Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

T.B.M.M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 13

12 nci Birleşim

24 . 10 . 1996 Perşembe

İÇİNDEKİLER

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün'ün, çiftçilerin ve hayvan üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. - Edirne Milletvekili Mustafa İlimen'in, çeltik üreticisinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

3. - İçel Milletvekili Halil Cin'in, seracılıkla uğraşan çiftçilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. - Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin ve 20 arkadaşının, sağlığa zararlı şeker ithal edildiği iddialarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/117)

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Afyon Milletvekili Yaman Törüner'in, (10/17) esas numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (3/530)

V. - ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. - 107 sıra sayılı 5680 sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ve çalışma süresine ilişkin RPGrubu önerisi

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

2. - Özürlüler İdaresi Başkanlığı Kurulmasına ve Özürlülerin Durumları ile İlgili Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/438) (S. Sayısı : 101)

3. - Adana Milletvekili Halit Dağlı ve 7 Arkadaşı ile Refah Partisi Grup Başkanvekili Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu ve 4 Arkadaşının, Toprakkale Adıyla Bir İlçe ve Osmaniye Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifleri; Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 6 Arkadaşının, Adana İli Osmaniye İlçesinin İl Olması Hakkında Kanun Teklifi; Adana Milletvekili Erol Çevikçe'nin, Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ile Adana Milletvekili Uğur Aksöz ve 6 Arkadaşının, Bir İlçe ve Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (2/446, 2/457, 2/401, 2/439, 2/447) (S. Sayısı : 108)

4. - 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/408) (S. Sayısı 100)

5. - Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ile Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya'nın, 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/469) (S. Sayısı 107)

VII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Artvin Milletvekili Süleyman Hatinoğlu'nun, Artvin, Bartın ve Çankırı illerine bugüne kadar vali atanmaması nedenine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın yazılı cevabı (7/1278)

2. - İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Trafik Yasa Tasarısına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın yazılı cevabı (7/1296)

3. - Niğde Milletvekili Akın Gönen'in, Niğde Gümrük Müdürlüğüne yapılacak personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın yazılı cevabı (7/1309)

4. - Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz'in, cezası kesinleşen bir şahsın yakalanmama nedenlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın yazılı cevabı (7/1329)

5. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, vakıf eserlerinin kiraya verilme şartlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç'un yazılı cevabı (7/1361)

6. - Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasan'ın, Muğla-Yatağan İlçesine bir SSK hastanesi yapılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/1371)

7. - Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu'nun, Sakarya İl Belediye Başkanlığınca işten çıkarılan işçilere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/1383)

8. - Samsun Milletvekili Yalçın Gürtan'ın, Samsun Gümrüğü ve Gümrük Müdürüne ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın yazılı cevabı (7/1403)

9. - Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun, oyuncak türündeki patlayıcı madde satışının yasaklanmasına ve halka açık yerlerde tombala oynatılmamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın yazılı cevabı (7/1427)

10. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, telefon fatura bedellerinin banka şubelerine ödenebilmesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun yazılı cevabı (7/1440)

11. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Çorlu Havaalanı inşaatının geçikme nedenlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun yazılı cevabı (7/1441)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.

Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, doğalgaz satış fiyatlarını düzenleyen Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı tebliğlerine,

Kars Milletvekili Yusuf Selahattin Beyribey de, Kars İlinin 76 ncı Kurtuluş Yıldönümüne ve ekonomik, sosyal sorunları ile alınması gereken önlemlere,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın, Güneydoğu Anadolu'da mobil eğitim konulu projeye ilişkin gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam cevap verdi.

Rusya Federasyonuna gidecek olan :

Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez'in vekillik etmesinin uygun görülmüş olduğuna,

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, dönüşüne kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kalemli'nin vekâlet edeceğine,

İlişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile;

Pakistan Meclis Başkanının davetine icabetle bu ülkeyi ziyaret edecek Parlamento Heyetine Doğru Yol Partisinden Manisa Milletvekili Rıza Akçalı yerine, Sıvas Milletvekili Tahsin Irmak'ın katılacağına,

Doğ Yol Partisi Grubunca Türkiye-ATKarma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanlığında boş bulunan bir üyelik için İstanbul Milletvekili Hasan Tekin Enerem'in ve Anavatan Partisi Grup Başkanlığınca Kuzey Atlantik Asamblesi Türk Grubu yedek üyeliğinde boş bulunan bir üyelik için Sakarya Milletvekili Ahmet Neidim'in aday gösterildiğine,

İlişkin Başkanlık tezkereleri;

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

22.10.1996 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan 108 sıra sayılı Bir İl ve İki İlçe Kurulmasına Dair Kanun Teklifinin, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3 üncü sırasına, gündemin 28 inci sırasında yer alan 100 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, 23 üncü sırasında yer alan 75 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 25 inci sırasında yer alan 77 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı sırasına, 29 uncu sırasında yer alan 106 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına alınmasına ve 23.10.1996 Çarşamba günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; 3 Kasım 1996 Pazar günü yapılacak olan mahallî ara seçimler nedeniyle 30.10.1996 Çarşama ve 31.10.1996 Perşembe günlerinde Genel Kurul çalışmalarına ara verilmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve bağımsızlara düşen bir üyeliğe Çorum Milletvekili Hasan Çağlayan seçildi.

Gündemin "Kanun Tasarısı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının;

1 inci sırasında bulunan 23,

2 nci sırasında bulunan 101,

S. sayılı kanun tasarılarının görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

Üç İlçe ve Bir İl Kurulması ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/446, 2/457, 2/401, 2/439, 2/447) (S Sayısı : 108) müzakerelerine başlanarak geçici madde 1'e kadar kabul edildi.

24 Ekim 1996 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.51'de son verildi.

Kamer Genç

Başkanvekili

Ünal Yaşar Mustafa Baş

Gaziantep İstanbul

Kâtip Üye Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

24 . 10 . 1996 PERŞEMBE

Rapor

1. - Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner ve 11 Arkadaşının, 5.1.1961 Tarihli ve 237 Sayılı Taşıt Kanununa Bağlı (1) Sayılı Cetvelde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/322) (S. Sayısı : 111) (Dağıtma tarihi : 24.10.1996) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin ve 20 arkadaşının, sağlığa zararlı şeker ithal edildiği iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/117) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.10.1996)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

24 Ekim 1996 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Mustafa BAŞ (İstanbul)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 nci Birleşimini açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(İçel Milletvekili Ali Er'e kadar yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekili arkadaşımıza gündemdışı söz vereceğim.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün'ün, çiftçilerin ve hayvan üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Gündemdışı ilk sözü, çiftçilerin ve hayvan üreticilerinin sorunlarına ilişkin olarak, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Sülün'e veriyorum.

Buyurun Sayın Sülün. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

ENİS SÜLÜN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarımsal gayri safî üretim değerimizin yüzde 30'unu oluşturan hayvancılık, ilimiz için önemli bir tarımsal faaliyet koludur. Meraya dayalı hayvancılık kolu olan koyunda sayısal azalmalar görülürken, büyükbaş hayvan varlığımız 138 bin 644'e ulaşmış bulunmaktadır.

Bilindiği gibi, hayvansal ürünlere gün geçtikçe artan talebin karşılanmasında, hayvan sayısını artırmak veya birim başına verimi yükseltmek gibi iki seçenek mevcuttur. Hayvan sayısını sürekli olarak artırmak mümkün ve ekonomik olmadığından, hayvan başına verimin yükseltilmesi gerekmektedir. Bu da, ancak, ırk, ıslah ve çevre şartlarının iyileştirilmesiyle mümkündür.

Ülkemizde, 1987 yılından itibaren, hayvancılığın geliştirilmesi, damızlık hayvan kalitesinin yükseltilmesi amacıyla, devlet ve özel sektör eliyle binlerce ithal inek getirilmiştir. İlimizde 16 firma, 11.9.1996 tarihine kadar, 14 bin 799 baş saf kan damızlık gebe düve ithal etmişir.

Özellikle, ilk yıllarda, sektördeki firmaların ve Hükümetin daha seçici davranması sebebiyle iyi sonuçlar elde edilmiş; ancak, geçtiğimiz son yıllarda, gerek firma sayısının hızla artması gerekse ithal olayının ticarî yöne kayması, hayvancılığımızı olumsuz etkilemiştir. Üretici perişan olmuştur. Bugün, gelinen noktada üreticimiz korumasız kalmıştır. Gelişmiş ülkelerin yetiştiricileri, devletten, büyük teşvikler ve krediler alırken, bizim üreticilerimiz, uygulanan yanlış politikalar sebebiyle elindeki hayvanları satar duruma getirilmiştir; rekabet imkânı ise tamamen bitmiştir.

İthal edilen hayvan sayısına ve hayvanların dağıtıldığı işletmelere baktığımızda, işletme başına 3 hayvan düşmektedir; yani, bu, şu demektir: İşletmeci, hayvancılık faaliyetlerinden kolayca vazgeçecek durumdadır. Zira, 3 başlık işletme için sütten başka bir gelir yoktur. Bunun için, süratle, en az 20'şer başlık işletmelerin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Kapasiteyle birlikte ucuz kredi temin edilmelidir.

İşletmelerimizin, geleneksel polikültür üretim yapan işletme görüntüsünden kurtarılarak, ihtisaslaşmış, ekonomik boyutta üretim yapan işletmelere dönüştürülmesi şarttır.

Sayın milletvekilleri, üretici gerçekten sıkıntıdadır. İthal edilen hayvanların yüzde 20'si hastalıklıdır, yüzde 20'si kısırdır. Devlet desteği sağlanmadığı gibi, bir yıldır hiçbir devlet desteği de olmamıştır. Faizler çalışmaktadır. Bu, ölen hayvan için de geçerlidir. Bu, nasıl mantıktır ki, ödenmesi gereken yüzde 26'lar ödenmemiş; ayrıca, bu miktar üzerinden faiz uygulanarak üretici cezalandırılmıştır. Ölen hayvanların, bugüne kadar, hâlâ sigortaları ödenmemiştir. Ne hazindir ki, hayvanını celeplere satmaya kalkan üretici, 3 150 marka aldığı hayvanını 50 milyona dahi satamıyor.

Bugünlerde, mağdur olan üretici, bir de Ziraat Bankasının hacziyle karşı karşıyadır. Burada, Hükümete görev düşmektedir. "Faiz haramdır; çiftçi borçları ertelenecektir" diyen Hükümete sesleniyorum: Üretici perişandır; üretici ayaktadır; üretici öfkelidir... Bu sese kulak tıkanmamalıdır.

Sayın milletvekilleri, Trakya, bu yıl kurak bir mevsim geçirdi. Bu, aynı zamanda yemde de sıkıntı olacağı anlamına gelmektedir. Bugün, bir çuval yem 1 milyon 250 bin TL'dir. İleriki günlerde, bu fiyat, kuşkusuz daha da artacaktır. Tedbir alınmaması sebebiyle üretici açlığa mahkûm edilmiştir. Günde 10 kilo yem, 10 kilo saman yediğinde, bu, 1 kilogram ete tekabül etmektedir. Kısacası, bir gündeki maliyeti 1 kilogram et olmaktadır. Bu anlayışla, gelecek günler, hayvan besiciliği adına parlak görünmemektedir. Süratle, faiz, borç ertelenmesi konusunda ciddî tedbirler alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, size, eksüre veriyorum; lütfen, toparlayın.

Buyurun.

ENİS SÜLÜN (Devamla) - Sonuç olarak, elimizdeki damızlıkların nitelikleri korunarak, gelecek nesillere aktarılması sağlanmalıdır. Damızlık hayvan talebini karşılamak için, kendi damızlık hayvanlarımız yetiştirilmeli ve bu konuda üreticilere gerekli destek verilmelidir. Koruyucu hekimlik uygulaması desteklenmelidir. İlimizde yüzde 99 oranında ıslah olan ineklerden elde edilen düvelerin, tespit ve kayıtları düzenli tutulmalıdır. Hayvan ihtiyacı olan besicilere, bunlar, Ziraat Bankası aracılığıyla uygun fiyatlarla verilmelidir. İthalatçı firmaya ödenen desteklemenin, direkt olarak üreticilere verilmesi, hayvancılığın gelişmesi ve ileri ülkelerle rekabete hazırlanması bakımından önem arz etmektedir.

Hepinize saygılar sunarım. Teşekkür ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sülün.

Gündemdışı konuşmaya Hükümet cevap vermiyor.

2. - Edirne Milletvekili Mustafa İlimen'in, çeltik üreticisinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Gündemdışı ikinci sözü, çeltik hasadının büyük hızla devam ettiği bu günlerde, çeltik üreticisinin sorunlarıyla ilgili olarak, Edirne Milletvekili Sayın Mustafa İlimen'e veriyorum.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika Sayın İlimen.

MUSTAFA İLİMEN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çeltik hasadının devam ettiği şu günlerde, üreticinin karşılaştığı probemlerle ilgili gündemdışı söz almış bulunuyorum; sizleri saygıyla selamlarım.

Tarımsal yapımız, içerisinde, bugünkü haliyle, ülke nüfusunun yarısına yakın bir bölümü, önemli ekonomik ve sosyal sorunlarla yaşamaktadır. Sektörün ekonomik gelişimi, son on yılda durduğu gibi, birçok alanda temel sorunlarımıza kaynak teşkil etmekte, ekonomik gelişmemizi olumsuz etkilemeye devam etmektedir.

Terörün artmasıyla başlayan içgöçün yarattığı sorunlar, aslında, tarım politikalarının ve stratejilerinin doğru tespit edilerek, uygulanmamasından kaynaklanmıştır. Sektör, yılda, ortalama 2 milyon kişiye yakın bir nüfusu kırsal alandan kentlere aktarmaktadır. Tarımsal kesimdeki gelir düşüklüğü ve dengesizliği, çok önemli boyutlara ulaşarak sosyal yapımızı bozan bir karakter taşımaktadır.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze kadar geçen yetmişüç yıl içerisinde sarf edilen bütün çabalara rağmen, hayvancılığımız yok olmaya başlamış, bitkisel üretimde ise, kendimize yeterliliğimiz bitmiş, tütün, çay ve fındıkta ise fazla ekimden dolayı sökmek, azaltma yapmak zorunda kalmışız.

İşte, bu açıklamalardan sonra, ülkemiz çeltik üreticisinin bugünkü durumunu kısaca açıklamak isterim. Neden çeltik; çünkü, son on yıldır uygulanan yanlış tarım politikaları, bu ürünün çıktısı olan pirinçte ülkemizi tamamen dışa bağımlı hale getirmiştir. Olaylar, hep, günlük ve kısa vadeli olarak düşünülmüştür. Örneğin, geçen yıl, seçim takviminin başlamasıyla birlikte, yıllardır çeltiği nazlı alan Toprak Mahsulleri Ofisi, büyük miktarda çeltik alımına gitmiştir. Buna, üretici de, bir noktada sevinmiş ve en azından, piyasa fiyatının düşmesi önlenmiştir.

Ülkemizde yıllık 400 bin ton civarında pirinç tüketilmekte olup, bunun çeltik olarak karşılığı 700 bin tondur. Bugün, sadece Edirne İlinde yaklaşık 300 bin dekar çeltik ekimi yapılmakta ve beklenen üretim 150-180 bin ton civarındadır; ülke üretiminin yaklaşık yüzde 40'ı.

Çeltiğin girdileri büyük miktarda ithal girdilerdir. Şu anda, kilogram maliyeti 33-35 bin lira arasındadır. Ayrıca, tarım sulamasında kullanılan elektrik fiyatlarının 1996 yılı başından itibaren büyük bir artış göstermesi, maliyet artışının en önemli nedenidir; bunun mutlaka düşürülmesi gerekmektedir.

Çeltikte, Hükümetin verdiği 44, 46 ve 48 bin liralık fiyat, üretici tarafından tepkiyle karşılanmasına rağmen, geçen yıl büyük bir süratle ürün alımı yapan Toprak Mahsulleri Ofisinin, bu yıl, maalesef, ince eleyip sık dokuması, ürün fiyatının 35 bin liraya kadar düşmesine neden olmuştur. Ayrıca, Edirne baldosu, uzun taneli çeltik olmasına rağmen, 43 bin lira başfiyattan işlem görmektedir. Bunun, derhal düzeltilmesi gerekir. Bunun yanı sıra, Ofis tarafından ödeme yapılmamaktadır. Tabiî ki, serbest ekonomiden yana olan tüccar ve sanayicimiz de, haklı olarak, bu düşük fiyattan çeltik alımı yapmaktadır.

Peki, üretici bunu hak etti mi? Pirincin marketteki fiyatı 100-130 bin lira arasında seyrederken, çeltiği 35 bin liradan satan üretici mi kazanacak; yoksa, pirinci 100-130 bin liradan yiyen tüketici mi? Hayır; ikisi de değil; malı depo yapan tüccar, ucuza kapatan sanayici ve sonuçta, üretim yetersiz kaldığı için ithalatı yapan ithalatçı kazanacak; çünkü, çeltik üretimi, 300-350 bin ton; İhtiyaç ise, 600-700 bin ton; sonuç, üretimin bir katı kadar ithalat...

Peki, hazine arazilerinden, olmamış köprüden kaynak arayan bu Hükümet, üreticiye hakkını vererek üretimin artmasına zemin hazırlasa kötü mü olur? İşte, bu, siyasî tercih meselesidir. Bu, ancak, Demokratik Sol Parti iktidarında gerçekleşecektir. (DSP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, kuraklıktan zarar gören Lalapaşa, Süleoğlu ve Edirne merkez köylerinin borçlarının faizsiz olarak bir yıl süreyle ertelenmesi, çiftçiyi memnun etmiş; ancak, Resmî Gazetede yayımlanmasına rağmen, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde, bugüne kadar, herhangi bir işlem yapılamamıştır. Üretici, bunu, hemen beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın İlimen, size, eksüre veriyorum; lütfen, konuşmanızı toparlayınız.

MUSTAFA İLİMEN (Devamla) - Ben diyorum ki, ülke nüfusunun yarısını barındıran tarım kesiminde yaşayan insanların insanca yaşamasını istiyorsanız, kentlerdeki gecekondu problemini halletmek istiyorsanız, çiftçinin ürününe, hak ettiği fiyatı veriniz. Tarım kesiminde akılcı destekleme politikalarıyla, kayıtdışı bu sektörü kayıt altına alınız ve en önemlisi, sosyal güvenceden yoksun bu kesimi, Demokratik Sol Partinin verdiği yasa teklifini değerlendirerek sağlık sigortası kapsamına alınız. Yoksa, çiftçiyi aldatıcı politikalarla bir yere varamazsınız. Artık, tarım kesimi insanları, boş nutuklara, rantiye ve adil düzen söylemlerine kanmayacaktır. Sokağa dökülen işçi ve memuru, çok kısa zamanda, üretici takip ederse hiç şaşırmayınız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın İlimen.

Gündemdışı konuşmaya, Hükümet cevap vermek istememektedir.

EVREN BULUT (Edirne) - Sayın Başkan, Tarım ve Köyişleri Bakanı burada yok; bana müsaade eder misiniz Komisyon Sözcüsü olarak?!.

BAŞKAN - Siz, bakan olduğunuz zaman, size de söz veririm; şimdi, bakan olmadığınız için söz veremiyorum, kusura bakmayın. Aslında, gönlüm, sizin bakan olmanızı da istiyor ama... (ANAP sıralarından alkışlar)

3. - İçel Milletvekili Halil Cin'in, seracılıkla uğraşan çiftçilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Efendim, üçüncü gündemdışı sözü, seracılıkla uğraşan topraksız ve az topraklı çiftçilerin sorunlarıyla ilgili olarak, İçel Milletvekili Prof. Dr. Halil Cin'e veriyorum.

Buyurun Sayın Cin. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

HALİL CİN (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, ülkemizin güneyinde, özellikle İçel İlinde, pek çok insan seracılıkla uğraşmaktadır. Bu yolla, bir yandan geçimlerini temin ederken, diğer yandan da ülke ekonomisine önemli katkıda bulunmaktadırlar. 1990 nüfus sayımına göre, İçel nüfusunun 500 bini köylerde yaşamaktadır. İlde, tarım arazileri oranı yüzde 24,5'tir; orman varlığı yüzde 55'tir.

Seracılık, gerek bölge çiftçisi gerekse ülke ekonomisi açısından, son derece önemlidir. Bu alanda karşılaşılan sorunların çözümlenmesi, bölgeye yeni iş imkânları ve çiftçiye refah getirecektir. Bölge çiftçisinin seracılık yapmak için yeterli toprağının olmaması; orman-köylü ilişkilerinin doğurduğu ihtilaflar; ilaç, gübre, naylon fiyatlarındaki olağanüstü artışlar, çiftçiyi rahatsız eden darboğazlardır.

Akdeniz Bölgesinin, dağlık olması sebebiyle, tarım alanları fazla değildir. Arazinin yüzde 88'i çeşitli eğimlerdeki arazidir. Ayrıca, sahil şeridine yakın olan ve ıslah edilmek suretiyle seracılığa elverişli hale getirilebilecek olan alanlar da, devletin hüküm ve tasarrufu altında ve bu bakımdan, özel mülkiyete konu olmayan yerlerdir. Önemli ölçüde taşlık, kayalık, çalılık olan bu araziyi atıl halde bırakmak yerine, sera kurmak veya bahçe yapmak isteyen çalışkan bölge çiftçisinin istifadesine sunmak, hem bölge çiftçisi hem de ülke ekonomisi bakımından önemli bir kaynak yaratmak olur. Kaynak arayan Refahyol Hükümetinin, kaynak anlayışına uygun bir durumdur diğer taraftan bu.

Bölge köylüsünü rahatsız eden diğer bir konu da, Orman Kanununun 2/b maddesi gereğince, orman sınırları dışına çıkarılıp, hazine adına tescil edilen alanların zilyetlerine devri işlemlerinin henüz tamamlanmamış olmasıdır. Ne yazık ki, İçel İli, görünüşte Türkiye'nin zengin illerinden biri gibi olsa da, İstanbul'dan sonra en çok göç alan ve kalkınmada geri kalmış bir ildir. Toros Dağları üzerindeki köyler, henüz elli yıl önceki Türkiye'nin şartlarında yaşamaktadır. İlin, Taşeli ve Toroslarda bulunan ilçe ve köyleri, kalkınmada öncelikli yöre olmayı beklemektedir. Bu suretle, büyük bir sebze ve meyve potansiyeli olan bölgeye, tarıma dayalı sanayi getirilecektir.

Toprağın sınırlı olmasının olumsuz sonuçları, entansif tarım ve sulamayla telafi edilebilir. Bölgede, Anavatan Partisi İktidarının uygulamaya koyduğu, programa aldırdığı, almayı planladığı sulama ve gölet projeleri -1991 yılında- bırakıldığı yerde kalmıştır. Bunların hayata geçirilmesi, Taşeli ve Toroslardan bereket fışkırmasını sağlayacak, bölge halkı yoksulluğu yenecek ve millî ekonomiye büyük katkı sağlanacak, köyden şehire göç duracaktır.

Bütün bunlara ilaveten İçel, tarihî kültür mirası, iklimi, coğrafyası itibariyle haiz olduğu eşsiz turizm potansiyelini, bir havaalanının bulunmaması, turizmde öncelikli yöre statüsüne kavuşamamış olması sebebiyle, ülkenin hizmetine koyamamış, kıyıların büyük bir kısmı yanlış yapılaşma, kirlenme, arazi yağmaları dolayısıyla kaybedilmiştir.

Devlete özel bir yatırım külfeti tahmil etmeden bulunacak en etkili çare, bölge köylüsüne seracılık yapabileceği toprağı sağlamaktır. Bu da, basit kanunî düzenlemelerle mümkündür.

Akdeniz kıyılarında atıl vaziyette duran dağlık, taşlık, çalılık araziler, bir kanunî düzenlemeyle ülke ekonomisinin hizmetine sokulabilir. Medenî Kanunun 641 ve 751 inci maddeleri hükümleriyle, Kadastro Kanunundan yararlanılarak, bu topraklar üzerinde, bu yerler üzerinde, üst hakkı tesis edilmek suretiyle, çiftçiye, uzun süreli, 99 yıl süreli tasarruf hakkı verilebilir. Bu hak, mirasçıya intikal eder, başkasına devri yasaklanır ve böylece, bölgede atıl halde duran büyük bir kaynak, milletin, millî ekonominin istifadesine sunulmuş olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Cin, size de eksüre veriyorum; lütfen, toparlar mısınız efendim.

Buyurun.

HALİL CİN (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Ekim 1996 günü, Genel Kurul toplantısında yapmış olduğum gündemdışı konuşmada yer alan, Atatürk sevgisiyle ilgili sözlerim üzerine, Refah Partisinden bir milletvekilinin, faşist suçlamasıyla şahsıma hakarette bunduğunu, tutanaklardan öğrenmiş bulunuyorum.

ŞİNASİ YAVUZ (Erzurum) - Bu konuşmayla onun ne alakası var?

HALİL CİN (Devamla) - Bu arkadaşa şunu söylemek isterim: Atatürk'ü sevmek ve onun izinden yürümek faşistlikse, bunu, şeref sayar, yüzbin kere faşist olurum. (ANAP sıralarından alkışlar)

Ancak, Atatürk düşmanlığını da, burada ettiğimiz yemine, vatan ve insanlığa ihanet saydığımı, aynı inanç ve kararlılıkla burada tekrar ederim.

Saygılarımla. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Cin.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) - Atatürk'e en büyük kötülüğü sen yapıyorsun.

BAŞKAN - Efendim, lütfen... Müdahale etmeyelim.

Gündemdışı konuşmaya cevap?.. Yok.

Sayın Cin, aslında, sataşmaya cevap vermek gerekmez; çünkü, bayatlaşmış sataşmalara cevap vermek pek değer ifade etmiyor. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Efendim, doğruyu söyledim; sataşmaya, anında cevap verirseniz makuldur; bayatlayınca, eski etkinliğini pek göstermiyor.

Gündemdışı konuşmalar bitmiştir.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. - Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin ve 20 arkadaşının, sağlığa zararlı şeker ithal edildiği iddialarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/117)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anavatan Partisi-Doğru Yol Partisi Koalisyon Hükümeti döneminde, Tarım ve Köyişleri Bakanının talimatıyla tahlil raporlarının olumsuz çıkmasına rağmen, ülkemize kükürtdioksit oranı yüksek kristal tozşekeri sanayii ürünü olarak ithal edilmiştir. İthal edilen tozşeker, Türk Standartları Enstitüsünce saptanan azamî kükürtdioksit oranının (Max 20ppc) çok üstünde kükürtdioksit içermektedir.

Tozşeker, Bulgaristan Enagro Enerji Gıda ve Tarımsal Ürünler Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından gemiyle Tekirdağ Limanına getirildiğinde, Tekirdağ Tarım il Müdürlüğü tarafından numuneler alınmıştır. Bu numunelerden biri İstanbul Tarım İl Müdürlüğü Şenlikköy Laboratuvarına gönderilmiş, bir numune de ilgili firmaya verilmiştir.

27.6.1996 tarihinde yapılan analiz sonucunda kükürtdioksit oranı standardın çok üzerinde 47,04 ppc olarak çıkmıştır. Bunun üzerine firma yetkilileri, kendi ellerindeki numunenin tahlilini 2.7.1996 tarihinde İstanbul İl Kontrol Laboratuvarına yaptırmışlardır. Bu kez de 54,40 ppc kükürtdioksit oranı ile karşılaşılmıştır.

İthal edilen tozşekerin geri gönderilmesi gerekirken, Bakanlık tarafından verilen telefon talimatı üzerine gemiden yeni bir numune alınıp 8.7.1996 tarihinde Bursa Gıda Teknolojisi Araştırma Enstitüsünce tahlil yaptırılmış, bu kez de, yine, Türk Standartları Enstitüsünce saptanan orandan yüksek, 22,40 mg/kg kükürtdioksit oranı saptanmıştır. Bakanlık, tahlil sonucunu değerlendirerek, limite yakın olması nedeniyle tolere edilebilir olduğunu belirtmiş, sanayide kullanılması koşuluyla ve satıcı firmadan taahhütname alınarak, gemiden Tekirdağ Limanına 2 100 ton tozşekerin indirilmesine izin vermiştir.

Kendisi sanayi ürünü olan şekerin hangi sanayide kullanılacağı insan sağlığının tehlikeye girmesi karşısında nasıl bu denetimin uygulanacağı belirsizdir.

Tozşekerin ithalinden çok kısa bir süre sonra aynı şirketin Bulgaristan'dan gelen bir gemisi Tekirdağ Limanına, yine, şeker yüklü olarak gelmiştir. Tekirdağ Tarım İl Müdürlüğü tarafından İstanbul Şenlikköy'e gönderilen numune üzerinden yapılan tahlilde 41,6 mg/kg; Bursa Gıda Teknolojisi Araştırma Enstitüsünce bu kez farklı bir kişi tarafından yapılan tahlilde 40,8 mg/kg oranında kükürtdioksite rastlanmıştır. Bu kez, aynı limandan aynı kalitede gelen şeker, sanayi ürünü olarak boşaltılamamıştır.

Bilim adamları, özellikle ithal edilen şekerin sağlığa zararlı maddelere ve boyalara karşı çok iyi denetlenmesi gerektiğini belirtmektedirler. Sağlığa aykırı şeker, hamile kadınların anormal doğum yapmasına neden olabilmektedir. Para için kendi insanını, çocuklarını, bebeklerini zehirleyen zihniyetteki insanları, bu ülkede sağlıksız bir nesil yetişmesine neden olanlar, bu ülkeye büyük kötülük yapmış olmaktadırlar.

Yüce Atatatürk bu ülkeyi gençliğe emanet etmiştir. Gençlik dinamik, zeki ve sağlıklı olduğu sürece ülkemizin geleceği güvence altına alınmış demektir.

Sonuç olarak, Anayasanın 98 inci, Meclis İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1. Fevzi Aytekin (Tekirdağ)

2. Hilmi Develi (Denizli)

3. Necdet Tekin (Kırklareli)

4. Mustafa İlimen (Edirne)

5. Sema Pişkinsüt (Aydın)

6. Emin Karaa (Kütahya)

7. Bülent H.Tanla (İstanbul)

8. Hasan Gemici (Zonguldak)

9. Hayati Korkmaz (Bursa)

10. Hakan Tartan (İzmir)

11. Nami Çağan (İstanbul)

12. Ahmet Piriştina (İzmir)

13. Mehmet Tahir Köse (İstanbul)

14. Mehmet Aydın (İstanbul)

15. Cafer Tufan Yazıcıoğlu (Bartın)

16. Erol Karan (Karabük)

17. Aydın Tümen (Ankara)

18. Yüksel Aksu (Bursa)

19. Halil Çalık (Kocaeli)

20. Mustafa Güven Karahan (Balıkesir)

21. Hasan Gülay (Manisa)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler sırasında karara bağlanacaktır.

Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Afyon Milletvekili Yaman Törüner'in, (10/17) esas numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (3/530)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(10/17) Esas No'lu Zorunlu Tasarruf Kesintilerinin Değerlendirilmesi Araştırma Komisyonundaki görevimden istifa ediyorum.

Gereğini bilgilerinize arz ederim.

Yaman Törüner

Afyon

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Refah Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:

V. - ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. - 107 sıra sayılı 5680 sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ve çalışma süresine ilişkin RPGrubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24.10.1996 Perşembe günü yapılan toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Salih Kapusuz

RP Grubu Başkanvekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 31 inci sırasında yer alan 107 sıra sayılı 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin, bu kısmın 5 inci sırasına alınması ve 6 ncı sıraya kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Bir dakika efendim... Öneriyi henüz işleme koymadık...

Öneri üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır. (RP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

BAŞKAN - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

2. - Özürlüler İdaresi Başkanlığı Kurulmasına ve Özürlülerin Durumları ile İlgili Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/438) (S. Sayısı : 101)

BAŞKAN - Özürlüler İdaresi Başkanlığı Kurulmasına ve Özürlülerin Durumları ile İlgili Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

3. - Adana Milletvekili Halit Dağlı ve 7 Arkadaşı ile Refah Partisi Grup Başkanvekili Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu ve 4 Arkadaşının, Toprakkale Adıyla Bir İlçe ve Osmaniye Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifleri; Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 6 Arkadaşının, Adana İli Osmaniye İlçesinin İl Olması Hakkında Kanun Teklifi; Adana Milletvekili Erol Çevikçe'nin, Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ile Adana Milletvekili Uğur Aksöz ve 6 Arkadaşının, Bir İlçe ve Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (2/446, 2/457, 2/401, 2/439, 2/447) (S. Sayısı : 108) (Devam) (1)

BAŞKAN - Adana Milletvekili Halit Dağlı ve 7 Arkadaşı ile Refah Partisi Grup Başkanvekili Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu ve 4 Arkadaşının; Toprakkale Adıyla Bir İlçe ve Osmaniye Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifleri; Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 6 Arkadaşının; Adana İli Osmaniye İlçesinin İl Olması Hakkında Kanun Teklifi; Adana Milletvekili Erol Çevikçe'nin, Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ile Adana Milletvekili Uğur Aksöz ve 6 Arkadaşının; Bir İlçe ve Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz üzere, bu kanun teklifinin 3 üncü maddesi müzakere edilerek kabul edilmişti.

2 nci maddede kabul edilen öneri doğrultusunda, 4 sayılı listede geçen bazı yer isimlerinde Kanunlar Müdürlüğü elemanlarının yaptıkları redaksiyon çalışmaları sırasında tereddütleri hâsıl olmuştur.

Tecirli Bucağı mı diyeceğiz arkadaşlar; onu söyler misiniz?

MEHMET ALİ BİLİCİ (Adana) - Tecirli Bucağı.

BAŞKAN - Tecirli...

Bir "Sarayova" bir de "Sarayoba" diye geçiyor; hangisi doğru efendim?

İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sarayoba.

BAŞKAN - Peki.

(x) 108 S.Sayılı Basmayazı 23.10.1996 tarihli 11 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

Sumbas mı, Sunbaş mı?

İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkanım, Sumbas.

BAŞKAN - Yine "Sinanova" ve "Sinanoba" diye geçiyor; hangisi doğru?

İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sinanova.

BAŞKAN - Peki efendim.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunla kurulan il ve ilçelerde merkezi idare tarafından oluşturulacak teşkilatla ilgili her türlü atama işlemleri bu Kanunun yürürlüğe girişinden itibaren geçecek 60 günlük süre içinde tamamlanır.

Bu süre içinde yeni kurulan il ve bu ile bağlanan ilçelerde merkezî ve mahallî idarelere ait her türlü iş ve işlemler ile idarî ve adlî davalar ve bunlara ilişkin bütün iş ve işlemler halihazır bağlılık durumuna göre yürütülür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici 1 inci madde kabul edilmiştir.

Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - Bu Kanunla kurulan ilin il genel meclisi, merkez ilçe ile bu İle bağlanan ilçelerin halihazır il genel meclis üyelerinden teşekkül eder. İl genel meclisi, valinin davetiyle toplanır, organlarını seçer ve bütçesini yapar.

Toprakkale, Cevdetiye ve Kırmıtlı ilçelerinin il genel meclisi üyelerinin seçimi, yapılacak ilk mahallî idareler ara seçimiyle birlikte yapılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyle ilgili bir önerge var...

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Sayın Başkan, Komisyon bir şey söylemek istiyor.

BAŞKAN - Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Sayın Başkan, daha evvel kabul edilen bir önerge ile Cevdetiye ve Kırmıtlı çıkarılmış idi. Zannediyorum, redaksiyonda bunu da düzeltmek lazımdır.

Arz ediyorum.

BAŞKAN - O konuda önerge var da, onun için.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Önerge şimdi geldi Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin Geçici 2 nci maddesindeki "Cevdetiye" ve "Kırmıtlı" ibarelerinin "Hasanbeyli" ve "Sumbas" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz Saffet Arıkan Bedük Ali Rıza Gönül

Kayseri Ankara Denizli

RP Grubu Başkanvekili DYP Grubu Başkanvekili DYP Grubu Başkanvekili

Temel Karamollaoğlu Ertuğrul Eryılmaz Hasan Ekinci

Sıvas Sakarya Artvin

BAŞKAN - Önergeye, Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET AĞAR (Elazığ) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Zaten, bu, 1 inci maddede kabul ettiğimiz esasa göre bir düzeltmedir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Geçici 2 nci maddeyi, kabul edilen önerge yönündeki değişik şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici 2 nci madde kabul edilmiştir.

Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3. - Bu Kanunla kurulan İle bağlanan ilçelerdeki il özel idaresinin bütün nakit, varidat, tahakkuk, tahsilat, bakaya, muamele ve hesapları, menkul ve gayrimenkulleri, hak, alacak ve borçları ve bunlarla ilgili defter, dosya ve evrak, Kanunun yürürlüğe girmesini takip eden 90 ıncı günden itibaren bu ilçelerin bağlandığı İl Özel İdaresine geçer ve bu tarihi takip eden 10 günlük süre içinde devir ve teslimi yapılır.

Gayrimenkullerin tapu kayıtları harçsız olarak yeni kurulan İlin özel idaresi adına tashih ve tescil edilir.

Özel idare kadrolarında bulunup bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görev yapan memur ve sözleşmeli personel, kadroları ve her türlü hak ve alacakları ile birlikte başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bu ilçelerin bağlandığı İl Özel İdaresine devredilmiş sayılır.

Bu personelin, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 90 günlük süre içindeki maaş ve ücretleri ile her türlü hak ve alacakları halen bağlı bulundukları il özel idaresince karşılanır. 90 günlük sürenin bitiminin maaş ve ücret ödeme tarihine denk gelmemesi halinde bu süre peşin ödenmiş olan en son maaş ve ücretin ait olduğu zaman sonuna kadar uzatılmış sayılır. Bu ödemeyi yapmış olan il özel idaresince herhangi bir iade talebinde bulunulamaz.

Bu Kanunla kurulan İlin özel idare bütçesinin yürürlüğe girmesine kadar geçen süre içinde bu ile bağlanan ilçelerdeki özel idarelere ait personelin özlük haklarına ilişkin her türlü ödemelerin mahsubu bilahara yapılmak üzere, halen bağlı bulundukları il özel idaresince karşılanmasına devam olunur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici 3 üncü madde kabul edilmiştir.

Geçici 4 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 4. - Bir defaya mahsus olmak üzere 237 sayılı Taşıt Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanmaması kaydıyla bu Kanun ile kurulacak Osmaniye Valiliği için 1996 yılı Genel Bütçe Kanununa ekli (T) işaretli cetvelin (1.a) sırasından bir adet binek otomobil satın alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Bir önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin geçici 4 üncü maddesinde geçen "adet" ibaresinden sonra gelmek üzere, "yine bu Kanunla kurulacak Toprakkale, Hasanbeyli ve Sumbas ilçeleri kaymakamlıkları için aynı Bütçe Kanununa ekli (T) işaretli cetvelin ikinci sırasından üç adet" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz Ali Rıza Gönül Oğuzhan Asiltürk

RP Grup Başkanvekili DYP Grup Başkanvekili RP Grup Başkanvekili

Muhammet Polat Abdulkadir Öncel

Aydın Şanlıurfa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET AĞAR (Elazığ) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet ve Komisyon önergeye katılıyor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Geçici 4 üncü maddeyi, kabul edilen bu önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici 4 üncü madde, kabul edilen bu önerge doğrultusunda kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?..

MEHMET BÜYÜKYILMAZ (Adana) - Şahsım adına söz istiyorum efendim.

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) - Ben de şahsım adına söz istiyorum efendim.

BAŞKAN - Peki efendim.

Sayın Büyükyılmaz, buyurun.

Süreniz 5 dakika efendim,

MEHMET BÜYÜKYILMAZ (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmaniye'nin il olmasıyla ilgili kanunu görüşüyoruz, bitmesi de yakın. Yalnız, Osmaniye'ye bağlanan ilçelerimiz arasında Kadirli'nin bu konuda çok büyük tepkisi var. Burada, tüm siyasî partilerin ilçe başkanlarının, imzaları olan bir dilekçesi var. Yalnız, biz, Demokratik Sol Parti olarak, dilekçemizi verdiğimiz zaman, Meclis Başkanlığı "2 nci maddenin tekrar müzakere edilebilmesi için ya İktidar Grubundan yahut da Komisyon Başkanlığından teklif gelmesi lazım" dediler. Onun için, burada, Komisyonu ve Hükümet üyelerini, bu dilekçemizi desteklemeye davet ediyoruz. Bu dilekçemiz desteklendiği takdirde, Kadirli, Adana'ya bağlı olarak kalacaktır; zaten Kadirliler de bunu istemektedir. Çünkü, burada, tüm siyasî partilerin ilçe başkanlarının imzası vardır efendim.

Hepinize teşekkür ediyorum ve desteğe davet ediyorum.

Sağ olun. (DSP sıralarından akışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Büyükyılmaz.

Yalnız, sizin bu beyanatınıza itibar etmek mümkün değil. Bizim İçtüzüğümüze göre tekriri müzakere sistemi yok. (DSP sıralarından "Var" sesleri) Tekriri müzakere sistemi olmayınca, kabul edilmiş bir maddeyi, tekrar, ikinci bir defa müzakere ederek...

M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) - Var Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Sıtkı Cengil?.. Söz istemiyorlar.

Sayın Biltekin Özdemir, buyurun.

ORMAN BAKANI MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Sayın Başkan, Sayın Cevheri Grup adına konuşacak.

BAŞKAN - Grup adına konuşmalar geçti.

Sayın Özdemir, süreniz 5 dakikadır.

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bugün, gerçekten "Osmaniye" adıyla Türkiye mülkî taksimatına yeni bir ili kavuşturmanın mutluluğunun arifesindeyiz. Ancak, Hükümetin, Osmaniye'nin il olması konusunda huzurunuza ciddî hiçbir çalışma getiremediğini, esasen, Osmaniye'nin il oluşunu, çeşitli partilere mensup değerli milletvekili arkadaşlarımın bir teklifi muvacehesinde buraya geldiğini, haddizatında, Türkiye'nin mülkî taksimatı ve devletin yapılanması söz konusu olduğunda, bu nevi düzenlemelerin, Hükümet aşamasında her boyutuyla değerlendirilerek Büyük Millet Meclisinin huzuruna getirilmesi gerektiğini bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum. Nitekim, biraz önce, bir sayın milletvekili arkadaşım, Osmaniye'nin il olarak teşekkülünü kapsayan ilçeler içerisinde; örneğin, Andırın gibi bazı ilçelerimizin bulunmayışının, bu yörede huzursuzluk yarattığına işaret etmiş, ifade etmişlerdir.

Tabiî, olay, sadece, bununla da sınırlı değildir. Türkiye'nin çeşitli yörelerinde, Osmaniyemiz gibi, il olmaya ekonomik yönden, sosyal yönden, coğrafî yönden, hulasa, toplumun gereksinimleri yönünden layık birçok yerleşim alanlarımız vardır. Gönül arzu ederdi ki, Hükümet, bu konularda da tutarlı ve hazırlıklı olarak huzurunuzda bulunabilsin.

Osmaniye'ye, yarın öbür gün il olma durumuna geldiği zaman, Hükümet tarafından çeşitli harcamalar yapılacaktır. Hükümeti burada ikaz ediyor ve uyarıyorum. Haddizatında, böyle, masraf getirici bir düzenlemenin kaynağının gösterilmesi gerekir. Buraya yapılacak hizmetlerin kaynaklarının, getirilen bu teklifte gösterilmesi gerekir; ama, Hükümete ışık tutuyorum: Hazırlanmış olan 1996 yılı Bütçesinde, Maliye Bakanlığı Bütçesinde, bu nevi beklenmeyen hizmetler için, biz, Anavatan Partisi Hükümeti döneminde ekkaynaklar öngördük. Lütfen, Hükümet, hiç olmazsa, bu hazırlıklar sırasında, bu kaynakları geciktirmeden, herhangi bir mazeret ve bahane göstermeden Osmaniyemizin hizmetine süratle aktarsın.

Ben, bu düzenlemenin Osmaniyeli hemşerilerimize hayırlı olmasını diliyorum ve Osmaniyeli hemşerilerimizin ne yazık ki, bir seçim arifesine getirilmek suretiyle önlerine sunulan bu il olma teklifini de her boyutuyla iyi değerlendireceklerini düşünüyorum.

Bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET ALİ YAVUZ (Konya)- Sayın Başkan, Biltekin Bey, "Osmaniye ve il olacak bu tür yerler için sadece ve sadece Anavatan Partisi kaynak aktardı" diyor. O zaman Doğru Yol Partisi Hükümet ortağı idi; kendi cebinden mi ayırmış oldu?! (DYP sıralarından "Bravo"sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Peki; teşekkür ederim.

Madde üzerindeki konuşmalar bitmiştir.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 4 üncü madde kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum :

MADDE 5- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde, ANAP Grubu adına Sayın Mustafa Küpeli söz istemişlerdir.

Buyurun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan, DYP Grubu adına Sayın Cevher Cevheri konuşacak.

BAŞKAN - Peki efendim.

Sayın Küpeli, süreniz 10 dakikadır; buyurun.

ANAP GRUBU ADINA MUSTAFA KÜPELİ (Adana) -Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 108 sıra sayılı yasa teklifinin 5 inci maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Dün vermiş olduğum önergemde, Erzinlilerin ve Osmaniyelilerin istekleri doğrultusunda Erzin İlçesinin Osmaniye'ye bağlanmasını talep etmiştim.

LEVENT MISTIKOĞLU (Hatay) - Erzinlilerin öyle bir talebi yok!

ORMAN BAKANI MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Kendi önergene el kaldırdın mı?!

MUSTAFA KÜPELİ (Devamla) - Ama, ne yazık ki, iktidar partileri tarafından bu önergemiz reddedilmiştir.

Sayın Bakanımız oradan söylüyor; İçişleri Komisyonunda kabul edildi, Plan ve Bütçe Komisyonunda bir saat kadar Erzin İlçesi Osmaniye'ye bağlandı ve daha sonra Genel Kurulda reddedildi.

Şimdi, bunun yanında, tabiî, yine, Plan Bütçe Komisyonunda gerek Cevdetiye gerekse Kırmıtlı ilçe oldu; daha sonra burada Yüce Meclisimizde, iktidar partilerinin oylarıyla yine reddedildi.

Biz, Sumbas'ın ve Hasanbeyli'nin ilçe olmalarına karşı falan değiliz. Keşke, hem Kırmıtlı hem de Cevdetiye ilçe olsaydı, diğer iki ilçemiz de ona bağlanmış olsaydı... Neden, o zaman, Plan ve Bütçe Komisyonunda mutabakat sağladık, hep birlikte kabul ettik?.. Yani, ikisini de Plan ve Bütçe Komisyonunda biz kabul ettik; daha sonra, Genel Kurulda, sizlerin reyleriyle reddedildi ve arkasından, Sumbas ve Hasanbeyli yeniden ilçe yapıldı. Demek ki, istenseydi hem Cevdetiye hem Kırmıtlı da kalabilirdi.

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) - 3 kilometrelik yer ilçe olur mu?!.

MUSTAFA KÜPELİ (Devamla) - Şimdi, tabiî, Andırın İlçesine geldiğimiz zaman, Andırın, yine Osmaniye'ye bağlandı; daha sonra, tekrar çıkarıldı; yani, Osmaniye için, güzel Osmaniyemiz için yanlış yapıldı, yanlışlık oldu.

Ben, buradan, yine de, bu duygular içerisinde bunun hem Osmaniyelimize hem ülkemize hayırlı olmasını diliyor; iktidar partilerine de, Osmaniye'nin il olmasıyla ilgili Anavatan Partisi Grubu adına teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Küpeli.

NİHAT MATKAP (Hatay) - CHP Grubu adına Sayın Nezir Büyükcengiz konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki.

DSP Grubu adına, Sayın Arif Sezer; buyurun.

DSP GRUBU ADINA ARİF SEZER (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Osmaniye'nin il olması nedeniyle, diğer ilçeler hakkında da arkadaşlarım konuştu. Plan ve Bütçe Komisyonunda, hemşerimiz Sayın Ertan Yülek'e ve Komisyon üyelerine, Andırın'dan gelen Belediye Meclisinin kararını, tüm ilçe teşkilatlarının imzalı belgelerini sundum. Kendisinin verdiği yanıt, "Osmaniye'ye bağlanmak için, Meclis belirli bir eğilimi belirler, daha sonra vilayete sunar; bilahara bağlanır" oldu. Komisyon Başkanı Sayın Yülek buradalar. Bu konuyu açıklamak için geldim; ama, dün kızan Kahramanmaraşlı milletvekili hemşerilerimin ellerinde belgeler var sanıyorum, tüm Andırın ilçe teşkilatlarının imzaları var; Meclisin kararları var.

Teşekkür eder; saygılar sunarım.

AHMET DÖKÜLMEZ (Kahramanmaraş) - Andırın il olacak.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sezer.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz...

BAŞKAN - Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, Andırınlılardan -bütün ilçe başkanları ve belediye meclis üyeleri- imzalı böyle bir yazı geldi ve arkadaşlar tarafından bize iletildi; ayrıca da bize gelmişti.

Ancak, mesele şu: Teknik bir zorluk vardı. O teknik zorluk şudur: Bir tekriri müzakere hadisesi... Öncelikle, ya Hükümetin ya da Komisyonun istemesi lazım, teklifi geri çekmesi lazım. Bu da kâfi değil, ondan sonra, Danışma Kurulunun toplanması lazım. Yani, Danışma Kurulunun da buna "evet" demesi lazım. Dolayısıyla, bu teknik zorluk içerisinde bunu yapmak mümkün değildi. Kaldı ki, biz, Komisyon üyeleri arasında da bir mutabakat sağlayamamıştık. Bu sebeple, bunu, teknik yönden almak mümkün değildi.

AHMET DÖKÜLMEZ (Kahramanmaraş) - Altı ay sonra...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - İkinci mesele de arkadaşlar, tabiî, biz, burada, falan yeri veya falan yeri bağlayalım derken, endişe ettik ki, Osmaniyeliler, şu anda, bir an evvel, Osmaniye'nin il olmasını bekliyorlar. Dün akşam, bütün gün Meclisi seyretmişler ve Meclisten hayırlı bir haberi nasıl alacağız diye hepsi heyecan içinde, davullar çalmışlar, mehter takımları gitmiş...

Şimdi, tekrar, böyle, teknik bir detaya girer de, eğer, birtakım rahatsız edici hadiseler ortaya çıkarsa, endişemiz odur ki, Osmaniye'ye iyilik yapalım derken kötülük yapılır. O bakımdan, teknik bir zorluk sebebiyle bu meseleyi Komisyon olarak geri isteyemiyoruz.

Arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Komisyon Başkanı.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Cevher Cevheri; buyurun efendim.

DYP GRUBU ADINA İ. CEVHER CEVHERİ (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Osmaniye'nin il olmasıyla ilgili görüşülmekte olan kanun teklifinin, en son, yürürlük maddesine gelmişken ve tüm Osmaniye halkı 63 yıllık rüyalarının gerçekleşmesi noktasında büyük bir heyecan ve sevinç içerisindeyken, bu heyecana ve sevince gölge düşürücü bazı sözlerin, Osmaniyelileri yanıltıcı mahiyetteki bazı ifadelerin, burada, Yüce Meclisin önüne getirilmesini üzüntüyle karşılıyoruz.

Sayın milletvekilleri, dün, Anavatan Partisi Grubundan değerli hemşerim, milletvekilim, Sayın Mustafa Küpeli, Erzin'le ilgili vermiş olduğu önergeye kendisi dahi el kaldırmadı. Kaldı ki, Anavatan Partisi Grubu içinde, bizzat Anavatan Partisinden miletvekili arkadaşlarımın bu konuda itirazları var. O yüzden, Erzin meselesinin, burada, şu anda istismar edilmesini doğru bulmuyoruz, bu konuda, kamuoyunun yanıltılmasını da doğru kabul etmiyoruz.

Kadirli İlçemizle ilgili, gerçekten, dün, kanun teklifinin ilgili maddeleri geçtiğinden bu yana, tüm Kadirlilerin -hepimize yönelik- bazı itirazlarını alıyoruz. Kadirlilerin bu konuda gösterdikleri duyarlılığa karşı, biz de gerekeni yaptık; ancak, biraz önce Komisyon Başkanımızın ifade ettiği gibi, eğer, bir tekriri müzakere yoluna gidilse, burada, Danışma Kurulunun da toplanması zarureti karşısında, belki, Osmaniye ile ilgili kanunun bugün Meclisten geçememesi gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Zira, bugün, Meclisimiz 5 Kasıma kadar çalışmalarına ara verecektir. Osmaniyelilerin bu haklı beklentilerini tehlikeye sokmamak düşüncesiyle, Plan ve Bütçe Komisyonumuz tekriri müzakere talebinde bulunmamıştır. Ancak, biz, Kadirlilerin bu taleplerini -halkoyuna başvurulması koşuluyla- Kadirli'nin Osmaniye'ye bağlı kalmak ya da Adana'ya bağlanmak yönündeki isteğini hayata geçirebilmek düşüncesiyle, 5 Kasımdan itibaren yeni bir kanun teklifi vereceğiz, bunu da Yüce Meclisin önüne getireceğiz.

Bu vesileyle, 20 nci Dönem Meclisine, Osmaniyemizin 63 yıllık rüyasının gerçekleşmesi yönünde gösterdikleri katkı ve anlayıştan dolayı, tüm Osmaniyeliler adına teşekkür ediyoruz.

Yine, Cevdetiye ve Kırmıtlı beldelerimizin de, bu istikamette, zayi olan ya da zayi olduğu iddia edilen haklarının yeniden iadesi hususunda da gereken yasal düzenlemenin yapılması için Doğru Yol Partisi Adana miletvekilleri olarak gereğini yapacağımızı ifade ediyor; Yüce Meclisinizi saygılarımızla selamlıyoruz. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Cevheri.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Nezir Büyükcengiz; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki günden beri Osmaniye İlçemizin il olması konusunu görüşüyoruz. Dünkü görüşmelerde, Adana Milletvekilimiz ve Genel Başkan Yardımcımız Sayın Erol Çevikçe, konuyu -diğer grup temsilcilerinin de anlattığı gibi- çok güzel bir şekilde ve bizim bakış açımızı da açıklayıcı bir biçimde dile getirdi; Andırın ve Erzin İlçelerinin Osmaniye iline bağlanmadan çıkarılacak bir yasanın eksik olacağını, gerek teknik, gerek ekonomik ve sosyal ve gerekse coğrafî konum itibariyle bu eksikliğin giderilmesi için bu iki ilçemizin Osmaniye ilinin sınırları içerisine dahil edilmesi gerektiğini sizlere açıklamıştı. Ancak, ne var ki, Refah Partisi Grubu, siyasî mülahazalarla, gelecekteki siyasî çıkarlarını düşünerek, bu kanun teklifinin eksik çıkması yönünde çaba gösterdi. Öyle anlaşılıyor ki, Komisyon da bu yanlışlığı anladı ve Sayın Komisyon Başkanı, biraz evvel, özür diler biçimde bu hususu dile getirdi.

Yanlışlıktan dönülebilirdi; Komisyon, Danışma Kurulu kararıyla, geçen hafta görüştüğümüz Trafik Yasasında olduğu gibi, tekriri müzakereyle huzurlarınıza gelip bu yanlışlığı düzeltebilirdi.

Değerli arkadaşlarım, Osmaniye İlçemizin il olmasına hiçbir siyasî partimiz ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de karşı çıkmadık; Yüce Meclis bu yasa teklifini oybirliğiyle kabul ediyor; ancak, bu eksiklikleri dile getirmek için söz aldım.

Yapılan hatayı, Osmaniye halkına buradan tekrar duyurmak istiyorum; Andırın ve Erzin İlçelerinin Osmaniye sınırları içerisinde olmaması çok büyük bir eksikliktir; bunu dile getirmek için söz aldım.

Hepinize teşekkür ediyor; saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Büyükcengiz.

Refah Partisi Grubu adına, Sayın Yakup Budak; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA YAKUP BUDAK (Adana) - Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri; bugün, burada, Osmaniyemizin il olmasıyla ilgili tekliflerin neticesine gelmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla, sözlerime başlarken, Meclisimizin değerli üyelerini, bu konuda gösterdikleri duyarlılıktan dolayı, katkılarından dolayı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum; hayırlı olsun diyorum.

Şunu da ifade etmek istiyorum: Elbette, Osmaniyemiz il olmuştur; 7 ilçesiyle, 9 beldesiyle, 154 köyüyle ve 400 bini aşan nüfusuyla yeni bir ilimiz Türkiye'nin coğrafî taksimatına katılmıştır; bundan mutluluk duyuyoruz; fakat, üzüntü duyduğumuz bir nokta var. Bazı arkadaşlarımız, iki gündür, temcit pilavı gibi önümüze birtakım şeyleri sürüp duruyorlar. Bu arkadaşlarımıza şunu sormak istiyorum: Acaba, düne kadar neredeydiler?..

EROL ÇEVİKÇE (Adana) - Buradaydık.

YAKUP BUDAK (Devamla) - Düne kadar neredeydiler, bu tekliflerini, daha önce niye yapmadılar, tek başına iktidardayken niye bunları gündeme getirmediler?.. (RP sıralarından alkışlar) Onun için, vatandaşın hislerine ve heyecanlarına itiraz etmek suretiyle, Meclisimizin mehabetine yakışmayacak tarzda birtakım ifadelerin olmasını hoş karşılamıyoruz.

Elbette, biz de, Refeh Partisi Grubu olarak, Andırın'ın, Erzin'in Osmaniye iline katılmamasından dolayı üzüntü duyuyoruz; ama, memleketimizin gerçekleri, coğrafî birtakım şartlar ve sosyal sebeplerden dolayı katılamamış olmasını da anlayışla karşıladığımızı ifade etmek istiyorum.

Muhterem arkadaşlar, Osmaniye İlçemizin il olmasından dolayı bütün arkadaşlarımızın mutluluk ve huzur duyduğunu ifade etmek istiyorum; ama, bazı arkadaşlarımız, her nedense -tabirimi bağışlayın- birtakım şeylerin ellerinden gittiğini düşünerek, iki gündür, birtakım şeyleri istismar ediyorlar; bu, yanlış bir şeydir diyoruz. Efendim, şu ilçe de olsun, bu ilçe de olsun... Elbette, biz de, sırada olan ilçelerimizin teker teker il olması noktasında, Parti Grubu olarak düşüncelerimizi beyan edeceğiz. Önümüzde günler var; yani, bu ilçelerin il olma konusu bugün kapanmıyor. Büyük Millet Meclisi tatile girmiyor ki, bundan sonra da, yine Meclis çalışacak, yine teklifler gelecek, yine burada tartışmalar yapacağız. Yani, burada, tartışmaları uzatmak suretiyle, Osmaniye'nin bir an evvel il olmasına arkadaşlarımız niye engel olmaya çalışıyorlar; bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

Osmaniye'nin il olmasından dolayı mutluluk duyduğumuzu ifade ediyor; Osmaniyeli hemşerilerim adına hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Budak.

MUSTAFA KÜPELİ (Adana) - Sayın Başkan, yerimden cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Öyle bir usul yok efendim.

MUSTAFA KÜPELİ (Adana) - Vermiş olduğumuz önergeler var, sayın hemşerim bizim önergeleri okumamış.

BAŞKAN - Efendim, zaten kimse karşı çıkmıyor... Bu kanunun çıkması için partilerarası bir rekabet var.

MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Şahsım adına söz istiyorum.

BAŞKAN - Şahsı adına, Sayın Avni Doğan; buyurun efendim.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son ilimiz olan, il olmasından büyük sevinç duyduğumuz, il olmasını yürekten desteklediğimiz Osmaniyemizi kutluyoruz.

Biz, Osmaniye'nin il olmasının arkasında olduk. Bunu bütün Türkiye'ye ilan etmekten de şeref duyuyorum. Elbette, son il olan, son il olacak olan ilçe Osmaniye değildir; başka ilçelerimizin de talebi vardır. Esas sorun, hangi ilçelerin il olacağı konusunda sağlıklı birtakım kıstaslar getirip, sağlıklı birtakım ölçüler getirip, bu talepleri çok kısa zamanda değerlendirip, yerine getirmektir. İnşallah, biz bunun da peşinde olacağız, bunun da arkasında olacağız.

Andırın, Maraş'ta olmuş, sevgili Osmaniye'de olmuş; hiç fark etmez. Bu iş kapanmış da değildir; ileride, daha sonra, konu, Andırın halkına rahatlıkla sorulabilir. Onların vereceği karara bizim saygımız var. (RP sıralarından alkışlar) Kahramanmaraş da bizim ilimizdir, Osmaniye de bizim ilimizdir; ikisi de gönlümüzdedir, ikisinin de arkasındayız.

Ben, son olarak, il olmayı çoktan hak etmiş, Dulkadiroğullarına başkentlik yapmış, kendisine en yakın vilayete 120 kilometre, bağlı bulunduğu Kahramanmaraş'a 160 kilometre uzaklıkta olan, Türkiye'nin beşinci büyük ovası üzerinde kurulu Elbistan İlçesinin de, il olması konusunda, gerektiği zaman Yüce Meclisin desteğini bekliyor; teşekkür ediyor;. Osmaniye'yi kutluyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Sayın Mehmet Keçeciler, buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok hayırlı bir hizmete, hayırlı bir kanuna nokta koymak üzereyiz. İnşallah, 80 inci ilimiz olarak, Osmaniyemiz, birkaç dakika sonra, yüce takdirlerinizle ve oylarınızla kurulmuş olacak.

Ancak, burada, son olarak söz alan, şahsı adına konuşan Refah Partili arkadaşıma kısaca cevap vermek isterim. Aşağı yukarı, bütün partiler, Osmaniye'nin il olması konusunda hemfikirler ve meseleyi, uzatmadan, bir an evvel karara bağlamak için de çaba harcamışlar. Zaten, verilen tekliflerden belli; her partiye mensup arkadaşın, bu manada teklifi var.

Yalnız, bizim, burada, tescil ve tespit etmek istediğimiz bir nokta var; yani, Osmaniye'de başka türlü konuşup, Meclis kürsüsünden başka türlü mesajlar vermeyin. Şu, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen metin_ Burada, Andırın İlçesi var mı; var. Kabul edilmiş mi; kabul edilmiş. Oybirliğiyle kabul edilmiş mi; edilmiş. Burada önergeyi veren kim; iktidar grupları, yani Refah Partisi ile DYP. "Çıkardık" dediniz, çıkardınız, tamam, mesele bu_ Kararı siz verdiniz. Yani, gidip, Osmaniyelilere "efendim, biz Andırın'ı almak istiyorduk da, onu alamadık_" demeyin; yani, burada, biz, Andırın'ı koyduk; ama, muhalefet bizi engelledi de, bize mâni oldu da ondan koyamadık filan demeyin; bunu, açık ve seçik olarak tespit edelim. Siz, zaten, şu Komisyon raporunu, burada olduğu gibi kabul etseydiniz, önergeyle değiştirmeseydiniz, Andırın, bugün, Osmaniye'nin bir ilçesi olarak çıkacaktı; buna, biz mâni olmuş değiliz. Lütfen, Osmaniyelilere yanlış mesaj vermeyin. Erzin için de bizim önergemiz vardı; reddettiniz; bunu da, bizim, burada tescil etmek, hakkımız. Önergemiz de meydanda; işleme konuldu, reddedildi; tamam.

Cevdetiye ile Kırmıtlı'yı Komisyonda kabul ettiniz ve oradaki insanlar, iki gün, üç gün, ilçe olduk diye sevindiler, bayram yaptılar. Geldiniz, burada çoğunluğunuza dayanarak, sayınıza dayanarak çıkardınız; ama, bunu siz çıkardınız. Yaptığınız işin sorumluluğunu taşıyın. Dediniz ki: "Hasanbeyli ile Sumbas'ı istiyoruz; Cevdetiye ile Kırmıtlı'yı istemiyoruz." Biz de size, "Cevdetiye ve Kırmıtlı kalsın; Hasanbeyli ile Sumbas da olsun; yani, 5 ilçeli bir il olacağına, 7 ilçeli bir il olsun; ne mânisi var" dedik. Arkadaşlarımız çıktılar, "araları çok yakın" dediler. Hasanbeyli ile Bahçe'nin arası 5 kilometre. Benim ömrüm oralarda geçti. Her birinde miting yaptım, biliyorum, adım gibi biliyorum, karış karış biliyorum, gezdim ben oraları.

ORMAN BAKANI MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Havadan mı karadan mı ?!

MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Ondokuz senedir ben siyasetin içerisindeyim, her tarafı dolaştım.

Değerli arkadaşlarım, eksiğiniz var; yani, ileri sürdüğünüz tezlerde eksiğiniz var. Açıkça ifade edin, deyin ki, efendim, Cevdetiye'ye, Anavatan Partili belediye başkanıydı, ona ceza verdik, onu düşürdük; bunun yerine başkasını koyduk... Bunu söyleyin. (ANAP sıralarından alkışlar) Siz çoğunluktasınız, bunu yapıyorsunuz; yalnız, şunu unutmayın; Osmaniye'ye siz hiçbir şey vermiş değilsiniz; Osmaniye, demokratik hakkını kullanarak almıştır; hakkıdır, il olmak hakkıdır. (RP sıralarından "niye zamanında yapmadınız" sesleri) Niye hakkıdır; çünkü, GAP ile limanlar arasında çok ciddî bir köprü konumdadır; 200 bin nüfusludur. Seçim sırasında bunu yapmanız, Osmaniye'linin demokratik hakkını kullanarak sizden aldığı bir gerçektir, bir haktır. Dolayısıyla, Osmaniyelinin, hiçbirimize -biz de dahil- diyet borcu yoktur. (ANAP sıralarından alkışlar) Osmaniyeli, seçimde, reyini, hür vicdanına göre verecektir. Biz, bunun takipçisi olacağız; biz, bunun için uğraşıyoruz; Osmaniyeliyi baskı altına almayın lütfen.

Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keçeciler.

Madde üzerindeki müzakereler bitmiştir.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 5 inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki müzakereler sona ermiştir.

Teklifin oylamasının açık oylama şeklinde yapılması için bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan, "Osmaniye'nin il yapılmasına ilişkin" yasa teklifinin tümünün açık oylama şeklinde yapılmasını teklif ederiz.

BAŞKAN - Şimdi, önergede imzası bulunan milletvekillerini arayacağım:

Salih Kapusuz?.. Burada.

Mehmet Emin Aydınbaş?.. Burada.

Yakup Budak?.. Burada.

Sıtkı Cengil?.. Burada.

Cemalettin Lafçı?.. Burada.

Kahraman Emmioğlu?.. Burada.

Nurettin Aktaş?.. Burada.

Tevhit Karakaya?.. Burada.

Hasan Öz?.. Burada.

Hasan Belhan?.. Burada.

Muhammet Polat?.. Burada.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Şaban Şevli?.. Burada.

Mikail Korkmaz?.. Yok.

Murtaza Özkanlı?.. Burada.

Cafer Güneş?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Maliki Ejder Arvas?.. Burada.

Memet Emin Aydın?.. Yok.

İsmail Coşar?.. Burada.

Ömer Faruk Ekinci?.. Yok.

İLYAS ARSLAN (Yozgat) - Önergeye katılıyorum Sayın Başkan.

ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, ben de önergeye katılıyorum.

BAŞKAN - Sayın İlyas Arslan ve Sayın Aslan Polat da önergeye katıldılar.

Açık oy talebi için gerekli imza sayısı tamam.

Açık oylamanın, kupaların sıralar arasında dolaştırılmak suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Açık oylama, kupalar sıralar arasında dolaştırılmak suretiyle yapılacaktır.

Kupalar dolaştırılsın.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı?.. Yok.

Oylama işlemi bitmiştir.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Üç İlçe ve Bir İl Kurulması ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerinde Değişikliklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin açık oylamasına 302 sayın milletvekili katılmış; 295 kabul, 1 çekimser, 4 mükerrer ve 2 geçersiz oy çıkmış ve böylece kanun teklifi kabul edilmiştir. (Alkışlar)

Osmaniyeli hemşerilerimize, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum ve darısı, sırada, gerçekten il olmayı bekleyen ilçelerimizin başına diyorum.

İBRAHİM HALİL ÇELİK (Şanlıurfa) - Siverek'in başına...

BAŞKAN - Siverek'e de, İskenderun'a da, Tarsus'a da...

MEHMET ALİ BİLİCİ (Adana) - Sayın Başkan, Anavatan Partisi seçimi kazanırsa, orada, bir sokağa sizin adınızı vereceğiz.

BAŞKAN - Efendim, Sayın Hükümet bir teşekkür konuşması yapmak istiyor.

Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; bugün yapılan bu çalışmanın nihayetlenmesiyle, yüksek tasdikten sonra, Resmî Gazetede ilanı müteakip, Osmaniye, inşallah, 80 inci ilimiz olarak idarî taksimattaki yerini alacaktır.

Tabiî, burada, bu konuyla ilgili olarak konuşan bütün milletvekillerimizin hissiyatını anlıyoruz, ne ölçüde mesaj vermek istediklerini anlıyoruz; büyük bir hoşgörüyle de bakıyoruz buna. Hiç şüphesiz ki, değerli Osmaniyeliler, bu konunun takdirindedirler. Hiç kimse "bir diyet ödensin" arzususuyla bu yasanın çıkarılması gayreti içerisinde olmamıştır; bu, Sayın Cevher Cevheri'nin de, net bir şekilde ifade ettikleri gibi, altmışüç yıllık bir özlemin giderilmesi ve bir hakkın teslimi biçiminde tecelli etmiştir. Bunun takdiri içerisinde olma durumundadır değerli Osmaniyeliler; hangi gayretlerin samimî olup olmadığı konusundaki takdiri yaparlar. Sevindirici olan husus şudur: Bu uzun bekleyişin 54 üncü Hükümetimiz dönemine rastlaması ve 20 nci Dönem Yasama Organımızın büyük gayretleriyle bunun gerçekleşmesi gözler önündedir. Bundan dolayı, gerçekten, Yüce Meclisimize şükranlarımızı ifade ediyoruz.

Bakanlık olarak tasarı göndermiş idik; ancak, zamanın yetersizliği söz konusu engel olarak karşımıza çıktı. Başbakanlığın diğer bakanlıklardan fikir sorması, bu tasarının Hükümet tasarısı olarak gelişine engel teşkil etti. Onu da şu açıdan söylüyorum: Daha önce, müzakereler sırasında, değerli milletvekillerimiz "bakanlığın veya Hükümetin bu konuda herhangi bir girişimi yok mu" diye sormuşlardı; ekim başında, bu girişim, İçişleri Bakanlığımız tarafından yapılmıştı.

Sonuç olarak, Türkiye büyük bir gelişim ve değişim içinde. Bu gelişim ve değişimin getirdiği idarî taksimatta ihtiyaç hâsıl oldukça, benzer yasaların Yüce Meclisimize sunulacağı tabiîdir. Ancak, altmışüç yıllık bir beklentiye sahip olan ve mevcut objektif şartları itibariyle de il olmayı hak eden Osmaniyemiz, bugün, bu uzun süren beklentisinin sonucunda, mutlu ve nihaî sona ulaşmıştır. Biz, hayırlı olmasını diliyoruz; Yüce Meclisimize de şükranlarımızı, teşekkürlerimizi ifade ediyoruz.

Osmaniyemiz, inşallah, il sıfatıyla, il hüviyetiyle, büyümesini, gelişimini daha da hızlandırma imkânına sahip olacak. Osmaniye'nin, yeni kurulan ilçeleriyle birlikte, Çukurovamızın çok güzel bir noktasında, yakın bir zaman içerisinde, ülkemizin her açıdan ileri gitmiş illeri arasında yerini alacağına olan inancımızı tekraren ifade ediyor, içten saygılarımı sunuyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza devam ediyoruz.

4. - 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/408) (S. Sayısı 100) (1)

BAŞKAN - 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Komisyon raporunun okunması kabul edilmemiştir.

Tümü üzerinde söz isteyen?.. Sayın Ali Haydar Şahin.

CHP Grubu adına, Sayın Ali Haydar Şahin; buyurun efendim.

Sayın Şahin, süreniz 20 dakika efendim.

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ŞAHİN (Çorum) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü nezdinde, merkez ve taşra teşkilatında çalıştırılmak üzere, kadro ilavesini öngören kanun tasarısıyla ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Meclisin Sayın Başkanı ve değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

(1) 100 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Yükseköğrenim gören öğrencilere kredi vermek, yurtlar yaptırmak ve yurt işletmeciliğini sağlamak suretiyle, gençlerin yükseköğrenimlerini, sosyal ve kültürel gelişmelerini kolaylaştırmak amacıyla, 1961 yılında kurulan Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü kadrolarında, 1990 yılından bu yana herhangi bir artış sağlanmamıştır. Buna rağmen, yükseköğrenime devam eden öğrenci sayısı oranında, kurumun hizmet alanı ve hizmet yoğunluğunda sürekli gelişme olmuştur. Mevcut 8 bölge müdürlüğünün sayısı 20'ye çıkarılmıştır. Bu durumda, Kredi ve Yurtlar Kurumunun personelle takviyesi ihtiyaç haline gelmiştir.

Kurum, halen, 67 il, 21 ilçede, 142 yurt binasında; 68 384'ü kız, 86 502'si erkek olmak üzere, toplam 154 886 yatak kapasitesiyle hizmet vermektedir. Türk uyruklu yabancı öğrenciler, 1992 yılından itibaren, kurum yurtlarında, tüm hizmetlerden yararlanarak ücretsiz barınmaktadırlar; bunların sayısı ise, 1996 yılı itibariyle 6 995'tir. Bu durum göstermektedir ki, yükseköğretim kurumları ve öğrenci sayılarında hızlı artışlar olmaktadır. Öğrenci sayısındaki hızlı artış, yurtlara olan talebi giderek artırmakta; ancak, Kurum, istenilen düzeyde talepleri karşılayamamaktadır.

Yüksek Öğretim Kurulunca, büyük şehirlerde öğrenci kontenjanları yüksek düzeyde tutulmakta olup, yurt odalarına kapasitesinin üzerinde yatak ilavesi yapılmakta; öğrencilerin verimi düşürülmektedir. Üç büyük ilimizde bu oran, yüzde 60 seviyesindedir.

Yeni üniversiteler açılırken altyapılarından biri olan Kredi ve Yurtlar Kurumu ile işbirliği yapılmadığı görülmektedir. Bu nedenle, birçok öğrencimiz yer bulamamakta; hatta, dargelirlilerin çocukları yükseköğrenimi bile yapamamaktadır.

Eğitim ve öğretim, bir ülkenin kalkınması ve gelişmesinde çok önemli bir yere sahip olup, temel taşların başında gelir. Bu nedenle, tasarruf tedbirleri, öğrenciler ve eğitimi kapsamamalıdır diyoruz. Aksi halde, eğitim ve öğretim zafiyete uğrar.

Yükseköğrenim gören dar ve sabit gelirli ailelerin çocuklarının durumu yürekler acısıdır. Yurtlarda yer bulamayan bu çocuklarımız, tek odalı gecekondularda beş altı kişi kalmakta, sabahları sıcak bir çorba dahi içemeden okulun yolunu tutmaktadırlar. Okulda da kuru simit dışında başka bir şey yeme imkânları bile yoktur. Verilen krediler, bu enflasyon ve hayat pahalılığı ortamında çok yetersiz kalmaktadır.

Eğitim ve öğretim, böyle kısmî iyileştirmelerle değil, sil baştan ele alınmalıdır; altyapısıyla, çağdaş eğitimiyle, laik yapısıyla yenilenmelidir. Millî Eğitim Şûrasında geniş eğitimci kadrosunun almış olduğu tavsiye kararları uygulamaya geçirilmelidir. Sekiz yıllık zorunlu temel eğitime mutlaka ve mutlaka en kısa zamanda geçilmelidir. Bu konuya çok önem verdiğimiz için, İzmir Milletvekilimiz Birgen Keleş'in hazırlayarak verdiği, sekiz yıllık zorunlu temel eğitimi gerçekleştirmek için gerekli yasa değişikliği tekliflerini, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak kabul ettik ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduk. Dileriz ki, eğitimin çağdaşlaşmasından yana olan milletvekilleri destek verirler. Millî Eğitim Şûrasında söz konusu kararların alınmasında ciddî çalışmalar yapan Millî Eğitim eski Bakanımız Sayın Turhan Tayan'a şükranlarımı sunarken, yeni Millî Eğitim Bakanımızdan bu kararların uygulamaya geçirilmesinde ve teklifimizin desteklenmesinde katkılarını bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Plan ve Bütçe Komisyonunca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına önerilen, 60'ı kurumun genel müdürlüğü nezdinde ve 1 325'i taşrada kullanılmak üzere, toplam 1 385 adet kadro ilavesi önerisinin yerinde olduğunu belirtmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da bu kanun tasarısına olumlu oy vereceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunarken, eğitim camiasının tüm öğrenci, öğretmen ve öğretim üyelerine başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin.

DSP Grubu adına, Sayın Fikret Ünlü; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika Sayın Ünlü.

DSP GRUBU ADINA FİKRET ÜNLÜ (Karaman) - Sayın Başkan, Sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İzninizle, Osmaniye'nin il olduğu bu tarihî günde, ben de sevincimi belirtirken -gerçi, şu anda, Sayın Yülek'in dediği gibi, davul zurna sesleri arasında, sanıyorum, bizi duyamıyorlardır- onları kutluyor, bu arada, il sırasını bekleyen, her birimizin, gözlerinin içerisine baka baka il sözü verdiğimiz onlarca ilçenin darısı başına diyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün, 1961 yılında kurulan Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu, en son değişikliklerle -1993 yılında Bakanlar Kurulunun yaptığı bir değişiklikle- 20 bölge müdürlüğünde, 67 ilimizde ve 23 ilçemizdeki toplam 144 yurtla görev yapmaktadır, hizmetini sürdürmektedir. Tabiî, geri kalan 8 il ve 173 ilçemizde, Yurt-Kur'un kurumu, öğrencilerimizin kalabileceği, barınabileceği yurtlar bulunmamaktadır.

Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü yaptığım ve doğal olarak da Yurt-Kur'un yönetim kurulu üyesi olarak çalıştığım günden bu yana, buradaki birçok değerli eski genel müdür arkadaşım gibi ben de bu yurtlarla ilgiliyim. Hiç kimseyi suçlamadan, objektif bir değerlendirme yapmak istiyorum. Her dönemde, iyi niyetle, Yurt-Kur'un bu hizmet açığı kapatılmak istenmiş ise de, ne yazık ki, başarılı olunamamıştır. Benden önce konuşan Cumhuriyet Halk Partisinin değerli konuşmacısı arkadaşımın da çok açık bir şekilde ifade ettiği gibi, bugün, yurtlarımızda barınan veya barınamayan binlerce öğrencimizin her birinin hayatı acı bir senaryodur, acı bir hikâyedir.

Değerli arkadaşlarım, sizler de takdir edersiniz ki, spordan sanata her konuda başarının temel koşulu önce moral güçtür. Öğrencilerimizi insanca yatıp kalkabilecekleri bir yurda kavuşturmadan, onlara, gerekli beslenme olanaklarını sağlamadan, biz, bu değerli öğrencilerimizden, sevgili evlatlarımızdan, ne yazık ki, başarı bekleyemeyiz.

Sevgili arkadaşlarım, bugün söyledim, Yurt-Kur'un 144 tane yurdu var; öbür tarafta, vakıflara, derneklere, özel ve tüzelkişilere ait 1 980 tane yurt var. 1 980 yurtta da yaklaşık 100 bin öğrenci barınıyor. Gerçi, Yurt-Kur'un barındırdığı öğrenci sayısı kadar yok; ama, bu aradaki uçurumu, ben, önce Sayın Bakanın ve sonra, değerli akadaşlarım olarak sizlerin dikkatinize sunmak istiyorum: Türkiye'de özel yurtların sayısı 1 980, devletin yurtlarının sayısı 144'tür.

Bugün, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, takdir edersiniz ki, eskiden ülkemizde ilçelerden ile, köyden kente ekonomik nedenlerle göç yapılıyordu; işsizlik nedeniyle göç yapılıyordu; bugün, eğitimden ötürü, insanlarımız evlatlarına güzel bir eğitim olanağı sağlayabilmek düşüncesiyle kendi yurtlarını, kendi memleketlerini terk etmektedirler. Hem de nasıl... Çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. En doğru bildiğim için de, kendi memleketimden örnek vermek istiyorum.Yüz tane aile sayabilirim... Kocası ilçede çalışıyor, Ermenek'te; eşini, çocuğunun arkasından bir başka ile gönderiyor. Bu, sanıyorum, her birimizin ilinde ilçesinde yaşanan olaydır.

Değerli arkadaşlarım, bir memlekette Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı yapmış bir bilim adamının, o ülkede, Millî Eğitim Bakanlığının başına getirilmesi çok önemli bir şanstır. Refahyol Hükümetinin ömrü ne kadar olur onu bilemiyorum; ama, ben, bu süre içerisinde, Sayın Sağlam'ın, bu şansı, ülke yararına, hiç değilse cumhuriyeti koruma kollama görevini verdiğimiz, yüklediğimiz yükseköğrenim gençliğinin kredi ve yurtlar konusundaki sorunlarının çözümü konusunda başarıyla kullanmasını bekliyorum; bunu iyi niyetle diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün, yine söylüyorum, Karaman'dan ve kendi memleketim Ermenek'ten -özür dileyerek- bir örnek vermek istiyorum. Bu ülkede 7 tane ziraat fakültesi varken 3 tanesinin dekanı Ermenekliydi; 200 profesör varken Türkiye'de, 15'i Ermenek kökenliydi. Danıştay başkanlıkları, başsavcılıklar, Yargıtay, Sayıştay üyelikleri yapmış -hâlâ, onlarcası üye olarak bulunuyor- Anayasa Mahkemesi üyeliklerine kadar yükselmiş bürokratları, hâkimleri, bilim adamları, yazarları, ozanları var; bu yıl, Türkiye'de, üniversiteyi kazanan bir tek öğrencisi yok. Sayın Bakan, bir tek öğrencisi yok; 300'e yakın öğrenci okuyor yükseköğrenim kurumlarında; öğrencilerin kalabileceği bir yurt yok; bu acı hepimizin -en doğru bildiğim için, kendi memleketimden örnek veriyorum- biz, bu eksikleri gidermek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, baştan söyledim; en azından, ailelerin, eğitim sorunları nedeniyle, kendi ilçelerinden, kendi köylerinden, memleketlerinden göçünü, biz, hep beraber önlemek zorundayız; bunu önleyemezsek, bunun vebali hepimizin boynunda kalır. Bu açıdan, Sayın Millî Eğitim Bakanımızdan, ben, gerçekten, bu konuda bir proje, bir performans bekliyorum. Kendisine güvenimi, baştan ifade ettim; ama, eğer, bu görev süresi içerisinde, bu konuda, hiç değilse, yükseköğrenim kurumlarının yurtları konusunda bir başarı sağlayamazlarsa, yükseköğrenim gençliğini huzurla yatıp kalkabilecekleri yurtlara kavuşturamazlarsa, beslenme olanaklarına, insanca yaşayabilecekleri beslenme olanaklarına kavuşturamazlarsa, en acımasız eleştirmenlerinden bir tanesi olacağımı da, açık olarak ifade etmek istiyorum.

Bugün, Türkiye'de, yalnız kendi evlatlarımız değil, Türk topluluklarından, Türk cumhuriyetlerinden gelen değerli öğrencilerimiz öğrenim görüyorlar; onlar, bu memleketten ayrıldıkları zaman, gittiklerinde, yaşam boyu, bu ülkede geçirdikleri günleri, anılarını aktaracaklar; umarım, bu memleketten iyi duygularla, güzel anılarla ayrılırlar; bunun da, bir ölçüde yolu, insanın önce, kaldığı yeri, barındığı yeri huzur içerisinde sağlayabilmesidir.

En son, TÜBİTAK bilim ödüllerini kazanan bir bilim adamının yaşam öyküsünü okuyordum; orada dikkatimi çekti; "matematikte, sonuca ulaşma korkusunu yendikten sonra, metotlardaki zevki aldığım zaman, matematikte yol almaya başladım" diyor bilim adamımız. Yıllar önce, bir dergide okumuştum - duymuşsunuzdur, bilirsiniz, özür dileyerek söylüyorum- sözlü sınavlarda devamlı başarılı olan bir öğrenci, yazılı sınavlarda başarılı olamıyor. Neden?.. Bu, böyle sürünce, çocuğu psikolojik yönden, eğitimciler bir deneye tabi tutuyorlar. Görüyorlar ki, çok küçükken annesini kaybetmiş ve her önüne beyaz sayfa konulduğunda, annesinin kefeni aklına geldiği için yazılı sınavlarda başarılı olamıyor. En son, çocuğun önüne çizgili beyaz kâğıt konulduğunda, çocuk, sözlü sınavlardaki performansını yeniden yakalamaya başlıyor. Demek istediğim şu: Gündüz okulda okurken, akşam yiyeceğini düşünen, kalacak yerini düşünen bir öğrenci asla başarılı olamaz; ne sporda, ne sanatta, hiçbir şeyde başarılı olamaz.

Sayın Bakanımızdan şunu beklerim: Gündemdışı bir konuşmayla bu konuda bir proje sunmalıdır. Bugün, Türkiye'nin 173 ilçesinde yükseköğrenim kurumu var; ama, öğrencilerin kalacakları yurt yok. Desinler ki, şu kadarını hayırsever yurttaşlarımızdan bekliyorum, şu kadarını Yurt-Kur olanaklarıyla, şu kadarını Diyanete, büyük yatırımlar için ayrılan paradan bekliyorum; projesi neyse, bunu hep beraber göğüslemeliyiz; bu Meclisin sevinç kaynağı olabilmelidir diye düşünüyorum. Bunun başka türlü yolu yok.

Her birimiz gündemdışı konuşmalarla -ben de yapıyorum- kendi yörelerimizin ya da bu tür sorunların içeriğini, dilimiz döndüğü kadarıyla önemini anlatmaya çalışıyoruz; ama, gördüğüm, yakaladığım bir acı gerçek de var ki, yaptığımız her konuşma, ne yazık ki burada kalıyor gibi geliyor bana. Aranızda yeni bulunan -bir yıldır birlikte çalışıyoruz- bir arkadaşınızım; ama, bu acı gerçeği gün geçtikçe daha çok yaşıyorum.

Ben, yine, sözlerimi dönüp dolaştırıp Sayın Sağlam'a getirmek istiyorum. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı yapmış bir insan olarak, bir bilim adamı olarak, bu Hükümette Millî Eğitim Bakanı olmasını, bu memlekettin bir şansı olarak görüyorum. Millî eğitimin diğer alanlarında yapacakları katkıları, tabiî ki bir tarafa bırakıyorum; ama, hiç değilse, Atatürk'ün, cumhuriyeti kollama ve koruma görevini verdiği yükseköğrenim gençliğinin nerede yatıp kalkacağını bilmek durumuna bizi getirebilmelidir; en azından bu dertten, bu sıkıntıdan hem aileleri hem bizleri kurtarmak durumundadır. Bunu kendilerinden beklediğimi, umduğumu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Demokratik Sol Parti üyesi arkadaşlarımın da büyük katkı ve çabalarıyla Sayın Yurt-Kur'un talep ettiği 4 800 kadrodan 1 385'i kabul edilerek, görüşülmek üzere Genel Kurula getirilmiştir. Ben, bu miktarı az bile buluyorum; çünkü, biliyorum ki, içinde bulunduğun, yönetim kurulu üyeliğini yaptığım Yurt-Kur'un 4 800 kişilik kadro talebi doğrudur. Onların talebi doğrudur da; aslında, eksiltilmesinde bir yanlış vardır. Neden; çünkü, onların gerekçeleri daha sağlamdır, biliyorum. 4 800 kişilik bir kadro külfetini, devletin sırtına rasgele yüklemiş olamazlar; ama, neyse, ülkenin bugünkü kendi koşulları içerisinde 1 385 kadro verilmiştir. Hayırlı uğurlu olsun diyoruz, Grup olarak destekliyoruz.

Bu vesileyle, Demokratik Sol Parti adına, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ünlü.

ANAP Grubu adına, Sayın Esat Bütün, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Bütün, süreniz 20 dakika.

ANAP GRUBU ADINA ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, Anavatan Partisi Grubu adına saygılarımı sunuyorum.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun geç kalmış kadro talebinin bugün Genel Kurula getirilmiş olmasından dolayı, eskiden Yurt-Kur'da öğrenci temsilciliği, yönetim kurulu üyeliği yapmış bir kişi olarak, memnuniyetimi belirtmek istiyorum; ancak, burada, bazı hakikatleri de anlatmanın yararlı olacağı kanaatindeyim.

Üzülerek belirtmeliyim ki, yükseköğrenim yılllardır kendi kaderine terk edildiği için, Yurt-Kur'da da istenilen gelişmeler olmamıştır. Benim öğrenci temsilciliği yaptığım dönemde, Ankara'daki Atatürk (Site) Öğrenci Yurdunun bir odasında dört kişi kalıyorken, maalesef, bugün, bir odada altı kişi kalmaktadır. Bu olay göstermektedir ki, 1970'li yıllarda, öğrencilerimize, daha insanca yaşayabilecekleri bir yer sağlıyorduk. Bugün, maalesef, yeterince yatırım yapılmadığı için, Yurt-Kur yeterince desteklenmediği için, yükseköğretim gençliğine yeterince el uzatılmadığı için, kapasitesi 800 kişilik bir yurt 1 400 kişilik yapılarak, yataklar ranza haline getirilerek, yurtlarımızın durumu daha geriye gitmiştir ve beş yıldır da, bu kadro verilmediğinden, birçok yurdun faaliyete geçmesi gerekirken, birçok yurt açılmış olduğu halde, birçok okulda yurt olduğu halde, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu bu yurtları teslim alamamıştır. Neden; çünkü, kadrosu yoktur.

Burada, Kredi ve Yurtlar Kurumunun vahim olan ikinci bir tarafını daha anlatmak istiyorum. Tenkit etmek için söylemiyorum, Sayın Bakanımın buna dikkatini çekmek için söylüyorum. O dönemde, Kredi ve Yurtlar Kurumu çalışanları, lojman olduğu için, nöbet ve birtakım hakları olduğu için daha yüksek ücret alırlardı. Bugün, Kredi ve Yurtlar Kurumunda çalışanların ücretleri diğer kamu çalışanlarına göre düşük olduğu için, eğer Genel Müdürüm müsaade etse, inanın, Kredi ve Yurtlar Kurumunda hiç kimse kalmaz, hepsi başka kurumlara geçer. Bu noktada da, bu çalışanların haklarının düzeltilmesi gerekir; çünkü, bunlar, bir milletin geleceğinin teminatı olan gençleri yetiştiren, onların sorumluluğunu taşıyan, âdeta, ailelerinin yapması gereken her şeyi yapan yöneticilerdir. Buraya vereceğimiz her şey, buradaki yöneticilere vereceğimiz her şey, yurtlara yapacağımız her katkı, milletin geleceğine yapılan katkı demektir. Onun için, bu konuda, kesinlikle bir tasarrufun, bir kıskançlığın olmaması gerekir.

Eğer, üniversitelerimizin huzurlu bir ortamda yaşamasını istiyorsak, Yurt-Kur'un ihtiyaçlarını en yüksek seviyede sağlamak zorundayız. Eğer öğrencilerimiz huzurlu bir ortamda yaşayamazlarsa, yatamazlarsa, barınamazlarsa ve yeterince beslenemezlerse, o gençlikten gelecekte iyi hizmetler beklemek doğru değildir. Onun için, ben, buradan, Sayın Bakana ve sayın yetkililere sesleniyorum: Kredi ve Yurtlar Kurumunun, daha doğrusu, yükseköğrenim gençliğinin problemleri, gerekirse bir Meclis araştırmasıyla buraya getirilmelidir.

Burada, birkaç hususa da dikkat çekmek istiyorum. Türkiye'de, yükseköğrenim gençliği konusunda birtakım sıkıntılar vardır. Bu vesileyle, özellikle, kredi verme, yurtlara alma ve yine, yükseköğrenimde eğitim yapma noktasında bazı görüşleri anlatmak istiyorum.

Ülkenin ve devletin kaynakları, bütün gençliğe hizmet götürmekte yeterli değildir. Özellikle bu noktada, Kredi ve Yurtlar Kurumu, herkese kredi verme yerine, ihtiyacı olana fazla kredi verme yolunda tercih yapmalı, bu konuda, daha kesin ve katı prensipler koymalıdır.

İkinci önemli husus: Barındırma konusunda da, herkesi barındırma yolundan ziyade, gerçekten yurtlarda barınma ihtiyacı olanların barındırılması yönünde -yönetmelikte vardır- hassasiyet gösterilmelidir.

Diğer önemli bir husus: Bugün, okulların açıldığı dönemde, âdeta sıra bulamıyorlar, yurtlarımıza giremiyorlar; ama, birkaç ay içerisinde girdikten sonra, demin söylediğim insanca yaşama koşulları olmadığı için, bakıyorsunuz ki, yıl sonuna doğru, öğrencilerimiz, yurtlarımızdan kaçmaktadırlar. Bunun için -demin söylediğim gibi- gerçekten, yurtlarımızda barınabilecek imkânı sağlamak zorundayız; sağlanmadığı için, yıl sonuna doğru, öğrenciler ya evlere ya başka yerlere çıkmaktadırlar.

Birçok vakıf, birçok özel kişi, devletten daha iyi imkân sunmaktadır. Bunun, bizim ülkemiz ve devletimiz açısından bir eksiklik olduğu kanaatindeyim. Birtakım vakıflar, kişiler daha iyi hizmet sunarken, eğer devletin bütün imkânları elinde olanlar daha iyi hizmet sunamıyorsa, burada da bir eksiklik olduğu kanaatindeyim.

Diğer önemli bir husus: Yükseköğrenim gençliğinin en büyük sorunlarından bir tanesi de okuma hakkıdır. Bugün, Türkiye'de, fırsat eşitliği vardır; ama, imkân eşitliği yoktur. Bugün iyi üniversitelerimizi, iyi okullarımızı imkânı daha iyi olanlar, özel okullarda okuyanlar, özel dershanelere gidenler kazanmakta, asıl devletin okutması gerekenler, imkânı olmayanlar ise, bu okulları kazanamamaktadırlar. Böylelikle, âdeta, devlet eliyle bir sosyal adaletsizlik yaratılmaktadır. Devlet, imkânlarını, asıl verilmesi gereken yoksul halka, okuma imkânı olmayanlara değil, okuma imkânı olan, iyi bir üniversiteyi kazanmadığı takdirde yurtdışına gidebilecek insanlara vermektedir. İmkânı olan gençler, Boğaziçi Üniversitesini veya Orta Doğu Teknik Üniversitesini kazanamadığı zaman, yurtdışına gidip orada okumaktadır. Zaten, bu iyi okulları kazananların büyük çoğunluğu da, ya özel okullarda, gelişmiş okullarda ya da özel derslerle yetişenlerdir.

Bu noktada şunu söylemek istiyorum: Eğitimin belli bir kısmının paralı olması gerekir, katkı payı alınması gerekir. Bu alınan katkı paylarıyla da, Anadolu'da yeni kurulan üniversitelerimizin imkânları daha da artırılarak, o üniversitelerimiz geliştirilir ve desteklenir. Bu söylediklerim, yurtlar konusunda da geçerlidir.

Onun için, bu noktada -bütün partilerin katılımıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir araştırma yaparak- gerçekten, imkânı olandan alınıp imkânı olmayana verilecek, imkân sağlanacak bir yöntemi, hem Yurt-Kur'da hem de eğitim ve öğretimde uygulamak zorundayız.

Bugün, özel dershanelere harcanan para, yılda 100 trilyon lirayı bulmaktadır. Öyleyse, gelin, biz de, eğitimin yaygınlaştırılması açısından... Sayın Bakanım da biliyor, bugün Kahramanmaraş'ta, öğretmen olmadığı için 21 tane okul kapalıdır. Neden kapalıdır; devletin kaynakları yetmiyor, öğretmen ihtiyacımızı karşılayamayamaz hale gelmişiz. Şu anda öğretmen ihtiyacını karşılayamadığımız için, gerekli plan ve programı yapmadığımız için, öğretmen olmayanı, öğretmenlik formasyonu almayanı öğretmen olarak almak zorunda kaldık. Onun için, bu noktadaki, yükseköğrenimdeki planlamayı ve programlamayı yeniden yapmalıyız, Millî Eğitim Bakanlığı olarak yeniden yapmalıyız ülkenin her noktasındaki insanlara öğretmenini, okumak isteyene yurdunu -ama, ihtiyacı olana- sağlamalıyız. Herkese sağlamaya kalkarsanız, işte bu şekilde, yaptığınızı, asıl eğitim vermeniz gerekene değil, imkânları daha iyi olanlara vermek zorunda kalırsınız.

Bunları, bu vesileyle söylemek gereğini duydum. Bu kadroların, yükseköğrenim gençliğine, Yurt-Kur'umuza -az olduğunu söylüyor- hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bütün.

Tasarının tümü üzerindeki konuşmalar...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, Grup adına, İbrahim Halil Çelik konuşacak.

BAŞKAN - Peki efendim. Önceden ismini bildirirseniz...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Doğru efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkanım, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz istiyorum.

BAŞKAN - Siz konuşacaksınız; peki efendim.

Refah Partisi Grubu adına, Sayın İbrahim Halil Çelik; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ÇELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Refah Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Biraz önce, 80 inci il olarak kabul ettiğimiz Osmaniye'nin il olması bizi sevindirmiştir; bütün Osmaniyelilere hayırlı, uğurlu olsun. Ama, bir Urfalı olarak, sırada bekleyen diğer ilçeler gibi Siverek'in de il olmasını diliyorum; inşallah, Genel Kuruldan geçirmek hepinize nasip olur. (RP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Bir eğitimci olarak ve 3 çocuğu yükseköğretimde öğrenim gören bir milletvekili olarak diyorum ki, şu an huzurumuza gelen 1 325 kadro talebi, yerinde bir taleptir, hatta eksik bir taleptir.

Ben, değerli Millî Eğitim Bakanımızı, Yurt-Kur Genel Müdürünü, yükseköğretimde okuyan çocuklarımızı...

Yapımı devam eden 16 yurdun da bir an önce bitirilerek, 159 bin öğrenci yerine, ileride, 170 bin öğrenciye barınma imkânının sağlanması, inşallah, Refahyol Hükümetinin nasibi olacaktır.

Benden önce konuşan Yurt-Kur eski mensuplarından değerli bir milletvekili arkadaşım "bu Hükümetin ömrü ne kadar olur, bilmem" dedi; ama, tabiî, takdirlerini sundu. Böyle bir tasarıyı getirdikleri için, grup olarak, onlar da, reylerini vereceklerini ihsas ettiler. Ben, hem reylerine teşekkür ediyorum hem de -merak etmeyin, inşallah- Hükümet, süresince, bu millete faydalı hizmetlerine devam edecek ve siz de göreceksiniz diyorum. Sizin iş'ar edeceğiniz, yol göstereceğiniz, ışık olacağınız, hayırlı işlerde getireceğiniz güzel tasarıları da bu Meclisten geçirirken, Türkiye'de yaşayan 65 milyon Anadolu insanının mutluluğu için, şerefle el kaldıracağız.

Şu anda ekranlarının başında bizi dinleyen insanlara bir cümle söylemek istiyorum: Meclis, son derece yıpratılıyor; ama, işte görüyorsunuz, bütün gruplardan, yükseköğrenim öğrencilerinin ihtiyaçları için getirilen -8 bölgeye, artı 12 yeni bölge ihdasıyla- 1 325 kadronun eksik olmasını söylemelerinin ötesinde, takdirlerinin ötesinde, başka bir şey duymuyoruz.

Bu okuyan çocuklar, hepimizin çocuklarıdır. Gönül arzu eder ki, bizim, 1967'de okuduğumuz cami köşelerinde... Bir Site Yurdu vardı İstanbul'da; o yurda sıra bekleyip de giremediğimiz için, Çorlulu Mehmet Ali Paşa Camiinin hücrelerinde okumuştuk. Ben, Urfa'dan İstanbul'a ilk gittiğim zaman, Eyüp'te, Zaloğlu Mahmut Paşa Camiinin bir hücresinde kalmıştım; sonra, Topkapı da nasip oldu; arkasından da, Çarşıkapı'daki İlim Yayma Cemiyeti Yurduna geldim. İstanbul'daki 1967 zelzelesinde -sanıyorum Gebze depremiydi- camimizin minaresi yıkıldı. O ıstırabı çeken, o dönemin bir genci olan, şimdi de -orta yaşlı demeyeyim; artık, dede olduk- bir milletvekili olarak bu evlatlarımıza bu yurtların imkânlarını sağlayan, YÖK Başkanlığından gelişiyle iftihar ettiğimiz değerli Millî Eğitim Bakanı Sayın Sağlam'ın, Yurt-Kur Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatındaki birimleri ile yükseköğrenim gören öğrencilerimizin, inşallah, Anadolu'nun her tarafında, yurtlara kavuşmasını temenni ediyoruz. Bu öğrencilerimizin barınma imkânları sağlandığı müddetçe, yarın, ilim adamlarının, siyaset adamlarının; edebiyatçının, tarihçinin, şairin, yazarın yetişeceğini umuyorum.

Fazla söze hacet yok. Bu tasarı hayırlı uğurlu olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Bedük; buyurun efendim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır Sayın Bedük.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmekte olduğumuz 100 sıra sayılı kanun tasarısının tümü üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi, Doğru Yol Partisi ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.

Milletler, hızla ilerleyen bir medeniyet yarışması içerisindedir. Bu medeniyet yarışmasında, devletin kalkınmışlığını, milletin zenginleşmesini, ancak iki önemli hizmetle gerçekleştirmek mümkündür: Biri eğitim, biri de sağlık. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz, Anayasamızda da, eğitim ve sağlık hizmetlerini, devletin aslî görevleri arasında saymış bulunmaktayız. Eğitimde, özellikle ülkemizin gerek bilimsel gerekse teknolojik gelişimini sağlayabilmek için üniversiteye, ilim yuvalarına ihtiyacımız vardır. Nitekim, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak da, kabul etmiş olduğumuz kanunlarla, üniversitelerimizin Türkiye sathına yaygınlaştırılması hususunda bir ilkemiz ve hedefimiz vardır. Ancak, bunu gerçekleştirebilmek için, mutlak surette üniversiteyi yaygınlaştırmakla birlikte, üniversiteye gelen öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamak mecburiyetimiz bulunmaktadır. Bizim, özellikle yükseköğrenim gençliği açısından, gerek gençlik açısından gerek öğretim üyeleri açısından ve gerekse Kredi ve Yurtlar Kurumu açısından eğitim meselesinde bir bütünlük içerisinde ve sıcak bir yaklaşım içerisinde olmamız lazım. Eğer, üniversiteli gençlerimizin barınma ihtiyaçlarını, kredi ve harç ihtiyaçlarını karşılayamazsak, o takdirde, üniversitelere yeteri kadar değer vermediğimizi ve Anayasanın amir hükmü olan eğitim hizmetlerine yeteri kadar değer vermediğimizi de göstermiş olacağız.

O bakımdandır ki, bir taraftan üniversitelerin tüm illere yaygınlaştırılması politikasını izlerken, bir taraftan da üniversite öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılayacak değişik birkısım sistemlere, metotlara ve ihtiyaçları karşılamaya yönelik çalışmalar yapmamız lazımdır.

Değerli milletvekilleri, illerde -benimde valiliğim sırasında- bir taraftan kamu kurum ve kuruluşları, bir taraftan da özel kuruluşlar, yurt yapıp Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne hibe etmektedirler. Kredi ve Yurtlar Kurumuna hibe ederken de -özellikle ve bilhassa altını çizerek ifade ediyorum- üzerinde durulan konu, köylünün, çiftçinin, memurun, işçinin -yani, ortadireğin ve ekonomik durumu zayıf olan insanların- çocukları okusun diye veriliyor ve bu binaların, yurtların yapılması da o maksatla gerçekleştiriliyor.

Eğer, biz, Türkiye sathında, köydeki vatandaşımızın çocuklarının okumasını istiyorsak ve yine, ortadirek diye bahsettiğimiz memur, emekli ve işçi vatandaşlarımızın çocuklarının herhangi bir ekonomik sıkıntıya, darboğaza kapılmadan okumasını istiyorsak, mutlak surette, Kredi ve Yurtlar Kurumunun, hem kredi hem harç hem de yurtlarla ilgili birtakım ihtiyaçlarını karşılamak mecburiyetindeyi. Zaten, hedef de budur.

Bu noktadan hareket etmek suretiyle, şöyle ifade etmek istiyorum: Doğru Yol Partisi Grubu olarak, özellikle Kredi ve Yurtlar Kurumunu, yükseköğrenimin ayrılmaz bir parçası, Türk gençliğinin en önemli hizmet birimi olarak değerlendiriyoruz; barınma, kültür ve sosyal ihtiyaçları özellikle karşılayan Kredi ve Yurtlar Kurumunun, bu anlayış içerisinde desteklenmesi gerektiği kanaatini taşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, değişen ve gelişen ülkemizde, hiç şüphesiz ki, gençliğimiz, yükseköğrenimden payını almaktadır; ama, Türk gençliği olarak, millî ve manevî değerlerine bağlı, Atatürk milliyetçiliğine inanmış ve gerçekten vatanını, milletini ve bayrağını seven gençler ve nesiller olarak, onları, geleceğe hazırlamak durumundayız. Bizim için gençler, umudumuzdur ve özellikle, mutlak surette, hepimizin hassasiyetle üzerinde durduğu en önemli kesimdir. Hepimiz, gençlerimizi çok seviyoruz. Bu sevgimizi, birkaç rakam da ifade ederek, diğer konuları da içerisine alacak şekilde, bir sonuçla bağlamak istiyorum:

1990-1991 eğitim ve öğretim yılında, yükseköğrenime devam eden 159 801 öğrencinin harç katkı kredisi, 687 141 öğrencinin öğrenim kredisi işlemleri ile 50 il ve 8 ilçedeki 106 yurt müdürlüğünde 111 091 öğrencinin barındırılma hizmetleri yerine getirilirken, halen -yani günümüz şartlarında- 395 428 öğrencinin harç katkı kredisi, 811 641 öğrencinin kredi işlemleri ile 59 il, 13 ilçedeki 132 yurt müdürlüğünde 135 394 öğrencinin barındırılma hizmetleri, mevcut kadro imkânlarıyla yerine getirilmeye çalışılmaktadır.

Kurum kadrolarında, 1990 yılından bugüne kadar herhangi bir artış olmamış; Kredi ve Yurtlar Kurumu, özellikle, kendi mevcut kadrosunu tasarruflu bir şekilde, ülkenin ekonomik bakımdan darboğazını da düşünerek, en iyi şekliyle kullanmıştır ve bütün bunlara rağmen, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü ve personeli, yükseköğrenim gençliğine çok iyi hizmetler ifa etmiştir. Bu sebeple, başta Sayın Genel Müdür ve özellikle Sayın Bakanlar dahil olmak üzere, bütün personeline, özellikle ve bilhassa, teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Yurtların yaygınlaştırılması, yine, bizim, üzerinde önemle durduğumuz bir konudur. Bir taraftan Millî Eğitim Bakanlığımızın bir taraftan da kamunun ve özellikle özel kesimin de, özel sektörün de, yurt yapmak suretiyle bu önemli ihtiyacı karşılamak için büyük bir gayret içerisinde olacağı inancını ve ümidini taşıyoruz. Yine, son zamanlarda, bilhassa Türk cumhuriyetlerinden ve Türk topluluklarından ülkemize gelen öğrencilerin yurtlara yerleştirilmeleri ve barınmalarının sağlanması, elbette, personel sıkıntısını biraz daha had safhaya çıkarmıştır. Büyük bir özlemle beklediğimiz, Türk cumhuriyetlerinin çocuklarını okutmak ve onları, kendi ülkelerinde değişim ve gelişimi yakalamada ilim ve irfan sahibi yapmak, bizim, en önemli hedeflerimizdendir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz, bir taraftan ülkemizdeki gençlerimizin, bir taraftan da bağımsız Türk cumhuriyetlerindeki gençlerin en iyi şekilde yetiştirilebilmesi için Kredi ve Yurtlar Kurumunun hem desteklenmesi hem de buraya biraz daha fazla öğrenci alınmasında fayda mütalaa ettiğimizi belirtiyor ve özellikle, Sayın Millî Eğitim Bakanımızın, 1997 yılı bütçesinde, bu konuda daha fazla hassasiyet göstereceğine inanıyoruz.

İnşallah, tüm siyasî partilerimizin de, olumlu bir yaklaşım içerisinde, bu önemli ihtiyacı ve Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün kadroyla ilgili taleplerini olumlu bir şekilde karşılayacakları inancını taşıyorum.

Bu duygular içerisinde, Doğru Yol Partisi Grubu olarak, buna olumlu oy vereceğimizi belirtiyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bedük.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki konuşmalar bitmiştir.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

MADDE1. - Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatında kullanılmak üzere ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (III) sayılı cetvelin ilgili bölümüne eklenmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi, ekli cetvellerle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde, ekli cetvellerle birlikte kabul edilmiştir.

Öteki maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki müzakereler sona ermiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Tasarının tümü kabul edilmiştir.

Hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz; gençlerimize başarılar diliyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok sayın üyeleri; evvelemirde, Kredi ve Yurtlar Kurumunun kadro istemiyle ilgili tasarısına ve tasarının kanunlaşmasına verdiğiniz destekten dolayı, hepinize, millî eğitim camiası ve Kredi ve Yurtlar Kurumu camiası adına, şükranlarımı arz ediyorum.

Bu vesileyle, ikinci bir şükranımı daha sunmak istiyorum. Partilerimizin grup sözcüleri, Türkiye'de eğitime ve yükseköğrenime verdikleri değeri ifade ettiler ve hemen hepsi -elbette ki, dikkate alacağımız eleştirilerine rağmen- bütünüyle olayın önemini, Türkiye'de eğitimin önemini, eğitime daha fazla kaynak aktarılmasını ve eğitimin daha fazla desteklenmesini savundular. Bunun için, grupları adına konuşan arkadaşlarımıza da şükranlarımı sunuyorum.

Bu arada, eğer sabrınızı taşırmazsam, eğitimle ilgili eleştiri ve temennilere ilişkin düşüncelerimizi Yüce Meclisin bilgisine özetle sunmak isterim.

İlkönce, Türk anaokulundan yükseköğretimine kadar Türkiye'de eğitim sisteminin aşamalarına bakarsanız, okulöncesi eğitimde ve okul bitiminden sonraki -hizmetiçi eğitim ya da mesleğe atıldıktan sonraki eğitim- eğitimde olmak üzere, iki aşamada büyük eksiklik görürsünüz. Okulöncesi eğitimde, Türkiye, çağ nüfusunun yüzde 7,6'sını ancak eğitebilmektedir. Halbuki, medenî toplumlarda bu, yüzde 50 ilâ yüzde 100 arasında değişmektedir. Yani, zekânın yüzde 70 gelişim gösterdiği, değişik aile ortamlarından aynı ortama gelen 5 ve 6 yaş grubunun insanlarla ilişki kurmayı öğrendiği okulöncesi eğitim, fevkalade önemli bir eğitim aşamasıdır; ama, ülkemizde bu, henüz, gerektiği kadar ciddîye alınmamaktadır. Dolayısıyla, birinci görevimizin okulöncesi eğitime ağırlık vermek olduğunu düşünerek "her ilköğretim okulunda bir anasınıfı" sloganıyla yeni bir kampanya başlatmayı ve okulöncesi eğitime ağırlık vermeyi düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarımız da belirledi; Yüce Meclisin bütün üyeleri şundan emin olabilir ki, 8 yıllık zorunlu eğitim, son şûranın kararı değildir, son 4 şûranın kararıdır; 1973 yılında çıkarılan Temeleğitim Kanununun amir hükmüdür ve sadece, sonradan çıkarılan bir geçici maddeyle, uygulanması durdurulmuştur. 8 yıllık zorunlu eğitim, Türkiye'de uygulamaya konulacaktır; herkesin içi rahat etsin. Yalnız, 1973 yılında kanunlaşmasına rağmen, 23 yıldır uygulanamayan şeyi, üç ay içerisinde... Yangından mal kaçırır gibi gösterilen telaşı da anlamak mümkün değildir. Herkes şundan emin olabilir: 8 yıllık eğitimin geçici maddeyle durdurulan kısmı kaldırıldığı gün, uygulamaya konulur. Yaptığımız her ilkokul binasını ilköğretim okulu olarak yapıyoruz ve ilköğretim okullarının da 8 yıllık okullar olduğu bütün arkadaşlarımızın malumudur.

Bir şeyi daha söylemek istiyorum: "Son şûrada 8 yıllık zorunlu eğitim kararı alındı; Millî Eğitim Bakanlığı, bunu tavsatmaya çalışıyor, efendim; bu, bazı okullara taviz vermek için yapılıyor..." Hiç kimse, Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri Anayasada belirtilen özelliklerine ve Millî Eğitim Temel Kanunundan, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa kadar Türkiye Cumhuriyetinin laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu ve yetiştirilecek öğrencilerin de bu cumhuriyetin nitelikleri doğrultusunda yetiştirileceği konusunda bir şüpheye düşmesin. Bu, bir siyasal tartışmanın üstünde, millî eğitim konusudur; bundan bütün arkadaşlarım emin olsunlar, emin olabilirler.

Orta dereceli okullarla ilgili -Türkiye'de, bildiğiniz gibi çok çeşitli liseler var- temel amaç, öteden beri, meslekî teknik eğitime ağırlık verilmesidir denir. Ancak, daha çok, velilerimizin de rağbet etmemesinden dolayı bugüne kadar, hâlâ, meslekî teknik eğitimdeki öğrenci ve lise sayısı, normal liselerin, akademik hayata hazırlayan liselerin üzerine çıkarılamamıştır.

Şimdi, biz, bir taraftan meslekî teknik eğitimle ilgili liseleri çoğaltmaya çalışırken, bir taraftan da teşvik için meslekî ve teknik liselerden mezun olan gençlerimizin meslek yüksekokullarına sınavsız girmesi için bir çalışma içindeyiz; çünkü, bunlar isterlerse, kısa yoldan hayata atılırken isterlerse, meslek yüksekokullarına gitmek suretiyle yükseköğretim görecekler; meslek yüksekokullarında başarılı olanların bugün sınıfta ilk 10'a girerlerse, ilgili fakültelerin 3 üncü sınıflarına sınavsız geçiş hakları vardır; bunu da genişletip meslek yüksekokullarında başarılı olanların, kendi alanlarında üniversitedeki fakültelerin 3 üncü sınıflarına sınavsız naklen geçişi için çalışmamız da sürüyor.

Burada çok önemli bir olay var; üniversite sınavları ve üniversite önündeki yığılmalar... Bütün arkadaşlarımın malumu ki, üniversite sınavlarına 1 milyon 300 bin kişi müracaat ediyor. Halbuki, lise son sınıftaki öğrenci mevcudumuz 400 bin civarındadır. Demek ki, bunun üç misline yakın, hatta, üç mislinden fazla insan, fakülte bitirmiş, bu sınava giriyor, emekli olmuş, bu sınava giriyor, bulunduğu yeri beğenmiyor, bu sınava giriyor; bu sınava girişi de, belli bir yıldan sonra mutlaka sınırlandırmak gerekecek; bu konuda çalışmalarımız var.

İkincisi, yine, bildiğiniz gibi, üniversite giriş sınavlarında, tamamen okulların odak noktası olduğu bir eğitim, öğretmenin değerlendirmesinin dikkate alındığı bir yükseköğrenime giriş söz konusu olmadığı için, son sınıflarda, okullarımızdan çok dershaneler ağırlık kazanıyor.

Şimdi, iki konuda çalışmamız sürüyor: Birincisi, Türkiye Cumhuriyetinde, üniversiteye girişte, öğrencilerimizi ve velilerimizi dershanelerin kulu kölesi olmaktan kurtaracağız. Okul, odak noktası olacaktır. Öğretmenin değerlendirmesi, bilginin ölçülmesi için esas alınacaktır; bu konuda çalışmamız sürüyor. Gerekirse, bir taraftan öğretmenlerin verdiği değerlendirme; diğer taraftan, lise iki ve üçüncü sınıflarda, eskiden yapıldığı gibi, merkezî olgunluk sınavına benzer bir sınavla, bu ikisinin ortalamasını alıp, bilgiyi okulda öğretmek, bilgiyi okulda değerlendirmek; ama, belki, bütün dünyanın yaptığı gibi bir yetenek sınavını yükseköğretime girişte esas almak söz konusu olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, şu açıklamaları sık sık duymuşsunuzdur; bu sene, yükseköğretime giriş sınavında, matematikten 50 sorudan sadece 17'sini yapabildiler. Şimdi, size soruyorum; eğer, en iyi liselerimizden yetişmiş, en başarılı öğrencilerimiz, bir sınavın 50 tane matematik sorusundan 17'sini yapabiliyorsa, bu sınav gökten zembille mi iniyor; yoksa, bu sınav lisedeki bilgiyi mi değerlendiriyor... Böyle şey olmaz!..

Hepiniz biliyorsunuz ki, öğrencilerimiz lisede okuyor, gece gündüz dershaneye gidiyor; sonra, verilen sınav sorularının üçte birini, dörtte birini yapabiliyor. Peki, bu sınavın ölçüsü nedir, bu sınav neye göre hazırlanmaktadır?! Bu sınavın, aslında, lisedeki bilgiyi ölçmesi gerekir. En iyi öğrenci bile, bunun, yüzde 100'ünü, yüzde 90'ını yapamıyorsa, böyle sınav olmaz; çünkü bu sınavı...

HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) - Sayın Bakan, YÖK Başkanlığından geldiniz.

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Efendim, ben de, şimdi, size söylüyorum işte; YÖK Başkanlığından gelmekle, her şeyi aynı anda yönetemezsiniz. İşte, anlatıyorum ne yapacağımızı; müsaade buyurun, dinleyin, sonunda bir şey söylüyorsanız söylersiniz.

Şimdi, lisedeki bilgiyi lisede ölçüp, lise programına göre bir değerlendirme yapıp, öğrencilerimizi de, yapacağımız sınavda bu programlardan sorumlu olacak hale getirmek görevimiz.

A. TURAN BİLGE (Konya) - Ne zaman?.. Ne zaman?..

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Bunun çalışması sürüyor. Şimdi, takdir buyurulur ki, birdenbire uygulayamazsınız; çünkü, şu anda lise 2 ve 3'üncü sınıftaki gençlerimiz, nasıl bir yöntemle üniversiteye gireceğini önceden bilmeli ki, ona hazırlıklı olsun; dolayısıyla, çalışmalar tamamlandıktan sonra, bunu, iki yıl sonra uygulamaya koyup, onların hazırlanmasını sağlamamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, özellikle üniversitelerle ilgili iki önemli şey var. Değerli arkadaşlarımız belirtti, üniversiteleri -ne kadar mümkünse o kadar- Anadolu'ya yaymak... 1992 yılında 24 üniversite kuruldu; ama, iki önemli sorun var: Kaliteyi muhafaza edebilmeniz için, öğretim üyesi yetiştireceksiniz ve öğretim üyesiyle beraber kampusların inşaatlarını tamamlayacaksınız.

Bugün, Türkiye'de, 37 kampus inşa halindedir. Bunun 20 tanesine öğrenci girmiştir, eğitim ve öğretim kampusta yapılmaktadır. Diğer 17'sini bitirmek için, 1997 yılı bütçesine, gerek Yüksek Öğretim Kurulunda gerek Millî Eğitimde, çok ciddî ödenekler konulmuştur. Öyle zannediyorum ki, bu 20'si tamamlanacak, 17'si için de, en azından, kampuslu eğitim ve öğretime başlayacak seviyeye gelinecektir. Ama, yükseköğretim pahalı bir iştir, biz, artık, ödeyebilenden belli ölçüde katkı paylarını almak durumundayız. Bütün medenî dünyanın yaptığı gibi, bir hizmetten yararlananın, bu hizmete katkıda bulunması doğru bir yoldur, doğru bir yaklaşımdır.

İkincisi; öğretim üyesi yetiştirmek üzere, 1993 yılında başlattığımız yurtdışına öğrenci gönderme uygulaması, bu yıl YÖK cephesinde biraz aksamıştır. Onun için, 1997 yılında, en az üç dört bin öğrenciyi yurtdışına göndermek üzere bütçeye ödenek koydurduk -inşallah- Yüce Meclis kabul ederse bu da çıkacaktır.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bu yaptığınız konuşma, bu kanunun kabulü nedeniyle teşekkür konuşmasıdır.

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Affedersiniz... Bağlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Uygun görür de gündemdışı bir konuşmak yapmak suretiyle, bütün gruplarımızın millî eğitim politikaları üzerindeki düşüncelerini açıklamalarına olanak verme yolunu tercih ederseniz daha iyi olur gibi geliyor bana. (Alkışlar)

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Sağ olun efendim, çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, özellikle, orta dereceli okullarla ilgili, yatılı bölge okullarına ağırlık verdiğimizi ve 1997 yılında, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki 32 yatılı bölge okulunu bitirmek üzere ödenek koymaya çalıştığımızı da arz etmek istiyorum.

Vaktin müsaade etmemesinden dolayı bazı arkadaşlarımızın eleştirilerine cevap veremedimse özür diliyorum.

Bu arada, bir de öğretmen konusu var. Bildiğiniz gibi, asıl olan, eğitim fakültesi mezunlarını öğretmen almak idi; ama, açık o kadar fazla ki, mesela, 1996 yılında 25 bin öğretmenimiz emekli olmuş, biz 24 bin öğretmen atamışız, bunun 20 bini göreve başlamış; hâlâ, 5 bin öğretmen açığımız var.

Yeni başvuruları, mutlaka, önümüzdeki günlerde sonuçlandırıp, gerekirse, 14 bin kadroya, 15 bin kadro ilavesini daha Bakanlar Kurulundan geçirip, bu arkadaşlarımızı, başvuranların tamamını bu yılın sonuna kadar aldığımız takdirde, önümüzdeki yıldan itibaren öğretmen açığına büyük ölçüde çare bulunmuş olacaktır. Dolayısıyla, Bakanlar Kurulumuzun ve Yüce Meclisin bu konuda gösterecekleri anlayış, Türk millî eğitimi için fevkalade önemli olmaktadır.

Bu vesileyle, bir kere daha, Yüce Meclise eğitim konusuna gösterdiği hassasiyetten dolayı saygılarımı sunuyorum ve Yurt-Kur'a sağladıkları kadrolar için de, gerçekten, yeni yurtlarla ilgili öğrencilerimizin büyük ihtiyacını karşılayacağı için, doğru bir iş yaptığımız kanaatiyle bir kere daha şükranlarımla saygılarımı arz ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Yanılmıyorsam, Sayın Bakan, az önceki konuşmasında, müracaat edenlerin hepsini öğretmen olarak alacaklarını söyledi. Oysa ki, herkes öğretmen olmamalı, olamamalı. Onun bazı kıstasları var. Müracaat eden her üniversite mezunu öğretmen olmamalı.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Efendim, o bir stajdan geçer tabiî. Biliyorsunuz memuriyette bir deneme süresi, adaylık süresi var.

HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Hayır efendim, bu öyle değil.

BAŞKAN - Peki efendim, tartışmıyorum zaten; bir fikir beyan ettim... Teşekkür ederim.

5. - Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ile Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya'nın, 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/469) (S. Sayısı 107) (1)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bugün Genel Kurulumuzun aldığı bir kararla, gündemimizin 31 inci sırasında, Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ile Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya'nın 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporunun müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Komisyon raporunun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Komisyon raporunun okunması kabul edilmemiştir.

Teklifin tümü üzerinde, DSP Grubu adına, Sayın Hikmet Sami Türk; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Türk, süreniz 20 dakikadır.

(1) 107 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

DSP GRUBU ADINA HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi hakkında, Demokratik Sol Partinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurunuzda bulunuyorum; Yüce Meclisi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasinin vazgeçilmez bir önkoşuludur. Eğer, bir ülkede, basın özgürlüğü yoksa, düşünce ve ifade özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü de, önemli araçlarından birini kaybetmiş olur, demokrasi, kendini ifade etme olanağını yitirmiş olur.

Ancak, basın özgürlüğünün önemli bir unsuru, basın özgürlüğünün gerçekleşmesinin vazgeçilmez bir koşulu, süreli veya süresiz yayınların dağıtılabilmesi özgürlüğüdür. O nedenle, dağıtım özgürlüğü, basın özgürlüğünü tamamlayan bir özgürlük durumundadır. Bugün, Türkiye'de, süreli ve süresiz yayınların dağıtımı konusunda, birkaç şirketten oluşan fiili bir tekelleşme vardır. Bu tekelleşme sonucunda, dağıtım işini yapan şirketlerin, zaman zaman süreli ve süresiz yayınlar arasında farklı işlemler yapmak, dağıtım için farklı koşullar öne sürmek suretiyle, piyasadaki hâkim durumlarını kötüye kullandıklarını görmekteyiz. Basın özgürlüğünün gerçekten bir anlam ifade edebilmesi ve böylece demokrasinin işleyebilmesi için, bu çeşit hâkim durumun kötüye kullanılması eylemlerine son verilmesi gerekir. Bu bakımdan, getirilen kanun teklifinin temelindeki düşünce doğrudur. Zaten, Anayasanın 28 nci maddesine göre, devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür. Yine, Anayasanın 167 nci maddesinde "devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler" denilmektedir.

Getirilen kanun teklifini bu hükümler ışığında inceleyecek olursak, şu noktaları belirtmekte yarar vardır: Her şeyden önce, tekelleşmenin ve kartelleşmenin sakıncalarını gidermek üzere, yapılması gereken şey, Türkiye'nin, 1994 yılı sonunda çıkarmış olduğu Rekabetin Korunması Hakkında Kanuna işlerlik kazandırmaktır. Bu kanun, Türkiye'nin ileride tam üye olmayı ümit ettiği ve 1996 yılı başından itibaren de bir Gümrük Birliği ilişkisi içerisine girdiği, Avrupa Birliğinin temelindeki Roma Antlaşmasının 85 ve 86 ncı maddelerine paralel bir düzenleme getirmektedir. Roma Antlaşmasının 85 ve 86 ncı maddelerinde olduğu gibi, Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda, serbest piyasa ekonomisinin temeli niteliğindeki rekabetin engellenmesini, bozulmasını ve piyasadaki hâkim durumun kötüye kullanılmasını önlemeye yönelik ayrıntılı hükümler getirmiştir.

Bir örnek vermek gerekirse, şimdi, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin amaçladığı hususları önleyecek hükümlerin, bu kanunda yer aldığını ifade etmek isterim. Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine göre "Ticarî faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler" ve (b) bendinde "Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılık yapılması" yasaktır.

Bu yasaklara uymayanlar hakkında uygulanacak olan para cezaları ve bu yasaklara aykırı fiillerin durdurulması konusunda alınabilecek olan tedbirler yine kanunda gösterilmiştir. Ancak, kanunun işlerlik kazanabilmesi, önemli bir koşulun gerçekleşmesine bağlıdır; o da, bu kanunu uygulayacak olan Rekabet Kurulunun kurulmasıdır. Rekabet Kurulunun kurulması ve Rekabet Kurumunun oluşturulması, bu kanunun işlerlik kazanması ve uygulanabilmesi için gerekli önkoşullar niteliğindedir.

Kanun, 7 Aralık 1994 günü kabul edilmiş ve 13 Aralık 1994 günü yürürlüğe girmiştir. Kanunun geçici maddelerine göre, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren; başka bir deyişle, Resmî Gazetede yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Rekabet Kurulunun oluşturulması ve bu kanunun işlerlik kazanabilmesi için, gerekli olan yönetmeliklerin çıkarılması gerekiyordu. Aynı biçimde, kurumun çalışabilmesi için gereksinme duyulan uzmanların atanması gerekiyordu; ancak, aradan bir yıldan fazla bir zaman geçtiği ve şimdi, neredeyse iki yıla yaklaşıldığı halde, bu kanunun öngördüğü Rekabet Kurulu kurulmamıştır; Rekabet Kurumu oluşturulmamıştır. Oysa, Kanunun 65 inci maddesinde, bu kanunu yürütmekle Bakanlar Kurulunun görevli olduğu belirtilmiştir. Demek ki, Bakanlar Kurulu, kanunu uygulamamakla görevini yapmamıştır. Aslında, eğer, bu kanun, işlerlik kazanmış olsaydı, Rekabet Kurulu oluşturulmuş olsaydı, Rekabet Kurumu çalışmaya başlayabilseydi, bugün, böyle bir kanun teklifinin burada görüşülmesine hiçbir gerek kalmayacaktı; çünkü, demin, size okuduğum hükümlerden de anlaşılacağı üzere, bu kanun, zaten, piyasada hâkim durumun kötüye kullanılmasını, aynı konumda bulunanlar arasında ayrımcılık yapılmasını, rakiplerin çalışmalarının zorlaştırılmasını, güçleştirilmesini zaten önlemektedir; ancak, bu yapılmamıştır.

Konunun bir başka yönü var; Türkiye, Avrupa Birliği ile 6 Mart 1995 günü, Brüksel'de ortaklık konseyi kararı olarak, 1/95 sayılı karar olarak bir anlaşma da imzalamıştır. O anlaşmaya göre de, gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden önce, yani, 1 Ocak 1996'dan önce, Roma Antlaşmasının 85 ve 86 ncı maddelerine paralel bir düzenlemenin, Türk hukukunda da gerçekleştirilmesi öngörülüyordu. Bu, Rekabetin Korunması Hakkında Kanunla yapılmıştır; hatta, bu, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararından daha önce çıkarılmıştır.

Aynı kararda bir başka nokta belirtiliyordu: Gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden önce, rekabetin korunması konusundaki yasanın uygulanmasını etkin biçimde sağlayacak olan Rekabet Kurulunun da oluşturulması, kurulması gerekiyordu. İşte, bu yapılmamıştır; bu yapılmadığı için, şimdi, piyasadaki bir egemen konumun, piyasadaki hâkim durumun kötüye kullanılmasının dağıtım alanında ortaya çıkan sonuçlarını gidermek üzere, Basın Kanununa bir iki madde eklemek suretiyle çare bulmaya çalışıyoruz. Eğer, bu yapılmış olsaydı, buna hiç gerek olmayacaktı.

Öte yandan, aslında, basın özgürlüğünü gerçekleştirmek, piyasayı düzenlemek devletin görevlerinden olduğu halde, getirilen kanun teklifi, Anayasaya aykırı bazı hükümler içermektedir; çünkü, Basın Kanununa, bu kanun teklifiyle eklenmek istenen ek 7 nci maddede, Anayasanın 18 inci maddesindeki "hiç kimse zorla çalıştırılamaz" yasağına ve Anayasanın 48 inci maddesindeki "çalışma ve sözleşme özgürlüğüne" aykırı hükümler bulunmaktadır. Bu bakımdan, getirilen kanun teklifi, Anayasaya aykırı düşmektedir.

Öte yandan, öngörülen hükümler arasında, dağıtım işinin tamamıyla durmasına yol açabilecek nitelikte de hükümler vardır. Bu yönden de, kanun teklifinin, amacıyla bağdaşmayan sonuçlar verebileceğini düşünmek gerekir.

Kanun teklifinin ek 8 inci maddesinde ise, asıl, piyasada uç noktalarda dağıtım işini yapan bayilerin bu görevlerini yapmaktan alıkonulmasına yol açan, onları engelleyen -tehditle veya menfaat sağlamak suretiyle- dağıtım işinin aksamasına yol açanlar hakkında herhangi bir hüküm getirilmemiştir; tersine, bu çeşit tehdit veya baskı altında kalanları cezalandıran hükümler getirilmiştir. Bu bakımdan da, getirilen düzenleme eksik sayılır.

Aslında, basın özgürlüğünün tam olarak gerçekleştirilmesi, devletin, dağıtım işini bir kamu hizmeti olarak örgütlemesiyle gerçekleşebilir. Şüphesiz, böyle bir düzenleme, serbest piyasa mantığı içerisinde olacaktır. Bizim düşüncemize göre, devlet, Türkiye'de süreli veya süresiz bütün yayınların dağıtımını bir kamu hizmeti olarak yürütebilecek olan bir kurumu kurabilir, kurmalıdır; ancak, bu bir tekel olarak çalışmamalıdır, başka dağıtım kuruluşları da, başka dağıtım şirketleri de hizmetlerine devam edebilmelidir; ama, konu, bir kamu hizmeti olarak düzenlenir ve örgütlenirse, o zaman, sanıyorum ki, diğer şirketler de, piyasadaki hâkim durumlarını kötüye kullanma fırsatını bulamayacaktır.

O bakımdan, biz, getirilen kanun teklifinin temelde varmak istediği hedefin doğru olduğunu; ancak, seçilen yöntemin, önerilen hükümlerin, ya Anayasaya aykırı ya da eksik olduğunu ifade etmek istiyoruz. Yapmamız gereken şey -burada, bir kez daha ifade etmek istiyorum- yasa koyucunun, yürütme organına verdiği görevin bir an önce yerine getirilmesi, Rekabet Kurulunun oluşturulması, Rekabet Kurumunun çalışmaya başlatılması ve böylece, Türkiye'de rekabeti engelleyici, bozucu, piyasadaki hâkim durumun kötüye kullanılmasına elverişli bir durumun ortadan kaldırılmasıdır. Öncelikle yapılması gereken şey budur. Bunun bir an önce gerçekleştirilmesi gerekir.

Aynı işlemle, Türkiye, Avrupa Birliğine karşı yapmış olduğu bir taahhüdü de yerine getirmiş olacaktır. Zaman zaman, Avrupa Birliği, Türkiye'nin bazı taahhütlerini yerine getirmediğini öne sürmektedir. Bunların bir bölümü haksız ama bir bölümü haklıdır; Rekabet Kurulunun kurulmaması, Rekabet Kurumunun çalışmaya başlatılmaması bunlar arasındadır. Bu kurulun oluşturulması, Türkiye'nin, Avrupa Birliğine karşı taahhütlerinin yerine getirilmesi bakımından da büyük önem taşımaktadır.

Öbür yandan, Türkiye'de süreli ve süresiz yayınların dağıtım işinin bir kamu hizmeti olarak yürütülmesi bakımından da, demin sözünü ettiğim bir kamu kurumunun bu alanda bir tekel yaratmaksızın kurulmasında da büyük yarar görmekteyiz.

Bu düşüncelerle, Yüce Meclisi, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Türk.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Önder Sav; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sav, süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA ÖNDER SAV (Ankara) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin gerekçesinde, Anayasanın 48 inci maddesinde tanımlanan çalışma ve sözleşme hürriyetini sağlamak ve güçlendirmek için bir kanun teklifinde bulunulduğu ifade ediliyor. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin yanında, Anayasada belirtilmemekle, tanımı yapılmamakla birlikte, dördüncü bir güç niteliğinde basın, iletişim özgürlüğü kendisini hissettirmektedir. Basınla ilgili düzenlemelerin, bu nedenle, sağlıklı, kalıcı, objektif olması kaçınılmazdır. Çağdaş, uygar ülkelerde, süreli ve süresiz yayınların satışa arzı ve dağıtımı, kanunlarda belirtilen, objektif, kalıcı, tutarlı kriterlere bağlanmıştır.

Önümüze getirilen teklif, uygulamada sıkıntı ve eksikliği çekilen kimi hususlara açıklık getirmeyi amaçlamaktadır. Ancak, teklif, yasama tekniğine de aykırı bir düzenleme biçiminde, yine, maalesef, karşımıza getiriliyor.

Anayasamıza göre, devlet, özel teşebbüslerin, millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içerisinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür; almak durumundadır. Devlet organları bu tedbirleri alırken, yürürlükteki kimi diğer yerleşmiş mevzuata da aykırı davranmamakla yükümlüdürler.

Bir hukukî yanlışlığa, bu teklifle getirilen ek 8 inci maddedeki ana kanuna ters düşen bir çelişkiye değinmek istiyorum. Maddesine gelindiği zaman değinmek yerine, tümü üzerinde görüşlerimizi belirtirken değinmeyi, hem bizi dikkatle dinlediğini umduğum Komisyon Başkanına hem de Hükümet adına burada bulunan Sayın Bakana, maddesine gelmeden evvel anımsatıp, bu çelişkiyi giderme şansı varsa, onu bir kez daha duyurmak istiyorum. Teklif sahiplerinin gözünden kaçmış; Komisyonda inceleme yapılırken de çelişkiye dikkat edilmemiş. Komisyonun ve Hükümetin değerlendirmesine sunmak istediğim çelişki şudur: Ek madde 8; yani, Kanunun çerçeve 1 inci maddesiyle getirilen ek madde 8, süreli ve süresiz yayınları satışa sunma mükellefiyetini iki kez çiğneyene üç aya varıncaya kadar kapatma kararının uygulanabileceğine değinmektedir.

Bu madde, 5680 Sayılı Basın Kanununun -yani, kendisine ek yamanmak istenilen ana kanunun- "Basın yoluyla işlenen suçlardan dolayı ceza sorumluluğu" alt başlıklı 16 ncı maddesiyle çelişmektedir; niçin? Biraz daha açmak istiyorum: 5680 sayılı Yasanın, basın yoluyla işlenen suçlara ilişkin 16 ncı maddesi dikkatle incelenirse, birinci ve ikinci fıkralarında mevkutelerin yayımlanmasında işlenen suçlarda pek çok sorumlular sayılmakta; ama, üçüncü fıkrasında bir özel sorumluluk hali getirilmektedir. Nedir bu özel sorumluluk hali: Bu sayılan pek çok sorumlulara ek olarak "Yukarıda yazılı kişiler belli olmadığı veya bu kimseler aleyhine Türk Mahkemelerinde dava açılamadığı takdirde sorumluluk, basana, basan da belli olmadığı takdirde satan ve dağıtana aittir" denilmektedir.

Şimdi, kanuna getirilecek ek maddelerde aynı sözcükler var "basan" ve "dağıtan" sözcükleri var. Ee, sorumluluk?.. Bu maddede belirtilen bir ve ikinci fıkralardaki sorumluluğun dışındaki özel sorumluluk, basan ve dağıtana da ceza tertibini getiren bir maddedir ana kanundaki 16 ncı madde.

Şimdi, getirilen bu teklifin 8 inci maddesiyle, satanı, kapatma kararıyla tehdit altında tutuyorsunuz; satanı, ek 8 inci maddede, ilk kez üç gün, tekrarında üç aya varan biçimde kapatma kararı tehditi altında bulunduruyorsunuz, mülkî amire getirdiğiniz yetkiyle. Buna uyan; ama, durumu biraz önce belirttiğim 16 ncı maddenin üçüncü fıkrasındaki hükme uyan sorumluyu da tam bir açmazda bırakıyorsunuz. Satsa bir türlü, satmasa bir türlü... Bu getirilen teklifle, her iki halde de tehdit altındadır satan ve dağıtan.

Eğer bu teklife "evet" diyorsanız, 5680 sayılı Yasanın 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasını kaldırmak durumundasınız. Yok, 5680 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasını koruyorsanız, bu hükmü burada tutamazsınız.

Bu, hukuk tekniğine fevkalade ters düşen çelişkili durumu, maddesine sıra gelmeden, bir kez daha komisyonun dikkatle gözönünde bulundurması, Hükümet adına bizi izleyen Sayın Bakanın da bu hukukî açmazı tekrar değerlendirmesi için Yüce Meclisin takdirlerine sunma gereğini duyduk.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sav.

ANAP Grubu adına, Sayın Erkan Mumcu; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Mumcu, süreniz 20 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA ERKAN MUMCU (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi üzerinde, ANAP Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle Yüce Heyetinize saygılar sunarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanıyorum, 5680 sayılı Basın Kanununa getirilmek istenilen iki ek maddenin detayları hakkında konuşmadan önce, basın ve haber alma özgürlüğü ile demokrasi ilişkisi üzerinde, bir parça -teorik gibi de olsa- konuşma zaruretini duyuyorum. Teorik olarak bu çerçeveyi açmakta yarar olduğu kanaatindeyim; zira, bir yıldan beri üyesi bulunduğum 20 nci Dönem Parlamentosunda, maalesef, pek çok zaman, detayların, aslî unsurların önüne geçtiğini, detaylar üzerinde harcanan enerjinin ve zamanın, aslî unsurlar için harcanan enerji ve zamandan çok öne geçtiğini; yani, açıkçası, kalp ağrısını bir tarafa bırakıp, çoğunlukla, nasırla uğraşmak zorunda kaldığımızı üzülerek müşahede ettim.

Sabahtan beri, hatta dünden beri, Osmaniye'nin il yapılması hakkında, bu Mecliste yapılan görüşmeler esnasında, şu kürsünün, nasıl suiistimal edilmiş olduğunu görmekten, Parlamentonun bir üyesi olarak, açıkçası, fevkalade üzüntü duydum. Elbette, sözlerimin amacı, Osmaniye'nin il yapılması gereğinin olup olmaması değildir; bunu kastetmiyorum. Kastettiğim şey: Bir ülkede, bir ilçe il yapılacaksa, bununla ilgili planlar, programlar yapılır ve hiçbir il ya da ilçeye ya da beldeye haksızlık yapılmadan, bu ülkenin gerekleri, ihtiyaçları neyse, o doğrultuda, siyasî irade kararını ortaya koyar. Bir seçim öncesinde, alelacele, vatandaşın siyasî iradesini baskı altına almaya dönük böyle bir tasarrufun, ne demokratik sistemle ne Parlamentonun Türk milletine karşı taşımak zorunda olduğu sorumlulukla bağdaşır bir tarafı olduğu kanısında değilim. Bu sözleri, bu Parlamentonun bir üyesi olarak söylüyorum, bundan da büyük bir üzüntü duyuyorum.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) - Sayın Başkan, konu dışına çıkılıyor.

BAŞKAN - Efendim, konuya gelecek şimdi.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Evet, konuya da geleceğim.

Zira, şu anda görüşmekte olduğumuz, Basın Kanununa iki ek madde getirilmesi hususu da tamamen böyledir. Tamamen, yerleşik siyaset alışkanlıklarının, artık, siyaset profesyonellerinin elinde, ülke menfaatlarıyla ilişkisi tamamen kopmuş durumda olan yerleşik siyaset alışkanlıkları, halkı ve Parlamentoyu suiistimal etme girişiminden başka hiçbir amaç taşımamaktadır. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; basın özgürlüğü, haber alma özgürlüğü ve demokrasi üzerinde ciddiyetle durmamız gerekiyor. Çünkü, bugün içinde bulunduğumuz, altında bulunduğumuz bu çatı, demokrasinin bir nimetidir ve biz, buna karşı sorumluluğumuzu ihmal ettiğimiz süre zarfında, bu çatının üzerimize yıkılması da mukadder olacaktır. Eğer, bu kaçınılmaz gibi görünen -maalesef, kaçınılmaz gibi görünen- kader konusunda uyanık davranmazsak, bunun sorumluluğunu da, bu çatı altında bulunan bizler taşımak durumundayız tarih önünde.

Bir insan için görme, işitme yeteneği neyse, toplum için de, haber alma özgürlüğü ve aynı zamanda basın özgürlüğü aynı şeydir. Nasıl, görme ve işitme kabiliyetinden mahrum bir insan, yön tayin etme, süratle ve emniyetle ilerleme, mesafe katetme konusunda yeteneksiz ise, yetenekleri elinden alınmış ise, basın özgürlüğü ve haber alma özgürlüğü elinden alınmış bir toplum da, aynı kör ve sağır bir insan gibi, ilerleme, mesafe katetme yeteneğinden mahrumdur.

Demokratik rejim tarifleri içerisinde, sık sık, kuvvetler ayrılığı prensibinden söz edildiği ve kuvvetler ayrılığı prensibinden söz edilirken, zaman zaman, basından "dördüncü kuvvet" diye söz edilmiş olması, hepinizin bildiği yaygın bir tutumdur. Tabiî, burada önemli olan, dördüncü kuvvet, beşinci kuvvet veya onbeşinci kuvvet olma meselesi değildir; çünkü, demokratik hak ve özgürlüklerin birbirlerine mukayeseyle öncelikleri sıralaması yapılamayacağından, bu hakların, bu yetkilerin ve bu imkânların kaçıncı sırada, nerede olup olmadığı da, çok önemli değildir; ancak, şurası muhakkaktır ki, demokratik bir toplum düzeni, demokratik bir yönetim biçimi için, basın özgürlüğü kaçınılmazdır.

Peki, bütün bunları niçin söylüyorum; bütün bunları şunun için söylüyorum: Basın özgürlüğüne ilişkin olarak, bana göre olması gereken tek yasal ilke, Anayasada, daha doğrusu demokrasinin temel tarifleri içinde yer alan "bir hakkın bittiği yer başka bir hakkın başladığı yerdir" temel ilkesinden başka hiçbir şey olmamak gerekir; yani, nasıl ki, hiçbir Anayasa maddesine sahip olmayan ülkeler, bizden daha demokratik ve anayasal anlamda daha işler mekanizmalara sahip iseler, biz de, pek çok konuda, binlerce, onbirlerce yasa maddesine sahip olduğumuz için daha demokratik ve daha işlek bir mekanizmaya sahip olmayız. Dolayısıyla, basın özgürlüğünü temin etmenin yolu, mutlaka bir yasaya sahip olmak değildir.

Bugün, tesadüfen gazetelerde bir haber okudum. 2004 Olimpiyatlarıyla ilgili olarak, İstanbul'a gelen bir izleme komitesi, dünyadaki aday bütün illerin olimpiyat şansının birbirine eşit olduğunu söyledikten sonra bizi kutlamış ve demiş ki "Dünyada olimpiyat yasasına sahip olan tek ülke sizsiniz."

Şimdi, izleme komitesinin bu değerli üyesinin, bu sözleri, bizi hicvetmek, bizimle alay etmek için mi söylediğini; yoksa, cidden tebrik maksadıyla mı söylediğini anlamakta müşkülat çekiyorum; yani, bir yasaya sahip olmak, bir şehri, olimpiyatı başarmak noktasında ne kadar hazır hale getirebilir; ama, demin sözünü ettiğim yerleşik siyaset alışkanlıklarımız, yerleşik basmakalıp yargılarımız, bizi, her konuda "şeriat isterük, düzenleme isterük, kanunname isterük"çü mantığa zorladığı için, biz, burada, bugün basın özgürlüğü hakkında da ille de bir yasa çıkaralım; bu meseleleri yasalarla düzenleyelim noktasına gelmiş durumdayız.

SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) - Ne alakası var? (RP sıralarından "Ne alakası var?" sesleri)

ERKAN MUMCU (Devamla) - Ne alakası olduğunu tafsilatıyla anlatacağım; sabreder ve lütfeder dinlerseniz, ne alakası olduğunu anlatacağım.

BAŞKAN - Arkadaşlar, müdahale etmeyelim rica ediyorum.

Efendim, arkadaşımız kendi mantığı içinde konuşuyor.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Bakın, ne alakası olduğunu anlatayım.

Şu anda görüşmekte olduğumuz iki ek maddeyi Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi Grup Başkanvekilleri ortak bir önerge olarak Adalet Komisyonuna getirdiler...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Doğru.

ERKAN MUMCU (Devamla) - ...fakat, aradan geçen süreç içerisinde, her nasıl olmuşsa, bu arada hangi süreç cereyan etmişse, Doğru Yol Partisinin sevgili Grup Başkanvekili, sayın Grup Başkanvekili, bu önergesinden sarfınazar etti.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Hayır, öyle bir şey yok.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Ne münasebet!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Danışma Kurulunda yapılan görüşmelerde, konunun Meclis gündemine getirilme noktasındaki tartışmaların neden çıkmış olduğunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz.

Hadise şundan ibaret ve benim söylemek istediğim şey şu: Neticede basın özgürlüğü, üzerinde siyasî iradenin çok da fazla oynamaması gereken hassas bir konudur. Niçin hassas bir konudur; onu söyleyeyim. Çünkü, bugün, siz, getirdiğiniz düzenlemelerle...

YAKUP HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Anlamsız şeyler söylüyorsunuz.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sevgili beyefendiler, sevgili milletvekilleri; çok saygı duyduğum görüşlerinizi gelirsiniz, burada, kürsüden anlatırsınız; ama, istirham ediyorum...

YAKUP HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Anlamsız şeyler bunlar, anlamsız şeyler.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Anlamsız olduğunu da, niçin anlamsız olduğunu da gelirsiniz, buradan, kürsüden anlatırsınız; ama, istirham ediyorum, benim söz hakkıma saygı gösteriniz.

YAKUP HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Dinlemek istemiyoruz.

BAŞKAN - Efendim, dinlemek istemiyorsanız, kulislere çıkabilirsiniz. (ANAP ve DSP sıralarından "Bravo Başkan" sesleri, alkışlar)

YAKUP HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Ama, sesini duymak istemiyoruz.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Benim söylemek istediğim şey şudur: Haddizatında, bu mesele, hiç Parlamentomuzun önüne gelmeden, basınımızın uzun yıllara varan geleneği içinde çözümlenebilmiş olmalıydı. Çözümlenebilmiş olmalıydı ki, siyasî irade, bu konuda, belki de istenilmeyen sonuçlara yol açabilecek müdahale imkânını bulamasın; çünkü, sizlere şunu hatırlatmak istiyorum: Bakınız, İtalya'da özgür basının varlığı, demokratik düzenin, bazı demokratik hak ve imkânların suiistimal edilmesi suretiyle yozlaştırılmasından dolayı uğradığı zaafın bertaraf edilmesinde nasıl bir fonksiyon ortaya koymuştur: İtalya'da özgür basın "Temiz Eller" adıyla başlattığı bir kampanyada, ülkenin Başbakanlarının, bakanlarının, özel teşebbüs kuruluşlarının hatta basın kuruluşlarının, basın patronlarının içinde yer aldığı birtakım mafia ilişkilerinin, demokratik düzeni nasıl yozlaştırdığını görmüş ve toplumun kendisine duyduğu güven, toplumun kendisine açtığı kredi sayesinde, Temiz Eller kampanyası, demokratik düzenin içine düştüğü zaafı ortadan kaldırmakta başarılı olabilmiştir. Biz, bugün, özgür basınımızın ve haber alma özgürlüğümüzün var olması noktasında, bütün ilgilerimizi, bütün dikkatlerimizi bu noktada yoğunlaştırmak zorundayız.

Benim söylemek istediğim şey, dediğim gibi, bu meselenin hiçbir şekilde Parlamento gündemine gelmemiş olması, basının kendi gelenekleri içinde çözümlenebilmiş olması, basın adına da, demokratik Türk toplumu adına da, Türk toplum yaşamı adına da, sevindirici bir gelişme olurdu; fakat, böyle olmamıştır; iki ek maddeyle, konu hakkında bugün görüşmek durumundayız.

Şimdi, tabiî, çeşitli önergeler vesilesiyle ek maddelerin, yani, 8 inci maddenin ve öteki maddenin görüşülmesi esnasında, yasa tekniği bakımından düzenlemenin ne kadar yanlış ve gereksiz olduğu noktasındaki düşüncelerimizi arz edeceğiz; ama, anahatlarıyla söylemek istediğim, kanun teklifinin bütünü hakkında söylemek istediğim birkaç söz var. Öncelikle, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun teklifinin gerekçesinde ortaya konulan bütün mahzurların bertaraf edilebilmesi noktasında yeterlidir. Rekabet kurullarının oluşturulamamış olmasını, kanun teklifine bir gerekçe olarak getirmiş olmak, hele hele İktidar Partilerine mensup milletvekillerine, İktidar Partilerine yakışmayacak bir şeydir. Rekabet kurullarının oluşmamış olması kimin vebalidir, kimin sorumluluğudur? Sizi bu yönde men eden bir kudret mi var? Siz, rekabet kurullarının oluşturulmasını, rekabetin önlenmesine, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin işlerliğini sağlayacak önlemler getirdiniz, bu Parlamentoda ret mi edildi; hayır, böyle bir şey yok. Öyleyse, niçin, sadece basın konusunda, yani, tamamıyla tekellerin ortadan kaldırılması noktasında bir girişimde bulunmak yerine, serbest piyasa ekonomisinin işlerlik kazanmasına dair birtakım düzenlemelerin sağlanmasına dönük girişimler yerine, sadece basınla ilişkili önergeler getiriyorsunuz; bunu anlamak mümkün değil.

Şimdi, bakın, bu tartışmaların başladığı yerde bir de promosyonla ilgili gelişmeler var. Tabiî, olayı, sadece, haber alma özgürlüğü, haber iletme özgürlüğü, basın özgürlüğü kapsamında almak da mümkün değil. Neresinden bakarsanız bakın, gazete, bir ürün, bir meta ve en çabuk, en kolay bayatlayan, en çabuk gündemden çıkan bir ürün; bu konuda özel düzenlemeler yapılması gereğini kabul ediyoruz; ancak, bunun, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin çerçevesinde gerçekleşmesini engelleyici hiçbir şey yok.

Bu konuda bir şey daha ilave etmek lazım; dağıtım kuruluşlarının üzerine getirmeye çalıştığınız yükümlülüğün işlerliği de hiç bir şekilde yok; yani, yasa tasarısının hazırlanış biçimiyle, herhangi bir dağıtım şirketi, kendi ana sözleşmesinden, Türk hukuk mevzuatının kendisine verdiği yetki çerçevesinde, imkânlar çerçevesinde, kendisini dağıtım şirketi yapan maddeleri çıkardığında, yasa maddesinin hiçbir yaptırımı yok.

Onun dışında, benden önce konuşan değerli temsilcilerin söyledikleri noktaya da aynen katılıyorum; Basın Kanununun kendi iç maddeleri arasındaki çelişkiler de bertaraf edilmiş değil. Promosyonla ilgili yükümlülük getiriyorsunuz dağıtım şirketine; dağıtmakla ilgili yükümlülük getiriyorsunuz dağıtım şirketine; hem sonra, tekel olduğu yolundaki yargı nereden çıkıyor; yani, bir şeyin tekel olması için, aynı sahada başkasının faaliyet göstermesini engelleyici şartların olması lazım. Bugün, herhangi bir kişi ya da kurum yayın dağıtım şirketi kurmak istese, onu engelleyecek bir şey mi var? Hayır, onu engelleyecek hiçbir şey yok.

Burada yasa adına; yani, devletin kamusal bir imtiyaz alanını terk etmesi diye bir şey söz konusu değil. Tam tersine, devletin kendi üzerine düşen bir yükümlülüğü kendi araçlarıyla, kendi imkânlarıyla gerçekleştirmek dururken, bunu, hiçbir şekilde, hukuk mantığıyla bağdaştıramayacağımız bir şekilde, özel şirketlerin sırtına yüklemesi söz konusudur. İşte, devletin yetkilerinin genişlemesinin; devletin kamu düzeni, devletin kamu hizmeti kavramlarını genişletmesi suretiyle demokratik toplum yaşamına müdahalelerinden bir tanesi de budur. Kamu hizmeti kavramındaki genişlemenin, kamu düzeni kavramındaki genişlemenin, bu anlayış çerçevesinde varabileceği nokta, sevgili arkadaşlar, faşizmdir. Bu konuda dikkatli olmak zorundayız; yani, sizin, belki, bugün, son derece iyi niyetli olarak getirdiğiniz bu öneri, yarın, başka bir şekilde suiistimal edilmeye fevkalade müsaittir.

Ancak, şu noktada, ek 2 nci maddeyle yapılmaya çalışılan, gerçekleştirilmeye çalışılan amaca, bir şekilde katılmak mümkündür; o da, uç noktalarda, gazetelerin, ürünlerin satılmasına ilişkin düzenleme getirmektedir. Hepimiz biliyoruz ki, özellikle, belediyelerin tahsis ettiği bazı imtiyaz alanları söz konusudur; yani, belediyelerin ruhsat vermesi söz konusudur; tahsis ettikleri bazı özel satış noktaları söz konusudur. Bu gibi noktalarda, bu imtiyazı eline geçiren kimselerin; yani, uç bayilerin "ben, şu ürünü satarım şu ürünü satmam" demeye hakları olmasa gerektir. Kaldı ki, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 5 inci maddesi de bu yönde düzenleme getirmektedir; yani, haddizatında, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 5 inci maddesi bu anlamda yeterlidir; Basın Kanuna ilave bir madde getirmenin gereği de yoktur. Zira, bu yapılmazsa, aynı zamanda, biraz evvel, CHP Grubu adına konuşan Sayın Sav'ın söylediği mahzur da bertaraf edilmiş olacaktır; yani, Basın Kanununun kendi içindeki tutarlılığının sağlanması bakımından, söz konusu mahzur da bertaraf edilmiş olacaktır.

BAŞKAN - Sayın Mumcu, 2 dakikanız var efendim...

ERKAN MUMCU (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ama, orada şu söylenebilir: Oradaki, tüketicinin korunması hakkında öngörülen mevzuat, müracaat, müracaatın sonuçlanması, gazete dediğimiz ürünün çok sınırlı bir süre içerisinde tüketilmesi mecburiyetinden kaynaklanan sebeplerle, pek işlerlik sağlamayacaktır. Bu bakımdan, gazete dediğimiz ürünün özellikleri dolayısıyla, özel bir düzenleme yapılması gereğine, Anavatan Partisi Grubu katılmaktadır; ancak, 1 inci maddede getirdiğiniz hususlar, ne yasa tekniği bakımından kabul edilebilir hususlardır ne de ciddî hiçbir yaptırımı olmayan hususlardır. Ekonomik hayatın kendi dinamizmi içinde, hiçbir gerçekliği karşılayabilme, kuşatabilme yeteneğine ve imkânına da sahip değildir; yani, ekonomik hayatın imkânları ve canlılığı, söz konusu yasa teklifini dolanmak, aşmak, bertaraf etmek noktasında fevkalade kabiliyetlidir. Dolayısıyla, burada yaptığımız tartışma, bir bakıma, boş bir tartışmadır. Sizin yükümlülük getirmeye çalıştığınız dağıtım şirketleri, ticaret hayatının, ekonomik hayatın imkânları içerisinde bu yaptırımları bertaraf edecek yeteneklere, imkânlara, anlayışa, fevkalade sahiptirler; ancak, şuna katılmak mümkündür: Özellikle bölgesel basının, mahallî basının, yayılma, dağılma, haber iletme imkânlarının sağlanması bakımından, devletin bir yükümlülük üstlenmesi gereği noktasında, Anavatan Partisi Grubu da hemfikirdir; bu, zaten, anayasal bir gerekliliktir; ancak, devlet, Anayasayla kendi üzerine yüklenmiş bir yükümlülüğü, kendi araçlarıyla, kendi imkânlarıyla yerine getirebilir; PTT, bunlardan birisi olabilir; başka imkânlar bulunur, düşünülür; bunlar gerçekleştirilebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen, cümlenizi tamamlar mısınız.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım; teşekkür ediyorum.

Bu sebeple, devletin, Anayasanın, kendisine yüklediği bir yükümlülüğü, sözleşme hürriyetini de ihlal eder bir tarzda özel kişi ve kuruluşların üzerine yüklemesi ne Anayasaya uygundur ne hukuka uygundur. Anavatan Partisi olarak biz, teklifin 1 inci maddesine tümüyle karşıyız, uç satış noktalarını düzenleyen 2 nci maddeyle ilişkin olarak söz konusu çelişkinin, Basın Kanunuyla ilgili çelişkinin ortadan kaldırılması halinde, haber alma özgürlüğünün sağlanabilmesi bakımından, gazete dediğimiz ürünün kendine özgü özellikleri bakımından destekleyebileceğimizi beyan etmek istiyorum.

Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Mumcu.

Refah Partisi Grubu adın, Sayın Fikret Karabekmez; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

RP GRUBU ADINA FİKRET KARABEKMEZ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın üyeler; 5680 sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifiyle ilgili olarak Grubum adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın üyeler; basın ve yayın hürriyeti, Anayasamızda teferruatlı olarak düzenlenmiştir. Anayasamızın 26 ncı maddesinde "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlığı altında "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar" denilmektedir.

Yine, Anayasamızın 22 nci maddesinde "Haberleşme hürriyeti" başlığı altında " Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir... Haberleşme engellenemez..." denilmektedir.

"Basın hürriyeti" başlığını taşıyan Anayasamızın 28 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır" denilmektedir.

Yine Anayasanın "Süreli ve süresiz yayın hakkı" başlığı altındaki 29 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında "Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları malî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, malî ve teknik şartlar koyamaz" denilmektedir.

Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması" başlağını taşıyan 14 üncü maddesinin son fıkrasında da "Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz" denilmektedir.

Her ne kadar, Anayasamızın 48 inci maddesi "Çalışma ve sözleşme hürriyeti" başlığı ile düzenlenmiş ise de, aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır" denilmektedir.

Evet, Anayasamızın, saydığımız bu teferruatlı düzenlemeler karşısında, günümüzde karşımıza çıkmış olan -ki, sanıyorum, Anavatan Partisi grup sözcüsü dışında bütün sözcüler kabul ettiler- bir tekelleşmeyi önlemek için Meclisimizin faaliyette bulunmasını kabullenmemek mümkün değildir.

Önümüze gelmiş olan kanun teklifine "Anayasanın 48 inci maddesinde çalışma ve sözleşme hürriyeti düzenlenmiştir, bu hürriyet kısıtlanıyor" dememiz mümkün değil; çünkü, biraz önce bahsettiğimiz gibi, Anayasanın 14 üncü maddesi, bu hürriyetlerin, Anayasada verilen hürriyetleri çiğnemek için kullanılamayacağını açık olarak ortaya koymuştur.

Evet, bir tekelleşmenin var olduğunu Anavatan Partisi sözcüsü dışında bütün sözcüler kabul etti; fakat, Anavatan Partisi sözcüsü de, tekelleşmeyi kabul etmemesine sebep olarak "efendim, bu dağıtım hususunda, isteyen istediği kadar dağıtım yapsın, bunu engelleyen mi var" gibi bir mantık ileri sürdü. böyle bir mantıkla yaklaştığımız zaman, tekelleşme mefhumu kalmaz. Sermayeyi ele geçiren herhangi bir grubun, devletin ekonomisinde önemli bir yer tutan bir kısma hâkim olmasını "efendim, engelleyen mi var, diğerleri de bu hususta faaliyet göstersin" dediğimiz zaman tekel diye bir olay tanımamamız lazım.

DSP sözcüsünün "Tüketicinin Korunması Kanunu ve Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunla Rekabet Kurulu oluşturularak bu husus düzenlenebilirdi" görüşüne katılmak mümkündür. Biz de, Grup olarak, Rekabet Kurulunun acilen oluşturulmasına olan ihtiyacı kabul ediyoruz; ama "hedef doğru, fakat, metot eksik ve yanlıştır" görüşüne katılmıyoruz; çünkü, Anayasamızda -biraz önce belirttiğim gibi- teferruatlı olarak düzenlenen bir konuyu, basın kanununa ek bir madde getirerek düzenlemek, hukuk sistemimize uygundur. Zira, hukuk sistemimiz, basın ve yayın özgürlüğüne özel bir önem verdiği için, basınla ilgili tekeli kıracak düzenlemenin, basın kanununa ek olarak düzenlenmesine müsaade etmektedir.

Yine, ANAP sözcüsü "özel düzenlemeye niye giriyoruz" gibi bir eleştiride bulundu. Buna da katılmamız mümkün değildir; çünkü, Anayasamızda, temel hak ve hürriyetler düzenlenmiştir. Bu temel hak ve hürriyetler düzenlendikten sonra, basınla ilgili hak ve hürriyetler, ayrıca, özel olarak düzenlendiği için, hukuk sistemimiz mantığına göre, basına önem vermemizin eliştirilmesini izah etmek mümkün değildir.

Muhterem arkadaşlar, dağıtımda tekeli ele geçirmiş olan kuruluş, bayi ve satıcılarla sözleşme yaparak, kendi tekeli doğrultusunda -sözleşmeyi feshetme tehdidi altında- kullanmaya çalışmaktadır. Elimizde bayilere gönderilmiş olan bir sözleşme sureti mevcuttur. Bu sözleşme suretinin 1 inci maddesinde aynen şöyle diyor: "Bayi, sözleşme süresince, adresi çevresinde, bir başka kişi veya kuruluşa satış için yayın veremez. Bayilik faaliyet sınırları şirketce tespit olunacaktır."

Yine, bu sözleşmenin 2 nci maddesinde aynen şu ifade vardır: "Bayi, şirketin yazılı izni olmadıkça, başka bir dağıtım kuruluşunun ve yayınevinin yayınlarını teşhir edip, satamayacaktır." İşte, görüldüğü gibi, dağıtımda tekeli ele geçirmiş olan, tekelleşmiş olan kuruluş, satıcıları da, bayileri de bu tekelciliğinin vermiş olduğu baskıyla, arzuları doğrultusunda kendi tekeline hizmet ettirmektedir.

Amacımız, Anayasanın 14 üncü maddesiyle güvence altına alınan çalışma ve sözleşme hürriyetine müdahale değil, bilakis, tekeli kırarak, çalışma ve sözleşme hürriyetinin, Anayasanın ruhuna uygun olarak işlemesini sağlamaktır.

Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karabekmez.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Gözlükaya, buyurun efendim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Sayın Gözlükaya, süreniz 20 dakika.

DYP GRUBU ADINA MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinize saygılarımı sunuyorum.

Refah Partisi Grup Başkanvekili Sayın Kapusuz ile müştereken imzalayarak verdiğimiz teklif hakkında, Doğru Yol Partisi Grubu olarak görüşlerimizi arz etmeye çalışacağız.

Öncelikle şunu söyleyeyim; ANAP sözcüsü Sayın Mumcu "Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili önce teklifi imzaladı, sonra da imzasını geri çekti" gibi bir yanlış söz sarf ettiler. Böyle bir şey yoktur.

ERKAN MUMCU (Isparta) - Ben "Danışma Kurulunda değiştirdi" dedim.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Doğru Yol Partisi bir şeye imza attı mı, o imzayı sonuna kadar götürür. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Sayın Mumcu, sanıyorum, bu, Danışma Kurulu meselesi değil, teklifteki imzanın, Meclis Başkanlığına sunularak geri çekilmesi lazımdır; öyle bir şey yok.

ERKAN MUMCU (Isparta) - Ben, tavrınızı değiştirdiğinizi söyledim.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Onun için, bu açıklamayı yaparak sözlerime başlamış oldum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifi üzerinde konuşan değerli sözcü arkadaşlarımızın bazılarının ne dediğini ben anlayamadım. Herkes bir şeyler söylemeye çalıştı; ama, bu kanun teklifinin yanında mı, değil mi; bu pek anlaşılamadı. Tabiî, zorlukları var gibi geldi bana.

Ben şunu soruyorum ve görüşümüzü açıklıyorum: Bu kanun, Türkiye'de birkısım basının yayımlarını dağıtmakta zorluk çıkarıyor mu çıkarmıyor mu? Yani, bir tekelleşme var mı, yok mu? (DYP ve RP sıralarından "Var" sesleri) Var...

Haa, biz, bu büyük gazetelerimizin yahut bu yayın şirketlerimizin hukukî haklarına da saygısızlık edecek değiliz. Bu, ticaret hukuku hükümlerine göre yürüyebilir. Onlar, o haklarını da araştırabilirler; o ayrı bir konu; ama, Anayasamızın -arkadaşlarımızın hepsinin de ifade ettiği gibi- 28, 29, 31 -tek tek, uzun uzun ne olduklarını anlatmaya gerek görmüyorum- ve tekelleşmeyi, kartelleşmeyi önleyin diyen 167 nci maddelerinde açıkça görülüyor ki, devlete, dolayısıyla Meclisimize bir görev veriliyor. Biz, Meclis olarak, bu anayasal görevi yerine getirme gayreti içindeyiz.

Bugünkü uygulamayla basın üreteni zor durumda, satıcı zor durumda, okuyucu da zor durumda; okumak istediği gazeteyi alma şansına sahip değil. O bakımdan, Yüce Meclisin bir adaleti sağlaması lazım, bu yanlışlığı; yani, dağıtımdaki tekelleşmeyi ortadan kaldırması lazım.

Arkadaşlarımız "Rekabet Kurulu teşekkül etmedi" diyorlar; edemedi; doğrudur. Biz, Doğru Yol Partisi Grubu olarak, Refah Partisi Sayın Grup Başkanvekiliyle bu kanun teklifini hazırlarken "keşke, basın kanununda yapılması gereken değişiklikler bir an önce gelebilseydi, Rekabet Kurulu teşekkül edebilseydi de, hepsini bir görüşseydik" dedik; ama, bunların zaman alacağı düşüncesiyle, olayın da aciliyetini hesap ederek, bu teklifi verdik. Doğru Yol Partisi Grubu, bu teklife sahiptir ve olumlu oy verecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gözlükaya.

Teklif üzerinde, gruplar adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şahısları adına, Sayın Recep Kırış; buyurun efendim. (BBP ve RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

RECEP KIRIŞ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi, Büyük Birlik Partisi ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şu anda, 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifini görüşmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, evvela, bu kanun teklifine neden ihtiyaç duyulmuştur; onu bir kere daha, birkaç cümleyle ifade etmekte yarar vardır.

Şu anda, Türkiye'de, gazete dağıtımı konusu, bir tekelleşme meydana getirecek durum arz etmektedir; çünkü, değerli arkadaşlar, gazetecilik, çok ayrı bir konudur. Biraz önce, değerli arkadaşım, ANAP sözcüsü kıymetli kardeşim "efendim, şu an, dağıtım yapan bir şirket varsa, bu, birsürü gazetenin ortaklığıyla çıkıyorsa, burada bir tekel söz konusu olmaz; yeni bir dağıtım şirketi kurulabilir" dedi. Teorik olarak söylediği gayet doğrudur; ama, pratikte, bunun, gerçekle hiçbir alakası yoktur. Neden yoktur; çünkü, değerli arkadaşlar, siz, trilyonlarca lira paraya, sermayeye sahip olsanız bile, bu alanda yeni bir şirket kurmaya teşebbüs ettiğiniz zaman karşılaşacağınız durum şudur. Mesela, Türkiye'de gazetelerin, belli merkezlerden, akşamdan sabaha kadar dağıtımı yapılır. Sözgelimi, Adana'da şu an tekel meydana getiren şirketin 20 istikamete gidecek arabası varsa, siz de, ilk anda 20 araba alabilirsiniz. Elinizdeki kaynak buna yetebilir; ama, kendileri, ortaklaşa, birçok gazete bir araya gelerek bir tekel meydana getirdikleri için, orada, diyelim ki, Adana'dan kalkan bir araba, o bölgedeki, o hattaki en ücra yerlere kadar topluca o gazeteleri götürürken, size göre çok daha avantajlıdırlar; ama, siz, yeni bir gazete çıkarıyorsanız -diyelim ki, gene 20 araba çıkarmak mecburiyetindesiniz; ama- sizin dağıttığınız gazete fevkalade az olacağı için onunla rekabet etmeniz imkânsız hale gelir. Dolayısıyla, trilyonlarca sermayeye de sahip olsanız, rekabet edemezsiniz. Halbuki, basın, medya, iletişim, fevkalade önemli bir konudur ve gerçekten, haber alma hürriyeti, fikir ve düşünce hürriyetinin çok önemli bir parçasıdır.

Değerli arkadaşlar, ben, burada, hangi partiden olursa olsun bütün arkadaşlarımızın -şöyle bir sağlıklı düşünceyle meseleye baktığımız takdirde-tekelleşmeye, hele bu alanda bir tekelleşmeye karşı olduklarını biliyorum ve buna inanıyorum. Çünkü, gerçekten, tekelleşme, ekonominin her alanında zararlı, her alanında tüketicilerin aleyhine sonuçlar doğuran bir hakikat; ama, hele hele, bu siyasî alanda, fikir hayatında sözkonusu olur, mesela, medya kendi arasında bir tekelleşme meydana getirmek suretiyle, Türkiye'de, sadece belli konularda, sadece belli düşüncelerin, vatandaşa, halkımıza iletilmesi mümkün olur, farklı düşünce ve kanaatlerin insanlarımıza ulaşması engellenirse, o zaman bunun doğuracağı netice nedir; bunun doğuracağı netice, insanlarımızın, fikir, düşünce, haber alma hürriyetlerine ambargo konulmasıdır, bunun engellenmesidir, diktatörlüğün tesisidir, hürriyetlerin bertaraf edilmesidir. Bunu ise, hiçbir parti grubundan arkadaşlarımızın onaylayacağını düşünemiyorum.

Değerli arkadaşlar, demokrasinin esası, azınlık bile olsa, farklı fikir ve düşüncelerin yaşatılmasıdır. Adalet ise, güçlülerin korunmasını değil, zayıfların ezilmemesini temin etmektir. Dolayısıyla, biz, elbette ki, fikir ve düşüncelerin serbestçe ifadesinden yana olmak durumundayız. Aksi takdirde, Türkiye'de demokratikleşmeden de bahsetmek mümkün değildir, ilerlelemeden, gelişmeden de bahsetmek mümkün değildir.

Şu an dünyada, basın hürriyetinin olmadığı, basın hürriyetinin birtakım tekellerle kontrol altına alındığı ülkelerin tamamı diktatörlüklerle yönetilen ülkelerdir. Türkiye'nin böyle bir konuma, böyle bir duruma girmesini istemiyorsak, farklı fikir ve düşüncelerin insanlarımıza serbestçe ulaşmasını istiyorsak, bu konudaki tekelleşmelere hep beraber karşı çıkmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de zaman zaman hep birlikte şahit olmuşuzdur -biz, dürüst, gerçekten vatandaşlarımıza en iyi şekilde hizmet etmek azim ve gayretiyle çırpınan medyayı, gazeteleri, gazeteci arkadaşlarımızı tenzih ederiz- şu Meclise en ağır hakaretleri bazı gazeteler yapıyorsa, mesela, "Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilleri bedava yemek yiyor" diye bazı gazeteler manşet atıyorsa, bırakınız, bazı gazeteler de yaşasın, onlar da "hayır, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yemekler bedava değildir, şu kadar ücreti vardır" desin veya bir sayın gazete, bir sayın lider hakkında veya bir parti hakkında iftira ediyorsa, bırakalım bir başka gazete de "burada bir yanlışlık var" diyebilsin. (RP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, biz, farklı fikir ve düşüncelerin ifadesinden kimseye zarar gelmeyeceğini bilmek durumundayız. Türkiye, aslında bu noktaları geçti. Geçmişte "141, 142, 163 üncü maddeler kalkarsa, efendim, kıyamet kopar" denildi; vallahi, hep beraber gördük ki kıyamet falan da kopmadı ve şu anda, biz -karşı olmamıza rağmen- her türlü söz, fikir ve düşüncenin de serbestçe ifadesinden rahatsızlık duymuyoruz ve insanlar, kendi fikir ve düşüncelerinde haklı olduklarına inanıyorlarsa, medenî bir şekilde bunları ortaya koyabilsinler, tartışabilsinler; ülke için en doğru neyse millet buna karar versin noktasına geldik ve bunda, bütün arkadaşlarımız, ister sağ düşünceye sahip olsun ister sol düşünceye sahip olsun, hemfikir durumdadırlar. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, burada, mesele, demokrasiye sahip çıkıp çıkmama meselesidir; mesele, hürriyetlere sahip çıkıp çıkmama meselesidir. Gelin, hürriyetleri hep birlikte koruyalım ve hürriyetleri koruma konusunda hepimiz üzerimize düşeni yapalım.

Kıymetli arkadaşlar, ayrıca, şunu da burada ifade etmek istiyorum: Şimdi, demin konuşan bir değerli arkadaşımız "Basın Kanunun bazı maddeleriyle, bu kanun değişikliği arasında bazı konularda çelişki vardır; çünkü, bazı hallerde, Kanun 'satana da basana da' diye cezaî müeyyideler getirmektedir" gibi bir görüş serd ettiler. Halbuki, burada da "çıkmakta olan süreli yayınları dağıtmayı bir bakıma zorunlu hale getiren birtakım müeyyideler getiriliyor" dendi. Aslında, bakın, burada, Kanun metninde geçen "mevzuatın öngördüğü şatların yerine getirilmesi halinde" tarzındaki ifade, bu çelişkiyi zannediyorum gidermeye kafidir. Dolayısıyla, elbette ki, bu dağıtımı yapılanlar, yasal yayın organların yayınları olacaktır; belli mevzuatı yerine getirmiş olan yayın organlarının yayınları olacaktır. Dolayısıyla, ben, o konuda bir çelişki olduğu ve Anayasaya aykırılık bulunduğu düşüncelerine katılmıyorum.

Demin yine bir arkadaşımızın ifade ettiği gibi, Anayasadaki hiçbir hak ve hürriyet, birtakım hürriyetlerin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak kullanılamaz, bu anlamda yorumlanamaz. O bakımdan, bu, fevkalade önemlidir.

Değerli arkadaşlar, tabiî, devlet, şu an, böyle bir kanunî düzenleme yapma zorunluluğuyla karşı karşıya bulunmaktadır; ama, keşke, bu özel dağıtım şirketleri yanında, medyaya, basına hizmet etmek üzere devlet, ayrıca bir dağıtım şirketi organize edebilse ve onun yanında, yine, özel sektörün de bu alanda çalışması temin edilebilse... Belki, böyle bir düzenleme de ayrıca faydalı olur; ama, öyle bir düzenleme yapılmadan bugünkü durumda bırakılması ve bir tekel meydana getiren birtakım grupların, yeni çıkacak birtakım yayınları boğma veya istemediği fikir ve düşüncelere, âdeta, ambargo koyma imkânı getiren bir durum hâsıl edilmesi ve buna devam edilmesi, ülkemiz bakımından asla faydalı olmaz.

Bu itibarla, bu düzenlemenin, asla basın hürriyetini zedeleyen bir yanı olmadığını, tersine, bu hürriyetin korunması amacına yönelik olduğunu ve bunun, şu an bu teklife karşı çıkan arkadaşlarımız ve onların fikirleri bakımından da, belki, bir gün lazım olacağını ifade ederek sözlerimi bağlıyorum ve bu meyanda, bu teklife destek olacağımızı ifade ediyorum.

Hepinizi, tekrar, Büyük Birlik Partisi ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (BBP, RP, DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kırış.

Sayın milletvekilleri, ikinci söz istemi Sayın Uğur Aksöz'ün. Yalnız, sayın Mehmet Emin Aydınbaş ile sayın Ersönmez Yarbay da söz istemişlerdir; ancak, 2 kişiye söz veriyoruz.

Sayın Aksöz, buyurun efendim.

Süreniz 10 dakikadır.

UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5680 Sayılı Basın Kanununa İki Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına konuşmak üzere söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce özür diliyorum, sadece 10 dakikam olduğu için biraz hızlı konuşacağım; ama, bazı gerçekleri de burada anlatmak zorundayım.

Değerli arkadaşlar, getirilen bu teklif a'dan z'ye Anayasaya aykırıdır. Hemen okuyorum:

Anayasanın 10 uncu maddesi "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" hükmünü getirmiştir. (RP sıralarından "tanıyor" sesleri)

BAŞKAN - Efendim, müsaade edin, bir dakika...

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Efendim dinleyin.

Bu düzenlemeyle, siz, gazetelere imtiyaz tanıyorsunuz.

Bu devlet, ülkede üretilen hangi ürün için dağıtım şirketlerine "sen bu ürünü dağıtmaya mecbursun" diyor?! Gazete de bir üründür. Siz, dağıtım şirketine, cezveciye, tabakçıya, tencereciye "sen bunu dağıtacaksın" diye emir verebiliyor musunuz da gazete için veriyorsunuz?! Gazete bir ürün değil midir?

Gazeteyi çıkaran şirket, kâr amacıyla kurulmuş, vergi ödeyen bir ticarî şirket değil midir? Dağıtım şirketi bir ticarî şirket değil midir? Hani serbest rekabet vardı?! Hani Avrupa Birliğine giriyorduk?! Hani her şey serbestti?! Böyle mi serbest rekabet oluşturacaksınız, böyle mi serbest ticaret yaptıracaksınız siz?! İki tane ticarî şirkete nasıl böyle bir müdahale yapıyorsunuz, ben bunu anlayamıyorum... (RP sıralarından gürültüler)

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Hani basın özgürlüğü?!.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - ...ama, ileride anlayacaksınız, dinlerseniz anlayacaksınız.

Anayasanın 10 uncu maddesinde deniliyor ki: "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

Şimdi, gazete üreten ile dağıtan eşit mi oluyor?! Bakın, gazete üreten, dağıtan şirkete gidiyor diyor ki: "İşte yasa kardeşim, benim gazetemi dağıtacaksın." Peki; ben, dağıtan şirketim, "A" gazetesine gidiyorum, "ver gazeteni ben dağıtacağım" diyorum. "Vermem" derse bir şey yapabiliyor musunuz? Böyle tek taraflı eşitlik olur mu?! Yani, gazete üreteni koruyan madde var; ama, dağıtıcıyı koruyan madde yok. Madem öyle, buyurun, dağıtan her şirket, istediği gazeteye gitsin "ben, senin gazeteni dağıtacağım" desin bakalım... Hani ona ilişkin hüküm?! Böyle eşitlik olmaz arkadaşlar.

Madde madde sayıyorum; Anayasanın 18 inci maddesinde "Hiç kimse zorla çalıştırılamaz" deniliyor. Bu, Anayasanın bir maddesi, temel hüküm. Siz, dağıtım şirketini zorla çalıştırıyorsunuz "bu gazeteyi satacaksın" diyorsunuz. (RP sıralarından gürültüler) Zorla çalıştırıyorsunuz efendim. Adam, ticaret yapıyor, serbest meslek sahibi. Siz, serbest meslek sahibi bir avukata "bu davayı almaya mecbursun" diyebilir misiniz?! Ticaret yapan, kâr amacıyla kurulmuş bir şirkete "sen bunu dağıtacaksın" diyebilir misiniz?! Ne farkı var ikisinin?!

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Deriz.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Efendim, bitmedi. Anayasanın 48 inci maddesinde "Herkes sözleşme hürriyetine sahiptir" deniliyor. Buyurun bakalım... Siz, şimdi, sözleşme hürriyetini ne yaptınız?! Ben dağıtım şirketiyim, sözleşme yapmam, hürriyetim var, yapmam kardeşim diyorum "hayır, yapacaksın" deniyor. Böyle sözleşme hürriyeti olur mu?!

Bu teklif, çeşitli hükümleriyle Anayasaya aykırılık taşıyor.

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) - Bu ANAP'ın mantığı mı?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Efendim, ben, bir hukukçu ve bir gazeteci olarak şahsım adına konuşuyorum; siz de öğrenirsiniz dinlerseniz, Anayasada bunlar yazıyor. (ANAP sıralarından alkışlar)

Peki, bakın, sizi suçüstü nasıl yakalıyoruz: Bakın, sizin teklifiniz burada; bakın, Refah ve DYP'nin teklifinde ne yazıyor: "4054 sayılı Kanunun 22 nci maddesinde öngörülen Rekabet Kurulu henüz oluşturulamadığı için hiçbir sonuca ulaşamıyoruz..." Kim bunu oluşturacak? Hükümet. İtiraf eden kim? Hükümet. Peki kardeşim, bu oluşturulamıyorsa, Anayasaya aykırı bir yasayla mı bu işi düzelteceksin?!. Oluştur o zaman!.. Senin şikâyet hakkın yok ki!.. Oluştur Rekabet Kurulunu, bu, Anayasaya aykırı düzenlemeyi de getirme kardeşim!.. Burada itiraf ediyorsun...

ALİ ER (İçel) - Oluşturamıyorsan orada ne işin var!..

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Sonra, tüketici mahkemelerini yerleştiremediniz. Bakın, Tüketiciyi Koruma Yasası işte bu işler için çıktı, bunun için uğraştık. Tüketiciyi Koruma Yasasındaki Rekabet Kurulunu Sayın Hükümet oluştursaydı ve tüketici mahkemelerini de yerleştirseydi, şu düzenlemeye ve şu Anayasaya aykırılığa gerek kalmazdı. Dağıtıcıyla gazeteci giderdi tüketici mahkemesine, kozunu paylaşırdı; bize ne!.. Biz tencereciyle tavacının, dağıtıcıyla üreticinin hangi işine karışıyoruz?!.

Peki, ben şimdi size soruyorum: Benim Adana'da tencere fabrikam var; bunu, siz Türkiye'ye dağıtın; haydi böyle bir yasa yapın... Ben istiyorum kardeşim... Gazetenin tencereden ne farkı var?! Gazete kamu görevi mi yapıyor?!.

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) - Kamu görevi... Kamu...

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Niye kamu görevi yapıyor; bedava mı satılıyor bu gazete?!. (ANAP sıralarından alkışlar, RP sıralarından alkışlar[!]) Peki, kamu göreviyse, tencere de yemek kardeşim, en büyük kamu görevi karın doyurmak... Benim tenceremi de bu devlet dağıtsın kardeşim.. Buyurun... Böyle şey olur mu?!. Devlet bu kadar küçülür mü arkadaşlar?!.

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Reklam... Reklam...

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Şimdi, bir de zamanlamaya bakalım: Uyum yasaları bekliyor, Adalet Bakanlarının tümü bas bas bağırıyor, yargıyı hızlandıracak 12 yasa var, bekliyor, bütün yasalar bekliyor -eskiden bir Acul Sadi vardı, şimdi şu acul Hükümete bakın- 10 Ekimde bu yasa teklifi veriliyor -dikkat buyurun- 17 Ekimde Adalet Komisyonundan jet gibi geçiyor, bugün 24 Ekim, jet gibi burada gündeme alınıyor, geçirilmek isteniyor. Adama sorarlar, yahu, bu telaş niye beyler, bu acele niye; bir baskı mı var size, bir tehdit mi var Allahaşkına?..(ANAP ve DSP sıralarından "var, var" sesleri)

AHMET KABİL (Rize) - Var... Var... İçeride bekliyor...

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Söyleyin, bilelim, yardımcı olalım arkadaşlar; nedir bu acele yani ?! (RP sıralarında gürültüler)

Daha bitmedi canım; durun, acele etmeyin, dinleyin, sabredin.

Bir de yasanın tekniği var arkadaşlar. İçinizde hukukçular var, böyle yasa olur mu Allahaşkına?! Bakın, burada ne demişsiniz; "Dağıtımdan kaçındıkları yayının toplam bedelin yüzde 50'si oranında para cezasına çarptırılır."

Şimdi, komediye bakın: Bu cezayı kim verecek ; belli değil. Bunun itirazı nereye yapılacak; belli değil. İtiraz, infazı durduracak mı; belli değil. Peki, bu toplam bedel ne? Dağıtımcıya toplam teslim edilen gazete miktarı mı, yoksa elden çıkarılan mı, yoksa, satılan mı? Biliyorsunuz bunun yüzde 40'ı - 50'si iade olunuyor. Bunun hangisi toplam bedel?..

Bakın, kanun tekniği bakımından da -içinizde hukukçular var- saçma sapan bir kanun teklifi. Besbelli ki, son derece aceleye getirilmiştir. O bakımdan, bunu da bir yere not edin.

Şimdi, eğer, "Efendim, gazeteyi halk okusun; kamu görevi. Halkın okuması lazım diye bunu yaptık" diyorsanız, gene yanlış. Dağıtım yapılmadığı zaman orayı kapatıyorsunuz. Kapatınca ne oluyor beyler? 1 gazete için kapattığınız orası 100 gazeteyi dağıtamıyor. Hani kamu hizmeti ? 1 gazeteyi dağıtmadı diye kapattığınız kuruluş, bu ülkenin bütün gazetelerini dağıtacaktır. E, kapattığın zaman sen, halkı bütün gazetelerden temelli mahrum bırakıyorsun. Hani kamu hizmeti ? Hani haberleşme hürriyeti ? Bakın, bu da yok. (RP sıralarından, "bağırma, heyecanlanma"sesleri)

Efendim, heyecanımız hukuk çiğnendiği içindir, Anayasa çiğnendiği içindir; o konuda elbette heyecanlanacağız. (ANAP sıralarından, "Bravo"sesleri, alkışlar) Peki, sizin heyecanınız niye? Daha dün, Devlet Bakanınız "Basın Kanununu değiştireceğim" diye brifingler verdi. Bekleyin, onunla beraber değiştirin. Bu acele niye? Bu iki maddeyi eklemek niye? Heyecanlı kimmiş?!..

Bakın arkadaşlar, bilmiyorsunuz işi; işin bir de promosyon tarafı var. Şimdi, dağıtıcıya dediniz ki, bu gazeteyi dağıtacaksın; tamam, mecbur kaldı; peki, bunun promosyon olarak, radyosu, televizyonu, kitabı, ansiklopedisi var; hani onunla ilgili hüküm?.. Dağıtıcı onu da dağıtmaya mecbur mu? Onun için yüzlerce depo tutmayacak mı, eleman tutmayacak mı? Hani onunla ilgili bir hüküm!? Siz, bu kuruluşa, bu kadar angaryayı nasıl yüklüyorsunuz?!. Yine yanlış, bakın!..

Arkadaşlar, vaktim doluyor, heyecandan değil; vaktim yok, hepsini söyleyeyim diye hızlı konuşuyorum. Sonuç olarak, hemen şunu söylüyorum: Bu yasa teklifi, Anayasaya, A'dan Z'ye aykırıdır; bakın, Anayasa profesörleri, hukukçular burada; Ticaret Yasasına A'dan Z'ye aykırıdır; Türkiye'de yerleşmiş teamüle aykırıdır. Ayrıca, çok duyduğumuz "adil düzen" diye bir şey var; ona çok aykırıdır, ayıp oluyor...

Saygılar sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aksöz.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki konuşmalar bitmiştir.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

Basın Kanununa İki Ek Madde

Eklenmesine Dair Kanun Teklifi

MADDE 1. - 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununa aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.

"EK MADDE 7. - Süreli ve süresiz yayınların dağıtımını yapan gerçek ve tüzelkişiler, talep edilmesi ve mevzuatın öngördüğü şartların yerine getirilmesi halinde, dağıtımını yaptıkları diğer mevkutelerin satış fiyatı ile trajlarına göre aldıkları dağıtım ücretini aşmayacak bir bedel mukabilinde, bu yayınların dağıtımını yapmak zorundadırlar. Aksine davranışta bulunanlar hakkında, dağıtımından kaçındıkları yayının toplam bedelinin % 50'sioranında ağır para cezasına hükmolunur. Tekerrür halinde bu ceza iki katı olarak uygulanır ve faaliyetleri 3 aya kadar durdurulur.

BAŞKAN - Madde üzerinde gruplar adına söz isteyen?.. Yok.

Şahısları adına, Mehmet Emin Aydınbaş; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakikadır.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) - Sayın Başkan, sayın üyeler; görüşülmekte olan Basın Kanununa Ek İki Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi hakkında, şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Muhterem arkadaşlar, basın, halkımızın haber alma özgürlüğünü yakından ilgilendirir. Ayrıca, basın ve yayın özgürlüğü, Anayasa tarafından güvence altına alınmış en temel haklardan biridir. Ancak, Anavatan Partisinden şahsı adına söz alan sayın sözcü, basını, sanki, bir tencere, bir tava firması derecesine düşürmek suretiyle, çok önemli bir yaklaşım hatası yapmıştır.

Basın öyle bir şeydir ki, bir gün içerisinde haberi topluyorsunuz, basıyorsunuz, yayınlıyorsunuz ve tüketicisine ulaştırıyorsunuz. Bu süreç içerisinde, Tüketicinin Korunması Yasası ve Rekabetin Korunması Yasasıyla korunması kısa süre içerisinde mümkün olmayan bir boşluğu doldurmak üzere, bu madde tesis edilmiştir; çünkü, siz, Rekabetin Korunması Yasasına uygun olarak, bu prosedürü bir gün içinde işletip, yayının dağıtılmasından doğan sakıncaları gideremezsiniz. Bu bakımdan, bu yasanın çıkarılması zaruret haline gelmiştir.

Ayrıca, tekel oluşması hakkında, bundan önce, Anavatan Partisi Grubu adına konuşma yapan sayın sözcü arkadaşımız, tekelleşmeyi önleyen bir yasa maddesinin olmadığından; bir tekelleşmeden söz edilemeyeceğinden bahsetmiştir. Bu arkadaşımıza, tekelleşmenin ne olduğu konusunu biraz daha fazla araştırmasını tavsiye ediyorum. Bir tekelin oluşması için, o konuda çalışacak diğer firmaların oluşmasına engel olacak yasa maddelerinin bulunması gerekli değildir. Ekonomik şartlar da tekelleri oluşturur ve hükümetler, bu tekelin oluşmaması için elinden geleni yapmak zorundadır.

Bir de, bazı arkadaşlarımız, en tabiî hak olan sözleşme hakkının ihlal edildiğinden bahsettiler. Bugün, dağıtım şirketlerinin, tekelleşmek suretiyle, bayiler üzerinde bir baskı kurduklarını ve bayilerin sözleşme haklarını gasp ettiklerini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, bayilerin, sözleşme hakkını gasp eden bu tekellerin, gördükleri kamu hizmetine uygun olarak, bütün yayın organlarının basılan yayınlarının dağıtımını sağlaması, hiçbir zaman, sözleşme hakkını gasp etmek değildir; çünkü, zaten, yasa maddesinde, buna mümasil, buna uygun basın yayın organlarının yayınları hangi şartlarda dağıtılıyorsa, dağıtılmaması söz konusu olan matbu evrakın, gazetenin de aynı şartlarda dağıtılacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla, siz, nasıl, bir telefon hizmetini, bir su hizmetini, bir elektrik hizmetini, bazı insanlara veririm, bazı insanlara vermem diyemiyorsanız; aynı şekilde, dağıtım şirketlerinin de, Anayasayla güvence altına alınmış haberleşme hürriyetini, basın yayın hürriyetini ilgilendiren bu konuda, ben, şunu dağıtırım, şunu dağıtmam diye tercih yapma hakkına sahip olmaması gerekir.

Bu maddenin son derece isabetli olduğunu ve büyük bir eksikliği ortadan kaldırarak, basında dağıtım tekelleşmesinin oluşmasına engel olacağını ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aydınbaş.

Sayın Ersönmez Yarbay, buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika Sayın Yarbay.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk basınının en önemli sorunlarından bir tanesi tekelleşmedir. Bugün, okumakta olduğumuz gazetelerin yüzde 80'i iki grup tarafından çıkarılmaktadır; dolayısıyla, bir tekelleşme söz konusudur. Biz, bu tekelleşmeden şikâyet ederken, bundan altı yedi ay önce, bu iki grup, tek bir dağtıım şirketi kurarak, gazetelerde yüzde 80'lik bir paya sahipken, bu sefer dağıtımda yüzde 100'lük bir tekel kuruluşu oluşturmuşlardır. Dolayısıyla, basındaki çoksesliliğin ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktayız. Bu sebeple, ek madde 7'nin bu şekilde geçmesinin çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Bu, aynı zamanda, Türkiye'de basının çoksesliliğinin devamını sağlayacaktır ve bütün siyasî partiler için de önemli bir sigorta olacaktır. Çünkü, halihazırdaki tekelci yapı devam ettiği takdirde bir müddet sonra, özellikle seçimlerde, bu dağıtım şirketi, bazı partilerin yayın organlarına da engel koyabilecektir.

Onun için, bu maddenin bu şekilde geçmesi, demokrasi açısından, basın hürriyeti açısından ve haberleşme özgürlüğü açısından faydalı olur kanaatindeyim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (RP sırlarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yarbay.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar bitmiştir.

Maddeyle ilgili önerge var okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 107 sıra sayılı kanun teklifinin 1 inci maddesiyle eklenen ek madde 7'nin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mehmet Keçeciler Murat Başesgioğlu Ömer Ertaş

Konya Kastamonu Mardin

Biltekin Özdemir Ahmet Kabil Hüsnü Sıvalıoğlu

Samsun Rize Balıkesir

BAŞKAN - Komisyon, önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET TEKDAL (Ankara) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) - Hayır efendim, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Efendim, Hükümet ve Komisyon önergeye katılmıyor.

Önerge sahibi Sayın Başesgioğlu, buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; önergemiz ek madde 7'ye ilişkindir. Aslında, daha önce konuşan değerli konuşmacılar, bu maddenin Anayasaya aykırılığını çok açık bir şekilde ortaya koydular. Anayasamızda düzenlenmiş bulunan sözleşme hürriyetine çok açık bir şekilde aykırılığı ortadadır; ama, bütün bunlara rağmen, teklif sahipleri ve İktidar Partisi Grupları, anlaşılan odur ki, bu yanlışlıklarında ısrar etmektedirler.

Değerli arkadaşlarım, husumetle, öfkeyle kanun yapmak bu Meclise yaraşmaz. Bir kere, bu hakkı teslim etmemiz lazım. Evet, doğrudur; basının bir bölümüyle, bugün İktidar Partisinin bir grubu kavgalıdır, husumet içerisindedir; ama, Yasama Meclisini, siyasî parti gruplarını bu konuda taraf etmeye veyahut da hakem mercii yerine koymaya hakkımız yok. Çünkü, şu düzenleme, tamamen, özel hukuk ilişkilerini ilgilendirmektedir, ticarî ilişkileri düzenlemektedir. Dolayısıyla, Meclis olarak, yasa koyucu olarak, ticarî alana müdahalemiz söz konusu olamaz.

Arkadaşlarım ifade ettiler; tamam, tekelleşmeye karşıyız, basın özgürlüğü, demokrasi, çokseslilik; bunlar güzel şeyler, parlak laflar; ama, bunu özümsemek lazım. Yoksa, husumet duygularını gizlemek için bu lafları paravan olarak kullanmayalım. Bugün, basınla aranız bozuk, yarın belki düzelebilir; böyle olduğu zaman, bu kanun teklifini geri mi alacaksınız?!.

Değerli milletvekilleri, sadece bu kanun teklifi için söylemiyorum, bundan sonra getireceğiniz teklifler için de aynı hassasiyeti göstermemiz lazım.

Şimdi "dağıtım konusunda, gazeteler yoksunluk çekecek" deniliyor; "iki tane dağıtım şirketi var; diğer gazeteleri, diğer ürünleri dağıtmayacak" deniliyor. Eğer, basın özgürlüğüne, gazete okuruna bu kadar saygımız varsa, kendi sermayesiyle, kendi emeğiyle şirket kurmuş insanlara bu işi yüklemektense, o zaman, devletin kurumları var, PTT'ye bu yükü verelim, PTT yapsın bu işi...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Vereceğiz.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) - Niye, kendi emeğiyle, kendi sermayesiyle bu işi yapan insanlara müdahale ediyoruz, özel hukuk alanına müdahale ediyoruz?

Evet, arzım bu kadar; önergemizin kabulü yönünde oy kullanmanızı istirham ediyor, saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başesgioğlu.

Sayın Başesgioğlu, sizin bir yoklama talebiniz var; önergenin oylanması sırasında mı işlem yapalım, yoksa maddenin oylanması sırasında mı?

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Önerge oylandıktan sonra...

BAŞKAN - Peki.

Önergeye, Komisyon ve Hükümet katılmıyor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunacağım. Yalnız, maddenin oylanması sırasında bir yoklama talebi var; yoklama talebini okutup, imza sahibi arkadaşları arayacağız.

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Ne kadar ayıp!..

BAŞKAN - Canım, olur mu?! siz de her zaman yoklama istiyordunuz; bu, niye ayıp olsun yani?!

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genel Kurulda yeterli çoğunluk bulunmadığından, yoklama yapılmasını arz ve teklif ederiz.

Murat Başesgioğlu?.. Burada.

Mehmet Salih Yıldırım?.. Burada.

Selahattin Beyribey?.. Burada.

Süleyman Çelebi?.. Burada.

Erkan Mumcu?.. Burada.

İbrahim Özsoy?.. Burada.

Ali Coşkun?.. Burada.

Ömer Ertaş?.. Burada.

Ahmet Kabil?.. Burada.

M. Cumhur Ersümer?.. Burada.

Uğur Aksöz?.. Burada.

Safder Gaydalı?.. Burada.

İbrahim Çebi?.. Burada.

Levent Mıstıkoğlu?.. Burada.

Nabi Poyraz?.. Burada.

Ali Doğan?.. Burada.

Halit Dumankaya?.. Burada.

Ali Er?.. Burada.

Hüsnü Doğan?.. Burada.

Şükrü Yürür?.. Burada.

Ersin Taranoğlu?.. Burada.

Mustafa Balcılar?.. Burada.

BAŞKAN - Yeterli sayıda imza vardır; yoklamaya Adana İlinden başlıyoruz.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur.

Ne kadar ara verelim?

AHMET KABİL (Rize) - Yarın efendim, yarın...

BAŞKAN - Hayır efendim, yarın değil; zaten, yarın cuma.

Efendim, ara vereceğiz.

İçtüzüğe göre, yapılan ilk yoklamada çoğunluk olmazsa, en geç bir saat ara verilir.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - 10-15 dakika kâfi Sayın Başkan.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, kaç kişi eksik, sorabilir miyim?

BAŞKAN - Efendim, şimdi, 10 kişi eksik; ama, tabiî, yoklama isteyenler dışarı çıkarsa 30 kişi oluyor.

Şimdi, 10 dakika mı ara verelim, 15 dakika mı?..

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - 15 dakika ara verin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki efendim.

Birleşime 15 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.40

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER: Ünal YAŞAR (Gaziantep), Mustafa BAŞ (İstanbul)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza devam ediyoruz.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Bir önceki oturumda, görüşmekte olduğumuz yasa teklifinin 1 inci maddesinin oylaması sırasında yoklama istenmişti; yapılan yoklamada çoğunluk bulunmadığı için birleşime 15 dakika ara vermiştim.

Şimdi, yeniden yoklama yapacağım.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maalesef, yapılan ikinci yoklamada da çoğunluk bulunamamıştır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Kaç kişi eksik Sayın Başkan?

BAŞKAN - Az bir şey aslında; 170 kişi var, 16 kişi eksik; neyse, artık, 1 kişi veya 15 kişi fark etmez.

AHMET UYANIK (Çankırı) - Ara verin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ara verme hakkımız yok; İçtüzüğümüz açık, "yapılan birinci yoklamadan sonra en geç 1 saat ara verilir, yapılan ikinci yoklamada çoğunluk bulunmazsa birleşim kapatılır" diyor.

Sayın milletvekilleri, bu arada, Cumhuriyet Bayramını da kutlayacağız. Cumhuriyet Bayramının, milletimize ve ulusumuza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor; tüm vatandaşlarımızın Cumhuriyet Bayramını kutluyorum.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmek için, 5 Kasım 1996 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.25

VII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Artvin Millekvekili Süleyman Hatinoğlu'nun, Artvin, Bartın ve Çankırı illerine bugüne kadar vali atanmaması nedenine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın cevabı (7/1278)

Süleyman Hatinoğlu

Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunda delaletlerinizi arz ederim.

Daha önceki DYP-ANAP hükümetlerinin son zamanında görevlerinden alınan Artvin, Bartın ve Çankırı valilerinin yerine, yeni valiler atanması sırasında DYP Grubuna ait bakanların kararnameleri imzalamaması sonucunda çıkan anlaşmazlık nedeniyle bahsi geçen illere vali atanamadığı malumlarınızdır.

Şimdi ise bu üç ile, hükümet kurulalı 2 ay geçmesine rağmen bu illere valilerin atanmamış olmasının nedenleri anlaşılamamıştır.

Bu nedenle sorularım :

1. İller İdaresi Kanununa göre; bu illere uzun zamandan beri vali atanamadığı halde işlerin normal yürüdüğüne, inanıyor musunuz?

2. Halen bu üç ile vali atanmayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

3. RP-DYP arasında valiler atamaları konusunda bir uyumsuzluk var mıdır?

4. İlim olan Artvin'e valinin ne zaman atanacağını açıklar mısınız?

5. Bir ilde valinin olmayışı nedeniyle; mahallî idarelerde yaratmış olduğu boşluğu ve sıkıntıları açıklar mısınız?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 23.10.1996

Personel Genel Müdürlüğü

Sayı : B050PGM0710001-Ş/13568

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 11.10.1996 tarih ve B.02.0.0010/00696 sayılı yazınız.

Artvin Milletvekili Süleyman Hatinoğlu'nun Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği ve Bakanlığımıza intikal eden ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılmasını istediği soru önergesine (7/1278-3295) ait cevaplar aşağıya çıkarılmıştır.

Arz ederim.

Mehmet Ağar

İçişleri Bakanı

Artvin Valisi iken, 8.4.1996 gün ve 96/8004 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Merkez Valiliğine atanan Selahattin Onur'un, bu işlemin iptali için başvurduğu Danıştay 5 inci Dairesince 27.8.1996 gün ve 1996/1185 sayılı Yürütmeyi Durdurma kararı verilmiş olup, anılan yürütmeyi durdurma kararına istinaden adı geçen 1.10.1996 tarihli Bakanlık onayı ile Artvin Valiliği görevine iade edilerek, 12.10.1996 tarihinde Artvin Valiliği görevine başlamıştır.

2. - İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Trafik Yasa Tasarısına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın yazılı cevabı (7/1296)

Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Mehmet Ağar tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Mehmet Sevigen

İstanbul

1. Uzun süreden beri Mecliste bekleyen Trafik Yasasının çıkartılabilmesi için çalışmalarınız var mı, varsa hangi aşamada?

2. Trafik Yasasının komisyonda bekletilmesinden dolayı meydana gelen olaylardan kim sorumlu?

3. Trafik kazalarında ölenlerin yakınları kimleri sorumlu tutacak?

4. Hazırlanan yasa taslağı sizce yeterli mi, yeterli değilse siyasî parti ve uzmanların desteği ile yeniden düzenlemeyi düşünüyor musunuz?

5. Yasanın çıkmasını çeşitli federasyonların engellediği iddiaları söz konusu mu? Böyle bir iddia doğruysa nasıl çözümlemeyi düşünüyorsunuz?

6. Emniyet Genel Müdürlüğünde bağımsız bir trafik müdürlüğü kurmayı düşünüyor musunuz?

7. Trafik memurları asayiş görevlerinden arındırılmalı mı?

8. Trafik kazalarındaki ölümlerin çoğu hastaneye nakli esnasında gerçekleşmektedir. Trafik ekiplerine bir sağlık personeli vermeyi düşünüyor musunuz?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 24.10.1996

Emniyet Genel Müdürlüğü

Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01/234011

Konu : Yazılı Soru Önergesi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 7.10.1996 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1296-3358/9165 sayılı yazısı.

İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

Trafik Yasa Tasarısı 17.10.1996 tarihinde Türkiye BüyükMillet Meclisi Genel Kurulunda görüşülerek kabul edilmiştir.

Trafik kazalarında ölenlerin yakınları, kazada kusuru görülen araç işleteni ile o aracın sigorta şirketini sorumlu tutacaktır.

Hazırlanan yasa tasarısı bugünün koşullarında trafikten sorumlu ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak hazırlanmıştır.

Emniyet Genel Müdürlüğünden ayrı bir Trafik Genel Müdürlüğünün kurulmasını düşünmüyoruz.

Trafik hizmetinde görevli memurların esasen polis olmaları sebebiyle genel zabıtadan arındırılması uygun görülmemiştir.

Trafik ekiplerine sağlık personel verilmesinden ziyade trafik kazalarında sürekli şekilde devriye görevli ambulans uygulaması için Trafik Yasasında değişiklik yapan son çıkan yasa Sağlık Bakanlığına yeni görevler vermiş olup, ayrıca trafik zabıtalarına bu alanda eğitim verilmesi de uygulamada bulunmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim..

Mehmet Ağar

İçişleri Bakanı

3. - Niğde Milletvekili Akın Gönen'in, Niğde Gümrük Müdürlüğüne yapılacak personel atamalarına ilişkin sorusu ve DevletBakanı Ayfer Yılmaz'ın yazılı cevabı (7/1309)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Niğde İli ile ilgili aşağıdaki sorularımın gümrüklerden sorumlu Sayın Devlet Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla. 13.9.1996

Akın Gönen

Niğde

1. Niğde Gümrük Müdürlüğüne asaleten müdür ataması yapılmış mıdır? Yapılmamışsa ne zaman yapılacaktır?

2. Bu müdürlükte ithalat işlemlerinin yapılabilmesi için zarurî olan ithalat gümrükleme işlemlerini yapacak teknik ve idarî personel var mıdır? Yoksa neden atama yapılmamaktadır?

T.C.

Başbakanlık 22.10.1996

Gümrük Müsteşarlığı

Gümrükler Genel Müdürlüğü

Sayı : 7/1309-049910

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığının 7.10.1996 günlü, A.01.0.GNS.0.10.0002-7/1309-3412/9415 sayılı yazısı.

Tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Niğde Milletvekili Akın Gönen tarafından sorulan ilgi yazıda belirtilen sorulara ilişkin cevabımız aşağıda sunulmuştur.

1. 25.2.1992 tarihli 21182 sayılı Resmî Gazetede yayımlana yönetmelik değişikliği ile 3 üncü sınıf Niğde Gümrük Müdürlüğü kurularak faaliyete geçirilmiştir.

Niğde Gümrük Müdürlüğü 7.11.1995 tarihli 22456 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile 1 inci sınıfa yükseltilmesine karşılık; fonksiyonel bir gümrük idaresinin tüm üniteleriyle tesis edilebilmesi için, yörenin ekonomik potansiyeline uygun fizikî alt yapının tamamlanması gerektiğinden, bütçe olanakları ölçüsünde yatırım programlarına bağlı bulunarak 1 inci sınıf olarak faaliyete geçirilmesine ilişkin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Niğde Gümrük Müdürlüğünün personel ihtiyacı kurulduğu tarihten bugüne kadar Mersin Gümrükleri Başmüdürlüğünden geçici görevlendirme yapılmak suretiyle karşılanmaktadır. Bu kapsamda anılan Gümrük Müdürlüğünde 1 müdür yardımcısı, 1 muayene memuru ve 2 memur geçici olarak görev yapmaktadır.

Halihazırdaki iş durumu dikkate alındığında geçici olarak görevli personel ihtiyacı karşılamakla birlikte personel açısından durumunun iyileştirilmesini teminen; yapılan yükselme sınavını kazanan ve çekilen kura neticesinde Niğde Gümrük Müdürlüğünü çeken 1 müdür yardımcısı ile yeterlilik sınavı neticesinde anılan Gümrük Müdürlüğünü kura ile çeken 1 muayene memurunun ataması tamamlanmıştır.

Ayrıca, 1996 yılı genel atama döneminde adı geçen gümrük müdürlüğüne kalıcı personelle takviye edilmesi amacıyla 2 memur atanması cihetine gidilmiştir.

Personel sıkıntısı nedeniyle bugüne kadar müdür ataması yapılamayan ve müdür yardımcısının müdürlüğe vekâletiyle yürütülen Niğde Gümrük Müdürlüğünün müdür ihtiyacı; yapılacak müdürlük sınavı neticesine göre atama yapılmak suretiyle karşılanacaktır.

2. İthalat işlemlerinin yürütülmesinden teknik ve ihtisas gerektiren bir kadroda istihdam edilen muayene memurlarının sorumlu olmaları nedeniyle bu görev Mersin Gümrükleri Başmüdürlüğünden geçici olarak görevlendirilen muayene memuru tarafından yerine getirilmektedir. Ancak, ataması yapılacak muayene memurunun göreve başlamasını müteakip personel durumu kalıcı bir çözüme kavuşturulacaktır.

Bilgilerine arz ederim.

Ayfer Yılmaz

Devlet Bakanı

4. - Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz'in, cezası kesinleşen bir şahsın yakalanmama nedenlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın yazılı cevabı (7/1329)

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Mehmet Ağar tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına aracılığınızı saygılarımla arz ederim. 11.9.1996

Nezir Büyükcengiz

Konya

Konya İli Çumra İlçesi kapatılan Ülkü Ocakları Başkanı Nurettin Çalı 21.4.1978 tarihinde silahla saldırdığı Hüseyin Özer'i öldürmeye tam teşebbüs teşkil edecek şekilde yaralamşıtır.

Nurettin Çalı hakkında Konya 2 nci Ağır Ceza Mahkemesince verilen 1978/243 esas sayılı 16 yıl ağır hapis, 1 yıl da hapis cezasına ilişkin karar yargıtay onayından geçerek 24.9.1980 tarihinde kesinleşmiştir.

Ancak cezası kesinleşen Nurettin Çalı bugüne kadar yakalanmamıştır. Dolayısıyla, olayın mağduru Hüseyin Özer başvurularından hiç bir sonuç alamamıştır.

Sorular :

1. Nurettin Çalı bugüne kadar neden yakalanmamıştır?

2. Yakalanmamasında herhangi bir kasıt var mıdır?

3. Hükümlü Nurettin Çalı bugüne kadar yakalanmadığına göre birileri tarafından korunmakta mıdır?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 24.10.1996

Emniyet Genel Müdürlüğü

Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01-234010

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 7.10.1996 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1329-3398/9366 sayılı yazısı.

Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır :

Önergede sözü edilen ve Konya 2 nci Ağır Ceza Mahkemesince hakkında 16 yıl ağır hapis, 1 yıl hapis cezası verilen Dede oğlu 1950 Konya doğumlu Nurettin Çalı, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 3.9.1984 tarihli yakalama istemi üzerine yapılan araştırmalarda bilinen tümü adreslerinde aranmış fakat bulunamamıştır. Halen Türkiye genelinde aranmasına devam edilmekle birlikte, hudut kapılarına da gerekli talimat verilmiştir.

Olayın müştekisi olan Hüseyin Özer'e de konu ile ilgili bilgi verilmiştir.

Ayrıca, adı geçenin İzmir İlinde ikamet eden kardeşi ise 10.8.1984 tarihli ifadesinde, Nurettin Çalı'nın yurt dışında olduğunu ve Türkiye'ye gelip gitmediğini beyan etmiştir.

Önergede ileri sürüldüğü gibi Nurettin Çalı'nın yakalanamamasında herhangi bir kasıt olmadığı gibi korunması diye bir durum kesinlikle söz konusu değildir.

Bilgilerinize arz ederim.

Mehmet Ağar

İçişleri Bakanı

5. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, vakıf eserlerinin kiraya verilme şartlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç'un yazılı cevabı (7/1361)

Türkiye BüyükMilletMeclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Ahmet Cemil Tunç tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Bülent Akarcalı

İstanbul

1. Ata yadigârı, sanat şaheseri vakıf eserlerimiz hangi şartlarda kiraya verilmektedir?

2. Kira şartlarında, vakıf eserinin tarihî ve mimarî güzelliğinin bozulmamasına riayet edilmesi nasıl sağlanmaktadır?

3. Başta İstanbul olmak üzere kiraya verilen çok sayıda han, hamam, sebil, vs, vakıf eserinin iç ve dış mekânlarının tahribini önlemek için ne yapıyorsunuz?

4. Bu duruma örnek olarak verebileceğim İstanbul'da 5 inci Murat adına yaptırılmış Muradiye Sebilinin kiracı tarafından çirkinleştirilmesini önlemek için ne gibi tedbirler alacaksınız?

T.C.

Devlet Bakanlığı 22.10.1996

Sayı : B.02.0.012/04.01-850

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

İlgi :07.10.1996 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1361-3480/9740 sayılı yazınız.

İlgi yazınızla Bakanlığımıza intikal ettirilen, İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın vermiş olduğu yazılı soru önergesine verilen cevap ekte gönderilmiştir.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Ahmet Cemil Tunç

DevletBakanı

İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı'nın 7/1361-3480 Sayılı Yazılı Soru Önergesine Verilen Cevaptır.

Soru 1. Ata yadigarı, sanat şaheseri vakıf eserlerimiz hangi şartlarda kiraya verilmektedir?

Cevap 1. Bakanlığım bağlı kuruluşu Vakıflar Genel Müdürlüğü yönetimindeki taşınmazlar, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre ve taşınmazın özelliği de dikkate alınarak hazırlanan genel şartname çerçevesinde kiraya verilmektedir.

Soru 2. Kira şartlarında, vakıf eserinin tarihî ve mimarî güzelliğinin bozulmamasına riayet edilmesi nasıl sağlanmaktadır?

Cevap 2. Kira Genel Şartnamesinin 14 üncü maddesi "Kiracı giderleri tamamen kendisine ait olmasını kabul etse dahi Vakıflar İdaresinden resmen yazılı izin almadan taşınmaz malın bölme, duvar, kapı, oda gibi esas yapısını değiştiremez ve taşınmaz mala herhangi bir ek yapamaz. Aksi takdirde taşınmaz malı eski duruma getirmeye ve kiralananda bir zarar ve ziyan meydana gelmiş ise ayrıca ödemeye zorunludur. Bu halde Vakıflar Genel Müdürlüğü kira sözleşmesini feshe serbesttir. Kiralanan eski eser ise taşınmaza 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca tasarruf edilir. Kiracı İdareden ve Yüksek Kuruldan izin almadan taşınmazda hiçbir tamirat, tadilat ve eklenti yapamaz.Aksi halde, kiracı hakkında tazminat, tahliye ve ceza davası açılır." şeklinde düzenlenmiştir.

Vakıf taşınmazda kiracısı tarafından yapılmak istenilen tadilat talebi Vakıflar Genel Müdürlüğü teknik elemanlarınca incelenmekte ve uygun bulunması halinde tadilat projesi tasdik edilerek tadilata izin verilmektedir. Taşınmaz eski eser ise ayrıca tadilat projesi ilgili Koruma Kuruluna da tasdik ettirilmektedir. Tarihî ve mimarî özelliğe sahip vakıf taşınmaz kiracılarına, Vakıflar Genel Müdürlüğünün izni ve Koruma Kurulunun kararı olmadan hiç bir şekilde tadilat yapma yetkisi verilmemektedir. Tadilat izni verilen yerler için, yapılan tadilatlar, tadilatın devamı sırasında ve bitiminde Genel Müdürlük teknik elemanlarınca kontrol edilmektedir.

Soru 3. Başta İstanbul olmak üzere kiraya verilen çok sayıda han, hamam sebil vs, vakıf eserinin iç ve dış mekanlarının tahribini önlemek için ne yapıyorsunuz?

Cevap 3. Vakıflar Genel Müdürlüğünce kiraya verilen vakıf taşınmazlar, sürekli olarak, Vakıflar Bölge Müdürlüğü elemanlarınca denetlenmekte olup, vakıf eserde idarenin izni dışında tadilat yapan ve eserin içi ve dış mekanlarının tahrip olmasına neden olan kiracı tespit edildiği takdirde, gerek eserin eski haline getirilmesi ve gerekse kiracının tahliyesi hususunda Genel Şartnamenin 14 üncü maddesine göre işlem yapılmaktadır.

Soru 4. -Bu duruma örnek olarak verebileceğim İstanbul'da 5 inci Murat adına yaptırılmış Muradiye Sebilinin kiracı tarafından çirkinleştirilmesini önlemek için ne gibi tedbirler alacaksınız?

Cevap 4. İstanbul-Eminönü İlçesi, Hüdavendigar Caddesinde bulunan Muradiye Sebili Mülhak (Vezir-i Azam Sadri Esbak Halil Hamit Paşa) Vakfına ait olup, Mütevellisi Ali Erol Derviş Bukey tarafından yönetilmektedir.İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü teknik elemanlarınca yapılan incelemede, Muradiye Sebili kiracısı tarafından izin alınmadan tadilat ve onarım yapıldığı tespit edilmiştir. Bunun üzerine Vakıf Mütevellisi, yapılan tadilatların eski haline getirilmesi, bundan böyle Vakıflar Genel Müdürlüğünün izni dışında, yönetiminde bulunan taşınmazlarda tadilat yaptırmaması hususunda bir yazı ile uyarılmış olup, konu Bakanlığım bağlı kuruluşu Vakıflar Genel Müdürlüğünce takip edilmektedir.

6.-Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasan'ın, Muğla-Yatağan İlçesine bir SSK hastanesi yapılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/1371)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Necati Çelik tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla. 26.9.1996

Fikret Uzunhasan

Muğla

Muğla İli Yatağan ve Milas İlçelerinde birbirine yakın (3) adet termik santral, ayrıca linyit, kuvars, mermer vs. gibi madenlerin ve bağlı fabrikaların ve turizmin yoğun olduğu ilçelerdir. Dolayısıyla işçi istihdamının da yoğun olması, SSK sağlık hizmetlerine şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu hizmetlerin sadece Bakanlığınıza bağlı Muğla SSK hastanesinde verilmiş olması; burada hem hizmet sıkışıklığına, hem de zaman kaybına sebep olduğundan çok sakıncalı durumlar arzetmektedir.

Oysa Yatağan İlçesinde oldukça iyi imkânlara sahip ve düzenli bir devlet hastanesi mevcuttur.

Sorular :

1. Sağlık Bakanlığı (Yatağan Devlet Hastanesinden) SSK sağlık hizmetleri vermesi için hizmet satın alınması düşünülmekte midir?

2. Yatağan İlçesinde yeri hazır olması dolayısıyla Bakanlığınızca 1997 programı için SSK hastanesi yapılması düşünülüyor mu?

T. C.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Sosyal Güvenlik Kuruluşları Genel Müdürlüğü 24.10.1996

Sayı :B.13.0.SGK-0-13-00-01/6422-27293

Konu :Yazılı Soru Önergesi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :7.10.1996 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1371-3497/9847 sayılı yazınız.

Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasan tarafından hazırlanan "Muğla Yatağan İlçesine Sosyal Sigortalar Kurumunca hastane yapılmasına ilişkin" yazılı soru önergesi Bakanlığımca incelenmiştir.

Yatağan İlçesine hastane yapılması konusu Sosyal Sigortalar Kurumunun 1998 yılı yatırım programı teklifini hazırlamakla görevli komisyonda görüşülerek teklife dahil edilmesi için gerekli not alınmış olup, projenin yatırım programında yer almasını takiben gerekli çalışmalara başlanılacaktır.

Bilgilerinize arz ederim.

Necati Çelik

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

7.-Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu'nun, Sakarya İl Belediye Başkanlığınca işten çıkarılan işçilere ilişkin sorusu ve Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/1383)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yazılı soru önergemin Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanınca cevaplandırılması istemi ile içtüzük hükümlerine göre işleme konulmasını arz ederim.

Saygılarımla. 30.9.1996

Zeki Çakıroğlu

Muğla

Sayın Bakan, Milletvekili ve Bakan olmadan Hak-İş Konfederasyon Başkanı idiniz.

Sakarya İl Belediye Başkanınca partiler halinde 500'ün üzerinde ve son olarak toplu 400 kişi işten atılmıştır.

Söz konusu iş yerinde Hizmet-İş sendikası yetkilidir.

İşçilerin işten çıkarılması "Tenkisat kararı" ile sağlanmıştır.

Sorular :

1. 400 işçinin toplu işten çıkartılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

2. İşçi temsilcisi bir kişi olduğunuza biz hâlâ inanmak istiyoruz. İşçilerin iadesini düşünüyor musunuz? Bu konuda ne yapacaksınız?

3. İşten atılan işçiler arasında, malül-sakat var mıdır?

4. Tenkisata ilişkin yasa hükümlerine uygun tasarruf var mıdır?

5. Bu konuyla ilgili bölge çalışma müfettişleri görevlendirdiniz mi?

6. Konuyu inceletip iş yasasına uymayan tasarruf varsa ne gibi çözüm getireceksiniz?

T. C.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Çalışma Genel Müdürlüğü 23.10.1996

Sayı :B.13.0.ÇGM-0-11-00-01/637-14138-27170

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :TBMM Başkanlığının 10.10.1996 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1383-3519/9964 sayılı yazısı.

İlgi yazı ekinde alınan Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu'nun "Sakarya Belediyesi işyerindeki uygulamalar" ilişkin yazılı soru önergesi üzerine konu Bakanlığım İş Müfettişince yerinde incelenmiş ve sonuçta;

-Teftiş tarihi itibariyle (15.10.1996) işyerinde 770 erkek ve 11 kadın olmak üzere toplam 781 işçinin çalıştığı, bunlardan 19'unun sakat 2'sinin de eski hükümlü olduğu,

- Belediye bünyesinde bulunan 10 ayrı müdürlükte çalışan işçilerden toplam 399'unun hizmet akitlerine, 14.9.1996 tarihinde 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesi uyarınca, söz konusu işçilerin hizmetlerine ihtiyaç duyulmaması ve Belediyenin içinde bulunduğu malî kriz nedeniyle son verildiği, bunlardan 10 tanesinin "sakat işçi" olduğu, işten çıkarılanlar arasında "eski hükümlü" bulunmadığı,

-Belediyenin Temizlik İşleri Müdürlüğü'nde çalışan Zekeriya Varol, Ayhan Mandacı, Ercüment Keskin, Demir Kınalı, Veysel Meçli, Veysel Saka, Halit Adak isimli işçilerin hizmet akitlerinin, 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesine göre ihbar ve kıdem tazminatları taraflarına ödenerek feshedildiği,

-İş akitleri feshedilen 399 işçiden herbiri için tahakkuk ettirilen net 160 000 000 TL. ihbar tazminatlarının Emlak Bankasının "Merkez" ve "Ankara Caddesi" şubelerinde işçiler adına açtırılan hesap numalarının 16.9.1996 tarihinde bloke edildiği ve almaları için işçilere tebliğatta bulunulduğu,

-Ayrıca, işçiler adına tahakkuk ettirilen kıdem tazminatları toplamını karşılamak amacıyla 170 000 000 000 TL.'nın yine Emlak Bankası'nın "Ankara Caddesi" şubesinde, Adapazarı Belediyesi adına açılan "239532" numaralı hesapta bloke edildiği, bu durumun işçilere, işyerinde liste asmak suretiyle duyurulduğu, bu duyuru üzerine tazminatını almak için başvuruda bulunan işçilere hak ettiği tazminat tutarında çek verildiği, işçilerin bu çekle Emlak Bankası'na müracaat etmeleri halinde söz konusu banka hesabından kıdem tazminatlarının ödendiği,

-İşveren vekili tarafından, iş akitleri feshedilen işçilerin hak ettikleri ancak taraflarına ödenemeyen ücret, sosyal yardım, izin ücreti ve benzeri haklarının ödenmesine de, hesaplama işleminin bitmesinden sonra başlanabileceğinin beyan edildiği,

-İşverenlikçe, iş akitleri feshedilen işçilere ait EK-2 "İşçi Çıkış Bildirim Listesi"nin tanzim edilerek Bakanlığıma ve Kocaeli Bölge Müdürlüğüne intikal ettirildiği, ancak, 1475 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesine göre işçi çıkarımı ile ilgili olarak İş ve İşçi Bulma Kurumu'na bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediği,

hususları tespit edilmiştir.

Bakanlığım İş Müfettişlerince, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanması, hak ve menfaatlerin gözetilmesi amacı ile Bakanlığımın uygulamakla yükümlü olduğu kanunlar çerçevesinde, basın dahil alınan duyumlar ve intikal eden tüm müracaatlar üzerine gerekli incelemeler derhal ve titizlikle yapılmakta, iş mevzuatına aykırı uygulamanın tespiti halinde de kanunlarda belirtilen cezaî müeyyideler uygulanmaktadır.

Ayrıca teftiş programları çerçevesinde işyerlerinin genel denetimleri de periyodik olarak yapılmaktadır.

Nitekim; Bakanlığıma intikal eden soru önergesi üzerine yapılan incelemeden önce de Sakarya Belediyesi işyerinde, toplu iş çıkışı ile ilgili olarak Bakanlığım İş Müfettişince bir inceleme daha yapılmış, toplu işçi çıkışını, süresi içinde İş ve İşçi Bulma Kurumuna bildirmeyen işverenlik hakkında, 1475 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesine muhalefetten, aynı Kanunun 3493 sayılı Kanun ile değişik 107 nci maddesi uyarınca idarî para cezası uygulanmıştır.

Ayrıca, 1475 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinde düzenlenen "İşverenler bu kanunun 13 üncü maddesinde belirtilen şartlara uyarak işine son verdiği işçilerin yerine çıkarma tarihinden itibaren 6 ay içinde başkaca işçi alamaz" hükmü gereğince de, konu Bakanlığımca takibe alınmış olup, belirtilen süre içinde, işyerine yeni işçi alınması halinde, işverenlik hakkında anılan kanun maddesine muhalefetten aynı Kanunun 98/B maddesinde belirtilen cezaî müeyyide uygulanabilecektir.

Ancak, iş mevzuatımızda 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 30 uncu maddesi gereğince işyeri sendika temsilcilerinin işe iade edilebilmeleri hükmü dışında, işten çıkarılan işçilerin işe iadesini düzenleyen herhangi bir hüküm yer almadığından, iş akitleri feshedilen işçilerin işe iadesi konusunda idarî bir işlem yapılamamıştır.

Diğer yandan; çalışma hayatında takip edilen uygulamalar sonucu tespit edilen eksiklik ve aksaklıkların giderilmesi için halen uygulanmakta olan iş mevzuatına ilişkin kanunlarda gerekli değişiklik çalışmaları da Bakanlığımca teşekkül ettirilen komisyonlarca sürdürülmektedir.

Bu kapsamda; işçilere ve sendika yöneticilerine iş güvencesi sağlamayı amaçlayan, daha önce Başbakanlıkça TBMM'ne sunulan, ancak yeni yasama döneminin başlaması ile birlikte hükümsüz kaldığından 28.3.1996 tarihinde Bakanlığıma iade edilen "1475 sayılı İş Kanunu ile 2821 Sayılı Sendikalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı (İş Güvencesi)" ile ilgili değerlendirme çalışmaları da sürdürülmektedir.

Söz konusu Tasarının kanunlaşmasından sonra, işten çıkarmalar ile ilgili karşılaşılan sorunların büyük ölçüde giderilebileceği düşünülmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Necati Çelik

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

8. -Samsun Milletvekili Yalçın Gürtan'ın, Samsun Gümrüğü ve Gümrük Müdürüne ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın yazılı cevabı (7/1403)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Devlet Bakanı Nafiz Kurt tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim. 2.10.1996

Saygılarımla.

Av. Yalçın Gürtan

Samsun

1. Rusya'dan Samsun Gümrüğüne gelen tırlar Samsun Gümrüğü yerine niçin Derince Gümrüğünde gümrüklenme işlemlerini yaptırmaktadırlar?

2. Samsun Gümrük Müdürü iken yaptığı olumsuz işler nedeniyle görevinden ayrılan kişinin yeniden aynı göreve getirilmesinin gerekçesi nedir?

3. Rusya'dan Samsun'a gelen tırlar hangi nedenle Fatsa, Terme ve Ünye Gümrüğünde işlem yaptırmaktadırlar?

4. Normal ithalatın Samsun Gümrüğünde yapılmamasının nedenleri nelerdir?

T. C.

Başbakanlık

Gümrük Müsteşarlığı 23.10.1996

Gümrükler Genel Müdürlüğü

Sayı :B.02.1.GÜM.0.06.00.07.209-344-049928

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi :Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığının 10.10.996 tarihli, A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1403-3559/10060 sayılı yazınız.

Devlet Bakanı Sayın Nafiz Kurt tarafından cevaplandırılmak üzere Samsun Milletvekili Yalçın Gürtan tarafından sorulan ilgi yazı eki soru önergesinde belirtilen sorulara ilişkin cevaplarımız aşağıda sunulmuştur.

1. 29.5.1994 tarihli, 21944 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Kara Yolu İle Uluslararası Eşya Taşıyan Araçların Seyir, Konaklama, Denetleme, Güvenlik ve Gümrük İşlemleri İle Tır Güzergâhlarına İlişkin Tebliğ" ile Hareket Noktası Gümrük İdaresi, Yol Boyu Gümrük İdaresi, Varış Noktası Gümrük İdaresi, Giriş Gümrük İdaresi ve Çıkış Gümrük İdaresi tanımlanmıştır.

Buna göre, ihracatçı ülkede gümrük belgeleri düzenlenirken (TIR karnesi), ithalatçı ülkede hangi gümrük idaresinden işlem yapılacak ise bu gümrük idaresi belgelerde belirtilir. Eğer belirtilmemiş ise Giriş-Transit Gümrüğünde (Samsun'da bu gümrük idaresi Yolcu Salonu Gümrük Müdürlüğüdür.) mal sahibi adına hareket eden nakliyat acentası gideceği gümrüğü yazılı olarak idareye bildirir ve işlem talep doğrultusunda sonuçlandırılır. Dolayısıyla Samsun Gümrüğü yerine Derince gümrüğünün tercih edilmesi bu sebebe dayanmaktadır.

2. Samsun Gümrükleri Başmüdürlüğüne bağlı olarak Samsun Demir ve Ağaç Ürünleri İhtisas Gümrük Müdürlüğü, Samsun Yolcu Salonu Gümrük Müdürlüğü ve Samsun Gümrük Müdürlüğü olmak üzere 3 ayrı Gümrük Müdürlüğünün faaliyet göstermesi ve Samsun Gümrük Müdürü iken yaptığı olumsuz işler nedeniyle görevinden ayrıldığı belirtilen kişinin isminin belirtilmemesi nedeniyle bu konuda bilgi verilmesi mümkün olmamıştır.

Bu itibarla kastedilen Gümrük Müdürünün ismen bildirilmesi halinde ilgili hakkında gerekli bilginin verilmesi mümkün olacaktır.

Ayrıca, Samsun Gümrükleri Başmüdürlüğü ve bağlantılarında görevli personelin görev yerleri farklı gümrük idarelerinin ihtiyaç, personelin gümrük mevzuatının her alanında yetiştirilebilmesi ve mahallileşmenin önlenmesi amacıyla yılda bir kez değiştirilmektedir.

3. Terme İlçesinde gümrük idaresi bulunmamaktadır.Ünye ve Fatsa Gümrükİdareleri Samsun Gümrükleri Başmüdürlüğü bağlantısı olup, Ünye ve Fatsalı ithalatçıların ve ihracatçıların bu idarelerden gümrük işlemlerini yaptırmaları hukuken mümkün bulunmamaktadır.

4. Normal ithalatın Samsun Gümrüğünden yapılmaması iddiasının nereden kaynaklandığı ve hangi ölçüler esas alınarak bu tespitin yapıldığı bilinmemekle birlikte, 1 ve 3 üncü maddelerde de belirtildiği üzere Uluslararası Tır Sözleşmesi Hükümleri Çerçevesinde İthalatçının talebi doğrultusunda boşaltma ve diğer gümrük işlemlerinin 1 inci sınıf diğer gümrük idaresinde yapılması mevzuat dahilindedir.

Bilgilerine sunulur.

Ayfer Yılmaz

Devlet Bakanı

9. - Bartın Milletvekili CaferTufan Yazıcıoğlu'nun, oyuncak türündeki patlayıcı madde satışının yasaklanmasına ve halka açık yerlerde tombala oynatılmamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın yazılı cevabı (7/1427)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın İçişleri Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

Cafer Tufan Yazıcıoğlu

Bartın

Soru 1. Her yıl binlerce çocuğumuzun sakat kalmasına neden olan oyuncak nevinden patlayıcı maddelerin satımının yasaklanması düşünülmekte midir?

2. Karadeniz bölgesinde yaban domuzlarına karşı mücadele etmek için Devlet ne gibi tedbirler alıyor, vatandaşa nasıl yardım ediyor?

3. Geçen Ramazan ayı boyunca halka açık yerlerde para ile spor klüplerine yardım adı altında Mülki amirlerin izni ile tombala oynatılmaktadır. Bu karar doğru mudur? Bu Ramazan ayı bunun önlenmesi için genelge çıkarılacak mıdır?

T.C.

İçişleri Bakanlığı

Emniyet GenelMüdürlüğü

Sayı : B.05.1.EGM.0.12.01.01/234009 24.10.1996

Konu : Yazılı soru önergesi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 10.10.1996 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1427-3604/10164 sayılı yazısı.

Bartın Milletvekili CaferTufan Yazıcıoğlu tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

Önergede sözü edilen oyuncak nevinden patlayıcı maddelerin emniyetli bir şekilde kullanılması hususunda tüzük taslağı hazırlanmış olup, Bakanlıkların görüşüne sunulmuştur.

3167 Sayılı Kara Avcılığı Kanununa göre yaban domuzu her zaman avlanan av hayvanlarındandır. Ancak; aynı Kanunun ilgili maddesine göre her yıl alınan Merkez Av Komisyonu Kararı gereğince Mart,Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında sürek avı ile avlanmak yasaktır. Yaban domuzlarının çoğalmaları ve zararlı olmaları halinde ise vatandaşın şikâyetçi olma durumuna göre kontrol ve denetim altında Millî Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğünce sürek avına izin verilmektedir.

Merkez Av Komisyonu Kararı gereğince, bağ bahçe sahipleri ürünlerini korumak amacı ile hiçbir izne ve kısıtlamaya tabi olmadan bağ ve bahçelerinde yaban domuzu avlayabilmektedirler.

Önergede sözü edilen, Ramazan ayında tombala oyununun oynatılması TürkCeza Kanununun ilgili maddelerine göre kumar kapsamına girdiğinden, izin verilmemesi ve oynatanlar hakkında gereğinin yapılması için valiliklere talimat verilmiş olup, gelecek Ramazan ayında ise intikal edecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilmesi suretiyle gerekli tedbirlerin alınması yönünde valiliklere tekrar talimat verilecektir.

Bilgilerinize arz ederim.

MehmetAğar

İçişleri Bakanı

10. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, telefon fatura bedellerinin banka şubelerine ödenebilmesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun yazılı cevabı (7/1440)

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın yazılı olarak Ulaştırma Bakanı SayınÖmer Barutçutarafından yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim.

B. Fırat Dayanıklı

Tekirdağ

Telefon faturalarımızın altında "Faturalarınızı Türkiyenin her yerinde Vakıf, Şeker, Halk, Emlak bankaları şubelerinden ödeyebilirsiniz" ibaresi bulunduğu halde bu bankaların Çorlu'daki şubeleri bu görevi yapmamaktadırlar. Benzer problemlerin başka bölgelerde de olduğu bildirilmektedir.

Türk Telekom, bu problemin düzeltilmesi için ne gibi önlemler almıştır, ne gibi düzenlemeler yapacaktır?

Vatandaşın telefon faturalarını, gerektiğinde başka şehirlerden ödeyebilmesi için yapılan düzenlemelerin işleyişindeki aksaklıkları gidermek için ne gibi mekanizmalar kurulmuştur?

T.C.

Ulaştırma Bakanlığı

Araştırma Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı : B.0.11.APK. 0.10.01.21/EA.1384-24257 23.10.1996

Konu : Tekirdağ Milletvekili B. Fırat Dayanıklı'nın

yazılı soru önergesi Hk.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 10 Ekim 1996 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-3702 Sayılı yazısı.

Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın Bakanlığıma yönelttiği 7/1440-3654 sayılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmuştur.

Bilgileriniz arz ederim.

Ömer Barutçu

Ulaştırma Bakanı

Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın 7/1440-3654 Sayılı

Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı

Soru : Telefon faturalarımızın altında "Faturalarınızı Türkiye'nin her yerinde Vakıf, Şeker, Halk, Emlak bankaları şubelerinden ödeyebilirsiniz" ibaresi bulunduğu halde bu bankaların Çorlu'daki şubeleri bu görevi yapmamaktadırlar. Benzer problemlerin başka bölgelerde de olduğu bildirilmektedir.

Türk Telekom, bu problemin düzeltilmesi için ne gibi önlemler almıştır, ne gibi düzenlemeler yapacaktır?

Vatandaşın telefon faturalarını, gerektiğinde başka şehirlerden ödeyebilmesi için yapılan düzenlemelerin işleyişindeki aksaklıkları gidermek için ne gibi mekanizmalar kurulmuştur?

Cevap :Bankalar aracılığı ile tahsilat işlemlerine Tekirdağ İlinde Vakıfbank ve Halkbank ile Mart 1996, Emlakbank ile Nisan 1996 tarihinden itibaren başlanmıştır. Şekerbank ile Tekirdağ ili için bir sözleşme bulunmamaktadır. Bankalar aracılığıyla tahsilat işlemleri, bankaların imkânları dahilinde yapıldığından her ilde tüm bankalarla çalışma mümkün olmamaktadır. Bu nedenle de her ile ait faturalarda hangi bankalar ile işlem yapılabiliyorsa o bankaların adı yer almaktadır. Nitekim Tekirdağ ili faturalarında ekteki örnekte de görüleceği gibi Şekerbank'ın adı bulunmamaktadır.

Sözkonusu uygulamanın başlaması ile birlikte Tekirdağ Başmüdürlüğünden ilçeleri de dahil olmak üzere borç bilgilerini içeren bantlar bu Bankalara teslim edilmekte ve bankalarca ana bilgisayarlarına yüklenmektedir. Anılan işlemler her ayın ilk son ödeme tarihinden en geç 3 ay veya 4 gün önce tamamlanmaktadır. Ancak bu tarihten önce abone faturası eline ulaşsın veya ulaşmasın Banka şubesine gidip ödeme yapmak istediğinde, borç bilgileri banka sistemlerine henüz yüklenmemiş olduğundan banka şubeleri ödemeyi kabul etmemektedir.

Bu ve buna benzer aksaklıkların önlenmesini teminen, Türk Telekom GenelMüdürlüğünce her türlü faturaları alacakların tahsilatını on-line olarak, Türkiye'nin her yerinden ve çeşitli ödeme noktalarında (Bankalar, Türk Telekom ve Posta İşletmesi Şubeleri/Gişeleri) fatura ibraz mecburiyeti olmaksızın yapılabilmesi amacıyla Merkezî Tahsilat sistemi ve il bilgisayar sistemleri ihaleleri tamamlanmış olup, peyderpey kurulmasına başlanmıştır. Yedi ay içerisinde tüm Türkiye'de tahsilatın % 83'üne denk gelen kısmı on-line ile yapılacak olup, borcundan dolayı açma ve kapama işlemleri de otomasyona alınmış olacaktır.

Not : Yazılı soruyla ilgili diğer bilgiler dosyasındadır.

11. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Çorlu Havaalanı inşaatının gecikme nedenlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun yazılı cevabı (7/1441)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın yazılı olarak Ulaştırma Bakanı Sayın ÖmerBarutçu tarafından yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim.

Dr. B. Fırat Dayanıklı

Tekirdağ

Çorlu Havaalanı tevsii inşaatının çok yavaş ilerlediği, projenin planlanan süre içinde bitirilemediği izlenmektedir.

Bu gecikmenin nedenleri nelerdir?

Proje ne zaman bitirilecektir?

T.C.

Ulaştırma Bakanlığı

Araştırma Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı : B.0.11.APK. 0.10.01.21/EA.1383-24256 23.10.1996

Konu : Tekirdağ Milletvekili B. Fırat Dayanıklı'nın

yazılı soru önergesi Hk.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 10 Ekim 1996 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-37 02 sayılı yazısı.

Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın Bakanlığıma yönelttiği 7/1441-3655 sayılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

ÖmerBarutçu

Ulaştırma Bakanı

Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın 7/1441-3655 Sayılı

Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı

Soru : Çorlu Havaalanı tevsii inşaatının çok yavaş ilerlediği, projenin planlanan süre içinde bitirilemediği izlenmektedir.

Bu gecikmenin nedenleri nelerdir?

Proje ne zaman bitirilecektir?

Cevap : Çorlu Hava meydanı inşaatı işi kapsamında yeralan apron ve taksi yolu inşaatları ikmal edilmiştir. Projede herhangi bir gecikme sözkonusu olmayıp, Terminal Binası projeleri tasdik edilerek işe başlanılmıştır. İşin bitim tarihi 31.12.1997'dir.

Üç İlçe ve Bir İl Kurulması ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifine verilen oyların sonucu :

Kanunlaşmıştır.

Üye Sayısı : 550

Kullanılan Oy : 302

Kabul Edenler : 295

Reddedenler : -

Çekinser : 1

Geçersiz Oylar : 2

Oya Katılmayanlar : 252

Mükerrer Oylar : 4

Açık Üyelikler : -

(Kabul Edenler)

ADANA

Uğur Aksöz

İmren Aykut

M. Ali Bilici

Yakup Budak

Sıtkı Cengil

İ. Cevher Cevheri

Erol Çevikçe

M. Halit Dağlı

Veli Andaç Durak

Orhan Kavuncu

Mustafa Küpeli

Arif Sezer

İbrahim Ertan Yülek

ADIYAMAN

Mahmut Nedim Bilgiç

Ahmet Çelik

Ahmet Doğan

AFYON

Sait Açba

İsmet Attila

H. İbrahim Özsoy

Nuri Yabuz

AĞRI

M. Sıddık Altay

Cemil Erhan

Celal Esin

M. Ziyaattin Tokar

AKSARAY

Mehmet Altınsoy

Murtaza Özkanlı

Sadi Somuncuoğlu

AMASYA

Aslan Ali Hatipoğlu

Ahmet İyimaya

Cemalettin Lafcı

Haydar Oymak

ANKARA

İlhan Aküzüm

Saffet Arıkan Bedük

Gökhan Çapoğlu

Cemil Çiçek

Ali Dinçer

Mehmet Ekici

Ömer Ekinci

Ünal Erkan

Mehmet Gölhan

Agâh Oktay Güner

Şaban Karataş

M. Seyfi Oktay

Önder Sav

Yücel Seçkiner

Ahmet Tekdal

Rıza Ulucak

Hikmet Uluğbay

ANTALYA

Osman Berberoğlu

Hayri Doğan

Metin Şahin

ARDAHAN

İsmet Atalay

ARTVİN

Süleyman Hatinoğlu

AYDIN

Ali Rıza Gönül

Nahit Menteşe

Muhammet Polat

İsmet Sezgin

BALIKESİR

Mustafa Güven Karahan

İsmail Özgün

Hüsnü Sıvalıoğlu

BARTIN

Köksal Toptan

BAYBURT

Suat Pamukçu

BİLECİK

Şerif Çim

Bahattin Şeker

BİNGÖL

Kâzım Ataoğlu

Hüsamettin Korkutata

BİTLİS

Zeki Ergezen

Edip Safder Gaydalı

BOLU

Abbas İnceayan

Mustafa Karslıoğlu

BURDUR

Kâzım Üstüner

BURSA

Yüksel Aksu

Cavit Çağlar

İlhan Kesici

Cemal Külahlı

Ali Osman Sönmez

Turhan Tayan

ÇANAKKALE

Hikmet Aydın

Mustafa Cumhur Ersümer

A. Hamdi Üçpınarlar

ÇANKIRI

İsmail Coşar

Ahmet Uyanık

ÇORUM

Bekir Aksoy

Zülfikâr Gazi

Ali Haydar Şahin

DENİZLİ

Hasan Korkmazcan

DİYARBAKIR

Ferit Bora

M. Salim Ensarioğlu

Sacit Günbey

Ömer Vehbi Hatipoğlu

EDİRNE

Ümran Akkan

Evren Bulut

Erdal Kesebir

ELAZIĞ

Mehmet Ağar

Ömer Naimi Barım

Hasan Belhan

Ahmet Cemil Tunç

ERZİNCAN

Tevhit Karakaya

ERZURUM

Zeki Ertugay

Lütfü Esengün

Abdulilah Fırat

Necati Güllülü

İsmail Köse

Aslan Polat

Şinasi Yavuz

ESKİŞEHİR

Necati Albay

Demir Berberoğlu

Mahmut Erdir

GAZİANTEP

Nurettin Aktaş

Mehmet Batallı

Kahraman Emmioğlu

Ali Ilıksoy

MehmetBedri İncetahtacı

Ünal Yaşar

GİRESUN

Turhan Alçelik

Burhan Kara

GÜMÜŞHANE

Mahmut Oltan Sungurlu

HAKKÂRİ

Naim Geylani

Mustafa Zeydan

HATAY

Abdulkadir Akgöl

Süleyman Metin Kalkan

Nihat Matkap

Mehmet Sılay

Ali Uyar

Hüseyin Yayla

IĞDIR

Şamil Ayrım

ISPARTA

Mustafa Köylü

Erkan Mumcu

İÇEL

Fevzi Arıcı

Mehmet Emin Aydınbaş

Halil Cin

Ali Er

Abdülbaki Gökçel

Turhan Güven

Ayfer Yılmaz

İSTANBUL

Ziya Aktaş

Yıldırım Aktuna

Tayyar Altıkulaç

Ahat Andican

Mehmet Aydın

Mustafa Baş

Tansu Çiller

Gürcan Dağdaş

H. Hüsnü Doğan

Halit Dumankaya

Hasan Tekin Enerem

Ekrem Erdem

Mehmet Fuat Fırat

İsmail Kahraman

Hüsayin Kansu

Hayri Kozakçıoğlu

Mehmet Tahir Köse

Emin Kul

Necdet Menzir

Ali Oğuz

Korkut Özal

Mehmet Cevdet Selvi

Osman Yumakoğulları

Bahattin Yücel

Bahri Zengin

Namık Kemal Zeybek

İZMİR

Hasan Denizkurdu

Şükrü Sina Gürel

Aydın Güven Gürkan

Birgen Keleş

Işılay Saygın

Ufuk Söylemez

Sabri Tekir

KAHRAMANMARAŞ

Esat Bütün

HasanDikici

Avni Doğan

AhmetDökülmez

Mustafa Kamalak

MehmetSağlam

KARAMAN

Abdullah Özbey

Zeki Ünal

Fikret Ünlü

KARS

Y. Selahattin Beyribey

Çetin Bilgir

Sabri Güner

Zeki Karabayır

KASTAMONU

Fethi Acar

Murat Başesgioğlu

NurhanTekinel

Haluk Yıldız

KAYSERİ

Memduh Büyükkılıç

Osman Çilsal

Abdullah Gül

Salih Kapusuz

Recep Kırış

KIRIKKALE

Kemal Albayrak

Mikail Korkmaz

Recep Mızrak

KIRKLARELİ

A. Sezal Özbek

Cemal Özbilen

KIRŞEHİR

Ömer Demir

Cafer Güneş

KİLİS

Mustafa Kemal Ateş

KOCAELİ

Bülent Atasayan

Necati Çelik

İsmail Kalkandelen

ŞevketKazan

KONYA

Hüseyin Arı

Abdullah Turan Bilge

Nezir Büyükcengiz

Veysel Candan

Remzi Çetin

Necati Çetinkaya

Necmettin Erbakan

Abdullah Gencer

Teoman Rıza Güneri

Mehmet Keçeciler

Hasan Hüseyin Öz

Lütfi Yalman

Mehmet Ali Yavuz

KÜTAHYA

Emin Karaa

İsmail Karakuyu

Metin Perli

MALATYA

Miraç Akdoğan

Oğuzhan Asiltürk

Yaşar Canbay

Fikret Karabekmez

M. Recai Kutan

MANİSA

Bülent Arınç

Tevfik Diker

Hasan Gülay

Sümer Oral

Yahya Uslu

Cihan Yazar

MARDİN

Fehim Adak

Muzaffer Arıkan

Mahmut Duyan

Ömer Ertaş

Hüseyin Yıldız

MUĞLA

İrfettin Akar

Lale Aytaman

Zeki Çakıroğlu

Mustafa Dedeoğlu

Enis Yalım Erez

MUŞ

Sabahattin Yıldız

NEVŞEHİR

Mehmet Elkatmış

NİĞDE

Doğan Baran

Akın Gönen

Mehmet Salih Katırcıoğlu

ORDU

Hüseyin Olgun Akın

İhsan Çabuk

Müjdat Koç

Mustafa Hasan Öz

Refaiddin Şahin

RİZE

Ahmet Kabil

SAKARYA

Nezir Aydın

Cevat Ayhan

Ertuğrul Eryılmaz

Ersin Taranoğlu

SAMSUN

Cemal Alişan

İrfan Demiralp

Ahmet Demircan

Ayhan Gürel

Yalçın Gürtan

Murat Karayalçın

Nafiz Kurt

Biltekin Özdemir

Latif Öztek

SİİRT

Nizamettin Sevgili

SİNOP

Metin Bostancıoğlu

SIVAS

Musa Demirci

Temel Karamollaoğlu

Abdüllatif Şener

Nevzat Yanmaz

ŞANLIURFA

Necmettin Cevheri

İbrahim Halil Çelik

Abdülkadir Öncel

ŞIRNAK

Mehmet Tatar

Mehmet Salih Yıldırım

TEKİRDAĞ

Nihan İlgün

TOKAT

Abdullah Arslan

Hanefi Çelik

Ali Şevki Erek

Ahmet Fevzi İnceöz

Şahin Ulusoy

TRABZON

İbrahim Çebi

Kemalettin Göktaş

Hikmet Sami Türk

UŞAK

Yıldırım Aktürk

Hasan Karakaya

Mehmet Yaşar Ünal

VAN

Maliki Ejder Arvas

Şaban Şevli

Mahmut Yılbaş

YALOVA

Cevdet Aydın

YOZGAT

İlyas Arslan

Abdullah Örnek

ZONGULDAK

Ömer Barutçu

Tahsin Boray Baycık

Hasan Gemici

(Çekinser)

BURSA

Hayati Korkmaz

(Oya Katılmayanlar)

ADANA

Cevdet Akçalı

İbrahim Yavuz Bildik

Mehmet Büyükyılmaz

Tuncay Karaytuğ

ADIYAMAN

Mahmut Bozkurt

Celal Topkan

AFYON

Osman Hazer

Yaman Törüner

Kubilay Uygun

AĞRI

Yaşar Eryılmaz

AKSARAY

Nevzat Köse

ANKARA

Nejat Arseven

Yılmaz Ateş

AhmetBilge

HasanHüseyin Ceylan

Eşref Erdem

Halis Uluç Gürkan (Bşk. V.)

İrfan Köksalan

MehmetSağdıç

İlker Tuncay

Aydın Tümen

Ersönmez Yarbay

ANTALYA

Deniz Baykal

Arif Ahmet Denizolgun

Emre Gönensay

İbrahim Gürdal

Bekir Kumbul

Sami Küçükbaşkan

Yusuf Öztop

ARDAHAN

Saffet Kaya

ARTVİN

Metin Arifağaoğlu

Hasan Ekinci

AYDIN

Cengiz Altınkaya

M. Fatih Atay

Sema Pişkinsüt

Yüksel Yalova

BALIKESİR

Abdülbaki Ataç

AhmetBilgiç

Safa Giray

Tamer Kanber

İ. Önder Kırlı (İ. A.)

İlyas Yılmazyıldız

BARTIN

Zeki Çakan

Cafer Tufan Yazıcıoğlu

BATMAN

Alaattin Sever Aydın

Ataullah Hamidi

Musa Okçu

Faris Özdemir

BAYBURT

Ülkü Güney

BİTLİS

Kâmran İnan

Abdulhaluk Mutlu

BOLU

Avni Akyol

Feti Görür

Necmi Hoşver

Mustafa Yünlüoğlu

BURDUR

Mustafa Çiloğlu

Yusuf Ekinci

BURSA

Ali Rahmi Beyreli

Abdülkadir Cenkçiler

Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Feridun Pehlivan

Yahya Şimşek

Ertuğrul Yalçınbayır

İbrahim Yazıcı

ÇANAKKALE

Ahmet Küçük

Nevfel Şahin

ÇANKIRI

Mete Bülgün

ÇORUM

Mehmet Aykaç

HasanÇağlayan

Yasin Hatiboğlu (Bşk. V.)

DENİZLİ

M. Kemal Aykurt

Hilmi Develi

Mehmet Gözlükaya

Adnan Keskin

Haluk Müftüler

Ramazan Yenidede

DİYARBAKIR

Abdülkadir Aksu

Muzaffer Arslan

Seyyit Haşim Haşimi

Yakup Hatipoğlu

Sebgetullah Seydaoğlu

Salih Sümer

EDİRNE

Mustafa İlimen

ELAZIĞ

Cihan Paçacı

ERZİNCAN

Mustafa Kul

Naci Terzi

Mustafa Yıldız

ERZURUM

Ömer Özyılmaz

ESKİŞEHİR

Mustafa Balcılar

İbrahim Yaşar Dedelek

Hanifi Demirkol

GAZİANTEP

Hikmet Çetin

Mustafa R. Taşar

Mustafa Yılmaz (İ. A.)

GİRESUN

Yavuz Köymen

Ergun Özdemir

Rasim Zaimoğlu

GÜMÜŞHANE

Lütfi Doğan

HATAY

Fuat Çay

Ali Günay

Levent Mıstıkoğlu

Atilla Sav

IĞDIR

Adil Aşırım

ISPARTA

Ömer Bilgin

A. Aykon Doğan

Halil Yıldız

İÇEL

Oya Araslı

Saffet Benli

D. Fikri Sağlar

Mustafa İstemihan Talay

Rüştü Kâzım Yücelen

İSTANBUL

Bülent Akarcalı

Meral Akşener

Sedat Aloğlu

Refik Aras

Azmi Ateş

Mukadder Başeğmez

Ali Coşkun

Nami Çağan

Bülent Ecevit

Süleyman Arif Emre

Algan Hacaloğlu

Metin Işık

Cefi Jozef Kamhi

Ercan Karakaş

Yılmaz Karakoyunlu

M. Cavit Kavak

Ahmet Güryüz Ketenci

Osman Kılıç

Göksal Küçükali

Aydın Menderes

Mehmet Moğultay

Yusuf Namoğlu

Altan Öymen

Ali Talip Özdemir

H. Hüsamettin Özkan

Yusuf Pamuk

Mehmet Sevigen

Ahmet Tan

Güneş Taner

Bülent Tanla

Zekeriya Temizel

Erdoğan Toprak

Ali Topuz

Şadan Tuzcu

İZMİR

Veli Aksoy

Turhan Arınç

Ali Rıza Bodur

Işın Çelebi

İ. Kaya Erdem

Sabri Ergül

Gencay Gürün

Mehmet Köstepen

Atilla Mutman

Metin Öney

Ahmet Piriştina

Rüşdü Saracoglu

Rıfat Serdaroğlu

Süha Tanık

Hakan Tartan

Zerrin Yeniceli

İsmail Yılmaz

KAHRAMANMARAŞ

Ali Doğan

Ali Şahin

KARABÜK

Şinasi Altıner

Hayrettin Dilekcan

Erol Karan

KASTAMONU

Hadi Dilekçi

KAYSERİ

İsmail Cem

Ayvaz Gökdemir

Nurettin Kaldırımcı

İbrahim Yılmaz

KIRIKKALE

Hacı Filiz

KIRKLARELİ

İrfan Gürpınar

Necdet Tekin

KIRŞEHİR

Mehmet Ali Altın

KİLİS

Doğan Güreş

KOCAELİ

Halil Çalık

Onur Kumbaracıbaşı

Osman Pepe

Hayrettin Uzun

Bekir Yurdagül

KONYA

Ahmet Alkan

Ali Günaydın

Mustafa Ünaldı

KÜTAHYA

Ahmet Derin

Mustafa Kalemli (Başkan)

MehmetKorkmaz

MALATYA

Metin Emiroğlu

Ayhan Fırat

MANİSA

Abdullah Akarsu

Rıza Akçalı

Ayseli Göksoy

Ekrem Pakdemirli

Erdoğan Yetenç

MARDİN

Süleyman Çelebi

MUĞLA

Fikret Uzunhasan

MUŞ

Necmettin Dede

Nedim İlci

Erkan Kemaloğlu

NEVŞEHİR

Abdülkadir Baş

Esat Kıratlıoğlu

NİĞDE

Ergun Özkan

ORDU

Mustafa Bahri Kibar

Nabi Poyraz

Şükrü Yürür

RİZE

Avni Kabaoğlu

Ahmet Mesut Yılmaz

Şevki Yılmaz

SAKARYA

Teoman Akgür

Nevzat Ercan (B.)

Ahmet Neidim

SAMSUN

Musa Uzunkaya

Adem Yıldız

SİİRT

Ahmet Nurettin Aydın

Mehmet Emin Aydın

SİNOP

Kadir Bozkurt

Yaşar Topçu

SIVAS

Tahsin Irmak

Mahmut Işık

Muhsin Yazıcıoğlu

ŞANLIURFA

Sedat Edip Bucak

Seyit Eyyüpoğlu

Eyyüp Cenap Gülpınar

Zülfükâr İzol

Ahmet Karavar

M. Fevzi Şıhanlıoğlu

ŞIRNAK

Bayar Ökten

TEKİRDAĞ

Fevzi Aytekin

Bayram Fırat Dayanıklı

HasanPeker

Enis Sülün

TOKAT

Metin Gürdere

Bekir Sobacı

TRABZON

Eyüp Aşık

Yusuf Bahadır

Ali Kemal Başaran

Şeref Malkoç

İsmail İlhan Sungur

TUNCELİ

Kamer Genç (Bşk. V.)

Orhan Veli Yıldırım

VAN

Mustafa Bayram

Şerif Bedirhanoğlu

Fethullah Erbaş

YALOVA

Yaşar Okuyan

YOZGAT

Kâzım Arslan

Yusuf Bacanlı

Lütfullah Kayalar

İsmail Durak Ünlü

ZONGULDAK

Veysel Atasoy

Necmettin Aydın

Osman Mümtaz Soysal

(Geçersiz oylar)

BİNGÖL İSTANBUL

Mahmut Sönmez Mehmet Ali Şahin

(Mükerrer oylar)

DİYARBAKIR TOKAT

Ömer Vehbi Hatipoğlu (Kabul) Ali Şevki Erek (Kabul)

İZMİR ZONGULDAK

Hasan Denizkurdu (Kabul) Tahsin Boray Baycık (Kabul)

TUTANAĞIN SONU

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.