla, bütün kanıtlarıyla, delilleriyle, ayrıntılarıyla ortaya çıkmıştır. Konu -tekrar belirtmek istiyorum- bir banka konusu değildir, bir hükümet etme zihniyeti, bir hükümet anlayışı, bir hükümet uygulaması, üslubu etrafında yaşanıyor.

Bu üslubun ilk işaretleri, bu Hükümet işbaşına geldiği ilk günlerde ortaya çıkmıştır. Hatırlayacaksınız; bu Hükümetin kuruluşundan çok kısa bir süre sonra, Türk Hava Yollarına bir yönetim kurulu ataması ihtiyacı ortaya çıkmıştı ve bu atama, birdenbire kamuoyumuzun dikkatini çekmeye başlamıştı. Çünkü, yapılan atama, Türk Hava Yolları gibi, Türkiye'nin, gerçekten iftihar ettiği, hepimizin başarısıyla övündüğü bir büyük millî kuruluşun yönetimini, uzmanlık alanı olarak, teknik bilgisiyle, getireceği katkılarla daha da geliştirecek bir atama niteliğinde ortaya çıkmamıştı; Sayın Başbakanın bir yakını, güvendiği bir yakını, bir akrabası olarak gözükmüştü.

Bu konu tartışılınca, Sayın Başbakan "ben, güvendiğim birisini oraya atıyorum" demişti; yani, Türk Hava Yolları yönetimine, Sayın Başbakan, güvendiği bir aile yakınını atama hakkını kendisinde görüyordu ve bunu da bir meşru savunma diye ifade edebiliyordu.

Bilmenizi isterim, yanlış, o noktada başlamıştır. O noktada ortaya çıkan bu anlayış, devlet sorunlarına, kamu görevlerine, önümüzde duran ciddî sorunlara yaklaşırken, bu kişisel, bu şahsî, bu ailesel, bu sübjektif güven arayışını esas alan tercihle yönelme anlayışı, bu Hükümeti, bu noktaya getirmiştir. İşin aslında, özünde, sanıyorum o olay vardır.

Değerli arkadaşlarım, bu yaklaşım, Türk Hava Yollarının o meşhur atamasında kendisini göstermiştir. Tek bir kriter vardır; Sayın Başbakanın güvendiği insan olması. Sayın Başbakanın da güveneceği, çok yakından tanıdığı bir aile yakını olarak ortaya çıkmıştır.

Başlangıçta fazla önemsenmedi, bir başbakanın özel bir hassasiyetidir denildi, bir kenara bırakıldı; ama, o üslup sürekli olarak kendisini gösterdi. Nasıl gösterdi o üslüp kendisini -pek çok olayda bunun yansımalarına hep birlikte tanık olduk- ihaleler, İhale Yasasının temel kurallarına göre değil, istisnaî uygulamalarına göre şekillendirilir ve işletilir hale geldi. Artık, temel uygulama, davetiye usulü haline geldi; kimin davet edileceğini de, çoğu kere, kendisine ihale verilecek olanlar belirlemeye başladı. Bu, Türkiye'de, herkesin bildiği, herkesin tanık olduğu, çok somut bir gerçek halinde, bir iş dünyası gerçeği, bu Hükümetin kendine özgü bir uygulaması olarak ortaya çıktı. Hangi ihalenin kime verileceği, artık, önceden rahatlıkla tahmin edilebilir, bilinir hale geldi. Noterden yapılan tespitler, delil niteliğini, kamuoyunu heyecanlandıracak önemli bir tespit olma özelliğini kaybetmeye başladı. "Herkes biliyordu; ne olmuş bunda" denilmeye başlandı. Hangi ihale kime verilecek, müteahhitler arasında ihale nasıl paylaştırılacak; bunun kararları, İhale Yasasının gereklerine göre değil, belli bir siyasî merciin takdirine, belirlemesine göre işlemeye başladı.

Bunlar, iş dünyasının acı gerçekleridir; ama, bunların acı olduğunu, yaşarken fark etmemişizdir, doğal karşılanmıştır ve olay öyle gitmiştir. "Falan ihaleyi şuna vereceksiniz, filan ihaleyi buna vereceksiniz" kararları, siyasî otorite tarafından alınır hale gelmeye başlamıştır. Bu, ihalelerde böyle olmuştur, tahsislerde böyle olmuştur. Yapılacak tahsislerin kimlere verileceği siyasî takdirle belirlenmeye başlamıştır. Siyasî takdir, çok doğal olarak, kendi deneyim çerçevesi içinde, kendi bilgi alanı içinde ve kendi tercih çerçevesi içinde işlemeye başlamıştır. Şikâyet edenleri tatmin etmek için onlara ayrı ihaleler verilmesi, yaygın bir uygulama haline gelmiştir ve Türkiye'de, hukuk, kural, düzen, devlet anlayışı bir yana bırakılmıştır; Türkiye'de, kişisel takdir, siyasî tercih, iktidar belirlemesi, temel bir hükümet etme üslubu halinde ortaya çıkmaya başlamıştır. "Falan işe sen karışma, bırak; onu, filan alacak..." Bu, günlük müteahhit sohbeti haline gelmiştir. Defalarca, buraya, bu konular getirilmiştir; her birisi, bir biçimde örtbas edilmiştir; çeşitli iddialarla, savunmalarla konunun bu özü gözden kaçırılmıştır; ama, olay, bu olmuştur. Hükümet olmak, iktidar olmak, bunu kullanmaktır anlayışı; bunu kullanmaya yönelmeyen iktidarın bir anlamı yoktur, hangi ihaleyi, kime vereceğimi elbette ben takdir edeceğim anlayışı, işte, bir güve gibi bu Hükümetin ta başından beri içine girmeye başlamıştır. Şahsileşme, keyfileşme, siyasallaşma, bireyselleşme, sübjektifleşme ve bu arada da kendi özel çevrenin getireceği ölçüler, anlayışlar, takdirler devreye girmeye, maalesef, başlamıştır.

Elimizde noter tespitleri var; hiç kimsenin aldırdığı yok. BOTAŞ'la ilgili gaz ihaleleri önceden noterde tespit ettirildi, üstelik, bilgisayara geçmiş noterde tespit edildi; ki, daha sonradan yapıldı denilmesin diye; hepsi orada duruyor, hepsi de aynen çıkmıştır. Hepsini de kimin alacağı önceden bilinen şekilde dağıtılmıştır. Ee, dağıtılır, bizim hükümet etme anlayışımız bu, biz böyle hükümet ederiz derseniz, birazdan konuşacağımız noktaya kaçınılmaz olarak gelirsiniz ve gelmişsinizdir.

Bu yaklaşım, kendisini özelleştirme uygulamalarında göstermiştir, şeffaf olduğu söylenen özelleştirme uygulamalarında göstermiştir. POAŞ'ın satışı bunun çok tipik bir örneğidir. Bu yaklaşım, tayinlerde kendisini göstermiştir. Devlet kadrolarına atama yapılırken bu ölçüler esas alınmaya başlanmıştır, her düzeyde siyasî belirleme, tayinin temel unsuru haline dönüşmeye başlamıştır. Bazı tayin girişimleri başarıya ulaşmış, bazıları başarıya ulaşamamıştır; ama, daima, böyle bir arayış, siyasî istila, devleti, kamuyu, hukuku, idareyi, toplumun ortak yararını, kamu çıkarlarını kişisel, siyasal hesaplara göre etkileme, yönlendirme çabası, her aşamada kendisini ortaya koymuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu uygulamanın sonucu, bu Hükümetin özel himayesine mazhar müteahhitler tarifinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Özel etkinliği olan, özel ağırlığı olan müteahhitler kendisini göstermeye başlamıştır ve bu çerçevede, ibretle izlenmesi gereken bir olay, bir süre önce, meşhur Bolu Tünelinin müteahhidi Astaldi Firmasının "ben, bu işi gereğince yapıyorum, yapacağım; ama, bürokratik bazı sıkıntılarım var. Bana teknik katkı vereceği için değil, muhtaç olduğum finansman gücünü bana getireceği için değil, sadece, karşı karşıya kaldığım bürokratik sıkıntıları aşmama yardımcı olacak diye, ben, ortak alıyorum" açıklamasıyla, kendisine, bu himayeye mazhar müteahhitlerden birini ortak aldığını resmen ilan etmiştir. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Niye ilan etmiştir; bir ciddî firma olarak, bu aşamada niye ortak aldığını açıklamak zorunda hissetmiştir kendisini, savunma sadedinde söylemiştir ve bu, bir gerçektir. Bu, Türkiye'deki iş hayatının, bu Hükümetin getirdiği gelenekler, âdetler, ölçüler içinde şekillenen iş hayatının, çok doğal bir parçası haline, ne yazık ki, gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, ayrıntılarına girmek istemiyorum, çeşitli ihalelerle ilgili bildiklerimizi, bildiklerinizi, bir de ben, burada, bu kürsüde dile getirerek zamanınızı almak istemiyorum; ama, bu söylediklerimin tümünün doğru olduğundan hiç kuşku duymuyorum. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Bu, bir yönetim üslubu olarak ortaya çıkmıştır. Eğer, merak ediyorsanız, ayrıntılarını konuşuruz, sizinle, teker teker, her ihaleyle ilgili, noter listelerini de getiririz, gerçekleri de ortaya koyarız.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Ticaret Bankası satışı, bu anlayışın, bu zihniyetin, tipik, somut, kamuoyunun görmezlikten gelemeyeceği bir büyük örneği olarak ortaya çıkmıştır.

Şimdi, Ticaret Bankası olayıyla ilgili olarak, elde, bu banka ihalesini almış olan kişinin ortaya koyduğu açıklamalar var. Bu açıklamalar ayrıntılı; bütün Türkiye bu açıklamaları izledi. Bu açıklamalarda tarih söyleniyor, saat söyleniyor, kişi söyleniyor, yer söyleniyor; çok somut, ayrıntılı bir oluşum hikâye ediliyor. Daha sonra, bu iddialarla ilgili olarak, ilgili insanların yaptıkları açıklamalar, bu iddiaların, esas itibariyle, ana çerçevesiyle ciddiye alınması gereken, çok önemli gerçekleri ortaya koyan iddialar olduğunu kanıtlıyor. Yapılan açıklamaların önemli bir kısmı bunu doğrulamıştır; bir kısmı tevil etmiştir, tevil etme çabası içinde bazı açıklamalar çok net bir şekilde fotoğraflanmıştır. İşin özünü doğru kılarak "ama, falan..." diye, hafif saptırma çabalarıyla olayın özünün doğru olduğu açıkça anlaşılmıştır. İtiraf edilmiştir, ilgili kişiler bu itirafı yapmışlardır ve durum, artık, ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Nedir ortaya çıkan manzara? Bu manzaraya girmeden önce şu tespiti yapmak isterim: Bu iddiaları itibardan düşürmek için çok sık kullanılan bir tez var, deniliyor ki: "Kendisi suçlu, sanık konumunda olan ve hesap verme durumuna sürüklenmiş olan, maddî ve manevî açıdan bittiğini kendisi itiraf eden bir insanın sözleri ciddiye alınır mı; onlar ciddiye alınarak muhakeme yürütülür mü; o nedenle, onların bir geçerliliği yoktur" deyip, iddiaları topyekûn ortadan kaldırma çabasının var olduğunu görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir defa, hepimiz şunu bilelim: Bütün dünyada temiz toplum arayışı, olayın içinde yer almış, çoğu sanık, suçlu durumundaki insanların itirafıyla sağlanmıştır; İtalya'da da böyle olmuştur, dünyanın her yerinde de böyle olmaktadır, Türkiye'de de böyle olmaktadır. Türkiye'de bir büyük temiz toplum dalgası dipten geliyor, yükseliyor. Bunun önünde durmak mümkün değildir. Buna herkes katkı yapıyor, herkes katkı yapacak; olayın içindeki sanıklar da katkı yapacak, mafya liderleri de katkı yapacak, işbirliği içinde olanlar da katkı yapacak; kimisi intikam almak için yapacak, kimisi korktuğundan dolayı yapacak; kimisi içini, vicdanını ferahlatmak için yapacak. Niçin yaparsa yapacak; ama "bunlar sanıktır, suçludur, olayların içindedir, bunların söyledikleri ciddiye alınmaz" diye, onların iddialarını bir kenara bırakarak konuyu aydınlatmak mümkün değildir. Bu argümanı, hiç kimse, hiçbir savunma için kullanmasın. Sık sık kullanılıyor: "Bitmiş insanların sözleriyle harekete geçiyor..." Kimin sözüyle harekete geçeceğiz?! Bu olayda, bunlar itiraf, delil... Böyle oluyor.

Bakınız, Alaattin Çakıcı'nın bir kaseti çıktı. Şimdi, o kasette söz konusu edilen Bakan hakkında dava açıldı. Nasıl açılıyor dava; işte, bununla açılıyor. Arkasından, Korkmaz Yiğit'in kaseti çıktı; Türkiye deprem geçiriyor; iş dünyası, işadamları, siyaset, herkes... İhmal etmeye imkân var mı?! Büyük gerçekler ortaya konmadı mı?! Elbette, konulacak. Bakın, dün, Erol Evcil, televizyonda çok önemli şeyler söyledi; doğrudur yanlıştır, bilmem; ama "canım, o söyledi, önemi yok" deyip geçiştirecek miyiz bunu?! Bu ne mantık?! Bu ne akıl?! Bunların üzerine yürüyeceğiz, bunları aydınlatacağız.

Ortaya atılan iddialar çok açık ve bunlar doğrulanmıştır. Bütün bu tartışmaların sonunda ayakta kalan şu tabloya dikkatinizi çekiyorum: İhalenin yapılacağı, Ticaret Bankası satışının yapılacağı günün gecesi -sabah banka satışı var- Ankara'nın bir lokantasında, Sayın Başbakanın güvenilir işadamı arkadaşıyla bankayı almaya talip olan işadamı bir aradalar. Gece saat 01.00. Ne yapıyorlar acaba? Neyle meşguller? Sabahleyin ihale var, 8 saat sonra ihale var. Bir televizyon şirketinin satışıyla ilgili kâğıtları birbirlerine teati ediyorlar. Bu yalan mı; o saatte orada oldukları yalan mı; o saatte, orada, o kâğıtları birbirlerine verdikleri, televizyon satışı işleminin son aşamasını gerçekleştirdikleri yalan mı; doğru. Herkes söylüyor, herkes kabul ediyor. Bu oldu. (ANAP sıralarından gürültüler)

Peki, düşünün manzarayı. Sabahleyin banka ihalesi var, gündüzler torbaya girmiş, gece saat 1'de televizyon satışıyla ilgili son işlemler yapılıyor. Yapılırken, Sayın Başbakanın güvendiği işadamı arkadaşının telefonu çalıyor. Telefonda, Sayın Başbakan, kendisini konuta çağırıyor. Bu yalan mı; doğru. (DYP sıralarından "doğru, doğru" sesleri) Sayın Başbakanın işadamı arkadaşı, bankayı alacak olan işadamına "sen oteline geç, çıkınca yanına gelirim" diyor. Yani, işlem bitmemiş. Televizyon satışıyla ilgili kâğıtlar teati edilince, her iş bitmemiş. O, oteline geçiyor, öbürü de konuta gidiyor.

Konuttaki manzara ne: Gece saat 2. Bir başka banka talibi işadamı, Sayın Başbakanla bir aradalar. Şimdi, bu işadamı arkadaşını Sayın Başbakan niye çağırdı konusunda iki versiyon var, bunun iki biçimi var, iki şekilde bu anlatılıyor:

Sayın Başbakan, ben, Korkmaz Yiğit'in, Alaattin Çakıcı'yla ilişkisi olduğu konusunda, şimdi, burada, beraber olduğum Zorlu'dan iddialar duydum, böyle bir durum var mı, ne dersin acaba diye işadamı arkadaşına soruyor. Kim soruyor; Başbakan soruyor. Kaçta soruyor; gece saat 2'de soruyor. Sabah 9'da ihale var. Saat 9'daki ihaleden önce Sayın Başbakan, Kamuran Çörtük'e "Korkmaz Yiğit'in Çakıcı'yla ilişkisi var mı" diyor. Bu, ne bilinmez ilişkiymiş?! "Bunu sormak için çağırdım" diyor. Peki, soruyor da ne oluyor? Zorlu "var" diyor o ilişki, MİT "var" diyor, Emniyet Genel Müdürlüğü "var" diyor; bu ilişkiyi, zatıâliniz biliyorsunuz. Bu ilişkiyi bile bile, ihaleden önce, televizyon kanalı satışının muhatabı durumunda olan bir kişiyi konuta çağırıp, ona, gece saat 2'de "ilişkisi varmış, ne dersin" diyor. Sonra ne oluyor?.. Bu bir versiyon, Sayın Başbakanın versiyonu; ama, Sayın Başbakan şunu da kabul ediyor: "Zorlu'yla yaptığım konuşmada, 505 milyon dolarlık teklif yapmayı kabul etti; 505 milyon dolara kadar çıkacağını söyledi" diyor. Bu bilgiyi de, güvendiği işadamı arkadaşına veriyor. O işadamı arkadaşı -ki, o bankadaki rakibinin masasından kalkmıştır- birazdan rakibinin odasına gidecektir. İhaleye fesat karıştırma, bu değil de ne acaba?! (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) 505 milyon dolara kadar çıkacağı bilgisi, Kâmuran Çörtük tarafından, bir süre sonra, oteldeki Korkmaz Yiğit'e intikal ettiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu ne bu: Bu, ANAP usulü devlet etme, hükümet etme yöntemi; bu, ANAP usulü iktidar anlayışı!.. (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir de şu düşünce var: Deniliyor ki: "Efendim, bunlar yanlış usuller, biliyoruz, biz de söylüyoruz; anlatamıyoruz. Ne yapalım, bizimkiler meraklı bu işlere, dedektiflik özlemi var içlerinde, bastıramıyorlar; bir türlü olayların içine giriyorlar, şahsî ilişkiler kuruyorlar; bundan ibaret..." Hayır, bundan ibaret değil; bundan ibaret olduğunu kimseye kabul ettiremezsiniz, kimseye kabul ettiremezsiniz. "Yani, olay sadece bir şahsî merak, bir kişisel saplantı, bir üslup, bireysel bir anlayış; ondan ibaret..." Hayır, ondan ibaret değil; bunun, eti kemiği var, bunun içeriği var. O masada televizyon kanalı satışı konuşuluyor. Hangi televizyon kanalının satışı; Genç-TV'nin satışı. 29 milyon dolara satıyor, öbürü de alıyor. Bu olayların bu kadar içinde olan kişinin, Sayın Başbakanın güvendiği işadamının bankayı almaya yönelik bir girişimi yok; ama, bankayı almaya yönelik olanlarla sabahlara kadar içlidışlı ilişkileri var ve onlardan birisinden televizyon alıyor. Kaça alıyor; 29 milyon dolara alıyor. 29 milyon doları da, kendisine televizyon kanalını satacak olan kişinin bankasından alıyor, kredi olarak. Siz, Türk Milletini, aklını, mantığını, sağduyusunu kaybetmiş mi zannediyorsunuz?! (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Bütün bunları göreceğiz de, canım, bir şey yokmuş diyeceğiz; Sayın Başbakan Yardımcısının, bu manzara karşısında "tatmin oldum" sözüyle, biz de milletçe tatmin olacağız; olur mu öyle şey?! (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Daha sonra ortaya çıkıyor ki, 500 milyon dolarlık Bankekspresin 350 milyon dolarlık kısmı boşaltılmıştır. Şimdi ortaya çıkıyor ve onunla ilgili soruşturma yürüyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, bütün bankaların yüzde 100 mevduat garantisini devlet vermiş. Ekonomiden sorumlu Sayın Devlet Bakanı, 62 nci maddeye tabi kaç tane banka olduğunu ilan etmiş. Bütün bankalar uzun süredir devletin gözetimi altında; olağanüstü hal ilan edilmiş bankalarda, sıkıyönetim ilan edilmiş; bankalardan kuş uçması mümkün değil, yaprak kıpırdaması mümkün değil. Devletin bankalar yeminli murakıpları bütün bankalarda cirit atıyor, Başbakanlık müfettişleri her adımı izliyor. Bir bankanın 10 milyon doların üzerinde kredi vermesi, Merkez Bankasına bildirmeden bunu yapması mümkün değil. Hepsi, kime verildi, niçin verildi, biliniyor. 500 milyon dolarlık mevduatı olan bir bankanın 350 milyon doları bir gecede mi boşaltıldı, bana söyler misiniz; bir gecede mi boşaltıldı? O boşaltılırken, bütün bu Türk Ticaret Bankası satış süreci, medyaya girme olayları, gazete alma olayları, televizyon alma olayları nerelerden finanse edildi; bu finansmana kimler göz yumdu? Bütün bunların ortaya çıkması gerek miyor mu?

Değerli arkadaşlarım, durum çok açıktır, çok nettir. Türkiye, bu banka satışında, uzun süredir bildiği ilişkileri, yer yer tahmin ettiği ilişkileri, yer yer delillendirdiği ilişkileri, aklı başında, iyi niyetli, dürüst, namuslu hiçbir kimsenin inkâr edemeyeceği kadar açık, net ve somut bir biçimde önünde bulmuştur. O nedenle, biz, sadece Ticaret Bankası satışını değil, Türkiye'deki bir zihniyeti, bir siyaset etme zihniyetini, piyasayla, iş dünyasıyla, özelleştirmeyle, ihaleyle, Bakanın, Başbakanın, Hükümetin, siyasî kadroların ilişkileri konusunda ortaya çıkan bir yanlışlığı tespit ediyoruz ve bunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisi içinde yürütülmesinin mümkün olmadığını ortaya koyuyoruz; koymak zorundayız.

Bu tabloyu gördükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, sanki hiçbir şey olmamış gibi, bu azınlık Hükümetinin bu kabul edilemez yanlış uygulamalarına, kamuya zarar veren uygulamalarına, moral içeriği olmayan, yasalara açıktan aykırı bu uygulamalarına göz yummasını beklemek kesinlikle mümkün değildir. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir sorumluluğa Hükümet ortakları kendilerini razı edebilirler; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, buna kendisini razı etmesi mümkün değildir. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir süre önce, ihale zarfı orada açıldı, burada açıldı diye kıyameti koparanların, şimdi, bu manzara karşısında içine girdikleri anlayışı kavramak gerçekten mümkün değil. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu ihaleyle, Sayın Başbakan kendisini iki gerekçeyle ilgilenmiş olarak takdim ediyor. Bir, şu: "Olabildiğince yüksek bir fiyata banka satılsın istedim; bunun için ilgilendim" diyor. İki "Çakıcı bu işe karışmasın istedim" diyor.

Şimdi, olabildiğince yüksek fiyatla satılmak istendi, gelinen nokta ortada... Bitti, satılamadı, perişan oldu, bir daha o şekilde satma imkânı da yok. Bir özelleştirme uygulaması iflas etti. Yani "yüksek fiyatla satacağız" dediniz, banka kamunun elinde kaldı, banka yaralandı, büyük sıkıntılar ortaya çıktı, satış gerçekleştirilemedi.

İkinci amaç "Çakıcı'yla ilişkisi olmasın" denildi. Çakıcı'yla ilişkisi bilinen, söylenen, Başbakanın da bildiğini inkâr edemeyeceği kişiye, yine, Başbakanın onayıyla verildi. Emniyetin yazılarına rağmen verildi, MİT'in uyarılarına rağmen verildi...

İBRAHİM YILMAZ (Kayseri) – Kim verdi o kişiye banka kurma iznini?

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu ilişkiyi bildiğini çok çeşitli platformlarda Sayın Başbakan ifade etti, itiraf etti. En son olarak, konutta düzenlediği gazetecilerle yüzleşme toplantısında, Hazine Müsteşarı, kendisine"niye bilgi vermediniz Sayın Başbakana bu konuda" diye sorulduğu zaman "Sayın Başbakan, bize, MİT'in bu konuda kendisini uyardığını ifade etti" dedi. Hazine Müsteşarı Sayın Başbakanın bildiğini biliyor, hepimiz biliyoruz, resmî yazılar var. Yazılar, özel kalem müdüründe mi kaldı, müdür yardımcısında mı kaldı; kozmik büroda mı kaldı... Bütün bunlar niçindi; ilişkiyi biliyoruz bilmiyoruz... Son gecesine kadar biliyorsunuz. İşadamları sizi uyarıyor. Bu konuda, kesinlikle inandırıcı olmamıştır. Bu ilişki resmen ortaya çıktıktan sonra bile -dikkatinizi çekerim- yani, ihale 4 Ağustosta yapılmıştır, 13 Ekimde kaset yayınlandı, 5 Ekimde Sayın Başbakan kasetin muhteviyatından haberdardı, 5 Ekimden 13 Ekime kadar geçen günler boyunca bunu iptal etmek için somut hiçbir girişime yönelmedi. Sayın Başbakanın bunu iptal etmesi, ancak, kasetin bütün Türkiye'nin bilgisine intikal ettiğini öğrenmesinden sonra, kendisine kasetin verilmesi üzerine gerçekleştirilebildi.

Değerli arkadaşlarım, durum çok açıktır ve maalesef...

BAŞKAN – Sayın Baykal, efendim, ben, 10 dakika eksik vermiştim zatıâlinize. Şimdi, o, 10 dakikayı ilave ediyorum. (DSP sıralarından gürültüler)

Müsaade buyurun efendim, müsaade buyurun_ Sayın Baykal, önerge sahibi sıfatıyla ve grup adına konuşuyor; 40 dakika süresi var. Rica ediyorum_

Buyurun efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu konu, Türkiye'nin çok önemli bir konusudur. Konu, bütün boyutlarıyla inceleniyor, incelenecek. Bu konuyla ilgili, ihaleye fesat karıştırma davası yürüyor. Tabiî, ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla, bu bankaya talip olan, demin anlattığım ilişkilerin içindeki kişi sorgulanıyor, dava açılacak; ama, herkesin aklına şu geliyor: İhaleye fesat karıştırma bir insanın tek başına, kendi başına işleyebileceği suçlardan değildir. İhaleye fesatı bir kişi, tek başına, kendi başına karıştıramaz. İhaleye fesat karıştırma, birileriyle işbirliği yaparak, ortaklaşa çabalar içine girerek, teşrikimesai ederek gerçekleştirilir. Acaba, bu kişi ihaleye fesatı, kimlerle işbirliği yaparak, kimlerle teşrikimesai yaparak, kimlerle beraber gerçekleştirmiştir; bu soruyu sormayacak mıyız? (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu olayı, demin anlattığım çerçeve içerisinde, görmezlikten gelmemiz mümkün değildir; bu, Türkiye'nin bir aklanma mücadelesinin kritik aşamasındaki bir konudur. Bakınız, çetelerle ilişki konusunda da, yolsuzluklar konusunda da, ne yazık ki, siyasal bağlantıları bir türlü ortaya koyamıyoruz; siyasal bağlantının altına kadar işleri getiriyoruz; ama, siyasal bağlantı bir türlü kurulamıyor. Siyasal bağlantı kurulmadan da, bu konuların tam aydınlığa çıkarılması mümkün değildir. Şimdi geldiğimiz nokta bu açıdan büyük önem taşıyor. Bu konu, her platformda ele alınacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi görevini yapacaktır; bu bilgiye sahip olduktan sonra yapılması gereken görevi yapacaktır. Bazıları diyor ki: "Efendim, kritik bir dönemden geçiyoruz; anladık, yanlışlıklar var 'masum yanlışlıklar da değil' diyorsunuz; hadi onu da kabul ettik; ama, ne olur, Hükümeti değiştirmeyin, bırakın, Hükümet devam etsin; bu işin de hesabı sorulsun."

Değerli arkadaşlarım, bu nasıl olacaksa!.. Bu Hükümetten hesap sorulmasın diyebilen henüz tam çıkmadı. Hükümetin kendi içinden o sesler geliyor; ama, Hükümetin dışında, inanıyorum, bu Parlamentoda, her siyasî partiden milletvekili arkadaşlarım, kendi vicdanında, bu meselenin takip edilmesi gerektiğini görüyor, halk görüyor, toplum görüyor; bunu görmezlikten gelmek mümkün değil. (CHP sıralarından alkışlar) Partizanlıkla, parti dayanışmasıyla, bu kadar önemli gerçekleri örtbas etmeyi kabul etmemiz mümkün olabilir mi?! Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir geleneği var, şanlı bir tarihi var, onurlu bir geçmişi var; bunun içinde görev almış herkes, kendi hükümeti dahi olsa, bu yanlışlıklara bulaşmış bütün siyasî kadrolar hakkında hesap sorulması gerektiğine inanacaktır, onun gereğini yapacaktır; bu güvenle konuşuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Peki, bunu yapalım; ama, Hükümet kalsın... İşte, bunu anlamak mümkün değil!.. Yani, şimdi, bu olayla ilgili soruşturmalar yapılacak, bu soruşturmalar yapılırken, Başbakan görevine devam edecek, Sayın Güneş Taner görevine devam edecek ve bunun soruşturması yapılacak!.. Meclis, gensoru önergesini kabul etse, o anda Hükümetin istifa etmesi gerekmiyor mu... O iş ayrı, Türkiye'de siyasî denetim mekanizması ayrı; gensoruyla siyasî denetim mekanizması yapıyoruz. Soruşturma konusu da elbette gündeme gelecektir; bu Mecliste gelmezse, gelecek Mecliste gelecektir; Türkiye bu konuyu unutamaz, unutmamalıdır. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)

"Bu konuyu ele alırsak, güç bir dönemin içinden geçiyoruz, bu dönemde başımıza sıkıntılar gelir, Türkiye hükümetsiz kalır..." Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de 55 tane hükümet geldi geçti; hiçbir zaman, Türkiye hükümetsiz kalmadı; Türkiye, hükümetsiz falan da kalmaz. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Türkiye bir hukuk devleti, bir anayasa rejimimiz var bizim; hükümetlerin nasıl geleceği, nasıl gideceği belli; biten hükümet gider; bu Hükümet de bitmiştir, gidecektir. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Yani, tuz kokmuş... Canım, idare ediver, etin üstüne atıver... Etin üstüne atarsanız, eti de kokutursunuz. Tuz kokmuşsa, tuzu değiştireceksiniz. Hükümet yanlışsa, hükümeti değiştireceksiniz. Türkiye duracak, Meclis duracak, Anayasa duracak, hukuk duracak, ahlak duracak, moral duracak; bunu sağlamanın başka yolu yoktur, hükümetin değişmesi gerekiyorsa hükümet değişecektir.

"Efendim, hükümet değişirken o arada sıkıntı olur mu?.." Hiçbir şey olmaz, olması için bir neden yoktur.

Bakınız, 1995 seçiminden sonra, Türkiye, yeni hükümeti kuramadığı dönemde, son dönemlerin en önemli sorunlarından biriyle karşı karşıya geldi; Kardak kriziyle karşı karşıya geldik. O dönem işbaşında bulunan Hükümet, Kardak krizini, sanki dün güvenoyu almış bir hükümet gibi üstlendi, gereğini yaptı, yeni hükümete durumu teslim etti. (DYP sıralarından alkışlar) Yani, hükümetler, yerlerine yenileri gelinceye kadar görevlerine devam ederler, edeceklerdir elbette.

Siyasî bağnazlıkla gerçekleri göremez hale düşmekten kendinizi sakınınız. Gerçekleri inkâr etme noktasına kadar bağnazlığınız sizi getirmesin. Bugün içine girdiğiniz o bağnazlıktan, bir süre sonra tam farklı noktalara gitmek durumunda kalırsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Bunları sizden öğrenecek değiliz.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye, gerçekten önemli sorunlarla karşı karşıya; ama, bu sorunların hepsini kendi platformunda göğüsleyecek deneyime, güce, birikime sahiptir.

Türkiye'nin, şu sırada, önemli dışpolitika, içpolitika sorunları var. Dünya, bir ekonomik kriz yaşıyor; bu krizin Türkiye'ye yansıması var. Türkiye, Güneydoğu Anadolu'da ondört yıldan beri götürdüğü mücadelenin yeni bir aşamasıyla karşı karşıya; bu aşamadan kaynaklanan güçlükler var, sorunlar var; bütün bunları biliyoruz; ama, bütün bunlar, şimdi konuştuğumuz konunun örtbas edilmesine, görmezlikten gelinmesine bizi götürürse, biliniz, bu sorunların altından hiçbir zaman kalkamazsınız. Bütün sorunları, kendi platformlarında, kendi zeminlerinde göğüsleyip çözmeye çalışacağız. Hükümetle ilgili bu tabloyu görmezlikten gelmemizi, kimse bizden isteyemez; eğer isterlerse, bu, kendi başbakanlığı sırasında, kendi kabinesinde yer almış iki bakanın, bütün kamuoyunun bildiği, uyardığı, gereken telkinleri yaptığı halde "canım, önemli değil, ben tatmin oldum" deyip görmezlikten gelen yaklaşımıyla, içine düştüğü duruma düşülmesine benzer. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, iki bakanı Yüce Divanda mahkûm olmuş tek başbakan vardır (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) ve o mahkûmiyetin, neden, nasıl, niçin ortaya çıktığı da Sayın Başbakanın tümüyle bilgisi içindedir. Kendisine, uyarılar, örgüt tarafından yapılmıştır, Bakanlar Kurulunda yapılmıştır, parti grubunda yapılmıştır, kamuoyunda yapılmıştır. Bütün dünyanın bildiği gerçekleri bilmezlikten gelerek, bugün olduğu gibi, idareimaslahatçı bir tavrın içine girilerek zaman geçirilmiştir; ama, bir süre sonra, o iki bakan, Yüce Divanda mahkûm olmuştur. Bizim bu duruma düşmemizi, kimse bizden beklemesin. Biz, böyle bir duruma düşmeyi kesinlikle kabul etmeyiz.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamı bitirirken, bir önemli noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Roma'da yaşanan yeni tablo, Türkiye bakımından özel bir dikkatle izlenmesi gereken önem taşıyor. İtalya'da kendisini gösteren yeni anlayış, Türkiye bakımından ciddî sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Öyle anlaşılıyor ki, PKK'nın lideri Öcalan, Roma'da İtalya Hükümetinin misafiri konumundadır.

YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Öcalan'ı lider olarak mı görüyorsun?!

A. TURAN BİLGE (Konya) – Lider sözünü geri al!

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu, Türkiye için kesinlikle kabul edilemez bir tablo oluşturuyor. Bu tablo karşısında, Türkiye'nin, sabırla uzun dönemli bir mücadele içine girmesi kaçınılmaz gözüküyor. Bu müzakereyi götürürken, bence, gözden uzak tutmamamız gereken iki temel nokta var; bunlardan birisi şudur:

İçinde bulunduğumuz bu durum karşısında, sorunu, sıkıntıyı Türkiye'nin içine nakletme sonucunu verecek davranışlardan uzak durmak zorundayız. Türkiye'nin bu konudaki en büyük gücü, Türküyle, Kürtüyle, Arabıyla, Çerkeziyle tam bir dayanışma içinde, aynı devletin birer parçası olmanın bilinci içinde barış ve huzur içinde yaşıyor olmasıdır.

BAŞKAN – Sayın Baykal...

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – İlave 2 dakika süre verdim efendim; bilesiniz diye söylüyorum.

DENİZ BAYKAL ( Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ama, toparlayın lütfen...

Buyurun.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu gerçeği kesinlikle unutmamalıyız. Türkiye'nin dünyadaki en büyük gücü, Anadolu'da yaşayan, değişik kökenlerden gelen milyonlarca insanın kardeşlik içinde bir arada yaşıyor olmasıdır. (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Bunun bozulmasına, bunun sarsılmasına kesinlikle izin veremeyiz, vermemeliyiz. Bu, bizim işimizdir; en büyük gücümüzdür, dayanağımızdır. Bu noktada bir hataya sürüklenmemeliyiz; bu noktalarda provokasyonlara gelmemeliyiz; tertiplere karşı duyarlı olmalıyız, uyanık olmalıyız; bunu fevkalade önemli sayıyorum.

İkinci temel nokta, bu davada biz, İtalya'nın karşısında haklıyız ve İtalya'nın karşısında da güçlüyüz. Bilinmesi gerekiyor ki, İtalya, bu tavrıyla; yani, bir teröriste misafir muamelesi yaparak dünya içerisinde güç bir konuma sürüklenmiştir; hızla tecrit edilmesi kuvvetle muhtemeldir; hepsi bize bağlıdır. İtalya'nın içinde de bu politikayı kabul ettirmekte bir süre sonra güçlükler ortaya çıkacaktır.

Avrupa bu politikayı kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur. Çeşitli Avrupa ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası anlaşmalar, bu konuda, İtalya'yı haksız konuma sokmuştur. İtalya haksızdır, İtalya yanlıştır. Türkiye haklıdır, Türkiye güçlüdür; yeter ki, bunun gereğini yapmanın yolunu bulabilelim. Bunun yolu da topyekûn düşmanlık kampanyaları açmaktan geçmez. Haklılığımızı, yapılanın yanlışlığını, başta İtalya'nın iyi niyetli halkının çoğunluğu olmak üzere, bütün dünyaya anlatmalıyız, anlatabiliriz. Avrupa Parlamentosundaki sosyalist gruba bu konudaki haklılığımızı anlatmayı başaran Türkiye'nin, İtalya'nın namuslu, dürüst, iyi niyetli, barışsever halkının çoğunluğuna bunu anlatmayı başaramaması kesinlikle kabul edilemez. Bu anlatılabilir; yeter ki, tuzağa düşmeyelim, gereksiz husumet kampanyalarının parçası haline girmeyelim, düşmanlıklara yönelmeyelim, kendimizden, haklılığımızdan emin olarak durumu ortaya koyalım.

Terör, dünyanın bir numaralı derdi, NATO'nun bir numaralı sorunu. NATO Bakanlar Konseyine bu konuyu götürelim. NATO içerisinde, İtalya, yalnız kaldığını görsün, tecrit olduğunu görsün; terörizm konusundaki tavrının kabul edilmediğine tanık olsun. Bunları yapmalıyız, bunları yapmamız halinde, inanıyorum, bu sorunları aşarız. Bu sorunlar, Türkiye'nin ulusal sorunlarıdır, büyük devlet sorunlarıdır. Bu konularda Türkiye'nin bir zafiyet içerisine girmesi açısından hiçbir haklı tereddütün dayanağı yoktur. Türkiye, bu sorunları aşacaktır, hükümet sorununu da aşacaktır. Türkiye, hiçbir hükümete mahkûm değildir. Hiçbir hükümete mahkûm değildir.

YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Size de mahkûm değil.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Eğer, Türkiye'de yeni bir hükümetin oluşması gerektiğini Türkiye Büyük Millet Meclisi tespit edecek olursa, yenisinin kurulacağından kimsenin kuşku duymaması gerekir inancındayım.

Bu duygularla hepinizi selamlıyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar, FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baykal, teşekkür ediyorum efendim.

Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Sayın Ali Rıza Gönül.

Sayın Gönül, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Herkes, hukuka saygılı ve yasaların çizdiği sınırlar içinde yaşamak ve davranmak zorundadır. Sayın Başbakan da, her istediğini yapan, yapabilen bir kişi değildir; hukukun içinde, yasalarla kendisine verilen yetkileri kullanmak zorundadır; çünkü, devletimiz, aşiret değil, hukuk devletidir.

Bu Hükümet kurulurken veya kurdurulurken, hiç kimse, Sayın Yılmaz'a "devleti talan ettir" demedi; hiç kimse özelleştirme ihalelerine girecek taliplilerle görüş, kapalı kapılar ardında konuş, sonra da devletin ilgili bürokratını arayıp "bu bizim çocuktur, şu fiyatlardan kendisine şu bankayı verin, fazla da hırpalamayın" diyerek ihaleye fesat karıştır dememiştir; hele hele özelleştirme ihalelerinde hiçbir yetki ve sorumluluğu olmayan bir işadamını, holding patronunu kendisine danışman yapmasını ve kurye gibi kullanmasını Sayın Yılmaz'a söylememiştir. Kimse de, Sayın Yılmaz'a, devletin istihbarat birimlerinin ilettiği bilgileri gözardı etmesini söylemedi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının sırtından nüfuz ticareti yapmasına fırsat vermesini de tavsiye etmedi. Onun içindir ki, gensoru krizinin mimarı da bir başka yerde aranmamalıdır. Bu kişi de, bizzat Sayın Başbakanın kendisidir.

Değerli milletvekilleri, hepimiz, halkımız, Susurluk olayını, Budapeşte'de Sayın Başbakana yapılan menfur yumruklu darp fiilini, Türkiye'ye gelen sanığın affedilişini, Çakıcı ve Korkmaz Yiğit kasetlerinin içeriğini detaylarıyla bilmekteyiz. Bu ilişkiler yumağı ve devlet ihalelerindeki yolsuzluk, usulsüzlük iddialarının vardığı boyutlar içinde, Yüce Meclis, Sayın Başbakan hakkında altı kez Meclis soruşturması açılması kararı alarak, güvensizliğini izhar etmiştir; evet, bir değil, iki değil, üç değil, tam altı kez önüne getirilen iddiaları ciddî ve incelemeye gerekli bulduğuna, soruşturmaya değer bulduğuna karar vermekle, demokratik teamüllere göre hiçbir yanlış yoruma mahal bırakmayacak açıklıkta güvensizliğini belirtmiştir.

Türkbank ihalesi iddialarının ciddiyeti -yayınlanan kasetle- soruşturma niyetlerini gensoru önergesine taşıyan ve bardağı da taşıran son damla olmuştur. Her ne kadar, Sayın Başbakan, iddiaların düzmece olduğunu ve malum gerekçelerle siyasî kin ve garezden dolayı suçlandığını ileri sürse de, inandırıcı olamamıştır. Korkmaz Yiğit'in, kasette belirttiği gün, mekân, saat ve kişiler, Sayın Başbakan ve Sayın Taner tarafından ortaklaşa kabulle paylaşılmaktadır. Yani, iddiaların büyük bölümünde, doğruluk açısından, taraflar arasında bir pürüz yoktur, konuşmaların olduğu da kabullenilmektedir; ancak, savunmada "öyle konuşulmadı, böyle konuşuldu" şeklinde, muhtevasında ayrılık ve aykırılık görülmektedir ki, bu olay, kanaatimizce, hadisenin özünü ve gerçek yönünü saptırmak istenmesinden kaynaklanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan, Korkmaz Yiğit'in Alaattin Çakıcı'yla ilişkisi olduğuna ve kendisinin bu ihaleye sokulmasının sakıncalı bulunduğuna dair Emniyetten bir bilgi notunun geldiğini itiraf ediyor; ancak, 30 Haziranda, Korkmaz Yiğit, Başbakana geliyor "hakkındaki bilginin doğru olmadığını ve kendisine iftira edildiğini" söylüyor. Nasıl oluyor da bir Başbakan, kendisine gelen resmî bilgiye değil de, ilgilinin açıklamasına itibar ediyor? Bu sorunun cevabını, Sayın Yılmaz mutlaka vermek zorundadır.

Gerçek şu ki: Sayın Başbakan, büyük bir medya grubuna sahip olacağını düşündüğü Korkmaz Yiğit'i siyasî çıkarları için kendine bağlamanın hesaplarını yapmış ve bu hesap içerisinde, devletin kendisine ulaştırdığı çok önemli bir istihbaratı hasır altı etmiştir.

İşin en acı tarafı, Korkmaz Yiğit'in yemini, devletin istihbaratını çürüten bir delil niteliğini kazanmış olmasıdır. Başbakanın açıklamalarındaki bu tutarsızlık, Korkmaz Yiğit'in açıklamalarına inandırıcılık kazandırmaktadır.

Sayın Başbakan "elimde kesin delil yoktu, bu yüzden ihaleye girmesine izin verdim" diyor. Bu açıklama, önceki beyanlarıyla tamamen zıt ve tezat teşkil etmektedir. "Korkmaz Yiğit'i ihaleye sokmayın" talimatını verirken, elinizde başka bir delil mi vardı? Kaldı ki, böyle bir bilgi alan Başbakanın, gereğini yapması için başka bir delile de ihtiyacı yoktur.

Korkmaz Yiğit, yaptığı açıklamada, satış bedelinin belli bir rakamı aşmayacağı yönünde Başbakandan ve Devlet Bakanı Güneş Taner'den teminat aldığını, katılımcıların zorlamasıyla bu rakamın aşılması üzerine aradaki farkın temini için kendisine kolaylık sağlamaya söz verildiğini, ayrıca, hangi katılımcının ne fiyat teklif edeceğinin Başbakan tarafından kendisine iletildiğini, yer, zaman ve tanık bildirerek ileri sürmüştür. Başbakan, bu iddianın yer, zaman ve tanıklarla ilgili kısmını doğrulamış, sadece muhtevasını yalanlamıştır. Sayın Başbakan "Zorlu'ya 500 milyon doların üzerine çıkması telkininde bulundum, onlar 505'e çıkarız dediler. Gece 12 ile 1 arasında ise Çörtük'ü aradım; o sırada, televizyon pazarlığı için Yiğit'le berabermiş, pazarlık yapıyormuş. Çörtük'e dedim ki: 500'ün altında vermeyiz, ciddîyse üzerine çıkması lazım. Böyle bir şey söylendi, ilişkiyi herkes biliyormuş; böyle bir şey varsa girmesin" açıklamasını yapmıştır.

Bu sözler benim sözlerim değildir değerli arkadaşlarım; bu sözler, açık oturumda, televizyon programında konuşan Sayın Yılmaz'ın sözleridir. Bu açıklama, Korkmaz Yiğit'in söylediklerini aynen doğrulamaktadır.

Başbakan, katılımcılardan aldığı bu son derece özel bilgileri nasıl oluyor da Kamuran Çörtük adında bir işadamına söyleyebiliyor? Bu kadar önemli bir ihale öncesinde böyle bir bilginin komisyon değeri hakkında Sayın Başbakanın bir fikrinin olmaması mümkün değildir. Kamuran Çörtük kimdir, Başbakanın nesidir, hangi sıfatla bu çok özel bilgilere ortak edilebilmektedir? Sayın Başbakan, Korkmaz Yiğit aleyhindeki bir bilgiyi, Korkmaz Yiğit'le iş görüşmesi yapan bir işadamına hangi düşünceyle aktarabilmektedir? Kamuran Çörtük, bu ihalede, kamuoyunun bilmediği bir görev ve misyon mu yüklenmiştir?

Korkmaz Yiğit'in açıklamalarında, Devlet Bakanı Güneş Taner'in, kendisine, bankalardan kredi temini sözü verdiği, bu amaçla, Yapı Kredi Bankasıyla da bizzat görüşmeler yaptığı iddiası yer almaktadır. Korkmaz Yiğit, hem medya hem de banka sahibi olmaya parası yetişmeyince Güneş Taner'in devreye girdiğini, yardım etmek istediğini, Bakanın evinde Yapı Kredi Bankası sahibi ve yetkilileriyle bir toplantı yaptıklarını, daha sonra, Sayın Güneş Taner'in bu işi bizzat takip ettiğini söylemiştir.

Sayın Başbakan ve Sayın Bakan, açıklama durumunda oldukları her ilişkiyi "tesadüf" kelimesiyle geçiştirmek istemektedirler. Devletin istihbarat birimlerince kaydedildiği anlaşılan bir konuşmanın neden Başbakana değil de bir muhalefet partisi milletvekiline verildiği sorusu hâlâ aydınlanamamıştır. Sayın Başbakan, böyle bir delilin arayışı içinde olduğunu söylüyor. O delil devletin elinde mevcut; ama, Başbakan o delile ulaşamıyor. Sayın Başbakan, kendisinden bu bilgiyi esirgeyerek -kendi deyimleriyle- hata yapmalarına sebep olan ilgililer hakkında hiçbir işlem yapmıyor. Başbakanın bu tutarsızlığının sebebini anlamak da mümkün değildir. Ya bu delil kendisine ulaştırıldığı halde Başbakan tarafından hasıraltı edilmiştir ya da Sayın Başbakanın Korkmaz Yiğit'le bir çıkar ilişkisine girdiği bürokrasi tarafından tespit edildiği için eldeki bu delil Başbakandan korunmuştur; olayın bir başka izahı yoktur.

Değerli milletvekilleri, şu anda, Sayın Başbakanın bütün konuşmaları, kanaatimizce, bu olayı kabul noktasındadır; çünkü, yer ve zamanı kabul eden Sayın Başbakanın artık bu aşamadan sonra söylediği her söz, bir biçimde, tevil yollu ikrar mahiyetini taşımaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu konulardaki söylemek istediklerimiz, şüphesiz bunlarla bağlı değildir. Özellikle belirtmek ve üzerinde durmak istiyorum ki, dün akşam, bir televizyon kanalında yeni bir kaset yayınlandı. Bu kasette, Nesim Malki cinayetinin azmettiricisi olarak suçlanan ve halen yurt dışında bulunan Erol Evcil'le yapılmış mülakat yer alıyordu. Umut ederim ki, Sayın Başbakan ve bakanlar seyretme imkânı bulmuşlardır. Tabiî ki, doğrudur veya yanlıştır gibi peşin bir hükümle olayı ele almadığımızı ve serinkanlı olarak değerlendirmeye çalıştığımızı da, özellikle belirtmek isterim; ancak, Erol Evcil'in söyledikleri, Korkmaz Yiğit'in iddialarını teyit eder mahiyetteydi. Erol Evcil, iktidar partisi il başkanıyla arasındaki ilişkiyi ifade ederken, özellikle Korkmaz Yiğit'in Türk Ticaret Bankası ihalesine girmesinde Alaattin Çakıcı'nın etkisinin olduğunu, holding sahibi, işadamı aynı kişinin ihaleye girmesini kesinlikle önlediğini, adı geçen kişinin Kamuran Çörtük olduğunu ve Kamuran Çörtük'ün, Korkmaz Yiğit'in ihaleye girmesinde ve bankayı almasında fevkalade yardımlarının olduğunu iddiayla açık açık anlatmıştır; hatta, Kamuran Çörtük'ün, Korkmaz Yiğit'in bankayı almasındaki hizmetlerinin karşılığı olarak bizzat Alaattin Çakıcı'nın kendisini aradığını -Kamuran Çörtük'ü aradığını- ve ona teşekkür ettiğini de beyan etmiştir.

Yine, Erol Evcil'in, izleyenleri hayretler içinde bırakan açıklamalarında, ihalenin 500 milyon dolar civarında sonuçlanacağının malum çevrelerde açıkça ve uluorta konuşulduğunu belirterek "ben bu satışın olamayacağına inanıyordum, bu ihale olamaz diyordum" sözü üzerine sunucunun "niçin" sorusuna verdiği cevap daha içler acısı ve hayret uyandırıcıydı. Neydi bu cevap? Erol Evcil'in cevabı aynen şöyle oldu: "Bütün bu dedikoduları, bu ilişkileri ve konuşulanları, ihaleden önce Başbakan ve Bakan biliyordu."

Değerli milletvekilleri, Korkmaz Yiğit'in açıklamaları ile Erol Evcil'in açıklamalarının birbirini tamamladığını ve üst üste çakıştığını söylemek, her halde haksızlık olmaz ve yanlış değerlendirme de sayılmaz kanaatindeyim.

Açıklamaların içinde bir başka önemli bölüm vardı ki, bunu da herhalde kamuoyu ibretle izledi. Öldürülen Nesim Malki'nin İsviçre'deki hesabına kaynağı belirsiz bir yerden 55 milyon dolar paranın girdiğini ve özellikle bu paranın kimlere dağıtıldığını içeren belgeyi bizzat Nesim Malki'nin kendisine gösterdiğini beyan ediyordu. Sunucunun ısrarlı soruları karşısında, Erol Evcil, özellikle "Türk Hava Yolları uçak alım konusuyla ilgili mi; bu konuda dağıtılan avanta mı" şeklindeki soruya hayır dememiş; ama, gülümsemeyle, sanki onaylarmış gibi bir görüntü sergilemiştir. Bilahara, yine Erol Evcil, ısrarlar sonucu, gördüğü belgedeki isimlerden birinin bugün Kabinede bakan olduğunu, bir diğerinin de milletvekili olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Değerli milletvekilleri, acaba, bu bakan ve milletvekili kimdir ve kimlerdir? Yüce Heyetimiz ve milletimiz, doğrusuyla yanlışıyla bunu öğrenme hakkına sahiptir ve öğrenmek istemektedir. (DYP ve CHP sıralarından alkışlar) Yüce Meclis, inanıyoruz ki, bu iddiaların üzerine bütün ciddiyetiyle gidecek, bu iddiaların doğruluk derecesini araştıracaktır. Temiz toplum özlemi içerisinde olan kamuoyu, bunu beklemektedir.

Gerçeklerin bütün çıplaklığıyla gün yüzüne çıkabilmesi için, yani, araştırma ve soruşturmanın her türlü etkinin dışında selametle yapılabilmesi için, Hükümetin istifa etmesi veya bu gensoruyla mutlaka düşürülmesi gerekmektedir. Ancak, görülüyordu ki, sizi, yani, Hükümeti savunmak isteyen malum basın organları, kişiler, köşe yazarları ve de belli patronlar dahi, sizi, maalesef, savunamaz hale gelmişlerdi. Hatta, Mesut Yılmaz istifa etmelidir diyenler de olmuştu. Tabiî ki, Apo'nun İtalya'ya geçmesiyle birlikte, bu çevreler birden ağız değiştirdiler. Sayın Başbakan mutlaka bunların etkisinde kaldı ki, son günlerde vermiş olduğu beyanatlar, tamamen aynı yönü ve aynı niteliği taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısaca bu konuya da değinmek istiyorum. Aslında, hepiniz bilmektesiniz ki, Apo, İtalya'da yakalanmamıştır; siyasî sığınma amacıyla gittiği gerçeği, su yüzüne çıkmıştır; bir hapishanede değil bir hastanede bulunmakta ve misafir muamelesi görmektedir. Olay, Türk Hükümetinin bilgisi ve inisiyatifi dışında gelişmiştir. Bu konuda, Türk Hükümetinin siyasî bir hedefi de olmamıştır. İtalyan yetkililerinin "Apo'nun terörizmi reddetmesi halinde sığınma hakkı verebiliriz" demelerinden anlaşılıyor ki, Apo, belli bir planın parçası olarak veya belirtildiği gibi, davet üzerine İtalya'ya gitmiştir. Dost, müttefik bir ülkeye yakışmayan bu tutum ve davranış, İtalya Devletinin tarihinde kara bir leke olarak kalacak ve bu ayıp onlara yetecektir. Bazı malum çevreler, bu gelişmeyi, Hükümetin gensorudan kurtuluşunu sağlamada bir vasıta olarak görmüş, düşünmüş ve yeğlemişlerdir; üzücü olan da budur.

Değerli milletvekilleri, PKK olayı, millî bir olaydır. Bugüne kadar da hep bu anlayış içinde ele alınmış ve herkesçe böyle götürülmüştür; bedeli çok ağır ödenerek, uzun mücadele sonucu, amaçlanan askerî hedefe varılmıştır. Özellikle belirtmek isteriz ki, Türkiye Suriye'yi savaşla tehdit ettiğinde, hiçbir siyasî parti veya hiçbir kesim, devletimizin irade bütünlüğünü zedeleyecek bir tutum içine girmemiştir; Türkiye Büyük Millet Meclisinden müşterek bir karar çıkarılmış ve müşterek bir irade ortaya konulmuştur. Bugüne kadar, teröre destek vermiş Suriye'ye savaşma tehdidinde bulunulup baskı uygulanırken ve de Apo bu ülkeden çıkarılırken başarının kime ait olacağı gibi bir ayrıntı hiçbirimizin aklına da gelmemiştir, bunu da zaten ayıp sayarız; ama, eğer bir yanlış, yolsuz ve usulsüz işlem ve ilişkilerinizden dolayı muhatap olduğunuz gensoruyu "hiçbir hükümetin yapamadığını ben başardım, Suriye'yi tehdit ettim, işi bitirdim" diyerek geçiştirmeye çalışırsanız, hatalarınızı ve bahusus bu önergedeki doğruları örtemezsiniz, gizleyemezsiniz. Hiç kimse, bu olayı, siyasî çıkar sağlamaya yönelik olarak kullanamaz ve kullanmamalıdır. Başarı ve zaferin onuru, devletimize, milletimize, özellikle şehit ve gazilerimize aittir.

Vurgulamak isteriz ki, bu noktada millet olarak yapmamız gereken şey, Suriye'ye karşı gösterdiğimiz birlik ve kararlılığımızı İtalya'ya karşı da göstermek ve bu caninin Türkiye'ye teslimini sağlamaktır.

Sayın milletvekilleri, kısaca, idam cezasının kaldırılması konusuna da değinmek istiyorum. Apo'nun, Türkiye'ye, idam cezası kalktığında iade edileceği sözü, tam bir yutturmacadır, aldatmacadır ve yanlıştır.

Hükümete soruyorum: Gerçekten, İtalyan Hükümeti yetkilileri tarafından, size "Ceza Kanununuzda idam cezası öngörülüyor, bu nedenle size teslim edemiyoruz" şeklinde bir uyarı veya iyiniyetli bir itiraz olmuş mudur? Görüyoruz ki, son gelişmelere ve İtalyan yetkililerinin beyanlarına göre, Apo'nun siyasî sığınma talebinin kabul edileceğine dair ciddî gelişmeler yaşanmaktadır. Eğer İtalyan Hükümetinin iyiniyetli itirazı olsaydı, inanıyoruz ki, Yüce Meclis, bir günde, idam cezasını Ceza Kanunumuzdan çıkarır, itirazın gerekçesini ortadan kaldırırdı. Bu nedenledir ki, Yüce Meclis, Hükümetin Meclise sevk etmeyi düşündüğü idam cezasının kaldırılması konusundaki yasa tasarısını ciddiye almayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Hükümetin ömrü tamamlanmıştır. Hiçbir gerekçe bu Hükümetin ömrünü uzatamaz. Hükümetin kendisi başlıbaşına bir sorundur ve Türkiye için bir kriz haline gelmiştir.

Buradan, Doğru Yol Partisi Grubu adına açıkça sesleniyorum ki, bu Hükümetin düşürülmesi halinde, bazı malum çevrelerin yazdıkları, söyledikleri ve iddia ettikleri gibi bir kaos doğmayacaktır. Bu Meclis, kendi iradesiyle çoğunluğa dayalı yeni bir hükümet formülü üretecek ve kendi içinden çıkaracaktır. Bundan, hiçbir kimsenin endişesi de olmamalıdır, şüphesi de olmamalıdır, kaygı da duymamalıdır.

Şu an birleştirilerek görüşülen gensoruların arkasında çoğunluk desteğinin olduğu hepimizce bilinmektedir. Bu durumda, Sayın Yılmaz'a düşen görev, siyasî ve demokratik teamüllere göre, bu görüşmeye mahal kalmadan istifa etmek olmalıydı. Ne yazık ki, Sayın Başbakan, böyle bir davranış biçimi sergileyemedi; bilakis "gücünüz yetiyorsa düşürün beni" diyerek, meydan okumayı tercih etti.

Sayın Yılmaz, bu, meydan okuma değil, siyasî ve demokratik teamülleri ve kuralları yok farz eden bir davranış biçimidir. Bu, sizin, açıkça bir hezeyanınızdır.

Ben de diyorum ki: Şurasında ne kaldı, bir hafta sonra güvensizlik önergesi oylanacaktır. Çoğunluk iradesi gensoru yönünde tezahür ettiğinde, Sayın Yılmaz, o koltukta oturmaya acaba senin gücün, o gün, o zaman yetecek midir?!.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gönül, teşekkür ediyorum efendim.

Buyurun Sayın Taner.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Sözcü, konuşması sırasında "Sayın Başbakan ve Sayın Bakan geçiştirmek istemektedirler" diye bir ibare kullandı. Malumuâliniz, bu görüşmeler...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Böyle bir usul yok Sayın Başkan...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz olur mu canım!..

BAŞKAN – Efendim, müsaade buyurun. Bir sayın üye, yerinden kısa bir beyanı olduğunu ifade etti; İçtüzüğün 60 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre kendisine imkân tanıdım.

Lütfen efendim, bir cümleyle...

Buyurun.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Efendim, bu şartlarda, benim, geçiştirmek suretiyle, makamdayken görevimi yapmadığımı ifade etmiştir; oysa, durum böyle olmamaktadır. Müsaade ederseniz, 3 dakika içerisinde, geçiştirme...

BAŞKAN – Efendim, ona izin veremem; 2 dakikada, yerinizden buyurun.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Efendim, müsaade ederseniz, arz edeyim.

Efendim, kaset açıklandıktan... ("Mikrofonu açın, duyamıyoruz" sesleri)

BAŞKAN – Bir dakika efendim, mikrofon açılsın da...

Efendim, lütfen çok kısa... Ben size sataşmadan söz vermedim.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Hayır efendim, sataşmayla ilgili bir şey yok.

BAŞKAN – Tamam efendim. Sayın Hükümet, zaten, görüşlerini ifade edecek.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Hükümet ifade edecektir.

Sayın Başbakanın Amerika'dayken beni araması üzerine, biz, işlemleri zaten durdurduk. Kaset açıklandıktan iki saat sonra, fiilen, ortada bir delil olduğu ve bununla ilgili bir araştırma istendiği için, tamamıyla, yani, hukuken de durdurulma yoluna gidilmiştir. Ertesi gün, Hükümetin isteği üzerine, Merkez Bankası tarafından Devlet Güvenlik Mahkemesine suç duyurusunda bulunulmuştur. 16 Ekimde, Hazine, elinde hiçbir bilgi ve belge olmadığından dolayı hareketlerinde bir eksiklik olmadığını basın açıklamasıyla duyurmuş; 20 Ekimde, İçişleri Bakanına, bu konuda ifade edilen yazının neden Hazineye gönderilmediği sorulmuş; ayın 20'sinde, Başbakanlık Teftiş Kurulu göreve çağrılmış; 9 Ekimde de, Korkmaz Yiğit'in sahibi bulunduğu Bankekspres...

BAŞKAN – Sayın Taner, son cümlenizi söyleyin.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Bitiriyorum, son cümlemi söylüyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim, son cümlenizi...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Sayın Başkanım... Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, böyle bir usulümüz yok. Bir talebiniz oldu, ben size...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Bitiriniz efendim.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – 20 Kasımda, Cumhuriyet Başsavcılığına Bankekspres ilgili suç duyurusunda bulunarak, demin ifade ettikleri durum ortaya çıkmıştır.

Bilgilerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Topçu, siz bir talepte bulunuyorsunuz; talebinizde diyorsunuz ki: "Sayın Baykal, Bolu tüneli ve otoyol ihaleleri hakkında tam anlamıyla ve tamamen yanlış, yanıltıcı bilgiler verdi." (CHP sıralarından gürültüler)

Efendim, müsaade buyurun.

Sayın Topçu, siz, İçtüzüğü iyi bilen bir arkadaşımızsınız. 69 uncu madde gayet açık; bir sayın üye, ya adınızdan söz ederek size rencide edici söz söylemiş olmalı ya da sizin buradaki bir görüşünüzü tam tersyüz ederek size izafe etmiş olmalı. Tutanağı da getirttim, baktım. Zaten, hem sizin beyanınızda böyle bir iddia yok hem de tutanakta böyle bir iddia yok. Onun için, size söz verme imkânım yok.(Gürültüler)

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Bolu tüneliyle ilgili...

BAŞKAN – Efendim...

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Hayır, size hitap ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, bana söyleyin.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Otoyol ihalelerini Bayındırlık Bakanlığı yapar. Bayındırlık Bakanı benim. Yani, bir insanı tarif etmek ile ismini söylemek arasında bir fark yok. Sadece bir dakika, bir düzeltme için, yanlış bir beyan da olduğu için... Tamamen yanlış; yani, hilafi hakikat bir beyan.

BAŞKAN – Anlıyorum efendim.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – İzin verirseniz, buradan da düzeltirim.

BAŞKAN – Efendim, bu imkânım yok... Bu mantığı... Sayın Topçu...

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Buradan düzelteyim.

BAŞKAN – Efendim, buyurun, oradan...

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Otoyol ihaleleri, Sayın Deniz Baykal'ın söylediği gibi davet usulüyle yapılmamıştır, ilanla yapılmıştır.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – İkincisi; Bolu tünelinde, Bolu tüneli işine o firmanın girmiş olmasının bizimle bir alakası yok. Geçmişte, iki firma, birbirinin taşeronluğunu ve müteahhitliğini yapmıştır. Bunları çarpıtmaya da lüzum yok.

BAŞKAN – Sayın Topçu, teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, Sayın Şahin'i davet edeceğim; ancak, izninizle, bir 10 dakika ara vereceğim.

Saat 17.15'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 17.02

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 17.19

BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Hüseyin YILDIZ (Mardin)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

rüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

III. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

B) ÖNGÖRÜŞMELER (Devam)

1.– Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde Devletin menfaatini gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/19)

2.– Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında Gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/20)

3.– Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Oya Araslı, Ankara Milletvekili Önder Sav ve Hatay Milletvekili Nihat Matkap’ın, mafya ve çete liderleri ile yakın ilişki içinde olduğu ve TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/21)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Metin Şahin'de.

Sayın Şahin, buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakan Sayın Mesut Yılmaz ile Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner hakkında verilen gensorular üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, Demokratik Sol Parti Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüştüğümüz gensoru önergeleri, hepimizin hatırlayacağı üzere, 10 Kasım akşamı işadamı Korkmaz Yiğit'in, kendisinin hazırladığı ve yine kendisine ait olan bir televizyonda yayınlattığı bantın alınmış görüntülerinin izlenmesinden sonra verilmiştir. Yani, kaset yayınlanmış, hemen bir gün sonra Doğru Yol Partisi ile Fazilet Partisi, arkasından bir gün sonra da Cumhuriyet Halk Partisi bu gensoru önergelerini vermişlerdir. Önergelerde, devletin menfaatı değil, mafya ve mafyayla ilişkisi olan kişilerin menfaatının gözetildiği, bu kişilere Türk Ticaret Bankası ihalesinde, kredi bulma, para temin etme sözünün verildiği, karşılığında da menfaat temin edildiği ve bu nedenle de görevin kötüye kullanıldığı, Hükümetin Alaattin Çakıcı'yı takip etmekte başarısız olduğu gibi iddialar yer almaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu önergelerden birinin girişinde "Hükümetlerin en önemli görevlerinin, ülkede huzuru, barışı, adaleti temin etmek, ekonomiyi düzeltmek ve kanunsuzluklarla mücadele etmek olduğu" ifadesi yer almaktadır ki, bu doğrudur.

Bu görüş, aslında, 55 inci Hükümetin kuruluş aşamasında, gerek koalisyon protokolünde gerekse Hükümet Programında açıkça belirtilmişti. Yine, bu protokolün 5 inci sayfasında "Hükümetimiz, organize suç örgütleriyle kararlılıkla mücadele edecek, terör ve bölücü eylemlerle mücadele kesintisiz ve kararlı bir biçimde sürdürülecek" denilerek taahhütte bulunulmuştur. Bugün gelinen noktada herkes şunu teslim etmektedir ki, 55 inci Hükümet bu taahhüdünü başarıyla yerine getirmenin huzuru içindedir.

Tüm cumhuriyet hükümetleri içinde, çetelerle, mafyalarla, karaparayla, özetle organize suçlarla mücadele eden, onları ortaya çıkaran, sanıklarını adalete teslim eden kimdir, hangi hükümettir diye bir soru sorulsa, öyle sanıyorum ki, 55 inci Cumhuriyet Hükümetidir diye açıkça ifade edilecektir. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Şimdi elimde, organize suçlarla ilgili, Hükümetin 15 Ocak 1998 ilâ 9 Kasım 1998 tarihi itibariyle elde ettiği sonuçları açıkça gösteren bir liste var. Burada, 115 organize suç aydınlığa kavuşturulmuş ve bu olaylarla ilgili 684 sanık yakalanmıştır. Bunları görmezden gelenlere, duymazdan gelenlere, kendi hükümetleri döneminde "fasa fiso" diyenlere, terör ve çetelere bulaşanlara "kahraman" diyenlere, "yolsuzlukla mücadele edeceğiz" diye hükümet olan, ama bizzat kendi partililerinin yolsuzluklarını yaşayan ve özür dilemek zorunda kalan sosyal demokratlara...

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – O zaman sen de oraya aittin!..

METİN ŞAHİN (Devamla) – ...55 inci Cumhuriyet Hükümeti zamanında gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yapılan operasyonlarda ortaya çıkarılan bu çetelerin bazılarını buradan duyurmak isterim:

Bu listede, demin söylediğim gibi, 115 organize suç örgütünün adı var ve bunlardan bazıları: Hakkâri Yüksekova Çetesi, Ahmet Develi Özcan Çetesi, Eyüp Atmaca Çetesi, Flash TV olaylarının sanıkları, Alaattin Çakıcı'nın İstanbul'daki bir kolu, Nihat Özbir, İnsan Hakları Derneği Başkanına yapılan suikast girişiminin sanıkları, Kürşat Yılmaz, Sedat Peker, Malki cinayeti sorumluları, Baybaşinler, Sedat Şahin, kumarhaneler kralı Topal cinayeti sanıkları, Alaattin Çakıcı ve son olarak Altınoluk'taki Sarı Avni; hepsini saymıyorum.

Şimdi, halk arasında bir söz var "yiğidi öldür; ama, hakkını yeme" derler. Değerli arkadaşlar, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti -bütün bu gerçekler ortada- mafya ve çetelere karşı çok başarılı bir sınav vermiştir. Bu 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin düşürülmesiyle, mafya ve çeteler, organize suç örgütleri, herhalde, kırılan umutlarını yeniden tazeleyecekler, yeni komplolara girişecekler ve ülkemize ve demokrasimize zarar vereceklerdir. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Bu görüşümüzde haksız olduğumuz söylenemez; çünkü, bir mafya babasının ocağına düşmüş, onunla içli dışlı olmuş, ama karanlık ilişkilerinin tespit edildiğini anlayan işadamı Korkmaz Yiğit, hazırladığı bantla -ne yazık ki- bu Hükümeti düşürmeye istekli yandaşlar bulmuştur. Bu kişinin mafyayla ilişkileri açıkça bilindiği halde, demokrasiyi koruma yükümlülüğü altında olan partilerimizden üçü bu kasete sarılmışlar ve Hükümeti düşürmeye karar vermişler.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Başka hangi ciddî kasete sarılacağız?

METİN ŞAHİN (Devamla) – Uydurma bahanelerle Hükümeti düşürmek için açılan kampanyada da, Cumhuriyet Halk Partisi, başı çeken bir görünüm sergilemektedir.

Öyle anlaşılıyor ki, Korkmaz Yiğit olayı, Türk siyasetinde bir ibret belgesi olarak yer alacaktır. Bu olay, sadece ibret belgesi olarak değil, aynı zamanda ülkeyi yönetmeye talip bazı lider ve siyasetçilerin güvenilmezliklerinin ve sorumsuzluklarının göstergesi olarak da tarihe geçecektir.

Gelin, şimdi, 10 Kasım akşamını birlikte hatırlayalım: İşadamı Korkmaz Yiğit, tutuklanacağını anlamış olacak ki, bir kaset hazırlıyor ve tutuklandıktan sonra kendi televizyonunda açıklama ve sözde itiraflarda bulunuyor. Bandın yayın süresi yaklaşık 2 saat tutuyor. Bant yayına giriyor ve 30 dakika ya olmuş ya olmak üzere; altyazıyla, hemen tüm TV'lerde, Sayın Baykal'ın, Sayın Başbakanın istifasını istediği belirtiliyor.

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – O, ikinci yayın; o kaset, ikinci yayın için.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Arkasından, Sayın Çiller'in benzer açıklaması ve bunların arkasında da, Sayın Başbakanla olan randevularını iptal ettikleri, altyazıyla geçiyor. Hayrola Sayın Baykal ve Sayın Çiller, bu acelecilik nedendir?!. Daha kasetin dörtte üçü yayınlanmamış; kalan kısmında neler var, bilinmiyor; hangi açıklamalar yapılacak, neler anlatılacak, belli değil.

İSMET ATTİLA (Afyon) – Belli, belli; gelişinden belli!..

METİN ŞAHİN (Devamla) – Herkeste bir kuşku; acaba, Sayın Baykal bu banttan da ve içindekilerden de, daha önce 13 Ekimde açıklanan kasetteki gibi, haberdar mıydı? Bu kuşku çok yersiz sayılamaz; çünkü, bantlarla çok içli dışlı bir lider durumunda Sayın Baykal.

Sayın milletvekilleri, Türkbankın hisselerinin satışını ve başlangıcından günümüze kadar olanları hatırlatmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Türkbank ihalesi 4 Ağustos 1998'de yapılıyor. İhalede en yüksek parayı, 600 milyon dolarla Korkmaz Yiğit veriyor. Merkez Bankası ihaleyi değerlendirmeye alıyor. Bu arada, Korkmaz Yiğit, bu kadar parası olmadığını görüyor ve bir taraftan para arıyor, diğer taraftan da teminat mektubu arayışı içine giriyor; yine, bu arada, Sayın Başbakanla görüşmek için çaba harcıyor; ancak, Sayın Başbakandan, görüşme konusunda olumlu yanıt alamıyor; daha sonra, Sayın Kamhi'nin girişimleriyle ve Sayın Cindoruk'un ricasıyla, Sayın Başbakan, işadamı Korkmaz Yiğit'le görüşüyor.

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – İhaleye girmek için...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başbakan, Korkmaz Yiğit'e, mafya liderlerinden Alaattin Çakıcı'yla ilişkisi olduğu duyumları aldığını ve bu yüzden kendisine güven duymadığını açıklıkla söylüyor.

Bu arada, bu işadamı, bazı televizyonları ve gazeteleri de almaya başlıyor. Kuşkulu bir ortam söz konusudur. İşte bu kuşkular karşısında, eylül ayı ortalarında, Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Ecevit, Devlet Bakanı Sayın Hasan Hüsamettin Özkan ve Maliye Bakanı Sayın Zekeriya Temizel'le birlikte bir görüşme yapıyorlar; Sayın Ecevit, kendilerine, bu işadamının ilişkilerinin ve para kaynaklarının incelenmesi talimatını veriyor; İçişleri Bakanı Sayın Kutlu Aktaş'la da görüşüyor ve bu incelemede elde edilen bulgular ile İçişleri Bakanlığındaki bulgular birleştiriliyor, ihalenin iptalinin gerekli olduğu sonucuna varılıyor. Korkmaz Yiğit'in, Alaattin Çakıcı ile ilişkisi olduğuna ve para kaynaklarının da, amacının da kuşkulu olduğuna kanaat getiriliyor.

Bu görüş, 5 Ekim 1998 günü Sayın Başbakana, Sayın Bülent Ecevit, Sayın Hüsamettin Özkan ve Sayın Kutlu Aktaş tarafından aktarılıyor ve Türkbank satışının durdurulması öneriliyor.

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – Maliye ne yapıyor?!

METİN ŞAHİN (Devamla) – Başbakan da bunu uygun buluyor. O sırada, Amerika'da bulunan Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner'e de talimatla, döner dönmez, Türkbank satışının iptalini söylüyor.

Buraya kadar özetlenirse, Türkbank, Korkmaz Yiğit'e satılmıyor. Ayrıca, bu kişiye devletten kredi de, teminat mektupları da verilmiyor.

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – Maliye ne yapmış Maliye?!

METİN ŞAHİN (Devamla) – Yine, özetlemek gerekirse, gensoruda iddia edildiği gibi hiçbir şey bir menfaat karşılığında Korkmaz Yiğit'e verilmiyor; tam aksine, verilmesinin önüne geçiliyor.

Sayın milletvekilleri, buradan şu hususa da açıklık getirmek lazım: Türkbank satışı bir özelleştirme değildir, Merkez Bankası tarafından kamu hisselerinin satışı işlemidir.

Yine, bir başka husus -biraz önce ifade ettim; ama, bir kez daha vurgulamayı yararlı görüyorum- Türkbank olayı, 13 Ekimde açıklanan kasetten çok önce Sayın Ecevit'in talimatıyla incelemeye alınan ve iptali yapılan ve de çete, mafya ilişkisi tespit edilen bir olaydır. Bunu, herkesin bir kez daha hatırlaması lazım.

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – Bant yayınlandıktan sonra!

METİN ŞAHİN (Devamla) – Bu Korkmaz Yiğit kimdir, bilinmez bir kişi midir; bizce hayır, bilinen bir kişidir; çünkü, incelemeler, onun bilinmezliğini...

M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Bütün bunları bilerek mi söylüyorsun?

METİN ŞAHİN (Devamla) – Evet, bunu bilerek söylüyorum, birazdan bir yere getireceğim.

M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Dinliyoruz, sen devam et!

METİN ŞAHİN (Devamla) – O zaman daha sakin dinlerseniz bu cümleyle bağlantısını kurarsınız.

Çünkü, incelemeler onun bilinmezliğini ve mafyayla ilişkilerini bilinir hale getirmiştir.

Peki, elinde, Çakıcı ile görüşmesinin kaydı olan banda rağmen, Korkmaz Yiğit'in bu ilişkilerini görmezden gelenlere, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisine sormak istiyoruz; çünkü, Cumhuriyet Halk Partililer böyle hesap sorma işine çok meraklılar. Müsaade ederseniz, bir de biz size soralım. (CHP sıralarından "Sor, sor" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum efendim...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Soru: 13 Ekim günü, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Fikri Sağlar ve bazı arkadaşları tarafından açıklanan Korkmaz Yiğit-Çakıcı arasında geçen konuşma bandından, Sayın Baykal, 29 Eylül günü haberdar olduğu halde, bu bant, neden tam 15 gün sonra yayınlanmıştır?! (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Yok, yok; yanılıyorsun!

METİN ŞAHİN (Devamla) – Evet, evet...

Soru: Bugün, gensoruya neden gösterilen Korkmaz Yiğit'in Çakıcı ile olan ilişkileri neden saklı tutulmuştur?! (CHP sıralarından gürültüler) Bu kasetin bizzat kendisi tarafından açıklanmasından, Sayın Baykal, neden uzak durmak istemiştir?! Sayın Baykal...

M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Genç-TV'yi de anlat!..

METİN ŞAHİN (Devamla) – Sayın Sağlar'ın "Susurluk" adlı kitabının 26 ncı sayfasını izninizle okuyayım. (CHP sıralarından "Oku, oku" sesleri) Çok yeni bir kitap; arkadaşlarımız, bu olayların hemen arkasından çok çabuk yetiştirmişler; tebrik etmek lazım(!)

Bakın ne deniliyor: "Baykal, Ankara'ya dönmüştü; Çevre Sokaktaki CHP Genel Merkezinde bulunan makam odasında Sağlar ile başbaşaydı. Sağlar, ulaştığı bilgileri anlattı. Bandı dinlerken 'çok önemli', 'müthiş', 'muazzam', 'hayret' gibi kelimeler kullanılıyordu. Sonuçta, Sağlar ile arasında şu konuşma geçti: 'Sayın Genel Başkanım, bu bant, özelleştirme ihalelerinin mafya tekelinde olduğunu gösteriyor. Siz, bir basın toplantısı düzenleyin; bu bandı, siz açıklayın; CHP'nin, özelleştirme ihalelerini mercek altına aldığımızı ve bu işin peşini bırakmayacağımızı belirtelim.' 'Fikri -Sayın Baykal söylüyor- bu bant hakikaten çok önemli; ama, bant sana gelmiş. İki televizyon, üç gazete sahibi olan bir kişi. Husumeti tüm partiye çekmek istemem; bu bandı sen açıkla' diyor."

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Siz, böyle mi iktidar oldunuz?

METİN ŞAHİN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Açıklama mı demiş?!.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tepki göstermeye gerek yok. Bunu, arkadaşlarımız kamuoyuna mal etmişler. Bunu, bana değil... Bunun cevabını verecek olan sizlersiniz; biz değiliz burada sorulanların... (DSP sıralarından alkışlar)

M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Bir de Genç-TV'yi anlat...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Şimdi, Sayın Baykal'a tekrar soruyoruz: Korkmaz Yiğit ile Alaattin Çakıcı arasında bir ilişki olduğunu, bu kaseti dinleyerek öğrendiğiniz halde, neden hiçbir yetkili makama ihbar yapmadınız?

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Sayın Başbakan da o kasetin...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Bu kaseti neden önemsemediniz de, Korkmaz Yiğit'in 10 Kasım akşamı yayınlanan bandına, böyle, damdan düşer gibi sarıldınız; bunu anlatmanız lazım.

ZEKİ ÇAKIROĞLU (Muğla) – Siz mi açıkladınız, biz mi açıkladık onu?..

METİN ŞAHİN (Devamla) – Çakıcı-Korkmaz Yiğit ilişkisini bile bile, Korkmaz Yiğit'e neden randevu verdiniz?

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Yani, burada, hedef, sosyal demokratlar mı?..

METİN ŞAHİN (Devamla) – 1 Ekim ya da 5 Ekim, burası tam belli olmadı; ama, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde, saat 13.30'da, Sayın Baykal'ın birbuçuk saat görüşmesi var. Müsaade ederseniz, onunla ilgili bir bölümü daha okumak istiyorum. Bunları, lütfen, dikkatle, titizlikle dinleyelim, ulusumuz da, bu televizyonlardan, lütfen dinlesin.

OYA ARASLI (İçel) – Dinleyelim de, sizin cevaplarınızı istiyoruz. Önce siz anlatın anlatacaklarınızı, bizim veremeyecek hesabımız yok.

METİN ŞAHİN (Devamla) – "Korkmaz Yiğit, CHP'nin elinde kendisiyle ilgili bilgiler olduğunu Aydın Doğan'dan öğrenmiş. Deniz Baykal'dan randevu istemişti. Randevu CHP Genel Merkezinde verildi. Trafik hızlanmıştı. Baykal, Sağlar ile konuşması sırasında bu randevudan da bahsetti. Sağlar'ın -burası önemli- 'görüşmeniz sakıncalı olmaz mı' sorusuna ise 'hayır, bir dinleyelim; ne diyecek bakalım' diyor Sayın Baykal." (CHP sıralarından gürültüler)

OYA ARASLI (İçel) – Dinleyelim, sizin cevaplarınızı merakla bekliyoruz.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Baykal'a yine buradan bir kez daha soralım müsaadeleriyle, çete bağlantısı bilinen bir kişiyi dinliyorsunuz da, Sayın Başbakanın açıklamalarını dinleme nezaketini göstermeden neden gensoruyu peşin peşin imzalıyorsunuz? (CHP sıralarından gürültüler)

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Parası çıkışmayınca devlet bankasından kredi veriyorsunuz(!)

BAŞKAN – Sayın Karaytuğ... Sayın Karaytuğ... Rica ediyorum efendim.

M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Sayın Başkan, soruyor, cevap veriyoruz.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Evet, biraz sakin olsanız...

Bu tepkileriniz, benim söylediklerimin doğru olduğunu değiştiremez. Ne kadar tepki gösterirseniz gösterirsiniz, bunların doğru olduğunu hiçbir şey değiştiremez. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Şimdi daha iyi anlıyoruz ki, geçmişte hükümette sorumluluk aldıklarında neden çetelerin, mafyanın, terörün üzerine kişisel ve siyasal kaygılarla gidilmemiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

Aksini iddia edenlere soruyoruz, hodri meydan! Bu kaseti neden onbeş gün gizlediniz ve devlete ihbarda bulunmadınız?.. (CHP sıralarından gürültüler)

OYA ARASLI (İçel) – Siz cevap verin önce...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Cevapsız mı kalsın yani. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından karşılıklı konuşmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Efendim ben...

UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, hep müdahale ediyorlar, hatibin konuşmasını anlayamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şahin, bir dakikanızı rica edeyim.

Sayın milletvekilleri, efendim, sizin de sayın sözcünüz konuştu, diğer grupların konuştu, konuşacaklar var. Rica ediyorum...

Buyurun efendim.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım...

EMİN KUL (İstanbul) – Dışarıda konuşsunlar Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kul, ne yapabilirim?.. Rica ediyorum... Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu ve her bir üye milletin temsilcisi... (DSP ve ANAP sıralarından "Ama konuşmayı anlamıyoruz" sesleri)

ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Sayın Başkanım, İçtüzükte bir hüküm vardır, Sayın Başkan İçtüzüğü uygulamak zorundadır. Eğer, bir konuşmacının, hatibin sözü mütemadiyen kesiliyorsa ve konuşmada birliktelik dağılıyorsa, lütfen, İçtüzükteki görevlerinizi kullanın, müdahale eden milletvekillerine gerekli cezayı verin.

BAŞKAN – Efendim, siz buyurun.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, benden önce Sayın Baykal da konuştu ve "tabiî, bu karapara, mafya, çete ilişkilerinin siyasal bağlantısını çıkarmamız lazım" dedi. Ee ben de, siyasal ilişkileri anlatmaya çalışıyorum. Buna niye tepki gösteriyorsunuz?!

Değerli arkadaşlar, şaşırtıcı olan bir başka konu daha var ya da haksızlık etmeyelim, şaşırtıcı olmayan bir itiraf daha yayımlandı; işadamı Kamuran Çörtük, 17 Kasım salı günü -yani, bundan iki gün önce- son olaylarla ilgili olarak, tüm gazetelerde tam sayfa bir açıklama yaptı. Müsaade ederseniz, onu da gazeteden okuyayım, kendi notumdan değil. "Şimdi" diye ara başlığı var. "Sayın devlet ve Hükümet erkânıyla görüşmelerimi eleştiren CHP'nin Sayın Genel Başkanına kamuoyu huzurunda sormak isterim. Sizlerle, yıllardır, çeşitli vesilelerle bir araya gelip görüştük ve ülke sorunları hakkında bilgi alışverişinde bulunduk. Şahsımla görüşürken, işadamı olduğumu bilmiyor muydunuz, yoksa, sizler, şahsınızı, böyle bir sınırlamanın dışında mı tutuyorsunuz?"

Değerli arkadaşlarım, mutlaka açıklanması gereken bazı hususlar var; örneğin, Nesim Malki cinayetinin sanıklarından olan Erol Evcil'e, 1994'ten sonra, Türkiye İş Bankasınca açılan 175 milyon dolar kredinin altında, şimdi ya da geçmişte Cumhuriyet Halk Partisinde görev yapmış ve milletvekilliği yapmış arkadaşlarımızın imzaları var. (DSP sıralarından "Vay bee!" sesleri) Sayın Baykal ve Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri, bu olayı ne kadar saptırmak isterlerse istesinler, listeler burada...

METİN ARİFAĞAOĞLU (Artvin) – Gereğini yapın.

İSMET ATALAY (Ardahan) – Hazinenin temsilcisi yok mu orada?

METİN ŞAHİN (Devamla) – Burası da önemli -hani, zaman 1997, Anayasa Mahkemesi kararı falan diye bir şeyler söyleniyor- bir hususu daha ifade etmek istiyorum. İş Bankası yönetimi, bu gensoruya neden olan Korkmaz Yiğit'e de kredi açmış. Hem de ne zaman açmış biliyor musunuz; 1997 ve 1998 yıllarında; yani, bir yıllık süre içinde açmış. Şimdi, bu mafyayla ilişkili olduğu...

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Sayın Şahin, gereğini yapın o zaman.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Ve de yine bunların altında da dört Cumhuriyet Halk Partili Yönetim Kurulu üyesinin imzaları var. (DSP sıralarından "Vay bee!" sesleri)

Değerli arkadaşlar, bunları çoğaltmak mümkün.

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Başbakan Türk Ticaret Bankasını satıyor.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Bakın, bir hususu daha söylememiz lazım. Temiz toplum, temiz ve şeffaf siyaset, toplumumuzun önde gelen arzusudur. Bu anlamda, ekim ve kasım aylarında gazeteler ve televizyonlarda büyük bedellere mal olması gereken Cumhuriyet Halk Partisinin ilanları yayımlandı ve biz bu konuda Sayın Genel Başkanımız aracılığıyla bir soru sorduk "bu ilanların kaynağı nedir, açıklanmasını bekliyoruz" dedik. (CHP sıralarından gürültüler)

CELAL TOPKAN (Adıyaman) – Anayasa Mahkemesine başvurun.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Her neyse...

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Sayın Keskin, hakikaten, herkesi üzen, hoş olmayan çirkin bir üslupla cevap verdi. Pir Sultan Abdal, "sizi incitseler de, siz, inciteni incitmeyin" demiş; biz, bu konuda bu anlamda herhangi bir incitecek söz söylemeyeceğiz...

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – İncitmek sadece sizin görevinizdir.

METİN ŞAHİN (Devamla) – ...ancak, soru hakkımızı ve öğrenme hakkımızı sürdürüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu konuda, tatmin edici bir cevabı bekliyoruz.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Gereğini yapmak göreviniz sizin.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Sayın Baykal ve Sayın Çiller, daha bu kasetin yayınlanması sona ermeden, Başbakanın ve Hükümetin neler söyleyeceğini beklemeden, alelacele Hükümeti düşürme kararını açıkladılar. Bu olay, siyasal yaşamımızın en çirkin yargısız infazlarından biridir. Çetelere, mafyalara karşı kendi iktidar dönemlerinde tek bir önlem almamış olan partiler, şimdi, çetelere karşı en kararlı mücadeleyi veren Hükümeti, çetelerle işbirliği içindeymiş gibi göstererek düşürmeye kalkışıyorlar. Bu da siyasal yaşamımızın oldukça büyük bir çelişkisidir.

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – İnsaf!.. İnsaf!..

METİN ŞAHİN (Devamla) – Bakın, 1990'dan bu yana, Doğru Yol Partisi 6 yıl, Cumhuriyet Halk Partisi-SHP 4 yıl, Refah -Fazilet'i söylemesek de- 1 yıl hükümet olmuşlardır. Çetelere, mafyalara, meçhul cinayetlere karşı ne yapmışlar da şimdi 55 inci Hükümeti suçlayıp, düşürmek istemektedirler.

AHMET KABİL (Rize) – Korumuşlar...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Bildiğiniz gibi, son aylarda, hemen her gün Türkiye'de ve dünyanın her bucağında karanlık ilişkiler ağlarını kurmuş olanlar, çete başları, mafya başları, vurguncular ve soyguncular, birbiri ardına yakalanıyor. Devletin eli, artık, neredeyse, hangi ülkedeyse, dünyanın hangi bucağındaysa, onlara ulaşıyor. Bu gerçekler karşısında bazı muhalefet partileri sözcüleri "bunları Hükümet yakalamıyor, bunları polis yakalıyor" diyorlar. Elbette, polis yakalayacak, bundan doğal bir şey yok. Önemli olan şu: Neden şimdiye kadar polis bunları yakalamıyordu da şimdiki Hükümet döneminde yakalanıyorlar. Polis aynı polis, MİT aynı MİT, güvenlik güçleri aynı güvenlik güçleri; fakat, dört yıl iktidar ortaklığı yapanlar, Doğru Yol Partisi, eski Refah Partisi, SHP-CHP, kendi iktidar dönemlerinde, bu çete başlarından hiçbirinin üzerine yürümediler, hiçbir suçu ortaya çıkaramadılar. Şimdi, neden, polis, dünyanın neresinde olursa olsun bunların yakasına yapışabiliyor; çünkü, işbaşında, bunların üzerine yürünmesini engellemeyen, aksine teşvik eden ve bunları isteyen bir Hükümet var. Devleti saran karanlık ilişkiler ağını sonuna kadar çözmeye kararlı bir Hükümet var.

Düşünün, bu Hükümet kurulmadan önceki aylarda, yıllarda, devlet organları, birbirinden oldukça kopuk çalışıyordu. Birbirlerine güvenemez; hatta, birbirlerini engeller durumdaydılar; fakat, 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin kurulmasıyla birlikte durum değişti. Artık, dediğim gibi, Türkiye'de, devlet kuruluşları arasında tam bir uyum sağlandı.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Türkbank nerede, Türkbank?..

METİN ŞAHİN (Devamla) – Bu uyumun sağlanması ve siyasal iradenin ağırlığını koyması sayesinde, şimdi, güvenlik güçlerimiz, polisiyle, MİT'iyle, silahlı kuvvetleriyle tam bir uyum içerisinde ve etkinlik içerisinde çalışıyorlar.

Bugün görüştüğümüz gensorular sonunda, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti düşürülebilir.

BAŞKAN – Sayın Şahin, ilave süre veriyorum efendim; lütfen toparlayın.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – İşin esasına gel, Türkbanka gel.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Demokratik Sol Parti, Hükümetin düşürülmesinden dolayı, partisel bir kaygı içerisinde değildir; çünkü, Demokratik Sol Parti, 13 üncü kuruluş yaşıyla, Türk siyasî hayatında dürüstlüğün, erdemin ve güvenirliğin simgesi olmuştur. (DSP sıralarından alkışlar)

Öte yandan, birbuçuk yıldır Hükümet ortaklığında gösterdiği uzlaşmacı ve sorunlara çözüm üretmedeki çabanın, halkımızca takdirle karşılandığını görmenin kıvancı içerisindedir.

Hükümetin düşürülmesindeki kaygımız, halkımız ve ülkemiz adına duyulan kaygıdır; çünkü, bu gensoru sonucu, 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin düşürülmesi, terörle, karaparayla, çete ve mafyalarla yapılan başarılı mücadeleye zarar verebilir. Bu durum, vatandaşlarımız arasında haklı kaygılara neden olmaktadır.

Gensoruyla bu Hükümeti yıkmaya kararlı görünen Fazilet Partisi, Doğru Yol Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi, yeni hükümetin de nasıl oluşacağını bilemez durumdadırlar. "Hükümeti yıkalım da sonrası Allah kerim" anlayışı, doğru değildir. Bunalım teorisyenlerini, halkımız tanımaktadır. Gensoru, halkımıza da, onu verenlere de zarar verebilir ve bir yarar getirmez. Çakıcı ve Korkmaz Yiğit'in düzmece kasetine sarılanların sorumluluğunu halkımız görmüştür. (CHP sıralarından gürültüler)

55 inci Cumhuriyet Hükümetiyle başlayan huzurlu ortam, bugün, ülkenin en önemli özelliğidir. Ülkemizde huzurlu bir ortam vardır. Bunu bozmaya, hiç kimsenin hakkı yoktur. Ayrıca, 8 yıllık kesintisiz ilköğretim reformunun aksatılmadan sürdürülmesi, kayıtdışılığı ortadan kaldıracak vergi reformuyla ekonomik gelişmenin sağlanması, tüm çete, mafya, terör örgütü üyelerinin adalete teslim edilmesi mücadelesinde, Demokratik Sol Parti, halkımızla omuz omuzadır, gönül gönüledir.

Değerli arkadaşlarım, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti kurulurken, Sayın Baykal'ın lütfettiği bir depo benzin bitmek üzeredir; ama, şimdi, depolarımızda, halkımızın güveni ve sevgisi vardır. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Yüce Parlamentomuza ve bizi izleyen yurttaşlarımıza, Demokratik Sol Parti adına, saygılar ve sevgiler sunarım. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ediyorum efendim.

Diğer gruplardan söz talebi yok mu?

Anavatan Partisi Grubu ve Fazilet Partisi Grubu kaldı; galiba, birbirlerini ölçüyorlar.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – ANAP ne konuşacak, Sayın Başkan?

BAŞKAN – Efendim, aranızda anlaşın; ne var yani. Buyurun da bir an önce bitirelim bu işi.

Fazilet Partisinin grup görüşünü ifade etmek üzere, Sayın Abdüllatif Şener; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fazilet Partisi, Doğru Yol Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu gensoru önergelerinin öngörüşmelerini yapıyoruz; bu vesileyle, Fazilet Partisi adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gensoru önergelerinin muhatapları, Sayın Başbakan ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner'dir; gerekçeleri ise, Türkiye gündeminde uzun süredir yer alan çete, mafya, işadamı, bürokrasi ve siyaset ilişkilerinin, söz konusu Sayın Bakan ve Sayın Başbakana kadar uzanmış olmasıdır.

Gensoru önergelerinin -hemen, sözlerimin başında ifade etmek istiyorum- Abdullah Öcalan'ın İtalya'da yakalanmasıyla hiçbir bağlantısı ve ilişkisi yoktur. Nitekim, bu gensoru önergelerinin üçü de, olayın vukuundan önce verilmiştir.

Sayın Bakan ve Başbakan, çete-mafya-siyaset ilişkilerinin tarafıdırlar, zan altındadırlar. Bu ilişkiler içerisinde Sayın Bakanın ve Başbakanın o koltukta oturmaya devam etmesi, devlete olan güveni tahrip eder ve siyaseti yaralar; onun için bu gensoru önergeleri verilmiştir. (FP sıralarından alkışlar)

Abdullah Öcalan ile bağlantılı gelişmeler, Sayın Başbakanla ilgili çete-mafya-siyaset ilişkilerinin sorumluluğunu da asla ortadan kaldırmaz. İlk gün yapılan yanıltıcı açıklamalarla, kamuoyunda gerçekdışı beklentiler yaratılmış, Hükümet, gensoru baskısından kurtulma çabasına girmiştir. Bu tutum, İktidar ortaklarının çete-mafya-siyaset ilişkilerindeki sorumluluklarını azaltmaz, suçluluklarını azaltmaz, aksine, artırır. Onun için, gensoru önergeleri çerçevesinde, hiç kimsenin, Apo meselesini iç siyasî polemik konusu haline getirmeye hakkı yoktur. Şahsî ve siyasî çıkarlar uğruna millî menfaatlarımızı kullanmaya, devlet ciddiyetinden uzaklaşmaya hiç kimse yetkili değildir; Sayın Başbakan da yetkili değildir, Sayın Başbakan Yardımcısı da yetkili değildir; hiçbir siyasî partinin de böyle bir yetkisi yoktur.

Nitekim, dün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Hükümet ve siyasî partilerimiz, İtalya'daki gelişmeleri, millî menfaatlarımız çerçevesinde değerlendirmişlerdir ve görüşmelerin sonunda da, tüm siyasî partiler, ortak bir deklarasyonun altına imza atmışlardır; millî birlik ve beraberliğimizi pekiştirmişlerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıklamasıyla, terörle mücadele ve sorumlulardan hesap sorma kararlılığımız, başta İtalya olmak üzere, tüm dünyaya ve ilgili mercilere açıklanmıştır. Konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Hükümet ve millet olarak takipçisi olacağımızı da belirtiyoruz, belirttik.

Değerli milletvekilleri, bugün, Türkiye'de olup bitenlere millet olarak itirazımız vardır; Hükümetin çete-mafya ilişkilerine itirazımız vardır. Fazilet Partisi olarak, bu ilişkilere karşı da tavrımız vardır, reddimiz vardır, isyanımız vardır. Onun için, bu Hükümete karşı, bu gensoru önergesini vermiş bulunuyoruz. (FP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyetimizin 75 inci yılında çeteleri tartışıyoruz. Türkiye gündeminin bir numaralı maddesi, bu İktidara kadar uzanan çete hadiseleri olmuştur. Hiç durmadan çete-mafya-siyaset ilişkilerini tartışıyoruz; çünkü, günümüz Türkiyesinde, maalesef, çetelerin ekonomik ağırlıkları var, çetelerin siyasal ağırlıkları var, bu İktidar üzerinde etkileri ve nüfuzları var. Onların bürokratları, il başkanları, bakanları, daha neleri var. Bunlar, gazeteleri, televizyon kanallarını paylaşmaya kalkışıyorlar. Parti kongrelerini onlar tanzim etmeye çalışıyor. Bu İktidar döneminde, banka ve devlet ihalelerini, âdeta onlar taksim ediyor; özelleştirmeleri yine onlar yapıyor sanki.

Türkiye gündemini, her gün izlediğimiz kaset savaşları belirliyor. Birincisi yayınlanıyor, ikincisi yayınlanıyor, üçüncüsü yayınlanıyor. Peş peşe yayınlanan kasetler, Türkiye'de gündem belirliyor. Çakıcı-Aşık kaseti, Çakıcı-Evcil kaseti, arkasından Çakıcı-Yiğit kaseti, Çakıcı-Ataç kaseti; sonra, nihayet, hepinizin bildiği gibi, Korkmaz Yiğit kasetiyle Sayın Başbakanın 24 saat âdeta nefesi kesilmiştir, Konutuna kapanmıştır ve ancak açıklamalarını 24 saat sonra yapabilme gücünü, takatini kendisinde hissetmeye çalışmıştır. Başbakan Yardımcısı ise, kendisini, o günlerde yurtdışı programıyla rahatlatabilmiştir. Bu sıkıntılara değer mi diye soruyoruz, İktidar için, Sayın Başbakan için, ilgili bakanlar için; yoksa, sizi o koltuğa bağlayan şahsî gerekçeleriniz mi var sorusuna muhatap olmaktan da kendinizi kurtaramazsınız.

Sayın Başbakan muhalefetteyken "elimde bilgi var, belge var, kaset var" buyurmuşlardı. Elinde bilginin de, belgenin de, kasetin de olmadığı anlaşılmıştır. Yoksa, belgelerin, kasetlerin tehdidi altında olduğunu o zamandan beri biliyor, hissediyor muydu? Yoksa, tehdidi altında olduğu bu bilgi ve kasetler mi kendisinin telaffuz etmediği bu kavramları taa o günlerde literatürüne sokmuştu?

Değerli milletvekilleri, Türkiye, bir hukuk devletidir. Bir hukuk devletinde hiç kimse Anayasadan ve yasalardan almadığı bir yetkiyi kullanamaz; yetkisini kullanırken Anayasayı ve yasaları yok sayamaz, sınırlarını aşamaz ve bu sınırları aşındıramaz. Hele devlet organları, yasalarda belirlenmeyen yetkilerle kendini donanmış asla sayamaz; devlet-millet menfaatlarını, yasaları çiğnemeye bir gerekçe olarak da ortaya koyamaz. Ancak, çete-mafya ilişkileri, hukuk devletine bir başkaldırıdır, kimi zaman da, devlet adına yasaların vermediği yetkiyi kullanma hakkını kendinde görme cüretkârlığıdır. Bu çete-mafya olayları, toplumdaki devlete karşı güven duygusunu yok eden, devleti ve kurumlarını yıpratan büyük bir felakettir.

Hukuk devletinin gerekliliği, hepimiz için vardır. Birbirimiz için, geleceğimiz için, temiz siyaset özlemlerimiz için, hukuk devletinin ayakta dimdik durmasını hepimiz istemek zorundayız; çünkü, hukuk, hepimize lazımdır. Çete-mafya ilişkilerini siyasetten arındırmak, temiz siyaset için gereklidir ve biz, hep birlikte, buna muhtacız. Siyasî çıkar hesaplarının üstünde bir taleptir bu talep. Üzerine kararlılıkla gitmek hepimizin yükümlülüğüdür. Bunu, elbirliğiyle sağlayacağız. Çete-mafya-siyaset ilişkilerinin içerisinde Başbakan varsa üzerine gideceğiz. Çete-mafya-siyaset ilişkilerinin içerisinde bakanlar varsa üzerine gideceğiz, milletvekilleri varsa üzerine gideceğiz; bu, hepimizin görevidir. (FP ve DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çünkü, bu tavır onları da kurtaracaktır, bütün siyaseti de kurtaracaktır, toplumu da kurtaracaktır. Bu görev, sadece gensoru önergesini veren muhalefetin görevi değildir; sağduyuyla düşünen iktidar partisine mensup milletvekillerinin de görevidir bu.

Türkiye'yi çetelerden arındırmak, hukuk devletini kaim kılmak için, önce, zihniyetleri düzeltmek gerekmektedir. Bir iktidar anlayışının temelinde çete-mafya ilişkilerini doğuran bir zihniyet yatıyorsa, o iktidarın çetelerle mücadele etmesi mümkün değildir. (FP ve DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çetelerle mücadele etme niyetinde, kararlılığında ve gücünde olan bir iktidarın, zihnî altyapısında çete-mafya ilişkilerini doğuran fikirler, düşünceler, eylemler ve davranışlar olmaz.(FP ve DYP sıralarından alkışlar) Ancak, bu iktidarın zihnî altyapısı, çetelere zemin sağlayan altyapıdır.

Bakın, olaylar ortada; Korkmaz Yiğit kasetinde, Sayın Başbakanın Türkbankın ihale bedeli hakkında taraflara açıkça bilgi verdiği görülüyor.

Sayın DSP Sözcüsünün belirttiği gibi, bu ilişkiler, sadece Korkmaz Yiğit'in itiraflarıyla ortaya çıkmış ilişkiler değildir. Bu ilişkilere, bu itiraflara cevap verme kastıyla bir televizyon kanalında beşbuçuk saat görüşen, konuşan Sayın Başbakan da, bu ilişkilerin pek çoğunu onaylamıştır, itiraf etmiştir. Nitekim, Türkbank ihalesi hakkında taraflara açıkça bilgiler verildiği, bu televizyon programında, Sayın Başbakan tarafından da doğrulanmıştır. Zorlu'nun 505 milyon dolar verdiğini, Yiğit'in ihaleyi alması için bunu geçmesi gerektiğini kendisine ilettiğini, iletildiğini itiraf ediyor; ama, Sayın Başbakan, çok önemli bir başka şey daha söylüyor o programda; diyor ki: "Bu ihaleye müdahaleyi, devletin bir kurumunu daha yüksek bedelle satabilme gerekçesiyle yaptım." Yani, hukuku çiğniyor, ihale mevzuatındaki bütün maddeleri çiğniyor, hukuku rafa kaldırıyor, hukuk devletini bir tarafa terk ediyor; bunları, ben, devletin âli menfaatları için yaptım diyor. İşte, işin hassas noktası burasıdır. Sayın Başbakan, devletin âli menfaatları için hukuku ve kanunları bir tarafa bırakma hakkını, size, Anayasa vermemiştir, yasalar vermemiştir ve siz, Anayasadan ve yasalardan almadığınız bir yetkiyi kullanma hakkına sahip değilsiniz. Yasalardan ve Anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanma hakkına sahip görenler kendilerini, işte, çetelerdir, mafyalardır; onların iddiası da budur. (FP sıralarından alkışlar)

Bu zihnî altyapı, son derecede önemlidir. İşte, bu ülkede çeteyi, mafyayı doğuran zihniyet bu zihniyettir değerli arkadaşlarım. Siz, Başbakan olarak, devletin âli menfaatları için yasalara aykırı olarak ihaleyi yönlendirirseniz, bazıları da çıkar, devletin âli menfaatları için yargısız infazlar yapar; devletin âli menfaatları için -kanun tanımaz- çek-senet tahsilatları yapar, tehditler ve şantajlar yapar. Onun için, kanunlara uymak, hukuka uymak, hukuka saygılı olmak, kanunlara saygılı olmak, almadığı yetkileri kullanmamak, her şeyden önce, bakanların ve başbakanın görevidir.

Sayın Başbakan, bu televizyon programında söylediği gibi, bir işadamı vasıtasıyla, ilgili firmaya, yani Korkmaz Yiğit'e haber göndermiş "505'ten aşağı olmaz" diye. Şimdi, değerli arkadaşlarım, Alaattin Çakıcı bir çete reisidir. Peki, bu Alaattin Çakıcı ne yapmış; o da haber göndermiş. O da, Sayın Başbakan gibi, ihaleye girenlere haber göndermiş; ama, ne demiş "sen ihaleye gir, sen de ihaleye girme" demiş. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Alaattin Çakıcı'nın yaptığı da budur; ama, bu televizyon programında itiraflardan anlaşılan odur ki Sayın Başbakanın gönderdiği haberlerin de bundan başka bir anlamı, manası ve yorumlanacak tarafı yoktur.

Değerli milletvekilleri, Korkmaz Yiğit'in kaseti üzerine, Sayın Başbakanın bu programdaki açıklamalarını hayretler içerisinde izlemeyen bir tek arkadaşımın olduğunu zannetmiyorum; bir tek milletvekili arkadaşımızın, o programı dikkatli bir şekilde izlediyse, hayretler içerisinde kalmadığını zannetmiyorum, kendi partisine mensup milletvekilleri de dahil olmak üzere.

Başından beri Çakıcı bağlantısını bildiği halde, Korkmaz Yiğit'e aşırı ilgi içerisinde olduğunu, vereceği teklif konusunda yönlendirdiğini, ihaleyi ona verdiğini Sayın Başbakan itiraf ediyor; bunun, yorumlarla, kaçılacak hiçbir yanı yoktur. Kendi itirafıdır Sayın Başbakanın, Korkmaz Yiğit'e karşı çok yakın ilgisi; ihalenin ona verilmesi için yaptığı yönlendirmeleri kendisi söylüyor. Onun için, burada, bunu tevil etmeye hele hele "milletin, memleketin âli menfaatları için bunu yapmıştık, ihale bedelini yükseltmek için bunu yapmıştık" demeye hiçbir zaman hakkı yoktur; ama, işin bir başka garip veçhesi de var ki, Sayın Güneş Taner de, aynı şahsa, aynı aşırı ilgi içerisindedir. Söz konusu televizyon programına, Sayın Taner telefonla katılıyor "pazar günü sabah Amerika Birleşik Devletlerinden geldim, sabah sabah telefon çaldı, Korkmaz Yiğit 'evine geleceğim' dedi, ben de gel dedim" diyor ve ilave ediyor "gelme mi diyecektim" diyor; bir başka şey de ilave ediyor "bu adamı, zaten başından beri hiç sevmemiştim" diyor. Şimdi, Sayın Bakan, burada sormak lazım; sevmediğiniz bir adamla, sabahın köründe bu samimiyet nereden geliyor acaba?!. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Sevmediklerinize karşı bu kadar büyük samimiyet gösterdiğinize göre, sevdiğiniz bazı zevata hangi samimiyetleri gösteriyorsunuz acaba?!. (FP sıralarından alkışlar) Sayın üyeler, sizde başka çağrışımlar meydana getirmiyor mu acaba bu hadiseler, bu sıcak ilişkiler, bu samimiyetler, bu olağanüstü diyaloglar?

Sadece Korkmaz Yiğit'le ilgili değil, Malki cinayetinin azmettiricisi Erol Evcil'le de aynı sıcak ilişkiler içerisinde Sayın Başbakan, bakanlar, partilileri; il teşkilatının yakıt parası oradan ödeniyor, il başkanı cep telefonunu kullanıyor, uçağına, bakanlar, milletvekilleri bedava biniyor ve Sayın Başbakan da, çok hayatî konularda Meclise gelip 10 dakika bilgi vermek için zaman bulamazken, bu azmettiriciyle saatlerce görüşüyor; bir konuşma için beş saat deniliyor, bir başka konuşması için de iki buçuk saat deniliyor.

HACİ FİLİZ (Kırıkkale) – Cep telefonunu kaç milletvekili biliyor?

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Böylesine olağanüstü sıcak ilişkileri sorgulamak, sormak bütün milletvekillerinin görevidir.

Bir başka işadamı, o akşamki televizyon programında açıkça önplana çıkmıştır. Kamuran Çörtük ile Sayın Başbakanın kendi ifadeleriyle ortaya koyduğu ilişkiler, hiç de normal kabul edilebilecek ilişkiler değildir. Korkmaz Yiğit "o gece Kamuran Çörtük ile beraberdik, Türkbank ihalesi konusunu görüştük. Sonra, o, Başbakan ile görüşmeye gitti, saat 00.02 sularında tekrar geldi. Başbakan, Zorlu 505 milyon dolar veriyor, Yiğit'in bunu geçmesi gerekiyor dedi" diye naklediyor. Başbakan ise, Zorlu ile konuştuğunu, 505 milyon dolar verdiğini doğruluyor. Ama, bu ilişkiyi, Başbakan ile ihaleye giren Korkmaz Yiğit arasındaki bu trafiği sürdüren Sayın Çörtük, bu aracılığı sebebiyle aynı gün, aynı gece Genç-TV'yi, âdeta Korkmaz Yiğit'ten bedava devralıyor. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Komisyon... Komisyon...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Bu ilişkinin normal kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur ve bu ilişki, bizim iddia ettiğimiz bir ilişki değil, bu ilişki, sadece Korkmaz Yiğit'in itiraflarında yer alan bir ilişki de değil; bu ilişki, Sayın Başbakanın, sanki ortada hiçbir şey yokmuş gibi, her şey kanuna uygun gidiyormuşcasına rahat rahat anlattığı, kendi ifadelerinde tespit edilmiş bir ilişki.

Başbakan ile Sayın Çörtük arasındaki ilginç başka ilişkiler de, elbette Sayın Başbakanın ifadelerinde dikkatleri çekmiştir. Anlaşılan o ki, Korkmaz Yiğit'in Çakıcı ile ilişkisi Sayın Başbakana defalarca ulaşmış "Çakıcı-Yiğit ilişkisi var" denilmiş, "ihaleyi bunun almasının sakıncaları var" denilmiş, "ihalenin üzerinde çete baskısı var" denilmiş ve bu bilgi değişik yollarla, fısıltılarla ihaleden önce defalarca Sayın Başbakana ulaştırılmış. Yine de bu konu Sayın Başbakanın kafasına takılmış olacak ki, gece saat 1'de Sayın Çörtük'ü arıyor, çağırıyor, Çakıcı ile Yiğit'in ilişkisi olup olmadığını ona soruyor; o da temiz raporu veriyor... Bu konudaki temiz raporunu tescil etmek için konuyu Sayın Erkaya'ya söylüyor -Başbakanın ifadesine göre- ondan da müsbet cevap alıyor; ama, ne hikmetse, Emniyet ve Millî İstihbarat Teşkilatından istediği bilgiler de bir türlü Sayın Başbakana ulaşmıyor; kendisi söylüyor bunu. Sonra, Emniyetten gelen uyarı yazısı ise, nasıl oluyorsa Başbakanlıkta kayboluyor ve Türkbank ihalesinin Korkmaz Yiğit'e verilmesi onaylanıyor; ama, kaset ortaya çıkıp da yapacak başka bir şey kalmayınca bu ihale durduruluyor.

Sayın milletvekilleri, sadece şu sıraladığım ilişkilerin bile normal olduğunu söyleyebilir misiniz? (FP ve DYP sıralarından "hayır" sesleri) "Bu ilişkiler olmamıştır" diyebilecek bir tek bakan, kabine üyesi ve iktidar partisine mensup milletvekili var mı? (FP ve DYP sıralarından "hayır, yok" sesleri) Hayır, yok. Sadece bu ilişkiler bir Hükümetin görevi terk etmesi için yeterli ve gerekli değil midir? (FP ve DYP sıralarından "gerekli ve yeterli" sesleri) O halde bunca ısrar neden?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – İhaleler bitmedi ondan.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Bunca ısrar neden; bunu hep birlikte sormamız lazımdır.

Sayın Başbakan, 21 Ekim 1998'de bazı gazetecilerle yaptığı toplantıda konuyla ilgili olarak "kastım yok, ihmalim var" demiş. Biliyorsunuz, sadece bazı gazetecileri çağırmıştı; konutunda uzun uzun geç saatlere kadar çete-mafya-siyaset ilişkilerini tartıştılar. Bu toplantıdan çıkan gazetecilerin söylediklerine göre, Sayın Başbakan, bu Emniyet Genel Müdürlüğü yazısının, özellikle, kaybolmasıyla ilgili olarak "kastım yok, ihmalim var" demiş. Kastının olmadığına ben de inanmak istiyorum. Bunları artniyet aramak için de vermiyorum, üzerinde durmuyorum. Şahsen, insan olarak, bu gelişmelerle Sayın Yılmaz'ın kötü bir profil çizmesini de arzu etmiyorum, istemiyorum; ama, Sayın Başbakan, insan olarak ben sizi suçlamasam dahi, ihmaliniz sebebiyle, sizi kanunlar suçluyor, sizi yasalar suçluyor. İşte, Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesi; görevi ihmalle ilgili. Eğer, işin içinde kasıt olsa 240'a girer. Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesi görevi ihmalle ilgili "3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası, para cezası" diyor; eğer, bu ihmalden dolayı devlet zarara uğramışsa "6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası, sürekli veya temelli memuriyetten men cezası" diyor. Siz itiraf etmişsiniz, bunu ben söylememişim; siz demişsiniz ki "kastım yok; ihmalim var." "İhmalim var" diyorsanız, bu itirafın karşılığı 230'dur; kendi itirafınızın müeyyidesi budur...

Değerli milletvekilleri, evet, Sayın Başbakan ve Sayın Güneş Taner'in, Arena'da beşbuçuk saati bulan konuşmaları, ister istemez herkesin yadırgadığı bir durumdur, herkes yadırgamıştır. Sayın Bakan ve Başbakan, Korkmaz Yiğit'in konuşmalarını, âdeta, ana noktalar itibariyle, doğrularcasına, saatlerce yorumlar yapmışlardır; öyle girift ve yadırganacak, zaman zaman, yasalara aykırı ilişkileri, doğal bir üslupla, kimi zaman doğrulayıp kimi zaman farklı açıklamalar getirmişlerdir ki, herkesin hayret etmesi gerekmektedir. Bu ilişkileri normal algılama ve anlamanın arkasındaki zihnî yapı var ya, işte asıl onun üzerinde durmak istiyorum.

Sayın Başbakanın, beşbuçuk saat boyunca televizyonda, bütün bu ilişkileri normal ilişkiler gibi algılayıp anlatmaya kalkması, işte bu zihnî yapı, işte bu zihniyet, Türkiye'de, çete-mafya-siyaset ilişkilerini ortaya çıkaran zihniyettir; çete-mafyayla mücadele içinde bu zihniyetin iktidarda bir tek gün kalmaması lazımdır. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Bu garip zihniyet, bu Hükümetin iktidar etme anlayışına tamamıyla sinmiştir. Sayın Başbakan, yasalara uymayan ilişkilerle, devletin alî menfaatları için ihaleye girecek şahıslarla bağlantılar kuruyor, görüşmeler yapıyor. Eski Devlet Bakanı Sayın Aşık, Çakıcı'yla aynı zihniyet içerisinde defalarca görüşme yapıyor ve bu görüşmelerini gayet doğal olarak algılıyor; üstelik, Başbakan'ın bilgisi dahilinde yapıyor bu görüşmeleri ve Başbakan da diyor ki "benim bilgim dahilinde görüşmüştür"; o da normal karşılıyor. Emniyet teşkilatının ve Millî ve İstihbarat Teşkilatının görevlerini üstlenmek hiçbir bakanın ve milletvekilinin görevi de değildir, yetkisi de değildir. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) İşte çeteleri doğuran zihniyet bu; Anayasadan ve yasalardan alınmayan yetkileri kullanma itiyadı, alışkanlığı, temayülü ve bütün bunları normal ve doğal sayma alışkanlığı.

Sayın Yılmaz'ı Budapeşte'de yumruklayanlarla Anavatan Partili üç milletvekili Macaristan'a gidiyor, görüşüyor, ikna ediyor ve gelmesini sağlıyor. Bu işin hangi garantiler ve hangi pazarlıklar sonucu olabileceğini sorgulamıyorum burada; ama, sorguladığım başka bir nokta var: Bu ilişkiler normal mi? Bir kanun kaçağının, bir suçlunun peşine üç milletvekilinin gidip onu ikna etmeye çalışması, bu ikna sonucunda Türkiye'ye getirmesi normal değil arkadaşlar.

Bir başka Anavatan Partili milletvekili, bir çete reisiyle, Sedat Peker'le ilişki kuruyor... İyiniyetle ilişki kuruluyor, iyiniyetle Macaristan'a gidiliyor, iyiniyetle ihaleye giren firmalara yönlendirme yapılıyor; hepsi iyiniyetli, hepsi de devletin âli menfaatları için; ama, kanuna aykırı, hukuka aykırıdır.

Bir il başkanı, Malki cinayetinin azmettiricisinin telefonunu kullanıyor. Aynı azmettiricinin uçağını, bedava, milletvekilleri, bakanlar kullanıyor. Belki bütün bunların ne ulvî gayeler için yapıldığını ve nasıl normal karşılanması gerektiğini, gelip, bu kürsüden değerli İktidar partisine mensup milletvekilleri anlatacaklardır. Eğer bu üslubu benimserlerse, Sayın Başbakan da bu üslubu benimserse, ilgili İktidar partisinin sözcüsü de bu üslubu benimserse, işte değerli arkadaşlarım, bütün Meclis olarak mücadele etmemiz gereken şey, bu zihniyettir ve bu İktidardır. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şener, 2 dakika ilave süre veriyorum efendim; toparlar mısınız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Asıl tehlike olan, işte bu zihniyetin normal olarak algılanmasıdır. Çete yöntemleriyle çetelerle mücadele edilemez; bir çeteyi yok ederken, bu zihniyette, bir başka çetenin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış olursunuz.

Değerli arkadaşlarım, keşke bu konuşmaları hiç yapmasaydık, bu gensoru önergeleri üzerinde konuşmalarımız olmasaydı, Sayın Başbakan görevi bıraksaydı, istifa etseydi ve çetelerle mücadelenin önünü açsaydı; ancak, biraz sonra bu kürsüye gelip, zorlayarak, bazı polemikler yaparak, olayları geçiştirme zorluğuna düşecektir sanıyorum, düşmesini temenni etmezdik; ama, Sayın Başbakanın yapacağı hiçbir polemik, bilmeli ki, başkaları üzerinde düşünceler oluştursa da, kendisini ve kendi ilişkilerini asla aklayamaz. Birtakım polemikler, ipin ucunu, benzer ilişkileri başka yerlerde de gösterme çabaları, kendisinin içerisine düştüğü ilişkilerin temizlenmesini sağlayamaz. Böyle bir durumda Sayın Başbakana istifa etmek düşerdi. Bakınız, vaktiyle, Willy Brand, yanında çalışan bir sekreterinin Doğu Almanya'yla irtibatı ortaya çıkınca, başbabakanlıktan istifa etmişti, yerine, aynı partiden Helmut Schmidt başbakan olmuştu. Bizde benzer tavırların görülmeyişi, cidden, herkesi üzmektedir. Biz, demokrasimiz adına güzel bir örnek oluşsun istiyoruz.

Susurluk olayı ortaya çıkınca, o dönemdeki başbakanın da, partisinin de olayla hiçbir bağlantısı bulunmadığı halde "güven duymadığımız için çekilmesini istiyoruz" demişlerdi ve Başbakan "ben çamurun üzerinde oturmam" demişti; ama, maalesef, biz, bugün, sizden, sadece, söylediklerinize sahip çıkmanızı bekliyoruz. Biz, yeni bir şey istemiyoruz, daha önce telaffuz ettiğiniz davranışları göstermenizi bekliyoruz; sadece, söylediklerinizi yapın diyoruz.

Çete-mafya-siyaset ilişkileri sizin Başbakanlığınızda çözülmez; sizin bu Kabineniz içerisinde ortaya çıkan ilişkilerden sonra, bu Hükümetle çözülemez, çözülmesi de mümkün değildir. Onun için, Hükümetin görevi terk etmesi lazımdır, bırakması lazımdır. Çete-mafya-siyaset ilişkilerinin çözümlenebilmesi için, gerçek boyutlarının ortaya çıkabilmesi için, uzantılarının tamamıyla görünebilmesi için, İktidarın da, Sayın Başbakanın da görevi bırakması lazımdır diyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (FP, DYP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şener, teşekkür ediyorum.

Buyurun efendim.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Sayın Başkan... (DYP sıralarından "Sayın Başkan, duyulmuyor" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, bir dakika müsaade buyurun, Sayın Taner ne diyor, bir dinleyeyim.

Buyurun.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı, beyanında, benim, Korkmaz Yiğit'in kasetteki ifadelerini doğruladığımı söylemiştir. Oysa, o kasetle ilgili olarak, herkesin izlediği gibi, ben, külliyen yalan demişimdir efendim.

BAŞKAN – Tamam efendim, zabıtlara geçti.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Lütfen, zabıtlara...

BAŞKAN – Hayır, öyle bir usulümüz yok efendim.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Efendim, izin verir misiniz...

BAŞKAN – Beyanınızı aldım efendim. Böyle bir usulümüz yok. Zabıtlara geçti zaten.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Sayın Mehmet Keçeciler; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar, DYP sıralarından "Ooo" sesleri)

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bu iş size mi düştü Sayın Keçeciler?!

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – Vah vah, ne hallere kaldık!..

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Hele bir dinleyin bakalım ne olduğunu... Ders alın biraz... Dinleyin...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri... Efendim, rica ediyorum...

ANAP GRUBU ADINA MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Mesut Yılmaz ile Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner hakkında verilen gensoru önergeleriyle ilgili olarak, Anavatan Partisinin görüşlerini arz ve ifade etmek üzere söz aldım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Doğru Yol Partisi, Fazilet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi, görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla, Başbakan Sayın Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner hakkında ayrı ayrı gensoru önergeleri vermişlerdir.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sağlam yerdesin...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Mensubu bulunmaktan şeref duyduğumuz Yüce Meclis, bu gensoru önergelerinin görüşülüp görüşülmeyeceğine bugün karar verecektir. Önergelerin görüşülme kararı alınması halinde, önümüzdeki günlerde, gensoruya ve oylamasına geçilecektir.

Bu prosedürü açıklamaktan maksadım, bu işlemler sonrasında oluşacak tabloya dikkatinizi çekmek içindir; bugün, burada, gensorunun görüşülmesi kararı alınır da, Anayasamıza göre iki ilâ yedi gün arasında bu gensoru görüşülür ve bir tam gün geçtikten sonra da oylaması yapılırsa, ortaya ne gibi bir sonucun çıkacağına dikkatlerinizi çekmek içindir.

SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Zelzele olacak, zelzele...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Çünkü, ülkemiz açısından belirleyici olan, gensoru önergelerinde, Sayın Başbakan ve Sayın Bakan hakkında ileri sürülen mesnetsiz iddia ve ithamlardan ziyade, bu teşebbüsün ortaya çıkaracağı manzaradır. Türkiye'nin önümüzdeki günlerde yaşayacağı hadiselere, ortaya çıkacak siyasî görünüme, sonuçta, bu iddia ve ithamlar vesile olacaktır.

Değerli milletvekilleri, verilen gensoru önergeleri, zamansızdır, zamanlaması yanlıştır, dayandığı temeller zayıftır, gerekçeleri inandırıcı olmaktan uzaktır ve icapsız önergelerdir.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Doğru; ama, zamansız oldu...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bir kere, şu gensoruyu görüştüğümüz zamana bir bakın; Türkiye'nin en çok birlik ve bütünlüğe ihtiyacı olduğu, siyasî istikrarını en fazla koruması gerektiği bir dönemde, biz, Türkiye'de, gensoru önergeleriyle, ülkemizi, içpolitika çalkantılarına doğru götürüyoruz. Türkiye, devletiyle ve milletiyle, eli kanlı terör örgütünün elebaşısını ciddî bir ölçüde sıkıştırmış; Suriye'den çıkarmış, Rusya'da barındırmamış, ininden uzaklaştırmış ve İtalya'da onunla dişe diş bir hukukî mücadelenin içerisine girdiği bir safhada, biz, Türkiye'yi, içpolitika çalkantılarının içerisine girecek gensoru önergeleriyle meşgul ediyoruz. (ANAP sıralarından alkışlar)

"Efendim, hükümetler devamlıdır; gensoruyla düşürülen hükümet de, Kardak olayında olduğu gibi, aynen devam eder, takip eder; dolayısıyla, bu Meclisin içerisinden nasıl olsa bir hükümet çıkar, memleket hükümetsiz kalmaz" gibi, kolaycı beyanlarla bu işin içinden sıyrılamazsınız. Bu gensoruyu verenler, ya topluma açıklayamayacakları bir anlaşmanın, zımni anlaşmanın içerisindedirler, şimdiden haber vermiyorlar veyahut da hiç hazırlıkları yok...

METİN PERLİ (Kütahya) – Çok mu merak ediyorsun...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – ...Hükümeti düşürelim de, ne olursa olsun kolaycılığı içerisindedirler; bu da, topluma karşı bir sorumsuzluk örneğidir.

Değerli arkadaşlarım, anlık takiplerin yapıldığı, en ufak bir gafletin, Türkiye'ye ileride çok pahalıya mal olabileceği bir dönemden geçiyoruz. O itibarla, böyle bir dönemde, içpolitika endişeleriyle Hükümeti düşürmenin ve Türkiye'yi, nasıl bir hükümete doğru getireceğinizi, nasıl bir hükümet kuracağınızı söylemeden hükümetsiz bırakmanızın, elbette ki, bir sorumluluğu olacaktır; bu sorumluluğun altını burada çiziyorum ve zabıtlara geçiriyorum.

Bu önerge zamansız bir önergedir. Niçin; çünkü, dünyada ekonomik kriz olduğunu Mısır'daki sağır sultan bile duydu. Çok ciddî bir ekonomik kriz var. Bu Hükümetin, bu ekonomik krizi önceden fark edip aldığı birtakım ekonomik istikrar programları var. Bir yıl evvel demiş ki, ben enflasyonu yüzde 50'lere indireceğim.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Vay vay vay; ne istikrar! Vatandaşın kemerinde delik bırakmadınız.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu hedefi açıkladığı zaman sizler inanmamışsınız; ama, bugün bu hedef tutturulmak üzere.

Daha 15 gün evvel, bu Hükümet, gidip yurtdışında 600 milyon marklık gerekli kâğıtları satmakta, dünya krizine rağmen, kredi borçlanması yapabilecek durumda. Böylesine önemli ekonomik periyoddan geçerken, tutuyorsunuz, gensoru veriyorsunuz. Gensoru verdiğiniz gün, İstanbul Borsası tarihî düşüşlerinden birisini yaşıyor; 400 puan birden düşüyor, faizler 20 puan birden yukarı çıkıyor... Kim ödeyecek bunun bedelini?.. Siyasîler olarak, siyasî partiler olarak, memleketin ekonomisini bu kadar tahrip etmeye, böyle eften püften sebeplerle ikide bir Türkiye'yi sıkıntıların içerisine sokmaya hakkınız var mı; yok, hiç kimsenin hakkı yok. Siyasîler olarak, ekonomiye daha dikkatli yaklaşmak ve ekonomik olayların getireceği kayıpları da dikkatli bir şekilde incelemek, araştırmak durumundayız.

SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Bir ay sonra gidiyordunuz; ne fark eder.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu önergenin zamansızlığı, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi açısından şuradadır: Bir protokol imzalanmıştır Anavatan Partisiyle Cumhuriyet Halk Partisi arasında.

SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Bir ay sonra gidiyordun.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu protokol, Hükümetin, eğer kanunlar çıkarsa, yılbaşından itibaren ayrılmasını, daha doğrusu Başbakanın istifa etmesini öngörmektedir. Bu, aslında medenî bir yaklaşımdı. Türkiye'de böyle ekonomik kayıplar olmadan, önceden topluma haber vererek ve netice itibariyle, geleceği planlayarak gidilen bir hedefti; ama, onu bile beklemeden imzanıza sadakat göstereceğinizi çeşitli vesilelerle ifade etmiş olmanıza rağmen, imzanızı, âdeta yalayarak bu önergeyi vermiş oldunuz. Bu gensoru önergesi, Anavatan Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında imzalanmış olan protokolün, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından ihlalinden başka bir şey değildir. Bunun da altını çiziyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

OYA ARASLI (İçel) – Olur mu?!.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Zamansızdır; bekleseydiniz bir ay daha, önergeyi bir ay sonra verseydiniz, bekleseydiniz; protokolle ilgili neler yapılacağını hep beraber görecektik.

CELAL TOPKAN (Adıyaman) – Protokolde Türkbank ihalesi yoktu.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Efendim, aslında, 55 inci Hükümetin kuruluşundan bu yana, 16 ay geçti. Bu 16 ay boyunca, Türkiye, değişik bir şey öğrendi. Koalisyon partileri birbirleriyle kavga etmiyordu; hakikaten, uyum içerisinde çalıştılar...

OYA ARASLI (İçel) – İhaleleri yaptılar...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – ...devlet işlerini, siyasî işlere bulaştırmadılar. Aralarında ihtilaf çıktıysa, bir araya geldiler, görüştüler; ama, bu millet açıkça bilmektedir ki, bu 16 ay boyunca bir tek sorun olmuştur, o da, Sayın Baykal sorunudur. Sayın Baykal bu Hükümete hiç rahat verdirmemiştir. (ANAP ve DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler) Hiçbir zaman, bu Hükümetin başarılı olmasını istememiştir. Dışarıdan desteklemiş olsa bile, destekler gibi görünse bile, bu Hükümetin başarısından daima kaçınmıştır, başarılı olmaması için elinden gelen her türlü engeli çıkarmıştır. Bunu, aziz milletimiz bilmektedir. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Konya) – Size borcu mu vardı Baykal'ın?!.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Anavatan Partililer olarak, bir de sitemimiz var bu zamanlama konusunda.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bizim, bu cumartesi ve pazar günleri büyük kongremiz var. Bizim Grup Başkanvekillerimiz, Danışma Kurulunda, muhalefet partilerine, önerge sahibi partilere ricada bulundular "şu Anayasanın içinde, Meclis İçtüzüğünün içinde kalmak şartıyla -çünkü, Anayasada "bastırılıp dağıtılır üç gün içerisinde, ondan sonra da, on gün içerisinde görüşülür" deniliyor- on gün içerisinde olmak şartıyla, Anayasayı ihlal etmeden, İçtüzüğü ihlal etmeden, bizim, önceden belirlediğimiz, geriye almamız mümkün olmayan ve mutlaka yapmamız gereken büyük kongremizi dikkate alarak, bunu, bu perşembe günü değil de pazartesi günü görüşelim" dediler. "Olmaz efendim... Görüşemeyiz efendim... Pazartesi gününe kalmaz efendim, perşembe görüşüz..." Niçin; bakın, ben, size söyleyeyim: Bunun altında, sinsi bir ümit yatmaktadır. Anavatan Partisi, büyük kongresine, acaba, Başbakan hakkında gensoru önergesi açılmış olarak girer de kendi içerisinde karışır mı diye bekliyorsanız, ümit ediyorsanız, cevabımız, cumartesi, pazar günü, büyük kongrede size verilecektir. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Ben, bütün teşkilatlarımızın görüşlerini, milletvekillerimizin görüşlerini, burada, Anavatan Partisi Grubu Sözcüsü olarak ifade ediyorum. Biz, Altıncı Olağan Kongremizi, bu şartlarda, çok daha sağlam bir şekilde, çok daha sağlıklı bir şekilde yapacağız. Bizim il ve ilçe kongrelerimizde, sandalyeler uçuşmadı, yumruklar konuşmadı, milletvekilleri dövülmedi... (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Biz, huzur içerisinde kongreler bitirdik; Altıncı Olağan Büyük Kongremizi de, aynı şekilde tamamlayacağız ve sizin vermediğinizi, Anavatan Partili delegeler bir araya gelerek, çelik gibi iradelerini ortaya koyarak, size, cumartesi, pazar günü büyük kongreden cevap göndereceğiz, çiçek göndereceğiz. Vermezseniz vermeyin; yani, siyasî partiler arasındaki diyalog, üç günlük bir meseleyi bile çözemiyor mu?! Ne kadar ayıptır; ne kadar ayıptır, ne kadar Anavatan Partililere karşı haksızlık yapılmıştır... Üç gün rica ettik; önümüzdeki pazartesi görüşülsün... Hayır olmaz efendim görüşmeyiz... Peki, bugün görüşüyoruz efendim. Varsayalım kongremizi erteledik, bugün görüşüyoruz. Basit bir siyasî nezaket kuralına uymamış olsanız bile, biz, yine de, bu önergenin, zamanında, sizin istediğiniz zamanda görüşülmesine hazırız.

Bu gensoru önergeleri, sağlam ve inandırıcı delillere dayanmamaktadır. Bir kere, her 3 gensoru önergesinde de dayanılan tek şey, kendi ifadesiyle, psikolojik durumu bozulmuş bir işadamının "iflas ettim, şerefimi, onurumu kaybettim; artık, kaybedecek bir şeyim yok" diye söze başlayan, psikolojik durumu normal olmayan bir işadamının ifadesi, tek taraflı bir ifadesi; kendi televizyon kanalında yayınlatmak üzere, kimin klip rejisörlüğünde doldurduğu belli olmayan bir kaseti, bu 3 önergede de mesnet olarak alınmış.

Bu önergelerde deniliyor ki, işte, Korkmaz Yiğit şöyle dedi, Korkmaz Yiğit böyle dedi... Bir kere, şöyle noktalayalım işi: Değerli arkadaşlarım, bir kaşık suda fırtına koparmaya gerek yok. Türkbankın özelleştirilmesi işi, oradaki kamu hisselerinin satışı işi yapılmış mı, tamamlanmış bir iş mi; hayır. O halde, tamamlanmamış bir işlemden dolayı, vazifeyi ihmal veya vazifeyi suiistimal suçu teşekkül eder mi; hayır, etmez efendim, hiçbir şekilde etmez; mümkün değil; yani, bu işlem bitirilmemiş, bu işlem tamamlanmamış, bu işlemle ilgili herhangi bir netice alınmamış. Ha, diyorsunuz ki, eğer bu bant meydana çıkmasaydı, bu işlem yapılacaktı... Yapılacaktıyla vesaireyle bir neticeye gidilmez hukukta. Hukukta, sağlam, somut delillere dayanmanız gerekir. Ortalık yerde olay yok, iddia ettiğiniz olay yok; Türkbankın hisseleri devredilmemiş, satılmamış; ihale açılmış, sadece ihalede birinci gelen bir firma var ve onun hakkında da iddialar var. Onun üzerine, bu iddialar somutlaşınca, Sayın Başbakanın verdiği, Sayın Bakanın verdiği direktiflerle bu ihale dondurulmuş, durdurulmuş; bitti... Bu emri veren kim; Sayın Başbakan.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Bayındır Holding!..

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Hakkında önerge verdiğiniz, suçladığınız Sayın Başbakan durdurmuş, Sayın Bakan durdurmuş, bu Hükümet durdurmuş, 55 inci Hükümet durdurmuş.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Emri kim vermiş?

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Eğer, bu belgelere rağmen devam edilmiş olsaydı belki söyleyecek sözünüz olurdu. Kaldı ki, burada, Hükümete izafe edebileceğiniz bir olay da yok. Velev ki, Sayın Korkmaz Yiğit'in dediği doğru "385 milyon dolarlık bankayı bana 600 milyon dolara sattılar" diyor.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Aracı kim?

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Filancayı da aracı kullandılar; velev ki doğru. 400 milyon dolarlık bir devlet bankası hissesini, 600 milyon dolar fiyata çıkaran ve satan veya satma kararını veren bir iradeye hangi suçu izafe edeceksiniz siz?

Bakın arkadaşlar, burada iki temel nokta üzerinde durup, görüş ayrılığımızın derinde olduğunu söyleyeceğim. Biz, gerçekten, Sayın Baykal'la da, Fazilet Partisi sözcüsünün ifade ettiği görüşle de bir noktada anlaşamıyoruz. Sayın Baykal "bu bir üslup farkıdır, bu bir üslup meselesidir" diyor ve bize göre, kamu yönetimindeki üslupla, devletin iktisadî faaliyetlerinde gösterilmesi icap eden üslubu birbirine karıştırıyorlar arkadaşlar.

Atatürk zamanında çıktığından beri KiT Kanununda şöyle bir madde vardır: "Bu KİT'leri yönetecek olanlar, devletin ekonomik faaliyetlerini, ticarî faaliyetlerini yönetecek olanlar, müdebbir bir tüccar gibi hareket etmeye mecburdurlar" der; kanun, böyle der; Atatürk döneminden beri böyle der. Kamu yönetimindeki tavır ayrı; ama, KİT yönetimindeki, ekonomik yönetimdeki tavır farklı olacaktır. Hiç karışmayalım, göz göre göre, malın sahibi, kamunun malı, efendim, gelsinler aralarında anlaşsınlar, çeteler karışsın, o oraya girsin, bu buraya çıksın ve neticede devlet zarar etsin; yok öyle yağma...

Bu Hükümet, doğru olanı yapmıştır; bu Hükümet, isabetli olanı yapmıştır ve neticede bu Hükümetin vermiş olduğu fiyat, daha önce teklif edilen fiyatların iki kat üzerindedir; bitti. Burada sual soramazsınız, burada işlem yapamazsınız, burada, bu Hükümete, herhangi bir şekilde şaibe bulaştıramazsınız, buradan bir yere gitmeniz mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bir de meselenin anayasal cephesi var; yani, bu mesele, yargıya intikal etmiş, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bu konuda soruşturma açmış ve sizin önergelerinize mesnet teşkil eden işadamını tutuklamış, soruşturma sürüyor, devam ediyor...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Geçmiş davalar neydi peki?!.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Eğer, o soruşturmanın içerisinde sizin iddia ettiğiniz gibi, suçlu bakan, Başbakan, milletvekili; yani, dokunulmazlığı olan birisinin adı çıkarsa, savcı, onun hakkında işlem yapar, Meclis Başkanlığından, dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eder. Yani...

ATİL SAV (Hatay) – Sayın Keçeciler, yanlış biliyorsunuz, yanlış; soruşturmayı burası yapar...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Hayır, hayır efendim; soruşturma devam ediyor, yargıda görüşülmekte olan bir davadır; soruşturma devam etmektedir. Olay, aynı olaydır, konu aynı konudur; yine, Korkmaz Yiğit'tir; yine onun almış olduğu ihalelerle ilgilidir; onun, ihaleye fesat karıştırmasıyla ilgili bir soruşturmadır. Bu soruşturma devam ederken, siz, bu soruşturmayı önerge haline getirip buraya veriyorsunuz; böyle olmaz.

Anayasanın ilgili maddesi ne diyor;" Görüşülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin kullanılması konusunda soru bile soramazsınız, beyanda bulunamazsınız" diyor.

ATİL SAV(Hatay)– O dava değil.

MEHMET KEÇECİLER(Devamla) – Bu, o davadır; aynı davadır, aynı konudur; olaylar aynıdır, şahıslar aynıdır. Siz "ifadeyi değiştirdim, onu sonradan şöyle yazdım; ben, bu davanın dışına çıktım"diyebilirsiniz; ama, millet nazarında, bu, aynı davadır.

Sizin, yargıya bile saygınız yok, yargıya bile güveniniz yok. Konu yargıda görüşülüyor; suçlu varsa, çıkacak, cezası varsa, verilecek. Bu suçlular eğer, bu Meclisin içerisinden olsa, onlara da cezası verilecek veya verilmesi talep edilecek. Hal böyle iken, siz, yargının sonucunu beklemeden bu işlemi yapıyorsunuz.

Konuyla ilgili, hem soruşturma önergesi veriyorsunuz hem Mecliste ihale yolsuzluklarını araştırma önergesi var hem de gensoru veriyorsunuz...

Yani, bu Hükümete o kadar öfkeliler ki, önce zehirliyorlar, "olmadı"diyorlar, kalbine bir bıçak saplıyorlar, "yine ölmedi galiba" diyorlar, beynine bir kurşun sıkıyorlar... Bu öfke niye? Bütün soruşturma ve denetim yollarının hepsini bir arada niçin kullanıyorsunuz ? Karar verin, bir tanesini kullanın. Önce soruşturma, sonra gensoru, sonra araştırma... Bunlarla bir yere varmak fevkalade zordur.

Değerli arkadaşlarım, aziz milletvekilleri; şimdi, izniniz olursa, bazı muhalefet partili arkadaşlarımızın beyanlarına cevap vereceğim.

Bir kere, bütün muhalefet partisi mensupları, verdikleri önergeye de yazmışlar, "biz, bu Hükümetle çete ve mafya ilişkilerini açığa çıkarmak üzere bu önergeleri verdik" diyorlar.

İnsafla söyleyin; elimizde devletin resmî istatistikleri var, devletin resmî istatistikleri var. Bu Hükümet, kurulduğundan bu yana -55 inci Hükümet döneminde- çete ve mafyalarla en ciddî uğraşan hükümettir, en başarılı sonuçlar alan Hükümettir, faili meçhul olayları birer birer çıkartan hükümettir. Eski hükümetler döneminde cereyan eden olayların faillerini bulup, adaletin huzuruna çıkaran hükümet bu Hükümettir. (FP sıralarından alkışlar[!]) Alaattin Çakıcı'yı yakalayan bu Hükümettir.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Hepsi kendi geldi... Hangisini siz getirdiniz?

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Hiçbir beyan, hiçbir kaset, hiçbir açıklama, Alaattin Çakıcı'nın, Sayın Mesut Yılmaz'ın Başbakan olduğu 55 inci Hükümet tarafından yakalandığı gerçeğini ortadan kaldıramaz; bu bir gerçektir, bu bir vakıadır.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Eyüp açıkladı onu, Eyüp...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, aziz milletvekilleri; benden evvel konuşan DSP sözcüsü arkadaşım açıkladı, rakamları size verdi. Sadece şöyle söyleyeyim: Gerçekten, bu Hükümet işbaşına gelir gelmez, evvela devletin yapısını düzeltmiştir, devletin yapısında çok ciddî tedbirler almıştır. Organize Suçlar Daire Başkanlığı kurmuştur; bunlara çok geniş yetkiler vermiştir.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Yeşil nerede?

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu Hükümet döneminde, devletin organları arasında kavga olmamıştır.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Yeşili getirin...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Daha önceki dönemlerde, devletin Millî İstihbarat Teşkilatı ile Emniyet İstihbarat Teşkilatı, Askeri İstihbarat Teşkilatı birbirlerini mahkemeye veriyorlardı. Emniyet genel müdürlerini gece yarısında değiştiriyordunuz; yalan mı?! Bu memlekete 55 inci Hükümet geldi, bunların arasını kaynaştırdı, barıştırdı, buluşturdu ve bunların üzerine topyekûn olarak gidilmesini sağladı, çok önemli de başarılar sağladı.

1 500'e yakın çete mensubu mahkemeye verildi; bunlardan 670'i tutuklandı. 115 tane, organize suçlarla ilgili dava açıldı, 60 çete çökertildi. Bunların her birisi de önemli çeteler; her birisi de, yakalandığı zaman, ifade verdiği zaman, gerçekten, geçmişte cereyan eden olayların ne manaya geldiğini gayet açıkça ifade eden olaylar.

Bir kere, şu hususun altını önemle çizmek istiyorum: Bu, çete-mafya ilişkilerine yaklaşımda, bizim, muhalefet partileriyle farklılığımız var, 55 inci Hükümetin farklılığı var, ayrılığı var.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Şüphesiz yani!..

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bir kere, bu olaylara ideolojik yaklaşılmamalıdır. Yani, "filanca çetenin mensubu veya elebaşı milliyetçi, onu görmezlikten gelelim veya CHP'nin sık sık söylediği gibi, efendim, bu çeteler, ne hikmetse, hep sağ partiler döneminde işbaşına gelir, hep sağ partiler döneminde ortaya çıkar; bu çeteler sağın ürünüdür...

YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Hayalî ihracat?..

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bakın arkadaşlar, Türkiye'ye yapabileceğiniz en büyük yanlış, en büyük ihanet bu olur. Çete, çetedir, kanunsuz eylemi yapan insandır; hırsız, hırsızdır; katil, katildir, bunların sağcısı, solcusu olmaz. Gelin, bu meseleye doğru yaklaşalım; 1980'den evvel olduğu gibi, bu memleketi tekrar geriye götürmeyin, döndürmeyin, yanlış yaklaşmayın. Bu Hükümet, çetelere, doğru yaklaşmıştır, ideolojik yaklaşmamıştır ve aralarında hiçbir ayırım gözetmeden, hangi çete mensubu olursa olsun, adı ne olursa olsun, ideolojisi ne olursa olsun, anlayışı ne olursa olsun üzerlerine kararlılıkla gitmiştir; efendim, bunlar milliyetçidir, vatanperverdir. Kurşun sıkan da, kurşun atan da birdir filan dememiştir. Bu Hükümet, meseleyi doğru ortaya koymuştur. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) Siz, şimdi çıkıp diyorsunuz ki, sol, çetelerle hiç alakalı değil, çeteler hep sağcı. Yahu, Apo'yu, İtalya'da savunanlar Komünist Partisi, Yeşiller...

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Ne alakası var!

YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Ne alakası var!

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Yazık size!..

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Yani, en büyük çete, PKK'dır, Dev-Sol'dur, adı üstünde, soldur. Çetenin solcusu, sağcısı olur mu? (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çetenin solcusu, sağcısı olmaz. Gelin, bunlara, gereken anlamı verelim.

Sayın Baykal diyor ki, efendim, ihaleler, ihale usulüne uymadı da, şöyle oldu da, böyle oldu...

Değerli arkadaşlarım, size sadece bir şey söyleyeceğim, beni iyi dinleyin: İhale konusunda en son konuşması icap eden parti, Cumhuriyet Halk Partisidir.

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Hiç yakışmıyor...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Size şunu soruyorum: Sayın Mustafa Yılmaz, Bayındırlık ve İskân Bakanlığından, onbeş gün içerisinde niçin istifa etmiştir? O günkü gazeteleri açın bir okuyun... Bayındırlık ve İskân eski bakanlarınız hakkında verdiği demeçler sizde yoksa, ben, size, dosyalar halinde getireyim, onları bir kere okuyun, bir bakın... Bu konuda söz söyleyecek en son parti, Cumhuriyet Halk Partisidir. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Gereğini yapsaydınız...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Dayanamadı adamcağız; baskınıza dayanamadı, sizin ihale taleplerinize dayanamadı, bıraktı gitti...

ALİ HAYDAR ŞAHİN (Çorum) – Başbakandan bahset...

BAŞKAN – Sayın Keçeciler, size ilave süre veriyorum; lütfen toparlayın.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bakın, buraya gelip, bazı meselelerde sureti haktan görünüyorsunuz. Burada, elimde noter tasdikli bir keşide var. Bu keşide, İş Bankası hukuk müşaviri tarafından çekilmiş. Kime çekilmiş; Sayın Deniz Baykal'a, Sayın Adnan Keskin'e çekilmiş. Ne diyor; "Büyük kurtarıcı Atatürk'ün mirasıyla ortağı bulunduğunuz Türkiye İş Bankası Anonim Şirketindeki kredilere kayıtsız kalındığı, bankanın sahipsiz bırakıldığı, banka menfaatlarının yeteri kadar korunmadığı, suç işleyenlerin korunduğu hakkında... Yüzde 28'ine sahipsiniz, 4 tane yönetim kurulu üyeniz var, sahip çıkın diyor. Kim diyor; bankanın hukuk müşaviri diyor. Kime diyor; bankanın yüzde 28 hissesine sahip olan Cumhuriyet Halk Partisine diyor.

CELAL TOPKAN (Adıyaman) – Biz gereğini yaptık, siz de gereğini yapın; devletsiniz, gönderin mahkemeye.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Gereğini yapın.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Siz, bu belgeyi alıp da ne yaptınız? Efendim "CHP'nin yönetimiyle bankanın yönetimi birbirinden farklı" diyorsunuz; doğru... (CHP sıralarından gürültüler)

CELAL TOPKAN (Adıyaman) – Gereğini yapın, devlet elinizde.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Gereğini yapın.

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Evet... Evet... Evet...

Değerli arkadaşlarım, her şeyden evvel, Korkmaz Yiğit ile 1,5 saatlik, -Sayın Başbakanın görüşmesinin 3 katı- görüşmenizde neler konuştuğunuzu kamuoyuna açıklamak mecburiyetindesiniz. (ANAP sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Size, çok fazla şey söylemek durumunda değilim; vaktim müsait değil; ama, şu kadarını ifade edeyim:

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) - 2 dakika daha süreniz var!..

CELAL TOPKAN (Adıyaman) – Konuş... Konuş...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu önergeler, husumet önergeleridir; hukukî mesnetten yoksun, mahrum önergelerdi; suç teşekkül etmemiştir.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Suçüstü!..

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Dolayısıyla, verilebilecek bir ceza söz konusu değildir. Tamamen, böyle, her ihaleden sonra, müteahhitler arasında konuşulan dedikoduları önerge diye yazıp, buraya getirmişsiniz. Bu dedikodulara bakarak memleketi idare edemezsiniz.

ALİ HAYDAR ŞAHİN (Çorum)– Kendi kabinenin Başbakanı!...

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu dedikodularla memleketi bir yere götüremezsiniz. (CHP sıralarından gürültüler)

YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Sizi götürdüğü yer belli!..

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Arkadaşım okudu; eğer, anlamadıysanız, burada yoksanız, ben de okuyayım...

CELAL TOPKAN (Adıyaman) – Bir daha oku!..

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bakın, o itham ettiğiniz işadamı "Sayın devlet ve Hükümet erkânıyla görüşmelerimi eleştiren CHP'nin Sayın Genel Başkanına kamuoyunda sormak isterim. Sizlerle yıllardır çeşitli vesilelerle bir araya gelip, görüştük ve ülke sorunları hakkında bilgi alışverişinde bulunduk. Şahsımla görüşürken işadamı olduğumu bilmiyor muydunuz?" diyor. (CHP sıralarından gürültüler)

Yani, elbette ki, Başbakan, özelleştirme yapacağı işe sahip çıkacak; elbette ki, fakir fukara milletin hakkını koruyacak; elbette ki, onun 300 milyon dolar değer biçilen değerini 600 milyon dolara çıkaracak. Bu, Başbakanın vazifesidir, görevidir, görevini yapmıştır. (ANAP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, görevini yapan Başbakana ve Bakana hiçbir suç izafe edemezsiniz, hiçbir suç iddia edemezsiniz. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar.)

Sayın Fazilet Partisi sözcüsüne de şunu ifade ediyorum: Korkmaz Yiğit, Bankekspresi, Refah Partisi-Doğru Yol Partisi Hükümeti döneminde kurmuştur ve Sayın sözcü de, o zaman Maliye Bakanıydı. (ANAP sıralarından alkışlar) Gerçi, izin, Hazineden sorumlu Devlet Bakanlığından çıkmıştır; ama, Maliye Bakanının bu işlerden haberdar olması lazım. Yani, onu makul, meşru, kendisiyle konuşulacak, bu tür ihalelere girmesine engel olamayacağımız işadamı konumuna siz getireceksiniz, sonra, gelip burada bizden hesap soracaksınız; bu, ne uyanıklık, bu ne açıkgözlüllük, böyle bir şey olamaz! (FP ve DYP sıralarından gürültüler)

Bu önergeye, ANAP Grubu olarak, ret oyu vereceğimizi, bunun tarihî bir sorumluluk olduğunu huzurunuzda bir defa daha ifade ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Keçeciler, teşekkür ediyorum.

Efendim, önerge sahipleri ve gruplarımız görüşlerini Yüce Heyete arz ve ifade ettiler.

Şimdi, Hükümet adına görüşlerini ifade etmek üzere Sayın Başbakan Mesut Yılmaz'a söz veriyorum.

Sayın Başbakan, buyurun. (ANAP sıralarından ayakta alkışlar, DSP sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ticaret Bankasının satış işlemleri sırasında cereyan eden bazı olaylar gerekçe gösterilerek hakkımda verilen gensoru önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Evvela, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hemen ifade edeyim ki, bu gensoru önergesi, çok talihsiz bir önerge olmuştur. (FP, DYP ve CHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekilleri, biz, 55 inci Hükümet olarak, yaklaşık onaltıbuçuk aydan beri işbaşındayız. Biz, bir çoğunluk Hükümeti değiliz; biz, bir azınlık Hükümetiyiz. Bizim koltuğa yapışacak halimiz yok. Bizim göreve devam etmemiz, ancak, dışarıdan destekle mümkün olabilirdi; nitekim, böyle olmuştur.

Bu gensoru önergesinde beni üzen taraf şudur: Maalesef bu gensoruda, bazı siyasîlerin aşırı hırslarıyla, bazı kanunsuzluk çetelerinin kirli hesapları birbiriyle birleşmiştir. (ANAP ve DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Doğru Yol Partisi Grubuna ve Fazilet Partisi Grubuna söyleyecek hiçbir sözüm yoktur; kendi açılarından tutarlı davranmışlardır. Baştan beri, başında bulunduğum Hükümete güvenoyu vermemişlerdir, bize güvenmemişlerdir. Güvenmedikleri bir Hükümeti devirebilmek için, elbette ki ellerinden geleni yapacaklardır; ama, Cumhuriyet Halk Partisi, Sayın Baykal'ın başında bulunduğu parti, Hükümetime güvenoyu vermiştir, destek vermiştir. Aradan onaltıbuçuk ay geçmiştir; bu desteğin ne mene bir destek olduğunu daha anlayabilmiş değilim. Sayın Baykal'ın, bu konuda, kamuoyu önünde dile getirdiği gerekçeleri de kimsenin anladığını sanmıyorum; bunun, dünya siyaset literatüründe örneği olduğuna da inanmıyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu önerge niye talihsiz bir önergedir. Bizi dışarıdan destekleyen Cumhuriyet Halk Partisi, benimle oturup defalarca görüşen, protokoller yapan, protokollere uymayı taahhüt eden Cumhuriyet Halk Partisi, hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymadan bu Hükümeti istediği zaman düşürebilirdi.

Gerekçe mi arıyordu; ben sizin ekonomi politikanızla mutabık değilim deyip düşürebilirdi, özelleştirme uygulamalarınızla mutabık değilim deyip düşürebilirdi; dışpolitikanızla mutabık değilim deyip düşürebilirdi. Onaltıbuçuk ayda bizi düşürmek için çok sayıda gerekçesi vardı; ama, şimdi, bu gensorunun arkasına sığındığı gerekçeyi hepinizin huzuruna getiriyorum.

Değerli milletvekilleri, bir kere, bu önerge, kendileri açısından talihsizdir; çünkü, bu önergeyle ortaya konulan pisliklerin hepsinin kaynağı bizden önceki hükümetler dönemidir.(ANAP, DSP ve DTP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Ama, bu önerge, aynı zamanda sonuçları itibariyle talihsiz bir önergedir. Bu önergeyle eğer Hükümeti düşürürseniz, Türkiye'deki bütün çetelere, bütün mafyaya bir mesaj vereceksiniz; onların yüzünü güldüreceksiniz! (FP ve DYP sıralarından "Ooo!.." sesleri; ANAP, DSP ve DTP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Evet, açıkça ifade ediyorum, bu Hükümete, bu önergedeki gerekçelerle verilecek olan güvensizlik oyu, Türkiye'deki bütün kanunsuzluk odaklarına verilen güvenoyu demektir. (ANAP, DSP ve DTP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu memlekette vicdan sahibi herkes bilmektedir ki, Hükümetimiz, şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün hükümetler içerisinde çetelerin, mafyanın üzerine gitmede en kararlı hükümet olmuştur.

Yıllardan beri milleti haraca kesen, adam öldürten, uyuşturucu ve kumar rantını paylaşan bütün çetelere karşı, hiçbir ayırım yapılmadan, amansız bir mücadele yürütülmüştür. Kumarhaneler, benim Hükümetimin döneminde kapatılmıştır. (ANAP sıralarından alkışlar, DYP sıralarından "Ooo" sesleri)

Benim Hükümetimin onaltıbuçuk aylık icraat döneminde, Türkiye'de ele geçirilen uyuşturucu miktarı, aynı dönemde Avrupa'da ele geçirilen uyuşturucu miktarının yüzde 60'ına, dünyada ele geçirilen uyuşturucu miktarının da yüzde 40'ına tekabül etmektedir; yani, mafyanın iki önemli musluğu kurutulmuştur. Kumarhane ve uyuşturucu rantı kesilmiştir; ama, bununla yetinilmemiştir.

Buna ilaveten, çetelerle mücadelede, devletin ilgili kurumlarında yeniden yapılanmaya gidilmiştir; özel birimler ihdas edilmiştir; devletin kurumları arasındaki istihbarat kopukluğu giderilmiştir; yabancı güvenlik kuruluşlarıyla çok daha iyi bir işbirliği sağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu çalışmaların sonuçları, çok kısa sürede ortaya çıkmıştır. Bugün itibariyle söylüyorum, kamuoyunda bilinen belli başlı bütün mafya liderleri, bütün çetelerin önde gelenleri, ya yurt içinde ya yurt dışında tutuklanmış durumdadır. (ANAP sıralarından alkışlar)

Karapara olaylarına ışık tutacak olan birtakım faili meçhul cinayetler, yine benim Hükümetim döneminde aydınlanmaya başlamıştır. Maliye Bakanlığımız, bir yıldan beri, 43 tane karapara dosyası üzerinde çalışmaktadır. Bizden önce bir tane açılmış karapara dosyası yoktur devletin. Peki, bir senedir çalışmaktadır da ne mi olmuştur; bakın, sadece bir tanesinde -bu, Ömer Lütfi Topal'la ilgili- geçtiğimiz beş yıl itibariyle toplam 2 milyar Amerikan Doları tutarında vergi matrah farkı çıkartılmıştır. 2 milyar Amerikan Doları demek, yarım katrilyon demektir.

NAFİZ KURT (Samsun) – Nereden alacaksın, nasıl alacaksın?

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Ayrıca, şu anda tamamlanmış olan bir dosyada, 3,5 trilyon lira karapara olayı sonuca bağlanmış, mahkemeye teslim edilmiştir. Bu olaylara karışan pek çok kişiyle ilgili mal varlığı üzerinde ihtiyatî tedbir kararı konulmuştur. Bütün bunlar, Türkiye'de ilk defa olan işlerdir.

İSMET ATTİLA (Afyon) – Kanunu biz çıkardık...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi, bütün bu olan bitenlerden sonra, elbette ki, Türkiye'deki çetelerin, mafyanın bize teşekkür etmesini falan beklemiyorduk. Bu çeteler, gayet tabiî, hakları olarak, en tabiî hakları olarak, bütün güçleriyle bizimle mücadele edeceklerdi, bize tuzak kuracaklardı, bize tertip yapacaklardı; ama, bakın, ben bu işe girerken, bu konuda olabilecek bütün riskleri göze aldım.

Biliyordum ki, bu pisliklerle boğuşanların hiç yıpranmaması, yara almaması diye bir şey söz konusu değildi. Karşımdaki para, katrilyonlara varan bir paraydı; o paranın siyasî müttefikleri vardı, o paranın devlet içindeki uzantıları vardı. (Bakanlar Kurulu, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Onlar, elbette ki karşıma çıkacaklardı, bütün güçleriyle karşı çıkacaklardı. Binaenaleyh, şunu söylemek istiyorum: Çeteler, kendilerinden bekleneni yapmışlardır, yapmaları gerekeni yapmışlardır.

Burada çok yanlış şeyler söylendi, hilafı hakikat şeyler söylendi. Ben "Susurluğu çözmezsem Başbakanlık bana haram olsun" demişim... Demedim!.. (FP ve DYP sıralarından "Aaa" sesleri) Ben, Susurluk konusunda "başbakan olarak, sahip olduğum bütün yetkileri kullanmazsam, başbakanlık bana haram olsun" dedim (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ve şimdi huzurunuzda söylüyorum; bütün yetkilerimi kullandım, sonuna kadar kullandım. (ANAP sıralarından alkışlar) Yürütmenin ne kadar yetkisi varsa, o yürütmenin başında olan başbakanın elinde ne kadar yetki varsa, hepsini kullandım; ama, yürütmenin yetkisinde olmayan şeyler var; yargıya sağlamamız gereken yetkiler var, bu konuda yapmamız gereken yasa düzenlemeleri var. Bunları da defalarca söyledim, yıllardan beri söylüyorum, muhalefetten beri söylüyorum.

Şimdi, bakın, Sayın Baykal'ın, daha kasetin sonunu dinlemeye tahammül edemeden iptal ettiği o randevu eğer gerçekleşseydi, kendisine dört tane öneri getirecektim: Birisi, bu Meclisin gündeminde 2 nci sırada olan, Anayasanın 83 üncü maddesinin değiştirilmesiyle ilgili kanun teklifidir. Bu, olaylara karışan siyasîlerin, milletvekillerinin, artık, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmamalarını sağlayacak bir tedbirdi.

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Günaydın!.. Günaydın!..

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Organize suç örgütleriyle mücadele için hazırladığımız yasa tasarısı için destek isteyecektim. Kamuoyunda "pişmanlık yasası" diye bilinen, Bazı Suç Faillerine Uygulanacak Usullerde Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Tasarısıyla ilgili destek isteyecektim ve nihayet, yine bu olaylara karışanlarla ilgili (devlet görevlileriyle ilgili) Memurin Muhakemat Yasasında yapılacak değişiklikle ilgili destek isteyecektim; ama, şu anda çetelerle ilişkili olduğu gerekçesiyle, çetelere yardım ettiği gerekçesiyle ve bir bankayı dolandırdığı, halkın emniyetini suiistimal ettiği gerekçesiyle Kırklareli'nde bir cezaevinde tutuklu bulunan bir kişinin tek taraflı beyanlarına itibar eden, onun üzerine bir gensoru hazırlayıp buraya gelen Sayın Baykal, beni dinlemeye bile tahammül edemedi. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışar)

Sayın Baykal burada bir tane doğru şey söyledi; bu mesele sadece bir Türkbank meselesi değil, bu mesele sadece Türk Ticaret Bankasının satışı meselesi değil; burada bir hükümet anlayışının tartışılması lazım, Meclisin bu tartışmayı bir sonuca bağlaması lazım. Doğru söyledi, ama eksik söyledi. Burada tartışılan şey bir hükümet anlayışı değildir, iki hükümet anlayışıdır. Bir hükümet anlayışını Sayın Baykal temsil ediyor, diğer hükümet anlayışını biz temsil ediyoruz, benim Hükümetim temsil ediyor. (ANAP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, aralarında ne fark var; bu Türkbank meselesi, Başbakan olarak benim imzama gelecek bir mesele değil, beni ilgilendiren bir mesele de değil. (DYP sıralarından gürültüler)

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Ucuz siyaset...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Eğer, ben, Sayın Baykal'ın hükümet etme anlayışına sahip olsaydım, bu meseleyle hiç ilgilenmezdim; bu meseleyi memurlar hallederdi; neticede, bir bakanın onayına gelirdi; Merkez Bankasının içerisindeki bir satış işlemidir... Ama, ben, sorumlu bir Başbakan olarak bunu yapamazdım. Neden yapamazdım; bakın, size Ticaret Bankası olayını anlatayım. Ticaret Bankası, bundan önce iki defa satışa çıkmış. O tarihlerde bankanın çoğunluk hissesi, banka mensuplarının sandığına ait. İkisinde de mafya işe karışmış; birisinde suikast girişimi olmuş...

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Komisyon alan kim; Kamuran!..

NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – Kamuran'ı anlat.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – ...bir diğerinde, tehditle, alacak bir insanı vazgeçirmişler; milyarlarca liralık teminatını yakmak pahasına tehdit edip, satıştan alıkoymuşlar, vazgeçirmişler. Onun üzerine, bankanın durumu kötüleşmiş, sermayesi yetersiz, yönetiminde zafiyetler var. Mecburen, Merkez Bankası devreye girmiş. Merkez Bankasındaki Tasarruf Mevduatı Sigortası Fonu, bu bankanın içine para koymuş; öyle, az para değil, 485 milyon dolar koymuş. Bu para, hepimizin parası; halkın parası.

Bir şey daha var. 1994 yılında 3 tane banka batmış, bankalar sistemi tümüyle tehlikeye girmiş. O zamanki hükümet, bankalardaki Türk parası cinsinden bütün tasarruf mevduatına yüzde 100 devlet güvencesi getirmiş.

Değerli milletvekilleri, şimdi, hepinizden, kendinizi benim yerime koymanızı istiyorum. (DYP sıralarından "Allah korusun" sesleri) Ben, Başbakan olarak, sadece terörden sorumlu değilim; ben, sadece özelleştirmeden, sadece çete temizliğinden falan sorumlu değilim; ben, halkın parasının takibinden de sorumluyum. Yüzde 100 devlet güvencesinin olduğu yerde, bir devlet bankasının çoğunluk hisselerinin, hele geçmişteki olaylar hatırlanırsa, mafyayla ilişkili kişilere, dolaylı yollardan mafyaya satılmasına seyirci kalamazdım. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) Bu işe, ben gönüllü girdim...

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Çörtük'e vermek için...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Ben, bu işe gönüllü girdim, yetkimi aşarak girmedim; ama, sorumluluğumun gereği olarak girdim ve şimdi, huzurunuzda, gönül rahatlığıyla şunu söylüyorum: Benim Başbakanlığım döneminde, bu Hükümetin döneminde mafyayla ilişkili bir tek kişiye bile bir tek devlet bankası satılmamıştır. (ANAP sıralarından alkışlar)

Ben, size bir şey daha söylüyorum: Benim dönemimde yapılan hiçbir özelleştirmede, bir devlet bankasından 5 kuruş kredi verilmemiştir, 5 kuruşluk teminat mektubu verilmemiştir ve şimdi, size soruyorum Sayın Baykal; kaç ay hükümette görev yaptınızsa yaptınız, benim söylediğimi gelip burada tekrarlayabilir misiniz; aynı şeyi söyleyebilir misiniz? (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Ben, burada, hesap veriyorum. Ben, hesabı size filan değil; ben, millete veriyorum; ama, ben, milletime diyorum ki, asıl hesap vermesi gerekenler, benden hesap soranlardır... Asıl hesabı onların vermesi lazım. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Sümerbankı siz özelleştirmediniz mi?

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Hayır!

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Sizin, o zaman, neyin özelleştirildiğinden, ne zaman olduğundan haberiniz bile yok; haberiniz bile yok!.. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sizin haberiniz yok; söylediğiniz tarihlerden sizin haberiniz yok.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Sümerbank, 1995 yılının ekim ayında özelleştirilmiştir. Siz, o zaman neredeydiniz; uzayda mıydınız Sayın Baykal?!

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Biz, 30 Ekimden sonra Hükümete geldik, 30 Ekimden sonra Sayın Başbakan!

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Bakın, size, başka bir şey söyleyeceğim: Ben, bu olayla ilgili, sırf Türk Ticaret Bankası, devletin bankası...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Getir göster... Getir dosyayı, göster...

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Getirin gösterin; tarihe bakın!.. 30 Ekime bakın!..

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Gel buraya göster; oradan gösterme!.. (CHP sıralarından "tarihe bak, getir dosyayı göster" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – 5 Kasımda kuruldu Hükümet... 5 Kasımda!.. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan konuşuyor. Rica ediyorum...

Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Şimdi... (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sayın Başbakan, bilmeden konuşuyorsunuz. Benim içerisine girdiğim Hükümet, 5 Kasımda güvenoyu almıştır; siz "ekimde" diyorsunuz... Gösterin imzayı.

BAŞKAN – Sayın Baykal... Sayın Baykal; rica ediyorum...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Bilmeden konuşuyorsunuz!..

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Hükümette olmak için güvenoyu almak gerekmiyor Sayın Baykal.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, efendim, siz, Genel Kurula hitap edin...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Hükümetin içerisinde olduğunuz andan itibaren, o sorumluluğa ortaksınız.

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Hayır efendim, 30 Ekimde!.. 30 Ekimde!..

BAŞKAN – Sayın Baykal, rica ediyorum...

Sayın Başbakan, siz Genel Kurula hitap edin efendim; lütfen...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sayın Başbakan, lütfen düzeltin; yanlış söylediniz; lütfen düzeltin. Yalan söylemiş oluyorsunuz Sayın Başbakan; lütfen düzeltin. (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Baykal... Sayın Baykal...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Ben mi bilmiyormuşum ne zaman özelleştirildiğini, siz mi bilmiyorsunuz; lütfen söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Baykal...

Sayın Başbakan, buyurun efendim.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Yahu, siz benden hesap soruyorsunuz; siz, benden daha asabisiniz!.. Nedir bu; yani, kimin asabiliği bu; neyin telaşı bu?!. (CHP sıralarından gürültüler) Dinlemeye bile tahammülünüz yok...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Haksızlık yapıyorsunuz!.. Yalan söylemeyin!..

BAŞKAN – Sayın Başbakan, siz buyurun efendim.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Burada bir defa daha görüşeceğiz, bir defa daha hesaplaşacağız burada.

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Yalan söylemeyin...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Benim süremi çalıyorsunuz.

DENİZ BAYKAL (Antalya) –Söylediğiniz doğru değildir.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sükûtunuzdan, kabul ettiğinizi görüyorum.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, siz buyurun efendim.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, ben ne yapmışım; ben, işadamlarıyla görüşmüşüm!.. Ben Başbakanım, ben herkesle görüşürüm ve bakın bir şey daha söyleyeyim; hele, devletin bankasını almaya talip olanlarla haydi haydi görüşürüm. Eğer, kimseden korkunuz yoksa, niyetiniz temizse, o zaman, siz de, kimseyle görüşmekten korkmayın Sayın Baykal. (ANAP sıralarından alkışlar)

Ama, bakın bir şeye dikkatinizi çekiyorum: Ben, konuştuğum kişilerle, ne konuşmuşsam, satırı satırına, kelimesi kelimesine, gelip, bu Meclisin önünde tekrarlayabilirim; televizyonda, milletimin önünde tekrarlayabilirim. Ben, iki şeyi söylemişim: Demişim ki "mafyayla, çetelerle, uzaktan yakından ilişkisi olan boşuna bu işle uğraşmasın; biz, ona, devletin bankasını vermeyiz.

Ben bir şey daha söylemişim; demişim ki "boşuna uğraşmayın, burada, devletin 485 milyon dolar parası var, 500 milyon doların altında bu bankanın satışını ben engellerim." Bunu, burada, tekrar söylüyorum.

Şunlara da dikkat etmenizi istiyorum; bu tartışmalar içerisinde kamuoyunun gözünden kaçan dört tane noktayı kamuoyunun dikkatine getiriyorum, milletin temsilcileri olarak sizin dikkatinize getiriyorum:

1- Türkbank ihalesi, bugün itibariyle dahi tamamlanmamıştır.

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Kaset sayesinde...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – İhalenin tamamlanmasından bahsediyorum Sayın Baykal. Siz, devleti yönetmeye talipsiniz; ne alakası var bunun kasetle... Siz nerede yaşıyorsunuz?! (ANAP sıralarından alkışlar)

İhalenin tamamlanması için, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Yönetim Kurulunun, ihalenin filan kişiye verildiğine dair kararı gerekir. Şu anki işlem şudur: Kurulan ihale komisyonu, ihale yapmıştır; bu ihalede en yüksek teklifi veren, en yüksek fiyatı veren kişiyle ilgili olarak, Merkez Bankası, Hazineden görüş sormuştur. Hazine, ancak ben bu şartlarla bu işi kabul edebilirim demiştir; ama, Yönetim Kurulu, ihalenin sonuçlandığına karar vermemiştir; ne bugün vermiştir ne kaset çıktığında vermiştir ne ondan önce vermiştir. Henüz, ortada hukuken tamamlanmış bir işlem yoktur.

2- Türkbank ihalesinde en yüksek fiyatı veren kişi, daha önce, bizden önceki hükümet zamanında, başka bir bankanın devri dolayısıyla, devletten iyi hal kâğıdı almıştır. 1994'te çıkan bir yasaya göre, banka sahiplerinin, hatta, bankada belli bir oranın üstünde hisseye sahip olan kişilerin, mutlaka, Hazine tarafından onanması gerekir. Bu, bir anlamda, Hazinenin, devletin, o kişiye, muteber kişi statüsünü vermesi demektir, iyi hal kâğıdı demektir. Bugün, bu gensoruya konu olan kişiye, 1997 yılında, benden önceki hükümet zamanında, Hazine, bu iyi hal kâğıdını vermiştir "sen, mutebersin; sen, halkın parasını yönetebilirsin" demiştir, "sana emniyet edilebilir" demiştir. (ANAP sıralarından alkışlar) Benim zorluğum buradadır.

Üçüncü olarak, bu ihale, gizli-kapaklı yapılmamıştır; televizyonda yapılmıştır, herkesin gözü önünde yapılmıştır. Benim söylediğim bir tek şey vardır; 500 milyon doların altında, bunu, kimseye satmam demişimdir ve televizyonda, 600 milyon dolar fiyata çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, son bir şey daha var. Türkbankın satışıyla ilgili yürüyen işlemler -Sayın Baykal'ın bildiğinden, zannettiğinden farklı olarak- devam eden işlemler, o kasetin yayınlanmasından 8 gün önce, 5 Ekim 1998 tarihinde, Sayın Başbakan Yardımcısı ile Sayın Maliye Bakanıyla birlikte yaptığımız istişare sonucunda, Hazineden sorumlu Devlet Bakanımıza verdiğimiz talimatla durdurulmuştur. Ama, burada, halkımızın da anlamakta zorluk çektiği, bazı milletvekillerinin kasten anlamak istemediği husus şudur: Bu ihalenin iptali, bu ihaleye girecek bazı kişilerin dışlanması, hukuken mümkün değildir. Hukuken mümkün olabilmesi için, elimizde, bunu sağlayacak hukukî argümanların olması gerekir. Bizim yaptığımız, bir idarî tasarruftur, bir siyasî direktiftir; bu direktif, kaset yayınlanmadan önce zaten verilmiştir. Kasetin yayınlanmasıyla, elimize, bu konuda hukukî bir argüman geçmiştir; çünkü, bu kaset, mahkemenin dinleme kararıyla yapılan bir dinlemenin sonucudur. Şimdi, bu kasete dayanılarak, Devlet Güvenlik Mahkemesine, ihaleye fesat karıştırıldığı gerekçesiyle iptal için başvuru yapılmıştır. Hukukî prosedür halen devam etmektedir; ama, işlemler durdurulmuştur.

Bütün bunların sonunda, huzurunuzda, büyük bir vicdan huzuruyla söylüyorum: Ben, Başbakanım; bu işe karışmam gerekmezdi; sırf, sorumluluğumun gereği olarak karıştım, hem de sonuna kadar karıştım. Şimdi, benim anlayışım şudur: Bir başbakan, ülkedeki her şeyden sorumludur. Sorumluluğumun hiçbirinden kaçmıyorum; ama, bakın, ben, bu işe iyi niyetle karışmışım, ben, bu işe halkımın menfaatını korumak için karışmışım.

Eksik bilgi verilmiş olabilir bana, ben aldatılmış da olabilirim; eğer, bundan dolayı devletimin bir zararı olmuşsa, 5 kuruşluk zararı olmuşsa, o zaman, ben, orada oturamam, benim ayrılmam gerekir; ama, bu işte devletin bir zararı yoktur.

Bir şey daha var; eğer ortada bir kasıt varsa, bir menfaat bağı varsa, orada, ben, bir saniye bile oturamam; ama, bunların hiçbiri yoktur, tamamlanmış bir işlem yoktur, devletin bir zararı yoktur.

Bu işe işgüzarlık derecesinde müdahale edilmiştir, devlet zarar görmesin diye müdahale edilmiştir ve bugün, bu geldiğimiz noktada, şimdi, benim Sayın Baykal'a bir şey sorma hakkım vardır; hiç, hükümet olmanıza falan gerek yok, siz, muhalefet partisinin liderisiniz; ben, burada iddia ediyorum, aksini ispatlayan olursa anında milletvekilliğinden istifa ediyorum, buradan tekrar ilan ediyorum, Başbakanlıktan değil, milletvekilliğinden istifa ediyorum...

BAŞKAN – Sayın Başbakan, efendim, size ilave süre veriyorum. (ANAP sıralarından gürültüler)

Efendim, süre vermeyeyim mi!.. Niye tepki gösteriyorsunuz!..

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bakın, söylediğim şudur; ben, 30 Eylüle kadar, söz konusu şahsın, söz konusu mafya lideriyle ilişkisi konusunda hiçbir bilgiye sahip değildim. 30 Eylülde, o kişi, kendiliğinden İçişleri Bakanımıza gelmiştir, bu ilişkiyi ikrar etmiştir. Bunun üzerine durumu değerlendirdik, işlemleri durdurduk. 5 Ekimde durdurduk; dikkat edin, 5 Ekimde durdurduk. Durdurduğumuzu o şahsa da duyurduk. O şahıs ne yapmıştır biliyor musunuz; soluğu Sayın Baykal'ın yanında almıştır. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, şunu dikkatinize getiriyorum. Ben, o şahsın mafyayla ilişkisi olduğunu bilerek, onunla bir defa telefonla görüştüm.

SALİH SÜMER (Diyarbakır) – Bilerek?!

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Bilerek.

Dedim ki, sen bana yalan söyledin, ben seninle bundan sonra hayat boyu konuşmam. Konuşmam budur. Ama, Sayın Baykal'a benim şunu sorma hakkım var: 28-29 Eylülde -kendiniz ifade ettiniz- Çanakkale'de kaset size bildirilmiş; kaseti dinlemişsiniz; bu şahsın mafyayla ilişkisini biliyorsunuz. Bu şahıs, devletin bir bankasını almaya talip. Bununla kapalı kapılar ardında birbuçuk saat ne görüştünüz? (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) Peki, bu şahısla görüştünüz, acaba sizi ikna edecek bir argüman mı söyledi? Neden bunu, polise, hâkime ihbar etmediniz? Yoksa, Türkbankın mafyaya gitmesini mi istiyordunuz? Yoksa, bu Korkmaz Yiğit denilen zat, Beşiktaş Belediyesindeki işlemleri dolayısıyla sizin eski bir tanıdığınız mıydı? (ANAP ve DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sayın Başbakan, bu, size yakışmıyor.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Ben, şu anda size yakışmayanı söylüyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

İSMET ATALAY (Ardahan) – Ayıp, ayıp!.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bu şahsın...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Ayıp Sayın Başbakan; size yakışmıyor. Bu noktaya düştüğünüzü görmekten büyük üzüntü duyuyorum.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, sürenizi siz kullanın efendim... Lütfen, sürenizi kullanın efendim...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Müsaade ederlerse kullanacağım.

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Yazık, yazık! Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı bu hale düşmemeli. Dedikodu ve iftiradan medet umacak noktadasınız... İftiradan medet umacak noktadasınız... Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Efendim, ilave yeni bir süre daha veriyorum, lütfen toparlayın.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Ne kadar veriyorsunuz?

BAŞKAN – Tekrar 2 dakika süre verdim, lütfen toparlayın.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, benim çetelerle filan işim yok...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – İftira çamurunun içindesiniz Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Benim çetelerle filan işim yok. Benim çetelerle kavgam var. Çetelerle ilgisi olan siyasetçi mi arıyorsunuz; onlarla kaset alışverişi yapanlara bakın; onların beyanlarına dayanarak, böyle, acul ve sorumsuz çıkışlar yapanlara bakın. (ANAP sıralarından alkışlar)

Ben, bu gensorunun, bu Meclisin gündemine geldiğinden üzüntülüyüm. Ekonomi bundan zarar görecek, çetelerle mücadelemiz zarar görecek; ama, bir tek şeye seviniyorum...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – İftirayla kendinizi kurtaramazsınız!.. İftira ediyorsunuz, iftira!.. Özür dileyiniz... İftira ediyorsunuz!..

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Bu kaset olayını Türkiye'nin gündemine getirenlerle, bu Meclisin gündemine getirenlerle, onlar vazgeçseler bile, bu mücadeleden ben vazgeçmeyeceğim. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Ben vazgeçmeyeceğim... İşte, o şahısla ilgili, İstanbul'da Beşiktaş Belediyesindeki bütün imar yolsuzluklarıyla ilgili soruşturma başlattım. Onun sonuçlarını da sonuna kadar takip edeceğim.

Sayın milletvekilleri, olan her şey milletimizin gözünün önünde cereyan etmektedir. Etliye sütlüye karışmadan, çetelerle, pislikle savaşmadan, bu Hükümetin, burada oturacak hükümetin icraat yapması falan mümkün değildir. Sayın Baykal gibi, eğer "bu, beni ilgendirmez, bunu memurlarım yapar" derseniz, o zaman, işte, Sümerbank olayı olur; işte, o zaman mafya bankaya girer, devletin bankası mafyaya satılır...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Olmadı, olmadı!.. Yanlışta ısrar ediyorsunuz!.. Sümerbank olayı olmadı... İftira ve yalan, malzemeniz haline geldi Sayın Başbakan...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Bütün bunlardan sonra...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, efendim... (ANAP sıralarından gürültüler)

Buyurun efendim; bir süre daha verdim... Bu, üçüncü süre... Rica ediyorum...

DENİZ BAYKAL (Antalya) – İftiradan ve yalandan medet umuyorsunuz...

BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bütün bunlardan sonra bir tane şey kalıyor geriye; efendim, nasıl olur da bir Başbakan geceyarısı bir işadamıyla görüşürmüş...

Değerli milletvekilleri, ben, söyledim; ben, sabaha karşı da görüşürüm, gündüz de görüşürüm, her zaman görüşürüm; korkacak şeyi olmayan hiçbir başbakanın da görüşmesinde hiçbir sakınca görmem. Bundan bir tek anlam çıkabilir, denebilir ki: "Yahu, bu Başbakan, demek ki, geceyarısı da çalışıyor..." (ANAP sıralarından alkışlar; FP ve DYP sıralarından gürültüler) Belki de ben bu işadamıyla görüşürken Sayın Baykal tatlı uykusundadır; ama, bana sorarsanız, doğrusunu isterseniz, Sayın Baykal'ın uykuda olması Türkiye için daha hayırlıdır (ANAP sıralarından alkışlar) çünkü, Sayın Baykal uykuda olduğu zaman, Türkiye'de "önce ben, sonra partim, ondan sonra ülkem" diyen siyaset anlayışı da uykuda demektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından ayakta alkışlar, DSP ve DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner ve Başbakan Sayın Mesut Yılmaz haklarındaki gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım; ancak, oylamanın açık oylama suretiyle yapılması hususunda iki talep var. Birisi, bugün saat 18.33'te geldi, Sayın Esengün ve arkadaşlarının; diğeri, 19.05'te Başkanlığa intikal etti, Sayın Ülkü Güney ve arkadaşlarının. Netice itibariyle aynı şeyi talep ediyorlar.

Efendim, oylamanın şekliyle ilgili önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan önergelerin gündeme alınıp alınmamasının açık oylamayla tespitini saygıyla arz ederiz.

BAŞKAN – Şimdi, imza sahiplerinin Genel Kurul salonunda hazır olup olmadıklarını arayacağım.

Sayın Lütfü Esengün?.. Burada.

Sayın Vehbi Hatipoğlu?.. Burada.

Sayın Naci Terzi?.. Burada.

Sayın Sabahattin Yıldız?.. Burada.

Sayın Şinasi Yavuz?.. Burada.

Sayın Ertan Yülek?.. Burada.

Sayın Rıza Ulucak?.. Burada.

Sayın Ömer Faruk Ekinci?.. Burada.

Sayın Feti Görür?.. Burada.

Sayın Musa Okçu?.. Burada.

Sayın Bahri Zengin?.. Burada.

Sayın Sıtkı Cengil?.. Burada.

Sayın Yaşar Canbay?.. Burada.

Sayın Abdullah Gencer?.. Burada.

Sayın Kahraman Emmioğlu?.. Burada.

Sayın Zeki Ünal?.. Burada.

Yeterli sayıda imza sahibi arkadaşımızın Genel Kurul salonunda hazır olduklarını tespit ettik.

Sayın milletvekilleri, oylamayı, açık oylama suretiyle yapacağız; ancak, önce, oylamanın şeklini belirleyeceğiz. Biliyorsunuz, İçtüzüğümüzde, anayapı olarak iki tür oylama vardır; ya adı okunan sayın üyenin bulunduğu yerden ayağa kalkarak yüksek sesle oyunun rengini ifade etmesi suretiyle olur yahut pusula kullanmak suretiyle olur. Şimdi, bunu belirleyeceğiz. Pusula kullanmak suretiyle olursa, o takdirde, cihazı kullanarak mı yoksa kupaları sıralar arasında dolaştırarak mı oylamanın yapılacağını belirleyeceğim.

Şimdi, birinci şekli oyluyorum. Oylamanın, adı okunan her sayın üyenin, bulunduğu yerden ayağa kalkarak "kabul", "ret", "çekimser" şeklinde ifade etmesi hususunu oylarınıza sunuyorum ve bu oylama için 5 dakikalık süre veriyorum; oylamada elektronik cihazı kullanacağız.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oy verme süresi bitmiştir.

Sayın milletvekilleri, panolardan da tetkik ve tespit edildiği gibi, oylamaya 501 sayın üye iştirak etmiş; 278 üyenin kabul oyuyla, bundan sonra yapılacak oylamanın, adı okunan her sayın üyenin, adı okundukça, bulunduğu yerden ayağa kalkarak "kabul", "ret", "çekimser" şeklinde oyunun rengini ifade etmesi hususu kabul edilmiştir.

Sayın bakanlardan vekâleten oy kullanacak değerli üyeler, kimin vekili olduğunu, oyunun renginin ne olduğunu, bir pusulaya yazmak suretiyle Divana lütfen göndersin; onu, üzerine ilave edeceğiz.

Şimdi, oylamaya başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, yine, İçtüzüğümüze göre, açık oylama talebinde bulunan sayın üyelerin oylarını alarak oylamaya başlıyorum; İçtüzük hükmü bu.

Sayın Lütfü Esengün?.. Kabul.

Sayın Vehbi Hatipoğlu?.. Kabul.

Sayın Naci Terzi?.. Kabul.

Sayın Sabahattin Yıldız?.. Kabul.

Sayın Şinasi Yavuz?.. Kabul.

Sayın Ertan Yülek?.. Kabul.

Sayın Rıza Ulucak?.. Kabul.

Sayın Ömer Faruk Ekinci?.. Kabul.

Sayın Feti Görür?.. Kabul.

Sayın Musa Okçu?.. Kabul.

Sayın Bahri Zengin?.. Kabul.

Sayın Sıtkı Cengil?.. Kabul.

Sayın Yaşar Canbay?.. Kabul.

Sayın Abdullah Gencer?..

Sayın Kahraman Emmioğlu?.. Kabul.

Sayın Zeki Ünal?.. Kabul.

Sayın Metin Perli?..

Sayın Muhammet Polat?.. Kabul.

Şimdi, Adana İlinden başlayarak diğer oyları toplayacağız.

(Oyların toplanmasına başlandı.)

Muhammet Polat?.. Kabul.

BAŞKAN – İsmet Sezgin?.. Vekâleten Sayın Topçu; ret.

Yüksel Yalova?.. Ret.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Nurettin Aktaş?.. Kabul.

BAŞKAN – Mehmet Batallı?.. Vekâleten Sayın İbrahim Gürdal; ret.

Kahraman Emmioğlu?.. Daha önce kabul istikametinde oy kullandı.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Ziya Aktaş?.. Ret.

BAŞKAN – Yıldırım Aktuna?.. Vekâleten Sayın Metin Gürdere; ret.

Sedat Aloğlu?..Yok.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Ali Coşkun?.. Kabul.

BAŞKAN – Nami Çağan?.. Vekâleten Sayın Hikmet Uluğbay; ret.

Tansu Çiller?.. Kabul.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Sabri Ergül?..Kabul.

BAŞKAN – Şükrü Sina Gürel?..

Vekâleten Sayın Temizel; ret.

Aydın Güven Gürkan?..Ret.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Memduh Büyükkılıç?.. Kabul.

BAŞKAN – İsmail Cem?..

Vekâleten Sayın İstemihan Talay; ret.

Osman Çilsal?.. Kabul.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

Sayın Mustafa Dedeoğlu?.. Kabul

BAŞKAN -Sayın Yalım Erez?.. Vekâleten Sayın Serdaroğlu; ret.

Fikret Uzunhasan?.. Ret.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Salonda hazır olduğu halde, oyunu kullanamayan sayın üye var mı? Yok.

Oylama işlemi tamamlanmıştır.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, evvela -nasıl söyleyeyim- bu, saygılı, her zaman olduğu gibi usulet ve sühuletle yürüttüğümüz çalışmalarda, Başkanlığa çok büyük destek verdiğiniz için, hepinize teşekkür ediyoruz; o saat 15.00, bu da saat 21.00...

"Sayın Başbakan Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner haklarındaki (11/19,20,21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmaması hususunda yapılan açık oylamaya 523 sayın üye katılmıştır. Bunlardan 310 sayın üye kabul, 213 sayın üye ret istikametinde oy kullanmıştır.

Ali Günaydın Hüseyin Yıldız

Konya Mardin

Kâtip Üye Kâtip Üye"

Sayın milletvekilleri, bu suretle, bahse konu gensorunun gündeme alınması kabul edilmiştir.

Buna göre, Genel Kurulun 17.11.1998 tarihli 19 uncu Birleşiminde alınan karar gereğince, gensoru, Genel Kurulun 23 Kasım 1998 Pazartesi günü saat 15.00'te yapacağı toplantıda görüşülecektir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" bölümüne geçeceğiz; ancak -sayın grup başkanvekillerinin de işaretiyle- bu çalışmadan sonra, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi esnasında hem Hükümetin hem de komisyonun temsil edilmesi imkânı gözükmediğinden, birleşimin kapatılması yolunda temayül belirdi.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, Başbakan Sayın Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner haklarında açılması kabul edilen gensorunun görüşmelerini yapmak için, 23 Kasım 1998 Pazartesi günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.04

 

 

 

IV. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Kayseri Milletvekili Memduh Büyükkılıç’ın, yangınla sonuçlanan otobüs kazalarına karşı alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6203)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini saygıyla arz ederim.

Dr. Memduh Büyükkılıç Kayseri

Son zamanlarda vuku bulan trafik kazalarında “yanarak ölümlü otobüs kazaları” dikkati çekecek şekilde artış göstermeye başlamıştır.

Bu nedenle:

Sorular :

1. 1995’den beri kaç trafik kazası neticesinde yangın çıkmıştır?

2. Bunların kaçı yolcu otobüsüdür?

3. Bu kazalarda kaç kişi hayatını kaybetmiştir?

4. Tahmini maddî zarar ne kardardır?

5. Bu yangınlarda belli bir otobüs markası ve modeli dikkati çekmekte midir?

6. Yangınla neticelenen kazalara karışan otobüsler hangi firmalara aittir?

7. Yangınla sonuçlanan otobüs kazaları konusunda herhangi bir araştırma, soruşturma ve inceleme yapılmış mıdır?

8. Bu tür kazaların önlenmesi doğrultusunda ne gibi önlemler alınmıştır?

T.C. İçişleri Bakanlığı 18.11.1998 Emniyet Genel Müdürlüğü Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01/270600

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 12.10.1998 gün ve A.01.GNS.0.10.00.02-7/6203-15311/35749 sayılı yazısı.

Kayseri Milletvekili Memduh Büyükkılıç tarafından TBMMBaşkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

1. Mevcut projelerimizdeki bilgisayar verilerinde, kazaların oluşu, sürücü kusurları, kazaya karışan araç, sürücü, yaya, yolcu ve yol bilgileri bulunmakta, kaza sonrası ile ilgili bilgiler bulunmamaktadır. Aracın yanması, kaza sonrasında ortaya çıktığından bilgileri Kaza Tespit Tutanağında belirtilmemekte ve bilgisayar veri girişi yapılmamaktadır.

2. 1997-1998 tarihleri arasında yangınla sonuçlanan üç ayrı otobüs kazası meydana gelmiştir.

3,4,5. Bu kazalarda; 84 kişi hayatını kaybetmiş, 39 535 000 000 TL. maddî hasar meydana gelmiş, kazalarda belli bir otobüs markası ve modeli dikkat çekmemektedir.

6. Yangınla neticelenen kazalara; İpek Turizm ve Öz Diyarbakır firmalarının araçları ve İran plakalı bir otobüs karışmıştır.

7. Trafik kazalarına karışan araçların yanma sebebinin araştırılması ve incelenmesi, mahkeme tarafından tayin edilen bilirkişiler tarafından yapılmaktadır.

8. 1997 yılı Temmuz ayından itibaren, ölümlü otobüs kazaları, yakından takip edilerek; otobüslerin terminal giriş çıkışlarında araç ve sürücüleri, terminal trafik polisleri tarafından kontrol edilmesi, eksiği bulunanlara terminal çıkış izni verilmemesi, Ulaştırma Bakanlığı ile koordine kurularak, yasalara uygun taşımacılık yapmayan şirketlerin takibi ile kazalara karışan sürücülerin ihlal ettikleri kurallar belirlenmiştir. Bu konuda İl Emniyet Müdürlüklerine uygulama talimatları gönderilerek kazaların asgariye indirilmesini amaçlayan önlemler alınmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Kutlu Aktaş İçişleri Bakanı

2. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, okullardaki öğretmen açığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6209)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Millî Eğitim Bakanı tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını diliyorum.

Saygılarımla.

İ. Önder Kırlı Balıkesir

1. Halen ilköğretim okulları ve orta öğretimde illere ve branşlarına göre öğretmen açığı ne kadardır? Kullanılmayan boş kadro var mıdır? Varsa bunların kullanılmamasının nedenleri nedir?

2. Öğretmenliğe atanmak için başvuruların atanma koşullarını da taşımalarına karşın bir bölümünün atanmadığı doğru mudur? Özellikle büyük ölçüde ingilizce öğretmeni açığı varken ingilizce öğretmenliği için başvurulardan bir bölümünün atanmasının yapılmamasının nedenleri nedir?

3. İstedikleri illere atanmaları yapılamayan öğretmenlere halen kadrosu boş olan illere atanmalarını isteyip istemeyecekleri sorulmak suretiyle öğretmen ihtiyacının karşılanması düşünülmekte midir?

4. İçinde bulunduğumuz öğretim yılında boş öğretmen kadrolarının doldurulması için ne düşünülmektedir?

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı 19.11.1998 Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : B.08.0.APK.0.03.05.00-022/3749

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 14.10.1998 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-15481-7/6209-15326/35784 sayılı yazısı.

Balıkesir Milletvekili Sayın İ. Önder Kırlı’nın “Okullardaki öğretmen açığına ilişkin” yazılı soru önergesinde yer alan soruların cevabı aşağıda belirtilmiştir.

Bakanlığıma bağlı eğitim ve öğretim kurumlarının öğretmen ihtiyacını karşılamak için her yıl atama dönemlerinde yeni öğretmen alınmasına rağmen; okul statülerinin değişmesi, kapasitelerinin genişlemesi, sayılarının artması ve mevcut öğretmenlerin çeşitli nedenlerle görevden ayrılmaları veya kabul edilir mazeretleri sebebiyle görev yerlerinin değiştirilmesi, illere ve branşlara göre değişen yeni öğretmen ihtiyacını ortaya çıkartmaktadır. Ancak meydana gelen öğretmen ihtiyacına paralel olarak ihtiyacın karşılanması çalışmaları da devamlılık arzetmektedir.

Atama ve kullanma izni alınan kadrolara atamaya esas ilan üzerine müracaatları kabul edilen öğretmen adaylarının atamaları, branşlarında atama yapılmak için ayrılan kontenjan sayısı ile kabul edilen başvuru sayısının kontenjanı geçmemesi durumlarında adayların atanmak istedikleri il tercihleri de dikkate alınarak bilgisayarla yapılan kur’a ile gerçekleştirilmektedir.

İlgili mevzuat hükümleri ve yukarıda belirtilen usuller çerçevesinde eğitim ve öğretim kurumlarımızın öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere 1998 atama dönemlerinde 22.10.1998 tarihine kadar toplam 41 404 öğretmen ataması yapılmıştır. 19-25 Ekim 1998 tarihleri arasında da 18 410 öğretmen kadrosuna atama yapılmak üzere müracaatlar kabul edilmiştir.

Ayrıca 1998 2 nci atama döneminde öğretmenliğe atanma müracaatları kabul edilenlerden (İngilizce dahil) tercihlerinin dışında ihtiyaç bulunan başka bir il’e atanmak istemedikleri için atamaları gerçekleştirilemeyenlerle yapılan yazışmalar üzerine, ilk müracaatlarında belirttikleri il dışındaki bir il’e atanmayı kabul eden 652 aday ile açıktan ve kurumlararası nakil yoluyla atanma talebinde bulunanlardan gerekli belgeleri tamamlanan 509 öğretmen adayının atamaları 22.10.1998 günü yapılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Hikmet Uluğbay Millî Eğitim Bakanı

3. – Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt’un, ataması yapılmayan bir öğretmene ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6211)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Millî Eğitim Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Kadir Bozkurt Sinop

Daha önce 4,5 yıl öğretmenlik görevini ifa etmiş ancak 30.4.1979 tarihinde Kayseri’den istifaen ayrılmış bulunan Fadıl Cısdık emekliliğine 1,5yıl gibi bir sürenin kalması hasebiyle Şubat 1998’deki öğretmen alımlarında tekrar görev talebinde bulunmuştur.

Adı geçen evraklarını Sinop Millî Eğitim Müdürlüğüne vermiş ve Bakanlığınızca çekilen kur’a neticesinde Samsun İli Millî Eğitim Müdürlüğü emrine Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak ataması yapılmış ve kararname kendisine gönderilmiştir. Samsun Millî Eğitim Müdürlüğü de adı geçen öğretmeni Vezirköprü İlçesi Atatürk İlköğretim Okuluna atamasını yapmıştır.

Göreve başlaması için kendisinden gerekli belgeler istenmiş ve sabıka kaydında 1992 yılında 450 000 TL. para cezalı taksirli suça rastlanmış buna mukabil ilgili Boyabat Sulh Ceza Mahkemesinden sabıka kaydının kaldırıldığına dair kararı vermiş olmasına rağmen Samsun Millî Eğitim Müdürlüğü, Bakanlığınız Mevzuat Dairesine görüş yazmıştır.

Mevzuat Dairesi Başkanlığı adı geçen hakkında memuriyete yeniden başlaması ile ilgili olumlu görüş bildirmesine rağmen Bakanlık 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 43 üncü maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48/A maddeleri gereğince atamasının yapılamayacağı bildirilmiştir.

Özetle göreve yeniden dönemeyeceği ile ilgili maddeler tetkik edildiğinde, devamının Bakanlığınızca uygun görülmemesi anlaşılmamaktadır.

Hukuk Devleti içerisinde yasalar ve yargı hakları her kişiye şamil olmasına rağmen adı geçen Sayın Fadıl Cısdık’a neden uygulanmamaktadır?

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı 19.11.1998 Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Sayı : B.08.0.APK.0.03.05.00-022/3750

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMMBaşkanlığının 14.10.1998 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-15481-7/6211-15328/35786 sayılı yazısı.

Sinop Milletvekili Sayın Kadir Bozkurt’un “Ataması yapılmayan bir öğretmene ilişkin” yazılı soru önergesinde yer alan soruların cevabı aşağıda belirtilmiştir.

Bakanlığım bir taraftan öğretmen ihtiyacı olan eğitim kurumu kalmaması için çaba harcarken diğer taraftan Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun (3797 S.K.) 2 nci maddesiyle verilen “Atatürk İnkılâp ve İlkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk Milletinin millî, ahlakî, manevî, tarihî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş...” vatandaşları yetiştirmek görevinin bilinciyle öğretmen ataması yapmaktadır.

Fadıl Cısdık 3167 sayılı yasaya muhalefet suçundan yapılan dört ayrı yargılamada 450’şer bin lira ağır para cezası ile cezalandırılmıştır. İbraz ettiği belgelerden bu cezalarının adlî sicil kayıtlarından çıkarıldığı anlaşılmış, fakat suçları itibariyle öğretmenlik görevine atanması uygun görülmemiştir.

Bilgilerinize arz ederim.

Hikmet Uluğbay Millî Eğitim Bakanı

4. – Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, başörtüsü yasağını protesto eyleminde gözaltına alınan veya tutuklananlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6286)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Kutlu Aktaş tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delalet etmenizi saygılarımla arz ederim.

Hüseyin Yıldız Mardin

Sorular :

1. 11 Ekim 1998 Pazar günü “İnanca saygı ve düşünceye özgürlük için elele” sloganı ile hiçbir aşırılığa kaçmadan hatta trafiğe bile engel olmadan başörtüsü yasağı uygulamasını protesto eden bir çok kişinin gözaltına alındığı, tutuklandığı doğru mudur?

2. Hiç bir kanuna aykırılığı söz konusu olmayan bu masumane protesto niçin gözaltı ve tutuklama kararlarıyla sonuçlanmıştır?

3. Eyleme destek verdikleri öne sürülen gazeteci yazarlar Abdurrahman Dilipak, Ekrem Kızıltaş, Ahmet Taşgetiren’in gözaltına alınmalarının gerekçesi nedir? Bu şekilde basın özgürlüğüne de darbe vurulmuş olmuyor mu?

4. Demokratik toplumlarda halkın, tepkilerini yasalar çerçevesinde dışa vurabilmesi demokrasinin vazgeçilmez öğelerinden biridir. Bizim ülkemizde buna neden tahammül edilememektedir? Halktan iyi kötü her türlü muameleye boyun eğmesi, bir vatandaş değil de teba mı olması istenmektedir? Bu tür yasakçı uygulamalarla çağdaş ülkelerdeki demokrasi standartlarına erişmemiz mümkün müdür?

5. Bir önceki hükümet döneminde vatandaşlar Susurluk Olayına tepki olarak “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemini yapmışlar ve fakat bu eylem vatandaşın tepkisini duyurma hakkı olarak görülmüş, Emniyet güçlerimiz ve o zamanki Hükümet olgunlukla karşılamış ve hareket etmiştir. Şüphesiz bu demokrasimiz için güzel bir örnektir. Fakat bu hoşgörü “İnanca saygı ve düşünceye özgürlük için elele” eyleminde neden gösterilememiştir? 500 kadar kişinin ve bazı Gazeteci yazarların gözaltında tutulup sorgulanması bunu göstermiyor mu?

6. Aynı eylem çerçevesinde bazı Avrupa ülkelerinde de toplanıp protestolarını dile getiren kişiler de gözaltına alınmış ya da tutuklanmışlar mıdır?

7. Bu eylem nedeniyle gözaltına alınarak ya da tutuklanarak mağdur edilen vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

T.C. İçişleri Bakanlığı 18.11.1998 Emniyet Genel Müdürlüğü Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01/270598

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMMBaşkanlığının 26.10.1998 tarih ve A.01.O.GNS.0.10.00.02-7/6286-15498/36035 sayılı yazısı.

Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

1, 2. Anayasamızın 34 üncü maddesinde yeralan ve temel hak ve özgürlüklerden olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanımındaki şekil, şart ve usuller 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda belirtilmiştir.

11 Ekim 1998 günü ülke genelinde meydana gelen “İnanca Saygı ve Düşünceye Özgürlük için Elele” zincir eylemi, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa aykırı yapıldığı için faillerinden gözaltına alınanlar adlî mercilere sevk edilenler ve tutuklananlar da olmuştur.

3. Önergede adı geçen gazeteci yazarlar Abdurrahman Dilipak, Ekrem Kızıltaş ve Ahmet Taşgetiren eyleme bizzat katılmışlar ve yazdıkları yazılarda da yasadışı eyleme çağrıda bulunmalarından dolayı haklarında yasal işlem yapılmıştır.

4, 5. Demokratik toplumlarda halkın tepkilerini yasalar çerçevesinde dışa vurabilmesi demokrasinin vazgeçilmez ögelerinden biri olduğu doğrudur. Ülkemizde de yasalar çerçevesinde yapılan toplantı ve gösterilere müdahale edilmemekle birlikte bu hakkın yasalar çerçevesinde kullanılması için gerekli tüm tedbirler alınmaktadır. Yasalara uymayanlar hakkında ise gerekli yasal işlemler yapılmaktadır.

7. “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eyleminde de yasalara uymayanlar hakkında gerekli adlî işlemler yapılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Kutlu Aktaş İçişleri Bakanı

5. – Aydın Milletvekili Fatih Atay’ın, Kuşadasıspor-Göztepespor maçında bir spor muhabirinin emniyet görevlilerince tartaklandığı iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6317)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Kutlu Aktaş tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Fatih Atay Aydın

1. 11 Ekim 1998 tarihinde İzmir Alsancak Stadyumunda oynanan Kuşadasıspor-Göztepespor kulüpleri arasında oynanan 2 nci lig karşılaşması sırasında kapalı tribünde görevini yapmak üzere bulunan Milliyet Gazetesi Kuşadası muhabiri Latif Sansür’ün o anda orada görevli bulunan emniyet mensupları tarafından tüm protokol izleyicilerinin gözleri önünde ve de basın mensubu olduğu bilinerek feci bir şekilde tartaklanıp, fotoğraf makinası kırılarak stadyumdan dışarı atılması konusunda bilginiz var mı?

2. Bilginiz var ise bu konuda herhangi bir işlem yapıldı mı?

3. Bilginiz yok ise konuyu araştırıp gerekli işlemleri yapmayı düşünüyor musunuz?

4. Basın mensuplarının emniyet görevlileri arasındaki ilişkinin daha çağdaş ve uygar bir düzeyde olması gerektiğinde inanıyor musunuz? Mağdur durumda bırakılan basın mensubu arkadaşımızın mağduriyetini nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?

T.C. İçişleri Bakanlığı 18.11.1998 Emniyet Genel Müdürlüğü Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01/270599

Konu : Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : a) TBMM Başkanlığının 2.11.1998 tarih ve A.01-0.GNS.0.10.00.02-7/6317-15561/36134 sayılı yazısı.

Aydın Milletvekili Fatih Atay tarafından TBMMBaşkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

1, 2, 3. 11 Ekim 1998 tarihinde İzmir Alsancak Stadyumunda Kuşadasıspor-Göztepespor kulüpleri arasında oynanan futbol müsabakası sırasında Milliyet Gazetesi Kuşadası muhabiri Latif Sansür’ün emniyet görevlileri tarafından fotoğraf makinasının kırılması ve tartaklanması iddialarına ilişkin olay hakkında gerekli soruşturmaya 15.10.1998 günü başlanılmıştır.

4. Basın mensuplarına çalışmalarında gerekli kolaylıkların gösterilmesi hususunda 10.8.1998 gün ve 1200.001/356 sayılı genelgemiz ile valiliklerimiz talimatlandırılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Kutlu Aktaş İçişleri Bakanı

6. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in yazılı cevabı (7/6378)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın, Devlet Bakanı Sayın Rüştü Kâzım Yücelen tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

1. 55 inci Hükümet döneminde Bakanlığınız merkez teşkilatı ile taşra teşkilatlarında ve bağlı kurum ve kuruluşlarına;

a) Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Müstakil Başkan, Müşavir, Bölge Müdürü ve İşletme Müdürü seviyesinde kaç personel görevden alınmış ve yerlerine kaç kişi atanmıştır?

b)Kaç daire başkanı, uzman, şube müdürü, şef ve memur görevden alınmış, yerlerine kaç kişi atanmıştır?

c)Bakanlığınızda çalışmakta iken, kendi istekleri dışında başka kurum ve kuruluşlara kaç personel tayini gerçekleştirilmiştir? Ayrıca Başbakanlıktan kaç personelin tayini Bakanlığınıza yapılmıştır?

d)Bu atamalarla birlikte kaç personel, müktesebinin altında bir kadroya atanarak mağdur edilmiştir?

2. Sorularıma, 54 üncü Hükümet döneminde, Bakanlığınıza yapılan atama, görevden alma ve tayinlerle kıyaslamayapılarak, sayısal doküman halinde tarafıma acilen bildirilmesini arz ederim.

Lütfi Yalman Konya

T.C. Devlet Bakanlığı 18.11.1998 (Sn. Rüştü Kâzım Yücelen) Sayı : B.02.0.019/3101

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Kan.Kar. Md.:A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/6378-15701/36312 sayılı yazınız.

Konya Milletvekili Sayın Lütfi Yalman’ın, Bakanlığım bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki personel atamalarına ilişkin yazılı soru önergesine verilen cevap, İçtüzüğün 99 uncu maddesi gereğince ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Rüştü Kâzım Yücelen Devlet Bakanı

Konya Milletvekili Sayın Lütfi Yalman’ın 7/6378-15701 Sayılı Yazılı Soru Önergesine Verilen Cevaplar :

1. KURULUŞUN ADI : ETİ HOLDİNG A.Ş. GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. a) 1 Genel Müdür, 4 Genel Müdür Yardımcısı, 5 Müessese Müdürü, 5 İşletme Müdürü, 5 Müşavir görevlerinden alınarak başka görevlere atamaları yapılmıştır. Teşekkülde müstakil Başkanlık ve Bölge Müdürlüğü bulunmamaktadır.

b)9 Daire Başkanı ile 3 Şube Müdürü görevlerinden alınarak başka görevlere atamaları yapılmıştır. Bunların dışında (eş durumu, sağlık nedeni ve hizmetin gereği dahil) 632 personelin görev yeri değiştirilmiştir.

c)Teşekkülde kendi istekleri dışında başka kurum ve kuruluşlara hiçbir personel gönderilmemiştir.

d)Teşekkülde müktesebinin altında bir kadroya atanarak mağdur edilen personel bulunmamaktadır.

2. Teşekkülde 54 üncü Hükümet döneminde merkez ve taşra teşkilatında 478, 55 inci Hükümet döneminde ise (eş durumu, sağlık nedeni ve hizmetin gereği dahil) 664 personelin görev yerleri değişmiştir.

Diğer taraftan, Etibank Genel Müdürlüğü Bakanlar Kurulunun 26.1.1998 ve 98/10552 sayılı kararı ile Bankacılık kısmının özelleşmesi nedeniyle unvanının değiştirilerek Eti Holding A.Ş. adıyla İktisadî Devlet Teşekkülü şeklinde yeniden teşkilatlandırılmıştır.

2. KURULUŞUN ADI : TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK

 ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI

1. 55 inci Hükümet döneminde TÜBİTAK Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarında;

a) Genel müdür, genel müdür yardımcısı, müstakil başkan, müşavir, bölge müdürü ve işletme müdürü seviyesinde görevinden alınan personel yoktur.

b)Kurumda görevden alınan daire başkanı, uzman şube müdürü, şef ve memur bulunmamaktadır.

c)Kurumun yasası gereği diğer kurum ve kuruluşlara personel tayini yapılamadığı gibi Başbakanlıktan da kuruma atama yapılmamıştır.

d)Kurumda müktesebinin altında bir kadroya atanan personel bulunmamaktadır.

2. Personelin isteği dışında atama, görevden alma ve tayin yapılmadığı için bu konuda bir değerlendirmeye gidilmemiştir.

3. KURULUŞUN ADI : M.T.A. GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

54 üncü Hükümet Dönemi :

1. a) 1 Genel müdür yardımcısı görevden alınarak, yerine 1 kişi atanmıştır.

b) 8 Daire başkanı, 2 bölge müdür yardımcısı olmak üzere toplam : 10 kişi görevden alınarak yerlerine 9 kişi atanmıştır.

55 inci Hükümet Dönemi :

1. a) 1 genel müdür yardımcısı, 2 bölge müdürü (otorite boşluğu ve hizmette aksamalara sebebiyetten) olmak üzere 3 kişi görevden alınarak, yerlerine 3 kişi atanmıştır.

b) – 7 daire başkanı (6’sı 54 üncü Hükümet döneminde görevden alınmış olanların yargı kararı gereği görevlerine iadesine yönelik işlemle) görevden alınarak, yerlerine 7 kişi atanmıştır.

–3 bölge müdür yardımcısı (2’si 54 üncü Hükümet döneminde görevden alınanların görevlerine iadesi şeklinde) görevden alınarak, yerlerine 3 kişi atanmıştır.

– 4 şube müdürü görevden alınarak, yerlerine 4 kişi atanmıştır.

– 5 memurun görev yerleri değiştirilmiştir. (4’ü memur ve iş disiplini, 1’i hizmet gereği)

c)Kuruluş emrinde görev yapmakta iken, başka kurum ve kuruluşlara istekleri dışında personel tayini olmamıştır.

– Başbakanlık emrinde görev yapmakta iken, kuruluş emrine naklen atanan personel sayısı (21) dir.

d)Hiçbir personel müktesebinin altında bir kadroya atanmamıştır.

4. KURULUŞ ADI : TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

54 üncü Hükümet Dönemi :

1. a) 1 Genel müdür yardımcısı görevden alınarak yerine 1 kişi atanmıştır. 4 Y.T. işletme müdürü görevden alınmış, yerlerine atama yapılmamıştır. 1 müessese müdürü görevden alınarak yerine 1 kişi atanmıştır. 1 pazarlama ve dağıtım başmüdürü görevden alınarak yerine atama yapılmamıştır.

b) 1 daire başkanı görevden alınarak yerine 1 kişi atanmıştır.

c)Kuruluş emrinde görev yapmakta iken, başka kurum ve kuruluşlara istekleri dışında personel tayini olmamıştır.

d)Kurumda müktesebinin altında bir kadroya atanarak mağdur edilen personel bulunmamaktadır.

55 inci Hükümet Dönemi :

1. a) 6 Y.T. İşletme müdürü görevden alınmış yerlerine atama yapılmamıştır. 1 müessese müdürü görevden alınarak yerine 1 kişi atanmıştır. 3 müessese müdür yardımcısı görevden alınarak 2 kişi yerine atanmıştır. 1 fabrika müdürü görevden alınmış 1 kişi yerine atanmıştır. 3 pazarlama ve dağıtım başmüdürü görevden alınarak yerine atama yapılmamıştır.

b) 1 daire başkanı görevden alınarak yerine 1 kişi atanmıştır. 3 şube müdürü görevden alınarak 3 kişi atanmıştır.

c)Kuruluş emrinde görev yapmakta iken, başka kurum ve kuruluşlara istekleri dışında personel tayini olmamıştır.

d)Kurumda müktesebinin altında bir kadroya atanarak mağdur edilen personel bulunmamaktadır.

5. KURULUŞUN ADI : ÇAY İŞLETMELERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

54 üncü Hükümet Dönemi :

1. a) 1 genel müdür görevinden alınarak, 1 genel müdür atanmıştır. 2 genel müdür yardımcısı görevinden alınarak 3 genel müdür yardımcısı atanmıştır. Müşavir kadrosunda görevden alma olmamış, 1 müşavir atanmıştır. 1 pazarlama bölge müdürü görevinden alınarak, 2 pazarlama bölge müdürü atanmıştır. İşletme müdürü kadrosunda görevden alma olmamış, 9 işletme müdürü atanmıştır.

b) 1 daire başkanı görevinden alınarak, 2 daire başkanı atanmıştır. 1 şube müdürü/kısım müdürü görevinden alınarak 38 şube müdürü/kısım müdürü atanmıştır. Uzman kadrosunda görevden alma olmamıştır. Ancak boş kadroya 15 uzman atanmıştır.

c)Teşekkülde çalışmakta iken, kendi isteği dışında başka kurum ve kuruluşlara tayin edilen personel bulunmamaktadır.

d)Teşekkülde yapılan atamalarda, müktesebi altında bir kadroya atanıp, mağdur edilen personel bulunmamaktadır.

55 inci Hükümet Dönemi :

1. a) 1 genel müdür görevinden alınarak, 1 genel müdür atanmıştır. 5 genel müdür yardımcısı görevinden alınarak, 5 genel müdür yardımcısı atanmıştır. 1 müşavir görevinden alınarak, 4 müşavir atanmıştır. 3 pazarlama bölge müdürü görevinden alınarak, 4 pazarlama bölge müdürü atanmıştır. 12 işletme müdürü görevden alınmış, 15 işletme müdürü atanmıştır.

b) 4 daire başkanı görevinden alınarak 6 daire başkanı atanmıştır. Şube müdürü/kısım müdürü kadrosunda görevden alma olmamış, 53 şubemüdürü/kısım müdürü atanmıştır. 1 uzman görevden alınarak 11 uzman atanmıştır. 1 şef görevinden alınarak 58 şef atanmıştır.

c)Teşekkülde çalışmakta iken, kendi isteği dışında başka kurum ve kuruluşlara tayin edilen personel bulunmamaktadır.

d) Teşekkülde yapılan atamalarda, müktesebi altında bir kadroya atanıp, mağdur edilen personel bulunmamaktadır.

2. 54 üncü Hükümet döneminde 77 personelin, 55 üncü Hükümet döneminde ise 185 personelin görev yerleri değişmiştir.

7. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın yazılı cevabı (7/6381)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın, Devlet Bakanı Sayın Işılay Saygın tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

1. 55 inci Hükümet döneminde Bakanlığınız merkez teşkilatı ile taşra teşkilatlarında ve bağlı kurum ve kuruluşlarına;

a) Genel müdür, genel müdür yardımcısı, müstakil başkan, müşavir, bölge müdürü ve işletme müdürü seviyesinde kaç personel görevden alınmış ve yerlerine kaç kişi atanmıştır?

b)Kaç daire başkanı, uzman, şube müdürü, şef ve memur görevden alınmış, yerlerine kaç kişi atanmıştır?

c)Bakanlığınızda çalışmakta iken, kendi istekleri dışında başka kurum ve kuruluşlara kaç personel tayini gerçekleştirilmiştir? Ayrıca Başbakanlık’tan kaç personelin tayini Bakanlığınıza yapılmıştır?

d)Bu atamalarla birlikte kaç personel, müktesebinin altında bir kadroya atanarak mağdur edilmiştir?

2. Sorularıma, 54 üncü Hükümet döneminde, Bakanlığınıza yapılan atama, görevden alma ve tayinlerle kıyaslama yapılarak, sayısal doküman halinde tarafıma acilen bildirilmesini arz ederim.

Lütfi Yalman Konya

T.C. Devlet Bakanlığı 18.11.1998 Sayı : B.02.0.006/01805

Konu :Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 5.11.1998 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/6381-15704/36315 sayılı yazısı.

İlgi yazı ekinde Bakanlığıma gönderilen Konya Milletvekili Lütfi Yalman tarafından verilen yazılı soru önergesi hakkında hazırlanan cevap aşağıda sunulmuştur.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ile Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, Bakanlığım bağlı kuruluşlarıdır.

Bağlı kuruluşlarımız itibariyle;

Soru 1. 55 inci Hükümet döneminde Bakanlığınız merkez teşkilatı ile taşra teşkilatlarında ve bağlı kurum ve kuruluşlarına;

a)Genel müdür, genel müdür yardımcısı, müstakil başkan, müşavir, bölge müdürü ve işletme müdürü seviyesinde kaç personel görevden alınmış ve yerlerine kaç kişi atanmıştır?

b)Kaç daire başkanı, uzman, şube müdürü, şef ve memur görevden alınmış, yerlerine kaç kişi atanmıştır?

c) Bakanlığınızda çalışmakta iken, kendi istekleri dışında başka kurum ve kuruluşlara kaç personel tayini gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Başbakanlıktan kaç personelin tayini Bakanlığınıza yapılmıştır.

d) Bu atamalarla birlikte kaç personel, müktesebinin altında bir kadroya atanarak mağdur edilmiştir.

Soru 2. Sorularıma, 54 üncü Hükümet döneminde, Bakanlığınıza yapılan atama, görevden alma ve tayinlerle kıyaslama yapılarak, sayısal doküman halinde tarafıma acilen bildirilmesini arz ederim.

Cevap 1. a)Tapu ve Kadastro Genel Müdürü başka bir göreve atanmak üzere alınmış ve emekli olmuştur. Yerine bir genel müdür atanmıştır. Boş bulunan bir genel müdür yardımcılığına ve genel müdür yardımcısının genel müdür olması nedeniyle boşalan kadrolara 2 genel müdür yardımcısı atanmıştır. Boş bulunan ve emeklilik nedeniyle boşalan 7 bölge müdürlüğüne atama yapılmıştır. Ayrıca 2 bölge müdürü karşılıklı yer değiştirmiştir.

b) 1 daire başkanının genel müdür yardımcısı olması ve 2 daire başkanının emekli olması nedeniyle 3 daire başkanlığına atama yapılmıştır. Şube müdürü, uzman, şef ve memur kadrolarında çalışan personelden görevlerinden alınan olmamıştır. Ancak emeklilik ve vefat nedeniyle acilen kadrolara hizmet gereği atama yapılmıştır.

c) Genel müdürlükten başka kurumlara Başbakanlıktan genel müdürlüğe kendi istekleri dışında atama yapılmamıştır.

d)Genel müdürlükte müktesebin altında bir kadroya ataması yapılan personel bulunmamaktadır.

Cevap 2. 54 üncü Hükümet döneminde de yukarıda sayılan unvanlarda kendi istekleri dışında herhangi bir atama yapılmamıştır.

Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünde;

1. Atama işlemi yapılamadığından genel müdürlük kadrosu vekalet olarak yürütülmektedir.

Bu kadroda görev yapan personelin göreve başlayış ve ayrılışları aşağıdadır.

Başlayış Tarihi Ayrılış Tarihi

Narınç Ataman Genel Müdür Vekili 27.9.1996 14.10.1997

Demet Dörtlemez Genel Müdür Vekili 15.10.1997 02.02.1998

Şenay Eser Genel Müdür Vekili 02.02.1998 Halen Görevde

2. Kurumda atama işlemi olmadığından hiçbir personelin müktesebinin altında bir kadroya ataması yapılarak mağduriyeti sözkonusu olmamıştır.

3. Kurumda atama işlemi olmadığından hiçbir personel görevden alınmamıştır.

4. Kendi isteği dışında başka kuruma tayini çıkarılan personel bulunmayıp, Başbakanlıktan kuruma kadro olmadığından atama işlemi yapılmamıştır.

5. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünden 7 adet personel kendi isteği ile başka kurumlara naklen geçiş yapmıştır.

Aile Araştırma Kurumu Başkanlığında;

1. Aile Araştırma Kurumu Başkanlığında 55 inci Hükümet döneminde atanan Kurum Başkanı aynı Hükümet döneminde görevinden alınmış ve yerine yeniden Kurum Başkanı atanmıştır.

2. Disiplin soruşturması sonucunda ceza alarak Daire Başkanı olma vasfını kaybettiği için bir daire başkanı görevden alınmış olup, uzman, şube müdürü, şef ve memur kadrolarında görevden alınan personel yoktur.

2. a) Personelden 1 şube müdürü daha üst bir kadroya atanmış ve yerine naklen şube müdürü ataması yapılmıştır.

2. b) 55 inci Hükümetin kurulmasından itibaren Aile Araştırma Kurumundan emeklilik, istifa ve nakil yoluyla 16 adet personel ayrılmış olup, bunların yerlerine ve boş bulunan kadrolara naklen 27 adet personelin ataması yapılmıştır.

3. Aile Araştırma Kurumu Başkanlığından hiçbir personelin kendi isteği dışında başka kurumlara tayini gerçekleştirilmemiş olup, Başbakanlıktan da kuruma personel tayini yapılmamıştır.

4. Kurumda müktesebinin altında bir kadroya atanarak mağdur edilen personel yoktur.

5. 54 üncü Hükümet döneminde Aile Araştırma Kurumu Başkanlığının kadroları şahsa bağlı pozisyonda değerlendirildiği için, atama işlemi yapılmamıştır. Kadrolar 55 inci Hükümet döneminde işlerlik kazandığından atamalar bu dönemde yapılabilmiştir.

Bu itibarla, iki Hükümet arasında karşılaştırma yapmak mümkün olmamaktadır.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Işılay Saygın Devlet Bakanı

 

Sıra Sayısı : 4

Esas No. : 4

Başbakan A. Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner haklarında gensoru (11/19, 11/20 ve 11/21) önergelerinin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin oylamada kullanılan oyların sonucu:

Gündeme alınması kabul edilmiştir.

 

 

Üye Sayısı : 550

Kullanılan Oylar : 523

Kabul Edenler : 310

Reddedenler : 213

Çekimserler :   0

Mükerrer Oylar :   0

Geçersiz Oylar :   0

Oya Katılmayanlar :  16

Açık Üyelikler :  11

(Kabul Edenler)

ADANA

Yakup Budak

Sıtkı Cengil

İ. Cevher Cevheri

Erol Çevikçe

M. Halit Dağlı

Veli Andaç Durak

Tuncay Karaytuğ

Orhan Kavuncu

İbrahim Ertan Yülek

ADIYAMAN

Mahmut Nedim Bilgiç

Ahmet Çelik

Ahmet Doğan

Celal Topkan

AFYON

Sait Açba

İsmet Attila

Osman Hazer

Kubilay Uygun

AĞRI

M. Sıddık Altay

Cemal Erhan

Celal Esin

M. Ziyattin Tokar

AKSARAY

Mehmet Altınsoy

Nevzat Köse

Murtaza Özkanlı

Sadi Somuncuoğlu

AMASYA

Ahmet İyimaya

Cemalettin Lafçı

Haydar Oymak

ANKARA

Yılmaz Ateş

Saffet Arıkan Bedük

Ahmet Bilge

Gökhan Çapoğlu

Cemil Çiçek

Ali Dinçer

Mehmet Ekici

Ömer Faruk Ekinci

Eşref Erdem

Ünal Erkan

Mehmet Gölhan

Şaban Karataş

M. Seyfi Oktay

Önder Sav

Rıza Ulucak

Ersönmez Yarbay

ANTALYA

Deniz Baykal

Osman Berberoğlu

Hayri Doğan

Emre Gönensay

Bekir Kumbul

Yusuf Öztop

ARDAHAN

İsmet Atalay

Saffet Kaya

ARTVİN

Metin Arifağaoğlu

Hasan Ekinci

AYDIN

M. Fatih Atay

Ali Rıza Gönül

Nahit Menteşe

Muhammet Polat

BALIKESİR

Abdülbaki Ataç

Ahmet Bilgiç

İ. Önder Kırlı

İsmail Özgün

İlyas Yılmazyıldız

BARTIN

Köksal Toptan

BATMAN

Alaattin Sever Aydın

Musa Okçu

Faris Özdemir

BAYBURT

Suat Pamukçu

BİLECİK

Bahattin Şeker

BİNGÖL

Kazım Ataoğlu

Hüsamettin Korkutata

BİTLİS

Zeki Ergezen

Abdulhaluk Mutlu

BOLU

Feti Görür

Necmi Hoşver

Mustafa Yünlüoğlu

BURDUR

Mustafa Çiloğlu

BURSA

Yüksel Aksu

Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Ali Osman Sönmez

Yahya Şimşek

Turhan Tayan

İbrahim Yazıcı

ÇANAKKALE

Ahmet Küçük

Nevfel Şahin

ÇANKIRI

İsmail Coşar

Ahmet Uyanık

ÇORUM

Bekir Aksoy

Mehmet Aykaç

Hasan Çağlayan

Zülfikar Gazi

Ali Haydar Şahin

DENİZLİ

M. Kemal Aykurt

Hilmi Develi

Mehmet Gözlükaya

Adnan Keskin

Ramazan Yenidede

DİYARBAKIR

Abdülkadir Aksu

M. Salim Ensarioğlu

Sacit Günbey

Seyyit Haşim Haşimi

Ömer Vehbi Hatipoğlu

Yakup Hatipoğlu

Salih Sümer

EDİRNE

Ümran Akkan

ELAZIĞ

Mehmet Ağar

Ömer Naimi Barım

Hasan Belhan

Cihan Paçacı

Ahmet Cemil Tunç

ERZİNCAN

Tevhit Karakaya

Mustafa Kul

Naci Terzi

Mustafa Yıldız

ERZURUM

Zeki Ertugay

Lütfü Esengün

Abdulilah Fırat

İsmail Köse

Ömer Özyılmaz

Aslan Polat

Şinasi Yavuz

ESKİŞEHİR

Hanifi Demirkol

GAZİANTEP

Nurettin Aktaş

Kahraman Emmioğlu

Mehmet Bedri İncetahtacı

GİRESUN

Turhan Alçelik

Ergun Özdemir

Rasim Zaimoğlu

GÜMÜŞHANE

Lütfi Doğan

HAKKÂRİ

Mustafa Zeydan

HATAY

Abdulkadir Akgöl

Fuat Çay

Süleyman Metin Kalkan

Nihad Matkap

Atila Sav

Mehmet Sılay

ISPARTA

Ömer Bilgin

A. Aykon Doğan

Mustafa Köylü

Halil Yıldız

İÇEL

Oya Araslı

Fevzi Arıcı

Mehmet Emin Aydınbaş

Saffet Benli

Turhan Güven

D. Fikri Sağlar

Ayfer Yılmaz

İSTANBUL

Meral Akşener

Tayyar Altıkulaç

Azmi Ateş

Mustafa Baş

Mukadder Başeğmez

Ali Coşkun

Tansu Çiller

Gürcan Dağdaş

Süleyman Arif Emre

Ekrem Erdem

Mehmet Fuat Fırat

Algan Hacaloğlu

Metin Işık

İsmail Kahraman

Hüseyin Kansu

Ahmet Güryüz Ketenci

Hayri Kozakçıoğlu

Göksal Küçükali

Aydın Menderes

Mehmet Moğultay

Ali Oğuz

Mehmet Altan Öymen

Korkut Özal

Mehmet Cevdet Selvi

Mehmet Sevigen

Mehmet Ali Şahin

Bülent Hasan Tanla

Ali Topuz

Osman Yumakoğulları

Bahri Zengin

Namık Kemal Zeybek

İZMİR

Veli Aksoy

Ali Rıza Bodur

Sabri Ergül

Birgen Keleş

Ufuk Söylemez

Sabri Tekir

İsmail Yılmaz

KAHRAMANMARAŞ

Hasan Dikici

Avni Doğan

Ahmet Dökülmez

Mustafa Kamalak

Mehmet Sağlam

Ali Şahin

KARABÜK

Şinasi Altıner

Hayrettin Dilekcan

KARAMAN

Abdullah Özbey

Zeki Ünal

KARS

Sabri Güner

Zeki Karabayır

KASTAMONU

Fethi Acar

Nurhan Tekinel

Haluk Yıldız

KAYSERİ

Memduh Büyükkılıç

Osman Çilsal

Ayvaz Gökdemir

Abdullah Gül

Nurettin Kaldırımcı

Salih Kapusuz

Recep Kırış

KIRIKKALE

Kemal Albayrak

Hacı Filiz

Mikail Korkmaz

KIRKLARELİ

İrfan Gürpınar

A. Sezal Özbek

KIRŞEHİR

Cafer Güneş

KİLİS

Mustafa Kemal Ateş

Doğan Güreş

KOCAELİ

Necati Çelik

İsmail Kalkandelen

Onur Kumbaracıbaşı

Osman Pepe

Bekir Yurdagül

KONYA

Hüseyin Arı

Nezir Büyükcengiz

Veysel Candan

Remzi Çetin

Mehmet Necati Çetinkaya

Abdullah Gencer

Teoman Rıza Güneri

Hasan Hüseyin Öz

Mustafa Ünaldı

Lütfi Yalman

Mehmet Ali Yavuz

KÜTAHYA

Ahmet Derin

İsmail Karakuyu

Metin Perli

MALATYA

Oğuzhan Asiltürk

Yaşar Canbay

Ayhan Fırat

Fikret Karabekmez

M. Recai Kutan

MANİSA

Rıza Akçalı

Bülent Arınç

Erdoğan Yetenç

MARDİN

Fehim Adak

Mahmut Duyan

Hüseyin Yıldız

MUĞLA

İrfettin Akar

Zeki Çakıroğlu

Mustafa Dedeoğlu

MUŞ

Necmettin Dede

Nedim İlci

Sabahattin Yıldız

NEVŞEHİR

Mehmet Elkatmış

Ahmet Esat Kıratlıoğlu

NİĞDE

Mehmet Salih Katırcıoğlu

Ergun Özkan

ORDU

Hüseyin Olgun Akın

Mustafa Hasan Öz

SAKARYA

Nezir Aydın

Cevat Ayhan

Nevzat Ercan

Ertuğrul Eryılmaz

SAMSUN

Cemal Alişan

Ahmet Demircan

Murat Karayalçın

Nafiz Kurt

Latif Öztek

Musa Uzunkaya

SİİRT

Mehmet Nurettin Aydın

Mehmet Emin Aydın

SİNOP

Kadir Bozkurt

SIVAS

Musa Demirci

Tahsin Irmak

Mahmut Işık

Temel Karamollaoğlu

Abdüllatif Şener

Nevzat Yanmaz

Muhsin Yazıcıoğlu

ŞANLIURFA

Sedat Edip Bucak

Necmettin Cevheri

Zülfükar İzol

Ahmet Karavar

Abdulkadir Öncel

M. Fevzi Şıhanlıoğlu

ŞIRNAK

Bayar Ökten

Mehmet Tatar

TEKİRDAĞ

Nihan İlgün

TOKAT

Abdullah Arslan

Hanefi Çelik

Ali Şevki Erek

Ahmet Feyzi İnceöz

Bekir Sobacı

Şahin Ulusoy

TRABZON

Yusuf Bahadır

Kemalettin Göktaş

Şeref Malkoç

İsmail İlhan Sungur

TUNCELİ

Kamer Genç

Orhan Veli Yıldırım

UŞAK

Hasan Karakaya

VAN

Maliki Ejder Arvas

Mustafa Bayram

Fethullah Erbaş

Şaban Şevli

YALOVA

Cevdet Aydın

YOZGAT

İlyas Arslan

Kazım Arslan

Yusuf Bacanlı

Abdullah Örnek

ZONGULDAK

Necmettin Aydın

Ömer Barutçu

(Reddedenler)

ADANA

Uğur Aksöz

İmren Aykut

İbrahim Yavuz Bildik

M. Ali Bilici

Mehmet Büyükyılmaz

Mustafa Küpeli

Arif Sezer

ADIYAMAN

Mahmut Bozkurt

AFYON

H. İbrahim Özsoy

Yaman Törüner

Nuri Yabuz

AĞRI

Yaşar Eryılmaz

AMASYA

Aslan Ali Hatipoğlu

ANKARA

İlhan Aküzüm

Nejat Arseven

Agah Oktay Güner

Halis Uluç Gürkan

İrfan Köksalan

Mehmet Sağdıç

Yücel Seçkiner

İlker Tuncay

Aydın Tümen

Hikmet Uluğbay

ANTALYA

Arif Ahmet Denizolgun

İbrahim Gürdal

Sami Küçükbaşkan

Metin Şahin

ARTVİN

Süleyman Hatinoğlu

AYDIN

Cengiz Altınkaya

Sema Pişkinsüt

İsmet Sezgin

Yüksel Yalova

BALIKESİR

Safa Giray

Tamer Kanber

Mustafa Güven Karahan

Hüsnü Sıvalıoğlu

BARTIN

Zeki Çakan

Cafer Tufan Yazıcıoğlu

BATMAN

Ataullah Hamidi

BAYBURT

Ülkü Güney

BİNGÖL

Mahmut Sönmez

BİTLİS

Edip Safder Gaydalı

Kamran İnan

BOLU

Avni Akyol

Abbas İnceayan

Mustafa Karslıoğlu

BURDUR

Yusuf Ekinci

Kazım Üstüner

BURSA

Ali Rahmi Beyreli

Cavit Çağlar

İlhan Kesici

Hayati Korkmaz

Cemal Külahlı

Feridun Pehlivan

Ertuğrul Yalçınbayır

ÇANAKKALE

Hikmet Aydın

Mustafa Cumhur Ersümer

ÇANKIRI

Mete Bülgün

DENİZLİ

Hasan Korkmazcan

Haluk Mütfüler

DİYARBAKIR

Muzaffer Arslan

Ferit Bora

Sebgatullah Seydaoğlu

EDİRNE

Evren Bulut

Mustafa İlimen

Erdal Kesebir

ERZURUM

Necati Güllülü

ESKİŞEHİR

Necati Albay

Mustafa Balcılar

Demir Berberoğlu

İbrahim Yaşar Dedelek

Mahmut Erdir

GAZİANTEP

Mehmet Batallı

Ali Ilıksoy

Mustafa R. Taşar

Ünal Yaşar

Mustafa Yılmaz

GİRESUN

Burhan Kara

Yavuz Köymen

GÜMÜŞHANE

Mahmut Oltan Sungurlu

HAKKÂRİ

Naim Geylani

HATAY

Ali Günay

Levent Mıstıkoğlu

Ali Uyar

Hüseyin Yayla

IĞDIR

Adil Aşırım

ŞamilAyrım

ISPARTA

Erkan Mumcu

İÇEL

Halil Cin

Ali Er

Abdulbaki Gökçel

Mustafa İstemihan Talay

Rüştü Kazım Yücelen

İSTANBUL

Bülent Akarcalı

Ziya Aktaş

Yıldırım Aktuna

Ahat Andican

Refik Aras

Mehmet Aydın

Nami Çağan

H. Hüsnü Doğan

Halit Dumankaya

Bülent Ecevit

Hasan Tekin Enerem

Yılmaz Karakoyunlu

M. Cavit Kavak

Osman Kılıç

Mehmet Tahir Köse

Emin Kul

Necdet Menzir

Yusuf Namoğlu

Ali Talip Özdemir

H. Hüsamettin Özkan

Yusuf Pamuk

Ahmet Tan

Güneş Taner

Zekeriya Temizel

Erdoğan Toprak

Şadan Tuzcu

Bahattin Yücel

İZMİR

Turhan Arınç

Işın Çelebi

Hasan Denizkurdu

İ. Kaya Erdem

Şükrü Sina Gürel

Aydın Güven Gürkan

Mehmet Köstepen

Atilla Mutman

Metin Öney

Ahmet Piriştina

Rüşdü Saracoglu

Işılay Saygın

Rifat Serdaroğlu

Suha Tanık

Hakan Tartan

Zerrin Yeniceli

KAHRAMANMARAŞ

Esat Bütün

Ali Doğan

KARABÜK

Erol Karan

KARAMAN

Firkret Ünlü

KARS

Y. Selahattin Beyribey

Çetin Bilgir

KASTAMONU

Murat Başesgioğlu

Hadi Dilekçi

KAYSERİ

İsmail Cem

İbrahim Yılmaz

KIRIKKALE

Recep Mızrak

KIRKLARELİ

Cemal Özbilen

Necdet Tekin

KIRŞEHİR

Ömer Demir

KOCAELİ

Bülent Atasayan

Halil Çalık

Hayrettin Uzun

KONYA

Ahmet Alkan

Abdullah Turan Bilge

Ali Günaydın

Mehmet Keçeciler

KÜTAHYA

Mustafa Kalemli

Emin Karaa

Mehmet Korkmaz

MALATYA

Miraç Akdoğan

Metin Emiroğlu

MANİSA

Abdullah Akarsu

Tevfik Diker

Hasan Gülay

Sümer Oral

Ekrem Pakdemirli

Cihan Yazar

MARDİN

Süleyman Çelebi

Ömer Ertaş

MUĞLA

Lale Aytaman

Enis Yalım Erez

Fikret Uzunhasan

MUŞ

Erkan Kemaloğlu

NEVŞEHİR

Abdulkadir Baş

NİĞDE

Akın Gönen

ORDU

İhsan Çabuk

Mustafa Bahri Kibar

Müjdat Koç

Nabi Poyraz

Şükrü Yürür

RİZE

Hüseyin Avni Kabaoğlu

Ahmet Kabil

Ahmet Mesut Yılmaz

SAKARYA

Teoman Akgür

Ahmet Neidim

ErsinTaranoğlu

SAMSUN

İrfan Demiralp

Ayhan Gürel

Yalçın Gürtan

Biltekin Özdemir

Adem Yıldız

SİİRT

Nizamettin Sevgili

SİNOP

Metin Bostancıoğlu

Yaşar Topçu

ŞANLIURFA

Seyit Eyyüpoğlu

Eyyüp Cenap Gülpınar

ŞIRNAK

Mehmet Salih Yıldırım

TEKİRDAĞ

Fevzi Aytekin

Bayram Fırat Dayanıklı

Enis Sülün

TOKAT

Metin Gürdere

TRABZON

Ali Kemal Başaran

İbrahim Çebi

Hikmet Sami Türk

UŞAK

Yıldırım Aktürk

Mehmet Yaşar Ünal

VAN

Şerif Bedirhanoğlu

YALOVA

Yaşar Okuyan

YOZGAT

Lutfullah Kayalar

ZONGULDAK

Veysel Atasoy

Tahsin Boray Baycık

Hasan Gemici

(Oya Katılmayanlar)

ADANA

Cevdet Akçalı

ÇANAKKALE

A. Hamdi Üçpınarlar

ÇORUM

Yasin Hatiboğlu (Bşk. V.)

GAZİANTEP

Hikmet Çetin (Bşk.)

İSTANBUL

Sedat Aloğlu

Cefi Jozef Kamhi

Ercan Karakaş

İZMİR

Şekibe Gençay Gürün

MANİSA

Ayseli Göksoy

MARDİN

Muzaffer Arıkan

NİĞDE

Doğan Baran

ORDU

Refaiddin Şahin

TEKİRDAĞ

Hasan Peker

VAN

Mahmut Yılbaş

YOZGAT

İsmail Durak Ünlü

ZONGULDAK

Osman Mümtaz Soysal

(Açık Üyelikler)

ANKARA : 2

BİLECİK : 1

BURSA : 1

KIRŞEHİR : 1

KOCAELİ : 1

KONYA : 1

MANİSA : 1

RİZE : 1

ŞANLIURFA : 1

TRABZON : 1

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.