Konu:TÜRK SPORUNDAKİ DOPİNG OLAYLARININ ENGELLENMESİNDE YETERSİZ KALDIĞI VE ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEDİĞİ İDDİASIYLA GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/29)
Yasama Yılı:4
Birleşim:21
Tarih:26/11/2013


TÜRK SPORUNDAKİ DOPİNG OLAYLARININ ENGELLENMESİNDE YETERSİZ KALDIĞI VE ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEDİĞİ İDDİASIYLA GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/29)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Suat Kılıç hakkında gensorunun açılmasına ilişkin verilen önerge üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, çok değil daha birkaç hafta önce, 5 Kasım tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan tüm partilerin vermiş olduğu önergeler doğrultusunda, Türk sporunda yaşanan doping sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Komisyonun kurulmasına karar vermiştik. O gün yapılan görüşmelerde tüm siyasi parti milletvekillerimiz gruplar adına düşüncelerini ifade ettiler. Konunun Türk sporunun önemli sorunlarından biri olduğu konusunda tüm siyasi parti grupları hemfikir oldu. "Bu konuyu enine boyuna konuşalım, alınması gereken önlemleri beraberce belirleyelim." dedik ve oy birliğiyle bu Komisyonu kurduk. Kurulan Komisyon, konuyla ilgili çalışmalarını yaparak Türkiye Büyük Millet Meclisine raporunu sunacak ve inanıyorum ki spor dünyamızın üzerinden doping gölgesinin kaldırılmasına yönelik tedbirlerin alınması için önemli çalışmalar yapacaktır.

Peki, aradan bu kadar kısa bir süre geçmesine rağmen, verilen bu gensoru önergesinin amacı nedir? Belirtilen gerekçeye bakıyoruz: Gençlik ve Spor Bakanımızın kamuoyunda "Sporda başarılıyız." algısı yaratma ve bu algıyı siyasi iktidara tahvil etme isteği sporculara cesaret vermekteymiş. Peki, yaptıklarımızı anlatmayalım mı? Gensoru gerekçesini böyle söylüyorsunuz ama işin aslı şu: Asıl sizi rahatsız eden konu, AK PARTİ hükûmetleri ve Sayın Gençlik ve Spor Bakanımız Suat Kılıç ile elde edilen başarılarımız. Toplum tarafından bu gerçeklerin görülüyor olması, takdir ediliyor olması, hizmetlerimiz karşılığında milletimizin Hükûmetimize karşı olan teveccühünün, takdirinin de artarak devam ediyor olması, sizi rahatsız eden bu. Önümüzde, yapmamız gereken o kadar yasama çalışması beklerken gündemin bu şekilde meşgul edilmesinin nedeni bu. Ancak biz bundan rahatsız olmuyoruz. Bize bir kere daha gerçekleri anlatma fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür etmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, Anayasa'mızın 59'uncu maddesinde devletin her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirler alacağı, sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği ve başarılı sporcuyu koruyacağı hüküm altına alınmıştır. Anayasa'nın verdiği bu sorumluluk içerisinde, sporun bir yaşam tarzı hâline getirilerek toplumun tüm katmanlarında yaygınlaştırılması, farklı spor dallarının gelişmesinin sağlanması ve uluslararası yarışmalarda başarılı olacak sporcuların yetiştirilmesi ve korunması çalışmalarını yürütüyoruz. Ülkemizin son yıllarda sportif alanda kazandığı başarılar, tesis sayısındaki artış ve düzenlediği başarılı uluslararası spor organizasyonlarıyla büyük mesafeler kat edildi. 1 altın olimpiyat madalyası yerine 1 milyon gencin spor yapması çok daha anlamlı bir durum yaratır diye düşünüyorum.

Bakanlığımızın bu alandaki çalışmalarından da kısaca bahsetmek isterim. Spora başlama yaşında bulunan çocuklarımızın eğitim ve öğretimlerini aksatmadan elit sporcu olarak yetişmelerini sağlamak amacıyla kurulmuş olan spor okullarında, 7 branşta toplam 1.500 sporcu öğrenciye hizmet veriliyor. Bakanlığımızın bu çalışmaları sonucunda 2011 yılında 2 milyon 888 bin olan lisanslı sporcu sayısı bu yıl 4 milyon 687 bine ulaşmıştır. Antrenör sayımız 2003 yılında 20 bin civarında iken bu rakam 150 bini aşmıştır. Türk sporuna ve spor kulüplerine sporcu kaynağı sağlamak amacıyla 81 vilayette, il spor merkezlerinde 2011 yılında 444 bin çocuk ve genç çeşitli spor dallarında spor yapma imkânına kavuşmuştur. Bu rakam, 2013 yılı itibarıyla da 833 bin gencimiz şeklinde gerçekleşmiş olacaktır.

Hâlihazırda Bakanlığımız bünyesinde bulunan gençlik merkezi sayısı 171'dir. Yatırım programında 155 gençlik merkezi daha bulunmaktadır. Bakanlığımız kurulduğunda 65 bin olan gençlik merkezleri üye sayısı, yapılan proje ve faaliyetler neticesinde 420 binlere kadar ulaşmıştır.

Üniversite gençliğimizin spora teşvik edilmesi amacıyla başlatılan ÜNİLİG'de basketbol, voleybol, masa tenisi, salon futbolu, korumalı futbol, buz hokeyi, ragbi ve tenis olmak üzere 9 spor dalında faaliyetler yapılıyor, henüz ikinci yılında olmasına rağmen yoğun ilgi görüyor. ÜNİLİG 2013-2014 sezonunda 6.124 sporcunun katılımıyla en çok katılımlı lig olma yolunda hızla ilerliyor.

Bakın, size Bakanlığımızın 2014 yılı bütçesiyle ilgili çarpıcı birkaç rakam da vermek istiyorum: Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü için öngörülen 2014 yılı bütçe ödeneği toplam 5 milyar 862 milyon 584 bin liradır. Bu rakam 2002 yılında sadece 494 milyon liraydı. Gene Spor Genel Müdürlüğü için 2014 yılı bütçe ödeneği toplamı 920 milyon 744 bin liradır. 2002 yılında ise bu rakam sadece 86 milyon liraydı.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda yapılan yeniliklerle -nasıl göz ardı edersiniz- 2002 yılında 451.550 öğrenciye öğrenim kredisi verilirken 2013 yılında toplam 1 milyon 304 bin öğrenciye burs veya öğrenim kredisi veriliyor. Katkı kredisini kaldırdık. Öğrencilerimize ödenen kredi miktarı artırıldı. 2002 yılında öğrencilere ödenen kredi miktarı sadece 45 lirayken 2012 yılında bu miktar 260 liraya yükseldi.

Yurtlarda ise 2002 yılında 77 il, 59 ilçede 193 yurtta 188 bin yatak kapasitesi var iken 2012 yılında 81 il, 138 ilçede ve yurt dışında da 1 adet olmak üzere toplam 344 yurtta 308 bin kapasiteyle hizmet verilmeye başlandı. 2013 yılında, spor tesisleri yatırımları için 295 milyon 333 bin liralık başlangıç ödeneği tahsis edildi, yıl içinde revizeyle birlikte 501 milyon 503 bin lira ödeneğe ulaşıldı.

Cumhuriyet tarihinin en büyük spor yatırımı olarak nitelendirilen yatırımlar kapsamında, 25 adet stat inşası içinde olmak üzere toplam 789 spor tesisi inşaatı bulunuyor. Çeşitli illerde farklı projelerle 48 yüzme havuzu, 267 sentetik futbol sahası, 155 gençlik merkezi, 193 spor salonu, 21 atletizm pisti ve 80 tane diğer spor tesislerinden 213 adedi Sayın Başbakanımız tarafından geçtiğimiz günlerde toplu açılışla ülkemize kazandırıldı. Diğerlerinin de yapımı ya da projeleri devam ediyor.

Bakanlığımızın önemli projelerinden birisi, spor alanında gelişmiş ülkelerin tamamında bulunan olimpiyat enstitüsünün ülkemizde kurulmasıdır. Bakanlığımız ile Hacettepe Üniversitesi arasında yaklaşık 200 milyon TL maliyeti olan olimpiyat enstitüsü kurulması yönünde mutabakata varılmıştır. Bunlardan çok daha iyisini biz Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsünde Türk sporcusunun hizmetine sunmak üzere harekete geçirdik.

Gene, 2013 yılında ülkemiz Mersin 2013 XVII. Akdeniz Oyunları, 2013 WTA Tenis Kadınlar Şampiyonlar Ligi, 2013 Dünya Okçuluk Şampiyonası, U-20 Futbol Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara başarıyla ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan, Mersin'de gerçekleşen Akdeniz Oyunları, altı yıl önce Yunanistan'a verilmiş, ancak oyunlara iki yıl kala yaşadığı ekonomik krizi bahane ederek iade edilmişti. Türkiye olarak devreye girdik. Kısa süre içerisinde, bir buçuk yıl içerisinde sıfırdan 14 tesis yapıldı, 30 tesis yenilendi. Yaklaşık 500 milyon liralık bütçeyle girildi. Mükemmel bir organizasyon ile ülkemize büyük bir prestij kazandırıldı ve sportif anlamda tarihî başarılara imza atıldı. Oyunlar tarihinde ilk defa 2'nci olduk. Tarihimizin en yüksek sayıda madalyası ve altın madalyasını aldık. XVII. Akdeniz Oyunları toplamında İspanya'yı geçerek 4'üncü sıradan 3'üncü sıraya yerleştik.

Bizim başarı öykümüz budur. Daha önceki dönemlerde sizlerin de içinde yer aldığı hükûmetlerde sporda hangi başarı öyküleriniz varsa buyurun sizleri de dinleyelim.

Sayın milletvekilleri, doping tarih boyunca olagelmiştir, olacaktır da. Doping, sportif rekabet yerine, adil olmayan, hile içeren, rakiplerini dolandırarak ekarte etmeye dönük girişimlerdir; kabul edilemez, hiledir, sporla, centilmenlikle ilişkisi yoktur.

Spor dediğimiz konu bir yarışma gibi algılanıyor genellikle ama aslında spor, yarışmanın çok ötesinde bir yaşam şekli. Spor yapan kişi herkes için aynı derecede geçerli kurallara göre yarışıyor. Bu kuralların temel nedeni eşitliktir, yarışan kişiler arası haksız rekabet olmamasıdır; bu, aslında spor kültürünün çok temelini oluşturuyor ve aslında bu eşit yarışmayı topluma örneklemek mümkün. Bunu toplumda bireylerin eşit koşullarda yaşaması, birbirine saygı göstermesi, haklara saygı göstermesi gibi de düşünebiliriz. Spordaki başarı kişinin kendi gücünü antrenmanla ortaya çıkarması ve en iyi noktaya ulaşması zemininde düşünülür ve çok uzun süreler yapılan antrenmanlar sonucunda bir dereceye ulaşılır. Herkes bilir ki, kendi kapasitesiyle buraya ulaşması gerekmektedir. Ulaşamadığı zaman ulaşan kişiye saygı göstermeli, ulaşamayan kişi de o zaman saygı görür, o zaman alkışlanır.

Spor kendini geliştirmedir; başkasıyla savaşmak, başkalarıyla mücadele etmek, ondan üstün gelmeyi istemek değildir. Siz kendinizi geliştirdiğinizde doğal olarak ortaya çıkan bir sonuçtur. Spor, hem beden olarak hem ruhsal olarak hem de sosyal olarak kendini geliştirmektir. Durum böyle olunca bir başkasının önüne geçmek için ödüller kazanmak, prestij kazanmak için bazı maddeler kullanmak ve o yöntemleri uygulamak doping anlamına geliyor; o yüzden doping, bu mutabakatı bozar, bu kuralları bozar, haksız olarak başkasının önüne geçmeye yol açar. Mutluluğun bir hapla başarılabileceği düşüncesi, insandaki mücadele ve mukavemet azmini törpülüyor, böylece bir hapla mutlu olunsa bile geride anlatılacak bir öykü kalmıyor, "Bunu ben kendi gayretimle başardım:" denilebilecek bir anlatı oluşmuyor ama diğer önemli bir konu da, kullanılan maddeler sağlığı tehdit ediyor.

Doping maddeleri içerisinde en sık kullanılan anabolik steroidler ve uyarıcılar olmak üzere iki temel grup var, daha pek çok madde, ilaç ve yöntem de mevcut. Anabolikler kuvvet artışı sağladığı için kuvvet isteyen dallarda, uyarıcılar ise patlayıcı güç gerektiren birtakım spor dallarında kullanılıyor. Ayrıca, bu maddeler antrenman kapasitelerini de artırıyor. Sporcunun doping maddelerini kullanıp kullanmadığı sporcudan alınan idrar ve kan örneklerinin laboratuvar analizleri sonucunda ortaya çıkıyor. Eğer sporcu doping maddeleri kullanmışsa sporcunun idrarında veya kanında doğrudan doping maddesi ya da metabolitleri tespit edilebiliyor. Bütün sporcuların idrar ve kan örneklerini alıp incelemek maliyetli olacağı için analizler "örnekleme" denilen bir yöntem ile yapılıyor. Örnekleme sisteminde, dereceye giren sporcular arasından rastgele seçilmiş olanlara, bazen de dereceleri çok hızlı gelişim gösterenlere de analizler yapılıyor. Ancak, daha önce doping maddesi kullandığı tespit edilmiş sporcusu veya antrenörü olan ülkeler kırmızı listeye alınıyor, onların örnekleri daha detaylı inceleniyor. Ayrıca, Bakanlığımız tarafından biyolojik pasaport çalışmalarına da başlanıldı. Burada sporcunun geçmişteki tüm analizleri, tahlilleri, fizyolojik kapasiteleri kayıt altına alınacak. Analizlerde doping maddesi tespit edilmediği hâlde biyolojik pasaportta büyük değişimlerden dolayı elenen, dünyada, örnekler ve isimler de var.

Kullanılan maddelerin sağlığı tehdit ettikleri çok iyi biliniyor. Bunlar daha önceki konuşmalarda defalarca zikredildiği için ben tekrar zikretmiyorum. Ancak, bunların bir kısmı kısa veya uzun vadede ölüm riskiyle sonuçlanan bazı sonuçlara kadar yol açabiliyor. Yirmi yıl önce doping etkisi olduğu düşünülen, listeye alınan maddeler listelerden de çıkarıldı. Örneğin, tansiyon düşürücü ilaçlar olan beta blokerler eskiden bazı federasyonlarda listeydi ama şu anda bunlar çıkarıldı. Bazen de zamanında örnekleri temiz çıkan sporcularda seneler sonra doping maddelerine rastlanabiliyor. Analiz yöntemleri hızla gelişiyor ve belki bizim "hakkıyla şampiyon" dediğimiz bir isim on sene sonra karşımıza dopingli bir sporcu olarak da çıkma riskine sahip olabiliyor.

Sporcu doping skandallarının günah keçisi durumunda ama bu, muhakkak bir başkasının katkısıyla yapılıyordur. İlacı birisi buluyor, antrenöre empoze ediyor, yöneticisi göz yumuyordur. Bütün bunları hep birlikte değerlendirmek lazım.

Değerli milletvekilleri, Bakanlığımızca bu yönde ciddi çalışmalar var, kısaca onlardan da bahsetmek isterim.

Sporcuları yasaklı madde kullanımına sevk eden en önemli etkenlerden biri de Ödül Yönetmeliği'ndeki ödüllerin yüksekliği olduğu, yönetmelikteki ödüllerin yüksek olmasından kaynaklı, sporcularda önemli bir motivasyon oluşmuş olduğu ve yasaklı madde kullanma açısından da bir etken olduğu görüldü. Bundan dolayı dopingin faktörlerinden birisi olarak gösterilen Ödül Yönetmeliği'nde ödülleri yarı yarıya indirdik. Olimpiyatta altın madalya alan bir sporcunun... Ani ölümlere yol açabilmesi, ileride sorun çıkarabildiğini biliyoruz. Dolayısıyla dopingle de mutlaka savaşmak gerekiyor. Yönetmeliklerimizde ödülü 2 bin tam cumhuriyet altın iken altın ödülü bine indi. Gene gümüş ödüllerinde de benzer indirimler yapıldı.

Dopingli madde kullanan sporcuların yanında antrenörlerinin de aynı şekilde cezalandırılması yönünde yönetmelik değişikliği yapıldı. Bu şekilde doping kurallarını ihlal eden sporcuların antrenörlerinin antrenörlük belgelerinin iptal edilmesi sağlandı.

Dopingle mücadelede hızlı bir şekilde sonuç alınabilmesi amacıyla, federasyon disiplin kurullarının bu tür soruşturmaları üç ay içinde tamamlaması yönünde yönetmelik değişikliği yapıldı.

Sporcu ve antrenörlerinin yasaklı maddelerin neler olduğu ve kullanımı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı da gözlendi. Hâlbuki, sporcu, vücuduna giren bir maddeden birinci derecede sorumludur. Mesela piyasada satılan basit ağrı kesicilerin içerisinde uyarıcı nitelikte maddeler de bulunabiliyor. Sporcu, hiçbir şekilde "Bana verdiklerinin ne olduğunu bilmiyordum." gibi gerekçelerin arkasına sığınamaz. Bu bilgisizlik de kötü niyetli ya da bu işi gelir kapısı olarak gören kişilerin, yasaklı maddeleri istediği gibi pazarlamasına imkân veriyordu. Bu eksikliği gidermek için biraz evvel bahsettiğim olimpiyat enstitüsünün kurulmasıyla ilgili çalışmalar devam etti.

Özel Beden Eğitimi ve Spor Tesisleri Yönetmeliği hükümlerine tabi vücut geliştirme, fitness salonlarından çok rahatlıkla yasaklı maddelerin temin edilebildiğinin bildirilmesi üzerine valiliklerden bu hususta gerekli hassasiyetin gösterilmesi ve ilaçların satışlarının da engellenmesi istenmiştir.

Bakanlığımızca antrenör ve sporcuların eğitim çalışmalarına hız verilmiştir.

Yapılan soruşturma sonucunda sporcuların doping içeren maddeler kullananlardan olanları yasal işlemler ve disiplin cezalarına tabi tutulmuştur.

Bir diğer önemli gelişme ise Sağlık Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından ortaklaşa yürütülen ve İstanbul'da kurulması planlanan sporcu sağlığı merkezidir. Bu merkezde, spor hekimliği kliniklerinde toplumda bireylerin sağlığının korunması ve geliştirilmesi için fiziksel aktiviteye katılımın arttırılması hedeflenecektir.

Değerli milletvekilleri, UNESCO tarafından hazırlanan Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme 2007 yılında Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Türkiye Dopingle Mücadele Talimatı 2011 yılında gene ajans tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Spor Genel Müdürlüğü ve Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi arasında 2011 yılında imzalanan protokol uyarınca, Türkiye'de dopingle mücadeleyi kurumsallaştırarak etkin bir şekilde yürütmek amacıyla Dopingle Mücadele Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyon, 2020 Olimpiyat Oyunları'na aday olabilmek için dopingle mücadele kurallarına uyumlu, konulması gerekli ön koşulları yerine getirmiştir. Bu komisyonda, dopingle mücadele konusunda uluslararası deneyime sahip, konularının uzmanı bilim insanları görev yapmaktadır.

Bu gelişmeler uyarınca, 2011 yılında yapılan WADA kurucular toplantısında Türkiye, dünya dopingle mücadele kurallarına daha önce uyumsuzken uyumlu ülkeler listesine alınmıştır. Böylece, Millî Olimpiyat Komitesi Dopingle Mücadele Komisyonu olimpiyat oyunlarına aday olabilme koşulu olan, mücadele kurallarına yüzde yüz uyumlu bağımsız bir mücadele kuruluşu olarak WADA'nın da onayını almıştır.

Değerli milletvekilleri, Millî Olimpiyat Komitemiz, Dopingle Mücadele Komisyonumuz 2013 yılında da ulusal bazda 648 müsabaka içi ve müsabaka dışı doping kontrol örneği almıştır. Bu komisyon çalışmaları için Bakanlığımızca bugüne kadar 2 milyon TL kaynak aktarılmıştır. 2013 yılında Türkiye Atletizm Federasyonu sporcularından alınan örneklerden 45'inde, Türkiye Halter Federasyonundan alınan örneklerden 34'ünde, Vücut Geliştirme Fitness Federasyonu sporcularından 8'inde, Güreş Federasyonundan 2'sinde ve Taekwondo Federasyonu sporcularından alınan örneklerden 1'inde bir ya da birden fazla yasaklı madde saptanmıştır. Doping kontrol örneklerinde yasaklı madde saptanan sporcularla ilgili disiplin süreçleri talimatları uyarınca ulusal federasyonları takip etmiş ve öngörülen cezalar verilmiştir.

Ayrıca, ülkemizde kurulan Hacettepe Üniversitesindeki Türkiye Doping Kontrol Merkezi şu anda faaliyetlerine devam etmektedir. Bir ara, akreditasyonu kaybolan bu merkezimizin şu anda tekrar akredite olmasıyla ilgili çalışmalar son aşamaya gelmiş ve Bakanlığımız 500 bin lira da bu noktaya kaynak aktarmıştır.

Bütün bunlardan sonra, Gençlik ve Spor Bakanlığımız dopinge karşı etkin ve kararlı mücadelesini sürdürmektedir. Sayın Bakanımız daha önce yaptığı konuşmalarda da mesajlarını açık olarak vermiş; federasyon ise federasyon, yöneticiyse yönetici, antrenör ise antrenör, sporcu ise sporcu hiçbir tolerans gösterilmeyeceğini açık olarak vurgulamıştır. Doping sayısındaki artış dopingin yapılma oranlarındaki artışıyla ilgili değil, bu, kararlı mücadele ile tespit sayılarındaki artıştan kaynaklanmaktadır; takdir edilmesi gereken bir konudur. Kurulmuş olan komisyon ile de alınması geren ek önlemler yol haritamız olacaktır.

Bu düşüncelerle gensoruya ret cevabı vereceğimizi belirtiyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)