Konu:2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:31
Tarih:12/12/2019


2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

İYİ PARTİ GRUBU ADINA TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bütçesine baktığımızda Sosyal Güvenlik Kurumuna yıl içinde yapılan aktarmalarla birlikte ülke bütçesinin yarısını kapsadığını görüyoruz. Denetimsizlik, artan işsizlik oranı ve sayıları, her geçen gün artan göçmenler, yanlış uygulamalar nedeniyle SGK'deki açık arttıkça artıyor. Aynı doğrultuda genel bütçeden SGK'ye yapılan transferler de artıyor. Son on yılda bütçeden SGK'ye 1 trilyon liraya yakın transfer yapıldı yani sosyal güvenlik sistemimiz alarm veriyor. İktidar da bunun farkında ve yaşanan sorunlara kılıf arıyor. Mesela, iktidara göre, Sosyal Güvenlik Kurumunun bütçesinin bu kadar açık vermesinin nedenlerinden biri hastaların son teknolojik sağlık ürünlerini kullanmak istemesi, bir diğeri ise aktif ve pasif sigortalı arasındaki dengesizlik yani çalışan sigortalılar ile çalışmadan sosyal haklardan yararlananlar arasındaki dengenin olmaması.

Bize göre ise sosyal güvenlik ve sağlık sisteminde yaşanan sorunların nedeni yönetilememe, denetlememe, kendisi için istediğini vatandaşlar için istememe, milyonlarca göçmeni ülkeye alırken bunun ülke ekonomisine vereceği zararı hesaba katmamadır.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin en büyük sorunu her geçen gün artan işsizliktir. TÜİK tarafından açıklanan son istihdam verilerine göre işsizlik oranı yüzde 14 olarak gerçekleşmiş ve kayıt dışı istihdam oranı ise yüzde 36,1 seviyesine yükselmiştir. Genç işsizlik ise rekor kırarak yüzde 27,4'e ulaşmıştır. Taşı sıksa suyunu çıkaracak milyonlarca gencimiz işsiz, her 5 gençten 1'i işsiz, ülke ekonomisine çalışarak katkı sağlaması gereken gençlerimiz işsiz ve işsizlik SGK'de yaşanan açığı daha da arttırıyor.

SGK sisteminde yaşanan sorunların en önemli nedenlerinden biri de kaçak olarak ülkemize giriş yapan milyonlarca göçmenin durumudur. On milyonlarca lira bu göçmenler için direkt ödenirken SGK yoluyla da bir o kadar ödeme dolaylı olarak yapılmaktadır.

Ben, ülkemizde yaşayan düzensiz göçmenlerin sayısını ilgili kurumların da bildiğini düşünmüyorum. Bakın, Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere bizim dışımızdaki tüm devletler, hatta Arap devletleri bile kendi sosyal güvenlik sistemlerine vereceği zarar; toplumsal hayata, ekonomiye vereceği zarar nedeniyle göçmen kabul etmemek için her şeyi yapıyor. Bizim ise maşallahımız var; adamlar sınırlarımızdan elini kolunu sallaya sallaya ülkemize geliyor. Haydi, Suriyelileri anladık; bu kadar Afgan'ın, Iraklının, İranlının, Ürdünlünün, Libyalının, farklı ülkelerin vatandaşlarının bu kadar rahat giriş yapabilmeleri normal mi diye sormak istiyorum? Kendi vatandaşına sürekli kimlik kontrolü yapan güvenlik güçleri, yasa dışı yollarla ülkeye girenlere neredeyse hiçbir işlem yapmıyor.

Değerli arkadaşlar, SGK sistemi maalesef çöküyor; denetlenemediği için her yıl milyonlarca lira havaya gidiyor. Sayıştay tarafından hazırlanan denetim raporlarına yansıyan usulsüzlükler, denetim yetersizliğinden kaynaklanan hatalar SGK'nin düştüğü hâli gösteriyor. Aynı hastanın aynı gün içinde aynı hastanede 10 ayrı branşta muayene kaydı açabilmesinin izahı yoktur bu ülkede. Ancak asıl abes olan, Sosyal Güvenlik Kurumunun aynı gün 10 ayrı branşta yapılan muayenenin ödemesini yapmasıdır. SGK'de denetimsizlik öyle bir noktaya gelmiş ki baş ağrısıyla giriş yapan hastaya doğum yaptırılıyor ve doğumun parası alınıyor. SGK "üst solunum yolları enfeksiyonu" tanısı konulan hasta için sezaryenle doğum ödemesi de yapabiliyor; bu ödemeyi alanların da yapanların da yüce Türk adaleti önünde hesap vermesi gerekmektedir.

Aslında SGK sistemimizin çok da hakkını yemeyelim, hizmette sınır yok; dünya üzerinde ölülere bile sağlık hizmeti veren tek sosyal güvenlik kurumu maalesef bizim ki. 2018 yılında tam 411 kişiyi öldükten sonra muayene edip ilaç vermişler. SGK'miz de ölüleri muayene edip ilaç vererek tıp tarihine geçen bu hastanelerimize yaklaşık 1 milyon lira tutarında ödeme yapmış.

SGK, raporlu olduğu için iş göremezlik ödeneği verdiği doktorlara, raporlu oldukları dönemde ameliyat yaptığı için de ödeme yaparak bu alanda da önemli bir başarıya imza atmış. Hastane "Bu doktorlar hasta, iş yapamaz durumda. Sen SGK olarak buna iş göremezlik ödeneği veriver." diyor, sonra da o doktorun iş göremezlik parası aldığı dönemde ameliyat yaptığını iddia ederek "Ey SGK, bu doktorun ameliyatının parasını da ödeyiver." diyor ve SGK de bunu yiyor, yemekle de kalmıyor, çatır çatır bu paraları ödüyor. Kendi yatarak tedavi görürken aynı anda ameliyata giren doktorlarımız bile var. SGK bu yetenekli doktorların da hakkını ödüyor. Aynı gün içinde doktor hem ameliyat oluyor hem tedavi masrafını SGK'ye yüklüyor hem de doktorun yaptığı iddia edilen ameliyatın parası da bir güzel, hastaneye ödeniyor.

Asıl üzüntü verici olay ne biliyor musunuz? Tüm bu pespayelikler Sayıştay raporlarına yansıdığında bir an önce kendini dolandıranlar hakkında işlem yapması gereken SGK'nin Sayıştaycılara cevap vermeye çalışması... Bakın raporlara; adam, başı ağrıyana doğum yaptırıp para almış, SGK buna bahane arıyor.

Çok değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bir de EYT sorunu var bu ülkede. Sayın Cumhurbaşkanı ve partisi buna kapılarını kapatsalar da bu sorun var. Kafamızı gömerek hazırladığımız raporlarda sosyal güvenlik sisteminin en önemli sorunu olan aktif sigortalı ile pasif sigortalı arasında yaşanan dengesizliği yani emekli sayılarını göstererek bu sorunu yok sayamayız. Bizler zaten yok saymasına da izin vermeyiz. Biz erken yaşta emekliliği savunmuyoruz, biz bir yasa geçmişe dönük işletilemez diyoruz, bir kişi çalışma hayatına başladığı tarihte geçerli olan kurallara göre emekli olmalı diyoruz. Her şeyden önemlisi biz size, kendiniz için istediklerinizi vatandaşlarımız için de isteyin diyoruz.

İktidar partisinin çok değerli milletvekilleri, bir asgari ücretli bile hayatı boyunca devlete sizin yandaş müteahhitlerinizden çok daha fazla vergi ödüyor. EYT'liler, devletine, şehir hastaneleri yapan müteahhitlerden çok daha fazla vergi ödemiştir. Bir de bu insanlar emekli olunca aman aman bir para da almayacaklar, çoğunluğu açlık sınırının altında yaşayacak. Bakınız, 847 bin kişinin emekli aylığı 1.000 liranın altında, 248 bin kişinin aylığı 1.000 lira ile 1.100 lira arasında, 220 bin kişinin emekli aylığı ise 1.100 lira ile 1.200 lira arasında. Kısaca özetleyecek olursak toplam 1 milyon 315 bin emeklimiz 1.200 liranın altında maaş alıyor. TÜİK verilerine göre açlık sınırı 2.123 lira. Evet, devletin bir kurumu "Bu ülkede 2.123 lirayla yaşayacaksın, aç gezeceksin, aç yatacaksın, aç uyuyacaksın." diyor ama diğer bir kurum 1 milyon 315 bin emekliye bu sınırın yarısının altında maaş ödüyor.

Değinmek istediğim bir diğer konu, kayıt dışı istihdam ve çocuk işçiler. 5 milyonun üzerinde vatandaşımız kayıt dışı çalışmakta bu ülkede. Her 3 kişiden 1 işçimiz hiçbir sosyal güvencesi olmadan, hiçbir gelecek güvencesi olmadan insanlık dışı koşullarda çalışmakta. Kayıt dışı çalıştırılanların önemli bir kısmı, maalesef ki çocuklar. Artık ülkemizde 10-11 yaşında çalışan çocuk işçiler var. "Çıraklık" adı altında çocuklar çalıştırılıyor bu ülkede, her türlü kötü muameleye tabi tutuluyor ve çocuk işçi çalıştıran iş yerlerine maalesef hiçbir işlem yapılmıyor. Çocuklarımız bizim geleceğimiz, bizim umudumuz. Okuldan alınan, eğitim hayatı yarıda bıraktırılan çocuklar 25-30 yaşlarına geldiğinde bir ortaokul, bir lise diploması olmamasının sorunlarını yaşayacak, işe girmek istediğinde işe giremeyecek. Meslek liseleriyle ustalık gerektiren işlere çok yetenekli gençler kazandırabiliriz, bir yandan eğitimlerini alırken diğer yandan da insani koşullarda çalışarak tecrübe kazandırabiliriz. Çocukların köle gibi çalıştırılmasının önüne geçecek adımlar atabiliriz biz bu ülkede.

Cezaevlerimizde çok fazla çocuk var. Kimi annesinin cezası nedeniyle orada bulunuyor kimi ise kendi karıştığı bir suç nedeniyle. Türkiye'de 12-18 yaş aralığında 3.100 çocuk mahpus bulunuyor ve bunların çoğu ağır suçlarla bu hapishanelerde tanışıyor. Size soruyorum: Annesi cezaevinde olduğu için cezaevinde oynayarak büyümek zorunda kalan bir çocuğun psikolojisi nasıl olur? Bu çocuk toplum hayatına kazandırılabilir mi? Kundaktaki çocuk annesiyle birlikte cezaevine giriyor; bu, kabul edilemez.

Evet, bizim çocuklarımız çocuk yaşta çalışmak zorunda kalırken, annelerinin suçu nedeniyle cezaevinde büyümek zorunda kalırken yasa dışı yollarla ülkeye gelen göçmenler için bütçeden on milyarlarca lira para ayrılıyor. Peki, bu yetiyor mu? Yetmiyor. Artık, bir de mendil satan Suriyeli çocuklarımız var. Sokaklarda, toplu taşıma araçlarında, yol kenarında kimi vatandaşlara mendil satmaya çalışıyor, kimi de onu dayatmadan direkt para istiyor. Bu çocukların bu sokaklarda çalışması hem vicdanen yanlıştır hem de toplum sağlığı açısından zararlıdır. Bunun ülkeye getirdiği ekonomik boyut ve çocukların cinsel istismara uğradığı boyutların sizler tarafından düşünülmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Bu çocukların rehabilite edilmeleri, ülkelerine geri döndüklerinde kendilerine hayat kurabilmeleri için sokaklardan alınması gerekmektedir.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bütçesine baktığımızda yine kadının adı yok. Kadınların sosyal ve ekonomik hayatın daha fazla içinde yer almaları için gerekli bütçelerin ayrılmadığını görüyoruz. Kadına şiddeti kanıksadığımız, normalleştirdiğimiz bugünlerde kadınların korunması, kendi ayakları üzerinde durması için bütçeden daha fazla pay elde edilebilirdi. Sadece baş ağrısı teşhisiyle doğum yaptıran hastanelere yapılan ödemeler kadınlar için harcansa binlerce kadınımız kendine iş imkânı kurabilirdi.

Bir yandan kadına yönelik şiddetin her türlüsünü en ağır şekilde cezalandıracak kanunları çıkarırken diğer yandan da şiddete maruz kalan kadınlara kendilerine yeni bir hayat kurmalarını sağlayacak ekonomik destekleri vermeliyiz. Kadınların kendi aralarında kooperatifler kurmaları özendirilmeli ancak bununla kalınmamalı, Türkiye Büyük Millet Meclisinden başlayarak devletimizin birçok kurumu mal ve hizmet alımını bu kooperatiflerden alarak bu kadınlara destekte bulunmalıdır.

Kadınların istihdamında yaşanan sorunlar ise gittikçe artıyor. 100 genç kadından 33'ü işsiz, iş bulanlar ise her türlü sorunu yaşıyor.

Çocuklarımızı, kadınlarımızı, emeklilerimizi korumak zorundayız. 2018'de 15 yaşından küçük 167 çocuk doğum yaptı bu ülkede, 15-17 yaş grubunda ise 11.636 çocuk anne oldu. Daha oyuncak bebekle oynaması gereken yaşta olan çocuklar kendisi anne oldu ama bununla mücadele etmesi gerekenler bırakın kanun çıkarmayı ses bile çıkarmıyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşmamın sonunda sağlıkta yaşanan bir konuya daha değinmek istiyorum. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) 2009 yılından bu yana güncellenmiyor. Sayıştay raporlarında bölgem olan Akdeniz Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinin yalnızca bir yıllık döner sermaye gelir ve gider farkı 150 milyon lirayı aşmış durumda. Diğer üniversite hastanelerinin de ameliyat yapamayacak, eksik kadrolarına personel temin edemeyecek, hatta A4 kâğıdı alamayacak seviyede perişan duruma düştükleri bilinmekte. Devamlı artan enflasyon ve ülkenin genel ekonomik problemleri karşısında mali direnme kabiliyetini kaybeden üniversite hastaneleri mal ve hizmet temininde zorlanarak sağlık hizmetini veremeyecek duruma gelmiştir. Sağlık Uygulama Tebliği mali yapıdaki bozukluğun en önemli sebebidir. Sağlık Uygulama Tebliği'nde belirlenen fiyatlarda on yılı aşkın bir süredir artış yapılmadığı için giderler artarken gelirler aynı kalmaktadır.

Tıbbi cihaz ve malzeme temininde yaşanan türlü zorluklar, hastanelerle iş yapan özel sektör temsilcilerin durumunu da zorlaştırmaktadır. SGK'nin patronajı altında hayatta kalma mücadelesi veren üniversite hastaneleri, ödemeleri düzensiz yapılan şirketlerce fahiş rakamlı ihale şartları dayatılarak ayrıca yıpratılmaktadır. Üniversite hastanelerinde sağlık ve eğitim hizmetlerinin kusursuz yerine getirilmesi de Türkiye tıbbının dünyada hak ettiği yeri elde etmesi de SUT fiyatlarının başta, komplike ve özellik arz eden tedavi hizmetlerinin maliyetlerini kapsayacak şekilde revize edilmesine bağlıdır.

Son olarak yıllardan beri dokunulmayan 2013 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nin 3.3.3.A maddesinin (5)'inci fıkrasında "Gözlük camı ve çerçevelerinin yenilenme süresi 3 yıldır. Ancak, görme bozukluğunda 0,5 diyoptrilik değişiklik olması halinde gözlük camı süresinden önce yenilenebilir." hükmü yer almaktadır. Lütfen, burayı... Mesleğimden dolayı optisyen arkadaşlarım özellikle bana ilettiler, seslerini duyuramadıklarını söylediler. Çerçeve hak ediş süresinin üç seneden iki seneye indirilmesi vatandaşlarımıza daha iyi sağlık hizmeti sunumuna imkân verme fırsatı yaratacaktır. Çerçeve hak ediş süresinin 14 yaşına kadar olan çocuklarda bir yıla indirilerek bürokratik işlemlerin zorluklarının ortadan kaldırılması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen Sayın Vural Çokal.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) - 2011 yılından beri gözlük cam ve çerçeve bedellerine zam yapılmamıştır. İthal çerçeve için 35 lira, yerli çerçeve için 40 lira, cam için ortalama 10-15 lira ödenmektedir. Enflasyon ve döviz artışları sebebiyle optisyenlik müesseselerinin hizmet ve işçilik maliyetleri arttığı gibi, girdi maliyetleri de katlanarak artmıştır. Kurumunuz yılda 6,5 milyon gözlük satın almakta ve Kurumunuz sigortalılarına üç yılda bir ödeme yapmaktadır. Sağlık harcamaları içerisinde gözlük için ödenen bedel yıllık yüzde 0,4'ten az olup 350 milyon lira civarındadır. 2050 yılında dünyanın yarısının miyop olacağını düşünürsek insanlar sağlık açısından gözlük harcamalarına çok büyük bir bütçe ayırmak durumunda kalacaktır. 2011 yılından bu yana Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından cam, çerçeve, işçilik hizmeti fiyatlarında, meslek hakkı bedellerinde kamu imkânları da gözetilerek bir iyileştirme yapılmamıştır deyip Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)