Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
21. Dönem 4. Yasama Yılı
99. Birleşim 14/Mayıs /2002 Salı
Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Tutanak toplam 153 sayfadır.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 29. - 3.6.1949 tarihli ve 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.

14. Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddî ve manevî zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri.

BAŞKAN - 29 uncu madde üzerinde ilk söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş'ın.

Buyurun Sayın Yalçıntaş.

AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; önemli bir kanun görüşülüyor.

Bu görüştüğümüz madde de, bu kanunun genel esprisinin tabiî bir uzantısı. Bu genel espri "cezalandıralım, ağır maddî cezalar koyalım, nefes aldırtmayalım..." Peki, bu maddede ne deniliyor: İşte, bu meyanda da tazminat meselesi ortaya çıkarsa, bu da gider olarak yazılmasın...

Bu espri içerisinde, tabiî, insanın aklına şu sual geliyor -ben epey araştırdım, bir türlü kesin bir malumat elde edemedim- bu yasa nereden kaynaklandı ve bunu ilk hazırlayanlar kimler? Kim olursa olsun, sivil düşünce, demokrasinin sağlıklı bir biçimde işlemesini sağlama gibi endişesi olmayan ve efendim, üç kişiyi köprüde sallandıracaksın, işler halledilecek. Evet, maalesef öyle; çünkü, bu yasayı uzun uzun, defalarca -işte, Sayın Komisyon Başkanımız burada- Anayasa Komisyonunda görüştük ve ilk görüşmesinde bunun reddedileceğini, bir, iki, üç, beş, saydık Sayın Başkanım. Nerede olsa reddedilirdi; çünkü, çoğulculuk prensibi, hür basının kendini ifade etmesi için gereken şartları ortadan kaldırıyor. Kaynaklandığı yer; basit, o çok kolay bulunur; hele, bendeniz gibi İstanbul'da yaşamış ve bu işlere şu veya bu şekilde girmiş bir insan için ve Mecliste bulunanlar için çok açık; omurgasını teşkil ediyor. O da ne; bazı kartelleşmiş şirketlerimizin böyle bir yasayı çıkarmadaki ısrarları senelerden beri. Birkaç defa reddedildi; Sayın Başkanımız, Başbakanımız çok iyi bilecekler, sizler de çok iyi bileceksiniz; birkaç defa bu reddedildi, sonunda, bu şekilde getirildi. Ana omurga budur; tekelleşmiş sermayenin kendi çıkarlarını, tekelleşmeyi, kartelleşmeyi daha da artırıcı bir tarzda, lejislasyona, bir hukukî çerçeveye oturtmak...

Arkadaşlar, tekelleşme, kartelleşme niçin mahzurlu; neden, Amerika Birleşik Devletleri gibi bir yerde dahi, bazı şirketlerin, bazı finans kuruluşlarının en üst derece yöneticilerinin bu sebeple hapishanelere gönderildiğini... Bu, elbette tüketiciyi korumak, sosyal endişeler; fakat, demokrasiyi korumak için de şarttır.

Ben, size, ufak bir hatıramı birkaç cümleyle söyleyeyim: Seneler önce, İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Avrupa'da, her ülkeden birkaç kişiyi -herhalde bizi de alakalı gördü- Londra'ya ve güneye Exeter Şatosuna davet etti, bir beyin fırtınasına. Parlamentoda parlamento reformuyla vazifelendirilmiş İşçi Partisi üyelerinden Crossman geldi, dedi ki: "Biz -çok kısa geçiyorum- endüstriyi, demokrasiyi hallettik; fakat, karşımızdaki problem, medyanın demokrasiyi tahrip edecek çapta girişimlerde bulunması; bunu halletmeye çalışıyoruz." Nerede; İngiltere'de; yani, demokrasinin beşiği bir yerde.

Usul hataları yapılıyor. Usul hatalarının başında, bir zümreye, bir gruba büyük bir ekonomik ve siyasî güç kazandıracak bir yasa hüviyeti almış. Daha önce reddedildi; onlara girmiyorum, vakit yok. Bu ufak zümrenin, bu ufak grubun kim olduğu da şurada değil, söylenemiyor; şu kapının arkasında herkes birbirine söylüyor; filanca grup, filanca insanlar... Şimdi, burası -büyük bir hatadır- bu Meclis, bilinen zümrelere, bilinen firmalara bir şey kazandırma Meclisi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - İkinci hata, Cumhurbaşkanının ret gerekçesini -onları biz zaten komisyonda, uzun uzun, bir, iki, üç, beş diye konuşmuşuz; zabıtlarda var, isteyen gider görür- keenlemyekûn addediyoruz. Bu Cumhurbaşkanını bu Meclis seçti. Burada, hissî bir şey içine giriyor; yani, zıtlaşmanın ötesinde "biz seni seçtik; sen, bizim reyimizle kabul ettiğimiz bir kanunu reddediyorsun, öyle şey olur mu; dikkate bile almayız, keenlemyekûn addederiz, üzerinde dahi konuşmayız ve tekrar sana iade ederiz..." Şuradaki hissîliğe bakınız, buradaki, uzlaşma dışındaki demokratik düşünce noksanlığına bakınız. Tabiî, bununla kalmıyor. Ben, yine, üzülerek söylüyorum ki -bir başka, ama, belki biraz şahsî- bir edip, bir şair, bir sanatkâr Bakanın, bir yazar, bir fikir adamı Bakanın bu işi deruhte ettiği bir anda oluyor; Sayın Yılmaz Karakoyunlu'nun. Acaba, on onbeş gün için bir transfer olmaz mıydı?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Yasaya karşı çıkıyor Sayın Bakan.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Yani, Yılmaz Beyefendinin, bu sıfatları hakkıyla hak etmiş bir kişinin, bir ay kadar bir başka mesuliyeti alıp, herhangi bir bakanımızın, bu işlere müheyya olan bir bakanımızın orada oturarak... Bu yasanın çıkarılması için karar verilmiş; öyle görüyorum. Başlangıçta şaşırdım; sizler, son zamanlarda, çok şükür, söz alıyorsunuz; iktidar partilerimiz hiç söz almıyor, susuyorlar. Muhalefet "hadi konuş, konuş" diyor, muhalefet de konuşuyor, reyler kalkıyor.

BAŞKAN - Efendim, lütfen sonuçlandırır mısınız; 2 dakika oldu.

131

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa