Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
24. Dönem 4. Yasama Yılı
108. Birleşim 25 Haziran 2014 Çarşamba

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 89 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

108'inci Birleşim

25 Haziran 2014 Çarşamba

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi'nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bu-lunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İÇİNDEKİLER

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Müca-dele Günü'ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın, Balıkesir'in sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, Mersin'in Akdeniz ilçesinde bulunan 75. Yıl Anadolu Öğretmen Lisesinin kapatıl-maması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, Adana'daki taşeron işçilerinin sorunlarına ve Hükûmetin, kuraklık ile dondan et-kilenen çiftçilere sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir'in, Soma'daki maden kazasını protesto etmek için eyleme katılan hekimlerin durumuna ve sağlık personeline yapılan saldırılara karşı Sağlık Bakanlığının önlem alması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Şanlıurfa'nın sorunlarına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, eğitimde yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü'ne, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ve Mersin'de bulunan Anadolu öğretmen lisesinin kapatılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Kazım Koyuncu'nun ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, 554 sıra sayılı Kanun Tasarısı'yla kabul edilen geri kabul sözleşmesinin hemen uygu-lanmaya başlayacağına ve bu anlaşmayla Türkiye'nin sınırda kontrolü de kabul ettiğine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoski ile Danimarka Parlamento Başkanı Mogens Lykketoft'un beraberlerinde birer Parlamento heyetiyle birlikte ülkemizi ziyaret etmelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 19/6/2014 tarih ve 73 sayılı Kararı'yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1513)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı Oya Eronat başkanlığında, Hırvatistan Parlamentosu Turizm Komisyonunun ev sahipliğinde 10-13 Eylül 2014 tarihlerinde Zagreb'de düzenlenecek olan "Sürdürülebilir Turizmin Karşılaştığı Zorluklar, Kültürel Miras ve Çevrenin Korunmasının Geliştirilmesi" konulu Avrupa Parla-mentolar Arası Konferansa katılması Genel Kurulun 3/6/2014 tarihli 96'ncı Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1513)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 22 milletvekilinin, kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan şiddetin hukuki, siyasi ve toplumsal nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/990)

2.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve 22 milletvekilinin, Mıhellemilerin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması ge-reken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/991)

3.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 20 milletvekilinin, Ankara metro inşaatlarıyla ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/992)

C) Çeşitli İşler

1

1.- Başkanlıkça, görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Kenya Parlamentosu Tarım Komisyonu üyele-rinden oluşan heyete "Hoş geldiniz." denilmesi

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk ve arkadaşları tarafından, Irak'ın Musul kentinin IŞİD terör örgütünce işgal edilmesi ve bununla bağlantılı gelişmeler hakkında 18/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 25 Haziran 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve gö-rüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Türkiye Bü-yük Millet Meclisinin, TBMM İçtüzüğü'nün 5'inci maddesine göre 1 Temmuz 2014 tarihinde tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; Genel Kurulun 1, 8, 15 ve 22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeye-rek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 23 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 593 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı ko-nuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın, Isparta Milletvekili Recep Özel'in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk'ün, Isparta Milletvekili Recep Özel'in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı ko-nuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sinop Milletvekili Engin Altay'ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı ko-nuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sinop Milletvekili Engin Altay'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, Siirt Millevtekili Afif Demirkıran'ın 554 sıra sayılı Kanun Tasarısı'yla ilgili oyunun rengini belirtmek üzere yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- İzmir Milletvekili Rıza Mahmut Türmen ve 25 Milletvekilinin; MHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 Milletvekilinin; AK PARTİ Grubu adına Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletve-kili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 Milletvekilinin ve BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/74, 471, 472, 473, 474, 475) (S. Sayısı: 489)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Musta-fa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşmanın Onay-lanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, İçişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/876) (S. Sayısı: 554)

X.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşmanın Onay-lanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı'nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İran ile yapılan doğal gaz ve petrol alışverişine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/43090)

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, Bakanlığa ait resmî taşıtlar ile kullanılan kiralık araçlara ve Taşıt Kanunu'na aykırı kullanımdan dolayı hakkında işlem yapılan sürücülere ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı (7/43816)

2

3.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın, TPAO'ya bağlı üç birimin taşeronlaştırılarak kurumun küçültüleceği iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44022)

4.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazasına ve madenlerde alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44023)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Ulusal Marker Temin İhalesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kay-naklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44024)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, engellilerin satın aldığı araçlardan alınan vergilere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in cevabı (7/44106)

7.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, Soma Kömür İşletmeleri AŞ.'nin yıllık üretim miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44198)

8.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, Soma Kömür İşletmeleri AŞ.'de çalışan kişi sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44199)

9.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in, kamu kurum ve kuruluşlarının engellilerin erişebilirliğine uygun duruma getirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44200)

10.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, maden ocağı sayısı ile maden ocaklarında çalışan işçi sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44202)

11.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, 2002-2014 yılları arasında çıkarılan maden ürünlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44203)

12.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesinde facianın yaşandığı maden ocağının sahibinin bir beyanına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44204)

13.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesinde facianın yaşandığı maden ocağındaki elektrik trafo-larına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44205)

14.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesinde facianın yaşandığı maden ocağında kaçış ve yaşam odası bulunup bulunmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44206)

15.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesinde facianın yaşandığı maden ocağındaki havalandır-manın standartlara uygun olmadığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44207)

16.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden ocağında yaşanan facianın nedenine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44208)

17.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden faciasında hayatını kaybeden madenci sa-yısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44209)

18.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden ocakları ile hastaneler arasında olası maden kazalarına yönelik bir koordinasyon planı hazırlanıp hazırlanmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44210)

19.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesinde maden faciasının yaşandığı işletmede 3 ay önce bir yangın çıktığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44211)

20.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, maden ocaklarının denetimlerinde görev alan teknik nezaretçilerin ücretlerinin ilgili işletmelerce karşılandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44212)

21.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesinde facianın meydana geldiği maden ocağında çalışan işçi sayısının zamanında açıklanamamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44213)

22.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Manisa'nın Soma ilçesinde facianın yaşandığı maden ocağında bulunan işçi sa-yısının olayın gerçekleştiği anda açıklanmamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44214)

23.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, çiftçilerin sulama için kullandığı elektriğin bedelinin yıllık olarak tahsil edilmesi konusunda bir çalışmanın olup olmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44215)

24.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu'nun, maden ocakları ile ilgili verilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın cevabı (7/44216)

25.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, TBMM ile bağlı kurum ve kuruluşlarına yönelik siber saldırılara ve internet gü-venliğinin sağlanmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut'un cevabı (7/44244)

26.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in, TBMM yerleşkesinde erişilemeyen bir internet sitesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut'un cevabı (7/44453)

3

27.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, TBMM'de bazı internet sitelerine erişimde sıkıntı yaşanmasına ilişkin sorusu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut'un cevabı (7/44654)

28.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2014 Mayıs ayı itibarıyla TBMM ile bağlı kurum ve kuruluşlarınca kullanılan araçlara ilişkin sorusu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut'un cevabı (7/44656)

29.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunun akıbetine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut'un cevabı (7/45032)

25 Haziran 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 108'inci Birleşimini açıyorum.

lll - Y O K L A M A

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü hakkında söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'ya aittir.

Buyurunuz Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü'ne ilişkin gündem dışı konuşması

ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanlığın bugünlerine ve yarınlarına yönelik en büyük tehditlerin başında gelen uyuşturucu maddelerle mücadelede uluslararası iş birliğini geliştirmek, toplumsal farkındalığı artırmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 26 Haziran Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü üzerinde söz almış bulunuyorum.

Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı, kullanıcılarına verdiği zarar kadar toplumsal dokuyu da zehirleyen, toplumsal gelişime ket vuran uluslar üstü bir sorun olup, ülkemiz ölçeğinde de değerlendirdiğimizde, Avrupa Birliği ülkelerine ya da birçok ülkeye göre daha düşük seviyede seyretmektedir, ancak yıllar içinde artış eğilimi gösterdiği, toplumsal

4

tabakaların her kesiminde var olduğu, gelişen iletişim yöntemleri neticesinde İnternet üzerinden dahi kullanıcılarına ulaştırıldığı, sınır ötesi dağıtım ağlarıyla büyük travmalara neden olup, ortak geleceğimize yönelik büyük bir tehdit olarak konumlandığı da açık bir gerçektir. Birleşmiş Milletler verileri, uyuşturucu kullanımının her yıl bir önceki yıla göre sürekli artış eğiliminde olduğunu göstermektedir.Madde kullanımı nedeniyle her yıl 230 bin kişinin hayatını kaybettiği öngörülmekte ve uyuşturucu ticareti hacminin de 600 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Ülkemizin bu sorunla mücadelede son derece aktif ve güçlü bir tutum sergilediği, 2002-2014 yılları arasında uyuşturucu kaçakçılığına karşı 36 farklı ülkeyle iş birliği içinde 230 operasyon gerçekleştirildiği belirtilmelidir.

Yapılan çalışmalar sonuç vermiş, ülkemizin bu suç türleri bağlamında büyük ölçüde transit ülke olma konumu değiştirilmiş, suç örgütleri kendilerine artık yeni rotalar aramak durumunda kalmışlardır. Ülkemizin tek başına yaptığı eroin yakalamasının, Avrupa Birliği üye ülkelerinin toplamından daha fazla olduğu, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi tarafından kendi raporlarında da belirtilmiştir.

Bu bağlamda, uyuşturucu kaçakçılığının diğer bir boyutu da terör örgütlerinin yaşam kaynaklarından olması ve bu konuyla ilgili ülkemizdeki mücadelenin de terörle mücadeleye önemli bir katkı sağlamasıdır. Ülkemizde yasa dışı uyuşturucu madde ekimine ve beslediği büyük rant şebekelerine ve terör örgütüne karşı mücadele kapsamında 2002-2014 yılları arasında 180.402 olaya müdahale edilmiş ve 358.342 şüpheli yakalanarak -son beş yıl üzerinden konuşacak olursak- uyuşturucu kaçakçılarına yönelik operasyonlarda yüzde 48, gözaltına alınan şüphelilerinin sayısında ise yüzde 55 oranında artış söz konusu olmuştur. Keza, geçtiğimiz hafta yasalaşan Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliklerle, uyuşturucu kullanımı ve satışına yönelik mevzuatımızın daha da geliştirilmesi de dikkate değerdir.

Ancak, bu konunun sadece yasal müeyyideler'e yahut mücadele yaklaşımıyla çözülemeyeceği de açıktır. Toplumsal farkındalığı artırmak, talep düzeyini düşürecek bilinçlenmeyi sağlamak, tedavi ve korunma olanaklarını geliştirip yaygınlaştırmak kritik öneme sahiptir. Bu noktada bilinçli bir nesil yetiştirebilmek ve toplum sağlığını koruyabilmek üzere, AK PARTİ hükûmetlerinin inisiyatifiyle, Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi TUBİM'in kurulması ve cumhuriyet tarihinde ilk kez Bağımlılık Yapıcı Maddeler ve Bağımlılıkla Mücadelede Ulusal Politika ve Strateji Belgesi'nin oluşturulmasıyla, konunun paydaşı olan tüm kamu kurumlarının bütüncül bir yaklaşımla meselelere eşgüdüm içinde katkı sağlama imkânı doğmuştur.

Bu doğrultuda, temsilcisi olduğum Şanlıurfa'nın gerçekleştirdiği "Gülümseyen Yüzler Projesi" gibi pek çok proje de konuyla mücadelede hayata geçirilmiş ve farklı illerimizde de yüz binlerce vatandaşımıza ulaşılarak okul, aile, toplum sosyal duyarlılığını güçlendirme çalışmaları yürütülmektedir. Kamu spotlarının önemi, yine duyarlılığı artırıcı kitapların basım ve dağıtımı gibi faaliyetlerin yanı sıra tedavi merkezlerinin sayısı artırılmış -şu an 21 merkez üzerinden sağlık hizmeti verilmekte- olup 23'üncü Dönemde Mecliste oluşturulan Madde Bağımlılığı ve Kaçakçılığına Yönelik Araştırma Komisyonunun da konuya yönelik parlamenter bir katkı sağladığı belirtilmelidir.

Tüm bu çalışmaların yanı sıra, başta Yeşilay olmak üzere ilgili sivil toplum kuruluşlarının ve ailelerinizin yüksek hassasiyetiyle bu konuyla mücadeleye aktif katkı vermenin önemini ifade ediyor, yarınlarımızın daha güçlü olacağı inancıyla yüce Meclise saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Uslu.

Gündem dışı ikinci söz, hasta tutuklular hakkında söz isteyen Şırnak Milletvekili Selma Irmak'a aittir.

Buyurunuz Sayın Irmak… Yok.

Gündem dışı üçüncü söz, Balıkesir'in sorunları hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'ya aittir.

5

Buyurunuz Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın, Balıkesir'in sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, Balıkesir Susurluk'ta işini, aşını, ekmeğini kaybedip sefalete mahkûm olan, işsizliğe terk edilen Susurluk işçilerinin sorunlarını gündeme getirmek için söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, bugün Susurluk'ta, Susurluk Belediyesi görevi aldıktan sonra, tam 76 işçi kardeşimiz, sendikasızlaşmayı, taşeron çalışmayı reddettikleri için açlığa, sefalete, yoksulluğa mahkûm edildiler. Susurluk Belediyesinin önünde her gün eylem yapıyorlar. Bu kardeşlerimizin tek suçu, bu insanların tek suçu, AKP'li olmamak ya da insanca yaşamak için sendikal haklarını ve insanca yaşayacak bir ücreti talep etmek. Bu işçi kardeşlerimiz verilen işi mi yapmadılar? Hayır. Emirlere karşı mı geldiler? Hayır. Bu insanlar iş disiplinine aykırı mı geldiler, iş devamsızlığı mı yaptılar? Hayır. Ama, bugün, sırf AKP'li Belediye onları bir şekilde ayrıştırdığı için, kendinden ayrı tuttuğu için ekmeğinden, aşından oldular, çoluk çocuk açlığa mahkûm oldular.

Bakın, ben size buradan söylüyorum değerli milletvekilleri: 30 Mart seçimleri sonrasında belediye, CHP'den AKP'ye geçti ve belediyede çalışan 127 işçiye, Belediye Başkanı, seçilir seçilmez baskı yapmaya başladı. Bu insanlar AKP'ye oy vermedi diye onlara şu teklifi getirdi: "Ya benim istediğim taşeron firmaya geçeceksiniz ya da işsiz kalacaksınız."

Bakın değerli milletvekilleri, Belediye Başkanı bir taraftan 76 kişiyi işten çıkarıyor, diğer taraftan 150 kişiyi de taşeron şirket üzerinden işe alıyor. Bakın, bu insanlar kimler: Melek Güler, dört buçuk yıldır belediyede çalışıyor, 2 çocuğunu okutuyor; Feyza Tavukçuoğlu, dört yıldır belediyede çalışıyor, ikiz bebekleri yeni yürümeye başladı; Sultan Yıldız, dört yıldır belediyede çalışıyor, üniversiteye hazırlanan 1 oğlu var; Cemil Dalkıran, beş yıldır belediyede çalışıyor, 1 çocuğu var; Turan Özdemir, dört buçuk yıldır belediyede çalışıyor, 2 çocuğu var. Bunlar insanlar.

Bakın değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; Soma'daki faciadan sonra, 301 yurttaşımızın ölümünden sonra işçi hakları aklımıza geldi. On iki yıllık AKP iktidarı var. Biz ne istedik, siz neyi reddettiniz, bakın: Biz, köylünün yaktığı mazottan aldığı yüzde 15 KDV'yi ve yüzde 30 ÖTV'yi kaldırıp köylünün ucuz mazot yakmasını istedik, siz reddettiniz; biz, asgari ücretliden vergi alınmaması için ve bu işçilerimiz 200 lira fazla alsın diye yasa teklifi verdik, siz reddettiniz; biz, öğretmenlerimizin, memurlarımızın toplu sözleşme hakkı için yasa teklifi verdik, siz reddettiniz; biz öğretmenlerimiz, memurlarımız serbest siyaset yapsın diye yasa teklifi verdik, siz reddettiniz; biz, taşeron sistemini kaldıralım diye yasa teklifi verdik, siz reddettiniz; biz, en son, size, Soma'da yaşanan olayların araştırılmasıyla ilgili bir araştırma önergesi verdik ve siz reddetmiştiniz ve 301 insanımız yaşamını kaybetmişti.

Bizim şu anda, Türkiye'de taşeron sistemiyle ilgili… Kamuda çalışan kardeşlerimizin işini, aşını insanca yaşayacak koşullarda alması için, taşeron sisteminin de kaldırılması için büyük bir mücadele yapıyoruz ama siz her defasında "Bu teklifler CHP'den geliyor…" Sizin döneminizde, on iki yıllık iktidarınız döneminde, bakın, bu Parlamentodan işçilerin, köylülerin, emeklilerin, esnafın insanca yaşayacağı koşulları yaratacak hiçbir yasa teklifi geçirmediniz.

Ben buradan işçi kardeşlerime, emeklilere, belediye önünde eylem yapan kardeşlerime sesleniyorum: On iki yıldan beri AKP iktidarlarının hiçbir yasası, buradan, işçinin, memurun, emeklinin, köylünün lehine geçmemiştir. Bakın, bunları biz teklif ediyoruz, "Taşeron sistemi bir kölelik sistemidir." diyoruz. Sadece, AKP iktidarında taşeron sisteminde çalışan işçiler 5 kat artmış. Bunların hepsi, şu anda açlık içerisinde, yoksulluk içerisinde bir çalışma düzeninde. Oysa, Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü'nün 4'üncü maddesinde sosyal devlet ilkesi olmazsa olmaz olarak tanımlanıyor. Peki, işçileri işsiz bırakmak, aç bırakmak, sosyal devletin neresine uyuyor, adalet kavramının neresine uyuyor? Onun için, biz diyoruz ki buradan: İş barışının sağlanması ülkemiz için çok önemli.

Susurluk Belediyesinde işten atılan işçi kardeşlerimizin ekmeğine, aşına yeniden

6

kavuşması için Adalet ve Kalkınma Partisinin yetkili kurullarını göreve davet ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerine birer dakika söz vereceğim.

Sayın Tüzel…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Trakya Lüleburgaz'da, grevlerinin 6'ncı gününde Şişecam işçilerini ziyaret ettim. KRİSTAL-İŞ Sendikasında örgütlü 5.800 Şişecam işçisi, 10 fabrikada greve çıkmış durumda. Özellikle, 3.500 civarındaki genç işçi, asgari ücretten biraz fazla, 940 lira olan ücretlerinin iyileştirilmesi ve ortalama ücretlerin yükseltilmesi isteğiyle, aynı zamanda da iş güvencesi sağlanması talebiyle greve çıkmış durumdalar, epeyce bir uzlaşma arayışından sonra.

Şişecam, bildiğiniz gibi, İş Bankası ortaklığı ve dünya 3'üncülüğüne oynuyor; çok kazanan, ekonomide önemli bir yer tutan şirket; kârları, ciroları, kasaları hayli şişkin ama işçi ücretlerine artışa geldiğinde, olmadık yalanlara ve numaralara başvuruyor; kabul edilemez durumda.

Şişecam işçileri, 60 derece sıcaklıkta, ağır ve tehlikeli koşullarda son derece ağır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - …yükler üstlenerek çalışıyorlar; seslerinin medya tarafında duyulmasını, Meclisin de dikkate almasını istiyorlar. Bunu dile getirmek için söz aldım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tüzel.

Sayın Atıcı…

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, Mersin'in Akdeniz ilçesinde bulunan 75. Yıl Anadolu Öğretmen Lisesinin kapatılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Mersin'in Akdeniz ilçesi, ilimizin en büyük merkez ilçesidir. Bu ilçemizde 75. Yıl Anadolu Öğretmen Lisesi vardı, diğer öğretmen liseleri gibi kapatıldı. Bu okulun, fen lisesi olması bekleniyordu, hem okul yönetimi hem de İl Millî Eğitim Müdürlüğü, 75. Yıl Anadolu Öğretmen Lisesinin fen lisesi olmasını önerdi çünkü, bu okulun tam 18 bin metrekare kampüsü var. Ayrıca, 140 kız, 100 erkek öğrenci kapasiteli pansiyonu var. Ayrıca, öğretmenler için 20 dairelik lojmanı var, 400 kişilik yemekhanesi var. Ayrıca, her türlü laboratuvarı, atölyesi, spor salonları ve 6 bin kitaplık kütüphanesi var; Türkiye genelinde pek çok alanda da birinciliği var. Fen lisesi olması beklenen bu okul, maalesef, anadolu lisesi hâline çevrildi ve bütün Mersin'den çok büyük tepki gördü. Ben, Millî Eğitim Bakanlığının bu konuyu ele almasını ve derhâl düzeltmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

7

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Yılmaz…

3.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, Adana'daki taşeron işçilerinin sorunlarına ve Hükûmetin, kuraklık ile dondan etkilenen çiftçilere sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Özellikle, taşeron işçiliği tüm ülkenin problemi olduğu gibi, Adana ilimiz, işsizlikte Türkiye'nin en çok işsizinin bulunduğu bir ilimizdir. Bu işsizlerimiz taşeron firmalarda çalışma imkânı doğduğunda da şöyle bir sıkıntıyla karşılaşmaktalar: Tamamen müteahhitlerin inisiyatifine bırakılmış bir vaziyette -ne yazık ki orada- "Bugün git, yarın gel." şeklinde üç aydır, dört aydır maaşlarını alamadıkları bir sıkıntıyla karşı karşıyalar. Mutlaka buna bir çözümün getirilmesi gerektiğini düşünüyorum, bunlar ileride sosyal patlamalara neden olabilir.

Yine, Adana ilimiz, biliyorsunuz, bu kuraklıktan ve dondan çok ciddi manada etkilendi. Çiftçilerimizin bu noktadaki sıkıntıları son noktaya geldi. Hükûmet -Tarım Bakanı özellikle- birtakım tedbirler alındığını ifade etmesine rağmen, ne yazık ki çiftçilerimizin içerisinde bulunduğu durum içler acısıdır. Hükûmetin, tarımın merkezi olan bu bereketli topraklardaki çiftçilerimize sahip çıkmasını bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Demir…

4.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir'in, Soma'daki maden kazasını protesto etmek için eyleme katılan hekimlerin durumuna ve sağlık personeline yapılan saldırılara karşı Sağlık Bakanlığının önlem alması gerektiğine ilişkin açıklaması

NURETTİN DEMİR (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Soma'da 301 kişinin hayatını kaybettiği maden katliamını protesto etmek için Aydın'da 14 Mayıs günü eyleme katılan 8'i hekim, 4'ü çocuk olmak üzere, toplam 77 kişi hakkında soruşturma açılmıştır.

Halkın sağlık talepleri dışında her türlü acısında, sevincinde, demokratik hak ve yaşam taleplerinde, hekimler her zaman halkın yanındadır. Bu sorumluluğu yerine getirmek için hekimler ayrıca özel izin mi almak zorundadırlar?

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde Doktor Hasan Ozan Kurt bir hasta yakınının saldırısına uğramıştır. Hekime fiziksel ve sözel şiddetin durması konusunda göstermelik değil, ciddi, koruyucu ve caydırıcı önlemler ne zaman alınacaktır? Sağlık Bakanlığı önlem almamakta, ayrıca, çalışan sağlık personeline de baskı yapmaya devam etmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Tanal….

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Şanlıurfa'nın sorunlarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

8

Şanlıurfa ilinde elektrikler sürekli kesilmekte. Sayın Bakan da burada. Şanlıurfa'da sulama birlikleri nedeniyle vatandaşımız çok mağdur. Hatta, Şanlıurfa'da sulama birliklerinin seçiminden dolayı insanlar kaçırılmakta ve adam öldürme sorunları gündeme gelmekte. Bu konuda hakikaten büyük bir sorun var.

Yine, Şanlıurfa'da işsizlik çok yüksek ve had safhada. Suriye'den gelen göç nedeniyle oradaki mültecilerin yaratmış olduğu sorunlar, Urfa'nın yerlisine hem sosyal hem kültürel hem ekonomik anlamda gerçekten büyük bir yıkım getirmekte.

Urfa merkezde büyük otopark sorunu var ve Urfa Büyükşehir Belediyesi, orada çalışan taşerondaki işçileri işten atmakta, Urfalılar bu konuda mağdur.

Şanlıurfa'nın köylerinin yolları asfaltlanmamış; hakikaten, yazın toz duman vesaire kalkıyor, bu anlamda mağdur.

Bu sebeplerden dolayı, Urfa'nın mağduriyetiyle ilgili, Sayın Bakanlığın bu konuları ele alarak ilgilenmesini arz eder, hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Öğüt…

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, eğitimde yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçen yıl toplumdaki büyük itirazlara rağmen ısrarla geçirdiğiniz 4+4+4 yasasının olumsuz sonuçları ortaya çıkmaya başladı. EĞİTİM-SEN'in araştırmalarına göre ilkokulu bitirenlerin yüzde 80'i orta kısma geçtiği hâlde 9 ve 10'uncu sınıfta okul terkleri hızlanıyor. Devam etmeyen öğrenci sayısı 175 bini bulmuş durumda. Ortaöğrenim zorunlu hâle gelmesine rağmen açık öğretim lisesindeki öğrenci sayısı 2012-2013 öğretim yılında 804 bine, 2013-2014 öğretim yılında da 901 bine çıktı, büyük bir sorun hâline gelmeye başladı. Görünüşte, eğitim devam ediyor görünüyor.

Ayrıca, Kadıköy'de, en son, imam-hatipleşme zincirine Yeşilbahar İlkokulu da katılmış durumda. Buraya Kadıköylülerin büyük itirazı var. Bunun tekrar Millî Eğitim Bakanlığı tarafından değerlendirilmesini istiyor Kadıköylüler. Bu anlamda, yeni bir imam-hatip lazımsa, bölgede herhangi bir alana imam-hatip yapılabileceğini söylüyorlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Öz…

7.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü'ne, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ve Mersin'de bulunan Anadolu öğretmen lisesinin kapatılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZ (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

26 Haziran, Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü. Bu bağlamda, madde bağımlılığıyla tüm dünyada önemli sorun olan bu sorunun giderilmesi için ülkemizde de AMATEM'e bağlı yatak sayısının hızlı bir şekilde artırılması gerekiyor. Dolayısıyla, bu konuda yetkililerden duyarlılık beklediğimi ifade ediyorum.

Yine, hafta sonu Mersin'de özellikle KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevde olduğunu gördüm. Bu fabrikada çalışanlar çok fazla bir şey istemiyorlar; iş güvencesi, asgari

9

ücret kadar aldıkları ücretlerin artırılması, 60 derecelik sıcakta çalıştıkları iş kolunun ağır ve tehlikeli iş dalı olarak adlandırılmasını ifade ediyorlar.

Yine, Mersin'de anadolu öğretmen lisesinin tüm altyapısı tamamlanmış olmasına rağmen, anlaşılmaz bir nedenle Millî Eğitim Bakanlığının okulu kapatma ve anadolu lisesine dönüştürme gayretleri vardır. Mersin'de, bununla alakalı ciddi bir rahatsızlık vardır eğitim dünyasında. Millî Eğitim Bakanlığının da bu konuda duyarlılık göstermesini ve okulun aynı şekilde devam etmesini veya fen lisesine dönüştürülmesi talebinin değerlendirilmesini istiyorlar.

Bilgilerinize sunuyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Kaplan…

8.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Kazım Koyuncu'nun ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genç yaşta yitirdiğimiz, Karadeniz'in, Laz müziğinin hırçın çocuğu Kazım Koyuncu'yu buradan bir kez daha anmak istiyoruz.

Gerçekten, müziğiyle, duruşuyla genç yaşta kaybettiğimiz bu güzel insan şunları söylüyordu: "Sistemler çöker ama şarkılar halkların gönlünde ilelebet sürerler." Ve şarkılarında yaşıyor, yaşatacağız.

Saygılar duyuyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Atıcı…

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye'de KRİSTAL-İŞ Sendikası grevde. Mersin'de de binlerce işçi bu greve katılıyor ve destek oluyor. Bu işçilerin istediği bir tek şey var hak ettikleri alın terinin karşılığını istiyorlar. O nedenle, Meclis olarak bu işi siyasi partiler üstü bir iş olarak görüp işçilerin alın terinin karşılığının verilmesini hepimiz desteklemeliyiz. Eğer bunu yaparsak bir ortak yol bulunur ve Türkiye'de alın terinin, emeğin karşılığı bir şekilde ödenmiş olur, hepimiz de bundan rahat ederiz.

Ben buradan grevdeki bütün arkadaşlarımı selamlıyorum, haklı ve onurlu direnişleri karşısında saygıyla eğiliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Son olarak Sayın Öğüt…

10.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, KRİSTAL-İŞ Sendikasına bağlı işçilerin grevine ilişkin açıklaması

10

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de buradan, Türkiye'nin yüz akı Şişecam fabrikasında çalışan KRİSTAL-İŞ üyesi sendikalı işçilerinin yanlarında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Şişecamın, bu anlaşmada mutlaka onların yanında destek olması gerektiğini düşünüyorum. Onlara verilmiş olan 93 kuruşluk komik zam talebinin de hemen geri çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü işçiler büyük bir şeyle boykot ederek onlara gerekli dersi veriyorlar, 93 kuruşu, bulunduğu bankaya yatırıyorlar, "Bizim buna ihtiyacımız yok. Biz, asgari bir geçim istiyoruz, çoluk çocuğumuzla onurlu bir şekilde yaşamak istiyoruz." diyorlar.

Kristal-İş üyelerini, işçilerini buradan selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoski ile Danimarka Parlamento Başkanı Mogens Lykketoft'un beraberlerinde birer Parlamento heyetiyle birlikte ülkemizi ziyaret etmelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 19/6/2014 tarih ve 73 sayılı Kararı'yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1513)

24/6/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoski ile Danimarka Parlamento Başkanı Mogens Lykketoft'un beraberlerinde birer Parlamento heyeti ile birlikte, ülkemizi ziyaret etmeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 19/6/2014 tarih ve 73 sayılı Kararı'yla uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetlerin ülkemizi ziyaretleri, 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

Ayşe Nur Bahçekapılı

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı Oya Eronat başkanlığında, Hırvatistan Parlamentosu Turizm Komisyonunun ev sahipliğinde 10-13 Eylül 2014 tarihlerinde Zagreb'de düzenlenecek olan "Sürdürülebilir Turizmin Karşılaştığı Zorluklar, Kültürel Miras ve Çevrenin Korunmasının Geliştirilmesi" konulu Avrupa Parlamentolar Arası Konferansa katılması Genel Kurulun 3/6/2014 tarihli 96'ncı Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1513)

25/06/2014

11

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı Oya Eronat başkanlığında Komisyon üyelerinden oluşan bir heyetin; Hırvatistan Parlamentosu Turizm Komisyonunun ev sahipliğinde, 10-13 Eylül 2014 tarihlerinde Zagreb'de düzenlenecek olan "Sürdürülebilir Turizmin Karşılaştığı Zorluklar: Kültürel Miras ve Çevrenin Korunmasının Geliştirilmesi" konulu Avrupa Parlamentolar Arası Konferansa katılması hususu Genel Kurulun 3 Haziran 2014 tarihli 96'ncı Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

Ayşe Nur Bahçekapılı

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

Oya Eronat (Diyarbakır)

İbrahim Korkmaz (Düzce)

Zülfü Demirbağ (Elâzığ)

Haluk Eyidoğan (İstanbul)

D. Ali Torlak (İstanbul)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

2'nci sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi'nde yer alacaktır.

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 22 milletvekilinin, kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan şiddetin hukuki, siyasi ve toplumsal nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/990)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de polis şiddetinin geldiği noktayı istatistiki bilgilerle ortaya konulması, polis şiddetinin yaygınlaşmasının hukuki, siyasi ve toplumsal nedenlerinin araştırılması, bu şiddetin artmasına neden olan yasaların incelenmesi ve vatandaşı esas alan insan hakları temelinde yasaların oluşturulması amacıyla raporların hazırlanması için araştırmaların yapılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Sebahat Tuncel (İstanbul)

2) Pervin Buldan (Iğdır)

3) Hasip Kaplan (Şırnak)

4) Sırrı Sakık (Muş)

5) Murat Bozlak (Adana)

6) Halil Aksoy (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata (Batman)

12

8) İdris Baluken (Bingöl)

9)Hüsamettin Zenderlioğlu (Bitlis)

10) Emine Ayna (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan (Diyarbakır)

12) Altan Tan (Diyarbakır)

13) Adil Zozani (Hakkâri)

14) Esat Canan (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane (Kars)

17) Erol Dora (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü (Mersin)

19) Demir Çelik (Muş)

20) İbrahim Binici (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür (Van)

22) Özdal Üçer (Van)

23) Leyla Zana (Diyarbakır)

Gerekçe:

Türkiye'de 2007 yılında evine dönerken bir polis kurşunuyla öldürülen Baran Tursun olayı ile polis şiddeti bir kez daha gündeme gelmiştir. Bu olay polis şiddetinin Türkiye'de geldiği düzeyi bir kez daha sorgulanmasını sağlamıştır. Haziran 2007'de Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda yapılan değişiklik sonucu polise ölümcül güç kullanma konusunda geniş takdir yetkisi verilmesi ve keyfî durdurma, arama uygulamasının teşvik edilmesiyle birlikte artmıştır. Bu yetkilerin artmasıyla, en son yine medyaya yansıyan bir görüntüde Fatih'te bir kişinin ailesi önünde polisler tarafından bayılıncaya kadar dövülmesi göstermiştir ki polis şiddeti sadece karakollarda değil sokakta, üniversitelerde de kendini göstermektedir. Mevcut kanunlarla polislerin yetkilerinin çok geniş olması ve polisin suç işleme hakkı var kabul edilerek yetkilendirmenin söz konusu olması polis şiddetinin her alanda yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre özellikle 2007'deki yasa değişikliğinden sonraki iki yılda polis tarafından öldürülenlerin sayısı artarak 64 kişiyi bulmuştur. Sadece 2012 yılının ilk 5 ayında gözaltında şüpheli 4 ölüm gerçekleşmiştir. 52 kişi polis tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kalmışken 173 kişi bu durumdan mağdur olmuştur. Türkiye İnsan Hakları Kurumunun verilerine göre, 2012 yılında toplam 2.353 kişi Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'ndan dolayı gözaltına alınırken, 569 kişi tutuklanmıştır. İnsan Hakları Örgütünün raporuna göre, 2011 yılında yargısız infazla 57 kişi öldürülürken 130 kişi yaralanmıştır, 16 sivil vatandaş sınır bölgelerinde yargısız infazla öldürülmüştür, 36 kişi gözaltında ölmüştür. Polis ve asker intiharları, şüpheli ölümler 74 kişiyi bulmuştur.

13

Uzmanlar, artan polis şiddetinin ve kolluk kuvvetlerinin saldırgan davranışlarının arkasında, denetimsizliğin, yargı mensuplarının kolluk görevlilerini koruyucu tutumlarının ve cezasızlığın olduğunu belirtmektedir. Polis şiddetine tanık olan pek çok kişinin polisler aleyhine tanıklık yapmadıklarından dolayı bu tür polis şiddeti tanıklıklarına ciddi koruma tedbirlerinin getirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Ne yazık ki hukuk sürecinde görevliler sadece açığa alınabilmektedir ya da çoğu zaman başka bir yere görev yapmaya gönderilmektedir. Medyaya yansımayan vakalarda ise polis şiddetini engelleyici hiçbir şey yapılmamaktadır. Mevcut yasaların vatandaşı değil, devleti ve devletin güvenlik gücünü koruduğu ve polise sınırsız yetki vermesinden dolayı polis şiddeti giderek yaşamın her alanında artmaktadır. Güvenlik konseptiyle içerisindeki bu yaklaşım, her vatandaşı potansiyel suçlu olarak görmektedir ve en temel ve dokunulmaz hak olan yaşam hakkını hiç düşünmeden ihlal edebilmektedir. Gelinen bu boyut, Türkiye'nin insan hakları karnesi ve demokrasisi açısından çok büyük bir yaradır. Polisin yetkilerinin daraltılarak, net ifadelerle yetki alanları belirlenmeli ve vatandaşı esas alan, insan hakları evrensel ilkelerine göre yasaların uygulanması ve yargının çalışması sağlanmalıdır. Bu bağlamda, devletin elinde ciddi bir polis şiddeti verisi ve bilgisi bulunmadığı gibi bu konu üzerinde de durulmadığı açıktır. Türkiye'de polis şiddetinin geldiği noktanın istatistiki bilgilerle ortaya konulması, polis şiddetinin yaygınlaşmasının hukuki, siyasi, toplumsal nedenlerinin araştırılması, bu şiddetin artmasına neden olan yasaların incelenmesi ve vatandaşı esas alan yasaların oluşturulması için, raporların hazırlanması için, araştırmaların yapılması için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

2.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve 22 milletvekilinin, Mıhellemilerin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/991) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de yaşayan halklardan biri olan Mıhellemilerin yaşadıkları sorunların tespiti ve çözümü amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve İç Tüzük'ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederim. 22/6/2012

1) Ayla Akat Ata (Batman)

2) Pervin Buldan (Iğdır)

3) Hasip Kaplan (Şırnak)

4) Sırrı Sakık (Muş)

5) Murat Bozlak (Adana)

6) Halil Aksoy (Ağrı)

7) İdris Baluken (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu (Bitlis)

9) Emine Ayna (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan (Diyarbakır)

11) Altan Tan (Diyarbakır)

12) Adil Zozani (Hakkâri)

13) Esat Canan (Hakkâri)

14

14) Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane (Kars)

17) Erol Dora (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü (Mersin)

19) Demir Çelik (Muş)

20) İbrahim Binici (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür (Van)

22) Özdal Üçer (Van)

23) Leyla Zana (Diyarbakır)

Gerekçe özeti:

Mıhellemiler yoğunlukla Batman, Mardin, Şırnak, Siirt ve Midyat çevresinde yaşayan otantik halk topluluklarından biridir. Türkiye'de yaklaşık olarak 800 bin Mıhellemi'nin yaşadığı bilinmektedir.

Dildeki benzerliklerden hareketle Mıhellemiler ile üç bin yıl önce bölgede yaşamış olan Akadlar arasında tarihsel bir bağ kurulmaktadır. Dünya genelinde 3 milyon Mıhellemi'nin yaşadığı ileri sürülmektedir. Çoğunluğu Müslüman olmakla beraber, farklı dinlere mensup Mıhellemilerin de bulunduğu bilinmektedir. Arapça'nın bir lehçesi olan Mıhellemiceyi konuşan Mıhellemilerden Müslüman olanlar kendilerini Arap halkının bir parçası gibi hissetmektedir.

Farklı etnisitelerden gelen diğer halklar gibi, Mıhellemiler de birçok mağduriyet yaşamaktadır. Ana dilde eğitim hakları tanınmamakta, çocuklarına ana dillerinde isim vermeleri engellenmektedir. Yaşadıkları köy, mezra gibi yerleşim yerlerinin isimlerinin kendilerine danışılmadan değiştirildiğiyle de karşılaşmışlardır. Kamusal alanda dille ilgili pek çok kısıtla karşılaşmakta, Türkçe dışındaki dillere getirilen yasaklar onları da mağdur etmektedir. Kültürel ve etnik asimilasyon sonucu kültürel varlıkları ciddi bir tehdit altındadır.

Mıhellemilerin yaşamın birçok alanında uğradığı ayrımcılık özellikle genç kuşak açısından kimliklerini ifade etmede zorluk yaşamayı doğurmuştur. Sosyolojik olarak bu halkın yapısında önemli ölçüde olumsuz sonuca sebep olan bu durumun üstesinden gelinmesi, hem toplumsal hoşgörünün hâkim kılınması hem de demokrasinin içselleşmesi açısından elzemdir.

Mıhellemilerin yaşadıkları bir diğer sorun ise sayıları yüz binleri bulan ve Türkiye'de yaşamayan akrabalarına ilişkindir. Aslen Türkiyeli Mıhellemilerin büyük çoğunluğu Suriye, Irak ve Lübnan'da yaşamaktadır ve bu ülkelerde kendilerine vatandaşlık hakkı verilmemiştir. Yıllardır vatansız ve kimliksiz yaşayan bu insanlara Türkiye Cumhuriyeti tarafından da vatandaşlık hakkı verilmemiştir. Türkiye'nin bu durumdaki Mıhellemilerin sorununa bir çözüm bulması ve vatandaşlık hakkı tanıyarak Türkiye'ye geri dönüşlerinin sağlanması için maddi ve hukuki düzenlemeler yapması gerekmektedir.

Mıhellemilerin varlığı, içinde yaşadıkları coğrafyanın halkı dışında neredeyse hiç bilinmemekte, kültürlerini tanıtabilmeleri için hiçbir imkân sağlanmamaktadır. Kendi örgütlenmeleri önünde ciddi engeller bulunmaktadır. İktidarın "açılım" olarak ileri sürdüğü demokratikleşme hamlelerinin sözde kalması nedeniyle mevcut durumlarında bir iyileşme olmamıştır. Sayılan problemlerin dışında bir diğer sorunları da mülkiyetle ilgilidir. Özellikle, doğu ve güneydoğu bölgesinde tapu ve kadastro kanunlarından kaynaklı problemler

15

Mıhellemileri önemli ölçüde etkilemiştir. Kişilere Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan önce atalarından miras kalan işlenmiş birçok bağ, bahçe, tarla haksız yere hazine malı, mera, ortak mal gibi tescillenmiş tanımlarla vatandaşların elinden alınmıştır.

Günümüzde hazine malı olarak belirtilen yerler ilgili yerleşim birimlerindeki zenginlere ve arazi mafyasına satılarak adaletsiz uygulamalara yol açılmaktadır. Tarihsel olarak kendilerine ait olduğuna inandıkları toprakların bu şekilde adaletsiz biçimde el değiştirmesi insanlarda haklı bir huzursuzluğa sebep olmaktadır. Bu uygulamalar cinayete kadar varabilen adli vakalara sebep olduğu gibi, ekonomik olarak zaten zor koşullarda olan Mıhellemilerdeki mağduriyet olgusunu güçlendirmektedir.

Türkiye'de Mıhellemilerin kendi kimlik, dil ve kültürlerinin tanıtılması, korunması ve geliştirilmesi amacıyla kurulan tek örgüt olan, Mıhellemi Dinler, Diller ve Medeniyetler Arası Diyalog Derneği çeşitli baskılara maruz bırakılarak kapatılmak istenmektedir. Mıhellemiler, öncelikle dernekler üzerindeki bu baskıların ortadan kalkması, kendi kimlik ve kültürlerinin tanınarak korunup geliştirilmesi, Mıhellemice yazılı, görsel gazete, dergi, radyo, televizyon ve diğer medya iletişim araçlarından yararlanmayı istemektedir. Mülkiyet problemine ilişkin olaraksa tapu ve kadastroda inceleme ve düzenlemeler yapılarak çatışmalara neden olabilecek yanlış uygulamaların bir an önce düzeltilerek hak sahiplerine haklarının iade edilmesi ve sürgünde kimliksiz yaşayan akrabalarına devletin bir an önce sahip çıkmasını beklemektedirler.

Mıhellemilerin yaşadıkları sorunların tam anlamıyla tespit edilmesi ve çözülmesi amacıyla ileride arazi tartışmasından çıkabilecek bir çatışmaya engel olabilmek, yurtdışında sürgün hayatı yaşayan vatandaşlarımızın ana yurtlarına dönüşlerini sağlayabilmek için Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederim.

3.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 20 milletvekilinin, Ankara metro inşaatlarıyla ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/992)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

37 yaşındaki yurttaşımız Kadir Sevim ülkemizin başkentinin en merkezi yerinde, en stratejik yerinde (Hava kuvvetleri Komutanlığı önü, Genelkurmay Başkanlığı karşısı) ve başkentin en işlek yerlerinden biri olan İnönü Bulvarı'nda kaldırımda yürürken altında metro çalışması yapılan kaldırımın göçmesi sonucunda hayatını kaybetmiştir. Bu durum Ankaralılarda Ankara metro inşaatlarının güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratmıştır. Kazanın nedeninin araştırılması için başvuran çeşitli meslek kuruluşlarına bu imkân tanınmamaktadır. Kazanın nedeni eğer "uzun süre bitirilememiş metro inşaatları" olarak tarihe geçen Ankara metro hattı çalışmaları "uzun atıl bırakılma sürecinden kaynaklı artmış risk"ten kaynaklanıyor ise bunun değerlendirme çalışması yapılmasını, yok eğer yeni başlayan çalışmadan kaynaklanmış ise bunun saptanması hayati hâle gelmiştir. Bu süreç, kaza nedeniyle başlayan adli sürecin dışında ondan bağımsız geleceğe yönelik olarak alınacak teknik önlemlerin başlayacağı bir süreçtir. Bu bağlamda, Ankara metro inşaatlarının mevcut sorunlarının saptanması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) İdris Yıldız (Ordu)

2) Namık Havutça (Balıkesir)

3) Özgür Özel (Manisa)

4) Turgut Dibek (Kırklareli)

5) Haydar Akar (Kocaeli)

16

6) Erdal Aksünger (İzmir)

7) Nurettin Demir (Muğla)

8) Kemal Değirmendereli (Edirne)

9) Sena Kaleli (Bursa)

10) Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon)

11) Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar)

12) Yıldıray Sapan (Antalya)

13) Orhan Düzgün (Tokat)

14) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)

15) Celal Dinçer (İstanbul)

16) Haluk Eyidoğan (İstanbul)

17) Doğan Şafak (Niğde)

18) Engin Altay (Sinop)

19) İlhan Cihaner (Denizli)

20) Müslim Sarı (İstanbul)

21) Veli Ağbaba ( Malatya)

Gerekçe:

Ankara Büyükşehir Belediyesince, Batıkent-Sincan, Kızılay-Çayyolu ve Tandoğan-Keçiören hatlarının her biri belirli ihale bedelleri ve belirli bitirme zamanları ile ihale edilmiş, her biri için şaşaalı temel atma törenleri düzenlenmiştir. Ancak, bu hatların bir durağı dahi yıllar geçmesine rağmen açılmamış, açılamamıştır. Ancak, metro her seçim vaatlerinin en önemli malzemesi olmuştur. "Ankara'da bitmek bilmeyen metro inşaatları" olarak tarihe geçen Ankara metro hattı çalışmaları 2005 yılında tamamen durmuş, Aralık 2011 tarihine kadar kaderine terk edilmiş ve bu tarihte Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına devredilmiştir.

Bu hatların her birinde halkımızın parası harcanmış ve sonunda Ankara Büyükşehir Belediyesi bitiremediği metro inşaatlarını Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına devredip kenara çekilmiştir. Bu durum "Bitirilememiş olan metro hatlarının finansal kaynakları ve bütçeleri belirlenmemiş durumda mı ihaleye çıkarıldı? Şayet böyle ise o zaman İhale Yasası gereği ihale edilmemiş olması gerekmez miydi?" sorularını akıllara getirmektedir.

Uzun beklemeler sonucu Ankaralı vatandaşlarımız mağdur olmuş ve bundan sonra iki yıl daha mağdur olacağı açıkça görülmektedir. Metro hattı çalışmalarının bitirilememesi, inşaat hâlindeki metro istasyonlarının, tünel ve hemzemin yolların hizmete girmeden kullanılamaz hâle gelmesine neden olmuştur. Metro yapımı sürecinde İnşaat Mühendisleri Odasınca yapılan tespitlerde raylı sistem hattındaki istasyon ve yolların yapımında kullanılan demirlerin küflendiği, yapılan tünel güzergâhlarının duvarlarında ise çatlaklar oluştuğu gözlenmiştir. Ancak bu durumdan ve vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetten dolayı Büyükşehir Belediyesi hiçbir şekilde sorumluluk almamaktadır. Bunun yanı sıra, metro inşaatını devralan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, bu zamana kadar metro inşaatının denetimini yapmayarak

17

ve önleyici tedbirleri almayarak Büyükşehir Belediyesini âdeta gözetmiştir. Tümüyle metroya ayrılması gereken bütçenin nereye harcandığı bilinmediği gibi bu tür konuların "Yapanın yanına kâr kalır." mantığıyla devam ettirilmesinin vatandaşlarımızın devlet kurumlarına ve belediyelere olan güvenini zedeleyeceği aşikârdır.

Uzun süre kaderine terk edilen metro inşatlarının yapımının Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına geçişiyle birlikte, uzun süre atıl bırakılma sürecinden kaynaklı risk değerlendirme çalışması yapılıp yapılmadığı kafalarda soru işareti yaratmaktadır. Çalışmaların hızla ama gerekli tedbirler alınmadan yapılmaya başlanmasının sonuçları sonradan telafi edilemeyecek sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenlerle, Ankara metro inşaatlarının mevcut sorunlarının saptanması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırma komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk ve arkadaşları tarafından, Irak'ın Musul kentinin IŞİD terör örgütünce işgal edilmesi ve bununla bağlantılı gelişmeler hakkında 18/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 25 Haziran 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/6/2014 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Engin Altay

Sinop

Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Osman Korutürk ve arkadaşları tarafından, Irak'ın Musul kentinin IŞİD terör örgütünce işgal edilmesi ve bununla bağlantılı gelişmeler hakkında 18/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin (13 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/6/2014 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin lehinde İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk…

Buyurunuz Sayın Korutürk. (CHP sıralarından alkışlar)

18

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, Musul'da IŞİD'in işgaliyle meydana gelen ve Irak'ın tamamına yayılma istidadı gösteren çok önemli gelişmelerle ilgili olarak Irak Türkmenlerinin karşı karşıya kaldıkları durum karşısında Türkiye ne yapabilir, onu konuşalım diye bir Türkiye Büyük Millet Meclisi genel görüşmesi açılması talebini görüşüyoruz.

Çok dikkat çekici buluyorum ki bu kadar önemli ulusal meseleler, bu kadar büyük millî meseleler konuşulduğu zaman Meclis salonları neredeyse bomboş. Şurada sayacak olsam, Adalet ve Kalkınma Partisinden 10 kişiyi ancak geçer ama çok önemli konular konuşuyoruz.

ENGİN ALTAY (Sinop) - 12 kişi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Burada kaç kişi var?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - CHP Grubunda kaç kişi var?

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) - Bizim grubumuzla sizin grubunuzu mukayese ettiğiniz zaman bizim sizden 3 misli daha kalabalık olduğumuzu görürsünüz.

Şimdi, şöyle düşünüyorum… Neyse, mühim olan o değil, mühim olan şu: Yani biz bunları Mecliste konuşacağımıza, acaba diyorum, basın toplantısı yapsak da basın toplantısında açıklasak daha iyi mi olur? Çünkü Meclisin bu konulara duyarsız kaldığını görüyoruz, Türkmenlerin konusuna.

Bakın, Türkmenler konusunda, dün Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşad Salihi ve beraberindeki heyet Ankara'ya gelmiş. Ankara'da Sayın Dışişleri Bakanı bu heyeti kabul etmiş. Bakanla heyetin arasındaki konuşmayı takip ettiğimiz zaman, hep nasihatten ibaret olduğunu görüyorsunuz: "Şöyle yaparsanız iyi olur, böyle yaparsanız kötü olur, mezhepçilik yapmayın, aranızda bölünmeyin." Irak Türkmenleri arasında mezhepçilik hiç olmadı.

Ben Irak konusunda hasbelkader çok uzun çalışmış bir arkadaşınızım. Irak Türkmenleri Türkmen kimliğini hep muhafaza ettiler ve Türkmen kimliği içerisinde de mezhep farklılıkları Irak Türkmenlerini hiçbir zaman birbirlerine düşürmedi. O derece ki Velayati Fakih dolayısıyla Şii oylarıyla birlikte oy kullanmak durumunda olan Iraklı Şii Türkmenler daha sonra Meclise girdikten sonra, Mecliste, Türkmen cephesinden ve diğer partilerden gelmiş olan Sünni Türkmenlerle bir arada Türkmen kimliğini orada muhafaza etmeye çalıştılar.

"Türkmen kimliği" dediğimiz nedir? Türkmen kimliği, Irak'ın doğal unsurlarından, Irak halkının tabii katmanlarından biridir. Irak'ta Arapların, Kürtlerin ne kadar hakkı varsa Türkmenlerin de o kadar hakkı vardır ama Irak Türkmenleri bu haklarını hiçbir zaman istedikleri gibi elde edemiyorlar; bugün de çok ciddi bir vahşetle karşı karşıya, kendi bulundukları yerlerden kaçmak zorunda kalıyorlar. Telafer boşaltılmış, Tuzhurmatu boşaltılmış, Tazehurmatu'nun ne olduğu belli değil, Diyala'da, vesaire yerlerde Türkmenler son derece zor durumda. Hükûmet de bunlarla yapmış olduğu görüşmelerde nasihatlerde bulunuyor: "Birbirinizle iyi geçinin, mezhep farkı, ayrımı yapmayın, şuraya şöyle yapın, buraya böyle yapın." Yapılması gereken şeyler mezheb şu, bu, bunlar değil, pratik tedbirlerin alınmasıdır. Hükûmetin doğrudan doğruya bu işin içerisine girmesi lazım ve bu işin içine girdiği zaman da bunu önce Irak Merkezî Hükûmeti, sonra nispeten refahın ve istikrarın bulunduğu diğer bölgelerin yönetimleri ve bu arada Kürdistan Bölgesel Yönetimi'yle koordine ederek Türkmenler için bir çıkış ayarlaması, düzenlemesi, ondan sonra da Türkmenlerin tekrar yerlerine salimen dönmelerini sağlayabilmesi lazım. Eğer Meclis görüşmesi açılsaydı, sayın grup başkan vekillerinin çok itiraz ettiği gibi burası bu kadar az kalabalık olmasaydı, bizim belki burada bu önereceğimiz planı Adalet ve Kalkınma Partisi alır, yürütür, uygulardı, biz bundan dolayı hiç gocunmazdık "Bizim hazırladığımız planı siz sahiplendiniz." diye. Bu, memleketin bir meselesi, Türkmenlerin meselesi, bu meseleyi hep beraber götürmek lazım. Biz yapmayalım, siz yapın ama bunu Meclis içerisinde görüşelim.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, yapılması gerekenler nedir, bunu madde madde size söyleyeyim. Daha sonra zabıtlardan okursunuz ilgileniyorsanız ama ilgilenmeniz lazım diye

19

düşüyorum. Şimdi, Hükûmetin alması gereken acil tedbirler arasında, Irak Hükûmeti, hayatta kalma mücadelesi veren Türkmenlere karşı merkezî yönetim olarak sorumluluklarını yerine getirmeye davet edilmelidir. Bunu uluslararası toplumun ortak çağrısı şekline getirecek girişimlerde Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bulunmalıdır. Hükûmet, Türkmenlerin maruz kaldığı insanlık dışı ve önü alınmadığı takdirde kıyım harekâtına dönüşecek müdahalelere karşı gerekli önleyici ve caydırıcı tedbirleri almak ve bunları uluslararası toplumla eşgüdüm içerisinde uygulamaya koymak iradesine sahip olduğunu açıkça ifade etmeli ve bu yolda bir açıklama yapmalıdır. Bu açıklamada Türkmenler için güvenli ve insani koşulları yerine getirecek bir insani yardım operasyonu başlatılması için Türkiye'nin ikili ve uluslararası iş birliğine hazır olduğu unsuru da yer almalıdır.

Türkmenlerin güvenliklerinin sağlanması, insani yardım ve bu yardımın ulaştırılması için gerekli insani destek harekâtına yetki temelini sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin alacağı karara Türkiye öncülük etmeli, böyle bir karar alınması için öncü girişimlerde bulunmalıdır. Bu bağlamda, yardım harekâtına Irak için, Iraklıların ortak harekâtı niteliği kazandırabilmek için Kürdistan Bölgesel Yönetimi'yle de iş birliğine olanak sağlayacak mekanizmalar geliştirilmeli ve Irak Merkezî Yönetimi bu iş birliği mekanizmalarına doğru imale edilmeli, bu mekanizmalarla iş birliği yapmaya ikna edilmelidir. Aynı zamanda, Irak Merkezî Yönetimi'nin bilgisi dâhilinde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Irak'ın toprak ve siyasi bütünlüğünü tehdit eden gelişmelerle, merkezî yönetimle ortaklaşa oluşturacağı siyasi önlemlerle birlikte mücadele etmeye yönlendirilmelidir.

Türkmenlerin yaşadıkları dram daha da derinleşmeden yukarıda önerilen girişimlerle eş zamanlı olarak, sınırlarımıza da yakın ve biraz önce söylediğim gibi, daha istikrarlı olan, ulaşım olanaklarına da sahip bulunan Zaho bölgesinde Kürdistan Bölgesel Yönetimi'yle iş birliği hâlinde insani yardım kampları oluşturulması planlanmalı ve Telafer'den, Tuzhurmatu'dan, Diyala'dan, başka yerlerden ayrılan, geçici olarak memleketlerine, evlerine gidemeyen Türkmenler bu bölgelerde güvenlik içinde iskân edilmelidir. Türkiye, uluslararası yardım malzemelerinin gerekli teslimat merkezlerine güvenli şekilde ulaştırılması amacıyla lojistik imkânlarını uluslararası yardım operasyonunun kullanımına sunabileceğini ve gerekli kolaylıkları sağlayabileceğini de açıklamalıdır. Söz konusu insani yardım girişimlerine ilave olarak, Telafer başta olmak üzere, Türkmenlerin yaşadığı bölgelere yönelik olası saldırılara ön almak ve bunları caydırmak üzere bir askerî hazırlık yapılması gerekliliği de gözardı edilmemelidir. Irak içerisinde çatışma ortamının tırmanması hâlinde sadece Türkmenlere yapılacak bir insani harekâtın çapı genişletilerek ileriki safhada başka gruplar için de ortaya çıkabilecek insani trajedilerin önüne geçebileceği cihetle Birleşmiş Milletlerin ve insani yardım operasyonlarını yürüten uluslararası organ ve yan kuruluşların başından itibaren devrede olmaları ve destek sağlamalarının da temini gerekmektedir.

Sonuç olarak, değerli arkadaşlar, Irak içerisinde çatışma ortamının tırmanması hâlinde sadece Türkmenlere yapılacak bir insani destek harekâtının çapı genişletilerek ileriki safhada başka gruplar için de ortaya çıkabilecek insani trajedilerin de önüne geçilebileceği için Birleşmiş Milletlerin baştan itibaren katkı ve desteği sağlanmalıdır.

Şimdi, bütün bu konuları daha etraflı bir plan çerçevesinde konuşup, tartışabilmeye biz hazırız. Bütün bu konularda -yol göstermek tabirini belki Hükûmet sevmeyecektir ama- bilgi ve deneyim birikimimizi Hükûmetle paylaşmaya hazırız. Hükûmeti, Türkmenlere nasihatte bulunmak, faydalı nasihatler söylemek "Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın." şeklinde sözlerle geçiştirmek ve bir kısım basit yardım malzemesini Kızılay aracılığıyla oradaki perişan kitlelere sevk etmekle "Görevimi yaptım" zehabından ayrılmaya davet ediyoruz.

Hükûmeti süratle, bu söylemiş olduğumuz çerçevede, kendilerinin de geliştirecekleri ilave planları işleme koyarak Birleşmiş Milletleri, Birleşmiş Milletlerin insani yardım kuruluşlarını, Irak Merkezî Hükûmeti'ni, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni, Türkmen Cephesi ile diğer Türkmen kuruluşlarını ve bütün Türkmen unsurlarını Türkiye'nin imkânlarıyla birleştirmeye ve Türkiye'nin ön aldığı bir operasyonu süratle başlatmaya davet ediyoruz. Bu gibi bir operasyonu konuşabilmek için de Türkiye Büyük Millet Meclisinin vakit geçirmeden bu konuda bir genel görüşme açmasını telkin ve tavsiye ediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Korutürk.

20

Aleyhinde Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı…

Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle CHP'ye bu önergesi için çok teşekkür ediyorum. Çünkü Türkiye'nin dışarıda, yakın çevresinde yaşamış olduğu toplumsal ve politik problemlere ilişkin mutlak surette geniş bir tartışma, katılımcı bir tartışma, birtakım müzakerelerin yapılması ve bunlardan beslenecek politikaların pratiğe taşınması mühim.

Türkiye, çevresiyle sosyokültürel devamlılığı olan bir ülke. Herkes ulus devletler kurdu ama geçmişin toplumsal ve politik gerçekliği ulus devletlerin bu sınırlarıyla çok örtüşmüyor, geçmişin hayaleti de bu ülkelerin üzerinde ve geleceğinde. Nitekim Irak'ta bugün yaşanan krizin, Suriye'de yaşanan krizin Türkiye'ye etkileri ve Türkiye politikalarının buraya olan etkileri, geçmişteki o sınırları aşan sürekliliğin bir neticesidir. Bizim yaklaşımımız, bu tür sosyokültürel devamlılıkların herkes için fayda sağlayabilecek bir biçimde nasıl kullanılabileceğidir. Ama eğer bunu yapamazsanız, sizin için fayda sağlayacak olan bu unsurlar size bir maliyet şekline de dönüşebilir. İktidarın bu konuda çok dikkatli bir politika sürdürdüğü hususunu belirtmek isterim.

Irak'ta Saddam sonrası yaşanan kriz dönemi orada herkes için çok ciddi bir güvenlik endişesi doğurdu. Bugün çeşitli semboller yahut da ideolojik anlatılar üzerinde yürütülen tartışmaların temelinde güvenliğe ilişkin kaygı var. Bir bölgede, bir coğrafyada insanlar kendilerini güvensiz hissettiklerinde silahlanmayı, mevcut politik müktesebatlarını şiddete dayalı bir şekilde oluşturmayı, varlıklarını korumak için amansız bir mücadelenin içine girmeyi kendi kaderleri bakımından gerekli görmeye başlarlar. Dolayısıyla, bunu şunun için söylüyorum: Genellikle Orta Doğu'da kan, vahşet, ölüm meseleleri anlatıldığını bunun İslam'la, bunun bölgedeki insanların az gelişmişliğiyle bağlantılı bir okuma vardır; bu okumanın çok haksız olduğunu belirtmek için söylüyorum. Uzun yıllar Lübnan'da, Irak'ta, Suriye'de yaşanan huzursuzluklarda esasen orada çok farklı kültür ve inançtan olan insanların, benzeri sertliği, şiddeti ve vahşeti gösterdiklerini görürüz. Yahudiler de aynı şekilde davranmışlardır bölgedeki bu güvensizlik ortamı dolayısıyla. Nitekim İsrail devletinin tutumuna ve politikalarına baktığımızda bunu teyit edecek sayısız örnek görülür. Hristiyan örgütlenmeler de aynı şekilde davranmışlardır. İslam'ın içerisindeki çeşitli versiyonlar hâlindeki, segmentasyonlar hâlindeki örgütlenmeler de bu şekilde davranmışlardır.

Bunu şunun için belirtiyorum: Bir, bölgedeki gelişmeleri doğru okuyabilmek için oradaki kültürel referanslara gönderme yerine, oradaki toplumsal güvensizliğin ne kadar önemli olduğunu ve eğer biz vahşete ve zulme karşı çıkacaksak, her şeyden önce -sadece "biz" derken Türkiye'yi kastetmiyorum, dünya kamuoyunu da kastediyorum- barış istiyorsak orada, toplumsal güvenliği sağlayıcı tedbirleri almak lazım geldiğine ilişkin bir politikanın ancak bunu sağlayacağı hususudur. Yoksa, daha baştan bir önyargıyla "şiddet ve İslam", "şiddet ve az gelişmişlik", "şiddet" ve Zaten bu Orta Doğu halkları böyledir." şeklindeki ta Antik Yunan'a kadar uzanan bir düşüncenin izini sürerek bu tür politikaları geliştirmek mümkün olmaz.

Türkiye'de de AK PARTİ iktidarının yaptığı, bölgedeki genel güvenliği sağlayıcı ve orada var olan her tür unsurun güvenlik içinde var olmasını sağlayıcı politikalar, esasında bir Orta Doğu gerçekliğidir ve iktidarın pozisyonu buradadır.

Son dönemde IŞİD denilen bir örgüt ortaya çıktı. Aslında hikâyesinin daha eskiye dayandığını yakından takip edenler biliyor. Ondan sonra da orta Irak bölgesinde peş peşe birtakım olaylar yaşandı. Bunun arkasında, Maliki'nin yürüttüğü angaje politikaların, bir tür yaslanmak istediği çevrelere gönderdiği mesajların etkisi olduğunu biliyoruz. Nitekim bu yanlış politikalar, esasen, orta Irak'taki Sünni İslam tarafından da desteklenen sert ve savaşçı bir IŞİD örgütünün hayat bulmasına sebep oldu.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Siz de destekliyor musunuz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Biz hiçbir şekilde hiçbir şiddeti, şiddetin neticesi olan kaçınılmaz olarak zulmü hiçbir biçimde desteklemiyoruz.

21

Yakından takip edenler IŞİD denilen bu örgütün İslam'ın Selefi ekolüne mensup olduğunu bilirler ve esasen bu coğrafyada Selefiliğe yaslanan bu tür örgütlenmelerin geçmişini de bilirler, İbni Teymiyye'nin okumalarını da bilirler. Bunların da politik olarak beslendiği adresler konusunda bir fikir sahibidirler.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Siz de Selefilere destek veriyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Dolayısıyla Türkiye'yle böyle bir bağlantı kurmak, hem ideolojik olarak hem Türkiye'nin durduğu inanç haritası olarak hem de Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik politikası olarak imkânsızdır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - İmkânsız değil, Suriye ve Irak politikanız Selefi örgütünün isteği doğrultusundadır.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Türkiye, her türlü Orta Doğu coğrafyasında vahşete ve teröre karşı çizgisi olan bir devlettir, AK PARTİ'nin yaklaşımı da budur. Burada, Nusayri'sinden Hristiyan'ına, Yahudi'sinden Müslüman'ına kadar herkesin ancak kendisini güvende ve barış içinde hissettiği bir ortam kurulabilirse, herkes için barış olursa, o zaman barışın sağlanacağını bilen bir akılla AK PARTİ davranmaktadır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Nusayri'ye "Müslüman" diyorsunuz, ayrımcılık yapıyorsunuz Sayın Bostancı. Nusayri'ye "Hristiyan, Müslüman" diyerek bölücülük yapıyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Türkmenler bugün orada zor durumdadırlar. IŞİD'in oradaki toplumsal kesimler tarafından da desteklenen silahlı hegemonyası Telafer'de de birtakım insani krizler doğurmaktadır.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) - Türkiye de destekliyor mu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Hükûmetimiz, gerek Başbakanımız gerek Dışişleri Bakanlığı ve biraz önce konuşan değerli hatibin de bir dönem ait olduğu o diplomatik mekanizmanın bütün bahsedilen konulara ilişkin, Avrupa Birliği nezdinde, Birleşmiş Milletler nezdinde, ikili ilişkiler biçiminde oradaki Türkmenlerin meselesini paylaştığını, gerek insani yardım gerekse güvenliğe ilişkin başka tür opsiyonlara açık olmak üzere bir politika çerçevesinde davrandığımızı belirtmek isterim.

Tabii ki öncelikli olan insani yardımdır ve bu konuda AFAD'ın yetkilendirildiğini, AFAD'ın oraya çok çeşitli yardımlar gönderdiğini biliyoruz. Baştan itibaren, AFAD'ın gönderdiği yardımlara ilişkin elimde bir liste de var: 40.750 kişilik gıda kolisi, 10 bin battaniye, 1.920 yatak, 2 bin mutfak seti, 12.500 kişilik çadır, 218 bin kutu ilaç…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Ne zaman gönderdiniz Sayın Bostancı, ne zaman? IŞİD Musul'u işgal ettikten sonra mı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Biz bu yardımları gönderiyoruz ama bizim yaklaşımımız şudur değerli arkadaşlar…

AHMET TOPBAŞ (Afyonkarahisar) - IŞİD'e gönderdikleriniz ne olacak?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) Edward Said'i bilirsiniz.

FARUK BAL (Konya) - Türkmen'e değil, Irak'a gidiyor, Türkmen'e değil!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Edward Said "Eğer size ait olan acıları evrensel bir bağlama taşıyarak ifade ederseniz ancak o zaman herkesin malı hâline getirir, ahlaki ve vicdani bir çizgiyi temsil edersiniz." diyor. Biz de oradaki Türkmenlerin acısını Türkmen olduğumuz, Türk olduğumuz…

22

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - Lafla olmuyor, lafla olmuyor! Lafla olsa iyi!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …böyle bir millîlik esası üzerinden önce, millîlik de bir gerçek ama ondan önce insanlığın bağrında anlamı olan, insanlığın bağrında karşılığı olan bir dram olarak görüyor ve toplumsal seferberliği, dünya kamuoyunu bu çerçevede hassasiyete çağırıyoruz. Dolayısıyla bizim ilgimiz, Türkmenlerin acılarıyla birlikte o bölgede acı çeken, üzerine Orta Doğu'nun o sıcak güneşinin doğduğu her masum, her mazlum başa gölge olmaya çalışan bir iradedir.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Kendi konsolosluğumuzda basılan rehineleri ne yaptınız? Rehineler ne hâlde, onu söylesene!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu yaklaşımımız inşallah…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - İnşallahı maşallahı yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …Orta Doğu coğrafyasında barışın ve selametin sağlanması için bütün dünya toplumunun, oradaki devletlerin desteğini, yardımını sağlayıcı bir tarzda sürmeye devam edecektir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Hükûmet gırtlağına kadar Orta Doğu kanına batmıştır, vebal altındadır!

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - İnsanlar ölüyor orada, ölüyor!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bizim çizgimiz, Türkmenlerin acısıyla birlikte her türlü acıyı o evrensel insani bağlama taşımaktır. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teröristleri destekliyorsunuz!

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Rehine konsolosların acısını nereye taşıyacaksın Hoca?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Eminim, bu önergeyi veren CHP'nin de arkasındaki üniversal müktesebat, bu politikanın doğruluğunu teyit edecektir. Ben bağrışmalardan, bu doğruluğun teyidini görüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Lehinde Iğdır Milletvekili Sinan Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Musul konuşulurken -Sayın Korutürk de ifade etti- maalesef Mecliste Musul gibi bir dert olmadığı bir kez daha anlaşılıyor. Bu sabah, üyesi olduğum, üyesi bulunduğum Dışişleri Komisyonu toplantısında daha önce Sayın Korutürk'le beraber ve diğer arkadaşlarla beraber müracaatımız olmuştu: "Meclisin Tarım Komisyonu değiliz, Dışişleri Komisyonuyuz; Türk toprağına girilmiş, Türk toprağı işgal edilmiş, Türk Bayrağı indirilmiş, diplomatlarımız, polislerimiz, vatandaşlarımız rehine durumda, Meclise bilgi vermiyorsunuz, hiç olmazsa ihtisas komisyonu olan Dışişleri Komisyonuna bilgi verin." Taleplerimize hiçbir cevap alamadığımız gibi bugün Sayın Dışişleri Komisyonu Başkanının da bu konudaki girişimlerinin neticesiz kaldığını gördük ve biz: "Rehinelerimiz orada IŞİD'in elindeyken, Türk toprağı hâlâ -cumhuriyet tarihinden beri ilk defa- işgal altında olmaya devam ederken bizim herhangi bir anlaşmayı -işte, ne bileyim, şu ülkeyle tarım anlaşmasını falan-

23

görüşme gibi bir lüksümüz yok. Genel Kurula konuyu taşımadınız ama ihtisas komisyonu olan Dışişleri Komisyonuna bilgi vermek mecburiyetiniz var." deyip görüşme salonunu terk ettik ve aynı talebimiz hâlâ geçerlidir.

Dışişleri Komisyonunun bir kukla komisyon olmasına müsaade etmeyeceğiz. Dış işlerinde yaşanan önemli gelişmeler konusunda -Sayın Davutoğlu'nun yüzü varsa- gelip Dışişleri Komisyonunda bilgi vermek mecburiyetindedir bu arkadaşlar. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla da Musul konusu üstünü örteceğimiz bir konu değil. Elbette ki bizim orada vatandaşlarımızın hayatı söz konusudur, elbette ki dikkat edeceğiz, elbette ki bu konuda bütün milletvekilleri olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz ama bu, Sayın Dışişleri Bakanının üzerindeki sorumluluğu bir kenara atamaz. "Oh, ne güzel, orada rehinelerimiz ellerinde, biz bu konuda bilgi vermeyeceğiz; rehinelerimiz ellerinde, Türkmenler başının çaresine baksın; rehinelerimiz ellerinde, orada isteyen istediği gibi at oynatsın." Bu, büyük devletin yapacağı iş değil, bu, âcizlerin yapacağı bir iştir ama Türkiye Cumhuriyeti devleti âciz değildir, onu yönetenler ne kadar âciz olsa bile Türk milleti âciz değildir, Türk devletinin bu şekilde âcz içinde gösterilmesine müsaade etmeyeceğiz.

Elbette ki bilgi verilebilir, genel konular görüşülebilir. Belki biz bazı şeyleri yanlış ifade ediyoruz. Sayın Dışişleri Bakanının görevi, milletin Meclisine ve milletin vekiline bilgi vermektir. Belki bazı hassasiyetlerimiz var, devletin elindeki bilgilerin bizde olmadığını göz önüne alarak bizi o konuda bilgilendirmesi lazım ama yok. Meclis umurunda değil, muhalefet umurunda değil, millet umurunda değil, Türk umurunda değil, Türkmen umurunda değil; kim umurunda? IŞİD umurunda. Bunların işi gücü IŞİD.

Burada, Mecliste bu konuyu birkaç defadır konuşuyoruz ama maalesef ki bu konuda herhangi bir çabanın olmadığını da üzülerek, kahrolarak konuşuyoruz. Dün, Irak Türkmen Cephesi Yönetim Kurulu Üyesi Münir Kafili'ye suikast düzenlendi ve maalesef şehit oldu. Yine başka bir Türkmen iş adamımız şehit edildi. Türkmenler hem yurdundan kovuluyor, Türkmenler aç, susuz, biilaç orada, dışarıda peşmergenin insafında; diğer taraftan da teker teker Türkmenlerin aydınları, siyasetçileri vuruluyor ve maalesef ki Türkmenler ağlıyor: "Bizim bir arkamızda duranımız yok mu?" diyor.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - Arkalarında duranlar yok, vuranlar var.

SİNAN OĞAN (Devamla) - Ben de buradan size soruyorum: Türkmen'in yanında niye durmuyorsunuz? Peşmergenin yanında durduğunuz gibi, Suriye'deki muhaliflerin yanında durduğunuz gibi, onu da geçtim, yarısı kadar, onda 1'i kadar Türkmen'in yanında duramaz mısınız? Onların suçu Türk olmaları mı? Türkmenlerle konuşuyoruz, diyor ki: "Bizler artık öğrenci bile gönderemiyoruz Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının kontenjanına ve utanarak söylüyorum, gidip "Arap'ız" diye oraya ismimizi yazdırmak zorunda kalıyoruz." Bu ayıp, o Kurumun Başkanına ve iktidarınıza yeter.

Değerli arkadaşlar, burada Türkmen şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Aynı taziyeyi Sayın Başbakandan da bekliyorum. Esma için hepimiz gözyaşı döktük ama biraz da siz, gelin, Mursi'ye yandığınız kadar Türkmen'e yanın, biraz da Türkmen şehitlerine, hiç olmazsa dilinizin ucuyla başsağlığı dileyin ama yok, Türkmen umurunuzda değil.

Kıymetli hocam üniversitede konferans verir gibi IŞİD'in bilmem nesini anlatıyor. İktidar partisinin milletvekilisin kıymetli hocam, konferans vermeyeceksiniz burada, Türkmen'e destek vereceksiniz ama yok, maalesef nerede!

Nihayet birtakım yardımlar başladı ama giden yardımlar peşmergenin kontrolünde dağıtılıyor, onun istediği noktalara dağıtılıyor ve onun istediği noktalarda Türkmenler çok az faydalanabiliyor. Türkiye'nin, bu konuda, derhâl -kontrolü sadece oradaki yerel güç sahiplerine bırakmadan- orada inisiyatifi ele alması ve gönderilen yardımların doğru adreslere ulaşmasını takip etmesi lazım.

Türkiye, o bölgede hiçbir dönemde bu kadar acz içinde olmadı. Yardımı dahi Türkiye o bölgede sağlayamıyor ve Türkmen kardeşlerimiz o konuda çok dertli. Birçok şeyi

24

söyleyemiyoruz. Doğru, orada rehinelerimiz var, onların hayatını tehlikeye atacak birçok şeyi paylaşmıyoruz, paylaşamıyoruz ama oraya yardım götürmek herhâlde ki rehinelerimizin hayatını tehlikeye atacak bir konu değil. O yardımı Türkiye becerebilir, Türkiye'nin buna imkânı, kapasitesi var.

Çanakkale'deki şehitlerimiz içerisinde çok sayıda Kerkük doğumlu Türkmen kardeşimiz var. Bu ülkede, eğer biz, bugün bağımsız bir şekilde yaşıyorsak Türkmen kardeşlerimizin canı pahasına yaşıyoruz, bu ülkenin topraklarına verdikleri kanı pahasına yaşıyoruz. Bizim şimdi kardeşlik borcumuzu ödememiz lazım değerli arkadaşlar.

Irak bölünüyor ve Irak'ın gevşek bir federasyonda üçe bölüneceği neredeyse kesin gibi ama Hükûmet Türkmen kardeşlerimize baskı yapıyor, diyor ki: "Barzani'yle, peşmergeyle beraber hareket edin, kendi millî varlığınızdan vazgeçin." Kerkük'te, İran ve dolayısıyla Talabani'nin partisi etkin, aşağı taraflarda Barzani'nin partisi etkin; bölünmüş ülke. Herkesin arkasında duran bir güç var, bir tek Türkmen'in arkasında duran bir güç yok. Arkasında durmayı bırakın, bir de baskı yapıyor, diyor ki: "Peşmergenin kontrolüne girin, peşmerge ne diyorsa onu yapın."

Değerli arkadaşlar, Türkmen buna müsaade etmeyecek, Türk milleti de buna müsaade etmeyecek, Türkmen'i o bölgede yok sayacak herhangi bir girişime Türkmen razı olmayacak.

Dün Erşat Salihi buradaydı -Allah razı olsun- Hükûmet üyelerimiz ve Sayın Başbakan kabul etmişler, kabul buyurmuşlar, görüşmüşler. Kendileriyle de görüştük. O konuda çok fazla bir şey söylemeyeceğim ama oradaki Türkmen'e sahip çıkın. Bu işin siyasetle bir alakası olmamalı arkadaşlar. Bu konular siyasete malzeme edilecek konular değil, millî meselelerdir. İktidarıyla muhalefetiyle kol kola verelim, orada Türkmen kardeşimize sahip çıkalım.

Ama, grup konuşmalarına bakıyoruz, Hükûmet sözcülerinin konuşmalarına bakıyoruz, Sayın Dışişlerinin konuşmalarına bakıyoruz, ancak Türkmen'e akıl veriyor, "Şunu yapın, bunu yapın." Onun ötesinde "Türkmen orada sahipsiz değildir." sözünü duymak istiyoruz; bu ülkenin Başbakanından, bu ülkenin Dışişleri Bakanından "Oradaki Türkmen kardeşlerimiz sahipsiz değildir." sözünü duymak istiyoruz içinizde Türk'e dair en ufak bir kırıntı var ise. Yok ise zaten böyle bir beklenti de boşuna olacak diyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Allah, Allah, ya, sizin uhdenizde bu Türklük. Böyle bir faşistlik olabilir mi ya!

SİNAN OĞAN (Devamla) - Bir hususu da belirterek konuşmamı bitirmek istiyorum. Özellikle sınır bölgelerimizde barajlara yönelik birtakım terör tehditleri var değerli arkadaşlar, bu konuda güvenlik güçlerimizi de buradan uyarma görevini yerine getiriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Buyurunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - IŞİD'i desteklediğimize dair beyanları oldu, onu açıklamak için…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Bostancı.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Çok teşekkür ediyorum.

25

Sinan Bey kıymetli bir arkadaş, bu konularla da ilgili ancak öyle anlaşılıyor ki siyasal asabiye biraz farklı bir durum. Oysaki böylesine ortak meseleleri, biraz önce itiraz ettiği konferans tarzı konuşmayla değerlendirmek, ortaklığı da sağlar.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Hiçbir ortak yönümüz olamaz seninle.

FARUK BAL (Konya) - Seninle ortak yönümüz yok. Ancak teröristi destekle.

OKTAY VURAL (İzmir) - IŞİD'le, PKK'yla ortaklık ara. Senin ortakların belli zaten.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Eğer Sinan Kardeşimin konuştuğu gibi ben de burada konuşacak olsam çok ateşli bir şekilde, el kol hareketlerinin, jestlerin katıldığı ve acımasız eleştirilerin dile getirildiği Türkmenlere yardım etmeye çalışırken burada birbirimize düşeriz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Seninle hiç ortaklığımız olmaz.

FARUK BAL (Konya) - Senin ortakların BOP ortakları, BOP! BOP ortakların.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bizim derdimiz, buradaki bir birlik, bir ortaklık; toplumsal dayanışma çerçevesinde oradaki kardeşlerimize yardım edecek olan iradeyi cümle aleme göstermektir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Sen ortaklarını belirlemişsin zaten.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teröristi Müslüman gösteren bir anlayışla nasıl ortaklık bekliyorsun? Bir önce sözünüzü düzeltin.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Dinlemek istiyoruz Sayın Başkan, müdahale eder misiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Burada iktidara yönelik haksız isnatlar, haksız eleştiriler hiçbir şekilde kabul edilemez. Türklük kimsenin uhdesinde değil.

FARUK BAL (Konya) - Türklerin uhdesinde, Türklerin!

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - Müslümanlık da sizin uhdenizde değil.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Ayrıca, Türklüğü kimse dağıtmıyor. Buradaki insanların millîliğinden şüphe edemezsiniz. Ederseniz bu insanlara oy vermiş olanların aklından ve millîliğinden şüphe edersiniz.

FARUK BAL (Konya) - Geç onları, geç!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Yani, halkın büyük bir kısmını "Sizin içinizde Türklüğün kırıntısı bile yok." diye suçlamış olursunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Lafı çarpıtma, ne alakası var?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu çok yanlış bir mantık, bu kabul edilemez bir mantık.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Seçmenle ne alakası var?

OKTAY VURAL (İzmir) - O, sizinle ilgili, sizinle.

26

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, Türkmenler meselesine ilişkin gölge boksu yapmak yerine, oradaki gerçekliğe yönelik hakkaniyet dolu değerlendirmeler yapmak gereklidir. Orada bir gerçeklik var; Kürtler var, Türkmenler var, Araplar var.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Eğer o IŞİD'e bir tane silah gitmişse onun bedelini, hesabını vereceksiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Oradaki çözümün bütün bu unsurlarla birlikte olacağını görmek lazım. Hiç merak etmeyin, Türkmen kardeşlerimiz kesinlikle yalnız değildir. Bunu daha önce de söyledik, her zaman söyleriz. Hiçbir mazlum yalnız değildir.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

VII.- ÖNERİLER(Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri(Devam)

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk ve arkadaşları tarafından, Irak'ın Musul kentinin IŞİD terör örgütünce işgal edilmesi ve bununla bağlantılı gelişmeler hakkında 18/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 25 Haziran 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Aleyhinde, Isparta Milletvekili Recep Özel.

Buyurunuz Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin, Irak'ın Musul kentinin IŞİD terör örgütünce işgal edilmesi ve bununla bağlantılı gelişmeler hakkında vermiş olduğu genel görüşme önergesi aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Sayın Korutürk ve MHP adına konuşan sayın konuşmacı, burada gelip Meclisin bu konuda duyarsız bir tablo sergilediğini ifade ederek… Bindiğimiz dalı kesiyoruz arkadaşlar. Siz de milletvekilisiniz, biz de milletvekiliyiz, hepimiz bu çatının altında siyaset üretiyoruz, milleti temsil ediyoruz.

FARUK BAL (Konya) - AKP'nin Dışişleri Bakanını çağır da bize beyanda bulunsun.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Milleti temsil eden bizler, kendi bindiğimiz dalı keserek Meclisin duyarsızlığı noktasında altını çize çize konuşmamızın kime bir faydası var? Neye bir faydası var? Size mi faydası var, bize mi faydası, siyaset kurumuna mı bir faydası var? Kime bir faydası var?

OKTAY VURAL (İzmir) - Senin bu konuşmanın kime faydası var?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Hiç zannetmeyin ki, bu konular burada konuşulduğu zaman, buradaki sıralarda birtakım boşluklar olduğu zaman buna duyarsızız. AK PARTİ kadroları hiçbir zaman hiçbir meseleye duyarsız kalmamıştır ve hiçbir meseleyi halının altına süpürmemiştir, bunun böyle bilinmesini arzu ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) - Haydi, Rabia işareti yapın, haydi.

27

RECEP ÖZEL (Devamla) - Şimdi konu, hassas bir konu. Orada alıkonulan vatandaşlarımız var, Konsolosluk elemanlarımız var, Türkmenler sıkıntıda. Bu, gelip ulu orta her konumda, her platformda konuşulacak bir konu mu?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Konuşmayalım mı yani, kalsınlar mı orada, seyredecek miyiz?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu konuda, Dışişleri Bakanımız bütün muhalefet partilerini dolaşıp bilgi vermedi mi?

OKTAY VURAL (İzmir) - Her şeyi konuşuyorsunuz, El Kaide'yi konuşuyorsunuz, Rabia işareti yapıyorsunuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) -" Ben bir Türküm." de de kayıtlara geçsin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sakince dinleyin lütfen.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu bilgisini vermeye bundan sonra da devam edecektir. Öyle, kimse Türklüğü, Türkmenliği uhdesine alıp sizin dışınızdaki kimse Türk değilmiş gibi, Türk'ü sevmez gibi bir konum içerisinde lütfen bulunmayın.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Sen bir "Türk'üm." de de, öyle in.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Kimsenin tekelinde değildir Türklük. Biz, Türkleri de, Müslüman Arapları da, bütün coğrafyadaki, yeryüzünde yaşayan bütün ırkları da insan olmasından dolayı çok seviyoruz. Biz, sadece bir kavmi değil, bir ırkı değil… Elbette Türkmenler de, Türk soyundan gelenler de bizim kardeşlerimizdir, onlara daha fazla duyarlılığımız vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ya, ya, ya.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Zannetmeyin ki onlara ne Hükûmetimiz ne partimiz Irak'taki bu gelişmelerden dolayı duyarsız değildir.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Recep Bey "Ben de Türk'üm." diyebilir misin?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Elimizden gelen her şey uluslararası platformda, Birleşmiş Milletler nezdinde, NATO nezdinde, uluslararası tüm kuruluşlar nezdinde a'dan z'ye yerine getirilmektedir. Öyle "Duyarsız bir Hükûmet, duyarsız bir parti var." şeyinin altına lütfen sığınmayın.

FARUK BAL (Konya) - Var, var, var.

OKTAY VURAL (İzmir) - Var, var, duyarsız değil, duygusuz.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu konu bir millî konu mu? Bu konu üzerine hiçbirimizin siyaset yapmaması gerekiyor mu? Bu konu siyaset üstü bir konu mu?

OKTAY VURAL (İzmir) - Rabia işareti yaparken…

RECEP ÖZEL (Devamla) - Hepimizin duyarlı olması gereken bir konu mu oradaki vatandaşlarımızın, Türkmenlerin güvenliği? Böyle diyorsunuz…

OKTAY VURAL (İzmir) - Ya, Mısır'da katliam olduğu zaman Bodrum'da şortla koyda geziyordu Başbakan be!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biraz önceki konuşmacı burada diyor ki: "Her şeyi burada konuşamıyorum."

28

OKTAY VURAL (İzmir) - Mısır'da katliam olduğunda Bodrum'da koyda geziyordu!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Kendisi burada her şeyi konuşamadığına göre, orada, birtakım şeylerin konuşulmaması gerektiği ama yapılması gerektiği konusunda bir ittifak var. Merak etmeyin, bize burada gelip bilgi verilmiyorsa, burada konuşulup bir şey yapılmıyorsa… Yapılması gerekenlerin hepsi de yapılıyor.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Ne yapıyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) - Ne biliyorsunuz ya?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Dışişleri Komisyonunda, Dışişleri Bakanımızın gelip bilgi vermesi istenmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) - Kandırmayın milleti!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Orada siz, asıl, üyesi bulunduğunuz Dışişleri Komisyonuna "kukla komisyon" diyerek içinizde bulunduğunuz kurumu heder ediyorsunuz ya, ona zarar veriyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin hiçbir komisyonu, hiçbir organı kukla değildir, olamaz.

FARUK BAL (Konya) - AKP'nin kuklası hâline getirilmiştir.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir organı da kukla değildir. Bu konularda dile getirilmiş olan bu sorunların her birinin çözüm noktasında AK PARTİ kadroları bütün kollarıyla, bütün gücüyle…

OKTAY VURAL (İzmir) - IŞİD kadroları…

RECEP ÖZEL (Devamla) - …yerine getirmek, çözmek için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır.

OKTAY VURAL (İzmir) - IŞİD kadroları… Ayakkabı kutuları…

RECEP ÖZEL (Devamla) - Lütfen, hassas olan konuları gelip burada siyaset malzemesi yaparak bize dışarıdan birilerinin gülmesine fırsat vermeyelim. İçimizdeki bütünlüğü, yeknesaklığı en azından böyle millî konularda sağlayabilirsek siyaset kurumunu da yüceltiriz, Meclisi de yüceltiriz, ülkemizi de yüceltiriz diyoruz. Bizim bu konular konuşulduğu zaman, bu konular gelip burada paylaşıldığı zaman hiçbir milletvekilinden, muhalefet partilerinden sakladığımız hiçbir şey yok. Her biri de konuşulur ama her şeyin bir zamanı ve zemini var. Oradaki vatandaşlarımızın güvenlik sorunu var. Onu da lütfen bir hesap edin, ona göre gelip burada konuşun diyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Recep Bey, senin Hükûmetin ne söyledi sana? Hangi bakan ne söyledi? Bu bilgileri paylaş bizimle.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bugünkü gündemimiz bellidir. Biraz sonra, yarım kalan uluslararası sözleşmeyi de konuşacağız, bugün inşallah nihayete erdireceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan…

29

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu Meclis, Türk milletinin egemenliğini kullanıyor. Türk milletinin egemenliğine uzanan eller konusunda onlara haddini bildirmeyecek de terör örgütleri tarafından teslim mi alınacak, susturulacak mıyız biz?

MEHMET GELDİ (Giresun) - Vay be!

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu Meclis, rehin Meclis değildir, bu Meclis, rehin Meclis değildir. Türk milletine hakaret ediyorsunuz. Bu Meclis, istediği zaman, istediği yerde, istediği iradeyi koyabilecek bir Meclistir.

BAŞKAN - Sayın Vural, böyle bir usulümüz yok, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) - üç beş tane çapulcu bizim Başkonsolosluğumuzu rehin aldı "Aman ha, konuşmayın, susun." diyerek Meclisi susturmak isteyenler, silahla darbeyi ve terörü meşrulaştırmak isteyen zihniyettir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Konuş, konuş, ancak bağır.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu olay olduğundan beri Hükûmet "Bilgi vereceğiz." dedi, sözünü tutmadı. Dolayısıyla, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde, eğer hep beraber, birlikte… Bugün bayrağımız indirilmiş, toprağımız işgal altında ise Türk milletinin egemenliğini oluşturan bu irade, bir tavır, bir irade ortaya koymalıdır, bu kahpe ele hak ettiği cevabı vermelidir. Ben bugün…

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, bakın, teşekkür edebilirsiniz, sözüm bitince lütfen teşekkür edin ama sözüm bitmedi. Önemli bir konu… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Konuş, konuş…

BAŞKAN - Buyurun, söyleyiniz ama…

OKTAY VURAL (İzmir) - Burada, bunun aleyhinde söz alıp da "Bu öneri çok doğru olmuştur." diyen parmaklar, bu konuda konuşanlar, şimdi burada bu öneriye "Evet." Demekle, gerçekten bu önerinin doğru olup olmadıkları sözüyle mütenasip hareket edip etmediklerini ortaya koyacaktır.

Ben burada özellikle Adalet ve Kalkınma Partisine sesleniyorum: Gelin, hep beraber, birlikte, Irak'ta yaşanan bu vahşetler… Türkmenler ses istiyor, destek istiyor; gelin, hep beraber, birlikte bütün uluslararası camiaya ve Hükûmete ortak bir irade oluşturalım…

BAŞKAN - Sayın Vural… Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) - …ve bu konuda, Türk milletinin sesinin orada dram yaşayan Türkmenlerin arkasında olduğunu ortaya koyalım, buna aynı yönde imza atalım.

BAŞKAN - Sayın Vural…

Bu konudaki görüşleriniz dile getirildi efendim. Sayın Vural, gerekçeleriniz daha önceki konuşmacılar tarafından dile getirildi.

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Oğan, buyurunuz.

30

Siz ne istediniz?

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Efendim, sayın konuşmacı sözlerimi çarpıtarak Dışişleri Komisyonuna "kukla komisyon" dediğimi iddia etti. Müsaade ederseniz düzeltmek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Tutanaklara geçti Sayın Başkan, demediyse tutanaklara geçti.

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Müsaade ederseniz düzeltmek istiyorum efendim.

BAŞKAN - Tamam.

Sayın Korutürk, siz ne istemiştiniz?

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın konuşmacı benim ismimi de zikrederek, Türkmen meselesini siyasi istismar konusu yaptığımı iddia etti, ona cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Önce Sayın Oğan'a iki dakika, sonra da size iki dakika söz vereceğim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, benim de bir talebim var, konuşmacılardan sonra…

BAŞKAN - Sonra sizin talebinizi dinleyeceğim efendim, neymiş.

Buyurunuz Sayın Oğan.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın, Isparta Milletvekili Recep Özel'in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce "Dışişleri Komisyonumuzun bir kukla komisyon hâline düşürülmesine müsaade etmeyeceğiz." dedik. Burası Dışişleri Komisyonuysa, eğer bir ülkenin toprağı işgal edilmişse aksini iddia edebilir misiniz, toprağımız işgal edilmemiş mi? Edilmiş Bayrağı indirilmişse, "İndirilmedi" diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Toprağımız işgal edilmiş, bayrağımız indirilmiş, diplomatlarımız, özel harekât timlerimiz, sekiz aylık çocuk orada rehineyse Dışişleri Komisyonu bunu görüşmeyip neyi görüşecek Allah aşkına? Senegal'le tarım anlaşmasını mı görüşecek? "Eğer siz, Dışişleri Komisyonumuza memleketin bu gününde bu konuyu görüştürmeyecekseniz maalesef ki siz Dışişleri Komisyonunu bir kukla komisyon hâline getirirsiniz. Biz buna müsaade etmeyeceğiz." dedik, buna müsaade etmeyeceğiz. Onun dışında, "Dışişleri Komisyonumuz kukla komisyondur." demedik, o, Meclisin saygınlığına da, Komisyonun saygınlığına da zarar verir.

Değerli arkadaşlar, biraz önce söyledim, tekrar ediyorum, Sayın Grup Başkan Vekilimiz, Sayın Oktay Vural da şimdi ifade etti: Gelin, hep beraber bir ses verelim buradan. Bu Meclis Türk milletinin Meclisidir. Diyelim ki: "Biz, altında imzası bulunan partiler, orada Türkmenlerin ezilmesine müsaade etmeyeceğiz. Ey Türkmenler, Türkiye Büyük Millet Meclisi sizin arkanızdadır." Var mısınız? Var mısınız buna?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Buyurunuz Sayın Korutürk.

3.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk'ün, Isparta Milletvekili Recep Özel'in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

31

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biraz önceki değerli hatip, Türkmen meselesini siyasi istismar konusu yaptığımızı ihsas etti. Böyle bir şey yok, böyle bir şey olamaz.

Bugün Irak'ta korkunç bir facia yaşanıyor. Bu korkunç faciaya karşı, "Biz Türkmenlerin arkasındayız." diye böyle bir lakırdı, arkasından birtakım nasihatler "Şöyle yaparsanız iyi olur, böyle yaparsanız kötü olur.", "Mezhep ayrımı yapmayın, birbirinizle iyi geçinin." O noktada değiliz ve bu nasihatlerin karşılığı yok.

Bakın, ben buradan hiçbir şeyi istismar etmeye kalkmadım. Ben burada 10 maddelik bir plan açıkladım. Bu plan tutanaklarda var, açıp bakıldığı zaman gözükür.

Dedim ki: "Bu plana Adalet ve Kalkınma Partisi baksın, okusun. Hükûmetle birlikte, istiyorsa bizim de katkımızla, istiyorsa bizim katkımız olmadan geliştirsin ve bunu uygulamaya koysun." Eğer Türkmenlere bir şey yapacaksanız bununla yapacaksınız, başka türlü yapma imkânı yok. Birleşmiş Milletleri bu işin içine sokacaksınız, Irak Merkezî Hükûmetini bu işin içine sokacaksınız, Kürdistan bölgesel yönetimini bu işin içine sokacaksınız, hepsiyle birlikte, Türkiye'nin de katkısıyla orada bir yardım kanalı sağlayacaksınız, bu insanları vahşetten, perişanlıktan kurtaracaksınız.

Arkadaşımız "Sana mı faydası var, bana mı faydası var?" diyor. Ne bana faydası olması lazım ne sana faydası olması lazım, faydasının Türkmenlere ve insanlığa olması lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Korutürk.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özgündüz, siz ne talep etmiştiniz, sizin isminiz geçmedi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkanım, az önce konuşan Sayın Bostancı, Orta Doğu'yla ilgili olarak, orada Müslümanların, Nusayrilerin ve Hristiyanların olduğunu söyledi. Böylelikle Nusayri Alevi kesimi, İslam dışı, başka bir din mensubu gibi gösterdi. Bu anlayış Selefi anlayışı temsil ediyor. Ya düzeltsin ya da çıksın "Biz bu Selefi ekole mensubuz." desin…

AHMET YENİ (Samsun) - Aleviler Müslümandır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Bakın, arkadaşlar, Alevi Nusayriler, Arap Alevilerine denir, İslam'ın içindedir.

Sizin temsilciniz, efendim, "Hristiyan, Nusayri ve Müslüman" diyerek bunu İslam dışı, başka bir şey gibi gösterdi. Bu anlayış yanlıştır, bu Selefi anlayıştır, bunu lütfen düzeltin.

AHMET YENİ (Samsun) - Aleviler Müslümandır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - O zaman düzeltin bunu.

BAŞKAN - Evet, Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Kesinlikle öyle bir anlamda söylemedim. Nusayrileri elbette İslam dairesi içinde, en azından ben kendim öyle görüyorum. Kim kendisini nasıl görür bilemem. Bunu tayin edecek olan da ben değilim. Kamuoyu alanında yapılan tartışmalardaki isimlendirmeler üzerinden konuştum. Ali Bey'in söylediği şekilde anlaşılacak bir beyanım olmamıştır.

32

BAŞKAN - Tamam, düzelttiniz, teşekkür ederiz.

Sayın Tanal, sizin arzunuz nedir?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Değerli Başkanım, hatipler dediler ki: "Bizim bu işten ne menfaatimiz var?" Bakın, Musul Konsolosumuz kaçırılmış durumda…

BAŞKAN - Sayın Tanal, çok rica ederim, böyle bir usulümüz yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Özür dilerim, tek cümle, bitiyor.

BAŞKAN - Herkes konuştu, kendisine sataşılmış olanlar da cevap verdi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Şimdi, Musul Başkonsolosu, yurt dışında Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığını temsil ediyor, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanlığını temsil ediyor. Yani, oradaki Konsolosumuzun kaçırılmış olması demek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanının kaçırıldığı anlamına gelir. Buna Meclisin kayıtsız kalması mümkün değil efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Oylamaya geçiyorum.

III.-YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağı kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) - Yoklama talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yoklama talebi vardır oylamadan önce.

Sayın Altay, Sayın Acar, Sayın Şeker, Sayın Tanal, Sayın Öner, Sayın Toptaş, Sayın Özgündüz, Sayın Sarıbaş, Sayın Işık, Sayın Köprülü, Sayın Tayan, Sayın Güler, Sayın Serter, Sayın Korutürk, Sayın Danışoğlu, Sayın Onur, Sayın Moroğlu, Sayın Susam, Sayın Toprak, Sayın Aygün, Sayın Köktürk.

Evet, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.38

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 108'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

33

III- YOKLAMA

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER(Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk ve arkadaşları tarafından, Irak'ın Musul kentinin IŞİD terör örgütünce işgal edilmesi ve bununla bağlantılı gelişmeler hakkında 18/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 25 Haziran 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin, TBMM İçtüzüğü'nün 5'inci maddesine göre 1 Temmuz 2014 tarihinde tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; Genel Kurulun 1, 8, 15 ve 22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 23 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 593 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/06/2014 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Mustafa Elitaş

Kayseri

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 609 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın kırk sekiz saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4'üncü sırasına, yine bu kısımda bulunan 593, 391 ve 458 sıra sayılı kanun tasarılarının ise yine bu kısmın sırasıyla 8, 14 ve 15' inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

34

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, TBMM İçtüzüğü'nün 5'inci maddesine göre 1 Temmuz 2014 tarihinde tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesi;

Genel Kurulun;

1, 8, 15 ve 22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorularla diğer denetim konularının görüşülmeyerek Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

2, 9, 16 ve 23 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

25 Haziran 2014 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 554 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

1 Temmuz 2014 Salı günkü birleşiminde 163 sıra sayılı Kanun Tasarısı'na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

2 Temmuz 2014 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde 244 sıra sayılı Kanun Tasarısı'na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

3 Temmuz 2014 Perşembe günü saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde 89 sıra sayılı Kanun Tasarısı'na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

8, 15 ve 22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşimlerinde 15.00-21.00 saatleri arasında,

9, 10, 16, 17, 23 ve 24 Temmuz 2014 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00-21.00 saatleri arasında;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar; çalışmalarına devam etmesi;

593 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

Önerilmiştir.

593 sıra sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun Tasarısı

(1/894)

Bölümler Bölüm Maddeleri Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm 1 ila 11 inci maddeler arası 11

2. Bölüm 12 ila 21 inci maddeler

(Geçici 1' inci madde dâhil) 11

Toplam Madde Sayısı 22

BAŞKAN - Önerinin lehinde Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can.

Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

35

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizde 609 sıra sayılı Uluslararası Sözleşme'nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin 4'üncü sırasına alınmasını öneriyoruz.

Yine, grup önerimizde 593 sıra sayılı AR-GE Kanun Tasarısı'nın temel kanun olarak iki bölümde görüşülmesini ve gündemin 8'inci sırasına alınmasını öneriyoruz.

Yine, grup önerimizde 391 ve 458 sıra sayılı Kore Devleti ile Hükûmetimiz arasındaki uluslararası sözleşmelerin 14 ve 15'inci sıralarına alınmasını öneriyoruz.

Yine, grup önerimizde, Meclisin 1 Temmuzda tatile girmemesini ve çalışmasını, 25 Temmuza kadar Genel Kurulun çalışmasını öneriyoruz, 25 Temmuza kadar gündemi ve saatleri ayarlıyoruz. Buna göre, salı ve çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmemesini ve salı günleri 15.00-21.00 arasında, çarşamba ve perşembe günleriyse 14.00-21.00 saatlerinde çalışmasını öneriyoruz. Grup önerimizin kabulünü kabulünü Genel Kurulun takdirine sunuyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Can.

Aleyhinde, Sinop Milletvekili Engin Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar partisi grup başkan vekilleri herhâlde bu öneriyi hazırlarken ramazanı unutmuşlar. Siz iftarı da hesaplamamışsınız burada. Yani, herhâlde bu sene oruç tutmayacaksınız, öyle anlaşılıyor. Sizinki bir şey değil de yani bu mübarek aya girerken, böyle bir takvim ortaya koyarken insan Allah'tan korkar, şu Meclis personelini biraz düşünür. Siz, tabii, Meclisin lokantasını, sahuru, şunu bunu... Bu çocuklar ne yapacak, bu Meclis personeli? Böyle bir şey olabilir mi? Ne kadar ayıp, ne kadar günah. Önce işin bu yönünü bir söylememiz lazım.

Sayın milletvekilleri, şimdi, iktidar partisinin Sayın Genel Başkanı grup toplantısında esti gürledi, dedi ki: "Biz Meclisi temmuzun bilmem neresine kadar çalıştıracağız." Bir emrivaki, bir dayatma. Anlaşılabilir değil, kabul edilebilir değil, nazik değil, sempatik değil. Elbette, iktidar partisinin kamu yararına, devlet, millet yararına yetiştirmesi gereken kanunlar olabilir ama bunun yolu "Bizim çoğunluğumuz var. Biz bu Meclisi Temmuzun 24'üne kadar çalıştırıp bunları geçireceğiz kardeşim." diye meydan okumak, salvo atmak değildir. Eyvallah, geçirebilirsiniz. Burada peşinen muhalefet partisi adına söylüyorum: Biz burada temmuz ayı boyunca sizi minimum 185 kişi her beş dakikada bir göreceğiz, her beş dakikada bir 185 iktidar partisi milletvekili bu sıralarda oturacak. Bunu göze alacaksınız. Yarın Genel Başkanınıza mahcup olmanızı istemem.

Örneğin, şöyle yapsaydınız: Plan ve Bütçe Komisyonu günlerdir alt-üst çalışıyor. Orada, Soma'daki yaraların sarılması için bizim de altına hemen imza atacağımız 8-9 madde var. Bununla beraber kamuoyunda emlaktan tutun da prim affına kadar vatandaşların ödeyemediği çeşitli birikmiş borçların toleransı var, faizlerinin affı var; derhâl, hemen altına imza atarız. Ama siz, bu torbaya, Anayasa'nın 138'inci maddesini çok açık bir şekilde ortadan kaldıran bir hükmü koyuyorsunuz. Ben iktidar partisinin içindeki hukukçulara da şaşıyorum, o hukuk fakültesi diplomalarını nasıl almışlar garipsiyorum. Sataşmaysa sataşma, sataşmaysa sataşma ve "Kırk katıra mı kırk satıra mı?" muhalefeti mecbur bırakıyorsunuz. Burası Parlamento, elbette parmak çoğunluğunuzla buradan kanun geçirirsiniz ama muhalefeti böyle yok hükmünde sayarsanız, burada, bu Parlamentoda kanunlar görüşülürken hem Meclisin zaman kaybından dolayı devletin büyük israfı olur hem geçen kanunlar da gereği kadar olgunlaşmış olarak buradan geçmez. Bunu bizim söylememiz lazım.

36

Öte yandan, Parlamentonun temmuz ayında çalışması iyi oldu, gerçekten iyi oldu. Biliyorsunuz, 5 Mayısta, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, iktidarıyla muhalefetiyle, 17 ve 25 Aralık soruşturmalarının, olaylarının operasyonlarından kaynaklı olarak şüpheli duruma düşen 4 sayın bakanla ilgili bir soruşturma komisyonu kurulmasına millî irade karar verdi. Her vesileyle "millî irade" diyen iktidar partisinin Genel Başkanının bu komisyonu kurdurmamak için bu kadar direnç göstermesi o millî iradeye yapılabilecek en büyük saygısızlık ve hakarettir. Zaten soruşturma komisyonunun çalışma süresi, Meclis Genel Kurulunda, 5 Mayısta, iki ay kabul edildi, bugün ayın 25'i; iki ay geçti daha komisyon kurulmadı. Niye? "Efendim, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bu komisyon kurulursa, komisyonun göreve başlaması, çalışmaları haber olur, bu da sıkıntı olur." Ne ayıp şey, böyle bir şey düşünülebilir mi? "Millî iradeye saygı" kelimesini Tayyip Erdoğan bir daha ağzına almamalıdır. Bu Genel Kurulda sizler orada bu kutulara oy attınız, "Komisyon kurulsun." dediniz. Sizin iradenize karşı da sayın milletvekilleri, yapılmış büyük bir saygısızlık var. Bu konuda, milletvekillerinin milletten aldıkları vekâletin gereğini yapmaları lazım iktidarıyla muhalefetiyle.

Şimdi, soruşturma komisyonunun gecikmesi sorulduğunda Sayın Hükûmet Sözcüsü diyor ki: "Zannediyorum ki bu hafta içerisinde AK PARTİ Grubu da soruşturma komisyonuna vereceği üyeleri mutlaka bildirmiş olacak, bildirmezse o zaman kasıtlı bir gecikmeden bahsedilebilir." Söyleyen Hükûmetin Sözcüsü sayın milletvekilleri. Bunun sorumlusu AK PARTİ Grubu olur. Bülent Arınç ne zaman söylemiş? 2 Haziranda söylemiş Sayın Grup Başkan Vekilim.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) - Gülünecek bir konu değil Sayın Elitaş, çok ciddi bir konu.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Hükûmet Sözcüsü, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç sizi itham etmiş, açıkça sizi itham etmiş. Gelin, şimdi sataşmadan çıkın, Bülent Arınç'a cevap verin.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) - Ya, ne kadar komik konu değil mi Sayın Elitaş, çok komik konu, çok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Muhatap almıyorum seni.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Şunu diyebilirsiniz: "Efendim, muhalefet partisinin üyeleri rey ihsas etmiş, muhalefet partisinin üyeleri görüş belirtmiş, bunları geri gönderdi, CHP bunları vaktinde bildirmedi." Hayır, biz gerekli yazışmaları yaptık. Meclis Başkanı yetki gasbı yapıyor. Meclis Başkanının böyle bir yetkisi yok ancak komisyonun çalışmalarına bir an önce başlaması için biz bu yetki gasbına rağmen, Meclis Başkanının kendisinde olmayan bir yetkiyi kullanmasına rağmen üyelerimizi bildirdik.

Sayın milletvekilleri, bu partinin bu Parlamentoya bakışı çok garip zaten. Biraz önce iktidar partisi adına konuşan milletvekili öyle bir laf etti ki düzeltmeye kalksa düzeltemez, düzeltmeye kalksa özrü kabahatinden büyük olur. Sayın milletvekili burada mı bilmiyorum. "Parlamentodan büyük bir güç yok." diyorsunuz, "Millî iradenin tecelligâhı." diyorsunuz, "Egemenliğin millet adına kullanıldığı yer." diyorsunuz ama biraz önce bir grup önerisinde konuşan iktidar partisine mensup milletvekili bu kürsüyü, bu Parlamentoyu "ulu orta" ilan etti. Gelsin, özür dilesin. Parlamento ulu orta bir yer değildir. Musul meselesinin birinci öncelikle konuşulacağı yer Parlamentodur, sonra Millî Güvenlik Kurulunda konuşulmalıdır gerekirse Musul meselesi.

Ne kadar garip, ne kadar yadırgatıcı! Milletvekili olmuşsun, buraya gelmişsin, senin komşu bir ülkede büyükelçiliğin işgal edilmiş, 80 vatandaşın rehin edilmiş, esir alınmış, bu konuyla ilgili "Bu konu ulu orta konuşulacak bir konu değil." diyor "Bu konu Parlamentoda niye konuşulmuyor?" diyen muhalefet milletvekillerine. Çok ayıp! İktidar partisi grup başkan vekilini göreve çağırıyorum, milletvekili gelsin "Kastımı aştım, yanlış laf ettim." desin. Burası için "ulu orta bir yer" denilebilir mi sayın milletvekilleri?

Bir şey daha: Bu kürsüde zaman zaman gerginlikler olur. Dün bir olay yaşandı. Elbette bu kürsünün dokunulmazlığı var, masuniyeti var, özgürlüğü var ama şüphesiz bu kimseye hakaret etmeyi gerektirmez, ayrı, eyvallah ancak sayın milletvekilleri, bu kürsüdeki laflarından dolayı çok sayıda milletvekili tazminat ödemiştir, çok sayıda siyasetçi de tazminat kazanmıştır,

37

bunun yolu da buradır, o yoldur. Burada, buradaki çoğunlukla muhalefete, Başkanlık Divanına yönelik böyle toplu, yerinden hakaretamiz hücumlar doğru değildir, kabul edilemez.

Geçen dönem, 24'üncü Dönem Üçüncü Yasama Yılı biterken veda konuşması yaptı bütün partiler,ben "Siyaset önce nezaket ve vicdan işidir." dedim. Buna hepimizin uyması lazım. Bir arkadaşımız, bir milletvekili -iktidardan, muhalefetten- bu kürsüde kastını aşabilir, hakaret edebilir; onu sonra biz rehabilite ederiz, özür dilemeye zorlarız, bunlar ayrı ama yanlışa yanlıştan giderek, buradaki sayısal çoğunluğa da girerek kimse kimseyi bu Mecliste terbiye etmeye, had bildirmeye kalkışmasın; bedeli ağır olur, iyi olmaz, hoş olmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Bedeli ne olur?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bunu da söyleyeyim Sayın Elitaş, bunları söyleyelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Bedelini söyle de ona göre tavır alalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Yani, şimdi buradan kalkıp kürsüye yürürse biri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) - E, bunu söylüyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) - Gel konuş kardeşim biraz sonra.

Buna gerek yok, ben daha güzelini öneriyorum: Nezaket ve vicdan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Bedeli ne olur, onu söyle?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ya, sen ne yaparsan misliyle karşılığını alırsın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Yani, senin o "Kürsüye yürüdü." diye ifade ettiğin arkadaşı…

BAŞKAN - Lütfen karşılıklı konuşmayalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sen ne yaparsan bedeli o işte. Karşılığını alırsın. Sen alırsın, biz alırız, fark etmez, biz de alabiliriz. Her iki taraf için de söylüyorum ben. Sizi tehdit veya itham ediyor değilim.

Parlamentonun saygınlığını muhafaza etmesi gerektiğini söylüyorum. Parlamentonun saygınlığını muhafazanın bir yolu da Parlamentonun yani yasamanın, yürütmenin boyunduruğundan çıkmasıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Altay.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Konuşmacının herhâlde bir eksik olması lazım, onda eğer eksik varsa önerge üzerine konuşayım, yoksa sataşmadan konuşayım. Var mı?

38

BAŞKAN - Yok, söz talepleri tamamdır.

O zaman buyurunuz, iki dakika söz vereceğim.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Sataşma mı yapmışım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Çağırdın, daha ne olacak?

BAŞKAN - Biraz öyle oldu.

Buyurunuz Sayın Elitaş.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sinop Milletvekili Engin Altay'ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili hem beni buraya, kürsüye çağırıyor hem de sataştığının farkında değil.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Tamam işte, yani burayı yürütmenin boyunduruğundan kurtarın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, Sayın Grup Başkan Vekili, değerli milletvekilleri; bu Parlamento kürsüsünden milletvekilinin özgür iradesiyle her düşünceyi söyleme hakkı vardır, küfretme hakkı yoktur, iftira etme hakkı yoktur. Siz diyorsunuz ki: "Küfür etmenin karşılığı tazminattır." Ondan sonra diyorsunuz ki: "Ne yaparsanız misliyle karşılık alırsınız." Bak, ne diyorsunuz: "Ne yaparsanız…"

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Küfrün cezasını İç Tüzük belirtmiş.

ENGİN ALTAY (Sinop) - İç Tüzük var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Altay, buradan tazminat nereden olur? Hakaretten olur, küfürden olur. Küfredersen git mahkemeye kardeşim, hakkını ara ama iktidar partisi milletvekili bir şey yaparsa karşılığını alırsınız. Küfredersen o zaman karşılık verilir. Bunun sonucu buraya gider. Biz bunu arzu etmiyoruz, diyoruz ki…

ENGİN ALTAY (Sinop) - Küfür mü edilsin istiyorsun sen?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -… iktidar partisi ve muhalefet partisi milletvekilleri burada edebiyle, adabıyla ama görüşlerimizi demokratik bir usulde ifade edelim, anlatalım, incitmeden; incinsen de incitme hukukuna uygun olarak biz bu hareketi yapalım.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Bunları bize anlatma. Mecliste ana avrat küfredene anlatsana bunları.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Fakat siz hâlâ Grup Başkan Vekilinin yanında bir Grup Başkan Vekiline laf atmayı uygun görüyorsunuz, uygun buluyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Ben laf mı attım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ben onu senin yanındakine söylüyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - İyi de Mecliste ana avrat küfredene ne yaptınız? Ben bunu soruyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ondan sonra diyorsunuz ki: "Böyle, böyle yapın."

39

İkincisi, bakın Sayın Başkanım, "Parmak çokluğuyla." diye ifade ediyorsunuz. Bu parmak 150 bin Türk vatandaşını temsil ediyor.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Bizimki neyi temsil ediyor, bizimki? Kardeşim, muhalefet görevi vermiş vatandaş bize.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Buradaki parmak da oradaki parmak da 150 bin Türk vatandaşını temsil ediyor. İşte, siz, eğer vatandaşın ruhuna, kalbine girseydiniz, buradaki 313 milletvekilinin çoğunluğunu almış olurdunuz.

İkinci mesele…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Ya, bizim görevimiz muhalefet, muhalefet; muhalefet edeceğiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Zaten millet size ömür boyu muhalefet görevini veriyor! Size, millet zaten ilanihaye, ilelebet muhalefet görevini veriyor!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Ya, muhalefeti böyle küçük görmek hangi demokrasi anlayışıyla bağdaşıyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, bu soruşturma komisyonuyla ilgili konuya gelince: Bakın, İç Tüzük'ün 109'uncu maddesinin sondan bir önceki fıkrasına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Bitti bitti, süre bitti.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) - Boşa konuştu, süreyi bitirdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -… eğer muhalefet partileri İç Tüzük'e uygun olarak bu işi yapmış olsalardı bu komisyon şimdiden kurulmuş olurdu.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Yapma ya!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Ya, bu kadar olur yani, bu kadar riyakârlık olur ya!

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Elitaş, konu anlaşıldı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Elitaş, bu hırsızlıkta senin payın yok, biliyoruz ama savunma ya!

ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Hatip, her ne kadar mikrofon kesilmiş olsa da -tutanaklarda da var- muhalefet partisi olarak bizi İç Tüzük'ü ihlal etmekle -tam cümle olarak da böyle- itham etti. Bu açıkça bir sataşmadır.

40

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - "İç Tüzük'e uymuş olsaydı." dedim.

ENGİN ALTAY (Sinop) - O da ithamdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Ya, uyma ithamı…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Mefhumu muhalifinden İç Tüzük'ü ihlal ettiğimizi söylüyor dolayısıyla bu bir sataşma.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Kürsüyle ilgili de küfür müfür… Benim ağzımdan küfür çıkmadı, bir de küfür etmeyi meşru görmem ben.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Hayır, hakaret ediyorsun…

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) - Hayır, İç Tüzük'ü ihlal etti, tutanaklarda da var yani.

BAŞKAN - Sayın Altay, sözlerinizin doğru olduğuna inanıyorum. Ben bire bir duymadım. Ama Sayın Altay, size iki dakika söz vereceğim, lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz, bu konuyu da kapatalım lütfen.

Buyurunuz Sayın Altay.

5.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim.

Ben, bu kürsüde kim küfür ederse en ağır şekilde kınanmasından yanayım. Benim söylediğim şu: Bu kürsüden ağır eleştiri olabilir, haksız eleştiri de olabilir; ağır itham olabilir, haksız itham da olabilir. Örneğin, bir milletvekili der ki: "Sen yalancısın." Bu küfür değil, bunun şeyi de bellidir, tazminat öder. Bir milletvekili der ki: "Sen hırsızsın." Değilse, tazminat öder. "Bunların yolu budur." diyorum ben Küfrün, kaba dilin, yaralayıcı sözün zaten İç Tüzük'te karşılığı var ki siz bu Mecliste İç Tüzük'ü en iyi bilenlerdensiniz Sayın Elitaş ama sizin gibi birinin mevkidaş olarak benim sözlerimi burada çarpıtmanızı, tahrif etmenizi size yakıştıramadım.

İlaveten, bu soruşturma komisyonunun niçin kurulmadığıyla ilgili buradaki konuşmanızla ilgili de sadece şunu söylerim: Yani şu an itibarıyla iktidar partisi 27 ismi Meclis Başkanlığına bildirdi mi? Bildirmedi. Komisyonu 5 Mayısta kurduk. Allah'tan korkun, Allah'tan korkun, Allah'tan korkun! Ben başka bir şey demiyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Altay.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Vural, buyurunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Meclis soruşturmasıyla ilgili komisyon üyelerimizi biz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ilettik. Daha sonra, bazı komisyon üyeleriyle ilgili vaki yazısı üzerine tekrar yeniledik ama Adalet ve Kalkınma Partisi maalesef soruşturma komisyonunu engelliyor; tablo budur.

41

Gönül ister ki bu soruşturma komisyonu bir an önce başlasın ve bu yolsuzluk ve rüşvet çetesinden Türk milleti adına hesap sorsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Evet, buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, Sayın Altay kendi sözlerini çarpıtmakla itham etti ve "Allah'tan korkun." diye ifade etti.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Ee, korkun canım!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)- Allah'tan korkuyoruz, herkes korkuyor. Ben şahsen Allah'tan çok korkuyorum, yanılmaktan, günah işlemekten çok korkuyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Hocam, onu Allah'a ilet "Korkuyorum senden." Diye, Meclise gerek yok ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - İzin verirseniz kısa, iki dakikada meramımı anlatmak istiyorum.

BAŞKAN - Tamam, buyurunuz; korkunuzu ifade edeceksiniz, herhâlde Komisyona da üye açıklayacaksınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Elitaş, onu Allah'a söyle "Ben senden korkarım." de, bize söylemen bir şey ifade etmiyor.

BAŞKAN - Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sinop Milletvekili Engin Altay'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Şimdi, bakın değerli milletvekilleri, Sayın Altay'la da birlikte biz İç Tüzük Komisyonunda çalışıyoruz. İç Tüzük 109'uncu maddenin üçüncü fıkrasının başlığı: "Meclis soruşturması komisyonunun kuruluşu." Meclis soruşturma komisyonunun kurulmasına karar verilir. Soruşturma komisyonunun kurulması için işlemlerin tekemmül etmesi gerekir. Bu işlemler nedir? Anayasa'da yazılıdır. Anayasa'da diyor ki: Çoğunluğuna göre ana muhalefet partisine 3-4 üye düşmektedir; Cumhuriyet Halk Partisi ana muhalefet partisi olarak soruşturma komisyonuna 12 üye teklif etmelidir. Milliyetçi Hareket Partisine 1 üye düşmektedir, 3 tanesini teklif edecek. HDP'ye de 1 üye düşecek, 3 tane teklif edecek. AK PARTİ Grubu da 9 kişiyle temsil edilecek, 27 tane üye teklif edecek.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Hayır, onu biliyorum da niye bildirmediniz, onu söyleyin. Üyeleri niye bildirmediniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, ne diyor 109'un üç'üncü fıkrası: "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre hâkimlerin davaya bakmasına veya karara katılmasına engel oluşturacak durumlarda bulunan, Meclis soruşturması önergesi veren veya daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde ya da dışında bu konudaki görüşünü açıklamış milletvekilleri, bu komisyona seçilemezler." Şimdi, bakıyoruz, sizin verdiğiniz üyeler içerisinde…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Tamam, bildirin önce, bildirin.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Sen Meclis Başkanı mısın?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Lütfen, Sayın Toptaş, lüften…

BAŞKAN - Siz devam edin.

42

Lütfen dinleyiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …sizin verdiğiniz üyeler içerisinde…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Ama siz bildirdiniz mi, onu söyle canım.

BAŞKAN - Lütfen dinleyiniz.

Buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, yani arkadaşlar, bizim iktidar partisi milletvekilleri biliyor ama muhalefet öğrenmek istemiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hayır, siz verdiniz mi?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Biz biliyoruz, siz öğrenin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sizin verdiğiniz üyeler içerisinde, Sayın Altay, herhâlde sizin gözünüzden kaçmış, önergede imzası bulunan milletvekilini siz komisyon üyesi diye vermişsiniz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Sayın Elitaş, bırak imzayı siz bildirdiniz mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani dosyayı tekemmül ettirmemek sorumluluğu size ait.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Siz niye bildirmiyorsunuz, siz?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Yahu, niye bildirmiyorsunuz, niye?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) - Adalet ve Kalkınma Partisi soruşturmadan korkmaktadır, tablo budur, yürek yoktur.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkan, bu konuşma üzerine, tutanaklara geçsin diye söylüyorum. Biz, önergede imzası bulunan milletvekilimizi fark eder fark etmez Meclis Başkanlığına yeni isim bildirdik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Yani çok ciddiye aldınız durumu, tahmin etmiştim!

ENGİN ALTAY (Sinop) - İlaveten, Meclis Başkanlığının yetkisiz olarak yaptığı eleme sonucu 9 milletvekili yerine de isim bildireli günler oldu. Ama Sayın Elitaş, sizin isimler nerede?

OKTAY VURAL (İzmir) - Postada kaybolmuş herhâlde!

ENGİN ALTAY (Sinop) - Nerede bu 27 kişi, siz çıkın bunun cevabını verin. Bu kadar pişkinlik doğrusu pes dedirtir ya, pes!

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim, Adalet ve Kalkınma Partisi üye bildirmiyor, bu kadar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - "Reza tehdit ediyor mu?" diye merak ediyoruz.

43

OKTAY VURAL (İzmir) - Reza onaylamamış daha!

BAŞKAN - Bütün bunlar kayda geçti efendim. Sorumluluk ve cevap onlara ait.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Deavam)

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin, TBMM İçtüzüğü'nün 5'inci maddesine göre 1 Temmuz 2014 tarihinde tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; Genel Kurulun 1, 8, 15 ve 22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 23 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 593 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisinin mecburen lehinde söz aldım ama bu grup önerisinin lehinde olmak mümkün değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Aleyhinde konuşamazsın bak! İç Tüzük'le ilgili uyardı.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Yani şimdi, Sayın Elitaş, böyle bir grup önerisini getiriyorsunuz yani bu grup önerisinin neresinde lehinde olalım? Allah aşkına ben size soruyorum: Yani önümüzde bir ramazan ayı var.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Çelişmeyelim. Sayın Elitaş, aleyhinde konuştu.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Cuma günü -Allah nasip ederse- sahura kalkacağız ve cumartesi günü oruçlu olacağız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - İnşallah.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Ben bu vesileyle tüm milletimizin ramazan ayını tebrik ediyorum. İnşallah, Türk ve İslam âlemine hayırlar, barış ve huzur getirmesini Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum.

Şimdi, yani bu grup önerisiyle ne yapmaya çalıştığınız, daha doğrusu, ne yaptığınızı bilmediğiniz ortada. Şimdi kocaman bir grup, on iki yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz. 30 Martta seçimden çıktık, on gün sonra Meclis toplandı. Allah'ınızı severseniz buradaki milletvekillerine soruyorum: Çoğu zaman Meclis gündem oluşturabilmek için zorlama birtakım çalışmalar içerisine girdi. Zaman zaman çoğunluğu sağlayamadınız, Meclis kapanmak zorunda kaldı. Çoğu zaman boş geçen bir süreç içerisinde, şimdi burada ramazan ayına giriyoruz ve önümüzde 10 Ağustosta Türkiye'nin kaderini belirleyecek bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bu kadar kritik süreçler içerisinden geçtiğimiz bir zaman diliminde böyle bir grup önerisi getiriyorsunuz. Siz de biliyorsunuz ki bu grup önerisi uygulanmaz. Yani burada diyorsunuz ki: "Saat 21.00'e kadar." 21.00'e kadar nasıl çalışacaksınız? Saat sekiz, sekiz buçukta iftar açacağız. Neye göre çalışacaksınız? Yani iftarı Genel Kurulda açan milletvekillerini görebileceğiz mi? Sizin grubunuza sesleniyorum. Yani bunları görmeden… Sadece size talimat verildi muhtemelen: "24'üne kadar çalışılsın." Ama ne planlaması yaparsanız yapın, yaptığınız plan plana benzemiyor.

Bakın burada ana amacımız şu: Önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bu Cumhurbaşkanlığı…

44

BAŞKAN - Sayın Yılmaz, bir saniyenizi rica edeceğim. Bir dakikanızı da ilave edeceğim.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Kenya Parlamentosu Tarım Komisyonu üyelerinden oluşan heyete "Hoş geldiniz." denilmesi

BAŞKAN - Kenya Tarım Komisyonu ve üyeleri Meclisimizi teşrif etmişlerdir. Kendilerine "Hoş geldiniz." diyoruz Meclisimiz adına. (Alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Deavam)

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin, TBMM İçtüzüğü'nün 5'inci maddesine göre 1 Temmuz 2014 tarihinde tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; Genel Kurulun 1, 8, 15 ve 22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 23 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 593 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Evet, ben de Kenya heyetine ve Sayın Başkanımıza "Hoş geldiniz." diyorum, saygılarımı sunuyorum.

Şimdi, bunun uygulanmasının mümkün olmadığını hep beraber görüyoruz. Size, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söylüyorum: Gelin yirmi dört saat çalışalım. Milletin meselelerini, milletin problemlerini bu Mecliste çözeceksek biz çalışmadan kaçmayız. Yirmi dört saat çalışmaya varız. Ama siz birtakım planlarla, birtakım kendi hesaplarınızı yapmak adına, sizin de inanmadığınız, sizin milletvekillerinizin birçoğunun da -yani bunu inkâr edebilirler ama bire bir dışarıda görüştüğümde de bunu yaşadım- inanmadığı 24 Temmuza kadar çalışmayı getirdiğiniz zaman, burada başka bir planı devreye sokmaya çalışıyorsunuz. Bunlar milletin menfaatine çalışmalar değil.

Şimdi, önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi var ve bir mübarek ramazan ayı var. Biz gidip seçmenlerimizle, milletimizle buluşacağız, onların sofralarında beraberce iftar açacağız, onların dertlerini, sıkıntılarını hep beraber paylaşacağız.

Şimdi buna niye engel olmaya çalışıyorsunuz? Yani buradaki gayeniz nedir? Eğer çok acil bir şey varsa… Ne acil var, ben size söylüyorum: Sayın Başbakanı Cumhurbaşkanı adayı yapacaksınız. Ondan önce toplumun tüm kesimlerinin oylarını alabilmek adına buraya birtakım tasarılar getirerek bu tasarıları burada görüşüp bir şeyler yapabilir miyiz gayreti içerisindesiniz.

Yine aldığımız duyumlar: Görüyoruz ki bebek katiline verdiğiniz sözler var. Yine oy hesabı yapıyorsunuz, yine seçim hesabı yapıyorsunuz. O kanunları buraya getireceksiniz. Yani niyetiniz salih olsa amenna. Eğer toplumun bir kesimini, geniş bir kesimini ilgilendiren problemler varsa, gelin hep beraber yapalım. Buradan sesleniyoruz, hodri meydan. Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra eylülde toplayın. Çoğunluğunuz var; getirin, acil ne yapılacaksa onları görüşelim.

Ya, Allah aşkına, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendine dayatılan birtakım çalışmaların dışında ne yapıyor? Lafa geldiği zaman, söze geldiği zaman millî iradeden bahsediyoruz. Millî iradenin en önemli karar organı Türkiye Büyük Millet Meclisi olmasına rağmen, hiçbir şeyden haberi olmayan Türkiye Büyük Millet Meclisi, hiçbir şeyden haberi olmayan bu Meclisin milletvekilleri. Hükûmet bir şeyi dayatıyor, Hükûmetin içerisindeki üç beş kişi bir şeyi dayatıyor, biz de onlara uymak zorunda kalıyoruz. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine hakarettir. Bu,

45

milletin iradesine hakarettir. Bu, milletvekillerine hakarettir. Milletvekillerine ve milletin iradesine de hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı olmadığını buradan ifade ediyorum.

Türkiye kan ağlıyor. Hangi konuyu konuşuyoruz burada? Etrafımızda en yakın komşularımız Irak ve Suriye'nin içerisi bölünme noktasına gelmiş. On iki yıldır iktidardasınız, bununla ilgili ne yaptınız, hangi öngörünüz tuttu? Biraz önce burada Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi görüşüldü. Ben size soruyorum: Allah aşkına, Suriye'de iç karışıklık başladığı zaman on gün sonra Esad'ın devrileceğini söyleyen bir Dışişleri Bakanı, "On beş gün sonra Şam'da cuma namazı kılacağız." diyen Hükûmet yetkililerinin öngörülerinin olmadığı bir yerde eğer hâlâ bu Hükûmet görevde duruyorsa ve Dışişleri Bakanı o koltuğa sımsıkı sarılarak duruyorsa siz hangi iradeden bahsediyorsunuz? Bununla ilgili bir çalışma mı yapıyor Meclis?

İşte, Kerkük kan ağlıyor. Ramazan ayına giriyoruz. Musul'da, Kerkük'te, Tuzhurmatu'da yaşananlar ortada. Orada Müslüman Türk eli kan ağlarken ne yapıyoruz burada, biz neyi görüşüyoruz, neyi görüşmeye çalışıyoruz?

Ben buradan soruyorum: Şimdi, birçok iddialar dolaşıyor. Eğer bu Suriye'de Esad karşılığı politikanızla, Esad'ı devirmek adına girdiğiniz birtakım çalışmalarla bugün Irak'ta, Musul'da, Kerkük'te eli kanlı lanet bir örgütün -görüyorsunuz, kafaları kesiyorlar, insanlığa sığmayan barbarca hareket ediyorlar- eğer bunların büyümesinde, yeşillenmesinde, filizlenmesinde zerre kadar dahlimiz varsa, işte şu girdiğimiz mübarek üç aylar içerisinde, şu ramazan ayı içerisinde buna el kaldıran milletvekilleri ne yaparlarsa yapsınlar, bu vicdan azabından, bu haksızlıktan nasıl kurtulacaklar? Eğer sizin Hükûmetinizin bunda en ufak bir dahli varsa, Allah nezdinde bunun hesabını vermekle mükellefsin.

SONER AKSOY (Kütahya) - Ayıp! Ayıp!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Oradan istediğin kadar el salla. Neyin ne olduğundan haberin olmadan her gün arkadan laf atıyorsun. Kerkük kan ağlıyor, Musul kan ağlıyor, Müslüman Türk milleti kan ağlıyor, sen oradan el işareti yapıyorsun. Bunda dahliniz varsa Allah indinde hesap vereceksiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) -Sen gazeteni oku, indir o parmağını!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bundan hiç kurtuluşunuz yok. Bunları görüşeceksek gelin, çalışalım, bunları çözeceksek çalışalım.

IŞİD her gün ilerliyor. Musul'da Konsolosluğumuz işgal edildi. Ne demek bu yahu, ne demek! Bu, Türk toprağının işgali anlamına geliyor. Oradaki bayrak indiriliyor, bayrak. O bayrak kimin bayrağı? Türk Bayrağı. O indirilirken sesimiz çıkmayacak… Ama şunu söylüyorum: Sayın Başbakan Diyarbakır'da bayrak indirildiğinde de aynı ifadeyi kullandı, "O bayrağı oradan indirenler, indiren kişi indirilmelidir." diyor. Doğru söylüyor Sayın Başbakan. Ama Sayın Başbakan, o bayrağın indirilmesine giden kilometre taşlarını sen döşedin. PKK'lı terör örgütünün mensuplarını, askerimizin, polisimizin katillerini 1 numaralı siyasi argüman yaparken, ellerinde Kalaşnikof silahlarıyla askerimizi öldürenler, polisimizi öldürenler karakolların önlerinde cirit atıyorsa, orada yol kesiyorlarsa, orada vergi topluyorlarsa, orada kendi güvenlik güçlerini ortaya çıkarıyorlarsa, orada hâkimiyetlerini ilan edecek noktaya geliyorlarsa, sensin Sayın Başbakan bunun sorumlusu ve bu Hükûmettir sorumlusu. Evet, doğrudur, o bayrağı indirenler indirilmelidir ama o bayrağın indirilmesine vesile olanlar da mutlaka Türk milleti tarafından indirilecektir.

Şimdi, Diyarbakır'da bayrağa sahip çıkamayan bu Hükûmet Musul'da nasıl sahip çıkacak? Bu nasıl öngörüdür? "Dünya lideri oldum." demekle, "Büyük devlet oldum." demekle büyük devlet olunmaz. Orada birtakım özel şirketler elemanlarını çekerken, birtakım görevliler elemanlarını çekerken, orada Konsolosumuzu, Konsoloslukta çalışanlarımızı ve özel harekâtçılarımızı tahliye etmeyi bile beceremeyen bir Hükûmet neden bahsedecek?

Şimdi, diyor ki: "Musul'daki olaylarla ilgili yayın yasağı getirdik." Çözüldü mü problemler? "Tereyağından kıl çeker gibi çözeceğiz." Kaç gün geçti aradan? Ne oluyoruz? "IŞİD" dediğin bir terör örgütü,. barbar terör örgütü yüzlerce vatandaşımızı rehin alıyorsa, orada yüzlerce Müslüman Türk milletine zulmediyorsa, katlediyorsa, günlerce ilerliyorsa, şehirleri ele

46

geçiriyorsa senin büyük devletliğin nerede kaldı? Öyle, ele geçirdiğin televizyonlarla, havuz medyasıyla, devletin bütün imkânlarını kullanarak nutuk çekmekle bu işler olmaz.

Ramazan ayına girdiğimiz bu süreç içerisinde herkes elini vicdanına koyacak. Eğer bu işlerde sorumluluğu olan varsa bu dünyada da, öbür dünyada da mutlaka hesabını verecektir.

Grup önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Aleyhinde İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel.

Buyurunuz Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun Meclisi temmuz ayı boyunca çalıştırmak istediğine dair grup önerisi üzerine aleyhinde söz aldım.

Tabii, bizim karşı çıkma nedenimiz Mecliste halkın beklediği, işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin beklediği yasaların görüşülmesi değil. Biliyorsunuz, kamuoyunun tartıştığı, şu anda da Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen bir torba yasa var ve bu torba yasa, İş Kanunu'ndaki değişikliklerle başlayan, daha sonra idare hukukuna müdahale eden, vergi affı getiren, 30 küsur yasaya değinen, tam anlamıyla bir torba yasa ama bakıyoruz, bu yasanın içeriğinde de gerçekten işçilerin, iş cinayetine kurban giden madencilerin talebine uygun bir düzenleme yok. Hem diğer muhalefet milletvekilleri hem bizler söyledik: Yani eğer Hükûmet iyi bir şey yapmak istiyorsa, Soma'nın acısını dindirmek istiyorsa, iş cinayetlerini önlemek istiyorsa, bir tazminat ödemek istiyorsa bu maddeleri ayırsın, bir an önce görüşsün, Meclis Genel Kurulu bu yasayı, bu düzenlemeleri bir an önce çıkartsın ama şimdi, bu çıkartılmadığı gibi, aynı mantıkla Komisyonda -ve Komisyon kendi iç hukukuna, Tüzük'e uygun bir şekilde çalıştırılmayarak- bilgi verilmeyerek de bu düzenlemede ısrar ediliyor. Şimdi, sürenin uzatılmasındaki bir gerekçe bu.

Bir diğer gerekçe, önemli bir gerekçe -Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay'ın kamuoyuna verdiği demeçlerle bağlantılı- çözüm sürecinde beklenen bir yasal düzenleme yani Kürt sorununda demokratik, eşitlikçi, barışı kazanmaya dönük, iki yıldır süren, gençlerimizin ölmesini önlemeye dönük bir sürecin Meclis eliyle yasal güvenceye kavuşturulması ve bu süreç içerisinde yapılması gerekenlerin mevzuata kavuşturulması. Bu, epey bir zamandır bekleniyordu; bunun için de çok uzun süre beklemeye gerek yok; zaten Türkiye halkları, ezilen Kürt'ü, Alevileri, işçileri, emekçileri, böyle bir barışın bir an önce tesis edilmesi için her yerde bir çalışma ve etkinlik içerisinde. Dolayısıyla, bunları gerekçe göstererek, bunları bahane ederek bir süre uzatılmasını doğru bulmuyoruz.

Biraz önce sayın milletvekillerinin CHP grup önerisinde de görüştüğü mesele yani Irak topraklarında, Irak'ın parçalanmasını beraberinde getiren emperyalist planların işlemesinde bir rol oynayan terör örgütü IŞİD'in buradaki Musul'dan başlayan işgaline seyirci kalınması, Konsolosluk işgali, rehine sayılarının günbegün artması, bunun karşısında Mecliste ve kamuoyunda bu konuların konuşulmak istenmemesi… Şimdi görüyoruz ki muhalefet milletvekilleri bir Türkmen ve milliyetçi söylemle, bu olan bitene müdahale edilsin isteği içerisinde ama görüyoruz ki dış politikada yapılan yanlışlıklar günbegün, her geçen gün artan bir boyutta bizi vuruyor.

IŞİD'in bir terör örgütü ilan edilmesi mesele değil çünkü aslında bakıyoruz, AKP iktidarının Osmanlıcı ve Türk-İslam sentezi hayalleri bugün Irak topraklarında gerçekleşiyor ve dolayısıyla, bugün bunun karşısında ağlamak, yakarmak ne yazık ki nafile bir yakarış hâlinde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, bunları görerek hareket etmek gerekiyor. Yani bu mesele, geçen haftalar içerisinde Mecliste görüşülseydi, yani "Bu bizim bir millî meselemizdir." Deyip, Başbakanlığa dönüp bu konularda üzerine giden, Meclis araştırması isteyen, gensoru isteyen tutumda ısrar edilseydi, o zaman bu dış politikanın ne menem bir dış politika, ne kadar sonuçsuz ve bizi dönüp vuran bir politika olduğu çok daha iyi anlaşılacaktı. Evet, bu konular

47

görüşülmeli, yanlış dış politika görüşülmeli, işçilere, emekçilere dönük çıkartılan yanlış torba yasalar, taşeron düzenlemeleri görüşülmeli.

Değerli milletvekilleri, bakın, şimdi temmuz ayına gelirken asgari ücretin ikinci bölümü konuşulacak. Şimdiden, çoktan bu 45 liralık artış yalan olmuştur, eriyip gitmiştir. Gelin, asgari ücretin insanca yaşanabilir, açlık, yoksulluk sınırının çok ötesinde bir ücret hâline getirilmesi konularını görüşelim; işçilerin, emekçilerin ha bire can vermesini önleyecek yasal düzenlemeleri görüşelim; ha bire ayrımcılık karşısında kaygı duyan, tedirgin olan Alevi yurttaşlarımızın taleplerini görüşelim; özellikle son dönemlerde âdeta üzerlerinde bir sürgün avı izlendiği hissiyatını taşıyan Çerkez yurttaşlarımızın kaygılarını görüşelim. Bütün bunlar bu ülkenin, bu memleketin, bu halkların sorunlarıdır ama bunları görüşmeyip işverenlerin istekleri doğrultusunda, sermaye sınıfının istekleri doğrultusunda yeni saldırı yasalarını görüşmek, Plan ve Bütçedeki bu gidişatı sürdürmek olacak iş değildir.

Değerli milletvekilleri, bakın, geçen hafta içerisinde ve bu hafta, mücadele eden işçileri ziyaret ettim, bugün öğlen saatlerinde de basın toplantısıyla kamuoyunu bilgilendirdim. Bu konuyu sizlerle de paylaşmak istiyorum çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimi, kim aday olacak, Başbakan mı aday olacak, ana muhalefetin çatı adayı, HDP kimi gösterecek işte Musul'daki işgal gelişmeleri, ramazan ayına giriyoruz gıdadaki patlayan enflasyon, bunlar konuşuluyor ama bunların acısını çalışma hayatında da, aile yaşamında da ta yürekten yaşayan işçilerin, emekçilerin hak gaspları ve bunun karşısındaki mücadelesi görünmez kılınıyor.

Değerli milletvekilleri, 7 bini aşan depremzede taşeron işçisi Van'da oturma eyleminde, açlık grevinde. 2011 Eylülünde, Van depremi sonrası bu insanlara açıkta kalmasınlar diye geçici işçilik veriliyor ama 13 Haziranda iş akitleri feshediliyor. Ne yapacak bu 7 bin insan? Hükûmet o zaman kamuoyu baskıları karşısında böyle bir düzenleme yaptı ama şimdi Van Valisi "Bir şey yapamam, ne hâliniz varsa görün." diyor. Bunların yakarışları ortada; mektuplar gönderiyorlar, seslerinin duyulması isteniyor.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) - Hemen bir fabrika kuralım!

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - Şırnak'ta ilkel koşullarda çalışan madenciler kuyuya iple sarkıtılan el feneriyle, başında kasketle -baret değil kasketle- çalışmak zorunda kalan, açlıkla terbiye edilen Şırnaklı yurttaşlarımız, şimdi bu koşullar kaldırılsın diye… Ocaklar kapatıldı, peki o insanların açlığına, işsizliğine son verildi mi? O insanlar "Termik santral orayı kirletecek." diye karşı çıkıyor, Şırnak halkı. İşte, cezalandırma ve onları boyun eğdirme adına şimdi de ocaklar kapatılarak terbiye edilmek isteniyor. Bu tutum doğru bir tutum değildir.

Somalılara verilen söz yerine getirilmiyor. Özelleştirmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu yaşayan Kütahya Seyitömer Termik Santrali işletmesindeki madenciler, 700 işçi kapıya kondu. Neden? Hak aradıkları için, "İşçi atılmasın." dedikleri için, çay, yemek, su istedikleri için -termik santral işçileriyle eşit ücrete tabi olalım- özelleştirme sonucu orayı satın alan Çelikler Anonim Şirketinin keyfî, kötü muamelesine, küfrüne, kaba muamelesine itiraz ettikleri için, sendikalı olmak istedikleri için.

"Özelleştirme kötüdür, özelleştirme talandır, vurgundur." dedik, şimdi aynı muamele Yatağan, Yeniköy, Kemerköy'deki işçilere yapılıyor. Soma'da olan, Şırnak'ta olan, Kütahya Seyitömer'de olan yarın öbür gün Yatağan'da olacak, onun için işçiler direniyor.

Bakın, değerli milletvekilleri, yukarıda taşeron görüşülüyor, Meclis taşeron çalıştırmaya devam ediyor. Meclis kapısında, DEV SAĞLIK-İŞ üyesi, sağlık emekçisi taşeron işçileri buradaki seslerini duyurmak istediklerinde polis copu, suyu, gözaltısı… Bugün oldu, öğlen saatlerinde, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu'yla birlikte işçiler gözaltına alındı. Aralarında Kocaeli Üniversitesinden atılan 5 tane taşeron işçisi de vardı. Bu kötü muamele sonucu fenalaştılar, Meclis ambulans göndermedi, Numune Hastanesinden ambulans geldi.

Türkiye'nin manzaraları bu değerli milletvekilleri. Konuşacaksak, yasa çıkartacaksak, düzenleme yapılacaksa, komisyon oluşturulacaksa, gelin bunları konuşalım ama, işçiyi daha çok köleliğe, açlığa terk edecek, Alevi yurttaşımıza, Çerkez'ine, diğerine, halklar arası birbirine kışkırtacak düzenlemelere bir son verelim.

48

Orta Doğu kaynayan kazan, Orta Doğu'da mezhepçilik kışkırtılıyor, Orta Doğu'da din siyasete alet edilmek isteniyor; bunların arkasında emperyalist planlar var. Halkların boğazlaşmasına karşı önce kendi ülkemizde halklarımızı bir arada tutmak, sonra da bölünmek, parçalanmak isteyen Orta Doğu coğrafyasında barışı savunmak zorundayız. Bu kimle olur? AKP'yle olmayacağı görülmüştür. O nedenle, Meclis bu işe el koymalı, bu konular burada bütün açıklığıyla görüşülmelidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Kiminle olacak, kiminle?

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Adalet ve Kalkınma Partisi…

III.-YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Evet, yoklama talebi var.

Önerinin oylamasından önce talebi yerine getireceğim.

Sayın Altay, Sayın Acar, Sayın Tanal, Sayın Toptaş, Sayın Özkoç, Sayın Develi, Sayın Akar, Sayın Öner, Sayın Aksünger, Sayın Dinçer, Sayın Işık, Sayın Korutürk, Sayın Güven, Sayın Toprak, Sayın Şafak, Sayın Özgündüz, Sayın Danışoğlu, Sayın Özgümüş, Sayın Canalioğlu, Sayın Güler.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.42

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 108'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

lll- Y O K L A M A

49

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulanamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Deavam)

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin, TBMM İçtüzüğü'nün 5'inci maddesine göre 1 Temmuz 2014 tarihinde tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; Genel Kurulun 1, 8, 15 ve 22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 23 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 593 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1'inci sırasında yer alan, Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla, Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/74, 471, 472, 473, 474 ve 475) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 489 sıra sayılı Raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- İzmir Milletvekili Rıza Mahmut Türmen ve 25 Milletvekilinin; MHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 Milletvekilinin; AK PARTİ Grubu adına Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 Milletvekilinin ve BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/74, 471, 472, 473, 474, 475) (S. Sayısı: 489)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri

50

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, İçişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, İçişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/876) (S. Sayısı: 554) (X)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

19/6/2014 tarihli 106'ncı Birleşimde tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi, maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1'inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE AVRUPA BİRLİĞİ

ARASINDA İZİNSİZ İKAMET EDEN KİŞİLERİN GERİ KABULÜNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN

BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 16 Aralık 2013 tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - Madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk.

Buyurunuz Sayın Korutürk. (CHP sıralarından alkışlar)

51

CHP GRUBU ADINA OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Avrupa Birliği ile Türkiye arasında geri kabul anlaşmasını görüşüyoruz. Geri kabul anlaşmasıyla ilgili olarak Avrupa Birliği Bakanlığı güzel bir broşür bastırmış. O broşür renkli, güzel, her şeyi izah ediyor. İngilizlerin, Anglosaksonların kullandığı bir tabir vardır, "şeker kaplı" derler, şeker kaplı bir broşür. Acıyı şekerle kaplarlar, acıyı yuttuğunuz zaman şekerin tadı gelir, acıyı yutarken anlamazsınız. O broşür de öyle bir broşür. O broşürün neden doğruyu söylemediğini, bu anlaşmanın tümü üzerinde yapmış olduğu konuşmada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu uzun ve çok içerikli bir konuşmayla anlattı. Dinlediniz mi bilmiyorum, dinlemediniz sanıyorum, dinlemediniz herhâlde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Dinlemediler.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) - Dinlememiş olabilirsiniz ama benim size bir tavsiyem var, tutanaklardan bulup bir okuyun. Konuşurken belki yirmi dakika çok cazip gelmeyebilir ama içerik olarak bu anlaşmanın niçin Türkiye tarafından imzalanması gerektiğini, şu aşamada imzalanmaması gerektiğini, hangi yanlışları olduğunu, neleri düzeltmek lazım gelip ondan sonra imzalamak lazım geldiğini anlattı.

Şimdi, bakın arkadaşlar, biz burada Cumhuriyet Halk Partisi olarak yapmış olduğumuz konuşmalarda, kör muhalefet yapıp da sadece eleştirmek için konuşmuyoruz. Bu anlaşmanın yapılmasına da karşı değiliz -yanlış anlaşılmasın- doğru yapılması lazım geldiğini düşünüyoruz.

Hükûmet bunu takdim ederken çok yanlış bir şekilde takdim etti. Kalktı, dedi ki: "Bu anlaşmayı yapıyoruz, bunun karşılığında da üç sene içerisinde Avrupa Birliği bize vizeleri kaldıracak, halkımıza vize müjdesi veriyoruz." Halkımıza vize müjdesi vermiyor bu anlaşma, hiç alakası yok. Anlaşmanın maddelerini okuduğunuz zaman diyor ki: "Üç sene içerisinde eğer düzgün, benim istediğim gibi uyguladığınızı görürsem o zaman vize muafiyeti uygulayayım mı, vize rejimini yumuşatayım mı, o konuyu düşüneceğim, değerlendireceğim, gerekirse bunu oylayacağım." "Gerekirse bunu oylayacağım." dediği zaman, oylama basit oylama değil, nitelikli oylama, üçte 2 oylama gerekiyor.

Avrupa Birliği şimdiye kadar Türkiye'ye, Kıbrıs Türklerine, bizimle iltisaklı olan başka yerlere çok söz verdi. Bunlardan hangisinin yerine getirilmiş olduğunu şöyle bir hatırlamanızı istiyorum. Bu da: "Üç sene bunu bakalım doğru uyguluyor musunuz? Evet, üç sene sonra eğer iyi uyguluyorsanız o zaman biz de bir düşünürüz, size bir kolaylık yapmaya çalışırız." Bu kadar yumuşak, bu kadar bağlayıcı olmayan bir şey söylüyorlar ve biz buna karşılık geri kabul anlaşmasını imzalıyoruz.

Faruk Loğoğlu'nu belki dinlemediniz ama size şunu çok basit olarak ben söyleyeyim; nedir bu geri kabul anlaşması? Türkiye'den Batı'ya, Avrupa'ya ha bire insan geçiyor; yasa dışı, orada oturma izni olmayan insanlar Türkiye'ye geliyorlar, Türkiye'den oraya geçiyorlar. Bu insanları biz kabul etmek mecburiyetinde kalıyoruz bu geri kabul anlaşmasıyla. Eğer Batı Avrupa'nın, Avrupa Birliğinin herhangi bir şehrinde, herhangi bir memleketinde, herhangi bir ülkesinde yasa dışı oraya gitmiş olan bir şahıs yakalanırsa, bu şahsın da yakalandığı zaman Türkiye'den gitmiş olduğu yolunda bir kanaat yakalayanlarda belirirse, bunu ispat etmek mecburiyeti de olmaksızın -çünkü okuduğunuz zaman anlaşmayı görüyorsunuz, ispat da yok bunun içinde- bunu size gerisin geriye gönderiyor. 1 kişiyi göndersin, 3 kişiyi göndersin, 5 kişiyi göndersin, buna insanın itirazı olmayabilir ama, burada gene başka bir muhalefet partimiz adına konuşan bir değerli milletvekili dedi ki: "Her yıl Avrupa Birliğine 500 bin insan yasa dışı göç ediyor ve bu 500 bin yasa dışı insanın da yarıdan fazlası Türkiye'den geçiyor." Biz ayrıca, bazı ülkelerle, şu anda neden yapıldığına benim teknik düşüncemle anlam veremediğim, birtakım vize muafiyeti anlaşmaları yaptık. Dolayısıyla, bize gelen ve bizde kalmak için değil, Avrupa Birliğine gitmek için gelen birçok kimse de Türkiye'ye yasal olarak geliyor, oradan kalkıyor, Batı'ya geçiyor, Batı Avrupa'ya geçiyor. Batı Avrupa'da bunları yakalayacaklar, bunların hepsini Türkiye'ye postalayacaklar.

Türkiye'de zaten büyük bir göç sorunu var. Bu göç sorunu son dönemde Suriyeli göçmenler dolayısıyla büsbütün arttı. Şimdi Türkiye bir göçmen deposu hâline gelecek. Birçok

52

insan kalkacak, buralara gelecek, burada bizim elimizde kalacak çünkü bizim de bunların birçoğuyla, kendi ülkeleriyle geri kabul anlaşmalarımız yok. Buna karşılık Avrupa Birliği bize vize kolaylığı uygulayıp uygulamayacağını iyi niyetle düşünecek, tezekkür edecek, gerekirse oylayacak.

Ama, Avrupa Birliğinin, esas itibarıyla, 1963'ten bugüne kadar süren Avrupa Birliği müzakereleri içerisinde vize muafiyetini çoktan uygulaması lazımdı. Kaldı ki bu geri kabul anlaşmasının yöntemi de, usulü de… Bu anlaşmayı yaptığınız zaman bununla beraber vize muafiyetinin de yürürlüğe girmesi lazım. O kadar da değil, Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine başladığı bütün ülkelerle vize düzenlemesini yapıyor, üye olmak amacıyla müzakereye başladığı bütün ülkelere vize muafiyeti tanıyor, bunun tek istisnası Türkiye. Ona karşılık da bu geri kabul anlaşmasını biz kabul etmiş gözüküyoruz. Bu son derece büyük bir hata.

Bu geri kabul anlaşması tek başına değil, geri kabul anlaşmasının bizim Meclisimizin onayına tabi olmayan bir de "yol haritası" diye bir belgesi var. Dışişleri Bakanı yol haritasının ne olduğunu anlatırken diyor ki: "Türkiye'nin çekincelerini içeren meşruhatlı yol haritası budur, buna göre düzenliyoruz." Türkiye'nin çekincelerini içeren bu meşruhatlı yol haritası anlaşma niteliğinde olmadığı için bir şey ifade etmiyor. Bu bir anlayış muhtırası, mutabakat muhtırası. Dolayısıyla, bağlayıcı bir tarafı çekinceler açısından gözükmüyor ama bunu okuduğunuz zaman bunun içerisinde bir talimatlar dizisi görüyorsunuz Avrupa Birliğinin Türkiye'ye dayattığı "Şunları yapacaksın, bunları yapacaksın." diye bir talimatlar dizisi görüyorsunuz. O mutabakat muhtırası bizim önümüze gelmiyor. Mutabakat muhtırası olduğu için yol haritasını biz onaylamak durumunda değiliz ama onu bir okumanızı tavsiye ederim. Onu okurken bilen arkadaşlarımın Lozan Antlaşması'nın hükümlerini de göz önüne alıp mesela "Ulusal azınlıkların ayrıseçi görmemesi." şeklinde bir talimat varken ulusal azınlığın ne demek olduğunu bir düşünmelerini tavsiye ediyorum. Lozan Anlaşması'nda olmayan azınlık kavramlarının, bu şekilde, resmî hayata Dışişleri Bakanının imzasından geçtiğini de gözden kaçırmamalarını tavsiye ediyorum.

Geri kabul anlaşmasını kabul edeceksiniz, uygulayacaksınız, bundan dolayı memleket büyük sıkıntıya girecek, onda hiçbir şüphe yok. Burada Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan Komisyon Başkanı arkadaşım, meslektaşım "24'üncü madde çok açık, eğer işimize gelmezse feshederiz." dedi. Tabii, kâğıt üzerinde feshedersiniz de feshettikten sonra Avrupa Birliğiyle müzakere sürecini tekrar sürdürme imkânınız olur mu? Olmazsa ne gibi baskılara maruz kalırsınız? Onları da iyi düşünün diye size tavsiye etmeyi düşünüyorum ben de.

Bu, 16 Aralık tarihinde imzalanmış. Bundan bir gün sonra, Sayın Başbakan, 17 Aralık tarihli Milliyet gazetesinde verdiği bir demeçte diyor ki: "Biz Avrupa'ya yük olmaya değil, yük almaya gidiyoruz." İşte, bu, bu anlaşmayı en güzel tarif eden cümle. Bizzat Başbakanın ağzından "Yük olmaya değil, yük almaya gidiyoruz." diyor.

Biz buralarda konuşuyoruz. Söylediğim gibi, Adana Milletvekili Loğoğlu çok açık ve çok sistematik bir şekilde bunun yanlışlarını gösteriyor; okumuyorsunuz, bakmıyorsunuz, dinlemiyorsunuz, bu anlaşmaları yapıyorsunuz. Avrupa Birliğinden bu anlaşmayla alacağınız yükün altından çok zor kalkacağınızı, bu yükün altına hepimizin de birlikte girmekte olduğumuzu burada ben bir kez daha söylüyorum; kayıtlara, tutanaklara geçiriyorum ve hepinizi bir kere daha düşünmeye, karşılığını alamayacağımı bildiğim hâlde bir kere daha düşünmeye davet ederek saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Korutürk.

EROL DORA (Mardin) - Efendim, Lütfü Bey konuşacak, Hasip Bey'den önce

BAŞKAN - Evet, peki.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

53

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel Sayın Bakanla bu kanunla alakalı olarak da istişare ettik, çekincelerimizi bildirdik, çekincelerimiz konusunda bazı izahatlar verdik. Bu izahatlar değerlendirildiğinde, kanunun çok sıkıntılı bir kanun olmadığı şeklinde bir anlam çıkıyor ama birtakım çekincelerimizin deruhte edilmesi henüz sağlanmış değil. Örneğin, bir tanesi şu: Türkiye bu kanunun yasallaşmasından sonra, Avrupa Birliği ülkelerindeki mültecilerin -belki uygun bir tabir değil ama- çöplüğü hâline gelecek. Yani, Avrupa Birliği, kendi ülkelerine gelmiş olan üçüncü dünya ülkelerindeki vatandaşları, "Şu veya bu sebeple Türkiye üzerinden geldi." deyip Türkiye'ye gönderecek. Türkiye bunu mahrecine -yani Gümrük Yasası'nda vardır, mahrecine iade gibi- iade edebilir mi? Geri kabul anlaşması yaptığı ülkelerle yapma imkânı var ama Türkiye üzerinden giden mültecilerin önemli bir kısmı Bangladeş, Somali, Pakistan gibi ülkelerle bizim geri kabul anlaşmamız yok. Velev ki olduğunu düşünüyorum, yarın imzaladığımızı düşünüyorum, bu sefer devreye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi giriyor. Avrupa Birliği ülkeleri, bunları mahrecine, geldikleri ülkeye yani vatandaşları olduğu ülkeye iade etmeyi bilmiyor mu? Biliyor. Maliyeti bir tek uçak bileti. Yani alırsınız Somalili adamı, uçak biletini ödersiniz, ülkesine gönderirsiniz. Ama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi buna mani, Yaşam hakkını kısıtlıyorsunuz diye devreye giriyor ve gönderemiyor. Avrupa Birliği sıkıştığı bir ortamda, Türkiye'nin vize muafiyetini de devreye alarak "Size vize muafiyeti sağlarım." "Nasıl yaparsın?" Buradaki benim mülteci çöplüğümü alın, siz kendi ülkenize götürün. Bakın, Türkiye, Avrupa Birliği kapısında onurunu, gururunu ayaklar altına alarak yıllardır devam ediyor.

Burada Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunda beraber görev yaptığımız arkadaşlar var. En son toplantımızda bizi davet eden Avrupa Parlamentosu Başkanı ve Başkan Vekilinin olmadığı kendi aramızda yemek yemek zorunda kaldık. Yani düşünebiliyor musunuz? Siz bir ev sahibisiniz, davet ediyor, yemek veriyor ama onlardan kimse yok. Biz kendi kendimize yemek yedik. Ben bu minvalde, böyle bir meselenin muhatabı olmamak adına Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyeliğinden istifa ettim. Böyle bir onursuzluğu ben kendime yediremem, ben Türküm. Avrupa'da Viyana kapısına dayanmış bir ecdadın torunuyum. Kalkıp orada bir tane kendini bilmez adamın hem bizi davet etmesi hem de bu davete kendisinin icabet etmemesi karşısında daha fazla dayanamam.

Bunun dışında Avrupa Birliği daha ne dayatıyor bize? Avrupa Birliği birtakım fonlar verecekmiş. Diyor ki siz benim çöplüğüm olun ama ben de size fonlar vereceğim. Türkiye'nin hani ekonomisi bu kadar iyi, bu kadar atladı patladı ekonomi, döviz rezervi, Merkez Bankası. Avrupa Birliğinin bizim mültecileri kabul etme karşısında vereceği fonlara ihtiyacımız olduğunu belli eder bu kanun yani o fonlara bizim ihtiyacımız var, ekonomik açıdan değerlendirin bu hadiseyi.

Sayın Bakan 2 bin adam ne yapar ki dedi. Doğru, kendisine göre öyle bir rakam çıkartmış. Ama biraz evvel Sayın Korutürk bir rakam verdi. 500 bin Avrupa'ya giden mülteci var, bunun da yüzde 50'si Türkiye üzerinden gidiyor. 250 bin, çoğu Bangladeş, Somali, Afrika kökenli mültecinin Türkiye'ye geldiğini düşünün her yıl. Dört yıl, 1 milyon kişi. Bakın, Suriyeli 1 milyon kişi var Türkiye'de. Türkiye'nin demografik yapısı farkına varmadan ciddi ciddi değiştiriliyor. 1 milyon Suriyeli mülteciyi insan hakları adına, Müslümanlık adına aldık; şu anda 1 milyon aramızda. Kaynağı belli olmayan, kimliği belli olmayan, nerede yaşadığı, ne yaptığı belli olmayan, bu ülkenin kültürüyle bağdaşmayan 1 milyon insanı bu coğrafyada barındırıyoruz.

Türkiye bir taraftan yurt dışına kendi insanlarını ekmek aramak için gönderirken 1 milyon işsiz adamı kendi aramızda barındırıyoruz. Bu, Türkiye'de yaşayan insanların asayişiyle alakalı, Türkiye'nin güvenliğiyle alakalı. Türkiye'de yarın öbür gün toplumsal terör olaylarının kaynağında bu insanların kullanılmayacağını kim garanti eder bize? Yarın öbür gün tekrar Avrupa'dan Türkiye'ye gelen bu üçüncü dünya ülkelerindeki vatandaşların aynı şekilde Türkiye'de bu tip hadiselerde kullanılmayacağını kim garanti edebilir bize? Hiç kimse.

Geçen gün televizyonda izlediniz, bir seyahat acentesi silahla basılıyor gündüz vakti, 2 siyahi insan soyuyor çıkıyor. Münferit bir hadise olarak değerlendirebilirsiniz ama bu sayı çoğaldıkça Türkiye gibi metropolleri çok fazla olan bir ülkede asayişi sağlamakta zorluk çekersiniz. 250 bin kişiden bahsediyoruz. Dört yıl olduğu zaman 1 milyon kişi, 1 milyon da Suriyeli var.

Bu Suriyelileri geri göndermeyi düşünüyor musunuz Sayın Bakan? Var mı böyle bir planımız? Belki muhatabımız siz değilsiniz ama Dışişleri Komisyonundan Komisyon Başkanı

54

orada. 1 milyon Suriyeli var. Hangi şartlarda bunlar Türkiye'yi terk edecekler? Nasıl terk edecekler? Böyle bir planı da yok Türkiye'nin. Sadece açtık kapıları.

Biraz evvel Sayın Oktay Vural çok güzel bir şey söyledi: "Türkiye'nin kapıları kevgir olmuş. Burada hiç olmazsa gelen adamların kaydını tutacağız. Türkiye'ye giren çıkan belli değil." diyor. Hakikaten öyle, Türkiye'nin kapıları kevgir olmuş. Suriye'den, İran'dan, Irak'tan isteyen buraya geliyor. Türkiye onlar için artık bir yaşam alanı, yaşadıkları bir ülke ama Türkiye'nin şartları ve imkânları bu ülkeden gelen insanları barındıracak durumda değil ne ekonomik açıdan müsait ne de fiziki açıdan müsait.

Biraz evvel söylediğim endişemi de tekrarlıyorum: Türkiye'nin demografik yapısı ciddi ciddi değiştiriliyor.

Türkiye, kendini, Türk milletini oluşturan unsurların yaşadığı bir ülke. Bu demografik yapının değişmesi beni çok rahatsız ediyor diye eleştirenler olabilir. Almanya yaklaşık on beş yıldır kendi ülkesinin demografik yapısının değişmesine karşı ciddi önlemler almaya başladı. Almanya'nın endişe duyduğu bir ortamda, benim, bir Türk vatandaşı olarak Türkiye'nin demografik yapısının değişmesinden rahatsız olmamı çok yadırgamamaları gerekiyor. Türkiye'nin demografik yapısının değişmesi, Türkiye'nin üzerinde oynanan birtakım oyunlarda bu demografik yapının da aleyhine kullanılabileceği intibası yaratıyor bende. Bu bir paranoid şüphe değil, bu ciddi bir tespittir. Bu tespitime de katılır mısınız, katılmaz mısınız bilmem Sayın Bakan ama bu tespitimi de lütfen göz önünde bulundurun.

Bu konudaki çekincelerimizi ben size anlatmaya çalıştım. Umarım, aklınızın bir tarafına yazarsınız, zira, yasayı geçirmekte Füle'nin burada olması sebebiyle acele ediyorsunuz. Aynı Füle; işte, Avrupa Parlamentosunda bizi yemeğe davet edip kendisi gelmeyen bir adamdan bahsediyorum. O Füle'ye de jest yapmak için, Parlamento bu kadar sıkı çalışmanın arasında Avrupa Birliğinin dayattığı geri kabul anlaşmasını buraya getirmiş.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Türkkan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 554 sıra sayılı Geri Kabul Sözleşmesi, uluslararası…

Dikkat edin, bu Meclise gelen teknik, uluslararası sözleşmeleri bütün parti grupları olarak biz ülke çıkarına gördüğümüz zaman, üzerinde uzlaşarak çıkarmışızdır ama bu, farklı arkadaşlar. Burada muhalefetin 3 parti grubu da bu sözleşmeye muhalefet şerhi koymuştur. Geri kabul sözleşmesi bir neokolonialist sözleşmedir arkadaşlar, çok açık ifade ediyorum. 1950'den beri Türkiye, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi yolunda ve bugüne kadar da müzakere sürecinde bir ülkedir. Efendim, burada "Vize muafiyeti sağlamak için." Böyle bir şey olabilir mi? "Vize muafiyeti sağlamak için." Vize muafiyeti bu şekilde sağlanmaz. Eğer vize muafiyetinin ne olduğunu anlamak istiyorsanız, diplomatlarınızın hangi ülkelerin kapılarında, nasıl ezdirildiğini, nasıl horlandığını, nasıl zorlandığını, diplomatik pasaport taşıyan milletvekillerinizin dahi geçişlerde nasıl sorgulandığını, hırpalandığını biraz bilip ona göre hareket edeceksiniz.

Bu, 23 ve 24'üncü faslın, Avrupa Birliği müzakere sürecinde yani adalet, güvenlik, özgürlükle ilgili faslın açılış nedeni de olamaz. Evet, Türkiye'nin konumu kolay değil. Türkiye'de şu an, Suriye'deki yanlış dış politika nedeniyle 1 milyonun üstünde mülteci var, 1 milyonun üstünde. 1 milyonun üstündeki bu mültecinin 250 bini çadırlarda, konteynerlerde ama diğerlerinin nerede olduğunu devlet bilmiyor. Bakın, dikkat edin, İstanbul'dan Ankara'ya, Ankara'dan İzmir'e, Ege Denizi'nde kaçak kayıklarda, gemilerde sahile vuran cenazeler… Hepsi işte, Asya'dan Avrupa'ya bir köprü gibi stratejik konumu olan Türkiye üzeri geçişlerin noktasıdır.

55

Ama şunu biliyoruz biz: İnsan ticaretinde, insan kaçakçılığında insanların geçirilmesinde Türkiye'nin imzaladığı sözleşmelerin dışında, cezai hükümleri olan maddeler var ve o hükümlerde zaten Yunanistan yakaladığı zaman Türkiye'ye iade ediyor, İtalya yakaladığı zaman Türkiye'ye iade ediyor, Bulgaristan yakaladığı zaman Türkiye'ye iade ediyor ve hükümler var. Şimdi, bunu getiriyorsunuz Avrupa Birliğiyle yapıyorsunuz.

Bakın, Türkiye'de bu konuya duyarlı kuruluşlar var, sivil toplum örgütleri. Mülteci Hakları Koordinasyonu bu konuda 15 sayfalık bir deklarasyon hazırlamış ve burada çok ciddi bir şekilde dikkat çekmiş. Bu kuruluşlar "Bu geri kabul anlaşmasını imzalamayın." diyor, imzalamayın çağrısı yapıyor çünkü bunun Türkiye'ye korkunç yükümlülükler getireceğini... Şöyle düşünün: "2 milyon 700 bin seçmenim var." diyorsunuz -Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak- 7 milyona yakın yurttaşınız Avrupa'da yaşıyor ve onların çocukları orada; kiminin yurttaşlığı var, kiminin oturması var, kimisi yeni evlenmiş. Oradaki kendi yurttaşlarınızı geri dönüşle karşı karşıya bırakıyorsunuz, geri dönüşle. Geliyor Türkiye'ye, Anadolu'dan evleniyor ve evlendiği zaman gidiyor, 2 çocuğu oluyor Almanya'da, onları Türkiye'ye geri döndürme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyorsunuz. Bunun insan hakları açısından hukuku vardır, uluslararası hukuk açısından vardır, mülteci hakları hukuku açısından vardır.

Şimdi, soruyorum size: Türkiye'nin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne koyduğu çekince, arkasından 67 no.lu Protokol'le sürdürdüğü "Sadece Batı'dan gelenler Türkiye'de mülteci olabilir." Doğu'dan gelenler; Kürt, Türkmen, Arap, farklı halklar, Azeri -farz edin ki Azerbaycan'dan- bunlar Türkiye'ye geldiği zaman mülteci statüsü yok bunlara. Bu ne ayrımcılıktır, bu ne kafadır arkadaşlar? Hangi çağda yaşıyoruz? Peki, o zaman 1 milyon Suriyeli mülteci senin topraklarında nasıl yaşıyor? Mülteci konumu, hukuku yoksa, mülteci hukuku olmayan bir konuda Birleşmiş Milletler bu konuya nasıl müdahale edebilir? Yok.

Şimdi, bakın, bu sivil toplum kuruluşları; Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, KAOS-GL Mültecilerle Dayanışma Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi. Çok açık, bu vize muafiyetine yönelik diyalog başlatılmasına yeşil ışık yakmasından sonra, daha önce 2011 Şubat ayında müzakereleri tamamlanmış olan geri kabul anlaşması metninin paraflandığından bahsediyor. Şimdi, soruyorum size: Siz, gümrük birliğini de 1995'te imzaladınız. Ticaret yaptığınız zaman Avrupa Birliği Merkez Bankasına vergi yatırıyorsunuz ve dolaylı olarak Amerika'da, başka yerde bu vergiyi yüklenmiş olarak mallarınız dolaşıma açılıyor. Şimdi, onun külfetini çekiyorsunuz ama müzakere sürecindesiniz, hâlâ kimse sizi almıyor. Bunu düşünmek lazım. Avrupa Birliği artık demokrasiyi, özgürlükleri değil, güvenliği esas alan bir projeyle geliyor.

Şu sözleşmeye bakarsanız arkadaşlar, çok çok tehlikeli şeyler göreceksiniz. Siz mesela Danimarka Krallığı'ndan ya da Birleşik Krallık'tan, onların koyduğu çekincelere bir göz atarsanız, onlar bile özgürlük ve güvenlik, adalet alanlarına ilişkin pozisyonlarda çekince koymuşlar. Şimdi, buradan baktığımız zaman geri kabul anlaşmasıyla ne yapacaksınız? Türkiye üzerinden Avrupa'ya giden mültecilerin "-yüzde 50" dedi arkadaşlar ama değil- yüzde 65'i Türkiye üzerinden gidiyor arkadaşlar. Türkiye bir geçiş ülkesidir ve Türkiye üzerinden giden herkes yakalandığı zaman Türkiye'ye gönderilecektir ve bütün masrafı Türkiye yüklenecektir. Geri gönderilen mültecilerin konumu Türkiye'de ayrı bir sorun olarak karşınıza çıkacaktır.

Şimdi, bunu bir vize muafiyetine bağlamak ne kadar doğru? Yanlış arkadaşlar. Vize muafiyetinde "karşılıklılık" diye bir kural var. Hele bir çıkın, bakın, Allah aşkına, VIP salonlarınız yol geçen hanına dönmüş. VIP salonundan IŞİD geçiyor, El Nusra geçiyor, El Kaide geçiyor, konsolosluğun alt kademesinden üst kademesine kadar herkes geçiyor. Siz bir milletvekili olarak onların VIP salonundan geçebilir misiniz? Geçemezsiniz. Siz, kime ne dersi vereceksiniz? Gurur, onur, yüce, büyük ekonomi, büyük devlet… Hikâye bunlar, vazgeçin. Vizelerde kapılardasınız, dolaşımda kapılardasınız, Avrupa Adalet Divanındaki mahkemelerde kapılardasınız ve imtiyazlı ortaklıkla sınanan bir kapıdasınız. Bunun nedeni de 12 Eylül darbesinin Anayasası'yla hâlâ yönetiliyor olmak, bu ülkede adaletin olmayışı, bu ülkede eşit yurttaşlığın olmayışı, bu ülkede demokrasinin olmayışı, bu ülkede insan hakları karnesinin zayıf oluşu, bir de bunun üzerine böyle bir külfet getirip bu ülkenin üstüne koyma hakkınız yok. Bunun getirisi yok, boşuna. Bu sözleşmeyi çekin.

Geri kabul sözleşmesiyle ırkçılığın ayyuka çıktığı, küresel krizde Antiislamcılığın arttığı bu krizler döneminde siz önce baltayı kendi ayağınıza vurursunuz, önce sizin vatandaşlarınızın geri kabule takılacağını unutmayınız. Kendi ülkenizden giden mülteciler, azınlıklar, Türkler,

56

Kürtler hepsi bu tehdidin altında kalacaklar ve hiçbir garantileri olmadan her gün kapı dışarı, sınır dışı edilebilir tehlikesi altında kalacaklar. Bunun vebali AK PARTİ'de olacaktır, uyarıyoruz. Bu sözleşmeyi geri çekin, biraz daha düşünüp, biraz daha tefekkür edelim, konuşalım bu konuyu.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Şahsı adına Tokat Milletvekili Reşat Doğru? Yok.

Hükûmet adına Avrupa Birliği Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu.

Buyurunuz Sayın Çavuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği sürecinde önemli bir anlaşmayı müzakere ediyoruz. Tabii ki böyle bir anlaşma üzerinde farklı görüşlerin olması doğal ama burada önemli olan, gerek anlaşma metninin içeriği, gerekse bazı rakamlar konusunda doğru bilgileri vermek hem bizim hem de muhalefet partisindeki arkadaşlarımızın görevidir.

16 Aralık 2013 yılında bu anlaşma imzalandı ve Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği kurumları tarafından da onaylandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da inşallah bugün onaylandıktan sonra yaklaşık üç yıl sonra uygulamaya geçecek bir anlaşma.

Niye üç yıl? Çünkü bu üç yıl içinde alınması gereken tedbirler var, Türkiye'nin alması gereken tedbirler var, Avrupa Birliğinin alması gereken tedbirler var özellikle sınır güvenliği ve kaçak göçle mücadeleyle ilgili. Yine, Türkiye'nin gerek pasaport gerek iç güvenlikle ilgili atması gereken adımlar var ve bazı adımları da Avrupa Birliği ile Türkiye birlikte atacak. Bu tüm çalışmalar yaklaşık üç yıl süreceği için, öyle tahmin edildiği için üç yıl sonra uygulamaya girecek bir anlaşma. Bu süreçte Avrupa Birliği de Türkiye'nin atması gereken adımlar konusunda fonlar da aktaracak, bu fonlardan da faydalanacağız.

Avrupa Birliğinin bu üç yıl içinde… Biraz önceki çok değerli konuşmacı Sayın Korutürk'ün "Türkiye'ye talimat verir gibi 'İşte, şunları şunları yap.'" dediği şeylere baktığınız zaman, Türkiye'nin iç güvenliğiyle ilgili tedbir alınması zaten hepimizin en büyük arzusu. Pasaport çalışması zaten Hükûmetimizin yapmakta olduğu bir çalışma. Sınır güvenliği ve kaçak göçle mücadele hem Türkiye'nin bir sorunu hem de Avrupa Birliğinin bir sorunu. Dolayısıyla, bu konuda tedbir alıyoruz, almaya da devam etmemiz lazım; bazılarını da Avrupa Birliğiyle birlikte almak daha sağlıklıdır çünkü bugün kaçak göçle mücadelede ülkeler tek başına başarılı değildir, hatta uluslararası örgütler de başarılı olamamıştır. O nedenle bu iş birliğinin önemi var.

Şimdi, göç olgusu, bugün en çok tartışılan konulardan bir tanesi. Bugün göçmen akışı ya da yasa dışı göç özellikle, göçmen akışı engellenemiyor, engellenemez de. Önümüzdeki on yıl, yirmi yıl Avrupa'nın en çok ihtiyaç duyacağı konu da yaşlılıktan ve nüfus azalmasından dolayı yeni göçmenlerin Avrupa'ya gelmesidir. Sürdürülebilir bir ekonominin ve toplumun sağlanabilmesi için, şu andaki istatistiklere göre, Avrupa Birliğinin göçe ihtiyacı var.

Ha, burada nedir önemli olan? Kaçak göçle mücadele, kontrollü göçün sağlanması. Zaten Avrupa Birliği ülkelerine giren göçmen sayısına ya da kaçak göçmenlerin iadesiyle ilgili rakamlara baktığımız zaman da, bunların birçoğunun değişik sebeplerle Avrupa Birliği ülkelerinde yer aldığını görüyoruz.

Şimdi, bu anlaşma neticesinde, üç yıl sonra bu anlaşma yürürlüğe girdiği zaman belli bir makul süre içinde de vize serbestisi başlayacak yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları serbest, vizesiz dolaşım hakkı elde edecekler. Bu, azımsanacak bir hak değil. Burada Avrupa Birliğinin çifte standardını, Avrupa Birliğinin mahkeme kararlarını uygulamadığını görüyoruz. Özellikle

57

 
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

TBMM Gezi ve Rehberlik

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, TBMM rehberlik online kayıt sistemine başvurunun ardından, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki