Konu:Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Standardizasyon, Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğünün 5.4.1.10 Maddesinin Tadiline İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:59
Tarih:16/03/2021


Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Standardizasyon, Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğünün 5.4.1.10 Maddesinin Tadiline İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bir dizi uluslararası anlaşma görüşüyoruz. Uluslararası anlaşmaların çatısını oluşturan küresel düzende de pek çok gelişme bir yandan yaşanıyor ve ülkemizi de derinden etkiliyor. Bunların bir tanesi de teknolojik gelişmeler. Bu teknolojik gelişmeler küresel rekabet ortamını yeniden şekillendiriyor, üretim ilişkileri değişiyor. Bu gelişmeler dijitalleşme, yaygınlaşan yapay zekâ uygulamalarıyla ülkemizde de esasında derinden etkiler yaratmaya başlamış vaziyette. Çalışma yaşamının geleceği yeniden şekilleniyor, üretimin coğrafyası değişiyor ve üretim mekânlarımız değişiyor. Birinci yılını doldurduğumuz Covid-19 salgını da esasında bu süreci hızlandıran bir etken oldu. Uzaktan çalışma veya bir başka tabirle evden çalışma da günden güne yaygınlaşıyor. Hem ülkemizde hem de küresel olarak uzaktan çalışma biçiminin kalıcı hâle geleceği ve pek çok iş yerinin bu yönde adım attığını da iş yerlerinin kendileri açıklıyor ama ne yazık ki uzaktan çalışmayı düzenleyen mevzuatımız böyle çalışanların sosyal ve ekonomik haklarını korumaktan çok uzak. Oysa çalışma yaşamının geleceği şekillenirken çalışanları bu yeniliklerin getirebileceği bütün olumsuzlardan korumak, haklarını korumak ve bu sonuçların bertaraf edilmesini sağlamak da siyasetin ve özellikle iktidarın sorumluluğu. 2016'da İş Kanunu'nun 14'üncü maddesine bir kanun değişikliğiyle uzaktan çalışma modeli eklenmişti; yasa, uygulamanın detaylarının yönetmelikle belirleneceğini söylüyordu, yıl 2016. Yasa bunu söylemesine rağmen beş yıldır, yani yıllardır yönetmelik bir türlü yayınlanmadı. Bu süre zarfında uzaktan çalışmanın detayları da işverenlerin keyfine göre şekillendi. Keyfî düzen, tam da iktidarın istediği gibi çalışanların aleyhine gelişen ve işverenin keyfine göre şekillenen. İktidar bunu da görmezden geldi. İşverenler, çalışanlarla evden çalışmaya ilişkin yazılı hiçbir sözleşme yapmadılar. Bu da çalışma sürelerinin belirsiz olmasına, gece yarısından sabahın erken saatlerine kadar, esasında işin, hayatın ta kendisi ve onun ötesine taşan bir gerçeğe dönüşmesine sebep oldu. Evden çalışınca mesai ve zaman kısıtları ortadan kalktı. Sanki hiçbir sınır ve çalışanın da hakkı yokmuş gibi davranılmaya başlandı. Oysa haftalık yasal çalışma süresi kırk beş saat. Uygulandı mı? Hayır. Denetlendi mi? Hayır. Peki, ya çalışanların dinlenme hakkı, ulaşılamama hakkı? Belki haberiniz bile yoktur; bir işçi günde on bir saatten fazla çalıştırılamaz, üstelik de kesintisiz olarak on iki saat dinlenme hakkı vardır, ulaşılamama hakkı vardır çünkü işçi de insan olarak herkes gibi dinlenmeyi hak eder ve ihtiyaç duyar. Geldiğimiz noktada uzaktan çalışma modeli, bu en temel hakkı, insan hakkını, dinlenme ve ulaşılamama hakkını bile ihmal etmenin bahanesi oldu. Üstüne bir de iş yerinde yaşanan dayanışmanın, iş yerinde yaşanan sosyalleşmenin de koptuğu düşünülürse esasında evden çalışmanın ve uzaktan çalışma koşullarının ne derece ağır fiziksel ve ruhsal sorunlara yol açabileceği de çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor. Sürekli bilgisayar başında hazır bulunması gereken, arka arkaya makine gibi iş üretmesi beklenen, hayatta başka türlü hiçbir ilişki kurmasına imkân verilmeyen insanlardan bahsediyoruz. Umursuyor musunuz? Yo, pek öyle gözükmüyor. Oysaki umursamak zorundasınız.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 14'üncü maddesi meslek hastalığını çok açık bir biçimde tanımlıyor: "Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir." İş stresi altında, eve kapanmış şekilde ve her an ulaşılabilir olma yükümlülüğü ve stresi altında çalışanlar depresyon, anksiyete gibi çeşitli psikolojik rahatsızlıklarla yüzleşiyorlar. Bu rahatsızlıkların meslek hastalığı olarak ele alınmasını sağlamak ise siyasetin ve en önemlisi iktidarın görevi.

Uzaktan çalışma boyunca işverenler sadece daha uzun çalıştırma imkânına kavuşmadılar, fiziksel bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğü de ortadan kalktı. Dolayısıyla, yemek maliyeti, servis maliyeti, ofis kira maliyeti gibi işveren açısından maliyet yükleri ortadan kalkmış oldu. Peki, ortadan kalkan bu üretim maliyetleri kimin sırtına yüklendi? İşveren rahatladı ama çalışanların sırtına yüklendi. Kanun gereği, işverenlerin uzaktan çalışma esnasında ortaya çıkan masrafları karşılaması şarttır. Kanun bunu söylüyor. Peki, denetlediniz mi? Hayır, elbette denetlemediniz. Evden çalışan işçinin artan elektrik faturasını, artan su faturasını, artan doğal gaz faturasını, artan internet faturasını, bilgisayarla ilgili masraflarını, yemek parasını kim ödedi? Çalışanlar ceplerinden ödediler. Denetlediniz mi? Hayır, elbette hayır. Bakın, şu an en büyük hissedarı Türkiye Varlık Fonu olan bir iletişim operatörü şirketinde çalışan genç bir çağrı merkezi çalışanı şöyle söylüyor: "Uzaktan çalışmayla birlikte bize verilen günlük 15 lira yemek parası 5 liraya düştü, yol ücretimizin yatmayacağı söylendi. Pandemiden önce imzaladığımız sözleşmede verilen haklarımız geri alındı. İşsiz kalma korkusuyla yeni sözleşmeyi imzalamama lüksümüz olmadığının da farkındalar." Peki, bu farkındalığın acaba size yansıması var mı? (CHP sıralarından alkışlar) Bu çağırıyı duyuyor musunuz? Elbette hayır, üstelik, toplumsal ve ekonomik her meselede olduğu gibi, burada da toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren bir gerçek daha ortaya çıktı. Uzaktan çalışma modeli en çok da kadın emekçileri etkiledi. Zaten bütün ev içi bakım sorumluluğu omuzlarına yüklenmiş olan kadınların işi bir kat daha arttı; iş, ev âdeta birbirinin içine girdi. Bakın, bir kadın emekçi uzaktan çalışma deneyimini nasıl anlatıyor: "Kamerayı, sesi kapatıp kucağımda çocukla pek çok "Zoom" toplantısına katıldım. Bir yandan tencereyi karıştırıp bir yandan e-posta yazdım. Bulaşık yıkarken WhatsApp'tan gelen acil soruları çokça yanıtladım. Neredeyse her gün gece yarısına kadar çalışıyorum. İşveren evde olmanın bize çok rahat geldiğini düşünüyor ancak işimiz çok daha zorlaştı." Anlatılanı duyuyor musunuz? Elbette hayır. Uzaktan çalışmayla hem iş yükü hem de ev içi sorumluluklar altında ezilen kadınların yükünü azaltmak için herhangi bir plan düşündünüz mü? Pek öyle gözükmüyor.

Tüm bunlar olurken, yıllardır bir türlü yayımlanmayan yönetmelik yine yayımlanmadı, ta ki pandeminin gölgesinde bir yıl devrilene kadar. Çalışanların, emek örgütlerinin, sendikaların, biz vekillerin çağrıları sonunda bir karşılık buldu; partimizin de uzaktan çalışmayla ilgili verdiği önergeden sonra bir hafta içerisinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Uzaktan Çalışma Yönetmeliği nihayet yayımlandı. Yayımlandı yayımlanmasına ama yönetmelik hiçbir şeye benzemiyor, yeni bir yönetmeliğe ihtiyaç var. Bilinçli olarak çalışan lehine hiçbir tedbir bu yönetmelikte yok. İşçiyi tamamen işverenin insafına bırakan düzenlemeler var ve üstelik, iş hukukunun temel ilkeleriyle çelişen düzenlemeler var. Öncelikle, bu yönetmelik hazırlanırken sendikalar dinlenmeliydi, çalışma yaşamına ilişkin faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşları dinlenmeliydi, emekçiler dinlenmeliydi ama maalesef, öyle olmadı çünkü emekten yana olmayan açık bir tercihiniz var. Bu yönetmelik düzenleme yapmıyor, uygulamayı işveren ile işçi arasında bir sözleşmeye bırakıyor yani işverenin insafına bırakıyor.

Değerli arkadaşlar, iş ilişkisi eşit bir ilişki değildir. İş ilişkisinde bir taraf zaten ekonomik olarak bağlıdır, zaten bu yüzden iş hukukunun temel hedefi dengede olmayan bu ilişkide emekçi lehine koruyucu tedbirler almaktır. Ülkemizde şu an 10 milyon işsiz var. İşi olan kod 29 tehdidiyle karşı karşıya, işçiler tazminatsız işten çıkarılıyorlar. Bu, böyle sallanırken insanların üzerinde şimdi, hiçbir şeyi eşit olmayan taraflar arasında sanki eşitlik varmışçasına bir sözleşme yapılması işi çözecek diye düşünülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) - Çok teşekkür ederim.

Tarafların güçleri eşit olmayınca ortak kararlaştırma olmaz. Tarafların güçleri eşit olmayınca güçlü olan fiili durumu dayatır zaten. İşte, bunun için hukuka ihtiyaç var, bunun için düzenlemeye ihtiyaç var ve düzenlemelerin yoruma açık olmayacak biçimde emekçinin hakkını koruyor olmasına ihtiyaç var. Oysa, bu yönetmelikte bol bol tırnak içerisinde "aksi kararlaştırılmamışsa" ifadesi var. Kim kararlaştıracak? Hangi güç dengesiyle kararlaştıracak? Yönetmelikte, zorunlu nedenlerle uzaktan çalışmaya geçildiğinde işçinin onayının aranmayacağı belirtiliyor. Bu hüküm kanunun bugünkü hâlinden bile geride. Çok açık ki yeni bir yönetmeliğe ihtiyaç var, çok açık ki iktidarın değişmesine ve iktidardaki siyasi tercihlerin değişmesine ihtiyaç var. Biz, mutlaka bu düzeni değiştireceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Teknolojinin sömürünün değil insan hayatını iyileştiren bir unsur olmasının güvencesini de biz sağlayacağız.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)